İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Adile Şölen Yücel ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2017/15169)

1. Başvuru, taşınmazın tapu kaydının iptal edilmesine

Başvuru No2017/15169Tarih15 Eylül 2020Okuma30 dk · 6.088 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Adile Şölen Yücel Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
15 Eylül 2020
Başvuru Numarası
2017/15169
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.088 kelime·30 dk okuma·25 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, taşınmazın tapu kaydının iptal edilmesine

rağmen tazminat ödenmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına

ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvurular 14/2/2017 ve 3/1/2018 tarihlerinde

yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. 2018/1069 numaralı bireysel başvuru, aralarında kişi

ve konu yönünden hukuki irtibat bulunması nedeniyle 2017/15169 numaralı

bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmiştir.

6. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık birleştirilen 2018/1069

numaralı bireysel başvuru dosyası için görüşünü bildirmiştir.

8. Başvurucu vekili, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde

beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

9. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

ilgili olaylar özetle şöyledir:

A. Başvuru

Konusu Olayın Arka Planı

10. Hazinenin taraf olmadığı çekişmesiz tashih davasında,

Ezine Sulh Hukuk Mahkemesinin 6/2/1953 tarihli ve E.952/586, K.953/55 sayılı

kararıyla kazandırıcı zamanaşımıyla kazanılan başvuru konusu taşınmazları da

kapsayan yüz ölçümü 3.677 metrekare (m²) yazılı kök tapu kaydının gerçek yüz

ölçümünün 390.050 m² olduğuna hükmedilmiştir. Mahkeme gerekçesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"...keşifte dinlenilen hudut

komşularının yeminli deyimlerine göre davacının sahasının tevsiini isteği

gayrimenkulün hudutlarında hiçbir değişiklik olmadan ve başkalarının

arazilerine de hiçbir suretle tecavüzde bulunmadan sahasının 39 hektar 50

metrekare olduğu anlaşılmış bulunduğundan işbu tarlanın sahasının 5520 sayılı

kanun hükümlerine göre 39 hektar 50 metrekare olarak tapuya tescilinin

icrasına..."

11. Tashih davası neticesinde yüz ölçümü 390.050 m²

çıkarılan anılan taşınmazın 17.000 m²nin ifrazı neticesinde 373.050 m² olarak

Haziran 1957 tarihli ve 52 sıra numaralı tapu kaydı oluşturulmuştur. Ardından

başvuru formu ekinde sunulan 12/6/1957 tarihli ve 52 sıra numaralı tapu kaydına

göre Çanakkale'nin Ezine ilçesinin Gedikli köyünde Köprübaşı mevkiinde bulunan

373.050 m² yüz ölçümlü bu taşınmaz, başvurucu tarafından 22/5/1967

tarihinde 120.000 TL'ye satın alınmıştır.

12. Anılan taşınmaz 28/5/1971 tarihinde tekrar ifraz

edilerek 108, 109, 110 ve 111 sıra numaralı tapu kayıtları oluşturulmuştur.

13. Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü tarafından

28/12/1984 tarihinde düzenlenen Tapulama Tutanaklarına göre anılan

taşınmaz, Çanakkale'nin Ezine ilçesinin Çamoba köyü Ova mevkii 705, 706, 707,

708 parsel olarak ve sırasıyla 99.940 m², 84.940 m², 97.940 m² ve 90.230 m² ham

toprak, kısmen kayalık, kumluk ve fundalık nitelikli olarak tespit edilmiştir.

Öte yandan parsellerin Ahmet Suha Mermerci adına kayıtlı olduğu ancak Çanakkale

Asliye Hukuk Mahkemesinin 1983/398 Esas sayılı dosyasında Çamoba köy tüzel

kişiliği ile Ahmet Suha Mermerci arasında dava konusu edildiği belirtilmiş,

malik hanesi açık bırakılarak Tapulama Tutanağı'nın düzenlendiği anlaşılmıştır.

B. Tapulama

Tespitine İtiraz Davası Süreci

14. Başvurucu aleyhine 8/4/1971 tarihinde Ezine Kadastro

Mahkemesinde tapulama tespitine itiraz davası açılmıştır. Ezine Kadastro

Mahkemesince 30/12/1996 tarihinde başvuru konusu taşınmazlar yönünden davanın

kabulüne karar verilerek taşınmazların tapulama dışı bırakılmasına

hükmedilmiştir.

15. Kararın gerekçesinde diğer bazı parsellerle birlikte

705, 706, 707 ve 708 parsel sayılı taşınmazların tapu kayıtlarının gayrisabit

sınırları göstermesi nedeniyle miktarıyla geçerli olduğu vurgulanmıştır.

Bununla birlikte taşınmazların kıyı kenar ön kıyı seti içinde kaldığı

açıklanarak anılan parsellerin tescil edilmesinin mümkün olmadığı

belirtilmiştir. Başvuru konusu parsellere ilişkin hüküm Yargıtay 20. Hukuk

Dairesinin 14/5/2001 tarihli kararıyla onanmıştır. Karar düzeltme isteğinin de

aynı Daire tarafından 13/5/2002 tarihinde reddine karar verilmesiyle hüküm

kesinleşmiştir.

C. Başvuruya

Konu Kısmi Dava Süreci

16. Başvurucu tarafından 10/5/2010 tarihinde Ezine Asliye

Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) iptal edilen tapu kayıtlarının bedellerinin

ödenmesi talebiyle tazminat davası açılmıştır. Mahkemece 22/6/2011 tarihinde

davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde, tapu kütüğündeki

tescile güvenilerek iyi niyetle satın alınan taşınmazın kıyı kenar çizgisinde

kalması nedeniyle bedel ödenmeksizin tapu kaydının iptaline karar verilmişse de

adil dengeyi ve hakkaniyeti sağlamak amacıyla uygun bir tazminatın ödenmesi

gerektiği belirtilmiştir.

17. Davalı Hazine tarafından temyiz edilen karar,

Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin (Daire) 3/4/2012 tarihli kararıyla bozulmuştur.

Kararın gerekçesinde, başvuru konusu parsellere ilişkin kadastro tespitinin

kesinleşmemesi nedeniyle tapu kaydının oluşmadığı belirtilerek 22/11/2001

tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1007. maddesine göre tapu

sicilinin tutulmamasından kaynaklanan bir zararın oluştuğunun söylenemeyeceği

ifade edilmiştir. Öte yandan başvuru konusu taşınmazların kıyı kenar çizgisinde

kalan deniz kumluğu olduğu vurgulanmıştır.

18. Mahkemece bozma kararına uyularak 20/11/2013

tarihinde davanın reddine karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde, bozma

kararında belirtilen gerekçeler tekrar edilmiştir.

19. Başvurucu tarafından temyiz edilen karar, Dairenin

22/12/2016 tarihli kararıyla onanmıştır.

20. Onama kararı 23/1/2017 tarihinde tebliğ edilmiş,

14/2/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.

D. Birleştirilen

Başvuruya Konu Ek Dava Süreci

21. Başvurucu aynı Mahkemede 26/4/2012 tarihinde ek

tazminat davası açmış ve kısmi davada verilen karara karşı Anayasa Mahkemesine

bireysel başvuruda bulunduğunu belirterek bekletici mesele yapılmasını talep

etmiştir.

22. Mahkemece 20/9/2017 tarihinde davanın usulden reddine

karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde, bireysel başvurunun sonuçlanmasının

bekletici mesele yapılmasının yargılama sürecini haddinden fazla uzatacağı

açıklanmış ve kısmi davaya atıf yapılıp dava konusu hakkında kesinleşmiş yargı

kararı bulunduğu belirtilerek dava şartı noksanlığı nedenine dayanılmıştır.

23. Mahkeme kararı 6/12/2017 tarihinde tebliğ edilmiş ve

3/1/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.

24. Başvurucu, kısmi davada verilen ret kararına karşı

temyiz yoluna gittiğini ancak aleyhine karar verildiğinden bu kez mahkeme

kararına karşı temyiz kanun yoluna gitmeden bireysel başvuruda bulunduğunu

ifade etmiştir.

E. Başvurudan

Sonraki Süreç

25. Başvurucu Ahmet Suha Mermerci 8/4/2019 tarihinde

vefat etmiştir. Ahmet Suha Mermerci'nin mirasçıları 2/7/2019 tarihinde

sundukları dilekçeyle başvuruya devam etmek istediklerini belirtmişlerdir

(Bununla birlikte kolaylık sağlaması bakımından kararın ilerleyen bölümlerinde

başvurucu kavramı, ölen Ahmet Suha Mermerci'yi ifade etmek üzere kullanılmaya

devam edilecektir.).

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. Mevzuat

Hükümleri ve Uluslararası Hukuk

26. İlgili mevzuat ve uluslararası hukuk için bkz. Cemile

Gökhan ve diğerleri, B. No: 2015/1203, 23/5/2018, §§ 26-47.

B. Yargıtay İçtihadı

27. Yargıtay İçtihatları Birleştirme Hukuk Genel

Kurulunun (İBGK) 15/3/1944 tarihli ve E.1943/13, K.1944/8 sayılı kararının

ilgili kısmı şöyledir:

"...

Temyiz Mahkemesi Birinci ve Dördüncü

Hukuk Daireleri arasındaki ihtilafın mevzuunu teşkil eden Medeni Kanunun 917

inci maddesinin tatbik şekli ve şümul derecesi hakkında cereyan eden müzakere

ve münakaşa neticesinde aşağıda gösterilen esaslar kabul olunmuştur:

1 - 917 inci maddede mutlak surette

zikrolunan tapu sicillerinden eski ve yeni bütün siciller kastolunmuştur.

2 - Medeni Kanun, tapu sicilline istinat

eden iktisabı muteber addetmiştir. Binaenaleyh bu kanun yürürlüğe girdikten

sonra eski sicillerden doğan zararlardan Hazine mesuldür.

Mucip sebepler:

1 - 917 inci maddede 'Hazine tapu

sicillerinin tutulmasından mütevellit bütün zararlardan mesuldür.

Hazine, bu zararlar kendi kusurlarından

mütevellit memurlara aledderecat rücu etmek hakkını haizdir' denilmekte ve

'tapu sicillerinden' mutlak surette bahsedilmekte olmasına göre bu maddede

zikrolunan 'tapu sicilleri' Medeni Kanunun meriyetinden sonra tutulan sicillere

münhasır olmayıp eski ve yeni bütün sicilleri şamildir. Ne, Medeni Kanunda, ne

de Tatbik Kanununda bu maddenin ıtlakını takyit edecek sarih veya zımnî bir

hüküm de mevcut değildir. Bilakis Medeni Kanunun 910 ve Tatbik Kanununun otuz

yedinci maddeleri 917 inci maddenin eski ve yeni bütün sicillere şamil olduğunu

teyit etmektedir. Filhakika 910 uncu maddede 'Tapu sicillinin nümunesi ve nasıl

tutulacağı nizamnamei mahsus ile muayyendir' diye müstakbele muzaf olmıyan bir

hüküm sevkedilmiş olduğu gibi Tatbik Kanununun otuz yedinci maddesinde de

Hükümetin ilan tarikiyle halkı davet ederek veya resen eski kayıtların yeni

sicillere kaydolunacağı tasrih olunmak suretiyle eski sicillerin selameti ve bu

sicillere karşı halkın emniyet ve itimadı temin olunmuştur.

2 - Eski sicillerden Hazinenin

mesuliyeti:

Mutlak ve doğrudan doğruya bir mesuliyet

sistemi kabul etmiş olan 917 inci maddenin tatbikında başlıca üç ihtimal

mevcuttur.

A- Zararı doğuran sicil yanlışlığın ve

zararın Medeni Kanunun meriyetinden evvel olması,

B- Zararı doğuran yanlışlığın ve zararın

Medeni Kanunun meriyeti zamanında vukubulması,

C- Zararı doğuran yanlışlığın eski kanun

zamanında vuku bulması ve zarann Medeni Kanunun meriyeti zamanında hadis

olması. Hazine, birinci ihtimalde zarardan mesul değilse de diğer ihtimallerde

mesuldür. Birinci ve ikinci ihtimallerde daireler arasında zaten ihtilaf mevcut

olmayıp yalnız üçüncü ihtimalde ihtilaf edilmiştir. Her ne kadar üçüncü

ihtimalde zararı tevlit eden taapu kaydındaki yanlışlık eski kanun zamanında

yapılmış ve eski kanun hükümlerine göre Hazine tapu sicillerinin tutulmasından

doğan zararlardan mesul bulunmamış ise de tapu sicillindeki yanlışlık bizatihi

ve tevlit edeceği neticelerden mücerret olarak tazmini müstelzim değildir.

Bundan bir kimsenin menfaati haleldar olmuş, ise o zaman tazmini mucip olur. Şu

halde yanlışlık başlı başına hukukî bir mevcudiyet ifade etmeyip ancak

sebebiyet verdiği zarar itibariyle hukukî bir mevcudiyet ifade eder. Hadisede

zarar yeni kanunun meriyeti zamanında hadis olduğu gibi bu zarar doğrudan

doğruya tapu sicillindeki yanlışlıktan neşet etmiş ve yanlışlık ile zarar

arasına başka bir fiil de haylulet etmemiş olduğundan Tatbik Kanununun birinci

maddesi hükümlerine göre bu zarardan Hazinenin mesul olması tabiîdir. Kaldı ki,

Medeni Kanunun 931 inci maddesi, tapu sicillindeki kayda hüsnüniyetle istinat

ederek mülkiyet ve ya diğer bir aynî hak iktisap eden kimsenin bu iktisabını

muteber addetmiştir. Müstakar mahkeme İçtihatlarına göre eski kanun zamanında

tutulan tapu sicillerine hüsnüniyetle istinat eden kimsenin iktisabı hakkında

da ayni hüküm tatbik olunmaktadır. İktisap gibi en mühim hukukî tasarruf ve

muamelelerde medarı istinat olan eski sicillerin tevlit ettiği zararlardan

Hazinenin mesuliyeti zarurî bir neticedir. Tapu sicillerinden doğan zarardan

fertlerin hak ve menfaatlarını mutlak surette korumak maksadiyle yeni

kanunumuzun kabul ettiği bu mesuliyet sisteminin takyit ve tahdidine hiç bir

sebep yoktur. Binaenaleyh eski siciller, Medeni Kanunun meriyetinden sonra bir

kimsenin zararına sebep olmuş ise bu zarardan Hazine mesul olur.

İşte bu mütalaa ve mülahazalara binaen

917 inci maddede mutlak surette zikrolunan tapu sicillerinin eski ve yeni bütün

sicillere şamil ve yeni kanunun meriyetinden sonra bu sicillerden doğan

zararlardan Hazinenin mesul olduğuna ilk içtimada sülüsan ekseriyet hasıl

olmadığından 15/3/944 tarihinde ve ikinci içtimada mutlak ekseriyetle karar

verildi

..."

28. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun (HGK) 18/11/2009

tarihli ve E.2009/4-383, K.2009/517 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...

Bu aşamada, kadastro işlemlerinden doğan

zararın, tapu sicilinin tutulmasından kaynaklanan zarar kapsamında

değerlendirilip değerlendirilemeyeceği hususunun açıklanmasında yarar

bulunmaktadır.

...

Davaya konu somut olayda, yapılan

kadastro işlemine süresi içinde Hazine adına itiraz etmekle yükümlü olan

görevliler üzerlerine düşen görevlerini yapmamışlardır. Tapu işlemleri kadastro

tespiti işlemlerinden başlayarak birbirini takip eden işlemler olduğundan ve

tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir

bütün oluşturduğundan, bu kayıtlarda yapılan hatalardan T.M.K. 1007 anlamında

Devletin sorumlu olduğunun kabulü gerekir.

Burada Devletin sorumluluğu kusursuz

sorumluluktur. Kusursuz sorumluluk tapu siciline bağlı çıkarların ve ayni

hakların yanlış tescili sonucu değişmesi yada yitirilmesi ile bu haklardan

yoksun kalınması temeline dayanır. Çünkü sicillerin doğru tutulmasını üstlenen

ve taahhüt eden Devlet, gerçeğe aykırı ve dayanaksız kayıtlardan doğan

zararları da ödemekle yükümlüdür. Bu itibarla, kadastro görevlilerinin

dayanaksız yada gerçek hukuksal duruma uymayan kayıtlar düzenlemelerini ve

taşınmazın niteliğinde yanlışlıklar yapmalarını da aynı kapsamda düşünmek

gerekir.

...

Sonuç itibariyle; davacının, Devletin

kusursuz sorumluluğundan kaynaklanan bir zararının oluştuğu ve bu zararın tazminini

Devletten isteyebileceği, Devletin kadastro işlemlerinden kaynaklanan

sorumluluğunun da TMK’nun 1007.maddesi kapsamında olması gerektiği, bu nedenle

görülmekte olan davanın adli yargıda bakılması gerektiği sonucuna varılmıştır.

..."

29. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 23/10/2007 tarihli ve

E.2007/6214, K.2007/9985 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Dava,

3621 sayılı yasadan kaynaklanan tapu iptal ve sicil kaydının terkini ve

elatmanın önlenmesi isteğine ilişkindir.

Mahkemece,

davanın kabulüne karar verilmiştir.

Dosya

içeriğinden, toplanan delillerden; kayden davalıya ait çekişme konusu 6 parsel

sayılı taşınmazın kabul kapsamında kalan bölümünün 28.11.1997 tarih 5/3 sayılı

İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca belirlenen kıyı kenar çizgisine göre

tanımı aynı yasanın 4.maddesinden yapılan kıyıda kaldığı saptanmak suretiyle

davanın kabulüne karar verilmiştir.

Hemen

belirtelim ki, mülkiyet hakkı gerek Anayasa ve yasalarla iç hukuk yönünden,

gerekse Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve ek protokolleri ile kabul edilmiş

temel haklardandır. (Anayasa Md. 35/1, AİHS Ek Prot. 1-1). Türk Medeni

Yasasının 683. maddesinde de bir şeye malik olan kimsenin hukuk düzeninin

sınırları içerisinde o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta

bulunma yetkisi belirtilmiş, malikin malını haksız olarak elinde bulunduran

kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi her türlü haksız el atmanın

önlenmesini de dava konusu edebileceği hüküm altına alınmıştır.

Öte

yandan, Yargıtay İçtihatları Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 28.11.1997 tarih

5/3 Sayılı Kararında da ifade edildiği gibi, kıyılar doğal nitelikleri

itibariyle herkesin kullanımına açık, diğer taraftan da bu nitelikleri

nedeniyle özel mülkiyet alanı dışında ve özel mülkiyete konu olamayacak

yerlerdir. Kıyılar, herhangi bir tahsis işlemine gerek olmaksızın doğrudan

doğruya herkesin serbestçe yararlanmasına sunulmuş sahipsiz kamu mallarıdır.

Bunun sonucu; kıyının zamanaşımı yoluyla kazanılması, tapu sicili hükümlerine

bağlı tutulması, haczedilmesi mümkün değildir. Kıyılar, bu özelliklerinden

dolayı Anayasanın 43. maddesinde ayrı bir bölümde düzenlenmiş, düzenlemede

yukarıda sayılan nitelikler vurgulanmıştır.

Bilindiği

ve yukarıda sözü edilen yasa ve sözleşmelerin hakkı tanımlayan maddelerini

takip eden fıkralarda ifade edildiği gibi, mülkiyet hakkı da kamu yararının

bulunduğu hallerde sınırlandırılabilir veya tamamen kaldırılabilir.

Ne

var ki, bu sınırlandırma veya kaldırma gerçekleştirilirken; T.C. Anayasasının

90/5. maddesi ile iç hukukun üstünde sayılan AİHS. Hükümlerince AİHM tarafından

oluşturulan 30.5.2006 tarih 1262/02 sayılı kararda ifade edildiği üzere; '… bir

kişiyi mülkünden yoksun bırakan bir önlemin…', “kamu yararına meşru bir amaç

gütmesi gerektiği…', bu önlem alınırken '… başvurulan yollar ve

gerçekleştirilmesi amaçlanan hedef arasında makul bir oransallık ilişkisi

olması gerektiği…', kişinin '… kişisel ve haddinden fazla yük taşıma zorunda

kalması halinde gerekli dengenin kurulamayacağı…' açıktır.

Diğer

bir anlatımla, kamu yararı ile mülkiyet hakkından kısmen veya tamamen yoksun

bırakılan kişinin hakkı arasında makul, kabul edilebilir, hak ve adalet

dengesini sağlayacak bir oranın kurulması asıldır.

Bu

arada, üzerinde durulması gereken konulardan biri de; çekişme yaratılan tapu

kaydına bağlanan ve böylece kişi adına mülkiyet hakkı oluşturulan kıyı

kapsamındaki yere ait tapunun niteliğinin belirlenmesidir.

Devlet

tarafından verilen, doğru esasa ve geçerli kayda dayalı tapu ile sağlanan

mülkiyet hakkına değer verileceği kuşkusuzdur. Böyle bir yer kıyı kapsamında

kalmakla, temel vasfı yani kamu malı olma niteliği değişmemekle birlikte,

kişinin söz konusu tapuya dayalı hakkının yukarıda ifade edildiği gibi

korunması gerekeceği muhakkaktır.

Aksi

düşünce tarzının, devletin verdiği tapunun geçersizliğini ileri sürerek, hiçbir

karşılık ödemeksizin iptalini istemesi, geçerli kayda dayalı mülkiyet hakkı ile

bağdaşmayacağı gibi, devletin saygınlığını zedeler nitelikte bir tutum

olacaktır.

Bu

durumda, kıyılar kamunun yararlanacağı yerlerden olup buralarda yukarda

belirtilen nitelikte tapu kaydı oluşturulmuş ise tapunun iptalinde, Anayasanın

43., Tapu Kanununun 33., Kadastro Kanununun 16.maddesi gözönüne alınarak, kamu

yararının bulunduğunun kabulü gerekir. Ancak, kişinin mülkiyet hakkı sona

erdirilirken karşılıklı hak dengesinin sağlanması için mülkiyet hakkı sahibine

tazmini nitelikte bir bedelin ödeneceği de kuşkusuzdur. Tazminatın nedeni yasa

dışı bir işlemden değil hak dengesinin sağlanmasından kaynaklandığından, taşınmazın

tam değerini karşılaması da gerekli değildir. Bu düşünce, AİHM.’sinin bir

kararında '…Ulusal hukuk ihlalin yol açtığı sonuçları tam olarak gidermeye

imkan tanımıyorsa 41. madde AİHM.’ni uygun gördüğü adil bir tazminata

hükmetmeye yetkili kılar…' şeklinde dile getirilmiştir.

Yukarıda

belirtilen ilkeler doğrultusunda somut olay incelendiğinde, kamu yararı nedeni

ile davalının tapusunun iptal edilerek taşınmazın kayıt dışı bırakılmasında

hukuka aykırı bir durum bulunmayıp, davalının tapu kaydının iptalinden dolayı

ancak tazminat talebinde bulunabileceğinden usul ve yasaya uygun bulunan yerel

mahkeme kararının ONANMASINA"

30. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 6/7/2006 tarihli ve

E.2006/5764, K.2006/7970 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Davacı, kayden davalılara ait

bulunan 12 parsel sayılı taşınmazın davalılara intikalini sağlayan tescil

ilamının yolsuz olduğunu, taşınmazın Türk Medeni Kanununun 588. maddesi

uyarınca Hazineye geçmesi gerektiğini ileri sürerek tapu iptal tescil isteğinde

bulunmuştur.

...

Dava, tapu iptal ve tescil isteğine

ilişkindir.

Mahkemece, davanın reddine karar

verilmiştir.

Dosya içeriğinden, toplanan delillerden;

12 parsel sayılı taşınmazın öncesinde Müslim Dibir ve Anna Dibir'e ait iken

davalıların 3402 Sayılı Yasanın 13/B-b-c maddesine dayalı olarak açtıkları dava

sonucu Türk Medeni Kanununun 713. maddesi hükmü gereğince davalılar adına

1/2'şer paylarla tescil edildiği görülmektedir. Söz konusu davada Hazinenin

taraf olmadığı da anlaşılmaktadır.

Davacı Hazine, söz konusu taşınmazın

kaçak ve yitik kişilerden kaldığını ileri sürerek eldeki davayı açmıştır.

İddianın subutu halinde kendisinin taraf olmadığı dava sonucunda kurulan hükmün

davacı Hazineyi bağlamayacağı kuşkusuzdur. Böyle bir dava açmakta Hazinenin hukuki

yararı bulunduğu da tartışmasızdır.

Hal böyle olunca, davada ileri sürülen

hukuki sebep ve olgular yönünden gerekli araştırma ve incelemenin yapılması

gerekirken dayanağı olmayan gerekçelerle davanın reddedilmiş olması doğru

değildir. Davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle, hükmün açıklanan

nedenlerden ötürü HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA"

31. Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin 5/10/2017 tarihli ve

E.2015/3488, K.2017/6104 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...

Mahkemece dava konusu taşınmazın davalı

tarafın dayandığı tapu ve vergi kayıtlarının kapsamı içinde kaldığı,

zilyetlikle iktisap koşullarının da gerçekleştiği kabul edilerek Hazinenin

davasının reddine karar verilmiş ise de varılan sonuç dosya kapsamına uygun düşmediği

gibi yapılan araştırma, inceleme ve uygulama karar vermek için yeterli

değildir. Davacı Hazine tespite esas alınan tapu kayıt miktar fazlasının Hazine

adına tescilini talep etmiştir. Davalı tarafın tutunduğu tespite esas tapu

kayıtlarının tesisi olan Şubat 299 Y. 45 sıra numaralı tapu kaydının yüzölçümü

80 dönüm olarak belirtilmesine rağmen gittileri olan K.evvel 302 tarih ve 62,

Eylül 1930 tarih ve 10 sıra numaralı tapu kayıtlarının yüzölçümü 100 dönüme

çıkartıldığı halde aradaki çelişkinin neden kaynaklandığı araştırılmamıştır.

Bundan ayrı tespite esas Eylül 1930 tarih ve 10 sıra numaralı kayıtta 100 dönüm

olan yüzölçümünün Hazinenin taraf olmadığı Ceyhan Asliye Hukuk Mahkemesinin

11.09.1953 tarih ve 1951/1150 Esas sayılı kararı ile kayıt maliklerinden Cevdet

Benker’in hasımsız açtığı dönüm tezyidi ve tashihen tescil davası ile miktarı

284 dönüme çıkartılmış olup, davalı Hazine bu davada taraf olmadığından

Hazineyi bağlamayacağı kuşkusuzdur..."

32. Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin 10/2/2020 tarihli ve E.2013/29,

K.2020/48 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...

Mahkemece, davacı Hazinenin taraf

olmadığı tescil ilamıyla oluşan tespite esas davalılara ait tapu kaydının

davacı Hazine'yi bağlamayacağı ve dava konusu taşınmazın tesis tarihi

davalılara ait olan ve tespite esas alınan tapu kaydından daha eski tarihli olan

davacı Hazine'ye ait tapu kaydı kapsamında kaldığı hususları göz önüne alınarak

davanın kabulü ile çekişmeli taşınmazın Hazine adına tapuya tesciline karar

verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile reddine karar verilmiş olması isabetsiz

olup, hükmün bu nedenlerle bozulmasına karar verilmesi gerekirken onanmasına

karar verilmiş olduğu anlaşılmakla, davacı Hazine vekilinin yerinde görülen

karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemizin, 11.06.2019 tarih ve

2019/1687-2019/4320 Esas, Karar sayılı onama kararının kaldırılmasına, hükmün

açıklanan nedenlerle BOZULMASINA"

V. İNCELENME VE GEREKÇE

33. Mahkemenin 15/9/2020 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

34. Başvurucu, satın aldığı tapulu taşınmazın kıyı kenar

çizgisinde kalması nedeniyle tapu kaydının iptal edilmesine rağmen tazminat

ödenmemesi nedeniyle mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini

iddia etmiştir.

35. Bakanlık görüşünde; 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesine

istinaden başvurucunun açmış olduğu ilk/asıl/kısmi tazminat davasıyla aynı

hukuki sebebe dayanan ek davanın usulden reddedildiği, bu davada verilen karara

karşı süresinde bireysel başvuruda bulunulmamış ise kısmi davada verilen karar

sonrasında yapılan başvurunun süreyi canlandıramayacağı belirtilmiştir.

36. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında savunma

ve hak ihlallerine ilişkin iddialarını tekrar etmiştir.

B. Değerlendirme

37. Anayasa'nın "Mülkiyet hakkı" kenar

başlıklı 35. maddesi şöyledir:

"Herkes, mülkiyet ve miras

haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla,

kanunla sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum

yararına aykırı olamaz."

38. Anayasa'nın "Kıyıların korunması"

kenar başlıklı 43. maddesi şöyledir:

"Kıyılar, Devletin hüküm ve

tasarrufu altındadır.

Deniz, göl ve akarsu kıyılarıyla, deniz

ve göllerin kıyılarını çevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle

kamu yararı gözetilir.

Kıyılarla sahil şeritlerinin, kullanılış

amaçlarına göre derinliği ve kişilerin bu yerlerden yararlanma imkân ve

şartları kanunla düzenlenir."

39. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucunun şikâyetlerinin özü, satın aldığı tapulu taşınmazının tapu

kaydının iptal edilmesine rağmen tazminat ödenmemesi olduğundan şikâyetlerin

bir bütün olarak mülkiyet hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

40. Mahkemece bireysel başvurunun bekletici mesele

yapılmasının yargılama süresini uzatacağı gerekçesiyle bekletici mesele talebi

kabul edilmemiştir. Başvurucu, kısmi davada verilen ret kararına karşı temyiz

yoluna gittiğini ancak aleyhine karar verildiğinden ek davanın reddine dair

karara karşı temyiz kanun yoluna gitmediğini ifade etmiştir.

41. Başvuru yollarının tüketilmesi gereğinden söz

edilebilmesi için öncelikle hukuk sisteminde hakkının ihlal edildiğini iddia

eden kişinin başvurabileceği idari veya yargısal bir hukuki yolun öngörülmüş

olması; ayrıca bu yolun iddia edilen ihlalin sonuçlarını giderici, etkili ve

başvurucu açısından makul bir çabayla ulaşılabilir nitelikte olması ve sadece

kâğıt üzerinde kalmayıp fiilen de işlerliğe sahip bulunması gerekmektedir.

Olmayan bir hukuki yolun tüketilmesi başvurucudan beklenemeyeceği gibi hukuken

veya fiilen etkili bulunmayan, ihlalin sonuçlarını düzeltici bir vasıf

taşımayan veya aşırı ve olağan olmayan birtakım şeklî koşulların öngörülmesi

nedeniyle fiilen erişilebilir ve kullanılabilir olmaktan uzaklaşan başvuru

yollarının tüketilmesi zorunluluğu bulunmamaktadır (Fatma Yıldırım, B.

No: 2014/6577, 16/2/2017, § 39).

42. Somut olayda başvurucunun teorik olarak davanın

reddine karşı temyiz kanun yoluna başvurma hakkına sahip olduğunda tereddüt

bulunmamaktadır. Ancak daha önce açtığı kısmi davanın temyiz incelemesi

sonucunda aleyhine karar verildiğinden ek davada da aleyhine karar verileceği

açıktır. Buna göre somut olayın koşullarına göre temyiz kanun yoluna gitmenin

başvurucu yönünden etkili bir sonuç doğurmayacağı değerlendirilmiştir.

43. Sonuç olarak açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve

kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

a. Mülkün

Varlığı

44. Anayasa'nın 35. maddesiyle güvenceye bağlanan

mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her

türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, §

20). Bu bağlamda mülk olarak değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmayan

menkul ve gayrimenkul mallar ile bunların üzerinde tesis edilen sınırlı ayni

haklar ve fikrî hakların yanı sıra icrası kabil olan her türlü alacak da

mülkiyet hakkının kapsamına dâhildir (Mahmut Duran ve diğerleri, B. No:

2014/11441, 1/2/2017, § 60).

45. Anayasa'nın 35. maddesi kapsamındaki mülkiyet

hakkının ihlal edildiğini ileri süren başvurucu, böyle bir hakkın varlığını

kanıtlamak zorundadır (Cemile Ünlü, B. No: 2013/382, 16/4/2013, § 26).

Somut olayda başvurucu 12/6/1957 tarihli ve 52 sıra numaralı tapu kaydına

dayanmıştır. Hazinenin taraf olmadığı çekişmesiz olarak sulh hukuk mahkemesinde

açılan tashih davası neticesinde başvuru konusu taşınmazı da kapsayan yüz

ölçümü 3.677 m² yazılı kök tapu kaydının gerçek yüz ölçümünün 390.050 m² olarak

tesciline karar verilmiştir. İfraz işlemi sonrası söz konusu taşınmaz 22/5/1967

tarihinde H.D.nin vekili tarafından Ahmet Suha Mermerci'ye satılmıştır (bkz. §§

10-11). Yerleşik Yargıtay içtihatlarında Hazinenin taraf olmadığı yargılama

üzerine yapılan tescillerin yolsuz tescil olması nedeniyle lehine tescil

yapılan kişi yönünden mülk oluşturmayacağı belirtilmiştir (bkz. §§ 30-32).

Bununla birlikte tescil yolsuz olsa bile sicile güvenerek taşınmazı satın alan

iyi niyetli üçüncü kişinin zararının karşılanması gerektiğini vurgulamak

gerekir.

46. İBGK'nın 28/6/1944 tarihli ve 5742 sayılı Resmî

Gazete'de yayımlanan 15/3/1944 tarihli ve E.1944/13, K.1944/18 sayılı

kararında, tapu sicillerinden devletin 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesi

kapsamında sorumlu olduğu kabul edilmiştir (bkz. § 27).

47. Başvuru konusu olayda anılan taşınmazların, tapu

kaydında başvurucu adına kayıtlı olduğu anlaşılmaktadır. Başvurucunun

taşınmazları satın aldığı tarihte bu taşınmazların kıyı kenar çizgisi içinde

kaldığını bilebileceğine dair tapuda herhangi bir şerh veya açıklayıcı bir

ibare bulunmamaktadır. Bu durumda başvurucunun bu taşınmazları tapu siciline

güvenerek devraldığı ve tapu siciline iç hukukta bağlanan sonuçlar dikkate

alındığında Anayasa'nın 35. maddesi anlamında mülkiyet hakkının mevcut olduğu

kanaatine ulaşılmıştır.

b. Müdahalenin

Varlığı ve Türü

48. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak

güvence altına alınmış olan mülkiyet hakkı, kişiye başkasının hakkına zarar

vermemek ve yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla sahibi olduğu şeyi

dilediği gibi kullanma, onun semerelerinden yararlanma ve ondan tasarruf etme

olanağı veren bir haktır (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817,

19/12/2013, § 32). Dolayısıyla malikin mülkünü kullanma, mülkün semerelerinden

yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden herhangi birinin

sınırlanması mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder (Recep Tarhan ve Afife

Tarhan, B. No: 2014/1546, 2/2/2017, § 53).

49. Anayasa’nın 35. maddesi ile mülkiyet hakkına temas

eden diğer hükümleri birlikte değerlendirildiğinde Anayasa'nın mülkiyet hakkına

müdahaleyle ilgili üç kural ihtiva ettiği görülmektedir. Buna göre Anayasa'nın

35. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğu

belirtilmek suretiyle mülkten barışçıl yararlanma hakkına yer verilmiş;

ikinci fıkrasında da mülkten barışçıl yararlanma hakkına müdahalenin çerçevesi

belirlenmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında genel olarak mülkiyet hakkının hangi

koşullarda sınırlanabileceği belirlenmekle aynı zamanda mülkten yoksun

bırakmanın şartlarının genel çerçevesi de çizilmiştir. Maddenin son

fıkrasında ise mülkiyet hakkının kullanımının toplum yararına aykırı

olamayacağı kurala bağlanmak suretiyle devletin mülkiyetin kullanımını kontrol

etmesine ve düzenlemesine imkân sağlanmıştır. Anayasa'nın diğer bazı

maddelerinde de devlet tarafından mülkiyetin kontrolüne imkân tanıyan özel

hükümlere yer verilmiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki mülkten yoksun bırakma

ve mülkiyetin düzenlenmesi, mülkiyet hakkına müdahalenin özel biçimleridir (Recep

Tarhan ve Afife Tarhan, §§ 55-58).

50. Somut olayda uyuşmazlık konusu taşınmazlar tapuda

başvurucu adına kayıtlı olduğu hâlde taşınmazlara ilişkin kadastro tespitinin

kesinleşmemesi ve taşınmazların kıyı kenar çizgisinde kalması gerekçesiyle tapu

kayıtları iptal edilerek tescil harici bırakılmıştır. Dolayısıyla başvurucunun

tapu kayıtlarının iptal edilmesine rağmen karşılığının ödenmemesi sebebiyle

başvurunun mülkten yoksun bırakmaya ilişkin ikinci kural çerçevesinde

incelenmesi gerekir.

c. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

i. Kanunilik

51. Mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde ilk

incelenmesi gereken ölçüt kanuna dayalı olma ölçütüdür. Bu ölçütün sağlanmadığı

tespit edildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet

hakkının ihlal edildiği sonucuna varılacaktır. Müdahalenin kanuna dayalı

olması, müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir, belirli ve öngörülebilir

kanun hükümlerinin bulunmasını gerektirmektedir (Türkiye İş Bankası A.Ş. [GK],

B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44; Ford Motor Company, B. No:

2014/13518, 26/10/2017, § 49; Necmiye Çiftçi ve diğerleri, B. No:

2013/1301, 30/12/2014, § 55).

52. Somut olayda başvurucunun taşınmazları 4/4/1990

tarihli ve 3621 sayılı Kıyı Kanunu'nun hükümlerine göre yapılan belirleme neticesinde

kıyı kenar çizgisinin kıyıda kalan kısmında bırakılmıştır. Dolayısıyla

müdahalenin kanuni bir dayanağının olduğu kuşkusuzdur.

ii. Meşru Amaç

53. Kamu yararı, doğası gereği geniş bir kavramdır.

Yasama ve yürütme organları toplumun ihtiyaçlarını dikkate alarak neyin kamu

yararına olduğunu belirlemede geniş bir takdir yetkisine sahiptir. Kamu yararı

konusunda bir uyuşmazlığın çıkması hâlinde ise örneğin kamulaştırma gibi

hususlarda uzmanlaşmış ilk derece ve temyiz yargılaması yapan mahkemelerin uyuşmazlığı

çözmek konusunda daha iyi konumda oldukları açıktır. Bu nedenle müdahalenin

kamu yararına uygun olmadığını ispat yükümlülüğü bunu iddia edene aittir (Mehmet

Akdoğan ve diğerleri, § 35).

54. Anayasa'nın 43. maddesine göre devletin hüküm ve

tasarrufu altında bulunan kıyılar, özel mülkiyete konu olamazlar. Doğasına

uygun olarak genellik, eşitlik ve serbestlik ilkeleri gereği herkesin ortak

kullanımına açık bulunmalıdır ve bunlardan yararlanma, ancak kıyının herkese

açık olması ile mümkün olabilir (AYM, E.1990/23, K.1991/29, 18/9/1991). 3621

sayılı Kanun'un kıyıların ortak kullanımını düzenlemek, yararlanmaya ilişkin

karar ve önlemleri almak amacıyla düzenlendiği belirtilmiştir. Kanun'un amacı

çerçevesinde kıyı kenar çizgisindeki taşınmazların kamu hizmetine tahsis

edilmesi, bu bağlamda somut olayda olduğu gibi kıyıdan herkesin istifade

edebileceği değerlendirildiğinde müdahalenin kamu yararına dayalı meşru bir

amacının bulunduğu kabul edilmiştir.

iii. Ölçülülük

(1) Genel

İlkeler

55. Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca hak ve özgürlüklerin

sınırlandırılmasında dikkate alınacak ölçütlerden biri olan ölçülülük, hukuk

devleti ilkesinden doğmaktadır. Hukuk devletinde hak ve özgürlüklerin

sınırlandırılması istisnai bir yetki olduğundan bu yetki ancak durumun gerektirdiği

ölçüde kullanılması koşuluyla haklı bir temele oturabilir. Bireylerin hak ve

özgürlüklerinin somut koşulların gerektirdiğinden daha fazla sınırlandırılması

kamu otoritelerine tanınan yetkinin aşılması anlamına geleceğinden hukuk

devletiyle bağdaşmaz (AYM, E.2013/95, K.2014/176, 13/11/2014).

56. Ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik

ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen

müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik

ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca

daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık

ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul

bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM, E.2011/111,

K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53, 27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127,

22/6/2016; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, § 38).

57. Ölçülülük ilkesi gereği kişilerin mülkiyet hakkının

sınırlandırılması hâlinde elde edilmek istenen kamu yararı ile bireyin hakları

arasında adil bir dengenin kurulması gerekmektedir. Bu adil denge, başvurucunun

şahsi olarak aşırı bir yüke katlandığının tespit edilmesi durumunda bozulmuş

olacaktır. Müdahalenin ölçülülüğünü değerlendirirken Anayasa Mahkemesi bir

taraftan ulaşılmak istenen meşru amacın önemini, diğer taraftan müdahalenin

niteliğini, başvurucunun ve kamu otoritelerinin davranışlarını da gözönünde

tutarak başvurucuya yüklenen külfeti dikkate alacaktır (Arif Güven, B.

No: 2014/13966, 15/2/2017, §§ 58, 60).

58. Kamu makamlarının kıyıların ortak kullanımını

düzenlemek, yararlanmaya ilişkin karar ve önlemleri almak takdir yetkisinin

Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkını ve

Anayasa’nın 13. maddesinde yer verilen güvence ölçütlerini gözetecek şekilde

kullanılıp kullanılmadığının denetlenmesi zorunludur (AYM, E.2012/100,

K.2013/84, 4/7/2013).

59. Mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kamu yararı

amacına dönük olması yeterli olmayıp ayrıca ölçülü olması gerekir. Özel

mülkiyette bulunan taşınmazların imar uygulamasında kamu hizmeti alanı olarak

ayrılmasında kamusal yarar bulunmakla birlikte bu yolla malike aşırı ve

orantısız bir külfet yüklenmemelidir (AYM, E.2009/31, K.2011/77, 12/5/2011).

Kıyı kenar çizgisi tespit işlemiyle amaçlanan kamu yararı ile başvurucunun

mülkiyet hakkının korunması arasında olması gereken adil denge, ancak

taşınmazların bedelinin ödenmesiyle sağlanabilir.

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

60. Somut olayda taşınmaz, ilk defa kazandırıcı

zamanaşımı ve zilyetliğe dayalı olarak açılan dava sonucunda hükmen 3.677 m²

olarak tapuya tescil edilmiştir. Taşınmaz bu miktar itibarıyla tapuda H.D.

adına kayıtlı iken Hazinenin taraf olmadığı hasımsız olarak açılan tashih

davası neticesinde Ezine Sulh Hukuk Mahkemesinin 6/2/1953 tarihli ve

E.1952/586, K.1953/55 sayılı kararıyla yüz ölçümü 390.050 m² ye çıkarılmış ve

17.000 m²'nin ifrazı neticesinde 373.050 m² olarak Haziran 1957 tarih 52 sırada

tescil edilmiştir. Ardından başvuru konusu 373.050 m² tapulu taşınmaz başvurucu

tarafından 22/5/1967 tarihinde satın alındıktan sonra 28/5/1971 tarihinde

tekrar ifraz edilerek 108, 109, 110 ve 111 sıra No.lu tapu kayıtları

oluşturulmuştur. 28/12/1984 tarihinde düzenlenen tapulama tutanaklarına göre de

anılan taşınmazlar 705, 706, 707, 708 parsel olarak tespit edilmiştir. Ancak

Tapulama Tutanaklarında, taşınmazların Çamoba köy tüzel kişiliği ile başvurucu

Ahmet Suha Mermerci arasında Çanakkale Asliye Hukuk Mahkemesinin 1983/398 esas

sayılı dosyasında dava konusu edildiği belirtilerek malik hanesi açık

bırakıldığı anlaşılmaktadır (bkz. §§ 10-12).

61. Ezine Kadastro Mahkemesinde açılan tespite itiraz

davasında, anılan taşınmazların kıyı kenar çizgisinde kaldığı gerekçesiyle

tescil harici bırakılmasına karar verildiği ve kararın 13/5/2002 tarihinde

kesinleştiği anlaşılmaktadır. Bunun üzerine başvurucu, iptal edilen tapu

kayıtlarının bedellerinin ödenmesi talebiyle 4721 sayılı Kanun'un 1007.

maddesine istinaden tazminat davası açmıştır. Mahkemece davanın reddine karar

verilmiştir. Mahkemenin karar gerekçesinde, başvuru konusu taşınmazlara ilişkin

kadastro tespitinin kesinleşmemesi nedeniyle tapu kaydının oluşmadığı

belirtilerek 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesine göre tapu sicilinin

tutulmamasından kaynaklanan bir zararın oluştuğunun söylenemeyeceği ifade

edilmiştir. Öte yandan başvuru konusu taşınmazların kıyı kenar çizgisinde kalan

deniz kumluğu olduğu belirtilmiştir (bkz. §§ 13-17).

62. Başvurucunun taşınmazlarının kıyı kenarında olduğu

gerekçesiyle tapu kayıtlarının iptal edilerek tescil harici bırakılması

şeklinde gerçekleşen kıyıların korunması amacı bakımından müdahalenin elverişli

ve gerekli olmadığı ifade edilemez.

63. Somut olaydaki müdahalenin ölçülülüğünün

değerlendirilmesi bakımından asıl önem taşıyan ölçüt orantılılıktır. Öngörülen

tedbirin maliki olağan dışı ve aşırı bir yük altına sokması durumunda

müdahalenin orantılı ve dolayısıyla ölçülü olduğundan söz edilemez. Bu itibarla

uygulanan tedbirle başvurucuya aşırı ve orantısız bir yük yüklenip

yüklenmediğinin tespiti gerekmektedir.

64. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kıyı kenar çizgisi

tespitiyle ilgili verdiği kararlarda, kıyı kenar çizgisi tespitinden önce özel

mülk hâline gelmiş taşınmazların değeriyle orantılı tazminat ödenmeksizin

tapusunun iptali nedeniyle mülkiyet hakkının ihlaline karar vermiştir. Yargıtay

da 2007 yılından itibaren verdiği kararlarda, kıyıda kaldığı gerekçesiyle

tapuları iptal edilen taşınmaz maliklerine tazminat verilmesine hükmetmiştir

(bkz. §§ 28, 29).

65. Tespite itiraz davasında yapılan yargılama sonucunda

uyuşmazlık konusu taşınmazların kıyı kenar olduğu tespit edilmiştir. Ancak söz

konusu taşınmazların kamu makamları tarafından oluşturulan tapu kayıtlarına

göre özel mülke konu edildiği ortadadır. Öte yandan başvurucunun satın aldığı

tarihte bu taşınmazların kıyı kenar çizgisi içinde kaldığına ilişkin olarak

tapu kaydında herhangi bir şerhin veya belirtinin bulunduğu kamu makamlarınca

gösterilememiştir.

66. Dolayısıyla tapu kayıtlarının oluşturulması ve

tutulması kamu makamlarının gözetiminde olduğuna göre kıyı kenar çizgisi içinde

kalmasına rağmen hatalı olarak bu kayıtların oluşturulması hâlinde de yine

devletin sorumlu olması tabiidir.

67. Hâlbuki kıyıların korunması bağlamında müdahalenin

kamu yararına dayalı meşru bir amacı bulunmakta ise de devletin verdiği tapuya

dayanarak mülkiyet hakkı sahibi olan başvurucunun da menfaatlerinin gözetilmesi

ve bu çerçevede idarenin hatalı işleminin bütün sonuçlarının başvurucuya

yüklenmemesi gerekmektedir. Bu bağlamda tapuların iptal edilmesi karşılığında

tazminat ödenmesinin başvurucuya yüklenen külfeti hafifletecek ve kamu yararı

ile bireysel menfaatlerin dengelenmesini sağlayacak önemli bir araç olduğu

söylenebilir. Öte yandan somut olayda başvurucuya tazminat ödenmemesini makul

gösterebilecek başvurucunun iyi niyetli olmadığı gibi istisnai bir durumun

varlığı da söz konusu değildir.

68. Yukarıda da değinildiği üzere Türk hukukunda tapu

sicilinin hatalı tutulmasından kaynaklanan zararların devlet tarafından tazmin

edilmesini öngören düzenleme, 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesinde yer

almıştır. Anılan maddede; tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan

devletin sorumlu olduğu, zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere devletin

rücu edebileceği hüküm altına alınmıştır (Nazmiye Akman, B. No:

2013/1012, 16/4/2013, § 22; Ahmet Hilmi Serter, B. No: 2014/10954,

17/11/2016, § 39; Hatice Avcı ve diğerleri, B. No: 2014/9788, 22/9/2016,

§ 72). Ayrıca Yargıtay, kadastro hataları dâhil olmak üzere tapu kütüğünün

oluşumu aşamasındaki hatalardan da 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesi uyarınca

devletin sorumlu olduğunu içtihat etmiştir (bkz. §§ 27, 29). Dolayısıyla

başvurucunun 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesine istinaden Hazine aleyhine

açtığı tazminat davasını, taşınmazlara ilişkin kadastro tespitinin

kesinleşmemesi nedeniyle tapu kaydının oluşmadığı ve taşınmazların kıyı

kenarında olması dolayısıyla tazminat verilemeyeceği gerekçesiyle reddeden

derece mahkemelerinin yaklaşımlarının benzer nitelikteki Yargıtay içtihadı ile de

çeliştiği anlaşılmaktadır.

69. Bu durumda başvurucu tarafından satın alınan tapulu

taşınmazların tapu kayıtlarının iptal edilmesi kıyıların korunması bağlamında

kamu yararına dayalı meşru bir amacı içerse de başvurucunun iyi niyetli

olduğunun derece mahkemelerince tespiti hâlinde mülkten yoksun bırakılan

başvurucuya taşınmazın satın alındığı tarihteki bedelinin güncellenmiş

değerinin ödenmemesi, idarenin hatasından doğan zarara bütünüyle başvurucunun

katlanması sonucunu doğurmuştur. Sonuç olarak müdahaleyle başvurucuya aşırı bir

külfet yüklenmiş olup başvurucunun mülkiyet hakkı ile kamu yararı arasındaki

adil dengenin başvurucu aleyhine bozulduğu anlaşıldığından mülkiyet hakkına

yapılan müdahalenin ölçüsüz olduğu kanaatine varılmıştır.

70. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde

güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

3. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

71. 30/11/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa

Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin

ilgili kısmı şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda,

başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal

kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir.”

72. Başvurucu, ihlalin tespit edilmesi ve yeniden

yargılamaya hükmedilmesi talebinde bulunmuştur.

73. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan kararında

ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel

ilkeler belirlenmiştir (B. No: 2014/8875, 7/6/2018, [GK]). Mahkeme diğer bir

kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesinin

sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibi

ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına da işaret etmiştir (Aligül

Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).

74. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,

ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların

giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması

gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

75. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veya

mahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı

Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile İçtüzük’ün 79. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca, ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili

mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme, usul hukukundaki

benzer hukuki kurumlardan farklı olarak, ihlali ortadan kaldırmak amacıyla

yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya özgülenen bir giderim

yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararına

bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde, usul hukukundaki

yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili mahkemenin yeniden

yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir takdir yetkisi

bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir karar kendisine ulaşan mahkemenin yasal

yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı

nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden ihlalin sonuçlarını

gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (Mehmet Doğan, §§

58-59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66-67).

76. İncelenen başvuruda, başvurucunun tapu kayıtlarının

iptal edilmesine rağmen tazminat davasının reddedilmesi nedeniyle mülkiyet

hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla somut başvuruda

ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

77. Bu durumda mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgü

düzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına

göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda

yapılması gereken iş, yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesini

ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere

uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin

yeniden yargılama yapılmak üzere Ezine Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine

karar verilmesi gerekmektedir.

78. Öte yandan çok geniş bir alanı kapsayan taşınmaza ait

tapu kaydının herhangi bir bedel ödenmeden iptal edilmesi nedeniyle başvurucu aleyhine

bir zarar meydana geldiği tartışmasızıdır. Ancak yeniden yapılacak yargılamada

tapu kaydının oluşumuna ilişkin yukarıda ayrıntısı ile açıklanan süreç ve

derece mahkemelerinin taşınmazın bir kısmının eylemli olarak deniz kumluğu

niteliğinde olduğuna dair belirlemeleri dikkate alınmalıdır. Buna göre idarenin

hatasından kaynaklanan zarara bütünüyle başvurucunun katlanması kabul edilemez

ise de başvurucu lehine karar verilmesi gereken tazminat başvurucunun uğramış

olduğu zarar miktarı kadar olmalıdır. Somut olayda bu miktar, taşınmazın satın

alındığı dönemde ödenen bedelin enflasyon karşısında uğramış olduğu değer

kaybını da karşılayacak bir miktardan ibaret olmalıdır.

79. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 522,2 TL harç ve

3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.522,20 TL yargılama giderinin

başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan

mülkiyet hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ezine

Asliye Hukuk Mahkemesine (E.2012/82, K.2017/256 ve E.2013/82, K.2013/183) GÖNDERİLMESİNE,

D. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 522,20 TL harç ve

3.000 TL tutarındaki vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.522,20 TL yargılama

giderinin başvurucuya (Ahmet Suha Mermerci mirasçıları olan başvurucular)

ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 15/9/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

Celal Mümtaz AKINCI

M. Emin KUZ

Yıldız SEFERİNOĞLU

Basri BAĞCI

Raportör

:

Mahmut ALTIN

Başvurucular

:

1. Adile Şölen YÜCEL

2. Deniz Ata MERMERCİ

3. Klara Gudrun MERMERCİ

4. Petek Feride Balkız

MERMERCİ

5. Yavuz Tumanbay MERMERCİ 6. Yunus Ulucan MERMERCİ Başvurucular Vekili : Av. Mehmet Özcan DİNÇER

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2017/15169, 15 Eylül 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Başvuru
  10. B. Tapulama
  11. C. Başvuruya
  12. D. Birleştirilen
  13. E. Başvurudan
  14. IV. İlgili
  15. Hukuk
  16. A. Mevzuat
  17. B. Yargıtay İçtihadı
  18. V. İncelenme Ve Gerekçe
  19. A. Başvurucunun
  20. B. Değerlendirme
  21. A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın
  22. B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan
  23. C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin
  24. E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun
  25. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  26. M. Emin KUZ
  27. Mermerci
  28. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2017/15169
Tarih
15 Eylül 2020

İlgili Kararlar

  • Feramuz Yıldırım Başvurusu (B. No: 2017/39787)
  • Nursen Emre Başvurusu (B. No: 2017/40382)
  • Akın Dombaycı Başvurusu (B. No: 2017/3492)
  • Levent Öztaş Başvurusu (B. No: 2018/37630)
  • Selahattin Demirtaş Başvurusu (B. No: 2017/37747)
  • Berrin Atila ve Şerife Binnur Karademir Başvurusu (B. No: 2018/32574)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.