İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ali Ulvi Altunelli Başvurusu (B. No: 2014/11172)

1. Başvuru, kamuoyunda Gezi Parkı olayları olarak bilinen

Başvuru No2014/11172Tarih12 Haziran 2018Okuma47 dk · 9.400 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Ali Ulvi Altunelli Başvurusu

Karar tarihi
12 Haziran 2018
Başvuru Numarası
2014/11172
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

9.400 kelime·47 dk okuma·20 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, kamuoyunda Gezi Parkı olayları olarak bilinen

olaylar sırasında polisin güç kullanması sonucu meydana gelen yaralanmaya

ilişkin olarak kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmesinin kötü muamele

yasağı ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını ihlal ettiği

iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 4/7/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ankara

Cumhuriyet Başsavcılığından getirtilen soruşturma dosyasındaki bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

9. Ankara İl Emniyet Müdürlüğünün verdiği bilgilere göre

İstanbul'da başlayan Gezi Parkı olaylarına destek olmak ve Başbakanın yaptığı

bir açıklamayı protesto etmek amacıyla çeşitli sivil toplum örgütleri, siyasi

parti, dernek, oda, sendika ve öğrenci grupları tarafından Ankara'nın farklı

yerlerinde yapılacak basın açıklamalarına katılım çağrısında bulunulmuş;

31/5/2013 tarihinde Ankara'da muhtelif yerlerde gösteriler düzenlenmiştir.

10. 1987 doğumlu olan başvurucu da çağrıya uyarak akşam saat

19.00 sıralarında Kuğulu Park'a gelmiştir. Başvuru formunda ve Ankara

Cumhuriyet Başsavcılığında (Savcılık) alınan beyanında başvurucu; arkadaşları

G.Ö.H. ve R.E. ile birlikte tiyatrodan çıkınca saat 21.00 sıralarında Kuğulu

Park'ta yaklaşık iki saat bekledikten sonra kalabalıkla birlikte Kızılay'a

yaklaştıklarında polisin Kızılay'a gidilmesine izin vermediğini belirtmiştir.

Başvurucu, hiçbir taşkınlık olmadığı hâlde bir uyarıda da bulunulmadan Akay

Kavşağı'nda polisin yoğun şekilde gaz bombası ve tazyikli suyla kalabalığa

müdahalede ettiğini ifade etmiştir. Polise direnmediğini belirten başvurucu,

geri dönmek üzere Tunus Caddesi'ne yöneldikleri sırada bacağının arkasına gaz

fişeği kapsülü isabet ettiğini, kendisini yaralayan polislerden şikâyetçi

olduğunu söylemiştir.

11. Başvurucunun arkadaşı tanık G.Ö.H. başvurucuyla aynı

doğrultuda ifade verirken diğer arkadaşı R.E.nin

beyanı alınmamıştır.

12. Olaydan hemen sonra sağlık raporu için herhangi bir yere

gitmeyen, ancak altı gün geçince 6/6/2013’te Ankara Numune Eğitim ve Araştırma

Hastanesine müracaat eden başvurucunun, sağ diz posteriorda

(arka kısım) yaklaşık 6x6 cm'lik sarı-mor renkli

yumuşak doku travması nedeniyle üç gün iş ve güçten kalacak şekilde yaralandığı

tespit edilmiştir.

13. Olayı müteakip on birinci günde -11/6/2013 tarihinde-

Savcılığa suç duyurusunda bulunan ve aynı gün Ankara Adli Tıp Şube Müdürlüğünde

yeniden muayene edilen başvurucunun yaralanmasının basit tıbbi müdahaleyle

giderilebilecek ölçüde, hafif nitelikte olduğu bildirilmiştir.

14. Başvurucu, dizindeki yarayı gösteren dört fotoğrafı başvuru

formuna eklemiştir.

15. Savcılık; Ankara Emniyet Müdürlüğünden (Emniyet Müdürlüğü)

gösteriye müdahale edilip edilmediğinin, edilmişse grubun ikaz edilip edilmediğinin,

6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na

dayalı olarak başvurucu hakkında işlem yapılıp yapılmadığının bildirilmesini ve

gaz fişeği kullanmakla görevli polis memurlarının kimlik bilgileri ile kamera

görüntülerinin gönderilmesini istemiştir.

16. Emniyet Müdürlüğü olay tutanağı, ikaz tutanağı, temin edilen

görüntü kayıtları ile gaz kullanmakla görevli polislerin listesini Savcılığa

göndermiştir. Yazıda emniyet güçlerine taş, şişe, sopa vb. sert cisimlerle

saldırıldığı, ana yolların araç trafiğine kapatıldığı, ikazlara uymayan ve

dağılmamakta direnen eylemcilere kamu düzeni ve güvenliğinin sağlanması

amacıyla orantılı olarak tazyikli su ve gaz kullanılmak suretiyle müdahale

edildiği, başvurucu hakkında olayla alakalı bir işlem yapılmadığı

bildirilmiştir.

17. Ankara İl Emniyet Müdürlüğü tarafından Savcılığa gönderilen

tutanaklara göre anılan gösterilerin başvurucunun dâhil olduğu kısımlarına

ilişkin olarak olaylar özetle şöyledir:

i. Ankara İl Emniyet Müdürlüğü; İstanbul'da başlayan Gezi Parkı

olaylarına destek olmak ve Başbakanın yaptığı bir açıklamayı protesto etmek

amacıyla Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Ankara İl Başkanlığının düzenlediği

toplantı sırasında çeşitli sivil toplum örgütleri, siyasi parti, dernek, oda,

sendika ve öğrenci gruplarının eylem yapacağını haber alması üzerine saat 18.00

itibarıyla Kuğulu Park'ta, Tunus Caddesi'nde ve Amerika Birleşik Devletleri

Büyükelçiliği önünde tam teçhizatlı olarak tedbir almıştır.

ii. CHP Ankara İl Başkanlığı önünde toplanan ve emniyet

güçlerine taş ve sopalı saldırıda bulunan gruba gaz ve tazyikli suyla yapılan

müdahale sonucunda yaklaşık 300 kişi saat 18.55'te Atatürk Bulvarı'nı trafiğe

kapatarak Kuğulu Park'a intikal etmiştir.

iii. Saat 17.00 civarında Yüksel Caddesi'nde

toplanan yaklaşık 400 kişilik bir başka grup, Tunalı Hilmi Caddesi’ni araç

trafiğine kapatarak saat 19.55'te Kuğulu Park'a gelmiştir.

iv. Saat 19.30'da Kuğulu Park'ta yaklaşık 6.000 kişi

toplanmıştır. 19.35'te Atatürk Bulvarı'nın Kızılay istikameti bazı göstericiler

tarafından trafiğe kapatılmıştır. 19.45'te bazı gruplar Kennedy Caddesi'ne

giriş yaptıktan sonra yolu trafiğe kapatarak oturma eylemine başlamışlardır.

Polisin uyarısına aldırmayarak flama ve taşlarla kolluk kuvvetlerine saldıran

gruba gaz ve tazyikli suyla müdahale edilerek grup dağıtılmıştır.

v. Saat 21.00'de Kuğulu Park'ta bulunan Türkiye Komünist Partisi

(TKP) mensubu yaklaşık 300 kişilik grup yolu trafiğe kapatarak Akay Kavşağı'na

yönelmiş, Çarşı taraftar grubu ve diğer bireysel katılımlarla topluluk 700

kişiye ulaşmıştır. Akay Kavşağı'nda TKP'li bir kişi

açıklama yaptıktan sonra 300 kişi Karanfil Sokak'ta bulunan TKP Genel Merkezine

girmiştir. Akay Kavşağı'nda kalan 400 kişi ise burada oturma eylemi

başlatmıştır. Saat 22.00'ye kadar oturma eylemine devam eden grubun Bulvar

istikametine geçişleri engellemek amacıyla barikat oluşturan polislere taş,

sopa ve soda şişesi atarak saldırmaları üzerine orantılı olarak gaz ve suyla

müdahalede bulunulmuştur. Bu müdahalenin ardından grup dağılmaya başlamıştır.

vi. Saat 23.45'e kadar Kızılay'ın farklı yerlerinde sürdürülen

gösterilerde toplam 47 kişi yakalanmıştır.

18. Soruşturma dosyası ve başvurucunun sunduğu belgelerde

olaylar sırasında göstericilerden ve polislerden kaçının yaralandığına dair

herhangi bir bilgi bulunmamaktadır.

19. Olay yerini gösteren kamera görüntüleri Savcılık tarafından

Emniyet Genel Müdürlüğü Kent Güvenlik Yönetim Sistemi'nden (KGYS)

getirtilmiştir. Üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmadığı açıklanan iki

DVD'nin kopyası, izlenmek üzere Anayasa Mahkemesince Savcılıktan temin

edilmiştir. İki DVD’de, 31/5/2013 tarihli yaklaşık 60 dakikalık üçer görüntü

kaydı bulunmaktadır. Bazıları sabit bazılarıysa hareketli kamerayla kaydedilen

görüntülerde tespit edilen hususlar şunlardır:

Birinci DVD: İlk kaydın 56. dakikasında Akay

Kavşağı’nda polislerin toplanmaya başladığı, ikinci kaydın 5. dakikasında

elleri bayraklı flamalı grubun Kuğulu Park yönünden Atatürk Bulvarı’nı takip

ederek Akay Kavşağı’na geldiği, kavşakta bir süre beklediği, flamalı bir

kişinin önde grubu yönlendirdiği, yaklaşık 30 kişiden oluşan ve polisle karşı

karşıya gelerek takriben 20 dakika bekleyen gruptan kimilerinin polise niteliği

anlaşılamayan cisimler atmasından ötürü bunlara göz yaşartıcı bomba ve tazyikli

suyla müdahalede bulunulduğu, 100 m kadar geri çekilen gruba yeniden tazyikli

suyla müdahaleye devam edildiği, tazyikli su aracı geri manevra yaparken polise

yeniden yaklaşan grubun üzerine yaklaşık 40-45 derecelik açıyla dört beş gaz

bombası atıldığı, kolluk kuvvetlerinin bir kısmının geri çekilen grubun üzerine

doğru ilerlediği, grup geri çekildikten sonra 50. dakikada yolun normal trafik

akışına açıldığı görülmüştür. Hareketli kamerayla Tunus Caddesi’ni çeken üçüncü

kaydın kamera görüş açısını ağaçların kısmen kapattığı, 7. dakikada ağaçların

arkasına polisin dört beş el gaz fişeği attığı, göstericilerden bir kısmının

polise çeşitli cisimler fırlattığı anlaşılmıştır.

İkinci DVD: Saat 20.00-21.00 arasında

hareketli kameranın çektiği görüntülerin 37. dakikasında Akay Kavşağı alt

geçidi üzerinde ellerinde flamalar olan grubun toplanmaya başladığı, 46.

dakikasında tazyikli suyla gruba müdahale edildiği, kimi göstericilerin

yumruklarını havaya kaldırarak bağırdığı, kamera yön değiştirdiğinde hava

karardığı için görüntü kalitesinin zaman zaman azaldığı, aynı saat aralığını

çeken sabit kamera görüntülerinin 43. dakikasında polisin toplumsal olaylara

müdahale aracıyla (TOMA) birlikte beklediği noktadan 50 m kadar ilerlediği, 46.

dakikada onların terk ettiği yere kalkanlı başka

polislerin geldiği, 60. dakikada gaz fişeği dumanlarının yükseldiği, saat

21.00-22.00 arasında çekilen üçüncü kayıtta alt geçidin üstünde kalabalığın

beklediği, 16. dakikada yolda bir maddenin uzun süre yandığı, olay yerine

CHP’ye ait bir otobüs, ambulans ve itfaiye araçlarının geldiği kameraya

yansımıştır.

20. 6/2/2014 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca

kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir. Kararda; kolluk görevlilerinin

gösteriye müdahalede bulunduğu, başvurucunun bu esnada ayağına isabet eden gaz

fişeği kapsülünden dolayı basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek şekilde

yaralandığı kabul edilmiştir. Ancak kolluğun müdahalesinin 4/7/1934 tarihli ve

2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu'nun verdiği yetki aşılarak orantısız

olduğuna dair müştekinin soyut iddiasından başka dava açılmasına yeterli delil

bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

21. Sincan 3. Ağır Ceza Mahkemesince 7/5/2014 tarihinde itirazı

reddedilen başvurucuya bu karar 5/6/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir.

22. Başvurucu 4/7/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. Ulusal Mevzuat

23. 2911 sayılı Kanun'un olay tarihindeki hâliyle yürürlükte

olan 22., 23. ve 24.maddeleri şöyledir:

"Yasak yerler

Madde 22 - Genel

yollar ile parklarda, mabetlerde, kamu hizmeti görülen bina ve tesislerde ve

bunların eklentilerinde ve Türkiye Büyük Millet Meclisine bir kilometre

uzaklıktaki alan içinde toplantı yapılamaz ve şehirlerarası karayollarında

gösteri yürüyüşleri düzenlenemez.

Genel meydanlardaki toplantılarda, halkın ve

ulaşım araçlarının gelip geçmesini sağlamak üzere valilik ve kaymakamlıklarca

yapılacak düzenlemelere uyulması zorunludur.

Kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşleri

Madde 23 -...

b) Ateşli silahlar veya patlayıcı maddeler

veya her türlü kesici, delici aletler veya taş, sopa, demir ve lastik çubuklar,

boğma teli veya zincir gibi bereleyici ve boğucu araçlar veya yakıcı,

aşındırıcı, yaralayıcı eczalar ... taşınarak ...

Yapılan toplantılar veya gösteri yürüyüşleri

Kanuna aykırı sayılır.

Toplantı veya gösteri yürüyüşünün dağıtılması

Madde 24 - Kanuna

uygun olarak başlayan bir toplantı veya gösteri yürüyüşü, daha sonra 23 üncü

maddede belirtilen kanuna aykırı durumlardan bir veya birkaçının vuku bulması

sebebiyle, Kanuna aykırı toplantı veya gösteri yürüyüşü haline dönüşürse:

a) Hükümet komiseri toplantı veya gösteri

yürüyüşünün sona erdiğini bizzat veya düzenleme kurulu aracılığı ile topluluğa

ilan eder ve durumu en seri vasıta ile mahallin en büyük mülki amirine

bildirir.

b) Mahallin en büyük mülki amiri, yazılı veya

acele hallerde sonradan yazı ile teyit edilmek kaydıyla sözlü emirle, mahallin

güvenlik amirlerini veya bunlardan birini görevlendirerek olay yerine gönderir.

Bu amir, topluluğa Kanuna uyularak

dağılmalarını, dağılmazlarsa zor kullanılacağını ihtar eder. Topluluk

dağılmazsa zor kullanılarak dağıtılır. Bu gelişmeler hükümet komiserince

tutanaklarla tespit edilerek en kısa zamanda mahallin en büyük mülki amirine

tevdi edilir.

(a) ve

(b) bentlerindeki durumlarda güvenlik kuvvetlerine karşı fiili saldırı veya

mukavemet veya korudukları yerlere ve kişilere karşı fiili saldırı hali

mevcutsa, ihtara gerek olmaksızın zor kullanılır.

Toplantı ve gösteri yürüyüşüne 23 üncü madde (b) bendinde yazılı silah, araç, alet veya

maddeler veya sloganlarla katılanların bulunması halinde bunlar güvenlik

kuvvetlerince uzaklaştırılarak toplantı ve gösteri yürüyüşüne devam edilir.

Ancak, bunların sayıları ve davranışları toplantı veya gösteri yürüyüşünü

Kanuna aykırı addedilerek dağıtılmasını gerektirecek derecede ise yukarıdaki

fıkra hükümleri uygulanır.

Toplantı ve gösteri yürüyüşüne silah, araç,

alet veya maddeler veya sloganlarla katılanların tanınması ve

uzaklaştırılmasında düzenleme kurulu güvenlik kuvvetlerine yardım etmekle

yükümlüdür.

Toplantı veya gösteri yürüyüşlerinin Kanuna

aykırı olarak başlaması hallerinde; güvenlik kuvvetleri mensupları, olayı en

seri şekilde mahallin en büyük mülki amirine haber vermekle beraber, mevcut

imkanlarla gerekli tedbirleri alır ve olaya müdahale eden güvenlik kuvvetleri

amiri, topluluğa dağılmaları, aksi halde zor kullanılarak dağıtılıcakları

ihtarında bulunur ve topluluk dağılmazsa zor kullanılarak dağıtılır."

24. 2559 sayılı Kanun'un 16. maddesinin ilgili kısımları

şöyledir:

“Zor ve

silah kullanma

Madde 16 - Polis,

görevini yaparken direnişle karşılaşması halinde, bu direnişi kırmak amacıyla

ve kıracak ölçüde zor kullanmaya yetkilidir.

Zor kullanma yetkisi kapsamında, direnmenin

mahiyetine ve derecesine göre ve direnenleri etkisiz hale getirecek şekilde

kademeli olarak artan nispette bedenî kuvvet, maddî güç ve kanunî şartları

gerçekleştiğinde silah kullanılabilir.

İkinci fıkrada yer alan;

a) Bedenî kuvvet; polisin direnen kişilere

karşı veya eşya üzerinde doğrudan doğruya kullandığı bedenî gücü,

b) Maddî güç; polisin direnen kişilere karşı

veya eşya üzerinde bedenî kuvvetin dışında kullandığı kelepçe, cop, basınçlı

su, göz yaşartıcı gazlar veya tozlar, fizikî engeller, polis köpekleri ve

atları ile sair hizmet araçlarını,

ifade eder.

Zor kullanmadan önce, ilgililere direnmeye

devam etmeleri halinde doğrudan doğruya zor kullanılacağı ihtarı yapılır.

Ancak, direnmenin mahiyeti ve derecesi göz önünde bulundurularak, ihtar

yapılmadan da zor kullanılabilir.

Polis, zor kullanma yetkisi kapsamında

direnmeyi etkisiz kılmak amacıyla kullanacağı araç ve gereç ile kullanacağı

zorun derecesini kendisi takdir ve tayin eder. Ancak, toplu kuvvet olarak

müdahale edilen durumlarda, zor kullanmanın derecesi ile kullanılacak araç ve

gereçler müdahale eden kuvvetin amiri tarafından tayin ve tespit edilir.

…"

25. 30/12/1982 tarihli ve 17914 sayılı Resmî Gazete’de

yayımlanan Polis Çevik Kuvvet Yönetmeliği’nin 25. maddesinin ilgili kısımları

şöyledir:

“Olayların

izlenmesi, kontrolü ve müdahale esasları

Madde 25 – Kanuna uygun olan ve olmayan

toplantı ve gösteri yürüyüşleri ile diğer toplumsal olayların izlenmesi,

kontrolü ve müdahale esasları aşağıda belirtilmiştir.

…

b. Kanuna aykırı toplantı ve gösteri

yürüyüşleri nedeniyle toplumsal olaylara müdahale gerektiğinde;

(1)

Mahallin mülkiye amiri veya görevlendirileceği en büyük zabıta amiri veya

zabıta amirlerinden biri ses yükseltici veya yayıcı cihazlar aracılığı ile önce

kendisini topluluğa tanıtır, sonra “kanuna uyarak dağılmaları ve dağılmamaları

halinde zor kullanılacağı” ihtarını yapar. Dağılma ihtarı olumlu, kitleyi

yumuşatıcı, sade ve açık olur. Emir mutlaka iki veya üç defa tekrar edilir ve en

uzak noktadan işitildiğine dair görevlilerce tutanak düzenlenir.

…

Güvenlik kuvvetlerine karşı fiili saldırı ve

mukavemet bulunduğu taktirde veya güvenlik kuvvetleri tarafından korunan

yerlere fiili saldırı halinde ihtara gerek yoktur.

…”

26. İçişleri Bakanlığının yayımladığı 25/8/2011 tarihli

Toplumsal Olaylarda Görevlendirilen Personelin Hareket Usul ve Esaslarına Dair Yönerge'nin 10. ve 12. maddelerinin ilgili kısımları

şöyledir:

“Kanunaaykırı toplantı vegösteri yürüyüşlerinemüdahalesırasındaalınacak tedbirler ve genel

prensipler

Madde 10 - …

(5)

Kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde olaya müdahale eden güvenlik

görevlilerince topluluğa karşı toplantının kanunsuz olduğu duyurusu yapılır ve

toplantının en arka tarafından duyulacak şekilde en az üç kez

"dağılın" ihtarı yapılarak topluluğun dağılması için makul bir süre

verilir. Makul süre topluluğun dağılması için gereken süre olup, katılan

sayısına ve gösteri alanının yapısına göre değişir.

…

(7) Topluluğu

dağıtma işlemi sırasında grubun gösterdiği cebir, şiddet, karşı koyma veya

saldırının derecesine göre "kademeli şekilde artan" nispette ve

"orantılılık" ilkelerine göre güç kullanılır.

…

(10)

Güvenlik kuvvetlerine karşı fiili saldın, mukavemet veya korudukları yerlere ve

kişilere karşı fiili saldırı hali mevcutsa, ihtara gerek olmaksızın zor

kullanılarak topluluğa müdahale edilir.

…

(24)

Topluluğa müdahale esnasında şiddet görüntüsü veren ferdi hareketlerden

kaçınılır, toplumsal olaylara müdahale yöntem ve taktikleri uygulanır.

…

Takip edilecek zor kullanma aşamaları

Madde 12 - …

(2)

Güvenlik kuvvetlerine, korudukları yerlere ve kişilere karşı doğrudan taş,

sopa, molotof kokteyli, sapan veya misket vb.

cisimlerle saldırıda bulunulması durumunda; ihtara gerek olmaksızın ve

yukarıdaki zor kullanma aşamaları izlenmeksizin saldırı ile orantılı olarak

gruplara müdahale edilir. Gösterici gruplar tarafından yapılan saldırının

derecesine göre, saldırıyı bertaraf edecek nispette ve saldırı ile orantılı

olacak şekilde yukarıda sayılan zor kullanma araçlarından uygun görülenler

kullanılarak saldırganların etkisiz hale getirilmesi, dağıtılmaları veya

yakalanmaları sağlanır.”

27. Emniyet Genel Müdürlüğünün 15/12/2008 tarihli ve 19 sayılı Göz Yaşartıcı Gaz Silahları ve Mühimmatları

konulu genelgesi, Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından tüm kolluk birimlerine

gönderilmiştir. Bu Genelge, Aralık 2008 tarihinde hazırlanan Göz Yaşartıcı Gaz

Silahları ve Mühimmatları Kullanım Talimatı'na

(Talimat) atıf yapmaktadır. Bu Talimat, göz yaşartıcı gaz silahlarının

özelliklerini, kullanım yöntemlerini ve gazın etkilerini açıklamaktadır.

Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından 26/6/2013 ve 22/7/2013 tarihlerinde

çıkarılan iki ayrı genelgeyle daha ayrıntılı hâle getirilen bu Talimatın ilgili

bölümleri şöyledir:

"…

2. Göz Yaşartıcı Gaz Silahları ve

Mühimmatlarını Kullanma Taktikleri

...

- Göz yaşartıcı maddeler gaz ekibinden sorumlu

amirin şartları değerlendirmesi neticesinde, vereceği taktik doğrultusunda ve

belirttiği dozda kullanılır.

- Kadrosunda göz yaşartıcı gaz mühimmatı

kullanımı kursu almış personel bulunmayan birimlerimizce, olaylarda kullanılmak

üzere göz yaşartıcı gaz silahı ve mühimmatı talebinde bulunulmaz.

- Göz yaşartıcı maddelerin dozu topluluğun

veya kişinin direncine ve karşı koymasına orantılı olarak kademeli bir şekilde

arttırılır.

- Göz yaşartıcı gaz fişekleri doğrudan insan

vücudunu hedef alacak sekilde atılmaz.

- Göz yaşartıcı maddeler direniş ve

saldırısına son vermiş kişilere karşı asla kullanılmaz.

- Göz yaşartıcı gaz mühimmatı kullanan veya

kullanacak her personel, mühimmatı üreten firmanın belirttiği kullanma talimatı

ve uyarılar hakkında bilgilendirilir.

3. Göz Yaşartıcı Gaz Silahları ve

Mühimmatlarının Açık ve Kapalı Alanlarda Kullanım Taktikleri

a) Açık Alanlarda

- Toplumsal olaylarda kalabalığı daha küçük

parçalara bölerek dağıtmak, aralarındaki etkileşimi zayıflatarak tahrikçilerin

etkilerinden diğerlerini kurtarmak için Göz Yaşartıcı Maddeler kullanılabilir.

- Toplumsal olaylarda göz yaşartıcı madde

kullanımında aşağıdaki hususlar dikkate alınmalıdır.

...

- Kullanılacak olan mühimmatların menzilinin

ne kadar olduğunun bilinmesi ve buna göre hedeflenen noktaya ulaşıp

ulaşamayacağının düşünülerek, uygun mesafeden atılması gerekir. Ayrıca,

mühimmatın geri atılabileceği ve etki alanı da düşünülerek, toplumsal olayın

durumuna uygun mühimmatların kullanılması gereklidir.

- Kalabalığın özellikleri ve büyüklüğü dikkate

alınmalıdır. Çok büyük bir topluluğun ortasına gaz mühimmatları atıldığında

içeriden dışarıya doğru bir kaçış olacağı düşünüldüğünde, bu büyük topluluğun

dış kısmındakilerin gazdan etkilenmedikleri için açılmayabilecekleri ve

ezilmelerin olabileceği düşünülmelidir.

…

4. Göz Yaşartıcı Gazla Müdahale Kademeleri

- Topluluk ile polis arasındaki mesafeye göre

tercih edilmesi gereken göz yaşartıcı gaz mühimmatlarına iliskin

esaslar asağıda belirtilmiştir.

a) 1. Kademe: Yakın mesafe (1–15 metre) Gaz

Spreyi ve Model 5 Gaz Tüpü ile yapılan müdahale şeklidir. Kalkan hattına

yüklenen grubu, gazın fiziksel ve psikolojik etkisi vasıtasıyla minimum 15

metre etki altına alabilir.

b) 2. Kademe: Orta mesafe (15–30 metre) Gaz El

Bombaları ile yapılan müdahale şeklidir. 1. Kademe Müdahale sonunda

dağılmamakta ısrar eden ve saldırgan özelliğini koruyan gruplara karşı

kullanılır. Meteorolojik şartlara göre değismekle

birlikte bir adet gaz el bombası 50 metre karealanı

etkisi altına alabilir.

c) 3. Kademe: Uzak Mesafe (30–150 metre) 37/38

mm. Gaz Tüfeği ile yapılan müdahale şeklidir. 2. Kademe Müdahaleye müteakip

toplanmaları engellemek ve grubu dağılım güzergâhlarına yönlendirmek amacıyla

kullanılır. Kullanıcının vücuduna 45 derece açı ve ideal hava şartlarında

yapılan atış ile 150 m mesafe ötesi etki altına alınabilir."

2. Ulusal Raporlar

28. Türkiye İnsan Hakları Kurumu tarafından Ekim 2014'de

yayımlanan Gezi Parkı Olayları Raporu'ndaki tespitlerden bazıları Anayasa

Mahkemesinin Özge Özgürengin

(B. No: 2014/5218, 19/4/2018, § 10) kararında şöyle açıklanmıştır:

a. Gezi Parkı, İstanbul’un Beyoğlu ilçesinde Taksim Meydanı’nın

yakınlarında konumlanan bir şehir parkıdır. Gezi Parkı'nın bu ismi alması ve

söz konusu mekânda gerçekleşen değişimler, Gezi Parkı olayları vesilesiyle

gündeme gelmiş; konuya ilişkin birçok açıklama yapılmış ve tartışma

yürütülmüştür.

b. Gezi Parkı olayları, İstanbul Taksim Meydanı’nda bulunan Gezi

Parkı’nda yapılmak istenen çevre ve imar düzenlemelerine engel olmak için 27/5/2013

tarihinde iş makinelerinin Gezi Parkı'na girmesiyle başlamış ve haziran-temmuz

aylarında yoğunlaşarak Türkiye’nin birçok iline yayılmış toplantı ve gösteri

yürüyüşleridir.

c. Gezi Parkı olaylarının kronolojik gelişimine dair bir kısım

bilgi şöyledir:

i. 27/5/2013: Taksim Yayalaştırma Projesi kapsamında Gezi

Parkı’nın Asker Ocağı Caddesi'ne bakan duvarının üç metrelik kısmının gece 22.00 civarında yüklenici firmaya ait iş makineleri

tarafından yıkılması ve beş ağacın yerinden sökülmesi üzerine çeşitli sivil

toplum kuruluşlarından oluşan Taksim Dayanışması üyelerinin de aralarında

bulunduğu yaklaşık yirmi kişi iş makinelerini durdurarak parkta nöbet tutmaya

başlamıştır.

ii. 28/5/2013: Ağaçların sökülmesini engellemek için durumdan

haberdar olan birçok kişi parka gelmiş, eylemciler ile eylemcilere ait parktaki

çadırları sökmek isteyen zabıtalar arasında arbede yaşanmıştır.

iii. 30/5/2013: Kolluk kuvvetleri tarafından saat 05.00

civarında parktaki eylemcilere müdahale edilmiştir. Kaldırılan çadırların bir

kısmı yakılmış, geri kalanına el konulmuştur. İnşaat ekibi parktaki

çalışmalarına tekrar başlamıştır.

iv. 31/5/2013: Saat 04.30 sıralarında parkta bulunanlara

müdahale edilmiş, park boşaltılarak girişler polis bariyeriyle kapatılmış,

parkın boşaltılmasından sonra Taksim Meydanı ve çevresinde toplanan

göstericilere biber gazı ve basınçlı su kullanılarak yapılan müdahaleler

sonucunda birçok kişi yaralanmıştır. Protestolar başka şehirlere de yayılmış,

özellikle Ankara Merkez'de birçok eylem yapılmıştır.

v. 1/6/2013: Gezi Parkı eylemine müdahale eden polisin güç

kullanımını protesto eylemleri tüm Türkiye’ye yayılmış,Ankara Kızılay Meydanı’nda toplanan gruplara

kolluk görevlilerince yoğun olarak gaz bombası atılmıştır. İçişleri Bakanı48

ilde 90'ın üzerinde eylem yapıldığını, 939 kişinin gözaltına alındığını, 53'ü

vatandaş, 26'sı polis olmak üzere toplam 79 kişinin yaralandığını ve bu

yaralıların 19'unun İstanbul'da tedavilerinin devam ettiğini açıklamıştır.

vi. 2/6/2013: İçişleri Bakanı 67 ilde 235 eylem yapıldığını,

1.730 kişinin gözaltına alındığını, 115 güvenlik görevlisinin yaralandığını, 58

kişinin tedavisinin devam ettiğini ve 6 kişinin yoğun bakımda olduğunu

açıklamıştır.

vii. 3/6/2013: İzmir Karşıyaka’da bulunan Adalet ve Kalkınma

Partisi (AK Parti) ilçe binası göstericiler tarafından ateşe verilmiş, İstanbul

Dolmabahçe’de polis ve eylemciler arasında çatışma yaşanmış; polis, biber gazı

ve tazyikli suyla müdahale ederken eylemciler kaldırım taşlarından barikatlar

kurmuş; polise taş ve molotof kokteylleriyle karşılık

vermişlerdir.

viii. 4/6/2013: İstanbul Adliyesinde, ülke çapındaki

gösterilerde yaşanan polis müdahalesi avukatlar tarafından protesto edilmiş;

İstanbul Beşiktaş’taki Başbakanlık ofisine yürümek isteyen ve dağılma uyarısını

dikkate almayan gruba polis tazyikli su ve biber gazıyla müdahale etmiştir.

ix. 5/6/2013: Taksim Dayanışması Platformu temsilcileri Başbakan

Yardımcısı ile görüşme yapmış ve taleplerini iletmişlerdir. Bu platforma

katılan Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Devrimci İşçi

Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Türk Tabipler Birliği (TTB) ile Türk

Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Türkiye genelinde iş bırakma eylemi

başlatmıştır.

x. 6/6/2013: İçişleri Bakanı 915 kişinin hastaneye

kaldırıldığını, 79 kişinin tedavisinin sürdüğünü, 4 kişinin hayati tehlikesinin

devam ettiğini ve 8 kişinin yoğun bakımda bulunduğunu, 516 kolluk görevlisinin

yaralandığını açıklamıştır.

xi. 9/6/2013: Taksim Dayanışma Platformu, Taksim Meydanı’nda geniş

katılımlı miting düzenlemiştir.

xii. 11/6/2013: Kolluk kuvvetleri on gün aradan sonra sabah

erken saatlerde göstericilerin hazırladığı barikatları aşarak Taksim Meydanı'na

gelmiş ve meydandaki pankartları indirmiştir. Polisin Gezi Parkı'na müdahalesi sonucu

protestocularla kolluk kuvvetleri arasında çatışmalar yaşanmıştır.

xiii. 12/6/2013: Sabah saat 04.00’e kadar süren olaylar, polisin

meydandan çekilmesi ile sakinleşmiştir. Aynı gün Başbakan, Gezi Parkı’ndaki

eylemlerde yer alan bazı grupların temsilcileri ile Ankara’da bir araya

gelmiştir.

xiv. 14/6/2013: Başbakan, Gezi Parkı’ndaki eylemlerde yer alan

bazı grupların temsilcileri ile ikinci kez bir araya gelmiştir.

xv. 15/6/2013: Taksim Dayanışması Platformu üyeleri eylemlerini

sadece Taksim Dayanışması çadırında sürdüreceklerini, park ve çevresindeki

diğer çadırlar, flamalar ve bayrakların indirileceğini açıklamış; bu doğrultuda

saat 16.00 civarında Taksim Dayanışması Platformuna ait olanlar haricindeki

diğer flama ve bayraklar indirilmiş; ayrıca Gezi Parkı’ndan meydana açılan

bölgedeki barikatlar temizlenmiştir. Bazı grupların alanda kalmaya devam

edeceklerini beyan etmeleri üzerine saat 17.30’dan itibaren kolluk kuvvetleri

parktaki göstericilere dağılmaları yolunda anons yapmaya başlamış ve gaz

sıkmış; saat 20.50’de göstericilere müdahale etmeye başlamıştır. Kolluk

kuvvetleri kısa sürede Gezi Parkı’na girmiş ve park girişe kapatılmıştır.

xvi. 24/6/2013: Olayların yaşandığı Gezi Parkı'nda haber yapmaya

çalışan basın mensuplarına yönelik müdahale ve gözaltılar gerçekleşmiştir.

xvii. 6/7/2013: Polis, Taksim Dayanışması Platformunun çağrısı

üzerine Gezi Parkı'na gelen kişilere müdahale etmiştir.

d. Kamuoyunda olayların çevreci bir saikle

başladığını, bireylerin yaşadıkları çevreye ilişkin kararların kendilerine

sorulması talebini ortaya koyduklarını ifade edenler olduğu gibi yerleri

değiştirilen ağaçların bahane olarak kullanıldığını, hareketin iktidara karşı

yurt dışı destekli bir kalkışma olduğunu belirtenler ve polisin sert

müdahalesini, Başbakanlık binasının ele geçirilmeye çalışılması, kamunun ve

özel kişilerin mallarına zarar verilmesi ile ilişkilendirenler de mevcuttur.

e. İçişleri Bakanlığı verilerine göre 28/5/2013 ile 6/9/2013 tarihleri

arasında 80 ilde Gezi Parkı olayları çerçevesinde 5.532 eylem/etkinlik

gerçekleştirilmiş bu eylem ve etkinliklere 3.611.208 kişi katılmış, olaylara

ilişkin 104.519 emniyet personeli görevlendirilmiş, söz konusu gösterilerden

164’üne müdahalede bulunulmuş, bir komiser yüksekten düşme nedeniyle şehit

olmuş, üçü silahla ve ikisi bıçakla olmak üzere 697 güvenlik görevlisi

yaralanmış, olaylar sırasında yaşamını yitiren dört sivil vatandaşın ölümüyle

ilgili adli ve idari soruşturma yürütülmüş, olaylarda gözaltına alınan 5.513

kişiden 148'i tutuklanmış, görevlendirilen polislerden 127'si hakkında

uygulamaları nedeniyle araştırma/soruşturma işlemleri yapılmıştır.

f. Gezi Parkı olayları sırasında bazı ölüm olayları da

yaşanmıştır:

g. TTB verilerine göre kamu hastanelerine, özel hastane ve tıp

merkezlerine, olayların yaşandığı alanlarda kurulan revirlere toplam 8.163 kişi

yaralı olarak başvurmuştur. Bunlardan 106'sı kafa travmasına uğramış, 63'ü ağır

yaralanmış, 11'i gözünü kaybetmiştir.

B. Uluslararası Hukuk

1. İşkence ve Kötü

Muamele Yasağı Yönünden

a. Uluslararası Mevzuat

29. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 3. maddesi

şöyledir:

“Madde

3- İşkence yasağı

Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da

aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz.”

30. 27/8/1990 ila 7/9/1990 tarihlerinde Havana’da Suçların

Önlenmesi ve Suçluların Islahı Üzerine Sekizinci Birleşmiş Milletler

Konferansı’nda kabul edilen Kolluk

Görevlilerinin Zor ve Silah Kullanmalarına Dair Temel Prensiplerin

ilgili bölümleri şöyledir:

"Yasa dışı toplantılarda asayiş sağlama

12. İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’nde ve

Kişisel ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nde herkesin yasal ve barışçıl

toplantılara katılma hakkı tanınmış olduğundan, Hükümetlere ve kanunen yetkili

kuruluşlara ve kolluk görevlilerine, sadece aşağıdaki 13. ve 14. prensiplere

uygun olarak zor ve silah kullanılabilme imkânı tanınır.

13. Kolluk görevlileri yasa dışı olan ve fakat

şiddet içermeyen toplantıların dağıtılması sırasında zor kullanmaktan

kaçınırlar; zor kullanmaktan kaçınmak mümkün değilse, bu zor kullanmayı gerekli

kılan asgari ölçüyle sınırlı tutarlar.

14. Kolluk görevlileri şiddetli toplantıların

dağıtılmasında, daha az tehlikeli araçların kullanılmasının elverişli olmaması

halinde ve sadece gerekli olan asgari ölçüde kullanabilirler. Kolluk

görevlileri, yukarıda dokuzuncu prensipte belirtilen şartlar dışında silah

kullanamazlar."

31. Avrupa İşkencenin ve İnsanlık Dışı veya Onur Kırıcı Ceza

veya Muamelenin Önlenmesi Komitesi (CPT), kanunların uygulanmasında biber

gazının kullanımına ilişkin endişelerini şöyle ifade etmiştir:

“...Biber

gazı, potansiyel olarak tehlikeli bir maddedir ve kapalı alanlarda

kullanılmamalıdır. Açık havada kullanılması halinde bile, CPT’nin

ciddi çekinceleri bulunmaktadır; istisnai olarak kullanılması gerektiğinde,

bölgede belirli güvenlik tedbirlerinin alınması gerekmektedir. Örneğin, biber

gazına maruz kalan kişiler derhal bir doktora ulaştırılmalı ve bu kişilere

panzehir sağlanmalıdır. Biber gazı, halihazırda kontrol altına alınmış bir

tutukluya karsı asla kullanılmamalıdır.” (CPT/Inf (2009) 25)

b. Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi Uygulaması

32. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin 3.

maddesi ile ilgili içtihatlarında kötü muamele yasağının demokratik toplumların

en temel değeri olduğunu vurgulamıştır. Terörizmle ya da organize suçla

mücadele gibi en zor şartlarda dahi Sözleşme'nin -mağdurların davranışlarından

bağımsız olarak- işkence, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlerden

men ettiği belirtilmiştir. Kötü muamele yasağının Sözleşme'nin 15. maddesinde

belirtilen toplum hayatını tehdit eden kamusal tehlike hâlinde dahi hiçbir

istisnaya yer vermediği içtihatlarda hatırlatılmıştır (Selmouni/Fransa [BD], B. No: 25803/94, 28/7/1999, § 95; Labita/İtalya [BD], B. No: 26772/95, 6/4/2000, §

119).

33. Mahkeme, bir kişi özgürlüğünden yoksun bırakıldığında veya

daha genel anlamda kolluk kuvvetleri görevlileriyle karşı karşıya kaldığında

-örneğin tutuklandığı sırada- kişinin davranışları kesinlikle gerektirmediği

hâlde kişiye karşı fiziksel güç kullanımının insan onurunu zedelediğini ve

kural olarak Sözleşme’nin 3. maddesi tarafından güvence altına alınan hakkın

ihlalini teşkil ettiğini hatırlatmaktadır (Bouyid/Belçika [BD], B. No: 23380/09,28/9/2015, § 88; Ribitsch/Avusturya, B. No: 18896/91, 4/12/1995, §

38; Mete ve diğerleri/Türkiye, B.

No: 294/08, 4/10/2011 § 106).

34. AİHM, Avrupa Konseyi ülkelerinin taşkınlık durumunda

göstericileri kontrol etmek hatta dağıtmak için kullanılmasını benimsediği

biber gazının, Kimyasal Silah Sözleşmesi’nin ekinde belirtilen toksik gazlar arasında yer almadığını, ancak biber gazı

kullanımının solunum problemleri, bulantı, kusma, solunum yolu tahrişi, gözyaşı

kanallarının ve gözlerin tahrişi, spazmlar, göğüs ağrısı, dermatit veya alerji

gibi sıkıntılaraneden olabileceğinden kötü muamele

yasağı kapsamında incelemiştir (Oya

Ataman/Türkiye, B. No: 74552/01, 5/12/2006, §§ 17, 18, 25).

35. Öte yandan bir muamele veya cezanın kötü muamele olduğunu

söyleyebilmek için eylemin asgari ağırlık

eşiğini aşması beklenir (Raninen/Finlandiya, B. No: 20972/92, 16/12/1997, § 55; Erdoğan Yağız/Türkiye, B. No: 27473/02,

6/3/2007 §§ 35-37; Gafgen/Almanya [BD], B. No: 22978/05, 1/6/2010,

§§ 88-90; Costello-Roberts/Birleşik Krallık, B. No: 13134/87,

25/3/1993 § 30). Değerlendirmeye alınacak bu unsurlara muamelenin amacı ve

kastı ile ardındaki saik de eklenebilir (Aksoy/Türkiye,

B. No: 21987/93, 18/12/1996, § 64; Eğmez/Kıbrıs,

B. No: 30873/96, 21/12/2000, § 78; Krastanov/Bulgaristan, B. No: 50222/99, 30/9/2004, § 53). Ayrıca kötü

muamelenin heyecanın ve duyguların yükseldiği bağlamda meydana gelip

gelmediğinin tespiti de (Selmouni/Fransa, § 104) dikkate alınması gereken

diğer faktördür.

36. AİHM, Sözleşme'nin 3. maddesinin tartışılabilir ve makul

şüphe uyandıran kötü muamele iddialarının etkin biçimde soruşturma

yükümlülüğü getirdiğine dikkat çekmektedir (Labita/İtalya, § 131; Tepe/Türkiye,

B. No: 31247/96, 21/12/2004, § 48). AİHM’in

içtihadında tanımlanan etkinlik için minimum standartlar soruşturmanın

bağımsız, tarafsız, kamu denetimine açık olmasını ve yetkili makamların

titizlikle ve çabuklukla çalışmasını gerektirmektedir (Mammadov/Azerbaycan, B. No: 34445/04, 11/1/2007, § 73; Çelik ve İmret/Türkiye,

B. No: 44093/98, 26/10/2004, § 55).

37. Devletin bireyleri koruma yükümlülüğü sadece esasa ilişkin

olmayıp usule ilişkin boyutu da içermektedir. Usule ilişkin yükümlülükler, Sözleşme’de düzenlenen hakların teorik veya hayali olmayıp

etkili ve uygulanabilir olmasının zorunlu bir sonucudur. Aksi takdirde polis

veya diğer kamu görevlileri tarafından yapıldığı ileri sürülen kötü muamele

yasağının ihlali iddialarının soruşturulması, kötü muamele yasağının temel ve

mutlak niteliğine rağmen uygulamada etkisiz kalacak ve bazı durumlarda devlet görevlilerinin

cezasız kalmasına yol açacaktır (Assenov ve

diğerleri/Bulgaristan, B. No: 24760/94, 28/10/1998, § 102; Labita/İtalya, §§ 131-136).

38. AİHM, insan hakları ihlalleri ile ilgili iddialarda soruşturma

yükümlülüğünün mutlaka iddiayı kabul etme anlamına gelmediğini ancak iddiaların

ciddiye alınması ve adil bir sonucu garanti eden bir usulle soruşturulması

gerektiğini birçok kararında dile getirmiştir (Saçılık ve diğerleri/Türkiye, B. No: 43044/05 ve 45001/05,

5/7/2011, §§ 90, 91).

2. Toplantı ve Gösteri

Yürüyüşü Düzenleme Hakkı Yönünden

a. Uluslararası Mevzuat

39. Sözleşme'nin 11. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Madde 11 -

Toplantı ve dernek kurma özgürlüğü

1. Herkes barışçıl olarak toplanma ... hakkına

sahiptir...

2. Bu hakların kullanılması, yasayla öngörülen

ve demokratik bir toplum içinde ulusal güvenliğin, kamu güvenliğinin korunması,

kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın

veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli olanlar

dışındaki sınırlamalara tabi tutulamaz. Bu madde, silahlı kuvvetler, kolluk

kuvvetleri veya devlet idaresi mensuplarınca yukarda anılan haklarını

kullanılmasına meşru sınırlamalar getirilmesine engel değildir.”

b. Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi Uygulaması

40. AİHM; Sözleşme'nin 11. maddesinde düzenlenen barışçıl

toplanma özgürlüğünün geniş anlamda örgütlenmeyi, yürüyüş veya gösteriye

katılmayı (Irkçılığa ve Faşizme Karşı

Hristiyanlar/Birleşik Krallık, B. No: 8440/78, 16/7/1980),

hareketsiz toplanmaları ve oturma eylemlerini (G./Almanya,

B. No: 13079/87, 6/3/1989), resmî veya gayriresmî

özel veya herkese açık organizasyonları kapsadığını kabul etmektedir.

41. Sözleşme'nin 11. maddesi barışçıl

toplanmaları koruma altına almaktadır. 11. maddenin kapsamının bu temel

sınırlaması, şiddet kullanma niyetinde olan kişilerin katıldığı veya

düzenlediği gösterileri barışçıl toplanma kavramı dışında bırakmaktadır (Stankov ve Birleşik Makedonya Örgütü Ilinden/Bulgaristan,

B. No: 29221/95 ve 29225/95, 2/10/2001, § 77; Birleşik

Makedonya Örgütü Ilinden ve Ivanov/Bulgaristan,

B. No: 44079/98, 20/10/2005, § 99).

42. AİHM, 11. maddede korunan haklara keyfî müdahalenin

engellenmesi için taraf devletlerin negatif yükümlülüğünün olduğunu

belirtmiştir (Wilson, Gazeteciler Ulusal

Birliği ve diğerleri/Birleşik Krallık, B. No: 30668/96, 30671/96 ve

30678/96, 2/7/2002, § 41). Bu müdahale etmeme yükümlülüğünün istisnası 11.

maddenin ikinci fıkrasında belirtilen sınırlama sebepleridir.

43. Toplanma hakkının barışçıl niteliği genel olarak bir bütün

hâlinde değerlendirilerek ortaya konulmalıdır. Bunun dışında toplantı veya

gösteri yürüyüşüne katılanların bir kısmının şiddete başvurması diğerleri

açısından bu hakka müdahaleyi meşru kılmaz (Ezelin/Fransa,

B. No: 11800/85, 26/4/1991, § 41). Bir toplantı ve gösteri yürüyüşünün yasa

dışı olması veya yasalara aykırı olarak düzenlenmesi de tek başına toplantı

veya yürüyüşün barışçıl niteliğini ortadan kaldırmaz (Oya Ataman/Türkiye, § 39). Dolayısıyla

halka açık yerde yapılan her türlü gösterinin günlük hayatın akışında belli bir

karışıklığa sebep olabileceği ve düşmanca tepkilere yol açabileceği açıktır. Bu

durumların varlığı toplantı hakkının ihlal edilmesini haklı gösteremez (Ashughyan/Ermenistan, B. No: 33268/03, 17/7/2008, §

90; Berladir vediğerleri/Rusya,

B. No: 34202/06, 10/7/2012, §§ 38-43; Disk

ve Kesk/Türkiye, B. No: 38676/08,

27/11/2012, § 29).

44. Diğer taraftan toplantı hakkındaki sınırlama kavramı, ifade özgürlüğünde

olduğu gibi sadece hakkın kullanılmasından önceki bazı önleyici tedbirleri

değil hakkın kullanılması sırasında veya kullanıldıktan sonra yapılan

muameleleri de kapsar (Ezelin/Fransa,

§ 39).

45. AİHM, gösterileri engellemek amacıyla güvenlik güçleri

tarafından yapılan sert müdahalenin şeklinin, kullanılan araçların ve bu

müdahalenin orantılılığının barışçıl gösterilere meşru olarak katılmak

isteyenler üzerinde caydırıcı etki yapacağını belirtmiştir (Süleyman Çelebi ve diğerleri/Türkiye, B.

No: 37273/10 vd., 24/5/2016, § 116).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

46. Mahkemenin 12/6/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kötü Muamele Yasağının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

47. Başvurucu; Taksim Gezi Parkı'na alışveriş merkezi yapılması

girişimine karşı düzenlenen gösterilere ve orada şiddet görenlere destek olmak

amacıyla 31/5/2013 tarihinde değişik sivil toplum kuruluşlarının çağrısına

uyarak Ankara Kuğulu Park'a arkadaşlarıyla geldiğini, Kızılay'a gitmek üzere

Akay Kavşağı'na yaklaştıklarını, hiçbir taşkın hareket olmamasına rağmen

polisin Kızılay'a geçişe izin vermediğini ifade etmiştir. Başvurucu hiçbir

uyarı yapılmadan gaz ve basınçlı suyla topluluğa müdahale edildiğini, geri

dönmek üzere Tunus Caddesi'ne yöneldiklerinde sağ bacağının arka kısmına biber

gazı fişeği isabet ettiğini, polisin fişeği 45 derecelik açıyla atmamasından

dolayı bacağına gaz fişeğinin isabet etmesinin bacağını doğrudan hedef aldığını

gösterdiğini öne sürmüştür. Olaydan bir hafta sonra üç gün iş ve güçten kalacak

şekilde yaralandığına dair rapor aldığını, kolluk görevlileri hakkında yapılan

soruşturmada gösterdiği tanıklardan birinin beyanının alınmadığını, diğer

tanığın beyanına da itibar edilmediğini, delillerin toplanmadığını, etkisiz bir

soruşturma sonucunda kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğini belirterek

Anayasa'nın 17., 56., 63. ve 137. maddelerinde düzenlenen işkence ve kötü

muamele yasağı, sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı, kültür ve tabiat

varlıklarının korunması ile kanunsuz emrin yerine getirilmemesi ilkelerinin

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

48. Bakanlık görüşünde, kötü muamele yasağı ve biber gazı

kullanımı konusunda AİHM’in yaklaşımını ortaya koyan

kararlara yer verilmiş ve somut olayda Emniyet Genel Müdürlüğünden görüş

alınmasının uygun olacağı bildirilmiştir.

49. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında başvuru

formundaki iddialarını yinelemiştir.

2. Değerlendirme

50. Anayasa’nın 17. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Kişinin dokunulmazlığı, maddî ve manevî

varlığı

Madde 17 - Herkes,

yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

...

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse

insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”

51. Anayasa Mahkemesi olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun bu bölümde ileri sürdüğü

iddiaların tümünün Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına

alınan kötü muamele yasağı kapsamında olduğu değerlendirilmiş ve bu kapsamda

inceleme yapılmıştır.

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

52. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan işkence

ve kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Genel İlkeler

53. Herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme

hakkına sahip olduğu Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınmıştır.

Anılan maddenin birinci fıkrasında insan onurunun korunması amaçlanmıştır.

Üçüncü fıkrasında da kimseye işkence

ve eziyet yapılamayacağı,

kimsenin insan haysiyetiyle bağdaşmayan ceza

veya muameleye tabi tutulamayacağı hüküm altına alınmıştır (Cezmi Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293,

17/7/2014, § 80).

54. Devletin bireyin maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkına saygı gösterme yükümlülüğü, öncelikle kamu otoritelerinin bu

hakka müdahale etmemelerini, yani anılan maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen

şekillerde kişilerin fiziksel ve ruhsal zarar görmelerine neden olmamalarını gerektirir.

Bu, devletin bireyin vücut ve ruh bütünlüğüne saygı gösterme yükümlülüğünden

kaynaklanan negatif ödevidir (Cezmi Demir ve

diğerleri, § 81).

55. Bununla birlikte her kötü muamele iddiasının Anayasa'nın 17.

maddesinin üçüncü fıkrasının getirdiği korumadan ve Anayasa'nın 5. maddesiyle

birlikte devlete yüklediği pozitif yükümlülüklerden yararlanması beklenmez. Bu

bağlamda kötü muamele konusundaki iddialar uygun delillerle desteklenmelidir.

İddia edilen olayların gerçekliğini tespit etmek için soyut iddiaya dayanan

şüphe ötesinde makul kanıtların varlığı gerekir. Bu kapsamdaki bir kanıt

yeterince ciddi, açık ve tutarlı emarelerden ya da aksi ispat edilmemiş

birtakım karinelerden oluşabilir. Bu bağlamda kanıtlar değerlendirilirken

ilgililerin süreçteki tutumları da dikkate alınmalıdır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 95).

56. Aynı şekilde bir muamelenin Anayasa’nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrası kapsamında olabilmesi için asgari bir ağırlık derecesine ulaşmış

olması gerekir. Bu asgari eşik, göreceli olup her olayın somut koşulları

dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Bu kapsamda muamelenin süresi, bedensel

ve ruhsal etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi faktörler

önem taşır. Ayrıca muamelenin ardındaki saik ve amaç dikkate alınmalıdır.

Muamelenin heyecanın yükseldiği ve duygu yoğunluğunun olduğu bir anda meydana

gelip gelmediği de gözönünde bulundurulmalıdır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 83).

57. Sadece sınırları belli bazı durumlarda güvenlik güçleri tarafından

fiziksel güce başvurulmasının kötü muamele olmadığı kabul edilebilmektedir. Bu

kapsamda, toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde yakalamayı gerektiren durumlarda

ve gösteriye katılanların kendi tutumundan dolayı fiziksel güce başvurmak

mümkündür. Ancak bu durumda dahi bu tür bir güce sadece kaçınılmaz hâllerde ve

orantılı olmak koşuluyla başvurulabilir (Ali

Rıza Özer ve diğerleri [GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015, § 82).

ii. İlkelerin Somut Olaya

Uygulanması

58. Somut olayda başvurucu; Gezi Parkı eylemlerine ve eylemler

sırasında şiddet gören kişilere destek olmak amacıyla düzenlenen gösteri

yürüyüşünde bir taşkınlık olmamasına rağmen polisin haksız ve orantısız olarak

müdahalede bulunduğunu, atılan gaz fişeğinin bacağına isabet etmesi nedeniyle

yaralandığını ileri sürmüştür. Başvurucunun altı gün sonra Ankara Numune Eğitim

ve Araştırma Hastanesinde yapılan muayenesinde, sağ diz arka kısmında 6x6 cm'lik sarı-mor renkli yumuşak doku travması nedeniyle üç

gün iş ve güçten kalacak şekilde yaralandığı tespit edilmiştir. Başvurucunun on

bir gün sonra yaptığı şikâyet üzerine Ankara Adli Tıp Şube Müdürlüğünce yapılan

muayenesinde yaralanmasının basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde,

hafif nitelikte olduğu değerlendirilmiştir.

59. Yapılan soruşturma sonucunda başvurucunun güvenlik

güçlerinin müdahalesi sonucunda yaralandığı kabul edilmekle birlikte 2559

sayılı Kanun kapsamında kolluğun yasal zor kullanma yetkisinin sınırlarının

orantısız bir şekilde aşılarak başvurucunun yaralandığına dair kamu davası açılmasına

yeterli delil bulunmadığı gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar

verilmiştir.

60. Bireysel başvurulara ilişkin şikâyetlerin incelenmesinde

Anayasa Mahkemesinin sahip olduğu rol ikincil nitelikte olup icra edilen bir

soruşturmadaki delilleri değerlendirmek kural olarak yargı mercilerinin işi

olduğundan Anayasa Mahkemesinin görevi, bu mercilerin maddi olaylara ilişkin

yaptıkları değerlendirmenin yerine kendi değerlendirmesini koymak değildir.

Kötü muamele iddialarıyla ilgili olarak Anayasa Mahkemesinin yetkisi,

Anayasa'da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerden Sözleşme ve buna

ek Türkiye'nin taraf olduğu protokoller kapsamında bulunanlarla sınırlıdır.

Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin cezai sorumluluk bağlamında suça ya da masumiyete

ilişkin bir bulguya ulaşma görevi bulunmamaktadır. Diğer taraftan yargı

mercilerinin bulguları Anayasa Mahkemesini bağlamamasına rağmen normal şartlar

altında bu mercilerin maddi olaylara ilişkin yaptığı tespitlerden ayrılmak için

de kuvvetli nedenlerin bulunması gerekir (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 96).

61. Anayasa Mahkemesinin başvuru konusu olayın gelişim şeklini

anlayabilmek vetüm yönleriyle aydınlatılması

noktasında soruşturma makamları ve derece mahkemeleri tarafından atılması

gereken adımları nesnel bir şekilde değerlendirmek için olayın oluşum şeklini

incelemesi gerekmektedir (Rıfat Bakır ve

diğerleri, B. No: 2013/2782, 11/3/2015, § 68).

62. Bireyler için en kutsal değer olan insan onurunu zedeleyen kötü muamele iddialarında

soruşturmalar, benzer olayların tekrar yaşanmasını önlemeyi sağlayacak şekilde

kapsamlı, dikkatli ve duyarlı bir şekilde yürütülmeli; ayrıca sorumluların

tespiti bakımından yapılması gerekli işlemlerde noksanlık bulunmamalıdır (Tuna Ayçiçek, B. No: 2014/6526,

24/01/2018, § 74).

63. Başvurucunun dosyaya ibraz ettiği adli raporlar ve

fotoğraflar, iddiaların soruşturma yapılmasını gerektirecek nitelikte

tartışılabilir olduğunu göstermektedir. O hâlde üzerinde durulması gereken en

önemli nokta, kolluğun müdahalesinin gerekli ve orantılı olup olmadığı ve

başvurucunun maruz kaldığı muamelenin kötü muamele yasağının asgari eşiğini

geçip geçmediğidir. Başvurucudaki yaranın polisin kullandığı cebirden

kaynaklandığı somut olayda, güç kullanımının kaçınılmaz hâle geldiğini ve

kullanılan gücün orantılı olduğunu kanıtlamak kamu makamlarına aittir.

64. Başvurucudaki yaraların güvenlik güçlerinin müdahalesi ile

gerçekleştiği kovuşturmasızlık kararında kabul

edildiğinden bu konuda herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır. Ankara Emniyet

Müdürlüğünün verdiği bilgilere göre polisin müdahalesi sonucunda başvurucu

yakalanıp gözaltına alınmadığı gibi hakkında adli soruşturma da

başlatılmamıştır.

65. Güvenlik güçlerinin aldığı tedbirler kapsamında gösteriye

müdahalenin gerekliliği değerlendirilirken gözetilmesi gereken en önemli husus

gösterinin barışçıl olup olmadığının tespit edilmesidir. Öte yandan barışçıl

olarak başlamış bir toplantının aynı yönde devam edip etmediği de önem

taşımaktadır. Gösterinin barışçıl olup olmadığı hususu kötü muamele yasağı

kapsamında güvenlik güçlerinin müdahalesinin gerekliliği için önemli bir kriter

olmakla beraber barışçıl toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı

kapsamında bir eylem olup olmadığı açısından da gözetilmesi gereken bir

husustur. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası ile 34. maddesinin

kesiştiği bu alanın belirlenmesi önemlidir.

66. Toplanma özgürlüğünün kullanımından kaynaklanan kamu

düzenine yönelik tehditlerin gerçeklik değeri taşıması hâlinde yetkili

makamların bu tehditleri bertaraf edecek tedbirleri alabilecekleri kabul

edilmelidir. Alınan tedbirler, durumun özelliklerine ve gerekliliklerine göre

değişiklik gösterebilir. Bu nedenle devletin bu konuda yapacağı düzenleme ve

uygulamalarda belli bir takdir alanına sahip olduğunun kabulü gerekir (Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri [GK],

B. No: 2014/920, 25/5/2017, § 81).

67. Yapılacak değerlendirmede başvurucunun şiddete başvurmaması

nedeniyle müdahale edilmemesi gereken birisi olması hâlinde dahi müdahale

sırasında ortaya çıkan panik ve kargaşadan etkilenmesinin mümkün olduğu

gözetilmelidir. Bu tür durumlarda kolluk görevlilerinin kontrollü hareket

etmesi ve müdahaleyi gerektiren durumu yaratan kişiler dışındakilerin

müdahaleden etkilenmemesi için gerekli tedbirleri alması beklenir. Ancak

müdahalenin oluşturduğu kargaşa ve panik ortamında bu tedbirlerin kolluk

görevlileri tarafından her zaman mutlak olarak uygulanmasının zorluğu da kabul

edilmelidir (benzer bir karar için bkz. Ali

Rıza Özer ve diğerleri, § 94).

68. Başvurucu, değişik sivil toplum örgütlerinin çağrısına

uyarak Gezi Parkı olaylarındaki şiddet mağdurlarına destek olmak ve Başbakanın

yaptığı bir açıklamaya karşı tepkisini dile getirmek için saat 19.00'da Kuğulu

Park'ta toplanan göstericilere iki arkadaşıyla birlikte katıldıklarını

söylemektedir.

69. Emniyet Müdürlüğünün vermiş olduğu bilgilere göre gün

boyunca Kızılay'ın farklı bölgelerinde eylem yapan çeşitli grupların Kuğulu

Park'ta oluşturduğu kalabalık 6.000 kişiye ulaşmıştır. Başvurucu iki saat kadar

burada bekledikten sonra saat 21.00'de Kızılay'a hareket eden göstericilerle

birlikte Akay Kavşağı'na gelmiştir.

70. Başvurucu sakin devam eden gösteriye polisin herhangi bir

uyarıda bulunmadan müdahalede ettiğini belirtmiştir. Müdahale üzerine panik ve

kargaşa ortamı oluştuğunu ve eylemcilerin kaçmaya başladığını, kendisinin

kaçarken ayağına gaz kapsülünün isabet ettiğini belirtmiştir. Polis

tutanaklarında başvurucuya ilişkin herhangi bir bilgi yer almamaktadır.

71. Kovuşturmasızlık kararında

başvurucunun gösterinin barışçıllığına gölge düşüren

fiillere iştirak edip etmediği konusunda bir değerlendirme ve kişiselleştirme

yapılmadan sonuca ulaşıldığı görülmektedir. İncelenen kamera kayıtlarında ve

diğer belgelerde, başvurucunun adli muayene raporundaki bulguların ne şekilde

oluştuğu ve gösteri sırasında takındığı tutumu belirleyebilecek nesnel bir

delil unsuru bulunmamaktadır. Bu nedenle gösteriye yapılan müdahalenin genel

olarak göstericilerin tutumundan kaynaklanıp kaynaklanmadığı ve gerekli olup

olmadığı hususundaki değerlendirmede kamera kayıtlarının dikkate alınması

gerekmiştir.

72. Olay tutanaklarına ve kamera görüntülerine göre eylemlerin

genel olarak şiddete evrilmesi, şiddete başvurmayan

katılımcılarla şiddete başvuranlar arasında ayrım gözetilmeden tümüne aynı

şekilde müdahalede bulunulmasını kural olarak haklı göstermez. Başvurucunun

şiddet içermeyen gösteriye polisin herhangi bir ikazda bulunmadan müdahale

ettiği iddiası, izlenen KYGS görüntüleri ve olay tutanaklarıyla bağdaşmamaktadır.

Soruşturmadaki belgelere ve izlenen kamera görüntülerine göre göstericilerin

polise taş, sopa, soda şişesi vb. cisimlerle saldırmaları üzerine müdahalede

bulunulduğu tespit edilmiştir.

73. Çok sayıda kişinin dâhil olduğu gösterilerde şiddet

kullanarak gösterinin barışçıl mahiyetini zedeleyen eylemcilerin tamamının

güvenlik görevlilerince yakalanarak haklarında soruşturma yapılması arzu edilen

bir durum olmakla beraber gerçekçi bir beklenti değildir.Bununla

birlikte bir ya da birkaç kişinin adının geçtiği olaylardan farklı olarak geniş

katılımlı gösterilerde her bir failin tek tek eyleminin aydınlatılmasının

güçlüğü, soruşturma organının bu konuda hiçbir girişimde bulunmamasını haklı

göstermez. Ancak olaydan on bir gün sonra Savcılığa şikâyette bulunan

başvurucunun bu gecikmesinin işyerleri ile kamu kurumlarının güvenlik kamerası

görüntüleri gibi bazı delillerin toplanmasını güçleştirdiği de gözden uzak

tutulmamalıdır.

74. Kolluğun cebir kullanma yetkisi, bireylerin davranışlarının

temeli olan haklar ile bunları kullanırken maruz kaldıkları

denetleyici/kısıtlayıcı uygulamaların uzlaştırılamaması hâlinde devreye giren

mekanizmanın bir parçasıdır. 2911 sayılı Kanun'un 23. maddesine göre taş vb.

cisimlerle polise saldırılmasıyla barışçıl niteliğini kaybederek kanuna aykırı

hâle gelen toplantıda, göstericilere gaz ve basınçlı suyla yapılan müdahalenin

gerekli olduğu açıktır.

75. Müdahalenin gerekli olduğu ortaya konduktan sonra ikinci

aşamada olayın niteliğine göre müdahalenin göstericileri etkisiz hâle getirmek

için ölçülü olup olmadığı ele alınmalıdır. Kolluğun zor kullanarak bir

gösteriye müdahale edebilmesi için şiddet içermeyen diğer yöntem ve araçların

sonuçsuz kalmış olması gerekir. Zor kullanma, müdahale sırasında karşılaşılan

direnci ortadan kaldıracak oranda ve aşamalı biçimde artan bedensel kuvvet,

maddi güç, değişik araçlar ve kanuni şartlar gerçekleştiğinde silah kullanmayı

içerir. Güvenlik güçlerine karşı saldırı durumunda ihtar yapılmadan doğrudan

müdahalede bulunulabileceği ilgili mevzuat kısmında açıklanmıştı.

76. Kolluğun toplumsal olaylara müdahale sırasında gerektiğinde

kuvvet kullanması bir hukuka uygunluk nedenidir. Bu durumda dahi göstericilerin

uyguladığı şiddeti önleyecek yeterlilik ve mahiyette cebir kullanılmasına cevaz

verilmiştir. Kişinin hareket özgürlüğünü kısıtlamak için uygulanan fiziksel

şiddet şeklinde tanımlanabilecek güç

kullanımı, ortaya çıkan tehlike bakımından gerekli olandan fazla

olmamalı ve göstericilerin maddi bütünlüğüne zarar vermemelidir. Fakat belli bir

ağırlığa sahip gaz fişeğinin yönergede belirtilen uygun açıyla atılması

durumunda bile bir ivmeyle yükseldikten sonra düştüğü yerde hiçbir etki

bırakmayacağının söylenmesi oldukça zordur.

77. Barışçıl niteliği kaybolan toplantı ve gösteride yer alan

kalabalık gruplara karşı gazla yapılacak müdahale 2559 sayılı Kanun'un 1.

maddesine göre mümkünolduğundan gaz fişeği

kullanılması ölçüsüz bir müdahale olarak değerlendirilmemiştir. Öte yandan

başvurucunun ayak bölgesinde yer alan yaranın basit tıbbi müdahaleyle

giderilebilecek ölçüde olması, yüz ve baş bölgesine isabet eden bir atışın

bulunmaması da dikkate alındığında doğrudan başvurucuyu hedef alan bir atıştan

bahsedilmesi mümkün görünmemektedir. Polisin gaz fişeklerini genel olarak

doğrudan başvurucuyu hedef alacak açıyla attığına dair kamera görüntüsü de

bulunmamaktadır. Ayrıca gösterinin barışçıl niteliğini kaybettikten sonra gaz

ve basınçlı suyla yapılan müdahalenin ölçülü olduğu değerlendirilmiştir.

78. Açıklanan gerekçelerle başvurucuya yapılan müdahaleyle

Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele

yasağının maddi boyutunun ihlal edilmediği sonucuna varılmıştır.

79. Devletin negatif yükümlülüğü bakımından kötü muamele

yasağının maddi boyutunun ihlal edilmediği sonucuna varıldığından soruşturmanın

yaklaşık sekiz aylık makulsürede tamamlanmış olması

da dikkate alındığında usul yükümlülüğü açısından ayrıca inceleme yapılmasına

gerek duyulmamıştır.

B. Toplantı ve Gösteri

Yürüyüşü Düzenleme Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

80. Başvurucu 31/5/2013 tarihinde değişik sivil toplum

kuruluşlarının Gezi Parkı olaylarında şiddet görenlere destek olmak için

düzenlediği gösteriye katıldığını, polisin ölçüsüz müdahalede bulunarak

yaralandığını belirterek Anayasa'nın 26. maddesinde düzenlenen ifade özgürlüğü

ve 34. maddesinde düzenlenen toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

81. Bakanlık görüşünde; kabul edilebilirliğe ilişkin olarak

başvurucu hakkında yapılmış bir cezai takibat bulunmadığından gösterinin

yapıldığı 31/5/2013 tarihinden itibaren otuz gün içinde başvuruda

bulunulmadığının dikkate alınması, esasa ilişkin olarak da örnek AİHM

içtihatları sunularak buna göre başvurunun değerlendirilmesi gerektiği

bildirilmiştir.

2. Değerlendirme

82. Anayasa’nın 34. maddesi şöyledir:

“Toplantı

ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı

Madde 34 - Herkes,

önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü

düzenleme hakkına sahiptir.

Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ancak,

milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve

genel ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla ve

kanunla sınırlanabilir.

Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme

hakkının kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda

gösterilir.”

83. Anayasa Mahkemesi olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

§ 16). Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının özerk durumu ve amaçlarından

birinin ifade özgürlüğünü korumak olduğu, başvuru konusu olayda ifade

özgürlüğüne ilişkin iddiaların toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkından

ayrılmasının mümkün olmadığı anlaşıldığından başvurunun ifade özgürlüğü

kapsamında Anayasa’nın 34. maddesinde düzenlenen toplantı ve gösteri yürüyüşü

düzenleme hakkı yönünden incelenmesine karar verilmiştir.

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

84. Başvurucu hakkında açılmış bir ceza davasının bulunmaması

yüzünden gösterinin yapıldığı andan itibaren otuz günlük süre içinde bireysel

başvuruda bulunmamasına dayanılarak kabul edilemezlik kararı verilmesi

doğrultusundaki Bakanlık görüşünün öncelikle karşılanması gerekmektedir.

85. Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkına yönelik iddialar

açısından toplantıya yapılan müdahaleler ve müdahale sonucundaki yaralanmalara

ilişin olarak adli makamlara yapılacak şikâyetler, bir bütün hâlinde toplantı

ve gösteri yürüyüşü hakkı ile kötü muamele yasağına ilişkin başvuru olarak

kabul edilmelidir (benzer yöndeki bir karar için bkz. Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 62). Nitekim

bir toplantı ve gösteri yürüyüşüne polisin müdahalesi ile meydana gelen

sonuçlar açısından kötü muamele yasağı ile toplantı ve gösteri yürüyüşü

düzenleme hakkının aynı anda ihlal edilmesi mümkündür. Mevcut başvuru gibi

şikâyetlerde, kötü muamele yasağı ile toplantı hakkını birbirinden ayırmanın

zorluğu, bireysel başvuruda bulunabilmek için her iki hak bakımından ayrı ayrı

başvuru yolu gösterilmesini anlamsız kılmaktadır. Nitekim başvurucunun kötü

muamele yasağı ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına yönelik

yapılan müdahalelere dair şikâyetinde iki iddia birlikte ileri sürüldüğünden

Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturmayı aynı temelde incelemektedir. Bu nedenle

her iki hak için ayrı yargılama mercilerine başvurulmasını beklemek hak ihlali

iddiasına konu olayların aydınlatılmasında ve hakların özünün korunmasında

yetersiz ve gereksiz bir sonuca yol açabilecektir (Onur Cingil, B. No: 2013/7836, 16/4/2015, § 61).

86. Bu nedenle eldeki başvuru gibi toplantı ve gösteri yürüyüşü

düzenleme hakkı ile kötü muamele yasağının aynı müdahale kapsamında ihlal

edildiğine ilişkin başvurularda, kötü muamele yasağına neden olduğu iddia edilen

müdahaleyi gerçekleştirenlere karşı savcılığa yapılan şikâyet, tüketilmesi

gereken başvuru yolu olarak yeterli kabul edilmektedir (Onur Cingil, § 62).

87. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin

iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Müdahalenin Varlığı

88. Başvurucunun katıldığı gösteri polis müdahalesiyle

dağıtılmıştır. Başvurucunun şiddete karıştığına yönelik bir bulgu bulunmadığı

gözetildiğinde yaralanmasına neden olacak şekilde polisin fiziki müdahalede

bulunması ve böylelikle gösteriye son vermesi toplanma hakkına yönelik bir

müdahaledir.

ii. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

89. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde

belirtilen koşulları taşımadığı müddetçe Anayasa’nın 34. maddesinin ihlalini

teşkil edecektir. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:

“"Temel hak ve hürriyetlerin

sınırlanması

Madde 13 - Temel hak

ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili

maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir.

Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve

lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

90. Sınırlamanın Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen ve somut

başvuruya uygun düşen, kanunlar tarafından öngörülme, Anayasa’nın ilgili

maddesinde belirtilen nedenlere dayanma,demokratik

toplum düzeninin ve laik Cumhuriyet'in gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı

olmama koşullarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

(1)

Kanunilik

91. Bir temel hak ve özgürlüğe yönelen sınırlandırmanın kanunla

yapılması bu konuda idarenin keyfî davranmasını önleme amacı taşımaktadır.

Başvuru konusu eylemde müdahalenin yasal dayanağı 2559 sayılı Kanun’un 16.

maddesi ve 2911 sayılı Kanun’un 22., 23. ve 24. maddeleridir. 2559 sayılı

Kanun’un 16. maddesinde polisin hangi durumlarda zor ve silah kullanabileceği,

bunun hangi ölçüde olacağı belirtilmiştir. Bu bağlamda polis, şiddete maruz

kalması hâlinde bunu kırmak amacıyla ve ölçülü olarak zor kullanma yetkisini

haizdir.

92. Bu yetki polisin direnen kişilere karşı sadece bedensel

kuvvet kullanmasını değil maddi güç kapsamında kelepçe, cop, basınçlı su, göz

yaşartıcı gazlar veya tozlar, fiziki engeller, polis köpekleri ve atları gibi

bazı araçların kullanılmasını da içerir. Diğer taraftan Emniyet Genel

Müdürlüğünün yayımladığı yönerge ile toplumsal olaylara müdahalede gözetilecek

hususlar ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Dolayısıyla Anayasa’nın 34.

maddesinin ikinci fıkrası kapsamında toplanma hakkının sınırlandırılmasında ve

müdahale usulünde izlenecek hususlarda gerekli yasal düzenlemeler yapılmıştır.

Bu sebeple somut olayda toplanma hakkına müdahalenin kanunilik unsuru

mevcuttur.

(2) Meşru

Amaç

93. Toplantı ve gösteri yürüyüşüne yapılan bir müdahalenin meşru

olabilmesi için Anayasa'nın 34. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen "millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin

önlenmesi, genel sağlığın ve genel ahlakın veya başkalarının hak ve

özgürlüklerinin korunması" amaçlarına yönelik olması gerekir.

94. Eyleme yönelik müdahalenin hangi amaçla yapıldığına ilişkin kovuşturmasızlık kararı incelendiğinde amacın kamu

düzeninin bozulmasını engellemeye yönelik olduğu anlaşılmıştır. Bu nedenle

başvuru konusu olayda Anayasa’nın 34. maddesi gereğince polisin yaptığı

müdahalenin meşru bir amaç taşıdığı kabul edilmelidir.

(3) Demokratik

Toplum Düzeninin Gereklerine Uygunluk ve Ölçülülük

(a) Genel

İlkeler

95. Anayasa'nın 34. maddesinde düzenlenen toplantı ve gösteri

yürüyüşü düzenleme hakkı, bireylerin ortak fikirlerini birlikte savunmak ve

başkalarına duyurmak için bir araya gelebilme imkânını korumayı amaçlamaktadır.

Dolayısıyla bu hak, Anayasa'nın 25. ve 26. maddelerinde düzenlenen ifade

özgürlüğünün özel bir biçimidir. İfade özgürlüğünün demokratik ve çoğulcu bir

toplumdaki önemi, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı için de geçerlidir.

Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı çoğulcu demokrasilerin

gelişmesinde elzem olan farklı düşüncelerin ortaya çıkması, korunması ve

yayılmasını güvence altına almaktadır. Bu kapsamda kendine özgü özerk işlevine

ve uygulama alanına rağmen toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ifade

özgürlüğü kapsamında değerlendirilmeli ve dolayısıyla ifade özgürlüğünün siyasi

ve kamu yararını ilgilendiren konularda sınırlandırılmasının daha dar kapsamda

olması toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının uygulamasında da

gözetilmelidir. Bu sebeple demokratik bir toplumda güvence altına alınan temel

haklardan biri olan bu hak dar yorumlanmamalıdır (Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 115).

96. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ve ifade özgürlüğü,

demokratik toplumunun en temel değerleri arasındadır. Demokrasinin özünde açık

bir tartışma ortamıyla sorunları çözebilme gücü yer almaktadır. Şiddete teşvik

ve demokrasinin ilkelerini ortadan kaldırma durumları dışında toplantı ve ifade

özgürlüğünün ortadan kaldırılmasına yönelik önleyici nitelikli radikal

tedbirler, yetkililerin eylemlerde kullanılan ifadeler ve bakış açılarını

şaşırtıcı ve kabul edilemez olarak değerlendirdiği ya da eylemlerin yasa dışı

olduğu durumlarda dahi demokrasiye zarar verir. Hukukun üstünlüğüne dayalı

demokratik bir toplumda, mevcut düzene itiraz eden ve barışçıl yöntemlerle

gerçekleştirilmesi savunulan siyasi fikirlerin toplantı özgürlüğü ve diğer

yasal araçlarla ifade edilebilmesi imkânı verilmelidir (Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 117).

97. Anayasa'nın 34. maddesi; fikirlerin silahsız ve saldırısız,

başka bir ifade ile barışçıl bir şekilde ortaya konulabilmesi için toplantı ve

gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını güvence altına almıştır. Kolektif bir

şekilde kullanılan bu hak, kişilere şiddeti dışlayan yöntemlerle düşünceleri

açıklama imkânı vermektedir. Şiddet kullanma niyetinde olan kişilerin katıldığı

veya düzenlediği gösteriler barışçıl toplanma kavramı dışında kalmaktadır. Bu

kapsamda toplanma hakkının amacı şiddete karışmayan ve fikirlerini barışçıl bir

şekilde ortaya koyan bireylerin haklarının korunmasıdır (Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 118).

98. Ölçülülük kriteri, Anayasa'nın 34. maddesinde belirtilen

meşru amaçları gerçekleştirmek için gerekli görülen önlemler ile barışçıl

toplanma hakkı arasındaki dengenin sağlanıp sağlanamadığını tespit etmek için

kullanılmaktadır. Bu kriter, her somut olayın koşulları gözetilerek

değerlendirilmelidir.

99. Diğer taraftan toplantı hakkı çerçevesindeki sınırlama kavramı, ifade özgürlüğünde

olduğu gibi sadece hakkın kullanılmasından önceki bazı önleyici tedbirleri

değil hakkın kullanılması sırasında veya kullanıldıktan sonra yapılan

muameleleri de kapsar. Dolayısıyla barışçıl bir gösteri sırasında yapılanlar

veya gösteri sonrasında katılımcılara yönelik soruşturma ve cezalandırmalar da

toplantı hakkının kullanılmasını sınırlayan davranışlar olarak kabul edilebilir

(Osman Erbil, B. No: 2013/2394,

25/3/2015, §§ 70-72) .

100. Hükûmetin politikaları ile ilgili olarak bireylerin

tepkilerini barışçıl yöntemlerle ortaya koymaları çoğulcu demokrasilerin

karakteristik özelliğidir. Bu kapsamda siyasi konulardaki fikir ayrılıklarında

azınlık veya muhalif düşüncelerin kendini ifade edebilmesine fırsat verilmesi

demokratik bir devletin yükümlülüğüdür. Devletin barışçıl amaçlarla yapılan

toplantı düzenleme ve toplantıya katılma özgürlüğünü korumakla kalmaması,

ayrıca bu hakkın kullanımını engelleyen makul olmayan dolaylı sınırlamalar

koymaması da gerekmektedir (Mehmet Mutlu, B.

No: 2014/18240, 18/4/2018, § 87).

101. Anayasa'nın 34. maddesinin ikinci fıkrası kapsamında kamu

otoritelerinin toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının sınırlandırılmasında

belirli bir takdir alanına sahip oldukları açıktır. Ancak bu takdir alanının

Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca Anayasa'nın sözüne ve ruhuna, demokratik

toplum düzeninin ve laik Cumhuriyet'in gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı

olarak kullanılmaması gerekir. Bu bağlamda toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkına

ilişkin iddiaları incelerken Anayasa Mahkemesinin görevi, ilgili kamu

otoritelerinin takdir payını makul, dikkatli ve iyi niyet çerçevesinde kullanıp

kullanmadıklarını değerlendirmektir. Ayrıca şikâyete konu müdahaleyi bir bütün

olarak inceleyip meşru amacın gerçekleşmesine yönelik olarak müdahalenin,

amacın gerçekleştirilmesi için ölçülü olup olmadığını ve müdahale

gerekçelerinin ilgili ve yeterli olup olmadığını belirlemektir.

Böylelikle kamu otoritelerinin şikâyete konu olayda aldıkları kararların

Anayasa'nın 34. maddesine uygun olup olmadığı tespit edilebilecektir (Mehmet

Mutlu, § 88).

102. Öte yandan Anayasa'nın 12. maddesinin "Temel hak ve hürriyetler, kişinin topluma,

ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva eder" biçimindeki

ikinci fıkrası kişilerin temel hak ve hürriyetleri kullanırlarken sahip

oldukları ödev ve sorumluluklara gönderme yapar. Anayasa'nın 12. maddesi hak ve

özgürlükler ile ödev ve sorumluluklar arasında içsel olarak var olan bağlantıyı

vurgulamaktadır. Bireylerin hak ve özgürlüklerinden tümüyle yararlanmaları,

sahip oldukları hak ve özgürlüklerin gerektirdiği ödev ve sorumluluklara uygun

davranmaları ile bağlantılı olduğunun kabul edilmesi gerekir (Dilan Ögüz Canan [GK],

B. No: 2014/20411, 30/11/2017, § 43).

(b)İlkelerin Somut Olaya Uygulanması

103. Hiçbir hak ve özgürlüğün sınırsız kullanılması

düşünülemeyeceğinden toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı için de kötüye

kullanımları önlemek ve kamu düzenini sağlamak amacıyla sınırlamalar

öngörülmesi kaçınılmazdır. Çizilen bu sınırlar, hem kolluk görevlilerini

disiplin altına alıcı hem de bu sınırlara riayet etmeyen göstericileri

dışlayıcı bir özellik taşımaktadır. Bir hakkın mevzuatta düzenlenmesi dahi

başlı başına bu hakka bazı sınırların çekilmesi gerektiğini gösteren bir

olgudur. Toplumsal olaylarda bireylerin kendilerini bu sınır karşısındaki

konumlandırdıkları yerin tespit edilmesi de ölçülülük değerlendirmesinde

dikkate alınmalıdır. Öte yandan bireylerin ifade hürriyetlerini kolektif olarak

kullanmalarının farklı bir görünümü olan toplantı ve gösterilere yapılan

müdahaleler, kamu otoritesinin baskısını derinleştirme düzeneğine dönüşerek

temel hak ve özgürlükleri zedeleyici bir karakter sergilememelidir. Gösterilere

orantısız olarak yapılan şiddetli müdahalelerin de hakların kullanılması konusunda

caydırıcı potansiyele sahip olduğu ifade edilmelidir.

104. Anayasa'nın 34. maddesinin ikinci fıkrasında sayılan

sınırlama nedenleri barışçıl toplantılara yönelik getirilen kısıtlamalardır.

Sınırlandırma, sadece gösterinin engellenmesi olmayıp devam etmekte olan bir

gösterinin sonlandırılması ve buna karşı direnen göstericilerin dağıtılmasını

da kapsamaktadır. Bu durumda Anayasa Mahkemesinin denetleyeceği ilk husus,

toplantı ve gösteri yürüyüşünün sonlandırılması için zorlayıcı toplumsal bir gereksinim olup olmadığı ve kamu

makamlarının bu yöndeki değerlendirmelerinin gerçeklik

değeri taşıyıp taşımadığıdır (krş. Eğitim

ve Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri, § 88). Gerçeklik değeri

sadece Anayasa'nın 34. maddesinin ikinci fıkrasında sayılan durumların

gerçekleşip gerçekleşmediğini değil bu yönde bir tehlikenin olup olmadığını da

kapsamaktadır (Mehmet Mutlu, §

89).

105. Başvurucunun da içinde bulunduğu değişik sivil toplum

kuruluşlarının yer aldığı gösteri, Gezi Parkı olayları sırasında meydana gelen

üzücü olayları protesto etmek amacıyla muhalif fikirlerini kolektif biçimde

ifade etme çabası demokratik bir toplumda saygı ile karşılanmalıdır.

Dolayısıyla kamuya açık alanda düzenlenen gösteriler, günlük yaşam düzenini

belirli bir derecede bozmakla birlikte bu gibi durumlarda devletin daha sabırlı

ve hoşgörülü bir tutum takınması beklenmelidir. Aynı zamanda devletin sokaktaki

yüzünü temsil eden kolluğun güç kullanımında özellikle daha dikkatli ve

profesyonel davranması icap etmektedir (Benzer yönde değerlendirme için bkz. Muhterem Turantaylak,

B. No: 2014/15253, 9/5/2018, § 51).

106. Somut olayda toplanma hakkına yönelik yapılan müdahalenin

demokratik bir toplumda gerekli olması için kamu düzeninin bozulup

bozulmadığının veya bozulma tehlikesinin olup olmadığının belirlenmesi

gerekmektedir. Bu belirlemede kamu otoritelerinin takdir alanını keyfî kullanıp

kullanmadıklarının ortaya konulması önemlidir. Tunus Caddesi’nde başvurucunun

da aralarında bulunduğu grubun Atatürk Bulvarı’na geçişini engellemek için

polisin barikat kurduğu sırada taş vb. cisimlerle saldırması, bozulan kamu

düzenini sağlamak için gerekçe oluşturmuştur. İlgili hukuk bölümünde zikredilen

2911 sayılı Kanun'un 23. maddesinin (b) bendinde sayılan cisimlerle polise

saldırılması toplantının barışçıl niteliğini bozarak kanuna aykırı hâle

gelmesine neden olmuştur. Nitekim polis, yaklaşık dört yüz kişiden oluşan gruba

gaz ve basınçlı suyla müdahale ederek kamu düzenini bozucu eylemleri

engellemiştir.

107. Bir gösteri ancak şiddet kullanma niyeti taşımayan

kişilerin katılımıyla barışçıl nitelik taşıyabilir. Gösterecekleri tutumlarıyla

bireylerin davranış kalıplarını etkileme potansiyeline sahip kolluğun orantısız

güç kullanması hakların kullanımında kısıtlayıcı bir tesire neden olabilir. Bu

nedenle müdahaleler, barışçıl toplantı ve gösteri hürriyetine getirilen üstü

örtülü bir engeli temsil etmeyecek şekilde tasarlanmalıdır. Gücüne göre

mukayese edildiğinde gösteri sırasında yapılan şiddeti bertaraf etmekte

kullanılan müdahale araçları ve bunların göstericiler üzerinde oluşturduğu etki

olması gereken sınırdan büyük bir sapma gösterdiği takdirde makul seviye

aşılmış olacaktır.

108. Güvenlik güçlerine fiziksel saldırıda bulunulmasıyla

gösterinin barışçıl niteliğinin bozulduğu saat 22.00’ye kadar göstericilerin

görüşlerini ifade etme ve kamuoyuna duyurmalarının önlendiğini gösteren bir

bulgu bulunmamaktadır. Bu ana kadar toplantı ve gösteri düzenleme hakkını

kullanmaları için makul olan sabır ve hoşgörünün gösterilmediği ve başvurucuya

endişelerini ve muhalif görüşlerini dile getirme fırsatı verilmediği, toplantı

ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını kullanamadıkları ya da yapılan

müdahalelerle bu hakkın etkisiz olabilecek şekilde sınırlandırıldığı

söylenemez.

109. Öte yandan toplanma hakkına müdahale kapsamında güvenlik

için gerekliliğin ve kamu düzeninin aşırı bozulma riskinin olup olmadığını

değerlendirme yetkisi polisin takdir alanında kalan bir konudur. Bu yüzden

toplanma hakkına yönelik müdahalelerin haklı ve gerekli olduğunun kamu

makamlarınca ortaya konulması gerekir. Soruşturmanın başvurucunun istediği

doğrultuda sonuçlanmaması, müdahalenin her zaman orantısız olduğu manasına

gelmemektedir.

110. Somut olayda gruptaki bazı kişilerin polise karşı şiddete

başvurması üzerine gruba müdahale edildiği açıktır. Bazı göstericilerin de

polislere soda şişesi, taş, sopa vb. cisimlerle saldırdığı dikkate alındığında

polisin müdahale kararının gerekçelerinin makul olmadığı söylenemez. Hangi

direnç seviyesinde ne tür bir kuvvet uygulanacağının kılavuzu olan 2559 sayılı

Kanun’un 16. maddesinde yer verilen kademeli olarak artan zor kullanma

araçları, ölçülülük incelemesindeki en önemli kıstaslardandır. Başvurucu

hakkında bir ceza soruşturmasının yapılmaması onun gösterinin barışçıl

niteliğini tehlikeye atacak şiddet içeren davranışlarda bulunmadığına bir

karine teşkil etmekte ise de bu karine tek başına müdahalenin gereksiz ve

ölçüsüz olduğunun kabul edilmesi için yeterli değildir.

111. Polisin hangi göstericinin şiddete başvurduğunu ayırt

etmesinin oldukça zor olduğu ortamda doğrudan göstericileri yaralayacak ya da

öldürecek şekilde vücutlarına gaz fişeği atılması durumunda meydana gelmesi

muhtemel ağır nitelikte bir yaranın başvurucuda oluşmaması, alternatif müdahale

araçlarının daha hafif olanıyla barışçıl niteliği bozulan gösterinin

önlenebileceği yolunda bir verinin ve kolluğun yasadan kaynaklanan yetkisini

istismar ederek keyfî davrandığını gösteren bir saptamanın da bulunmayışı

müdahalenin ölçüsüz olmadığını ortaya koymaktadır.

112. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 34. maddesinde

düzenlenen toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edilmediğine

karar verilmiştir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. 1. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence

altına alınan kötü muamele yasağının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

2. Anayasa’nın 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve

gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

12/6/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör

:

Hüseyin

MECEK

Başvurucu

:

Ali Ulvi

ALTUNELLİ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/11172, 12 Haziran 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. B. No: 31247/96, 21/12/2004, § 48). AİHM’in
  10. B. No: 13079/87, 6/3/1989), resmî veya gayriresmî
  11. B. No: 34202/06, 10/7/2012, §§ 38-43; Disk
  12. V. İnceleme Ve Gerekçe
  13. A. Kötü Muamele Yasağının
  14. B. Toplantı ve Gösteri
  15. B. 1. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence
  16. D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  17. Yıldırım
  18. Akıncı
  19. Topal
  20. M. Emin KUZ
  21. Mecek
  22. Altunelli
  23. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/11172
Tarih
12 Haziran 2018

İlgili Kararlar

  • Sedat Şahin Başvurusu (B. No: 2014/18044)
  • Bereket Emeklilik ve Hayat A.ş. Başvurusu (B. No: 2015/3116)
  • Nazmiye Doğanay Başvurusu (B. No: 2015/3798)
  • K.g. Başvurusu (B. No: 2015/2108)
  • Şerif Yılmazkaya Başvurusu (B. No: 2015/6908)
  • S.ç. Başvurusu (B. No: 2014/11925)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.