İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Adle Azizoğlu ve Sadat Azizoğlu Başvurusu (B. No: 2014/15732)

1. Başvuru, ateşli silahla saldırı eylemine karşı gerekli

Başvuru No2014/15732Tarih24 Ocak 2018Okuma27 dk · 5.413 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Adle Azizoğlu Ve Sadat Azizoğlu Başvurusu

Karar tarihi
24 Ocak 2018
Başvuru Numarası
2014/15732
R.G. Tarih ve Sayı
8/3/2018 - 30354
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.413 kelime·27 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, ateşli silahla saldırı eylemine karşı gerekli

önlemlerin alınmaması sebebiyle iki kişinin ölmesi ve bu olayla ilgili etkili

bir ceza soruşturması yürütülmemesi nedenleriyle yaşam hakkının ihlal edildiği

iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 26/9/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4.Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü sunmuştur.

7. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve aslı

temin edilen Mazıdağı Cumhuriyet Başsavcılığına (Cumhuriyet Başsavcılığı) ait

soruşturma dosyasında mevcut bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle

şöyledir:

9. Başvurucu Adle Azizoğlu'nun

çocukları, diğer başvurucu Sadat Azizoğlu'nun ise

kardeşleri olan V.İ. ve A.A. 12/2/1993 tarihinde saat 17.00-17.30 sıralarında

Mardin'in Mazıdağı ilçesindeki evlerine doğru yürürlerken kimlik bilgileri

tespit edilemeyen kişilerin uzun namlulu silahlarla gerçekleştirdikleri

saldırıya maruz kalıp yaralanmışlar ve Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi

Hastanesine (Hastane) götürülürlerken yolda vefat etmişlerdir.

10. Bu olayla ilgili Cumhuriyet Başsavcılığınca derhâl

soruşturma açılmış; aynı gün saat 18.00 sıralarında olay yeri kolluk

görevlilerince incelenmiş ve olay yerinden uzun namlulu otomatik silahlara ait

kırk üç mermi kovanı ele geçirilmiştir. Olay yerinin krokisini de çizen kolluk

görevlileri 13/2/1993 tarihinde saat 06.30 sıralarında olay yerini tekrar

incelemiş ve bu kez uzun namlulu otomatik silahlara ait on dört mermi kovanı

ele geçirmişlerdir.

11. Olay yerinin çevresindeki evlerde kolluk görevlilerince

yapılan aramalarda durumları şüpheli görülen M.E., T.T., C.T. ve M.E.

yakalanmış ve kişilerin "ifade sahibi" sıfatıyla ifadeleri

alınmıştır. Olayla ilgileri tespit edilemeyen bu kişiler ifade sonrası serbest

bırakılmıştır.

12. Hastaneye götürülürken yolda vefat etmeleri nedeniyle V.İ.

ile A.A.nın cesetleri üzerindeki ölü muayenesi ve

otopsi işlemleri nöbetçi Diyarbakır Cumhuriyet savcısının nezaretinde 12/2/1993

tarihinde saat 20.30 sıralarında Hastanede yapılmıştır. Yapılan otopsi

işleminde V.İ.nin

"ateşli silah mermi çekirdekleri yaralanmasına bağlı etraf kırıkları,

boyun omur kırıkları ile birleşik müdelle ve iç organ

yaralanmasından gelişen iç kanama" sonucu, A.A.nın

ise "ateşli silah yaralanmasına bağlı

büyük damar yaralanmasından ileri gelen kanama" sonucu öldüğü

tespit edilmiştir.

13. Otopsi işlemi sırasında V.İ.nin

cesedinden bir adet mermi çekirdeği gömleği ile bir adet uzun namlulu silaha

ait mermi çekirdeği nüvesi, A.A.nın cesedinden ise

bir adet uzun namlulu silaha ait mermi çekirdeği nüvesi çıkarılmıştır.

14. Ölü muayenesi ve otopsi işlemlerine ilişkin soruşturma

evrakları, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının yetkisizlik kararıyla

Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir.

15. Olay esnasında yaralanan Sadat

Azizoğlu'nun vücudundan 13/2/1993 tarihinde bir adet ateşli silah mermi

çekirdeği çıkarılmış ve söz konusu mermi çekirdeği Hastane yetkilileri

tarafından Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir.

16. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı

(DGM Cumhuriyet Başsavcılığı) 16/2/1993 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığına

müzekkere yazarak suç faillerinin sıkı bir şekilde araştırılarak

yakalanmalarının sağlanmasını, soruşturma evrakının ikmali ve soruşturma

evraklarının görevsizlik kararıyla birlikte gönderilmesini istemiştir.

17. Kolluk görevlilerince 14/2/1993 ile 18/2/1993 tarihleri

arasında S.A., H.İ., R.E., H.T., A.A., G.A. ve Ş.A.nın

tanık sıfatıyla ifadeleri alınmıştır. Söz konusu kişiler, faillerin tespitine

ve yakalanmalarına imkân verecek herhangi bir beyanda bulunmamışlardır.

18. V.İ. ile A.A.nın babası olan ve

saldırı esnasında kendisi de ağır yaralanan M.Ş.A.nın

1/3/1993 tarihinde ifadesi alınmıştır. M.Ş.A. saldırganların dört kişi olduğunu

ifade etmiş, bunlardan bir tanesinin kıyafetlerini tarif etmiş, diğer üç

saldırganın yüzünü görmediğini ve gördüğü kişiyi yeniden görse de

tanıyamayacağını beyan etmiştir.

19. Olay yerinden elde edilen elli yedi adet boş kovan ile sokak

üzerinde yapılan kontrolde T.U. isimli kişiden elde edilen makineli tabanca ve

bu tabancaya ait on beş adet mermiyi balistik yönden inceleyen Diyarbakır Bölge

Kriminal Polis Laboratuvarı 8/3/1993 tarihli uzmanlık

raporunda; elli yedi adet kovanın üç ayrı silahtan atılmakla birlikte mahut

tabancanın bu silahlardan biri olmadığını, boş kovanların çeşitli makamlardan

inceleme için gönderilecek silahlardan atılıp atılmadığının tespiti için geçici

olarak alıkonulduğunu belirtmiştir.

20. Cumhuriyet Başsavcılığı 29/4/1993 tarihinde Mazıdağı Emniyet

Amirliğine müzekkere yazarak faillerin zamanaşımı süresi sonuna kadar

araştırılmasını, tespitleri hâlinde Cumhuriyet Başsavcılığında hazır

edilmelerini ve üçer ayda bir durumdan haber verilmesini istemiştir. Söz konusu

yazıya istinaden faillerin tespitine çalışıldığı yönünde kolluk görevlilerince

belli aralıklarla tutulan tutanaklar Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir.

21. Cumhuriyet Başsavcılığı, olayın teröristlerce

gerçekleştirildiği kanaatine varmış ve 19/1/1994 tarihinde (Görevsizlik

kararında karar tarihi 19/1/1993 olarak belirtilmişse de olayın 12/2/1993

tarihinde gerçekleşmesi ve karar numarasının 1994 yılına ait olması nedeniyle

kararın 19/1/1994 tarihinde verildiği sonucuna varılmıştır.) görevsizlik kararı

vererek soruşturma evraklarını DGM Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir.

22. DGM Cumhuriyet Başsavcılığı 2/2/1994 ve 2/8/1999

tarihlerinde, olayla ilgili beyan ve ihbar varsa bildirilmesi, faillerin

tespitine çalışılması, arama ve neticelerinden üç ayda bir haber verilmesi için

Cumhuriyet Başsavcılığına, Mazıdağı İlçe Jandarma Komutanlığına, Mardin İl

Emniyet Müdürlüğü ve İl Jandarma Komutanlığına müzekkereler yazmıştır. Söz

konusu yazılara istinaden faillerin tespitine çalışıldığı yönünde kolluk

görevlilerince belli aralıklarla tutulan tutanaklar DGM Cumhuriyet

Başsavcılığına gönderilmiştir.

23. DGM Cumhuriyet Başsavcılığı 5/8/2002 tarihinde, zamanaşımı

süresi doluncaya kadar olayla ilgili beyan ve ihbar varsa bildirilmesi,

faillerin tespitine çalışılması için daimî arama kararı vermiştir. Kararda olay

tarihi 12/2/1994, zamanaşımı tarihi ise 13/2/2014 olarak belirtilmiştir.

24. DGM Cumhuriyet Başsavcılığının "geçici olarak

alıkonulan kovanların faili meçhul olaylarla karşılaştırılmasına ilişkin

mukayese raporunun gönderilmesi" isteğine ilişkin yazıya Diyarbakır Kriminal Polis Laboratuvarınca verilen 9/8/2002 tarihli

cevapta; herhangi bir irtibata rastlanmadığı, irtibat sağlandığında ek rapor

ile ayrıca bilgi verileceği belirtilmiştir.

25. DGM Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine Diyarbakır 4 No.lu

DGM Yedek Üyeliğince 4/10/2002 tarihinde Başsavcılığın adli emanetinde bulunan

üç adet mermi çekirdeğinin müsaderesine karar verilmiştir.

26. Diyarbakır Kriminal Polis

Laboratuvarına müzekkere yazılması sonrasında DGM Cumhuriyet Başsavcılığınca

olayın aydınlatılmasına ve faillerin tespitine yönelik herhangi bir soruşturma

işlemi yapılmamış, yalnızca faillerin tespitine çalışıldığı yönünde kolluk

görevlilerince belli aralıklarla tutulan ve zamanla sıradan hâle gelen

tutanaklar -ki bu tutanakların sonuncusu 17/6/2013 tarihlidir-soruşturma

evrakları arasına alınmıştır.

27. Başvurucu Adle Azizoğlu 14/10/2010

tarihinde vekili aracılığıyla soruşturma dosyasının fotokopisini almıştır.

28. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı (TMK 10. madde ile

görevli), 21/2/2014 tarihli ve 6526 sayılı Kanun ile 12/4/1991 tarihli ve 3713

sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 10. maddesi uyarınca kurulan mahkemeler ile

Cumhuriyet başsavcılıkların görevlerine son verildiği ve soruşturma yetkisinin

yetkili Cumhuriyet Başsavcılığına ait olduğu gerekçesiyle 10/3/2014 tarihinde

yetkisizlik kararı vermiş ve soruşturma evraklarını Cumhuriyet Başsavcılığına

göndermiştir.

29. Cumhuriyet Başsavcılığı, dava zamanaşımı süresinin yirmi yıl

olduğu ve bu sürenin de 14/2/2014 tarihinde dolduğu gerekçesiyle 9/6/2014

tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Söz konusu kararda,

suç vasfı "devlet egemenliği altında bulunan topraklardan bir kısmını

devlet idaresinden ayırmaya çalışmak" olarak belirtilmiştir.

30. Başvurucuların;

- En başından itibaren

etkili ve yeterli bir soruşturma yürütülmediği,

- Silahlı saldırının

terör örgütünce yapıldığı kabul edilmesine rağmen söz konusu terör örgütüyle

ilgili çevre il ve ilçelerde yürütülen soruşturmaların araştırılmadığı,

- Olay yerinin çevresinde

yaşayan kişilerin ifadelerinin alınmadığı,

- Faillerin robot

resimlerinin çizilmediği,

- Göstermelik bir

soruşturma yürütülerek sadece "daimî arama kararı" verildiği,

- Suçun insanlığa karşı

işlenen suç olarak kabul edilmesi gerektiği ve bu suçlarla ilgili zaman aşımı

süresi bulunmadığı iddialarıyla kovuşturmaya yer olmadığına dair karara

yaptıkları itiraz, Mardin Sulh Ceza Hâkimliğince 22/8/2014 tarihinde

reddedilmiştir.

31.Bu karar başvurucular tarafından 10/9/2014 tarihinde

öğrenilmiş olup 26/9/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

32. 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu’nun

102. maddesinin (1), (2) ve (6) numaralı fıkraları şöyledir:

“Kanunda

başka türlü yazılmış olan ahvalin maadasında hukuku âmme davası:

(1) Ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis ve müebbet ağır hapis cezaların

müstelzim cürümlerde yirmi sene,

(2) Yirmi seneden aşağı olmamak üzere muvakkat ağır hapis cezasını

müstelzim cürümlerde on beş sene,

…

(6)

Bundan evvelki bentlerde beyan olunan miktardan aşağı cezaları müstelzim

kabahatlerde alt ay geçmesiyle ortadan kalkar.”

33. 765 sayılı mülga Kanun’un 104. maddesi şöyledir:

“ Hukuku âmme davasının müruru zamanı,

mahkûmiyet hükmü, yakalama, tevkif, celp veya ihzar müzekkereleri, adli

makamlar huzurunda maznunun sorguya çekilmesi, maznun hakkında son tahkikatın

açılmasına dair veya C. Müddeiumumîsi tarafından mahkemeye yazılan iddianame

ile kesilir.

Bu halde müruru zaman, kesilme gününden itibaren yeniden işlemeye

başlar. Eğer müruru zamanı kesen muameleler müteaddit ise müruru zaman bunların

en sonuncusundan itibaren tekrar işlemeye başlar. Ancak bu sebepler müruru

zaman müddetini 102’inci maddede ayrı ayrı muayyen olan müddetlerin yarısının

ilavesiyle baliğ olacağı müddetten fazla uzatamaz.”

34. 765 sayılı mülga Kanun'un 125. maddesi şöyledir:

"Devlet topraklarının tamamını veya bir kısmını yabancı bir

Devletin hakimiyeti altına koymağa veya Devletin istiklalini tenkise veya

birliğini bozmağa veya Devletin hakimiyeti altında bulunan topraklardan bir

kısmını Devlet idaresinden ayırmağa matuf bir fiil işliyen

kimse ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasile

cezalandırılır."

35. 765 sayılı mülga Kanun'un 448. maddesi şöyledir:

"Her kim, bir kimseyi kasten öldürürse 24 seneden 30 seneye kadar

ağır hapis cezasına mahkum olur."

36. 765 sayılı mülga Kanun'un 450. maddesi şöyledir:

"Öldürmek fiili:

...

5. Birden ziyade kimseler aleyhine işlenirse ...

fail, ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasına mahkum edilir."

37. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun "Zaman bakımından uygulama" kenar

başlıklı 7. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“(2) Suçun işlendiği zaman yürürlülükte

bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise,

failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz edilir.”

38. 5237 sayılı Kanun'un "Dava

zamanaşımı" kenar başlıklı 66. maddesinin (1), (3) ve (4)

numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Kanunda başka türlü yazılmış olan

hâller dışında kamu davası;

a) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda otuz yıl,

b) Müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmibeş

yıl,

...

Geçmesiyle düşer.

...

(3) Dava zamanaşımı süresinin belirlenmesinde dosyadaki mevcut deliller

itibarıyla suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâlleri de göz önünde

bulundurulur.

(4) Yukarıdaki fıkralarda yer alan sürelerin belirlenmesinde suçun

kanunda yer alan cezasının yukarı sınırı göz önünde bulundurulur; seçimlik

cezaları gerektiren suçlarda zamanaşımı bakımından hapis cezası esas

alınır..."

39. 5237 sayılı Kanun'un "Dava

zamanaşımı süresinin durması veya kesilmesi" kenar başlıklı 67.

maddesinin (2), (3) ve (4) numaralı fıkraları şöyledir:

" (2) Bir suçla ilgili olarak;

a)

Şüpheli veya sanıklardan birinin savcı huzurunda ifadesinin alınması veya sorguya

çekilmesi,

b) Şüpheli veya sanıklardan biri hakkında

tutuklama kararının verilmesi,

c) Suçla ilgili olarak iddianame düzenlenmesi,

d) Sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa,

mahkûmiyet kararı verilmesi,

Halinde, dava zamanaşımı kesilir.

(3)

Dava zamanaşımı kesildiğinde, zamanaşımı süresi yeniden işlemeye başlar. Dava

zamanaşımını kesen birden fazla nedenin bulunması halinde, zamanaşımı süresi

son kesme nedeninin gerçekleştiği tarihten itibaren yeniden işlemeye başlar.

(4)

Kesilme halinde, zamanaşımı süresi ilgili suça ilişkin olarak Kanunda

belirlenen sürenin en fazla yarısına kadar uzar."

40. 5237 sayılı Kanun'un "Kasten

öldürme" kenar başlıklı 81. maddesi şöyledir:

" (1) Bir insanı kasten öldüren kişi, müebbet hapis cezası ile

cezalandırılır."

41. 5237 sayılı Kanun'un "Devletin

birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak" kenar başlıklı 302.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"(1) Devlet topraklarının tamamını veya bir kısmını yabancı bir

devletin egemenliği altına koymaya veya Devletin bağımsızlığını zayıflatmaya

veya birliğini bozmaya veya Devletin egemenliği altında bulunan topraklardan

bir kısmını Devlet idaresinden ayırmaya yönelik bir fiil işleyen kimse,

ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılır."

42. 5271 sayılı

Kanun’un “Kovuşturmaya yer olmadığına dair

karar” kenar başlıklı 172. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“(1)

Cumhuriyet savcısı, soruşturma evresi sonunda, kamu davasının açılması için

yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının

bulunmaması hâllerinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verir. Bu karar suçtan

zarar gören ile önceden ifadesi alınmış veya sorguya çekilmiş şüpheliye

bildirilir. Kararda, itiraz hakkı, süresi ve mercii gösterilir.”

43. 5271 sayılı Kanun’un “Cumhuriyet

savcısının kararına itiraz” kenar başlıklı 173. maddesinin 18/6/2014

tarihli ve 6545 sayılı Kanun’la değişik (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“(1) Suçtan zarar gören, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın

kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren onbeş gün

içinde, bu kararı veren Cumhuriyet savcısının yargı çevresinde görev yaptığı

ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine itiraz

edebilir.”

44.Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından kabul edilen

(11/12/2010 tarihli ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu’na

6524 sayılı Kanun’un 39. maddesi ile eklenen geçici 4. maddenin (6) numaralı

fıkrası gereğince yürürlükten kaldırılmış olan ancak başvuruya konu

soruşturmanın yürütüldüğü belirli bir periyotta yürürlükte olan) 18/10/2011

tarihli ve faili meçhul olay ve cinayetlerin soruşturma usul ve esaslarına

ilişkin Genelge'nin ilgili bölümü şöyledir:

“…

50. Faili meçhul olay ve cinayetlerin

soruşturulmasında,

...

g)

Soruşturma evraklarının ilgili Cumhuriyet savcısı tarafından sık sık gözden

geçirilmesi, ancak sadece soruşturma evrakının en üstündeki müzekkereye cevap

verilmiş olup olmadığı ile yetinilmeyerek içeriği itibarıyla başkaca eksik

kalmış bir husus varsa onun da tamamlanması için gerekli yazının yazılması,

sonucunun uygun aralıklarla takip edilmesi,

...”

B. Uluslararası Hukuk

45. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "İnsan haklarına saygı yükümlülüğü"

kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:

"Yüksek Sözleşmeci Taraflar kendi yetki alanları içinde bulunan

herkesin, bu Sözleşme'nin birinci bölümünde açıklanan hak ve özgürlüklerden

yararlanmalarını sağlarlar"

46. Sözleşme'nin "Yaşam

hakkı" kenar başlıklı 2. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

" Herkesin yaşam hakkı yasayla korunur. Yasanın ölüm cezası ile

cezalandırdığı bir suçtan dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın infaz

edilmesi dışında, hiç kimsenin yaşamına kasten son verilemez.

..."

47. Sözleşme'nin "Kabul

edilebilirlik koşulları" kenar başlıklı 35. maddesinin (1)

numaralı fıkrası şöyledir:

"Mahkeme'ye ancak, uluslararası hukukun genel olarak kabul edilen

ilkeleri uyarınca iç hukuk yollarının tüketilmesinden sonra ve iç hukuktaki

kesin karar tarihinden itibaren altı aylık bir süre içinde

başvurulabilir."

48. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin 2.

maddesinin 1. maddesiyle birlikte yorumlandığında devletin yaşama hakkı

kapsamındaki bir olayı etkili soruşturma yükümlülüğünün bulunduğunu kabul

etmiştir (Birçok karar arasından söz konusu yükümlülüğün belirgin bir şekilde

ilk kez vurgulandığı karar için bkz. McCann ve diğerleri/Birleşik

Krallık [BD], B. No: 18984/91,

27/9/1995, § 161). AİHM'e göre bu yükümlülük, sadece

bir kamu görevlisinin eylemi veya ihmali sonucu meydana gelen ölüm olayları

açısından geçerli değildir (Salman/Türkiye [BD],

B. No: 21986/93, 27/6/2000, § 105; Şener Can

ve diğerleri/Türkiye (k.k.), B. No:

27446/12, 25/11/2014, § 37). Devletin doğal olmayan her ölüm olayında

-öldürmeme ya da yaşamı korumama yükümlülüklerini ihlal etmemiş olsa da-

gerçekleşen ölümün sebebini ve varsa sorumlularını ortaya çıkarmaya yönelik

etkili bir soruşturma yapma yükümlülüğü vardır. Ayrıca devletin etkili

soruşturma yapma şeklindeki usul yükümlülüğü, maddi yükümlülükten ayrı ve

bağımsız bir yükümlülük hâline gelmiştir. AİHM'e göre

bir soruşturmanın etkili sayılabilmesi için bazı ilkelerin yerine getirilmesi

gerekir.

49. AİHM, yukarıda belirtilen McCann ve diğerleri/Birleşik Krallık kararından önce de önüne

gelen davalarda soruşturmanın etkililiğinin tespiti bakımından uyguladığı

birtakım ilkeleri Hugh Jordan/Birleşik Krallık (B. No: 24746/94,

4/5/2001, §§ 105-109)kararında sistematikleştirmiş ve yaşama hakkına ilişkin

başvurularda bu ilkelerin her birinin yerine getirilip getirilmediğini

incelemiştir. AİHM'in yaşama hakkı kapsamında

soruşturmanın etkililiğine ilişkin belirlediği ilkeler şöyledir:

-Soruşturma makamlarının

yaşama hakkıyla ilgili konulardan haberdar olduklarında kendiliğinden harekete

geçmeleri (Hugh Jordan/Birleşik Krallık, § 105)

-Soruşturma makamlarının

bağımsız olmaları (Hugh Jordan/Birleşik Krallık, § 106)

-Soruşturmanın

sorumluların tespitini ve cezalandırılmasını sağlayabilecek şekilde etkili

olması, bu kapsamda olayı aydınlatmaya yarayabilecek bütün delillerin

toplanması (Hugh Jordan/Birleşik Krallık, § 107)

-Soruşturmanın makul bir

süratle tamamlanması (Hugh Jordan/Birleşik Krallık, § 108)

-Yürütülen soruşturmanın

ve sonuçlarının kamu denetimine açık olması, her olayda ölen kişinin

yakınlarının veya başvurucunun meşru menfaatlerini korumak için bu sürece

gerekli olduğu ölçüde katılmalarının sağlanması (Hugh Jordan/Birleşik Krallık,§ 109).

50. AİHM, ayrıca insan hakları ihlalleri ile ilgili iddialarda

soruşturma yükümlülüğünün mutlaka iddiayı kabul etme anlamına gelmediğini ancak

iddiaların ciddiye alınması ve adil bir sonucu garanti eden bir usulle

soruşturulması gerektiğini birçok kararında dile getirmiştir (Hugh Jordan/Birleşik Krallık, § 107, Saçılık ve diğerleri/Türkiye, B. No: 43044/05,

45001/05, 5/7/2011, § 90).

51. AİHM'in yaşama hakkı kapsamında

etkili soruşturma yükümlülüğüne ilişkin olaya uygulanabilecek içtihatları genel

olarak bu yönde olmakla birlikte AİHM'in etkili

soruşturma yükümlülüğünün ihlal edildiği şikâyetlerine ilişkin bireysel başvuru

süresi ile ilgili olan içtihatlarına da yer vermek gerekir. AİHM, söz konusu

içtihatlarında aşağıda ayrıntılarına da yer verileceği üzere etkili soruşturma yürütülmediğini

ileri süren başvuruculara belirli konularda özen gösterme ödevi yüklemektedir.

Bu ödevin yerine getirilmediğini belirlediği olaylarda ise başvuruları süre

aşımı nedeniyle reddetmektedir.

52. AİHM kararlarında, Sözleşme’nin 35. maddesinde öngörülen

altı aylık süre sınırının birkaç amaca hizmet ettiği belirtilmekte ve bu

sınırlamanın esas amacının Sözleşme kapsamında mesele oluşturan davaların makul

bir süre içinde incelenmesini sağlayarak hukuki güvenliği (belirliliği),

yetkili makamların ve ilgili diğer kişilerin uzun süre belirsiz bir durumda

tutulmasını önlemek olduğu ifade edilmektedir (Mocanu ve diğerleri/Romanya [BD], B. No: 10865/09, 45886/07,

17/9/2014, § 258; Sabri Güneş/Türkiye [BD],

B. No: 27396/06, 29/6/2012, § 39; El Masri/“Eski Yugoslav Makedonya Cumhuriyeti”

[BD], B. No: 39630/09, 13/12/2012, § 135; Jeronovičs/Letonya [BD], B. No: 44898/10, 5/7/2016,

§ 74; Bulut ve Yavuz/Türkiye (k.k.), B. No: 73065/01, 28/5/2002; Fındık/Türkiye ve Kartal/Türkiye (k.k.),

B. No: 33898/11, 35798/11, 9/10/2012, § 10 ).

53. Bu kural, AİHM tarafından uygulanan denetime zaman sınırı

getirmekte ve hem bireylerin hem de devlet makamlarının dikkatini bu süre sona

erdiğinde herhangi bir denetim yapılmayacağı hususuna çekmektedir (Sabri

Güneş, § 40; El Masri, § 135). AİHM'e

göre bu tür bir süre sınırı, Sözleşmeci tarafların geçmiş kararlarının sürekli

olarak gündeme getirilmesini önleme istekleri ile paralellik taşıdığı gibi

düzen, istikrar ve huzurun sağlanmasına ilişkin haklı bir kaygıdan da

kaynaklanmaktadır (Sabri Güneş, §

40).

54.Diğer taraftan AİHM'e göre altı

aylık süre kuralı, meseleler henüz yeni iken zamanın geçmesi ile ilgili

hakikatlerin ortaya çıkması zorlaşmadan ve söz konusu sorunun adil bir biçimde

değerlendirilmesi neredeyse imkânsız duruma gelmeden önce meselelerin

incelenebilmesini garanti altına alır (Jeronovičs/Letonya,§ 74). Yukarıda vurgulandığı

üzere altı aylık süre kuralının belirlenmesinin birden fazla amacı

bulunmaktadır ve bu amaçlardan en önemlilerinden biri de davaya konu olaylara

ilişkin gerçeklerin tespit edilmesini kolaylaştırmaktır. Zira gündeme getirilen

sorunların adil bir şekilde incelenmesi, zaman geçtikçe zorlaşacaktır (Benzer ve diğerleri/Türkiye, B. No:

23502/06, 12/11/2013, § 126).

55. AİHM'e göre altı aylık süre, kural

olarak iç hukuk yollarının tüketilmesi sürecindeki nihai karar tarihinden

itibaren işlemektedir. Ancak en başından itibaren etkili bir hukuk yolunun

bulunmadığı başvurucu açısından açıksa bu süre; şikâyette bulunulan işlem veya

tedbirin gerçekleştirildiği, söz konusu işlemin veya başvurucu üzerinde

yarattığı etki veya zararının bilindiği tarihten itibaren işlemektedir (Mocanu ve diğerleri/Romanya, § 259; Sabri Güneş, § 54; El Masri, §

136).

56. Öte yandan AİHM'e göre

Sözleşme’nin 35. maddesi, başvurucunun şikâyeti ulusal seviyede nihai olarak

karara bağlanmadan önce başvurusunu AİHM'e sunması gerektiği

şeklinde yorumlanamaz zira böyle bir durumda ikincillik prensibi ihlal edilmiş

olacaktır. Bir başvurucu, görünüşte var olan bir hukuk yolunu kullandığında ve

söz konusu hukuk yolunu etkisiz kılan koşullardan ancak daha sonra haberdar

olduğunda 35. maddenin amaçları bakımından altı aylık sürenin başvurucunun söz

konusu koşullardan ilk haberdar olduğu veya olması gerektiği tarihten

başlatılması uygun olabilir (Paul ve Audrey Edwards/Birleşik Krallık

(k.k.), B.

No: 46477/99, 7/6/2001; El Masri, § 136).

57. Süregiden bir durumun söz konusu olduğu davalarda, süre her

gün yeniden işlemeye başlar ve altı aylık süre genellikle bu durum sona

erdiğinde gerçek anlamda işler (Varnava ve

diğerleri/Türkiye [BD], B. No: 16064/90, 16065/90, 16066/90,

16068/90, 16069/90, 16070/90, 16071/90, 16072/90 ve 16073/90, 18/9/2009, § 159;

Sabri Güneş, § 54).

58. Ancak AİHM'e göre süregiden

durumların hepsi aynı nitelikte değildir. Bir davadaki meselelerin çözüme

bağlanması bakımından zaman (süre) çok önemli ise başvurucuların iddialarını

-usulünce ve adil bir şekilde çözüme bağlanabilmesini sağlayabilmek için-

gerekli süratle AİHM huzurunda dile getirilmesini sağlama ödevi bulunmaktadır (Varnava ve diğerleri, § 160). Bu durum bilhassa

Sözleşme kapsamında "belirli olayların soruşturulmasına yönelik herhangi

bir yükümlülük"le ilgili şikâyetler bakımından

geçerlidir. Zaman geçtikçe deliller bozulduğundan zamanın sadece devletin

soruşturma yükümlülüğünün yerine getirilmesi üzerinde değil aynı zamanda AİHM'in davaya ilişkin kendi incelemesinin anlamı ve

sonuçları üzerinde de bir etkisi bulunmaktadır. Bu nedenle hiçbir etkili

soruşturma yürütülmeyeceği açık hâle gelince, başka bir deyişle devletin

Sözleşme kapsamındaki yükümlülüğünü yerine getirmeyeceği bariz bir görünüm

kazanınca başvurucunun derhâl harekete geçmesi gerekmektedir (Mocanu ve diğerleri/Romanya § 262; Varnava ve diğerleri, § 161).

59. Başvurucunun altı aylık süre kuralına uyup uymadığının

tespiti, ulusal hukuk yollarının tüketilmesi koşuluyla doğal olarak ilişkilidir

ve başvurucuların iddialarının ulusal makamlarca araştırılmasını sağlamaya

yönelik adımlarıyla bağlantılı olarak incelenmelidir (Benzer ve diğerleri/Türkiye, § 121).

60. AİHM, hâlihazırda kötü muameleye yönelik bir soruşturma ile

ilgili davalarda da - bir akrabanın şüpheli ölümüne (yaşam hakkına) yönelik bir

soruşturma ile ilgili davalarda olduğu gibi- başvurucuların soruşturmada hiç

yol alınmadığının ve soruşturmanın etkili bir şekilde yürütülmediğinin farkında

olur olmaz başvurularını süratle yapmalarının beklendiğini karara bağlamıştır (Atallah/Fransa (k.k.),

B. No: 51987/07, 30/8/2011; Hazar ve

diğerleri/Türkiye (k.k.), B. No:

62566/00-62577/00 ve 62579-62581/00, 10/1/2002).

61. Bununla birlikte AİHM, başvurucuların özenli davranma

yükümlülüğünün birbiriyle yakından bağlantılı ancak ayrı iki yönü olduğunu

vurgulamaktadır. AİHM'egöre bunlardan birincisi,

başvurucuların soruşturmadaki gidişatla ilgili olarak ulusal makamlarla

gecikmeksizin temasa geçmeleri -bu yükümlülük yetkili makamlara özenle başvurma

gereğini ima etmektedir zira her türlü gecikme soruşturmanın etkililiğini riske

atmaktadır- gerektiğidir. Diğeri ise başvurucuların soruşturmanın etkili

olmadığının farkına varır varmaz veya varmalarını gerektiren bir durum ortaya

çıkar çıkmaz süratle AİHM'e bireysel başvuruda

bulunmaları zorunluluğudur (Nasirkhayeva/Rusya (k.k.),

B. No: 1721/07, 31/5/2011; Akhvlediani ve diğerleri/Gürcistan (k.k.), B. No: 22026/10, 9/4/2013, §§ 23-29; Gusar/Moldova (k.k.),

B. No: 37204/02, 30/4/2013, §§ 14-17).

62. AİHM, bu özenli davranma ödevinin ilk kısmının -ulusal

makamlara derhâl başvurma yükümlülüğü- davanın koşulları ışığında

değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Bu bağlamda ulusal makamlara

başvurmadaki gecikme, davanın karmaşıklığına ve söz konusu insan hakları

ihlallerinin niteliğine bağlı olarak başvurucunun savunmasız bir durumda

bulunduğu ve çok önemli olgusal veya hukuki meseleleri çözüme bağlayabilecek

gelişmeleri beklemesinin makul olduğu hâllerde başvurunun kabul

edilebilirliğini etkilemez (El Masri, § 142). Ağır nitelikteki insan hakları

ihlallerinin dahi soruşturulmadığı bir korku ortamının mevcudiyeti, başvurunun

geri çekilmesi veya değiştirilmesi konusunda yetkili makamların baskısı veya

ihlale neden olan kamu görevlileri hakkında şikâyette bulunulması sonucunda

bunun bedelinin ödettirileceği korkusunun ortaya çıkmasına yol açan haklı

nedenlerin varlığı gibi hâllerdeki gecikmeler demakul

görülebilir (Benzer ve diğerleri/Türkiye,

§ 131; Akdıvar ve diğerleri/Türkiye, B. No: 21893/93, 16/9/1996, § 10).

63. Özen yükümlülüğünün ikinci kısmına -başvurucuların

soruşturmanın etkili olmadığını fark eder etmez veya fark etmesi gerekir

gerekmez bireysel başvuruda bulunması ödevine- gelince AİHM, bu aşamanın hangi

noktada meydana geldiğinin tespiti meselesinin muhakkak ki davanın koşullarına

bağlı olduğunu ve bunu her olay için net bir şekilde saptamanın güç olduğunu

dile getirmiştir. AİHM, ölüme veya kötü muameleye yönelik etkili soruşturma

yürütülmediğinden şikâyet eden başvuruculara yüklenecek bu özen yükümlüğünün

ölçüsünü belirlerken bu iki tür durum arasındaki farklara rağmen büyük oranda

bir ülkedeki uluslararası çatışma veya olağanüstü hâl ortamında kayıp vakaları

ile ilgili şikâyette bulunan başvuruculara yüklenen özen yükümlülüğüne dair

yakın tarihli içtihatlardan hareket etmektedir (Varnava ve diğerleri, § 165; Türkan

Yetişen ve diğerleri/Türkiye (k.k.), B. No: 21099/06, 10/7/2012, §§ 72-85; Er ve diğerleri, B. No: 23016/04,

31/7/2012, § 52).

64. AİHM; yukarıda ifade edilen ilkeler çerçevesinde

başvurucunun hiçbir soruşturma başlatılmamış olduğunun, soruşturmanın

hareketsiz kaldığının veya başka şekilde etkisiz hâle geldiğinin farkında

olduğunda ya da olması gerektiğinde, ayrıca bu olasılıkların "her birinde gelecekte etkili bir

soruşturma yürütülmesine dair yakın ve gerçekçi bir beklenti

bulunmadığında" aşırı veya nedensiz yere geciken bireysel başvuruları altı

aylık başvuru süresinin geçmiş olması sebebiyle reddetmiştir (Narin/Türkiye, B. No: 18907/02,

15/12/2009§ 51; Aydınlar ve

diğerleri/Türkiye (k.k.), B. No: 3575/05,

9/3/2010).

65. Başka bir deyişle AİHM, soruşturmanın etkisizliği veya eksikliği

ile ilgili şikâyette bulunmak isteyen kişilerin başvurularını yapmak konusunda

gereksiz yere gecikmemesini zaruri görmektedir. AİHM'e

göre aradan hatırı sayılır bir süre geçtiğinde ve soruşturma faaliyetlerinde

önemli gecikmeler ve fasılalar yaşandığında akrabaların (mağdurların) etkili

bir soruşturma sağlanmadığı veya sağlanmayacağını anlaması gereken bir nokta

gelecektir (Mocanu ve diğerleri/Romanya, § 268).

66. Ancak bu noktada ifade edilmelidir ki AİHM, ölen kişinin

yakınları ile yetkili makamlar arasında şikâyetlere ilişkin anlamlı birtakım

temaslar olduğu ve bilgi talepleri yahut soruşturma tedbirlerinde ilerleme

sağlanacağına dair bazı emareler veya gerçekçi ihtimaller bulunduğu sürece

başvurucularda haksız gecikme düşüncesinin genelde uyanmayacağını da dile

getirmiştir. Buna karşılık AİHM'e göre bu durumlarda

dahi aradan bir süre geçtikten sonra ve araştırma faaliyetleri önemli derecede

ağır işlerse veya kesintiye uğrarsa ölen kişinin yakınlarının etkili bir

soruşturma yürütülmediği ve yürütülmeyeceğinin farkına varmalarının zamanı

gelmiş demektir. Bu aşamaya ne zaman gelindiği ise zorunlu olarak davanın

kendine özgü koşulları ile ilgilidir (Varnava ve diğerleri, § 165).

67. Diğer taraftan AİHM'e göre

başvurucularca etkili bir ceza soruşturmasının bulunmadığının farkında olunduğu

ya da olunması gerektiği durumun ortaya çıkmasından sonra soruşturma sürecinde

yetkili makamlara başkaca soruşturma tedbirlerinde bulunma yönünde yeni bir

yükümlülük doğurmuş olan "yeni bir delil veya bilgi" ortaya çıkarsa bu durumda başvurunun süre

aşımı nedeniyle reddedilemeyeceği de unutulmamalıdır (Brecknell/Birleşik Krallık, B. No: 32457/04, 27/11/2007, § 71; Gürtekin ve diğerleri/Kıbrıs (k.k.),

B. No:60441/13, 68206/13 ve 68667/13, 11/3/2014).

68. AİHM bu konuda son olarak olaya ilişkin uzun süre etkili

yürütülmeyen ancak "olayları açıklığa kavuşturabilecek nitelikteki"

bir soruşturma kapsamında da önemli gelişmelerin yaşanabileceğinin göz ardı

edilemeyeceğini, esasında bu noktada özellikle savaş suçları ve insanlığa karşı

işlenen suçlar bağlamında, faillerin yargılanması ve mahkûm edilmesinde kamu

menfaatinin gözetilmesi nedeni ile olayların üzerinden yıllar geçtikten sonra

ortaya çıkma ihtimali olan yasa dışı öldürme eylemlerine ilişkin soruşturma

yürütülmesi konusunda aşırı derecede kuralcı olmanın yersiz olduğunu da

hatırlatmaktadır (Benzer ve diğerleri,

§ 129; Brecknell/Birleşik Krallık, § 69).

69. Sonuç olarak AİHM, etkili soruşturma yükümlülüğünün ihlal

edildiği iddiasının ileri sürüldüğü bir başvuruda, süreye ilişkin kabul

edilebilirlik kriterinin yerine getirilip getirilmediğini başvuruya konu olayın

kendine özgü koşullarına, bu koşullara göre başvurucu tarafından soruşturmaya

gösterilen ilgi ve özenin derecesine, ayrıca ulusal düzeyde yürütülen

soruşturmanın yeterliliğine bağlı olarak belirlemektedir (Narin/Türkiye, § 43).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

70. Mahkemenin 24/1/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların İddiaları ve Bakanlık Görüşü

71. Başvurucular, 1990'lı yıllarda pek çok kişinin silahlı

saldırılar sonucu öldürülmesine rağmen V.İ. ve A.A.nın

yaşamlarının korunması için güvenlik güçlerince yeterli güvenlik önlemi

alınmadığını iddia etmiştir. Öte yandan başvurucular, olayla ilgili

soruşturmada saldırının terör örgütü üyelerince gerçekleştirildiği kabul

edilmesine rağmen çevre il ve ilçelerde söz konusu terör örgütüyle ilgili

soruşturmaların araştırılmadığını oysa olayla ilgili beyanda bulunan kişiler

olabileceğini, kimlik bilgileri tespit edilemeyen faillerin tespiti için

"daimî arama kararı" dışında herhangi bir çalışma yapılmadığını ileri

sürmüştür. Son olarak başvurucular, saldırının insanlığa karşı işlenen suç

olarak kabul edilip failler bulununcaya kadar soruşturmaya devam edilmesi

gerekirken dava zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle kovuşturmaya yer

olmadığına dair karar verildiğini ve soruşturmanın başından itibaren etkili ve

yeterli biçimde yürütülmediğini belirterek yaşam ve adil yargılanma haklarının

ihlal edildiğini öne sürmüştür.

B. Değerlendirme

72. Anayasa’nın "Kişinin

dokunulmazlığı, maddî ve manevî varlığı"

kenar başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

" Herkes,

yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir."

73. Anayasa’nın "Devletin

temel amaç ve görevleri" kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili

bölümü şöyledir:

“Devletin temel amaç ve görevleri, … Cumhuriyeti ve demokrasiyi

korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin

temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle

bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri

kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları

hazırlamaya çalışmaktır.”

74. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucuların iddialarının özü, güvenlik

güçlerinin yeterli denetim ve istihbarî çalışma

yapmaması nedeniyle yakınlarının silahlı saldırı sonucu öldüğüne ve bu

ölümlerle ilgili etkili ceza soruşturması yürütülmediğine ilişkindir. Bu

nedenle iddialar, Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkı

kapsamında incelenmiştir.

75. Yaşama hakkının doğal niteliği gereği, yaşamını kaybeden

kişi açısından bu hakka yönelik bir başvuru ancak yaşanan ölüm olayı nedeniyle

ölen kişinin mağdur olan yakınları tarafından yapılabilecektir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:

2012/752, 17/9/2013, § 41). Başvurucular, başvuruya konu olayda yaşamını

yitirenlerin annesi ve kardeşidir. Bu nedenle başvuruda başvuru ehliyeti

açısından bir eksiklik bulunmamaktadır.

76. Bununla birlikte başvurunun başvuru yollarının tüketilmesi

ve bu kuralla iç içe girmiş bulunan otuz günlük başvuru süresi kuralı

bakımından da ayrı bir değerlendirmeye tabi tutulması gerekmektedir.

77. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“... Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş

olması şarttır.”

78. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı

fıkrası şöyledir:

“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”

79. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel

başvuru usulü” kenar başlıklı 47. maddesinin (5) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Bireysel başvurunun, başvuru yollarının tüketildiği tarihten; başvuru

yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde

yapılması gerekir.”

80. Öncelikle belirtmek gerekir ki anılan Anayasa ve Kanun

maddelerinde yer verilen kanun yollarının tüketilmesi koşulu, bireysel

başvurunun temel hak ihlallerini önlemek için son ve olağanüstü bir çare

olmasının doğal sonucudur (Necati Gündüz ve

Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 20).

81. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının

anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hak

ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu nedenle

temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece

mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve

bir çözüme kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,

26/3/2013, § 16).

82. Tüketilmesi gereken başvuru yolları, başvurucunun

şikâyetleri açısından makul bir başarı şansı sunabilecek ve bir çözüm

sağlayabilecek nitelikteki kullanılabilir ve etkilibaşvuru

yollarıdır. Ayrıca başvuru yollarını tüketme kuralı ne kesin ne şeklî olarak

uygulanabilir bir kural olup bu kurala uygunluğun denetlenmesinde somut

başvurunun koşullarının dikkate alınması esastır. Bu anlamda yalnızca hukuk

sisteminde birtakım başvuru yollarının varlığının değil aynı zamanda bunların

uygulama şartları ile başvurucunun kişisel koşullarının gerçekçi bir biçimde

ele alınması gerekmektedir. Bu nedenle başvurucuların kendisinden başvuru

yollarının tüketilmesi noktasında beklenebilecek her şeyi yerine getirip

getirmediklerinin başvurunun özellikleri dikkate alınarak incelenmesi gerekir (S.S.A., B. No: 2013/2355, 7/11/2013, §

28).

83. İhlal iddiasını değerlendirmeye ve ihlal tespiti

yapıldığında yeterli giderimi sağlamaya imkân tanıyan bir başvuru yolunun

bulunmaması hâlinde başvuru yollarının tüketilmesi kuralını uygulamak mümkün

olmayacaktır (Yasin Ağca, B. No:

2014/13163, 11/5/2017, § 121). Böyle bir durumda başvurucuların ihlali

öğrendikleri tarihten itibaren otuz gün içinde bireysel başvuruda bulunmaları

gerekmektedir.

84. Başvurucunun şikâyeti konusunda çözüm sağlayabilecek etkili

bir başvuru yolunun mevcut olması hâlinde öncelikle bireysel başvuruda

bulunmak, dava ve başvurularını takip etmek için gerekli özeni gösterme

yükümlülüğü bulunan başvurucular, en kısa sürede yetkili makamlara

başvurmalıdırlar. Zira zaman geçtikçe delillerin kaybolma veyabozulma

ihtimali artmakta, gerçeklerin ortaya çıkması zorlaşmaktadır.

85. Öte yandan şikâyeti yetkili makamlara iletmenin imkânsız

veya önemli ölçüde güç olduğu durumlar -ki bu durumların neler olduğu her

başvuruda olay ve olgular ile başvurucunun tutumu nazara alınarak ayrıca

değerlendirilmelidir-mevcutsa başvurucuların özen yükümlülüğünün ancak bahse

konu durumların sona ermesinden itibaren başlayacağı kabul edilmelidir.

86. Yaşam hakkı ile ilgili bir soruşturmanın etkili olup

olmadığı yönünden inceleme yapabilmek için -mutlak surette gerekli olmasa da- yürütülen

soruşturmanın makul bir süreyi aşmaması şartıyla ilgili kamu makamları

tarafından nasıl sonlandırılacağının beklenmesi, bireysel başvuru ile getirilen

koruma mekanizmasının ikincil niteliğine uygun olacaktır (Rahil Dink ve diğerleri, B. No: 2012/848, 17/7/2014, § 76; Hüseyin Caruş,

B. No: 2013/7812, 6/10/2015, § 46).

87. Diğer taraftan başvurucuların yetkili makamlara müracaat

etmelerine rağmen doğal olmayan bir ölümle ilgili soruşturma başlatılmamışsa

başlatılan soruşturmada ilerleme yoksa veya soruşturma artık etkisiz bir hâl

almışsa başvuruculardan soruşturmanın sonucunu beklemelerini istemek makul

olmayacaktır. Böyle bir durumda başvurucular, gerekli özeni göstermeli ve

şikâyetini çok uzun süre geçirmeden Anayasa Mahkemesine sunabilmelidirler (Rahil Dink ve diğerleri, § 77). Zira

soruşturmanın etkililiğini sağlayacak bir başvuru yolu bulunmamaktadır. O hâlde

anılan ihlal iddiaları yönünden başvuru yollarının tüketilmesi gerekmemektedir

(Yasin Ağca, § 121). Böyle bir

durumda başvurucular, etkili bir soruşturma yürütülmediğinin farkına vardıkları

veya varmaları gerektiği andan itibaren otuz gün içinde bireysel başvuruda

bulunmalıdırlar. Doğal olarak başvurucuların etkili bir soruşturma

yürütülmediğinin ne zaman farkına varmaları gerektiği her davanın şartlarına

bağlı olarak değerlendirilecektir.

88. Soruşturmada ilerleme sağlanacağına dair umut verici

gelişmeler ve gerçekçi varsayımlar bulunduğu ve soruşturmanın ilerlemesini

sağlayıcı tedbirler alındığı sürece başvuruculardan başvuru yollarını tüketmeden

bireysel başvuruda bulunmaları da beklenmemelidir. Ancak bu hâlde dahi

soruşturmanın daha sonra etkisizleştiğini öğrenen başvurucular, durumun farkına

vardıkları veya varmaları gerektiği andan itibaren süresi içinde bireysel

başvuruda bulunmalıdırlar.

89. Son olarak ifade etmek gerekir ki soruşturmanın

etkisizliğinin fark edildiği veya fark edilmesi gerektiği andan itibaren süresi

içinde bireysel başvuru yapılmayıp zamanaşımı süresinin dolması nedeniyle

kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesinin beklenmesi hâlinde

soruşturmaya konu olayın üzerinden geçen uzun zaman gerçeklerin ortaya çıkmasınızorlaştıracak ve neredeyse imkânsızlaştıracaktır.

Böylesi bir durumda Anayasa Mahkemesi, devletin negatif ve pozitif

yükümlülüklerine gerçekten uyup uymadığını inceleyemeyecek; yaşam hakkının usul

boyutu yönünden yapacağı değerlendirmede yeniden yargılamaya karar veremeyecek

ve şartları gerçekleştiğinde sadece ihlali tespit edip tazminata

hükmedebilecektir. Oysa ölüm olayının sebep ve koşulları ile sorumluların

tespitine imkân veren etkinlikte bir soruşturma yapılması ve gerektiği takdirde

sorumluların caydırıcı bir ceza ile cezalandırılmaları için yeniden yargılamaya

karar verilebilmesinin benzer yaşam hakkı ihlallerinin önlenmesinde oynadığı

rolün büyüklüğü tartışılmazdır.

90. Somut olayda yaşanan elim hadiseyle ilgili resen soruşturma

başlatılmış, ölü muayene ve otopsi işlemleri yapılmış, olayla ilgili bilgi

sahibi olabilecek kişilerin ifadelerine başvurulmuş ve olay yerinden elde

edilen mermi kovanlarıyla ilgili balistik rapor alınmıştır (bkz. §§ 10-19).

Ancak "geçici olarak alıkonulan kovanların faili meçhul olaylarla

karşılaştırılmasına ilişkin mukayese raporunun gönderilmesi" isteğine

ilişkin DGM Cumhuriyet Başsavcılığınca Diyarbakır Kriminal

Polis Laboratuvarına müzekkere yazılması -ki bu yazıya 9/8/2002 tarihinde cevap

verilmiştir- sonrasında gerek DGM Cumhuriyet Başsavcılığınca gerekse Cumhuriyet

Başsavcılığınca olayın aydınlatılmasına ve faillerin tespitine yönelik herhangi

bir soruşturma işlemi yapılmamış, yalnızca faillerin tespitine çalışıldığı

yönünde kolluk görevlilerince belli aralıklarla tutulan ve zamanla sıradan hâle

gelen tutanaklar soruşturma evrakları arasına alınmıştır.

91. V.İ. ile A.A.nın öldürülmeleri ile

ilgili şikâyetlerini yetkili makamlara iletmede veya soruşturmanın etkisizliğiyle

ilgili bireysel başvuru yapmada güçlük çektikleri yönünde herhangi bir

iddiaları bulunmayan başvurucular, yaşanan elim olayla ilgili şikâyetlerini

yetkili makamlara iletmemiş ve yetkili makamlardan soruşturmayla ilgili

herhangi bir talepte -başvurucu Adle Azizoğlu'nun

14/10/2010 tarihinde vekili aracılığıyla soruşturma dosyasının fotokopisini

istemesi hariç- bulunmamışlardır. Soruşturmada ilerleme sağlanacağına dair umut

verici bir gelişme yaşanmamış ve soruşturmanın ilerlemesini sağlayıcı bir

tedbir de alınmamıştır. Buna rağmen en başından itibaren etkili ve yeterli bir

soruşturma yürütülmediği gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karara

itiraz ederek soruşturmanın etkisizliğinin zaten farkında olduklarını ortaya

koyan başvurucular, bireysel başvuru yapmak için kovuşturmaya yer olmadığına

dair karar verilmesini ve bu karara yaptıkları itirazın sonuçlanmasını

beklemişlerdir. Yürütülen soruşturmanın etkisiz bir hâl alması nedeniyle

soruşturma sonucunu beklemeleri gerekmeyen başvurucuların 26/9/2014 tarihinde

yaptıkları başvuru, süresinde yapılmış bir başvuru olarak kabul edilemez.

92. Açıklanan nedenlerle başvurunun diğer kabul edilebilirlik

şartları yönünden incelenmeksizin süre aşımı

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurunun süre aşımı nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA

24/1/2018 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Nuri

NECİPOĞLU

Kadir ÖZKAYA

Rıdvan GÜLEÇ

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör

:

Murat İlter

DEVECİ

Başvurucular

:

1. Adle AZİZOĞLU

2. Sadat AZİZOĞLU

Vekili

:

Av. Osman

TELLİOĞLU

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/15732, 24 Ocak 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. B. No: 21986/93, 27/6/2000, § 105; Şener Can
  10. B. No: 51987/07, 30/8/2011; Hazar ve
  11. V. İnceleme Ve Gerekçe
  12. A. Başvurucuların İddiaları ve Bakanlık Görüşü
  13. B. Değerlendirme
  14. A. Başvurunun süre aşımı nedeniyle
  15. B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA
  16. Necipoğlu
  17. Hakyemez
  18. Deveci
  19. Tellioğlu
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/15732
Tarih
24 Ocak 2018

İlgili Kararlar

  • Sedat Kapanoğlu Başvurusu (B. No: 2014/15622)
  • D.m.ç. Başvurusu (B. No: 2014/16941)
  • Ahmet Korkmaz Başvurusu (B. No: 2014/16232)
  • Selçuk Kiyas Başvurusu (B. No: 2014/19947)
  • R.a. Başvurusu (B. No: 2014/3955)
  • Bedir Aydın Başvurusu (B. No: 2015/15316)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.