İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Adem Tezel ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2017/17830)

1. Başvuru, zilyet olunan taşınmazın orman olduğu

Başvuru No2017/17830Tarih14 Ekim 2020Okuma13 dk · 2.594 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Adem Tezel Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
14 Ekim 2020
Başvuru Numarası
2017/17830
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

2.594 kelime·13 dk okuma·18 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, zilyet olunan taşınmazın orman olduğu

gerekçesiyle kadastro tespitinin iptal edilmesi üzerine açılan tazminat

davasının reddedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına

ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 18/1/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

ilgili olaylar özetle şöyledir:

A. Başvurucuların

Dayandıkları Tapu Kayıtları

8. İstanbul'un Silivri ilçesi Çeltik köyünde bulunan

3.401 hektar 4.189 metrekare büyüklüğündeki Maa Koru Büyük ve Küçük Çeltik

Çiftliği Ekim 1944 tarihli ve 41 sıra numaralı tapu kaydına göre İstanbul

Vakıflar Başmüdürlüğü adına kayıtlıdır.

B. Kadastro

Çalışmaları ve Yargılama Süreci

9. İstanbul'un Silivri ilçesi Çeltik köyünde yapılan

tapulama çalışmaları sırasında 3302 parsel olarak sınırlandırılan taşınmaz tarla

vasıflı olarak 23/9/1999 tarihinde başvurucuların murisi adına tespit

edilmiştir. Tapulama tutanağının edinme sebebinde taşınmazın Ekim 1944 tarih ve

41 sıra numaralı tapu kaydı ile kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle

başvurucuların murisi adına tespit edildiği belirtilmiştir.

10. Maliye Hazinesince, Silivri Kadastro Mahkemesinde

anılan tapulama tespitine askı ilanı süresi içinde itiraz edilmiş; Mahkeme

dosya içeriğinden tespit edilemeyen bir tarihte davanın reddine ve dava konusu

yerin tespit gibi tesciline karar vermiş, hüküm Yargıtay 7. Hukuk Dairesince

eksik inceleme gerekçesiyle bozulmuştur. Yeniden yapılan yargılamada Mahkeme

17/7/2006 tarihinde davanın kabulü ile taşınmazın orman vasfı ile Hazine adına

tapuya tesciline karar vermiştir. Kararın gerekçesinde; tespit dayanağı tapu

kaydının harita ve krokisi olmayıp hudutları itibarıyla tüm köyü kapsadığı,

gitti kaydı itibarıyla düzgün bir silsile taşımaması nedeniyle dayanak olmaktan

çıktığı ifade edilmiştir. Ayrıca samimi görülen mahalli bilirkişi beyanlarına

göre taşınmazın önceden orman alanı olduğu kanaatine varıldığı belirtilerek

öncesi orman olan bir alanın zilyetlik yoluyla kazanımının mümkün olmadığı

açıklanmıştır.

11. Dava konusu taşınmaz, yüz ölçümü 20.466,63 m2 ve hükmen tapulama edinimli olarak 12/7/2007

tarihinde hazine adına tapuya tescil edilmiştir.

12. Silivri Sulh Hukuk Mahkemesinin 29/1/2010 tarihli

mirasçılık belgesine göre H.T. 15/11/2009 tarihinde vefat etmiş olup mirasının

çocukları başvurucu Adem Tezel, Nevriye Güzel, Elif Doğan'a intikal ettiği

belirtilmiştir.

C. Tazminat

Davası Süreci

13. Başvurucular, uyuşmazlık konusu taşınmazın herhangi

bir bedel ödenmeksizin orman olarak tapu kaydının iptal edildiği gerekçesiyle

Hazine aleyhine Silivri 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde 20/9/2013 tarihinde

tazminat davası açmışlardır.

14. Mahkeme 30/1/2014 tarihinde davanın reddine karar

vermiştir. Kararın gerekçesinde, başvurucuların geçerli tapularının

bulunmadığına, tapu almalarına matuf yapılan kadastro tespitinin de Kadastro

Mahkemesinin kesinleşen 17/7/2006 tarihli kararı ile iptal edildiğine

işaret edilmiştir. Gerekçede; tespit dayanağı tapu kaydının harita ve

krokisinin bulunmadığı, hudutları itibarıyla tüm köyü kapsadığı, gitti kaydı

itibarıyla düzgün bir silsile taşımadığı, Kadastro Mahkemesinde yapılan

yargılamada başvurucuların dayanağı olmaktan çıktığı belirtilmiştir. Mahkemeye

göre bu sebeplerle taşınmaz, orman niteliği ile hazine adına tescil

edildiğinden devletin kusursuz sorumluluğundan söz edilemez.

15. Temyiz edilen karar, Yargıtay 20. Hukuk Dairesince

(Daire) 6/6/2016 tarihinde farklı gerekçelere de yer verilmek suretiyle

onanmıştır. Daire gerekçesinde, kadastro çalışmaları esnasında taşınmazın muris

adına tespit edildiği ancak Hazinenin açtığı kadastro tespitine itiraz davası

ile başvurucuların murisi adına tapu kaydı oluşmadan Kadastro Mahkemesinin

kesinleşmiş kararı ile kadastro tespitinin iptaline karar verildiği

vurgulanmıştır. Gerekçede ayrıca tazminat isteğine dayanak yapılan parselin kadastro

tespitine esas alınan Ekim 1944 tarihli ve 41 sıra numaralı tapu kaydının

malikinin ise başvurucular veya murisleri değil İstanbul Vakıflar Başmüdürlüğü

olduğu hususuna dikkat çekilmiştir. Daireye göre başvurucular ya da murisleri

adına oluşmuş bir tapu kaydı bulunmadığından başvurucuların tapu sicilinin

tutulmasından doğan veya kaynaklanan bir zararı da söz konusu olamayacaktır.

Başvurucuların karar düzeltme talepleri aynı Dairenin 28/11/2016 tarihli

kararıyla reddedilmiştir.

16. Nihai karar, başvurucular vekiline 20/12/2016

tarihinde tebliğ edilmiştir.

17. Başvurucular 18/1/2017 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ

HUKUK

18. Konu ile ilgili hukuk için bkz. Ahmet Eraslan ve

diğerleri, B. No: 2015/20273, 21/3/2018, §§ 18-30.

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

19. Mahkemenin 14/10/2020 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

20. Başvurucular;

i. Romanya'dan göç eden 84 aileye iskân amacıyla Vakıflar

Genel Müdürlüğü tarafından satılan taşınmazın 1944 tarihli ve 41 sıra numaralı

tapu kaydına bağlandığını, bedelini ödeyerek satın aldıkları taşınmazı kendi

aralarındaki taksim ile kullanmaya başladıklarını dile getirmiştir.

ii. Taşınmazın 1942 yılından beri zilyedi olduklarını,

Kadastro Komisyonunca da taşınmazın adlarına tespit edildiğini vurgulamıştır.

iii. Kadastro tespitine itiraz davası neticesinde

taşınmazın orman sınırları içinde kaldığı gerekçesiyle Hazine adına tescil

edilmesine karar verilmesinin ve bunun karşılığında hiçbir bedel ödenmemesinin

mülkiyet hakkının yok sayılması anlamına geldiğine dikkat çekmiştir.

iv. Murisleri tarafından gerçekleştirilen satın alma

işleminin geçerli bir kayda dayandığını, satın alma tarihinden tapunun iptal

edildiği tarihe kadar taşınmazın nizasız ve fasılasız kullanıldığını, sonradan

bu kaydın geçersiz sayılmasının ve karşılığında bir bedel ödenmemesinin hukuk

devletine olan güveni zedelediğini ifade etmiştir.

B. Değerlendirme

21. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikâyet eden bir

kimse, önce böyle bir hakkının var olduğunu kanıtlamak zorundadır (Mustafa

Ateşoğlu ve diğerleri, B. No: 2013/1178, 5/11/2015, § 54). Bu nedenle

öncelikle başvurucunun Anayasa'nın 35. maddesi uyarınca korunmayı gerektiren

mülkiyete ilişkin bir menfaatinin bulunup bulunmadığı noktasındaki hukuki

durumunun değerlendirilmesi gerekir (Cemile Ünlü, B. No: 2013/382,

16/4/2013, § 26; İhsan Vurucuoğlu, B. No: 2013/539, 16/5/2013, § 31).

22. Anayasa'nın 35. maddesiyle güvenceye bağlanan

mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her

türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, §

20). Bu bağlamda mülk olarak değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmayan

menkul ve gayrimenkul mallar ile bunların üzerinde tesis edilen sınırlı ayni

haklar ve fikrî hakların yanı sıra icrası kabil olan her türlü alacak da

mülkiyet hakkının kapsamına dâhildir (Mahmut Duran ve diğerleri, B. No:

2014/11441, 1/2/2017, § 60).

23. Mülkiyet hakkı, özel hukukta veya idari yargıda kabul

edilen mülkiyet hakkı kavramlarından farklı bir anlam ve kapsama sahip olup bu

alanlarda kabul edilen mülkiyet hakkı, yasal düzenlemeler ile yargı

içtihatlarından bağımsız olarak özerk bir yorum ile ele alınmalıdır (Hüseyin

Remzi Polge, B. No: 2013/2166, 25/6/2015, § 31; Mustafa Ateşoğlu ve

diğerleri, § 51).

24. Anayasa'nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkı

mevcut mal, mülk ve varlıkları koruyan bir güvencedir. Bir kişinin hâlihazırda

sahibi olmadığı bir mülkün mülkiyetini kazanma beklentisi -kişinin bu konudaki

menfaati ne kadar güçlü olursa olsun- Anayasa'yla korunan mülkiyet kavramı

içinde değildir. Bu bağlamda belirtmek gerekir ki Anayasa'nın 35. maddesi soyut

bir temele dayalı olarak mülkiyete erişmeyi ve mülkiyeti edinmeyi değil

mülkiyet hakkını güvence altına almaktadır. Bu hususun istisnası olarak belli

durumlarda bir ekonomik değer veya icrası mümkün bir alacağı elde

etmeye yönelik meşru bir beklenti Anayasa'da yer alan mülkiyet hakkı

güvencesinden yararlanabilir (Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi, B. No:

2012/636, 15/4/2014, §§ 36, 37; Mehmet Şentürk [GK], B. No: 2014/13478,

25/7/2017, §§ 41, 53; Mustafa Ateşoğlu ve diğerleri, §§ 52-54).

25. Meşru beklenti, objektif temelden uzak bir beklenti

olmayıp belirli bir kanun hükmüne veya başarılı olma ihtimalinin yüksek

olduğunu gösteren yerleşik bir yargı içtihadına ya da ayni menfaatle ilgili

hukuki bir işleme dayanan yeterli derecede somut nitelikteki bir beklentidir (Selçuk

Emiroğlu, B. No: 2013/5660, 20/3/2014, § 28; Mehmet Şentürk, § 42).

Dolayısıyla Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ortak koruma

kapsamında olan meşru beklentiye dayalı mülkiyet hakkının tespiti mevcut hukuk

sisteminde iddia edilen mülkiyet iddiasının tanınmasına bağlı olup bu tespit,

mevzuat hükümleri ve yargı kararları ile yapılmaktadır (Üçgen Nakliyat

Ticaret Ltd. Şti., B. No: 2013/845, 20/11/2014, § 37). Temelsiz bir hak

kazanma beklentisi veya sadece mülkiyet hakkı kapsamında ileri sürülebilir bir

iddianın varlığı meşru beklentinin kabulü için yeterli değildir (Kemal Yeler

ve Ali Arslan Çelebi, § 37).

26. Diğer taraftan derece mahkemeleri önünde hukukun ne

şekilde yorumlanacağına ve uygulanacağına dair bir uyuşmazlık olduğunda ve bu

bağlamda başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların derece mahkemelerince

kesin olarak reddedildiği durumlarda açık bir keyfîlik olmadığı veya bariz bir

takdir hatası içermediği sürece meşru bir beklentinin bulunduğu sonucuna

varılamaz (Yusuf Dilekçi, B. No: 2014/12026, 21/9/2017, § 48).

27. Anayasa Mahkemesi aynı konu ile ilgili şikâyetleri

daha önce Ahmet Eraslan ve diğerleri başvurusunda incelemiştir.

28. Ahmet Eraslan ve diğerleri kararında

kesinleşen orman tahdidine göre orman olduğu belirlenen uyuşmazlık konusu

taşınmaz bölümüne yönelik olarak tapulama öncesinde başvurucuların tapu veya

benzeri bir kayıtlarının bulunmadığı, tapulama sonucu da bu taşınmaz bölümünün

başvurucular veya miras bırakanlarının adlarına tapuya tescil edilmediğine

dikkat çekilmiştir. Ayrıca ilgili Kanun hükümleri ve yargı kararları karşısında

başvurucuların orman olan söz konusu taşınmaz bölümünün mülkiyetini kazandırıcı

zamanaşımı yoluyla edinmelerinin de mümkün olmadığı ifade edilmiştir. Bu

sebeplerle ihtilaflı taşınmaz bölümü yönünden başvurucuların Anayasa’nın 35.

maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı kapsamında bir mülklerinin veya

yeterli bir hukuki temele dayalı olarak en azından mülkiyeti elde etme yönünde

meşru bir beklentilerinin bulunduğunu kanıtlayamadıkları sonucuna ulaşılmıştır

(Ahmet Eraslan ve diğerleri, §§ 44-47).

29. Somut olayda ihtilaf konusunun anılan köyde bulunan

ve kadastro çalışmalarında 3302 parsel olarak sınırlandırılan taşınmaz olduğu

anlaşılmaktadır. Bu taşınmaz 1975 yılında yapılan kadastro tespit harici

bırakılmış, 1999 yılında yapılan kadastro çalışmaları sonrasında Silivri

Kadastro Mahkemesinin 16/4/2007 tarihinde kesinleşen hükmü uyarınca orman

vasfıyla Hazine adına tapuya tescil edilmiştir. Başvurucular ise kadastro

sırasında bu taşınmazın murisleri adlarına tespit edildiğini, öncesinde de bu

taşınmaza ait bir tapu kaydı olduğunu öne sürmüşlerdir.

30. Başvurucular aynı şikâyetlerini 4721 sayılı Kanun'un

1007. maddesi çerçevesinde açtığı davada derece mahkemeleri önünde de dile

getirmiş, bu dava -diğer unsurlar yanında- esas itibarıyla Yargıtay 20. Hukuk

Dairesinin kararına göre başvurucuların bir tapu kayıtlarının bulunmadığı

gerekçesiyle reddedilmiştir. Nitekim başvurucuların dayandıkları 11/10/1944

tarihli ve 41 numaralı tapu kaydına göre söz konusu taşınmazın gerçekten de

Yargıtay Dairesinin de belirttiği üzere Vakıflar Başmüdürlüğü adına tescilli

olduğu anlaşılmaktadır.

31. Anayasa Mahkemesi daha önce tapu siciline güvenerek

taşınmazı satın alan iyi niyetli malik yönünden sonradan bu tapu kaydının

tazminat ödenmeksizin iptal edilmesinin mülkiyet hakkına yapılan ölçüsüz bir

müdahale olduğunu kabul etmiştir (Cemile Gökhan ve diğerleri, B.

No: 2015/1203, 25/3/2018). Ancak bunun için öncelikle ihtilaf konusu taşınmaz

yönünden Anayasa'nın 35. maddesi anlamında mevcut bir mülkünün olduğunu veya bu

taşınmazı edinmeye yönelik somut bir temele dayalı meşru bir beklentisi

olduğunu ispat etme yükümlülüğü başvurucuya düşmektedir.

32. Diğer taraftan zeminde hiçbir taşınmaza uymayan bir

tapu kaydının oluşturulmasının da tapu siciline güvenerek taşınmazı satın alan

iyi niyetli malik yönünden mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiği ileri

sürülebilirse de başvurucuların gerek tazminat davasında gerekse de bireysel

başvuru kapsamında buna ilişkin açık bir şikâyetinin söz konusu olmadığı

anlaşılmaktadır. Yukarıda da değinildiği üzere bu bireysel başvurunun konusu

Hazine adına orman olarak tescil edilen 3302 parsel taşınmaza yönelik olup

başvurucular bu taşınmaz yönünden kendilerine ait bir tapu kaydı olduğunu ileri

sürerek bu kısmın tazminat ödenmeksizin ellerinden alındığından yakınmaktadır.

Dolayısıyla somut başvuru bu iddia ile sınırlı olarak değerlendirilecektir.

33. Somut olayda ihtilaflı taşınmazın kadastro

mahkemesinin kararıyla orman vasfıyla tapuya tesciline karar verildiği dikkate

alınmalıdır. Buna göre söz konusu taşınmazın kadastro sonucu başvurucuların

murisi adına tapuya tescil edilmemiş olduğu görülmektedir. Başvurucuların ileri

sürdükleri tapu kaydının ise Vakıflar Başmüdürlüğüne ait olduğu görülmektedir.

Başvurucular bu taşınmaza uyan başka bir tapu kaydı da sunamamışlardır. Her ne

kadar başvurucular kadastro tutanağında da açıklandığı üzere söz konusu

taşınmazı Vakıflar İdaresinden satın aldıklarını ileri sürmüşlerse de bu

satışın tapu müdürlüğünde yapılmadığı anlaşılmaktadır. Hâlbuki 4721 sayılı

Kanun'un 705. maddesine göre taşınmaz mülkiyetinin kazanılması tescille olur,

706. madde uyarınca da taşınmaz satışlarının resmî şekilde yapılması gerekir.

Buna göre başvurucuların söz konusu resmî şartı gerçekleştirerek tescil işlemi

yapılmadan taşınmazı satın aldıkları dikkate alınmalıdır. Bunun yanında

kadastro mahkemesinin kararında söz konusu tapu kaydının orman alanı dışındaki

taşınmazlara uyduğu açıklanmaktadır. Nitekim asliye hukuk mahkemesi de

dayanılan tapu kaydının haritasının bulunmayıp sınırlarının genişletilmeye

elverişli olduğuna dikkati çekmiştir.

34. Bu durumda fiilen orman niteliğinde olduğu belirlenen

anılan taşınmazın başvuruculara ait olduğunu gösterir bir tapu kaydının mevcut

olmadığı anlaşılmaktadır. Başvurucuların dayandıkları tapu kaydının ise başvurucuların

murisine ait olmadığı gibi resmî bir ölçüme dayalı olmayan bu kaydın ihtilaflı

taşınmazı kapsayıp kapsamadığı da belirsizdir. Öte yandan başvurucuların

dayanak yaptıkları tapu kaydının 3302 parsele uygulanamaz olduğu söz konusu

taşınmazın 1975 yılında tespit harici bırakılması ile ortaya çıkmış,

başvurucular kendileri ya da murislerinin bu işleme karşı dava yoluna

başvurduklarına ilişkin bir bildirimde bulunmamışlardır. Nitekim başvurucuların

murisince bu yerin Vakıflar İdaresinden satın alındığı ileri sürülmüş ise de

kaydın kadastro mahkemesince orman alanındaki bu yeri kapsamadığı

belirtilmiştir. Bu itibarla başvurucular tapu kaydına güvenerek bu yeri satın

aldıklarını öne sürmüş ve tapuya güven ilkesine dayalı tazminat davasını

düzenleyen 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesi uyarınca alacak istemiyle dava

açmış iseler de bireysel başvuruya konu iddiaları bakımından ise söz konusu

taşınmazın kendilerine ait olduğunu gösteren geçerli bir tapu kaydının

varlığını ortaya koyamamışlardır.

35. Sonuç olarak başvurucuların ihtilaflı taşınmaz

mülkiyetini edinmeye yönelik meşru bir beklentisi olduğunu gösteren bir kanun

hükmü veya yerleşik yargı içtihadı gibi somut bir temele de dayanmadığı

görülmektedir.

36. Bu durumda yargı kararıyla orman olduğu belirlenen

uyuşmazlık konusu taşınmaza yönelik olarak kadastro öncesinde başvurucuların

tapu veya benzeri bir kayıt sunamadıkları kadastro sonucu da bu taşınmaz

başvurucuların murisi adına tapuya tescil edilmemiştir. Buna göre somut başvuru

açısından ihtilaflı taşınmaz yönünden başvurucuların Anayasa’nın 35. maddesinde

güvence altına alınan mülkiyet hakkı kapsamında bir mülklerinin veya somut ve

yeterli bir hukuki temele dayalı olarak mülkiyeti elde etme yönünde meşru bir

beklentilerinin bulunduğunu kanıtlayamadıkları anlaşılmaktadır.

37. Açıklanan gerekçelerle başvurunun diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin konu bakımından yetkisizlik

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

Serdar ÖZGÜLDÜR bu görüşe katılmamıştır.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın konu

bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA Serdar ÖZGÜLDÜR'ün

karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde

BIRAKILMASINA 14/10/2020 tarihinde karar verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. Dosya kapsamına göre; başvurucuların murisi

Romanya’dan muhacir olarak Türkiye’ye gelmiş, bu konumdaki 84 aileye Vakıflar

Genel Müdürlüğü’ne ait Silivri’deki Çeltikçi Çiftliği satış suretiyle tahsis

edilmiş, akabinde de 30.1.1942 tarih ve 4183 sayılı “Çeltikçi Çiftliğinin

Satılmasına ve İlk Satış Bedellerinden Kalan Alacağın Terkinine Dair Kanun” ile

bu satış işlemi kanuni bir temele dayandırılmış, ancak geçen yıllar içinde

satın alan 84 hak sahibine müstakil tapuları düzenlenip verilmediğinden,

kadastro tespitinin yapıldığı 27.8.1999 tarihine kadar hak sahiplerince fiili

taksim yapılmak suretiyle anılan arazi üzerindeki mülkiyet hakkı

kullanılagelmiş, 27.8.1999 tarihinde yapılan kadastro tespiti sonucu düzenlenen

kadastro tutanağında, anılan arazi içinde bir kesimin başvurucuların murisi

adına tespiti yapılmış ve tutanağın açıklamalar bölümüne çeltikçi çiftliğinin

4183 sayılı Kanun uyarınca içlerinde başvurucuların murisinin de bulunduğu 84

aileye 50.000 TL bedel karşılığı satılmış olduğu ve yapılan ifraz sonucu anılan

taşınmazın başvurucuların murisine isabet ettiği hususu dercedilmiştir. Bu

işleme karşı Hazine tarafından açılan iptal davası sonunda ise anılan parselin

orman tapusu içinde kaldığı belirtilerek, 17.7.2006 tarihli kararla orman

vasfıyla Hazine adına tescil edilmiş; başvurucuların kesinleşen bu karar

sonrasında Hazine aleyhine açtıkları tazminat davası da derece mahkemesince,

başvurucuların geçerli tapularının bulunmadığı, başvurucuların dayandığı tapu

kaydının harita ve krokisinin bulunmadığı, gitti kaydı itibariyle silsilesinin

düzgün olmadığı, orman vasıflı arazi niteliği itibariyle devletin kusursuz

sorumluluğundan söz edilemeyeceği gerekçesiyle reddedilmiş ve bu karar onanmak

suretiyle kesinleşmiştir.

2. Devletin, Romanya’dan muhacir olarak gelen 84

vatandaşına bedeli mukabili tahsis ettiği bir arazi (Silivri Çeltikçi Çiftliği)

akabinde özel bir yasa (4183 sayılı kanun) ile de sağlam bir hukuki temele

dayandırılmıştır. Kanunların birbirlerine nazaran üstünlüğünden söz

edilemeyeceği gibi, böyle bir çatışmanın varlığında genellik - özellik

ilişkisinin dikkate alınması gerekli bulunmaktadır. Ortada özel bir amaca

(Romanya’dan gelen 84 muhacir aileye arazi tahsis edilmesi) dayalı 4183 sayılı

Kanunun varlığı karşısında, sanki bu kanunun üstündeymiş gibi, 6831 Sayılı

Orman Kanununun esas alınarak mülkiyet hakkının geçersiz sayılması açıkça

hukuka aykırıdır. Ayrıca 1942-1999 arasında başvurucuların murisine açık bir

tapu düzenlenmemesi de tamamen idarenin açık bir kusurudur. Devletine güvenmiş,

bir bedel karşılığında kendisine arazi satışı yapılmış, üstelik bu durum özel

bir kanunla da teminat altına alınmış Romanya muhaciri 84 vatandaşın (ve bu

arada başvurucuların) 60 yıla yakın devam eden bu mülkiyet haklarının derece

mahkemeleri tarafından Anayasaya aykırı gerekçelerle ellerinden alınması ve

ilaveten uğradıkları zararın da “Devletin bu işte bir kusurunun bulunmadığı”

gerekçesiyle reddedilmesi, mülkiyet hakkının ağır biçimde ihlâli sonucunu

doğurmaktadır.

3. Açıklanan nedenlerle; başvurucuların Anayasanın 35.

maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkının ihlâl edildiği kanaatine vardığımdan,

çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılmıyorum. Başkan : Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler : Serdar ÖZGÜLDÜR Burhan ÜSTÜN Hicabi DURSUN Selahaddin MENTEŞ Raportör : Umut FIRTINA Başvurucular : 1. Adem TEZEL 2. Elif DOĞAN 3. Nevriye GÜZEL Başvurucular Vekili : Av. Ali ELBEYOĞLU Üye Serdar ÖZGÜLDÜR

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2017/17830, 14 Ekim 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Başvurucuların
  10. B. Kadastro
  11. C. Tazminat
  12. IV. İlgili
  13. Hukuk
  14. V. İnceleme Ve
  15. Gerekçe
  16. A. Başvurucunun
  17. B. Değerlendirme
  18. A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın konu
  19. B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde
  20. Karşıoy Gerekçesi
  21. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2017/17830
Tarih
14 Ekim 2020

İlgili Kararlar

  • Özkan Karataş ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2017/31774)
  • Ayla Doğuoğlu Başvurusu (B. No: 2017/25596)
  • Alibahadır Peker ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2017/31698)
  • Lami Özgen ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2017/27552)
  • Emre Karakurum ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2017/23503)
  • Reşit Ertan Başvurusu (B. No: 2017/16522)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.