İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm
İkinci BölümBaşvuru No: 2014/11925Tarih: 12 Haziran 2018

S.ç. Başvurusu (B. No: 2014/11925)

Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

GİZLİLİK TALEBİ KABUL

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

S.Ç. BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2014/11925)

Karar Tarihi: 12/6/2018

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, ölüm olayı hakkında yürütülen ceza soruşturmasının etkisizliği

nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 17/7/2014 tarihinde

yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla bir örneği temin edilen Pervari

Cumhuriyet Başsavcılığının (Cumhuriyet Başsavcılığı) 2014/221 Sor. sayılı soruşturma dosyası çerçevesinde ilgili olaylar özetle

şöyledir:

8. Siirt ili Pervari ilçesindeki Ekindüzü

Jandarma Karakoluna (Karakol) 11/4/1990 tarihinde saat

06.55 sıralarında gelen iki çocuk, Tosuntarla köyünün

Örtülü mezrasına gelen terör örgütü mensuplarının iki evi yakıp yedi kişiyi

kaçırdığını söylemiştir. Bir süre sonra Karakola gelen başka iki çocuk ise

kaçırılan kişilerin öldürüldüğünü beyan etmiştir.

9. Aynı gün saat 07.30 sıralarında olay yerine gelen kolluk

görevlileri yedi cesetle karşılaşmıştır. Olay yerinin emniyetini sağlayan

kolluk görevlileri söz konusu cesetlerin O.Ç., Ö.Ç.,

A.Ç., S.Ç., E.Ç., C.Ç. ve Al. Ç.ye ait olduğunu tespit etmişlerdir. Başvurucu, O.Ç.nin torunu, Ö.Ç.nin oğlu, S.Ç., C.Ç. ve E.Ç.nin yeğenidir.

İddiaya göre başvurucu, Al. Ç.nin amcasının oğludur.

A. Olayla İlgili Ceza

Soruşturması

10. Cumhuriyet Başsavcılığı olay hakkında resen soruşturma

başlatmıştır.

11. Olay yerini inceleyen kolluk görevlileri; Al. Ç. dışındaki

kişilerin ateşli silahlar ile kafalarından vurulduğunu, Ö.Ç.,

S.Ç., C.Ç. ve A.Ç. ile Al. Ç.nin sırtüstü,

diğerlerinin ise yüzüstü vaziyette yerde yattıklarını, olay yerinde 25 adet boş

kovan bulunduğunu, O.Ç.nin başucuna üzerinde "Sen halkına ve yurduna ihanet ettin. Bizzat

buna devam ettirdin ve bir yoldaşın şehit olmasında da bizzat rol aldın.

Kürdistan halk cephesi bağımsızlık mahkemesi tarafından yargılandın ve idama

mahkûm edildin. E... bağımsızlık mahkemesi infaz savcılığı 10/4/1990"

ifadeleri yazılı bir not kâğıdı bırakıldığını tespit etmiştir.

12. Kolluk görevlilerince olay yerinin krokisi çizilmiştir.

13. Kolluk görevlileri tarafından M.B.,

S.Ç., H.Ç. ve başvurucunun annesi H.Ç.nin ifadeleri

alınmıştır.

i. M.B. ifadesinde; A.D.nin evinde

otururlarken saat 18.30-19.00 sıralarında köpeklerin havladığını, dışarı

çıktığında otomatik silahlı beş teröristle karşılaştığını, teröristlerin

sayısının altmış kadar olduğunu, teröristlerin O.Ç.nin

evini sorup kendisini ve A.D.nin evindekileri O.Ç.nin evine götürdüklerini, O.Ç.nin

evine girerken A.D. ve Ce.Ç. isimli kişilerin O.Ç.nin evinin kilerine saklandığını, O.Ç.nin

evinde Ö.Ç., Al. Ç., S.Ç. ve E.Ç.nin olduğunu, daha sonra eve kadın ve çocukların

geldiğini, teröristlerin bir buçuk saat kadar konuştuklarını, otuz beş

yaşlarında orta boylu ve esmer olup Mardin şivesiyle konuşan Agit kod isimli teröristin Ö.Ç.den

bir tabanca istediğini, Ö.Ç.nin tabancasının

olmadığını söylemesi üzerine Agit'in "Zaten siz terör örgütüne bir ekmek ve mermi

bile vermediniz. Akmeşe çatışmasında da devlete yardım

ettiniz." şeklinde sözler söylediğini,

teröristlerin kadınları başka bir yere götürdüklerini ve kapıyı

kilitlediklerini, otuz yaşlarında uzun boylu ve esmer olup kekeleyerek konuşan

Salman kod isimli kişiyle Agit'in bir şeyler

konuştuğunu, daha sonra Salman'ın bir süre dışarıda kalıp tekrar odaya

geldiğini ve Salman'ın dışarıdayken Ö.Ç.nin evini

yaktığını düşündüğünü söylemiştir. İfadesine devam eden

M.B., Agit'in kendilerini

çeşmenin bulunduğu yere doğru götürdüğünü, teröristlerden mezrada kalan bir

grubun O.Ç.nin evini yaktığını, 24 yaşlarında orta

boylu ve beyaz tenli olup Şırnak şivesi ile konuşan Sait kod adlı kişiyle Agit'in bir şeyler konuştuğunu, Sait'in kendisinden

mezradan ekmek getirmesini istediğini, mezraya girdiğinde Ö.Ç.nin

evinden alevler çıktığını gördüğünü, kadınların bağrışma seslerini duyduğunu, o

esnada iki kez seri atış sesi geldiğini, kadın ve çocukların bulunduğu yerin

kapısını açtığını, daha sonra mezarlıkta saklandıklarını, yarım saat kadar

sonra O.Ç.nin evindeki yangını söndürmeye

çalıştığını, saat 05.30 sıralarında A.D. ile Ce.Ç.yi

yardıma gönderdiğini, silah seslerinin geldiği tarafa gittiklerini ve yedi

kişinin öldürüldüğünü görmeleri üzerine iki kız çocuğunu da yardım çağırmaya

gönderdiğini beyan etmiştir.

ii. O.Ç.nin karısı olduğunu beyan eden

tanık S.Ç., saat 18.30 sıralarında oğlu C.Ç.nin dışarı çıktığını, duyduğuna göre birilerinin oğlunu

çağırıp "Bu sene askere gideceksin.

Niye bize katılmıyorsun?" dediğini, bu kişilerin kadın ve

çocukları kendi evlerinde topladığını, daha sonra kadın ve çocukların M.Ç.nin evine kilitlendiğini,

çabalasalar da açamadıkları kapıyı sonradan M.B.nin

açtığını, dışarı çıkarlarken silah sesleri duyduklarını, yarım saat kadar

mezarlıkta saklanıp mezraya gittiklerini, kendi evi ile Ö.Ç.nin

evini yanarken gördüklerini, gelinin altınları ile teybin götürüldüğünü fark

ettiklerini ve silah sesinin geldiği yere gittiklerinde yedi cesetle karşılaştıklarını

söylemiştir.

iii. Tanık H.Ç. ifadesinde, O.Ç.nin

amcası olduğunu, 20/12/1980 tarihinde Akmeşe köyünde amcasının oğlu M.Ç.nin öldürüldüğünü, bu nedenle

oluşan kan davasının bir süre sonra sona erdiğini, kışın başsağlığı için Akmeşe

köyüne gittiğinde köy muhtarı H.Y.nin kendisini

tehdit ettiğini, muhtarın amcasının oğlu olan R.K.nin

terör örgütüne yardımdan ceza infaz kurumunda bulunduğunu, büyük olasılıkla H.Y.nin O.Ç.yi terör örgütüne

çekiştirdiğini ifade etmiştir.

iv. Ö.Ç.nin eşi H.Ç. iseyemek yerken terörsitlerin

evlerine geldiğini, bir süre sonra teröristlerin S.Ç.yi

de evlerine getirdiklerini, daha sonra teröristlerin evde bulunanlarıO.Ç.nin evine götürdüklerini, teröristlerin

neden terör örgütüne yardım etmediklerini sorduklarını, O.Ç. ile Agit kod adlı teröristin konuştuğunu, O.Ç.nin

"Siz yardım edebileceğimizi nereden

biliyorsunuz?" demesi üzerine Agit'in

"Akmeşe'nin muhtarından tut çocuklarına

kadar haberi var." dediğini, daha sonra kadın ve çocukların M.Ç.nin evine kilitlendiğini, kapıyı M.B.nin

açtığını, dışarı çıkarken silah sesleri duyduklarını, o esnada evinden

alevlerinin yükseldiğini, kadın ve çocukların mezarlığa saklandığını ve

sabahleyin silah seslerinin geldiği yere gittiklerinde cesetlerle

karşılaştıklarını söylemiştir.

14. Ölü muayene ve otopsi işlemi 11/4/1990

tarihinde, saat 10.15 sıralarında Cumhuriyet savcısı huzurunda bir hekim

tarafından yapılmıştır. İşlem sırasında cesetleri M.B. teşhis etmiştir. Yapılan

işlemde tespit edilen hususlar ise şöyledir:

i. O.Ç.nin

yüz kısmı, A.Ç.nin ise yüz ve baş kısmı ezici bir

cisimle parçalanmış olup adı geçenler on beş saat kadar önce vefat etmiştir.

Ölüm sebebi bir cisimle vurulmadan mütevellit yaralanma sonucu ölümdür. Ölüm

nedeni ve zamanı belli olduğundan klasik otopsi işlemine gerek bulunmamaktadır.

ii. Ö.Ç.nin cesedinde iki mermi giriş

deliği, bir mermi çıkış deliği, S.Ç.nin cesedinde üç

mermi giriş deliği, iki mermi çıkış deliği, C.Ç.nin

cesedinde iki mermi giriş deliği, bir mermi çıkış deliği, E.Ç.nin

cesedinde iki mermi giriş deliği, iki mermi çıkış deliği ve Al.Ç.nin cesedinde iki mermi giriş deliği, bir mermi

çıkış deliği saptanmıştır. Adı geçenler on beş saat kadar önce vefat etmiştir.

Ölüm sebebi ateşli silah mermisine bağlı yaralanmalar sonucu ölümdür. Ölüm

nedeni ve zamanı belli olduğundan klasik otopsi işlemine gerek bulunmamaktadır.

15. Cumhuriyet Başsavcılığı 13/4/1990

tarihinde, kollukça ifadeleri alınan M.B. ve H.Ç.nin

beyanlarına başvurmuştur.

i. Daha önceki beyanlarıyla aynı

doğrultuda beyanda bulunan M.B. ilaveten Agit'in

O.Ç.ye "Sen geçen yıl Akmeşe köyünde

bir arkadaşımızın şehit olmasına sebep oldun. Bizi ihbar ettin."

dediğini, Agit'in sık sık dışarıya çıkıp birileriyle

konuşup geri geldiğini, Agit'in herkesin ismini

bildiğini ve sanki kendilerini tanıyan birinden yardım aldığını söylemiştir.

Ayrıca M.B.; O.Ç.nin

başucunda bir bildiri bulduklarından, okuma-yazma bilmemesi nedeniyle bildiriyi

okuyamadığından, Akmeşe köyü ile mezraları arasındaki arazi ihtilafından, daha

önceleri O.Ç.nin oğlu M.Ç.nin

KUK diye bilinen bir örgüte öldürtülmek istendiğinden, H.K.nın

terör örgütüne yardım ettiğini duyduklarından ve teröristleri H.K.nın yönlendirmiş olabileceğinden söz etmiştir.

ii. H.Ç. de kolluk beyanı ile aynı yönde ifade vermiş, ilaveten O.Ç.nin oğlu M.Ç.nin

20/12/1980 tarihinde öldürüldüğünden, daha öncesinde M.Ç.nin

KUK isimli örgüte öldürtülmek istendiğinden ve daha önceleri Akmeşe köyü ile

Örtülü mezrası arasındaki arazi ihtilafı bulunduğundan bahsetmiştir.

16. Pervari İlçe Jandarma Komutanlığı 17/4/1990

tarihinde Eruh İlçe Jandarma Komutanlığına bir yazı göndererekEruh

ilçesi Akmeşe köyü muhtarı ve D... soy isimli aile ile Ç... ailesi arasındaki

husumet nedeniyle terör örgütü mensuplarının Ç... ailesi aleyhine kışkırtılmış

olabileceğinden söz ederek konunun tahkik edilmesini istemiştir. Bahse konu

yazı üzerine tahkikat yapılıp yapılmadığı soruşturma evrakından tespit edilememiştir.

17. Cumhuriyet Başsavcılığı 25/4/1990

tarihinde görevsizlik kararı vermiş ve soruşturma evrakını Diyarbakır Devlet

Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığına (DGM Cumhuriyet Başsavcılığına)

göndermiştir.

18. DGM Cumhuriyet Başsavcılığı başka bir soruşturma kapsamında 30/3/1992 tarihli ek iddianameyle, C.K. isimli kişinin "devletin hakimiyeti altında bulunan

topraklardan bir kısmını Devlet idaresinden ayırmaya yönelik eylem icra

ettiği" gerekçesiyle 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı mülga Türk

Ceza Kanunu'nun 125. maddesiyle cezalandırılması istemiyle Diyarbakır Devlet

Güvenlik Mahkemesi (DGM) nezdinde kamu davası açmıştır. İddianamede, başvuruya

konu olayın meydana geldiği yerde ele geçen 15 adet boş kovanın C.K.nın teslim ettiği 76

ED 4183 seri numaralı tüfekten atıldığı iddia edilmiştir. 1 No.lu

DGM tarafından yapılan yargılama sonunda sanığın isnat edilen suçtan

mahkûmiyetine karar verilmiştir. Bununla birlikte 7/4/1995

tarihli mahkûmiyet kararında sanığın başvuruya konu olaya katıldığının sabit

görülmediği belirtilmiştir. Anılan kararın kesinleşip kesinleşmediğine ilişkin

herhangi bir belge soruşturma evrakı arasında yer almamaktadır.

19. DGM Cumhuriyet Başsavcılığı 1/9/1992

tarihinde M.K. isimli kişinin yasa dışı terör örgütü üyesi olduğu iddiasıyla

DGM nezdinde kamu davası açmıştır. İddianamede, M.K.nın terör örgütüne 1990 yılı Mayıs ayında

katıldığı ve kod adının Saitolduğu iddia edilmiştir.

Açılan davanın akıbeti hakkında soruşturma evrakı arasında herhangi bir belge

bulunmamaktadır.

20. Başka bir soruşturma kapsamında bir duyum üzerine H.M.

isimli bir kişinin evinde 18/12/1992 tarihinde arama

yapılmıştır. Yapılan aramada başka eşya yanında otomatik bir tüfek de ele

geçirilmiştir. Bahse konu tüfeği inceleyen Diyarbakır Kriminal

Polis Laboratuvarı (Kriminal Laboratuvar) 3/8/1993 tarihli raporda, 16/4/1990 tarihli yazıyla

gönderilen ve Kriminal Laboratuvarın faili meçhul

olaylar bölümüne kayıtlı olup 10/4/1990 tarihinde Tosuntarla

köyünde meydana gelen ve yedi kişinin ölümüyle sonuçlanan olayda kullanılan

kırk beş mermi kovanından birinin söz konusu tüfekten atıldığını belirtmiştir.

21. Devletin hâkimiyeti altında bulunan toprakların bir kısmını

devlet idaresinden ayırma amacıyla kurulan silahlı terör örgütünün sair efradı

olduğu gerekçesiyle H.M.nin 765 sayılı Kanun'un 168.

maddesinin ikinci fıkrası ile 12/4/1991 tarihli ve

3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 5. maddesi uyarınca cezalandırılması

için iddianame düzenlenmiştir. İddianamenin hangi tarihte hangi Cumhuriyet

başsavcılığınca düzenlendiği, iddianamede H.M.den ele

geçen tüfek ile başvuruya konu olay arasında herhangi bir irtibatın varılığından söz edilip edilmediği ve yargılamanın

akıbetinin ne olduğu soruşturma evrakından anlaşılamamıştır.

22. DGM Cumhuriyet Başsavcılığı 19/2/2004

tarihinde, kısmen veya tamamen devlet

topraklarını ayırmaya teşebbüs olarak vasıflandırdığı suç için

zamanaşımı süresini yirmi yıl olarak belirleyip daimî arama kararı vermiştir.

Söz konusu karara istinaden faillerin tespitine çalışıldığı yönünde kolluk

görevlilerince belirsiz aralıklarla tutulan tutanaklar DGM Cumhuriyet

Başsavcılığına gönderilmiştir. UYAP aracılığıyla yapılan kontrolde bu

tutanakların sonuncusunun 3/6/2009 tarihli üst yazı

ile gönderildiği görülmüştür.

23. Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK mülga 250. madde ile

görevli) 20/12/2006 tarihinde Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına (CMK mülga

250. madde ile görevli) bir müzekkere yazmış ve Al.Ç.nin

öldürülmesi ile ilgili olarak F.E., İ.A. ve N.A.

hakkında yargılama dosyası olup olmadığının tespitini ve böyle bir dosya

bulunmakta ise dosyanın gönderilmesini istemiştir. Bu müzekkereye verilen 22/12/2006 tarihli cevapta F.E. ve arkadaşları hakkında

25/2/2000 tarihinde 3 No.lu DGM nezdinde kamu davası açıldığı, yapılan

yargılama sonunda mahkûmiyet kararı verildiği, dosyanın temyiz incelemesi için Yargıtayda olduğu ve İ.A. ile N.A. hakkında dava açılmadığı

belirtilmiştir. F.E. ve arkadaşları hakkındaki davayla ilgili herhangi bir

belge soruşturma evrakı arasında yer almamaktadır.

24. Şırnak ili Bestler Dereler bölgesi

1.633 rakımlı tepe mevkiinde 15/11/2007 tarihinde ele

geçirilen tüfek, roketatar ve tüfek parçalarını inceleyen Kriminal

Laboratuvar düzenlediği 10/3/2008 tarihli uzmanlık raporunda, 10/4/1990

tarihinde Tosuntarla köyünde meydana gelen ve yedi

kişinin ölümüyle sonuçlanan olayda kullanılan kırk beş mermi kovanından

ikisinin incelenen 1601 numaralı tüfektenatıldığını

belirtmiştir.

25. Başvurucu 1/12/2010 tarihli dilekçe

ile soruşturma evrakının fotokopisini talep etmiştir. Talep üzerine soruşturma

evrakının fotokopisinin verilip verilmediği tespit edilememiştir.

26. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı (TMK 10. madde ile

görevli) 21/2/2014 tarihli ve 6526 sayılı Kanun ile

3713 sayılı Kanun'un 10. maddesi uyarınca kurulan mahkemelerle Cumhuriyet

başsavcılıklarının görevlerine son verildiği ve soruşturma yetkisinin

Cumhuriyet Başsavcılığına ait olduğu gerekçesiyle 13/3/2014 tarihinde

yetkisizlik kararı vermiş ve soruşturma evraklarını Cumhuriyet Başsavcılığına

göndermiştir.

27. Cumhuriyet Başsavcılığı, yirmi yıl olan dava zamanaşımı

süresinin dolduğu gerekçesiyle 10/4/2014 tarihinde

kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Söz konusu kararda suç vasfı

devlet egemenliği altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden

ayırmaya çalışmak olarak belirtilmiştir.

28. Başvurucu; olay yerinden elde edilen

kırk beş kovandan on beşinin C.K. isimli kişinin teslim ettiği silahtan,

birinin ise H.T. isimli kişinin evinde yapılan aramada bulunan tüfekten

atıldığına ilişkin raporlara dikkat çekip ölen O.Ç.nin

başucuna bırakılan yazılı belge üzerinde parmak izi dâhil herhangi bir inceleme

yapılmadığını iddia ederek kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz

etmiştir.

29. Başvurucunun itirazı Şırnak Ağır Ceza Mahkemesinin 22/5/2014 tarihli kararıyla reddedilmiştir.

30. Nihai karar başvurucu tarafından 18/6/2014

tarihinde öğrenilmiş olup başvuru 17/7/2014 tarihinde yapılmıştır.

B. İçişleri Bakanlığı

Nakdi Tazminat Komisyonuna Yapılan Başvuru

31. A.Ç. ve Ö.Ç. mirasçılarının İçişleri Bakanlığı Nakdi

Tazminat Komisyonuna yaptıkları başvuru; ölenlerin sivil vatandaş olduğu,

ölenlere olay öncesinde veya olay esnasında 3/11/1980

tarihli ve 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun

kapsamında değerlendirebilecek bir görev verilmediği ve ölenlerin iç güvenlik

ve asayişin korunmasında veya kaçakçılığın men, takip ve tahkiki ile ilgili

olarak güvenlik kuvvetlerine kendiliğinden yardımcı olduklarının veya faydalı

olduklarının yetkililerce tevsik edildiğine dair herhangi bir belge bulunmadığı

gerekçesiyle 4/5/2004 tarihinde reddedilmiştir.

32. Başvuruya ilişkin dilekçe ile söz konusu karar aleyhine

idari yargıda dava açıldığına ve bu davanın reddedildiğine dair herhangi bir

belge veya karar başvuru formunun ekinde veya soruşturma evrakı arasında yer

almamaktadır.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

33. 765 sayılı Kanun’un 102. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Kanunda başka türlü yazılmış olan ahvalin maadasında hukuku âmme davası:

(1) Ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis ve

müebbet ağır hapis cezaların müstelzim cürümlerde yirmi sene,

(2) Yirmi seneden aşağı olmamak üzere muvakkat

ağır hapis cezasını müstelzim cürümlerde on beş sene,

…

(6) Bundan evvelki bentlerde beyan olunan

miktardan aşağı cezaları müstelzim kabahatlerde alt ay geçmesiyle ortadan

kalkar.”

34. 765 sayılı Kanun’un 104. maddesi şöyledir:

“ Hukuku âmme

davasının müruru zamanı, mahkûmiyet hükmü, yakalama, tevkif, celp veya ihzar

müzekkereleri, adli makamlar huzurunda maznunun sorguya çekilmesi, maznun

hakkında son tahkikatın açılmasına dair veya C. Müddeiumumîsi tarafından

mahkemeye yazılan iddianame ile kesilir.

Bu halde müruru zaman, kesilme gününden itibaren yeniden işlemeye

başlar. Eğer müruru zamanı kesen muameleler müteaddit ise müruru zaman bunların

en sonuncusundan itibaren tekrar işlemeye başlar. Ancak bu sebepler müruru

zaman müddetini 102’inci maddede ayrı ayrı muayyen olan müddetlerin yarısının

ilavesiyle baliğ olacağı müddetten fazla uzatamaz.”

35. 765 sayılı Kanun'un 125. maddesi şöyledir:

"Devlet topraklarının tamamını veya bir

kısmını yabancı bir Devletin hakimiyeti altına koymağa

veya Devletin istiklalini tenkise veya birliğini bozmağa veya Devletin

hakimiyeti altında bulunan topraklardan bir kısmını Devlet idaresinden ayırmağa

matuf bir fiil işliyen kimse ağırlaştırılmış müebbet

ağır hapis cezasile cezalandırılır."

36. 765 sayılı Kanun'un 448. maddesi şöyledir:

"Her kim, bir kimseyi kasten öldürürse 24

seneden 30 seneye kadar ağır hapis cezasına mahkum

olur."

37. 765 sayılı Kanun'un 450. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Öldürmek fiili:

...

5. Birden ziyade kimseler aleyhine işlenirse ... fail, ağırlaştırılmış

müebbet ağır hapis cezasına mahkum edilir."

38. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı

Türk Ceza Kanunu’nun "Zaman bakımından

uygulama" kenar başlıklı 7. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

“(2) Suçun işlendiği zaman yürürlülükte

bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise,

failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz edilir.”

39. 5237 sayılı Kanun'un "Dava

zamanaşımı" kenar başlıklı 66. maddesinin (1), (3) ve (4)

numaralı fıkralarının ilgili kısımları şöyledir:

"(1) Kanunda başka türlü yazılmış olan

hâller dışında kamu davası;

a) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını

gerektiren suçlarda otuz yıl,

b) Müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmibeş yıl,

...

Geçmesiyle düşer.

...

(3)

Dava zamanaşımı süresinin belirlenmesinde dosyadaki mevcut deliller itibarıyla

suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâlleri de göz önünde bulundurulur.

(4)

Yukarıdaki fıkralarda yer alan sürelerin belirlenmesinde suçun kanunda yer alan

cezasının yukarı sınırı göz önünde bulundurulur; seçimlik cezaları gerektiren

suçlarda zamanaşımı bakımından hapis cezası esas alınır..."

40. 5237 sayılı Kanun'un "Dava

zamanaşımı süresinin durması veya kesilmesi" kenar başlıklı 67.

maddesinin (2), (3) ve (4) numaralı fıkraları şöyledir:

" (2) Bir suçla ilgili olarak;

a) Şüpheli veya sanıklardan birinin savcı

huzurunda ifadesinin alınması veya sorguya çekilmesi,

b) Şüpheli veya sanıklardan biri hakkında

tutuklama kararının verilmesi,

c) Suçla ilgili olarak iddianame düzenlenmesi,

d) Sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa,

mahkûmiyet kararı verilmesi,

Halinde, dava zamanaşımı kesilir.

(3)

Dava zamanaşımı kesildiğinde, zamanaşımı süresi yeniden işlemeye başlar. Dava

zamanaşımını kesen birden fazla nedenin bulunması halinde, zamanaşımı süresi

son kesme nedeninin gerçekleştiği tarihten itibaren yeniden işlemeye başlar.

(4)

Kesilme halinde, zamanaşımı süresi ilgili suça ilişkin olarak Kanunda

belirlenen sürenin en fazla yarısına kadar uzar."

41. 5237 sayılı Kanun'un "Kasten

öldürme" kenar başlıklı 81. maddesi şöyledir:

" (1) Bir insanı kasten öldüren kişi,

müebbet hapis cezası ile cezalandırılır."

42. 5237 sayılı Kanun'un "Devletin

birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak" kenar başlıklı 302.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"(1) Devlet topraklarının tamamını veya

bir kısmını yabancı bir devletin egemenliği altına koymaya veya Devletin

bağımsızlığını zayıflatmaya veya birliğini bozmaya veya Devletin egemenliği

altında bulunan topraklardan bir kısmını Devlet idaresinden ayırmaya yönelik

bir fiil işleyen kimse, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile

cezalandırılır."

43. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar”

kenar başlıklı 172. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“(1) Cumhuriyet savcısı, soruşturma evresi

sonunda, kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde

edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması hâllerinde kovuşturmaya yer

olmadığına karar verir. Bu karar suçtan zarar gören ile önceden ifadesi alınmış

veya sorguya çekilmiş şüpheliye bildirilir. Kararda, itiraz hakkı, süresi ve

mercii gösterilir.”

44. 5271 sayılı Kanun’un “Cumhuriyet

savcısının kararına itiraz” kenar başlıklı 173. maddesinin 18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanun’la değişik (1)

numaralı fıkrası şöyledir:

“(1) Suçtan zarar gören, kovuşturmaya yer

olmadığına dair kararın kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren onbeş gün içinde, bu kararı veren Cumhuriyet savcısının

yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh

ceza hâkimliğine itiraz edebilir.”

45. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından kabul edilen (11/12/2010 tarihli ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar

Yüksek Kurulu Kanunu’na 6524 sayılı Kanun’un 39. maddesi ile eklenen geçici 4.

maddenin (6) numaralı fıkrası gereğince yürürlükten kaldırılmış olan ancak

başvuruya konu soruşturmanın yürütüldüğü belirli bir periyotta yürürlükte olan)

18/10/2011 tarihli ve faili meçhul olay ve cinayetlerin soruşturma usul ve

esaslarına ilişkin Genelge'nin ilgili bölümü şöyledir:

“…

50. Faili meçhul olay ve cinayetlerin

soruşturulmasında,

...

g) Soruşturma evraklarının ilgili Cumhuriyet

savcısı tarafından sık sık gözden geçirilmesi, ancak sadece soruşturma

evrakının en üstündeki müzekkereye cevap verilmiş olup olmadığı ile

yetinilmeyerek içeriği itibarıyla başkaca eksik kalmış bir husus varsa onun da

tamamlanması için gerekli yazının yazılması, sonucunun uygun aralıklarla takip

edilmesi,

...”

B. Uluslararası Hukuk

1. Mağdur Sıfatı ve Kişi

Bakımından Yetkiye İlişkin Kabul Edilebilirlik Kriteri Yönünden

46. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Kişisel başvurular" kenar başlıklı 34. maddesinin ilgili

kısmı şöyledir:

"İşbu Sözleşme ve protokollerinde tanınan

hakların Yüksek Sözleşmeci Taraflar'dan biri

tarafından ihlalinden zarar gördüğü iddiasında bulunan her gerçek kişi, hükümet

dışı her kuruluş veya kişi grupları Mahkeme’ye başvurabilir..."

47. Sözleşme’nin 34. maddesi sadece iddia edilen ihlalin

doğrudan mağdurlarını değil aynı zamanda ihlalin zarar verdiği veya ihlalin

sonlandırılmasını istemek için geçerli ve kişisel bir menfaati olan dolaylı

mağdurları da ilgilendirmektedir (Vallianatos ve

Diğerleri/Yunanistan [BD], B. No: 29381/09 ve 32684/09, 7/11/2013, § 47).

48. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince (AİHM) göre mağdur kavramı, iç hukuk kurallarından

bağımsız bir şekilde ve özerk olarak yorumlanmalıdır (Gorraiz Lizarraga ve diğerleri/İspanya,

B. No: 62543/00, 27/4/2004, § 35). Ayrıca mağdur kavramının yorumu, çağdaş toplum

koşulları ışığında değişime tabi olup bu kavram aşırı şekilcilikten uzak bir

şekilde uygulanmalıdır (Gorraiz Lizarraga ve

diğerleri/İspanya, § 38).

49. AİHM, ölümünün devletin sorumluluğunu gerektirdiği iddia

edilen bir kişinin ebeveynleri gibi yakın aile üyelerinin ölen kişinin yasal

mirasçıları olup olmadıklarına bakılmaksızın bizzat iddia edilen 2. madde

ihlalinin dolaylı mağdurları olduklarını iddia edebileceklerini kabul etmiştir

(Van Colle/Birleşik

Krallık, B. No: 7678/09, 13/11/2012, § 86).

50. Öte yandan, Sözleşme'nin amaç ve hedefi uyarınca Sözleşme

maddelerinin, kendi özel özel karakteri de dikkate alınarak, sağladığı

güvencelerin etkili bir şekilde uygulanmasını temin edecek şekilde yorumlanması

gerektiğini savunan AİHM; eşin, ebeveynin, çocukların, kardeşlerin ve

yeğenlerin yakınlarının yaşam haklarının ihlal edildiğiyle ilgili başvurularını

incelemiş ve başvurucuların Sözleşme'nin 34. maddesi bağlamında dolaylı mağdur

olduklarını kabul etmiştir (evli çiftler için bkz. McCann ve Diğerleri/Birleşik Krallık [BD], B. No: 18984/91, 27/9/1995;ebeveyn için bkz.

Ramsahai ve diğerleri/Hollanda [BD], B.

No:52391/99, 15/5/2007;kardeşler için bkz. Andronicou ve Constantinou/Güney

Kıbrıs Rum Kesimi, B. No:86/1996/705/897, 9/10/1997; çocuklar için

bkz. McKerr/Birleşik Krallık, B. No: 28883/95,

4/5/2001; yeğenler için bkz. Yaşa/Türkiye, B.

No: 63/1997/847/1054, 2/9/1998)

2. Yaşam Hakkının Etkili

Soruşturma Yükümlülüğüne İlişkin Usul Boyutu Yönünden

51. Sözleşme'nin "İnsan

haklarına saygıyükümlülüğü" kenar

başlıklı 1. maddesi şöyledir:

"Yüksek Sözleşmeci Taraflar kendi yetki

alanları içinde bulunan herkesin, bu Sözleşme'nin birinci bölümünde açıklanan

hak ve özgürlüklerden yararlanmalarını sağlarlar."

52. Sözleşme'nin "Yaşam

hakkı" kenar başlıklı 2. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Herkesin yaşam hakkı yasayla korunur.

Yasanın ölüm cezası ile cezalandırdığı bir suçtan dolayı hakkında mahkemece

hükmedilen bu cezanın infaz edilmesi dışında, hiç kimsenin yaşamına kasten son

verilemez.

..."

53. Sözleşme'nin "Kabul

edilebilirlik koşulları" kenar başlıklı 35. maddesinin (1)

numaralı fıkrası şöyledir:

"Mahkeme'ye ancak,

uluslararası hukukun genel olarak kabul edilen ilkeleri uyarınca iç hukuk

yollarının tüketilmesinden sonra ve iç hukuktaki kesin karar tarihinden

itibaren altı aylık bir süre içinde başvurulabilir."

54. AİHM, Sözleşme'nin 2. maddesinin 1. maddesiyle birlikte

yorumlandığında devletin yaşama hakkı kapsamındaki bir olayı etkili soruşturma

yükümlülüğünün bulunduğunu kabul etmiştir (söz konusu yükümlülüğün belirgin bir

şekilde ilk kez vurgulandığı karar için bkz. McCann ve diğerleri/Birleşik

Krallık, § 161). AİHM'e göre bu yükümlülük, sadece bir kamu görevlisinin

eylemi veya ihmali sonucu meydana gelen ölüm olayları açısından geçerli

değildir (Salman/Türkiye [BD], B.

No: 21986/93, 27/6/2000, § 105; Şener Can ve diğerleri/Türkiye (k.k.), B. No: 27446/12, 25/11/2014, § 37). Devletin doğal

olmayan her ölüm olayında -öldürmeme ya da yaşamı korumama yükümlülüklerini

ihlal etmemiş olsa da- gerçekleşen ölümün sebebini ve varsa sorumlularını

ortaya çıkarmaya yönelik etkili bir soruşturma yapma yükümlülüğü vardır. Ayrıca

devletin etkili soruşturma yapma şeklindeki usul yükümlülüğü, maddi

yükümlülükten ayrı ve bağımsız bir yükümlülük hâline gelmiştir. AİHM'e göre bir soruşturmanın etkili sayılabilmesi için

bazı ilkelerin yerine getirilmesi gerekir.

55. AİHM, yukarıda belirtilen McCann ve diğerleri/Birleşik Krallık kararından önce de önüne

gelen davalarda soruşturmanın etkililiğinin tespiti bakımından uyguladığı

birtakım ilkeleri Hugh Jordan/Birleşik Krallık (B. No: 24746/94,

4/5/2001, §§ 105-109)kararında sistematikleştirmiş ve

yaşama hakkına ilişkin başvurularda bu ilkelerin her birinin yerine getirilip

getirilmediğini incelemiştir. AİHM'in yaşama hakkı

kapsamında soruşturmanın etkililiğine ilişkin belirlediği ilkeler şöyledir:

-Soruşturma makamlarının yaşama hakkıyla ilgili konulardan

haberdar olduklarında kendiliğinden harekete geçmeleri (Hugh Jordan/Birleşik Krallık, § 105)

- Soruşturma makamlarının bağımsız olmaları (Hugh Jordan/Birleşik Krallık, § 106)

- Soruşturmanın sorumluların tespitini ve cezalandırılmasını

sağlayabilecek şekilde etkili olması, bu kapsamda olayı aydınlatmaya

yarayabilecek bütün delillerin toplanması (Hugh Jordan/Birleşik Krallık, § 107)

- Soruşturmanın makul bir süratle tamamlanması (Hugh Jordan/Birleşik Krallık, § 108)

- Yürütülen soruşturmanın ve sonuçlarının kamu denetimine açık

olması, her olayda ölen kişinin yakınlarının meşru menfaatlerini korumak için

bu sürece gerekli olduğu ölçüde katılmalarının sağlanması (Hugh Jordan/Birleşik Krallık,§ 109)

56. AİHM, ayrıca insan hakları ihlalleri ile ilgili iddialarda

soruşturma yükümlülüğünün mutlaka iddiayı kabul etme anlamına gelmediğini,

ancak iddiaların ciddiye alınması ve adil bir sonucu garanti eden bir usulle

soruşturulması gerektiğini birçok kararında dile getirmiştir (Hugh Jordan/Birleşik Krallık, § 107, Saçılık ve diğerleri/Türkiye, B. No: 43044/05,

45001/05, 5/7/2011, § 90).

3. Yaşam Hakkıyla İlgili

Başvurularda Süre Aşımına ve Başvuru Yollarının Tüketilmesine İlişkin Kabul

Edilebilirlik Kriterlerinin Uygulanması Yönünden

57. AİHM'in yaşama hakkı kapsamında

etkili soruşturma yükümlülüğüne ilişkin olaya uygulanabilecek içtihatları genel

olarak bu yönde olmakla birlikte AİHM'in etkili

soruşturma yükümlülüğünün ihlal edildiği şikâyetlerine ilişkin bireysel başvuru

süresi ile ilgili olan içtihatlarına da yer vermek gerekir. AİHM, söz konusu

içtihatlarında aşağıda ayrıntılarına da yer verileceği üzere etkili soruşturma

yürütülmediğini ileri süren başvuruculara belirli konularda özen gösterme ödevi

yüklemektedir. Bu ödevin yerine getirilmediğini belirlediği olaylarda ise

başvuruları süre aşımı nedeniyle reddetmektedir.

58. AİHM kararlarında, Sözleşme’nin 35. maddesinde öngörülen

altı aylık süre sınırının birkaç amaca hizmet ettiği belirtilmekte ve bu

sınırlamanın esas amacının Sözleşme kapsamında mesele oluşturan davaların makul

bir süre içinde incelenmesi sağlanarak hukuki güvenliği (belirliliği) ve yetkili

makamların ve ilgili diğer kişilerin uzunsüre

belirsiz bir durumda tutulmasını önlemek olduğu ifade edilmektedir (Mocanu ve diğerleri/Romanya [BD], B. No:

10865/09, 45886/07, 17/9/2014, § 258; Sabri Güneş/Türkiye [BD], B. No: 27396/06,

29/6/2012, § 39; El-Masri/Eski

Yugoslav Makedonya Cumhuriyeti [BD], B. No: 39630/09, 13/12/2012, §

135; Jeronovičs/Letonya [BD], B. No: 44898/10, 5/7/2016,

§ 74; Bulut ve Yavuz/Türkiye (k.k.), B. No: 73065/01, 28/5/2002; Fındık/Türkiye ve Kartal/Türkiye (k.k.),

B. No: 33898/11, 35798/11, 9/10/2012, § 10).

59. Bu kural AİHM tarafından uygulanan denetime zaman sınırı

getirmekte ve hem bireylerin hem de devlet makamlarının dikkatini bu süre sona

erdiğinde herhangi bir denetim yapılmayacağı hususuna çekmektedir (Sabri

Güneş, § 40; El-Masri, § 135). AİHM'e

göre bu tür bir süre sınırı, Sözleşmeci tarafların geçmiş kararlarının sürekli

olarak gündeme getirilmesini önleme istekleri ile paralellik taşıdığı gibi

düzen, istikrar ve huzurun sağlanmasına ilişkin haklı bir kaygıdan da

kaynaklanmaktadır (Sabri Güneş, §

40).

60. Diğer taraftan AİHM'e göre altı

aylık süre kuralı, meseleler henüz yeni iken zamanın geçmesi ile ilgili

hakikatlerin ortaya çıkması zorlaşmadan ve söz konusu sorunun adil bir biçimde

değerlendirilmesi neredeyse imkânsız duruma gelmeden önce meselelerin

incelenebilmesini garanti alır (Jeronovičs/Letonya,

§ 74). Yukarıda vurgulandığı üzere altı aylık süre kuralının belirlenmesinin

birden fazla amacı bulunmaktadır ve bu amaçlardan en önemlilerinden biri de

davaya konu olaylara ilişkin gerçeklerin tespit edilmesini kolaylaştırmaktır.

Zira gündeme getirilen sorunların adil bir şekilde incelenmesi, zaman geçtikçe

zorlaşacaktır (Benzer ve diğerleri/Türkiye, B.

No: 23502/06, 12/11/2013, § 126).

61. AİHM'e göre altı aylık süre, kural

olarak iç hukuk yollarının tüketilmesi sürecindeki nihai karar tarihinden

itibaren işlemektedir. Ancak en başından itibaren etkili bir hukuk yolunun

bulunmadığı başvurucu açısından açıksa bu süre şikâyette bulunulan işlem veya tedbirin

gerçekleştirildiği, söz konusu işlemin veya başvurucu üzerinde yarattığı etki

veya zararının bilindiği tarihten itibaren işlemektedir (Mocanu ve diğerleri/Romanya, § 259; Sabri Güneş, § 54; El-Masri, § 136).

62. Diğer taraftan AİHM'e göre Sözleşme’nin

35. maddesi, başvurucunun şikâyeti ulusal seviyede nihai olarak karara

bağlanmadan önce başvurusunu AİHM'e sunmasıgerektiği şeklinde yorumlanamaz. Zira böyle bir

durumda ikincillik prensibi ihlal edilmiş olacaktır. Bir başvurucu, görünüşte

var olan bir hukuk yolunu kullandığında ve söz konusu hukuk yolunu etkisiz

kılan koşullardan ancak daha sonra haberdar olduğunda 35. maddenin amaçları

bakımından altı aylık sürenin başvurucunun söz konusu koşullardan ilk haberdar

olduğu veya olması gerektiği tarihten başlatılması uygun olabilir (Paul ve Audrey Edwards/Birleşik Krallık (k.k.), B. No: 46477/99, 7/6/2001; El-Masri, §

136).

63. Süregiden bir durumun söz konusu olduğu davalarda, süre her

gün yeniden işlemeye başlar ve altı aylık süre genellikle aslında bu durum sona

erdiğinde gerçek anlamda işler (Varnava ve

diğerleri/Türkiye [BD], B. No: 16064/90, 16065/90, 16066/90,

16068/90, 16069/90, 16070/90, 16071/90, 16072/90 ve 16073/90, 18/9/2009, § 159; Sabri

Güneş, § 54).

64. Ancak AİHM'e göre süregiden

durumların hepsi aynı nitelikte değildir. Bir davadaki meselelerin çözüme

bağlanması bakımından zaman (süre) çok önemli ise başvurucuların iddialarını

-usulünce ve adil bir şekilde çözüme bağlanabilmesini sağlayabilmek için-

gerekli süratle AİHM huzurunda dile getirilmesini sağlama ödevi bulunmaktadır (Varnava ve diğerleri, § 160). Bu durum bilhassa

Sözleşme kapsamında belirli olayların

soruşturulmasına yönelik herhangi bir yükümlülükle ilgili şikâyetler

bakımından geçerlidir. Zaman geçtikçe deliller bozulduğundan zamanın sadece

devletin soruşturma yükümlülüğünün yerine getirilmesi üzerinde değil aynı

zamanda AİHM'indavaya ilişkin kendi incelemesinin

anlamı ve sonuçları üzerinde de bir etkisi bulunmaktadır. Bu nedenle hiçbir

etkili soruşturma yürütülmeyeceği açık hâle gelince, başka bir deyişle devletin

Sözleşme kapsamındaki yükümlülüğünü yerine getirmeyeceği bariz bir görünüm

kazanınca başvurucunun derhâl harekete geçmesi gerekmektedir (Mocanu ve diğerleri/Romanya § 262; Varnava ve diğerleri, § 161).

65. Başvurucunun altı aylık süre kuralına uyup uymadığının

tespiti, ulusal hukuk yollarının tüketilmesi koşuluyla doğal olarak ilişkilidir

ve başvurucuların iddialarının ulusal makamlarca araştırılmasını sağlamaya

yönelik adımlarıyla bağlantılı olarak incelenmelidir (Benzer ve diğerleri/Türkiye, § 121).

66. AİHM hâlihazırda kötü muameleye yönelik bir soruşturma ile

ilgili davalarda da tıpkı bir akrabanın şüpheli ölümüne (yaşam hakkına) yönelik

bir soruşturma ile ilgili davalarda olduğu gibi başvurucuların soruşturmanın

gidişatından hiç yol alınmadığının ve etkili bir şekilde yürütülmediğinin

farkında olur olmaz veya olması gerekir gerekmez başvurularını süratle

yapmalarının beklendiğini karara bağlamış bulunmaktadır (Atallah/Fransa (k.k.), B. No: 51987/07, 30/8/2011; Hazar, Tektaş,

Bekiroğlu, Pekol, Bozkuş, Tektaş, Atman, Işık, Aksucu, Doster, Demirhan ve

Şahin/Türkiye (k.k.), B. No:

62566/00-62577/00 ve 62579-62581/00, 10/1/2002).

67. Bununla birlikte AİHM, başvurucuların özenli davranma

yükümlülüğünün birbiriyle yakından bağlantılı ancak ayrı iki yönü olduğunu

vurgulamaktadır. AİHM'egöre bunlardan birincisi,

başvurucuların soruşturmadaki gidişatla ilgili olarak ulusal makamlarla

gecikmeksizin temasa geçmeleri -bu yükümlülük yetkili makamlara özenle başvurma

gereğini ima etmektedir zira her türlü gecikme soruşturmanın etkililiğini riske

atmaktadır- gerektiğidir. Diğeri ise başvurucuların soruşturmanın etkili

olmadığının farkına varır varmaz veya varmalarını gerektiren bir durum ortaya

çıkar çıkmaz süratle AİHM'e bireysel başvuruda

bulunmaları zorunluluğudur (Nasirkhayeva/Rusya (k.k.),

B. No: 1721/07, 31/5/2011; Akhvlediani ve diğerleri/Gürcistan (k.k.), B. No: 22026/10, 9/4/2013, §§ 23-29; Gusar/Moldova (k.k.),

B. No: 37204/02, 30/4/2013, §§ 14-17).

68. AİHM, bu özenli davranma ödevinin ilk kısmının -ulusal

makamlara derhâl başvurma yükümlülüğü- davanın koşulları ışığında

değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Bu bağlamda ulusal makamlara

başvurmadaki gecikme, davanın karmaşıklığına ve söz konusu insan hakları

ihlallerinin niteliğine bağlı olarak başvurucunun savunmasız bir durumda

bulunduğu ve çok önemli olgusal veya hukuki meseleleri çözüme bağlayabilecek

gelişmeleri beklemesinin makul olduğu hâllerde başvurunun kabul

edilebilirliğini etkilemez (El Masri, § 142). Ağır nitelikteki insan hakları

ihlallerinin dahi soruşturulmadığı bir korku ortamının mevcudiyeti, başvurunun

geri çekilmesi veya değiştirilmesi konusunda yetkili makamların baskısı veya

ihlale neden kamu görevlileri hakkında şikâyette bulunulması sonucunda bunun

bedelinin ödettirileceği korkusunun ortaya çıkmasına yol açan haklı nedenlerin

varlığı gibi hâllerdeki gecikmeler demakul

görülebilir (Benzer ve diğerleri/Türkiye,

§ 131; Akdıvar ve diğerleri/Türkiye [BD], B. No:21893/93, 16/9/1996,

§ 105).

69. Özen yükümlülüğünün ikinci kısmına

-başvurucuların soruşturmanın etkili olmadığını fark eder etmez veya fark

etmesi gerekir gerekmez bireysel başvuruda bulunması ödevine- gelince AİHM, bu

aşamanın hangi noktada meydana geldiğinin tespiti meselesinin muhakkak ki

davanın koşullarına bağlı olduğunu ve bunu her olay için net bir şekilde

saptamanın güç olduğunu dile getirmiştir. AİHM, ölüme veya kötü muameleye

yönelik etkili soruşturma yürütülmediğinden şikâyet eden başvuruculara

yüklenecek bu özen yükümlüğünün ölçüsünü belirlerken bu iki tür durum

arasındaki farklara rağmen büyük oranda bir ülkedeki uluslararası çatışma veya

olağanüstü hâl ortamında kayıp vakaları ile ilgili şikâyette bulunan

başvuruculara yüklenen özen yükümlülüğüne dair yakın tarihli içtihatlardan

hareket etmektedir (Varnava ve diğerleri, § 165; Türkan Yetişen

ve diğerleri/Türkiye (k.k.), B. No:

21099/06, 10/7/2012, §§ 72-85; Er ve diğerleri, B. No: 23016/04,

31/7/2012, § 52).

70. AİHM, yukarıda ifade edilen ilkeler çerçevesinde

başvurucunun hiçbir soruşturma başlatılmamış olduğunun, soruşturmanın

hareketsiz kaldığının veya başka şekilde etkisiz hâle geldiğinin farkında

olduğunda ya da olması gerektiğinde, ayrıca bu olasılıkların her birinde gelecekte etkili bir soruşturma

yürütülmesine dair yakın ve gerçekçi bir beklenti bulunmadığında

aşırı veya nedensiz yere geciken bireysel başvuruları, altı aylık başvuru

süresinin geçmiş olması sebebiyle reddetmiştir (Narin/Türkiye, B. No: 18907/02, 15/12/2009§

51; Aydınlar ve diğerleri/Türkiye

(k.k), B. No: 3575/05, 9/3/2010).

71. Başka bir deyişle AİHM, soruşturmanın etkisizliği veya

eksikliği ile ilgili şikâyette bulunmak isteyen kişilerin başvurularını yapma

konusunda gereksiz yere gecikmemesini zaruri görmektedir. AİHM'e

göre aradan hatırı sayılır bir süre geçtiğinde ve soruşturma faaliyetlerinde

önemli gecikmeler ve fasılalar yaşandığında akrabaların (mağdurların) etkili

bir soruşturma sağlanmadığını veya sağlanmayacağını anlaması gereken bir nokta

gelecektir (Mocanu ve diğerleri/Romanya, § 268).

72. Ancak bu noktada ifade edilmelidir ki AİHM, ölen kişinin

yakınları ile yetkili makamlar arasında şikâyetlere ilişkin anlamlı birtakım

temaslar olduğu ve bilgi talepleri yahut soruşturma tedbirlerinde ilerleme

sağlanacağına dair bazı emareler veya gerçekçi ihtimaller bulunduğu sürece

başvurucularda haksız gecikme düşüncesinin genelde uyanmayacağını da dile

getirmiştir. Buna karşılık AİHM'e göre bu durumlarda

dahi aradan bir süre geçtikten sonra ve araştırma faaliyetleri önemli derecede

ağır işlerse veya kesintiye uğrarsa ölen kişinin yakınlarının etkili bir

soruşturma yürütülmediği ve yürütülmeyeceğinin farkına varmalarının zamanı

gelmiş demektir. Bu aşamaya ne zaman gelindiği ise zorunlu olarak davanın

kendine özgü koşulları ile ilgilidir (Varnava ve diğerleri, § 165).

73. Diğer taraftan AİHM'e göre

başvurucularca etkili bir ceza soruşturmasının bulunmadığının farkında olunduğu

ya da olunması gerektiği durumun ortaya çıkmasından sonra soruşturma sürecinde

yetkili makamlara başkaca soruşturma tedbirlerinde bulunma yönünde yeni bir

yükümlülük doğurmuş olan "yeni bir delil veya bilgi" ortaya çıkarsa bu durumda başvurunun süre

aşımı nedeniyle reddedilemeyeceği de unutulmamalıdır (Brecknell/Birleşik Krallık, B. No: 32457/04, 27/11/2007,

§ 71; Gürtekin ve diğerleri/Kıbrıs (k.k.),

B. No:60441/13, 68206/13 ve 68667/13, 11/3/2014, § 21).

74. AİHM bu konuda son olarak olaya

ilişkin uzun süre etkili yürütülmeyen ancak olayları

açıklığa kavuşturabilecek nitelikteki bir soruşturma kapsamında da

önemli gelişmelerin yaşanabileceğinin gözardı

edilemeyeceğini, esasında bu noktada özellikle savaş suçları ve insanlığa karşı

işlenen suçlar bağlamında, faillerin yargılanması ve mahkûm edilmesinde kamu

menfaatinin gözetilmesi nedeni ile olayların üzerinden yıllar geçtikten sonra

ortaya çıkma ihtimali olan yasa dışı öldürme eylemlerine ilişkin soruşturma

yürütülmesi konusunda aşırı derecede kuralcı olmanın yersiz olduğunu da

hatırlatmaktadır (Benzer ve diğerleri,

§ 129; Brecknell/Birleşik Krallık, § 69).

75. Sonuç olarakAİHM etkili soruşturma

yükümlülüğünün ihlal edildiği iddiasının ileri sürüldüğü bir başvuruda; süreye

ilişkin kabul edilebilirlik kriterinin yerine getirip

getirilmediğini başvuruya konu olayın kendine özgü koşullarına, bu koşullara

göre başvurucu tarafından soruşturmaya gösterilen ilgi ve özenin derecesine,

ayrıca ulusal düzeyde yürütülen soruşturmanın yeterliliğine bağlı olarak

belirlemektedir (Narin/Türkiye, §

43).

4. Her Hâlükârda Kabul

Edilemez Bulunan Başvurulardaki İnceleme Usulü Yönünden

76. AİHM, her hâlükârda kabul edilemez bulduğu bazı başvurularda

her bir kabul edilemezlik kriteri yönünden ayrı bir inceleme yapmamış ve sadece

bulduğu kabul edilemezlik nedeni yönünden değerlendirme yapmıştır (açıkça

dayanaktan yoksun bulunan başvuruda iç hukuk yollarının tüketilmediğine ilişkin

itirazın incelenmediği kararlar için bkz. Kyriacou Tsiakkourmas ve diğerleri /Türkiye, B.

No:13320/02, 2/6/2015, § 277; Eylem Kaya/Türkiye, B. No: 26623/07,

13/12/2016, § 55).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

77. Mahkemenin 12/6/2018 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

78. Başvurucu; öldürülen yakınlarının

terör örgütüne yardım etmediklerini, hatta Akmeşe köyü yakınlarında meydana

gelen çatışmada güvenlik güçlerine yardımcı olup bir teröristin ölü olarak ele

geçirilmesine yardım ettiklerini, bu nedenle daha dikkatli ve itinalı korunması

gereken yakınlarının devletçe korunmadığını, bundan dolayı yakınlarının

öldürüldüğünü, yakınlarının ölümü nedeniyle kendilerine tazminat da

ödenmediğini, ölüm olayıyla ilgili soruşturmada faillerin tespit edilemediğini

ve soruşturmanın zamanaşımına uğratıldığını ileri sürmüştür. Ayrıca başvurucu;

olay yerinden elde edilen kırk beş kovandan on beşinin C.K. isimli kişinin

teslim ettiği silahtan, birinin ise H.T. isimli kişinin evinde yapılan aramada

bulunan tüfekten atıldığına ilişkin raporlara dikkati çekip ölen O.Ç.nin başucuna bırakılan yazılı belge üzerinde parmak izi

dâhil herhangi bir inceleme yapılmadığını da iddia ederek Anayasa'da güvence

altına alınan bazı haklarının ihlal edildiğinden yakınmıştır.

B. Değerlendirme

79. Anayasa’nın "Kişinin

dokunulmazlığı, maddî ve manevî varlığı"

kenar başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrasının

ilgili bölümü şöyledir:

"Herkes,

yaşama... hakkına sahiptir."

80. Anayasa’nın "Devletin

temel amaç ve görevleri" kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili bölümüşöyledir:

“Devletin temel amaç ve görevleri, …

Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve

mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti

ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve

sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için

gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”

81. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun

iddialarının özü, devletin koruma yükümlülüğünü ihlal etmesi nedeniyle

yakınlarının öldürüldüğüne ve ölümlerle ilgili etkili bir ceza soruşturması

yürütülmediğine ilişkindir. Bu nedenle başvuru, Anayasa'nın 17. maddesinde

güvence altına alınan yaşam hakkı kapsamında incelenmiştir.

82. Teröristlerce öldürülen yakınlarının şehit sayılmaması

nedeniyle şehit ailesine sağlanan imtiyaz ve imkânlardan yararlandırılmadığına ilişkin

iddialarını başvuru formunda dile getiren başvurucu, Anayasa'da güvence altına

alınan herhangi bir hakla irtibatlandırmadığı iddialarını hukuk sisteminde

mevcut adli makamlara taşıdığına dair herhangi bir belge ibraz etmemiştir. Bu

nedenle, başvurucunun anılan iddiaları yönünden ayrıca bir inceleme

yapılmamıştır.

83. Yaşama hakkının doğal niteliği gereği, yaşamını kaybeden

kişi açısından bu hakka yönelik bir başvuru ancak yaşanan ölüm olayı nedeniyle

ölen kişinin mağdur olan yakınları tarafından yapılabilecektir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:

2012/752, 17/9/2013, § 41). Somut başvuruda

başvurucunun O.Ç.nin torunu, Ö.Ç.nin

oğlu, S.Ç., C.Ç. ve E.Ç.nin

yeğeni olduğu UYAP aracılığıyla temin edilen aile nüfus kayıtlarından

anlaşılmış ise de başvurucu ile Al. Ç. arasındaki herhangi bir yakınlık

saptanamamıştır. Bununla birlikte başvurunun bu kısmı aşağıda açıklanan

nedenlerle her hâlükârda kabul edilemez bulunduğundan başvurucunun mağdur

sıfatı ve bu bağlamda kişi bakımından yetkiye ilişkin kabul edilemezlik kriteri yönünden ayrıca bir değerlendirme yapmaya gerek

olmadığı kanaatine varılmıştır.

84. Başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmesi ve bu

kuralla iç içe girmiş bulunan otuz günlük başvuru süresi kuralı bakımından

incelenmesi gerekir.

85. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının ilgili kısmı

şöyledir:

“...Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır.”

86. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel

başvuru usulü” kenar başlıklı 47. maddesinin (5) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Bireysel başvurunun, başvuru yollarının

tüketildiği tarihten; başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten

itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir.”

87. Öncelikle belirtmek gerekir ki anılan Anayasa ve Kanun

maddelerinde yer verilen kanun yollarının tüketilmesi koşulu, bireysel

başvurunun temel hak ihlallerini önlemek için son ve olağanüstü bir çare

olmasının doğal sonucudur (Necati Gündüz ve

Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013,

§ 20).

88. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının

anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hak

ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu nedenle

temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece

mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi,

bir çözüme kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, § 16).

89. Tüketilmesi gereken başvuru yolları, başvurucunun

şikâyetleri açısından makul bir başarı şansı sunabilecek ve bir çözüm

sağlayabilecek nitelikteki kullanılabilir ve etkilibaşvuru

yollarıdır. Ayrıca başvuru yollarını tüketme kuralı ne kesin ne şeklî olarak

uygulanabilir bir kural olup bu kurala uygunluğun denetlenmesinde somut

başvurunun koşullarının dikkate alınması esastır. Bu anlamda yalnızca hukuk

sisteminde birtakım başvuru yollarının varlığının değil aynı zamanda bunların

uygulama şartları ile başvurucunun kişisel koşullarının gerçekçi bir biçimde

ele alınması gerekmektedir. Bu nedenle başvuru yollarının tüketilmesi

noktasında başvurucuların kendisinden beklenebilecek her şeyi yerine getirip

getirmediklerinin başvurunun özellikleri dikkate alınarak incelenmesi gerekir (S.S.A.,

B. No: 2013/2355, 7/11/2013, § 28).

90. İhlal iddiasını değerlendirmeye ve ihlal tespiti

yapıldığında yeterli giderimi sağlamaya imkân tanıyan bir başvuru yolunun

bulunmaması hâlinde başvuru yollarının tüketilmesi kuralını uygulamak mümkün

olmayacaktır (Yasin Ağca, B. No:

2014/13163, 11/5/2017, § 121). Böyle bir durumda

başvurucuların ihlali öğrendikleri tarihten itibaren otuz gün içinde bireysel

başvuruda bulunmaları gerekmektedir.

91. Başvurucunun şikâyeti konusunda çözüm sağlayabilecek etkili

bir başvuru yolunun mevcut olması hâlinde öncelikle bireysel başvuruda bulunmak

ve dava ile başvurularını takip etmek için gerekli özeni gösterme yükümlülüğü

bulunan başvurucular, en kısa sürede yetkili makamlara başvurmalıdır. Zira

zaman geçtikçe delillerin kaybolma veyabozulma

ihtimali artmakta ve gerçeklerin ortaya çıkması zorlaşmaktadır.

92. Öte yandan şikâyeti yetkili makamlara iletmenin imkânsız

veya önemli ölçüde güç olduğu durumlar -ki bu durumların neler olduğu her

başvuruda olay ve olgular ile başvurucunun tutumu nazara alınarak ayrıca

değerlendirilmelidir-mevcutsa başvurucularınözen

yükümlülüğünün ancak bahse konu durumların sona ermesinden itibaren başlayacağı

kabul edilmelidir.

93. Yaşam hakkı ile ilgili bir soruşturmanın etkili olup

olmadığı yönünden inceleme yapabilmek için -mutlak surette gerekli olmasa da-

yürütülen soruşturmanın makul bir süreyi aşmaması şartıyla ilgili kamu

makamları tarafından nasıl sonlandırılacağının beklenmesi, bireysel başvuru ile

getirilen koruma mekanizmasının ikincil niteliğine uygun olacaktır (Rahil Dink ve diğerleri, B. No: 2012/848, 17/7/2014, § 76; Hüseyin Caruş, B. No: 2013/7812, 6/10/2015, § 46).

94. Diğer taraftan başvurucular yetkili makamlara müracaat

etmelerine rağmen doğal olmayan bir ölümle ilgili soruşturma başlatılmamışsa

veya başlatılan soruşturmada ilerleme yoksa yahut soruşturma artık etkisiz bir

hâl almışsa başvuruculardan soruşturmanın sonucunu beklemelerini istemek makul

olmayacaktır. Böyle bir durumda başvurucular, gerekli özeni göstermeli ve

şikâyetini çok uzun süre geçirmeden Anayasa Mahkemesine sunabilmelidir (Rahil Dink ve diğerleri, § 77). Zira

soruşturmanın etkililiğini sağlayacak bir başvuru yolu bulunmamaktadır. O hâlde

anılan ihlal iddiaları yönünden başvuru yollarının tüketilmesi gerekmemektedir

(Yasin Ağca, § 121). Böyle bir

durumda başvurucular, etkili bir soruşturma yürütülmediğinin farkına vardıkları

veya varmaları gerektiği andan itibaren otuz gün içinde bireysel başvuruda

bulunmalıdır. Doğal olarak başvurucuların etkili bir soruşturma yürütülmediğinin

ne zaman farkına varmaları gerektiği her davanın şartlarına bağlı olarak

değerlendirilecektir.

95. Soruşturmada ilerleme sağlanacağına dair umut verici

gelişmeler ve gerçekçi varsayımlar bulunduğu ve soruşturmanın ilerlemesini

sağlayıcı tedbirler alındığı sürece başvuruculardan başvuru yollarını

tüketmeden bireysel başvuruda bulunmaları da beklenmemelidir. Ancak bu hâlde

dahi soruşturmanın daha sonra etkisizleştiğini öğrenen başvurucular, durumun

farkına vardıkları veya varmaları gerektiği andan itibaren süresi içinde

bireysel başvuruda bulunmalıdırlar.

96. Son olarak ifade etmek gerekir ki soruşturmanın

etkisizliğinin fark edildiği veya fark edilmesi gerektiği andan itibaren süresi

içinde bireysel başvuru yapılmayıp zamanaşımı süresinin dolması nedeniyle

kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesinin beklenmesi hâlinde

soruşturmaya konu olayın üzerinden geçen uzun zaman gerçeklerin ortaya

çıkmasını zorlaştıracak ve neredeyse imkânsızlaştıracaktır. Böyle bir durumda

Anayasa Mahkemesi, devletin negatif ve pozitif yükümlülüklerine gerçekten uyup

uymadığını inceleyemeyecek; yaşam hakkının usul boyutu yönünden yapacağı

değerlendirmede yeniden yargılamaya karar veremeyecek ve şartları

gerçekleştiğinde sadece ihlali tespit edip tazminata hükmedebilecektir. Oysa

ölüm olayının sebep ve koşulları ile sorumluların tespitine imkân veren

etkinlikte bir soruşturma yapılması ve gerektiği takdirde sorumluların

caydırıcı bir ceza ile cezalandırılmaları için yeniden yargılamaya karar

verilebilmesinin benzer yaşam hakkı ihlallerinin önlenmesinde oynadığı rolün

büyüklüğü tartışılmazdır.

97. Somut olayda yaşanan elim hadiseyle

ilgili olarak resen soruşturma başlatılmış, ölü muayene ve otopsi işlemleri

yapılmış, olayla ilgili bilgi sahibi olabilecek kişilerin ifadelerine

başvurulmuş ve olay yerinden elde edilen mermi kovanlarının hangi ateşli

silahtan atıldığına dair farklı soruşturma dosyaları üzerinden alınan balistik

raporlar soruşturma evrakı arasınaalınmıştır (bkz. §§

10-24). Ancak

10/4/1990 tarihinde Tosuntarla

köyünde meydana gelen ve yedi kişinin ölümüyle sonuçlanan olayda kullanılan

kırk beş mermi kovanından ikisinin 15/11/2007 tarihinde Şırnak ili Bestler Dereler bölgesi 1.633 rakımlı tepe mevkiinde ele

geçirilen tüfeklerden birinden atıldığına dair 10/3/2008 tarihli Kriminal Laboratuvaruzmanlık

raporundan sonra gerek DGM Cumhuriyet Başsavcılığınca gerekse Cumhuriyet

Başsavcılığınca olayın aydınlatılmasına ve faillerin tespitine yönelik herhangi

bir soruşturma işlemi yapılmamış, yalnızca faillerin tespitine çalışıldığı

yönünde kolluk görevlilerince düzensiz aralıklarla tutulan ve zamanla sıradan

hâle gelen tutanaklar soruşturma evrakı arasına alınmıştır.

98. Yakınlarının öldürülmeleri ile ilgili şikâyetini yetkili

makamlara iletmede veya soruşturmanın etkisizliğiyle ilgili bireysel başvuru

yapmada güçlük çektiği yönünde herhangi bir iddiası bulunmayan başvurucu,

yaşanan elim olayla ilgili şikâyetini yetkili makamlara iletmemiş ve yetkili

makamlardan soruşturmayla ilgili herhangi bir talepte -1/12/2010

tarihinde soruşturma dosyasının fotokopisini istemesi hariç- bulunmamıştır.

Soruşturmada ilerleme sağlanacağına dair umut verici bir gelişme yaşanmamış ve

soruşturmanın ilerlemesini sağlayıcı bir tedbir de alınmamıştır.

99. Olayın aydınlatılmasına ve faillerin tespitine yönelik son

işlemin 10/3/2008 tarihli Kriminal

Laboratuvar uzmanlık raporu olduğunu gözetip başvuru formunda uygun ve yeterli

bir soruşturma yapılmadığını belirterek soruşturmanın etkisiz yürütüldüğünün zaten

farkında olduğunu ortaya koyan başvurucunun bireysel başvuruda bulunmak için

soruşturmanın sonuçlanmasını beklemesinin gerekmediğini ve bireysel

başvuruların kabul edilmeye başlandığı 23/9/2012 tarihinden sonra başvuru yapma

imkânının bulunduğunu dikkate alan Anayasa Mahkemesi, kovuşturmaya yer

olmadığına dair karar verilmesine yapılan itirazın reddedilmesinden sonra

17/7/2014 tarihinde yapılanbaşvurunun, süresinde

yapılmış bir başvuru olarak kabul edilemeyeceği sonucuna varmıştır.

100. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli

tutulması talebinin KABULÜNE,

B. Yaşama hakkının ihlal edildiğine ilişkin başvurunun süre aşımı nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA 12/6/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör

:

Murat İlter

DEVECİ

Başvurucu

:

S.Ç.

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/11925, 12 Haziran 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

Karar Bilgileri

  • Mercii: Anayasa Mahkemesi
  • Bölüm: İkinci Bölüm
  • Başvuru No: 2014/11925
  • Tarih: 12 Haziran 2018

İlgili Kararlar

  • Mustafa Bayram Başvurusu (B. No: 2015/7390)
  • A.ç. Başvurusu (B. No: 2015/4770)
  • Sabriye Okkır Başvurusu (B. No: 2014/5029)
  • Haci Uruz ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/12551)
  • Ziya Gül Başvurusu (B. No: 2015/13566)
  • Bartu Doğan Başvurusu (B. No: 2015/12202)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.