İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ahad Alperen Bulut ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2017/24417)

1. Başvuru, ceza infaz kurumunda hükümlüler arasında

Başvuru No2017/24417Tarih13 Ekim 2020Okuma16 dk · 3.276 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Ahad Alperen Bulut Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
13 Ekim 2020
Başvuru Numarası
2017/24417
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.276 kelime·16 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, ceza infaz kurumunda hükümlüler arasında

çıkan tartışmada kamu makamlarınca gerekli önlemlerin alınmamasından dolayı

başvurucuların yakınının öldürülmesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği

iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 18/5/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden ulaşılan ceza soruşturması ve

yargılama dosyası, ayrıca Sivas İdare Mahkemesinden (İdare Mahkemesi) temin

edilen yargılama dosyasındaki bilgi ve belgelere göre olaylar özetle şöyledir:

9. Olayda vefat eden, başvurucuların yakını olan 1970

doğumlu C.B.nin 26/1/2003 tarihinde M.G.nin işlediği kasten adam öldürme suçuna

iştirak etme suçundan Sivas 1. Ağır Ceza Mahkemesince iki kere 6 yıl 3 ay hapis

cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiş, karar kesinleşmiş, kapalı ceza

infaz kurumunda geçirmesi gereken sürenin dolmasıyla Sivas Açık Ceza İnfaz

Kurumuna (Açık Ceza İnfaz Kurumu) ayrılmıştır. M.G. ise kasten adam öldürme

suçundan iki kere 15 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmış, ceza infaz kurumunda

geçirmesi gereken sürenin dolmasıyla C.B.den yaklaşık üç yıl sonra Açık Ceza

İnfaz Kurumuna ayrılmıştır.

10. 27/2/2010 tarihinde, M.G. Açık Ceza İnfaz Kurumunun

tost ocağına girerek tezgâhın üstündeki bıçağı almış, tost ocağında görevli

olan bir başka hükümlü olan E.D. durumu fark ederek bıçağın tost ocağı dışına

çıkarılmasının yasak olduğunu söylemiş, bunun üzerine M.G. elindeki bıçakla

E.D.yi hayati tehlike geçirecek şekilde ağır yaralamıştır. Bu sırada olay

yerinde bulunan B.A.nın M.G.yi engellemesi için çağırdığı C.B.nin olay yerine

gelmesi üzerine M.G. elindeki bıçakla C.B.yi boynundan yaralayarak ölümüne

sebebiyet vermiştir.

11. C.B.ye yönelik olarak gerçekleştirdiği kasten adam

öldürme suçundan yapılan yargılama sonucunda M.G.nin müebbet hapis cezasına

mahkûmiyetine karar verilmiştir. Sivas 1. Ağır Ceza Mahkemesinin (Mahkeme)

14/5/2012 tarihli kararının ilgili kısmı şu şekildedir:

"... Sanık [M.G.nin] Sivas 1. Ağır Ceza

Mahkemesinin 2003/46 Esas, 2005/409 Karar sayılı dosyasında yargılamaya konu

olmuş şekilde, 26/01/2003 tarihinde dosyamız maktulü [C.B.] ile birlikte

suç işlediği, sonucunda Sanık [M.G.nin] 2 ayrı öldürme eyleminden dolayı

5237 Sayılı TCK.nun 81, 29 ve 62. maddeleri uyarınca 2 kez 15 yıl hapis

cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği, maktul [C.B.nin] ise sanık

[M.G.nin] asli fail olarak katıldığı öldürme eylemlerine iştirak

ettiğinden bahisle TCK.nun 81, 39/1, 29 ve 62 maddeleri uyarınca 2 kez 6 yıl 3

ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği, kararın kesinleştiği ve

suç tarihinde de gerek sanığın gerekse maktulün bu cezalarından kaynaklı Sivas

Açık Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü statüsünde bulundukları,

Tüm dosya kapsamı ve dinlenen cezaevinde

kalmakta olan hükümlü tanıkların anlatımları ve sanığın savunmalarında ismini

verdiği Tanık [R.Ö.nün]

beyanları ile cezaevi görevlisi tanıkların anlatımları da dikkate

alındığında, maktulün sanıktan daha evvel Açık Ceza İnfaz Kurumuna geldiği, suç

tarihine yakın zaman diliminde ise sanığın da Açık Ceza Evine geldiği, birlikte

kaldıkları 10-15 günlük süre zarfında aralarında her hangi bir sorun

yaşanmadığı, aksine zaman zaman bir arada oldukları, her hangi bir tartışma ya

da kavgalarının kesinlikle söz konusu olmadığı, sanığın katılan [E.D.]

ile ise hiç bir husumetinin mevcut olmadığı, Katılan [E.nin] de hükümlü

olarak cezaevinin büfe kısmında görev yaptığı, bu şartlar altında sebebi tespit

edilemeyecek biçimde, olay tarihinde maktulün birlikte oturduğu diğer

hükümlülerle kendilerine köfte sipariş ettikleri, sanığın ise yanlarında

olmadığı, maktulün tanıklar [Ö.S.] ve [B.A.] ile birlikte

oturduğu, tanık [B.nin] köfteleri almak için tost ocağına gittiği,

sanığın tost ocağının bulunduğu yere sürgülü yarım boy kapının sürgüsünü açarak

girdiği, bu sırada Katılan [E.nin] köfte pişirmekle meşgul olduğu, ancak

sanığın elinin ocağın tezgahına uzandığını gördüğü, sanığın bilahare ocak

içerisinde bulunan sandalyeye oturduğu, Katılan [E.nin] ocak tezgahına

baktığında orada bulunması gereken ekmek bıçağının tezgah üzerinde

bulunmadığını farkettiği, bunun üzerine sanığın bıçağı aldığını anladığı ve

sanığa bıçağı bırakmasını söylediği, sanığın ise sandalyeden kalkarak 'benim

işim var bana karışma' diyerek tost ocağından çıkmaya çalıştığı, ancak

Katılanın bıçakla tost ocağından çıkmanın yasak olduğunu söyleyerek sanığa

engel olduğu, bu sırada Tanık [B.nin] tost ocağına geldiği ve sanıkla

Katılan [E.nin] arasındaki tartışmayı gördüğü, keza maktul ile birlikte

oturmayan ancak tost ocağı yakınında bulunan tanık [T.nin] da bundan

sonra yaşananlara tanıklık ettiği, sanıkla katılan [E.] arasında bu

konuşmalar geçerken Tanık [D.nin] Katılandan köftelerin hazır olup

olmadığını sorduğu, bunun üzerine [E.nin] hazır olduğunu söyleyerek

köfteleri ekmek arasına koymaya başladığı, tanık [B.nin] ise sanıkla

katılan [E.] arasında yaşanan bu tartışmayı görünce, suç arkadaşı

olduğunu bildiğinden bir olay olursa engellemesi için maktule giderek

tartışmadan bahsettiği, bu sırada sanığın ise, tost ocağından çıkmasını

engellediği için elindeki bıçakla kendisine arkası dönük olan Katılan [E.ye]

vurmaya başladığı, ATK 2. İhtisas Kurulunun 07/07/2010 tarihli raporuna göre

Katılanın vücudunda sol memenin 10 cm alt dış tarafında 1 adet, sol memenin 10

cm üst dış tarafında 1 adet, sol deltoid adale bölgesinde 1 adet olmak üzere

katılanın vücudunun 3 ayrı yerinden yaralandığı, bunlardan sol memenin 10 cm

alt dış tarafındaki toraksa nafiz kesici delici alet yaralanmasının katılanın

hayatını tehlikeye soktuğu, diğer 2 yaranın ise hayati tehlikeye sebebiyet

vermediği, BTM ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte oldukları, katılanın

almış olduğu bıçak darbeleri üzerine tost ocağı içerisinde yere düştüğü,

katılanın sanık tarafından gerçekleştirilen eyleme her hangi bir müdahale

imkanı bulmamasına rağmen sanığın katılana öldürmeye elverişli bıçakla toplam 3

kez ve birisi toraksa nafiz olacak biçimde, toplamda ikisi hayati bölgeleri

hedef alır şekilde vurduğu, bu suretle ortaya çıkan kastının öldürmeye yönelik

olup, neticenin gerçekleşmediği, Bu sırada kendisine haber verilen maktulün

olay yerine geldiği ve mağdurun ocağın içinde yatmakta olduğunu görünce

arkadaşı olan sanığa '[M.] sen ne yapıyorsun' diyerek mağduru dışarı

çıkartmak için tost ocağına adımını atıp eğildiği sırada, sanığın bu kez

elindeki bıçağı maktulün boynuna vurduğu, bunun üzerine maktulün yanındakilerin

onu arkadan tutarak tost ocağından dışarı çektikleri, sanığın ise elinde

bıçakla tost ocağında kaldığı, maktulün kesici delici alet yaralanmasına bağlı

büyük damar ve sinir yaralanmaları sonucu iç ve dış kanama ve buna bağlı komplikasyonlar

sonucunda öldüğü, olayın bu şekilde gerçekleştiğinin tüm dosya kapsamı ile

sabit olduğu yönünde Mahkememizce tam bir kanuni ve vicdani kanaate

varılmıştır.

12. Mahkemenin anılan kararı Yargıtay tarafından onanarak

kesinleşmiştir.

13. Olay tarihinde Açık Ceza İnfaz Kurumunda görevli

infaz ve koruma memurları hakkında başlatılan disiplin soruşturması sonucunda

olayın meydana gelmesinde ihmali veya kusuru bulunan herhangi bir ceza infaz

kurumu personeli tespit edilemediğinden 8/3/2010 tarihinde "disiplin

işleminin yapılmasına yer olmadığına" karar verilmiştir.

14. Başvurucular Bakanlığa başvurarak maddi ve manevi

zararlarının karşılığı olarak toplam 174.000 TL tazminat ödenmesi talebinde

bulunmuşlardır. Bakanlık 25/8/2010 tarihinde, idarenin herhangi bir kusuru

bulunmadığından tazminat talebini reddetmiştir.

15. Başvurucular gerekli güvenlik önlemlerinin alınmaması

nedeniyle C.B.nin ölümünde hizmet kusuru bulunduğu iddiasıyla idare

mahkemesinde 170.000 TL manevi, 4.000 TL maddi tazminat talebiyle tam yargı

davası açmışlardır.

16. Bakanlığın 28/10/2010 tarihli cevap dilekçesinde

idarenin hukuki sorumluluğundan söz edilebilmesi için ortada bir zararın

bulunması ve bu zararın idareye yüklenebilen bir işlem veya eylemden doğması,

başka bir deyişle zarar ile idari faaliyet arasında illiyet bağı bulunması

gerektiği, davacıların yakını C.B.nin daha önce de aynı suçtan yargılandığı

yani suç ortağı olan M.G. tarafından kesici aletle yaralanması neticesinde

hayatını kaybettiği, suç ortakları olan C.B. ile M.G. arasında dava konusu olay

öncesinde herhangi bir husumet veya anlaşmazlık olduğu yönünde bir bilgi

bulunmadığından bu hususta idarenin önlem almasını gerektirecek bir durumun

olmadığı belirtilmiştir. Bakanlık sonuç olarak olayın meydana gelmesinde

idareye atfı kabil herhangi bir kusurun bulunmadığını, ani olarak gerçekleşen,

sebebi tam olarak anlaşılamayan, idarenin işleyişi ve yürütülen kamu hizmeti

ile ilişkilendirilemeyen bu olay nedeniyle idarenin tazminat yükümlülüğünün

bulunmadığını ifade etmiştir.

17. İdare Mahkemesi 13/5/2011 tarihli kararıyla olaya

dair ceza ve disiplin soruşturmalarını da inceleyerek davanın reddine karar

vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"...Dosyanın incelenmesinden,

davacıların yakını olan

[C.B.nin] kasten adam öldürmeden dolayı 12 yıl 6 ay hapis cezası aldığı,

ilgili yönetmelik hükümlerinde belirtilen şartları taşıması sebebiyle

27.08.2007 tarihinde Sivas Açık Ceza İnfaz Kurumuna naklinin yapıldığı, [M.G.]

isimli tutuklunun kasten adam öldürmeden dolayı 30 yıl hapis cezası aldığı,

02.02.2010 tarihinde anılan yönetmelik hükümlerinde belirtilen şartları

taşıması sebebiyle Sivas Açık Ceza İnfaz Kurumuna naklinin yapıldığı,

27.02.2010 tarihinde, [M.G.nin] infaz kurumunun kantininden zorla aldığı

bıçakla kantinde çalışan başka bir hükümlüyü yaraladığı, yaralanan şahsa

müdahale ederek yardım etmeye çalışan davacıların yakını [C.B.yi]

arkadan bıçaklayarak öldürdüğü, ölüm olayından kaynaklı olarak da bakılmakta

olan tazminat davasının açıldığı anlaşılmaktadır.

Prensip olarak, idarenin bir eylem ya da

işleminden dolayı tazminatla yükümlü kılınabilmesi için o olayda hizmet

kusurunun ya da kusursuz sorumluluğunun bulunması zorunludur. İdarenin hukuki

sorumluluğundan sözedebilmek içinse, bir zararın mevcut olması ve bu zararın

idari bir işlem veya eylemden meydana gelmesi, diğer bir deyişle, oluşan

zararla idari işlem ve eylem arasında illiyet bağının kurulabilmesi

gerekmektedir. İdarenin hukuki sorumluluğu belirtilen biçimlerde oluşmakla

birlikte; zararın varlığının ve niceliğinin ortaya konulmasında, maddi olayın

tüm unsurlarıyla incelenmesi ve tazmin sorumluluğu açısından bir tesbitin

yapılması da yargının görevidir.

Olayda, dava konusu uyuşmazlığın meydana

geldiği yerin açık ceza infaz kurumu olduğu, bu kurumların anılan kanun

uyarınca firara karşı engelleri ve dış güvenlik görevlisi bulunmayan, güvenlik

bakımından kurum görevlilerinin gözetim ve denetimi ile yetinilen yerler

olduğu, hükümlülerin kurum dışındaki iş alanlarında çalıştırılabildiği ve olaya

karışan kişilerin açık ceza infaz kurumlarına nakillerine ilişkin işlemlerde

bir hukuka aykırılık bulunmadığı dikkate alındığında; ölen [C.B.] ile sanık [M.G.]

arasında bir husumet bulunduğu, davacıların akrabası olan ölen kişinin öldüren

kişiyle aynı yerde kalmasının can güvenliğini tehdit ettiği yolunda idarenin

bilgisine giren bir durum söz konusu olmadığı gibi ani gelişen bir olay

nedeniyle idarenin yürüttüğü güvenlik hizmetinin kusurlu olduğundan

bahsedilemeyeceği açıktır. Bu itibarla, olayda davalı idarenin hizmet kusuru

bulunmadığından davanın reddi gerekmektedir. Açıklanan nedenlerle, davanın

reddine..."

18. Başvurucular, İdare Mahkemesinin anılan kararına

karşı temyiz yoluna başvurmuşlardır.

19. Danıştay Onuncu Dairesi (Daire) 20/5/2015 tarihli

kararıyla İdare Mahkemesinin kararının usul ve yasaya uygun olduğunu belirterek

onanmasına karar vermiştir.

20. Başvurucuların karar düzeltme talebi üzerine Dairenin

6/3/2017 tarihli kararıyla, karar düzeltme talebinin reddine karar verilerek

anılan karar kesinleşmiştir.

21. Nihai karar başvuruculara 20/4/2017 tarihinde tebliğ

edilmiş ve başvurucular 18/5/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. Ulusal Hukuk

22. 13/12/2004 tarihli 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik

Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un “Hapis cezalarının infazında

gözetilecek ilkeler” kenar başlıklı 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

(f) bendi şöyledir:

“Ceza infaz kurumlarında hükümlülerin

yaşam hakları ile beden ve ruh bütünlüklerini korumak üzere her türlü koruyucu

tedbirin alınması zorunludur."

23. 5275 sayılı Kanun’un “Açık ceza infaz kurumları” kenar

başlıklı 14. Maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"Açık ceza infaz kurumları,

hükümlülerin iyileştirilmelerinde, çalıştırılmaları ve meslek edindirilmelerine

öncelik verilen, firara karşı engelleri ve dış güvenlik görevlisi bulunmayan,

güvenlik bakımından kurum görevlilerinin gözetim ve denetimi ile yetinilen

kurumlardır ..."

24. 5275 sayılı Kanun’un “Kurum dışında çalıştırma” kenar

başlıklı 30. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Açık ceza infaz kurumlarında

bulunanlar ile kapalı ceza infaz kurumlarında bulunup da açık ceza infaz

kurumlarına ayrılmaya hak kazanmış hükümlüler, kurum dışındaki iş alanlarında

çalıştırılabilirler.

(2) Açık ceza infaz kurumlarında

bulunanlar ceza infaz kurumu görevlileri gözetiminde, kapalı ceza infaz

kurumunda bulunanlar ise iç ve dış güvenlik görevlilerince alınacak tedbirler

altında çalıştırılırlar."

B. Uluslararası Hukuk

1- Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi

25. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Yaşam

hakkı" kenar başlıklı 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili

kısmı şöyledir:

"Herkesin yaşam hakkı yasayla

korunur... "

2. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı

26. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarında

Sözleşme'nin 2. maddesinin ilk cümlesinin devletlerin yalnızca kasti ve hukuka

aykırı ölüme sebebiyet vermekten kaçınmasını değil aynı zamanda kendi egemenlik

yetkileri içinde bulunan kişilerin yaşamlarını korumak için gerekli tedbirleri

almalarına dair devletlere pozitif yükümlülük yüklediği de hatırlatılmaktadır (L.C.B/İngiltere,

B. No: 23413/94, 9/6/1998, § 36).

27. AİHM’e göre Sözleşme’nin 2.maddesidevletin

sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altında can kaybının bulunduğu

durumlarda devlete, elindeki tüm imkânları kullanarak yaşama hakkını korumak

için oluşturulan yasal ve idari çerçevenin gereği gibi uygulanmasını ve bu

hakka yönelik ihlallerin durdurulup cezalandırılmasını sağlayacak, yeterli

yargısal veya diğer tedbirleri alma görevi yüklemektedir (Osman/İngiltere [BD],

B. No: 23452/94, 28/10/1998, § 115; Paul ve Audrey Edwards/İngiltere, B.

No: 46477/99, 14/3/2002, § 54). AİHM, bu yükümlülüğün -kamusal olsun veya

olmasın- yaşama hakkının tehlikeye girebileceği her türlü faaliyet bakımından

da geçerli olduğu kanaatindedir (Öneryıldız/Türkiye [BD], B. No:

48939/99, 31/11/2004, § 71).

28. Ancak AİHM'e göre Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamında

yetkililerin pozitif yükümlülükleri mutlak değildir. Yaşama yönelik varsayılan

her tehdit yetkilileri riski önlemek için özel önlemler almaya zorlamaz. Özel

önlemler alma yönünde bir görev, sadece yetkililerin yaşama yönelik gerçek ve

yakın bir riskin bulunduğunu bildikleri ya da bilmeleri gerektiği ve

yetkililerin durum üzerinde belirli derecede hâkimiyetlerinin bulunduğu

hâllerde ortaya çıkar (Finogenov ve diğerleri/Rusya, B. No: 18299/03,

27311/03, 20/12/2011, § 209).

29. Diğer taraftan söz konusu pozitif yükümlülük, modern

toplumların güvenliğini sağlamadaki zorluklar, insan davranışlarının

öngörülemezliği ve belirli bir faaliyete ilişkin tercihlerin önceliklere ve

kaynaklara göre yapılması gerektiği akılda tutularak yetkililere imkânsız veya

aşırı bir sorumluluk yüklemeyecek şekilde yorumlanmalıdır (Finogenov ve

diğerleri, § 209; Makaratzis/Yunanistan [BD], B. No: 50385/99,

20/12/2004, § 69).

30. AİHM, tutuklu ve hükümlülerle ilgili olarak onların

korunmasız ve zayıf durumda olmaları nedeniyle yetkililerin bu kişilerin

fiziksel esenliklerini korumakla sorumlu olduklarını belirtmiştir (Keenan/Birleşik

Krallık, B. No: 27229/95, 3/4/2001, § 91; Tarariyeva/Rusya, B. No:

4353/03, 14/12/2006, § 73; Vlademir/Romanov/Rusya, B. No: 41461/02,

24/7/2008, § 57).

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

31. Mahkemenin 13/10/2020 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

32. Başvurucular; yakınları C.B.nin tahliyesine altı gün

kala öldürüldüğünü, idarenin hükümlülerin yaşam hakkını korumakla yükümlü

olduğunu, ceza infaz kurumundaki hükümlülerin öldürücü bir alete ulaşmaları

nedeniyle ölüm olayının meydana gelmesinde idarenin hizmet kusuru bulunduğunu,

açtıkları tam yargı davasının reddedilmesi nedeniyle yaşam hakkının ve etkili

başvuru hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

33. Bakanlık görüşünde, başvurucuların yakınının

ölümüne sebep olan olayların aniden geliştiğini, insan davranışlarının

öngörülemezliği göz önünde bulundurulduğunda, tehlikenin varlığından önceden

haberdar olmayan ve haberi olduğunda olaya ivedilikle müdahale ederek

yaralıların hastaneye sevk işlemini gerçekleştiren ve olayın şüphelisinin

yakalanmasını sağlayan idarenin somut olayda sorumluluğunun bulunmadığını

değerlendirmiştir.

34. Başvurucular, Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarında

genel itibarıyla başvuru formundaki iddialarını tekrarlamışlardır.

B. Değerlendirme

35. Anayasa’nın “Kişinin dokunulmazlığı, maddî ve

manevî varlığı” kenar başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, yaşama, maddî ve manevî

varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir."

36. Anayasa'nın “Devletin temel amaç ve görevleri”

kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Devletin temel amaç ve görevleri,

…Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve

mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti

ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve

sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için

gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”

37. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

Başvurucuların iddialarının özü yakınlarının yaşamının korunması için gerekli

tedbirlerin alınmaması, açtıkları tam yargı davasının da haksız olarak

reddedilmesi nedeniyle yaşamı koruma yükümlülüğünün ihlal edildiğine

ilişkindir. Bu itibarla başvurucuların iddialarının yaşam hakkı kapsamında

incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

38. Yaşam hakkının doğal niteliği gereği, bu hakka

yönelik bir başvuru ancak ölen kişinin mağdur olan yakınları tarafından

yapılabilecektir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No: 2012/752,

17/9/2013, § 41). Başvuru konusu olayda müteveffa; başvuruculardan Ayla

Bulut'un eşi, Ahad Alperen Bulut, Edanur Bulut, Yağmur Bulut'un babaları, Ahmet

Turan Bulut, Elvan Tarık Bulut, Faruk Bulut'un kardeşleri, Şefika Bulut'un ise

oğludur. Bu nedenle başvuruda, başvuru ehliyeti açısından bir eksiklik

bulunmamaktadır.

39. Başvurucuların yaşamı koruma yükümlülüğünün ihlal

edildiği iddiaları bakımından da yaşam hakkının pozitif yükümlülüğüne ilişkin

bir inceleme yapılacaktır.

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

40. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan yaşam hakkının pozitif yükümlülüğünün ihlal edildiğine ilişkin

iddialarının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Genel

İlkeler

41. Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen yaşama hakkı,

Anayasa'nın 5. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde devlete negatif

yükümlülükler yanında pozitif yükümlülükler de yükler (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, § 50).

42. Pozitif yükümlülükler kapsamında devletin yetki

alanında bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını kamu görevlilerinin, diğer

bireylerin ve hatta kişinin kendi eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere

karşı koruma ödevi vardır. Devlet, öncelikle yaşama hakkına yönelen tehdit ve

risklere karşı caydırıcı ve koruyucu yasal düzenlemeler yapmalı ve bununla da

yetinmeyerek gerekli idari tedbirleri almalıdır. Bu ödev ayrıca bireyin

yaşamını her türlü tehlike, tehdit ve şiddetten koruma yükümlülüğünü de içerir

(Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 51).

43. Devletin sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar

altında can kaybının gerçekleştiği durumlarda kamu makamlarının Anayasa'nın 17.

maddesi gereğince öncelikle yetkileri dâhilinde tüm imkânları kullanarak yaşama

hakkına yönelen tehdit ve risklere karşı etkili yasal ve idari tedbirleri

oluşturmaları gerektiği ifade edilmelidir. Bu kapsamda anılan yasal ve idari tedbirler,

yaşama hakkına yönelik ihlalleri durdurmayı ve gerektiğinde faillerin

cezalandırılmasını sağlayacak nitelikte olmalıdır. Bu yükümlülük, yaşama

hakkının tehlikeye girebileceği her durum bakımından geçerlidir (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, § 52).

44. Bir kişinin yaşamına yönelik gerçek ve yakın bir

tehlikenin bulunduğunun kamu makamlarınca bilindiği ya da bilinmesi gereken

durumlarda makul ölçüler çerçevesinde kamu makamlarının bu tehlikenin

gerçekleşmesini önleyebilecek şekilde önlem alması gerekir. Ancak özellikle

insan davranışlarının öngörülemezliği, öncelikler ve kaynaklar

değerlendirilerek yapılacak işlem veya yürütülecek faaliyet tercihi dikkate

alındığında pozitif yükümlülük kamu makamları üzerinde aşırı yük oluşturacak

şekilde yorumlanamaz (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 53).

45. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

ileri sürüldüğü tazminat ve tam yargı davalarında, derece mahkemelerinin

Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği özende bir inceleme yapma yükümlülüğü

bulunmaktadır. Bununla birlikte söz konusu özen yükümlülüğü, yaşam hakkı ile

ilgili her davada mutlaka mağdurlar lehine bir sonuca varılmasını garanti

altına almamaktadır (Aysun Okumuş ve Aytekin Okumuş, B. No: 2013/4086,

20/4/2016, § 73).

b. İlkelerin

Olaya Uygulanması

46. Başvurucular, yaşam hakkının kamu görevlilerince

kasten ihlal edildiğini ileri sürmemiştir. Müteveffanın ceza infaz kurumunda

çıkan tartışmada başka bir hükümlü tarafından bıçakla yaralanarak öldüğü

sabittir.

47. Bu durumda somut başvuruda öncelikle Açık Ceza İnfaz

Kurumu yetkililerinin Kurumda tartışma çıkacağı ve mahkûmların hayatlarının

tehlikeye gireceği riskini bilip bilmediklerinin veya bilmelerinin gerekip

gerekmediğinin ele alınması, yetkililerin riski bildikleri veya bilmeleri

gerektiği sonucuna varılması hâlinde ise müteveffanın yaşam hakkının korunması

yönünden gerekli, makul ve önleyici tedbirleri alıp almadıklarının tespiti

gerekmektedir.

48. C.B. öldürüldüğü tarihte açık ceza infaz kurumunda

hükümlü olarak bulunmaktadır yani devletin kontrolü altındayken öldürülmüştür.

Kamu makamlarının ceza infaz kurumundaki kişilerin hayatlarının tehlikeye

atılmasını önleyici tedbirler alma yükümlülükleri bulunmaktadır.

49. Olay tarihinde M.G. ile başvurucuların yakını C.B.

birlikte işledikleri kasten öldürme suçundan aldıkları hapis cezasının infazı

için ceza infaz kurumunda bulunmaktadırlar. Açık Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü

olarak bulunan C.B ile daha sonra Açık Ceza İnfaz Kurumuna ayrılan M.G.

arasında herhangi bir husumet olmadığı tanık beyanları ve Ceza İnfaz Kurumu

yetkililerinin beyanlarıyla açık bir biçimde ortaya konmuştur. Olay günü Açık

Ceza İnfaz Kurumunda tost ocağı olarak tabir edilen yerde çalışan E.D. isimli

hükümlü, M.G.nin tezgâhın üstündeki bıçağı aldığını fark ederek M.G.yi uyarmış,

bıçağın ocaktan dışarı çıkmasının yasak olduğunu belirtmiştir. Bu sırada

E.D.nin sipariş soran bir başka hükümlüye döndüğü sırada M.G., elindeki bıçakla

E.D.yi hayati tehlike geçirecek şekilde ağır yaralamış; olay anında orada

bulunan tanıklardan B.A. isimli hükümlünün aynı suçtan hükümlü olduklarını

bildiği C.B.yi, M.G.yi engellemesi için çağırması üzerine olay yerine gelen

C.B.yi de boynundan bıçakla yaralayarak öldürmüştür.

50. Açık Ceza İnfaz Kurumunun tost ocağında bulunan

bıçakla hayati tehlike geçirmesine neden olacak şekilde yaralanan E.D. ile

başvurucuların yakını C.B.nin M.G. ile aralarında bir husumet olmadığı gibi

olay öncesinde de herhangi bir tartışma ya da bir gerginlik yaşanmadığı

anlaşılmaktadır. Dolayısıyla yetkililerin tartışma çıkacağından haberdar

olduklarını söylemek mümkün görünmemektedir.

51. Bu durumda C.B.nin yaşamına yönelik gerçek bir riskin

varlığını öngöremeyecek durumda olan Ceza İnfaz Kurumu yetkililerinin

müteveffanın yaşam hakkının korunması için gerekli, makul ve önleyici

tedbirleri almadığı söylenemez. Dolayısıyla öngörülemez nitelikte olduğu

anlaşılan somut olayda idarenin sorumluluğunun bulunduğunu kabul etmek kamu

makamlarının üzerine aşırı yük yükleyen bir yaklaşıma sebebiyet verecektir.

52. Açıklanan gerekçelerle somut olayda yaşamı koruma

yükümlülüğünün ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam

hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde

BIRAKILMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 13/10/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Kadir ÖZKAYA Üyeler : M.Emin KUZ Rıdvan GÜLEÇ Yıldız SEFERİNOĞLU Basri BAĞCI Raportör : Cafiye Ece YALIM Başvurucular : 1. Ahad Alperen BULUT 2. Ahmet Turan BULUT 3. Ayla BULUT 4. Edanur BULUT 5. Elvan Tarık BULUT 6. Faruk BULUT 7. Şefika BULUT 8. Yağmur BULUT Başvurucular Vekili : Av. Fahri BAHADIR

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2017/24417, 13 Ekim 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru
  5. Süreci
  6. III. Olay Ve
  7. Olgular
  8. IV. İlgili
  9. Hukuk
  10. A. Ulusal Hukuk
  11. B. Uluslararası Hukuk
  12. V. İnceleme Ve
  13. Gerekçe
  14. A. Başvurucuların
  15. B. Değerlendirme
  16. A. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL
  17. B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam
  18. C. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde
  19. D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2017/24417
Tarih
13 Ekim 2020

İlgili Kararlar

  • Yaşar Koşar Başvurusu (B. No: 2018/37550)
  • Mehmet Tokay Başvurusu (B. No: 2018/5378)
  • Ekoloji Derneği Başvurusu (B. No: 2018/6345)
  • Muhammet Kalip Başvurusu (B. No: 2017/34863)
  • Bahittin Demir Başvurusu (B. No: 2018/21624)
  • Mustafa Demirbaş Başvurusu (B. No: 2019/21716)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.