İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ahmet Acar Başvurusu (B. No: 2014/19936)

1. Başvuru, itirazın iptali davasında Yargıtayın

Başvuru No2014/19936Tarih21 Eylül 2017Okuma26 dk · 5.212 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Ahmet Acar Başvurusu

Karar tarihi
21 Eylül 2017
Başvuru Numarası
2014/19936
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.212 kelime·26 dk okuma·21 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, itirazın iptali davasında Yargıtayın

yerleşik içtihatlarına aykırı karar verilmesi nedeniyle adil yargılanma

hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 28/4/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, banka hesabından E.Y. isimli şahsın hesabına

7/12/2009-23/7/2010 tarihleri arasında farklı zamanlarda toplam 13.092 TL

havale etmiştir.

9. Başvurucu, parayı borç olarak gönderdiğini ve kendisine geri

ödenmediğini belirterek E.Y.ye karşı Antalya 9. İcra Müdürlüğünün E.2011/2663

sayılı dosyasında ilamsız takip başlatmıştır.

10. İtiraz üzerine takip durmuş, başvurucu itirazın iptali için

Antalya 4. Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) dava açmıştır.

11. Mahkeme 14/9/2011 tarihli kararla banka dekontlarına dayalı

olarak başlatılan icra takibinde, davalı tarafça havaleye konu olan paranın

alacağa mahsuben gönderildiği hususunda herhangi bir delil sunulmadığını

belirterek davayı kabul etmiştir.

12. Temyiz üzerine Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 19/6/2012 tarihli

kararında davacının parayı ödünç olarak gönderdiğini ileri sürdüğünü, davalının

ise paranın alacağına karşılık gönderildiğini savunarak gerekçeli ikrarda

bulunduğunu, davada ispat külfetinin davacıda olması gerektiğini, iddianın

yasal delillerle kanıtlanamadığını, davacının davalıya yemin teklif etme hakkı

olduğu hatırlatılarak hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerektiğini

belirterek hükmü bozmuştur.

13. Bozma ilamına uyan Mahkeme başvurucuya yemin teklif etme

hakkını hatırlatmış, başvurucunun davalıya yemin teklifinde bulunmayacağını

belirtmesi üzerine 10/4/2013 tarihli kararla davayı reddetmiştir.

14. Başvurucu bozma ve Mahkemenin ret kararının, Yargıtay ve

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun yerleşik içtihatlarına aykırı olduğunu

belirterek kararı temyiz etmiş, Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 1/11/2013 tarihli

kararı ile, usul ve yasaya uygun olduğunu belirterek hükmü onamıştır.

15. Karar düzeltme talebi aynı Dairenin 6/3/2014 tarihli ilamı

ile reddedilmiştir.

16. Ret kararı 28/3/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş,

28/4/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. Kanun

17. 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun

386. maddesi şöyledir:

"Tüketim ödüncü sözleşmesi, ödünç

verenin, bir miktar parayı ya da tüketilebilen bir şeyi ödünç alana devretmeyi,

ödünç alanın da aynı nitelik ve miktarda şeyi geri vermeyi üstlendiği

sözleşmedir"

18. 22/4/1926 tarihli ve 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu'nun

306. maddesi şöyledir:

"Karz, bir

akittir ki onunla ödünç veren, bir miktar paranın yahut diğer bir misli şeyin

mülkiyetini ödünç alan kimseye nakil ve bu kimse dahi buna karşı miktar ve

vasıfta müsavi aynı neviden şeyleri geri vermekle mükellef olur."

19. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu’nun 200. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri,

değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan

hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri ikibinbeşyüz Türk Lirasını geçtiği takdirde senetle ispat

olunması gerekir. Bu hukuki işlemlerin miktar veya değeri ödeme veya borçtan

kurtarma gibi bir nedenle ikibinbeşyüz Türk

Lirasından aşağı düşse bile senetsiz ispat olunamaz."

20. 18/6/1927tarihli ve 1086 sayılı mülga Hukuk Usulü

Muhakemeleri Kanunu'nun 288. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri,

değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan

hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri dörtyüzmilyon lirayı geçtiği takdirde senetle ispat

olunması gerekir."

21. 1086 sayılı mülga Kanun'un ek 3. maddesi şöyledir:

"Görev, kesin hüküm, Yargıtayda duruşma,

karar düzeltme, senetle ispata ve sulh mahkemelerindeki taksim davalarında

muhakeme usulünün belirlenmesine ilişkin maddelerdeki parasal sınırlar,

1/1/1998 tarihinden itibaren iki, 1/1/2000 tarihinden itibaren dört katı olarak

uygulanır. Bu uygulama nedeniyle mahkemelerce görevsizlik kararı

verilemez."

22. 1086 sayılı mülga Kanun'un ek 4. maddesi şöyledir:

"Görev, kesin hüküm, istinaf, temyiz, Yargıtayda duruşma, senetle ispata ve sulh mahkemelerindeki

taksim davalarında muhakeme usulünün belirlenmesine ilişkin maddelerdeki

parasal sınırlar; her takvim yılı başından geçerli olmak üzere, önceki yılda

uygulanan parasal sınırların; o yıl için 213 sayılı Vergi Usul Kanununun

mükerrer 298 inci maddesi hükümleri uyarınca Maliye Bakanlığınca her yıl tespit

ve ilân edilen yeniden değerleme oranında artırılması suretiyle uygulanır. Bu şekilde

belirlenen sınırların onmilyon lirayı

aşmayan kısımları dikkate alınmaz. Bu uygulama nedeniyle mahkemelerce

görevsizlik kararı verilemez.

Yukarıdaki fıkra uyarınca her takvim yılı başından geçerli olmak üzere

uygulanan parasal sınırların artışı, artışın yürürlüğe girdiği tarihten önce

ilk derece mahkemelerince nihaî olarak karara bağlanmış davalar ile bölge

adliye mahkemesi kararı üzerine yeniden bakılan davalarda ve Yargıtayın bozma kararı üzerine kararı bozulan mahkemece

yeniden bakılan davalarda uygulanmaz."

23. 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 67.

maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Takip talebine itiraz edilen alacaklı,

itirazın tebliği tarihinden itibaren bir sene içinde mahkemeye başvurarak,

genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın

iptalini dava edebilir.

Bu davada borçlunun itirazının haksızlığına

karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı;

diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin

tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın yüzde

yirmisinden aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum

edilir."

24. 8/2/1983 tarihli ve 2797 sayılı Yargıtay Kanunu’nun 15. maddesinin

ilgili kısmı şöyledir:

“Hukuk ve Ceza Genel Kurullarının görevleri

şunlardır:

...

c) Yargıtay dairelerinden biri; yerleşmiş

içtihadından dönmek isterse, benzer olaylarda birbirine uymayan kararlar vermiş

bulunursa,

Bunları içtihatların birleştirilmesi yoluyla

kesin olarak karara bağlamak,”

25. 2797 sayılı Kanun’un 45. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“İçtihadların birleştirilmesini Birinci Başkan, doğrudan

doğruya veya Yargıtay dairelerinin veya genel kurulların verdikleri karar

sonucunda veya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının bizzat yazı ile başvurması

halinde, ilgili kuruldan ister. Bu istemlerin gerekçeli olması zorunludur.

Diğer merci veya kişilerin gerekçe göstererek

yazılı başvurmaları halinde, içtihadı birleştirme yoluna gitmenin gerekip

gerekmediğine Birinci Başkanlık Kurulu karar verir. Bu karar kesindir.

…

İçtihadı birleştirme kararları benzer hukuki

konularda Yargıtay Genel Kurullarını, dairelerini ve adliye mahkemelerini

bağlar.

..."

2. Yargı Kararları

26. Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin (Daire) 31/1/2006 tarihli ve

E.2005/14219, K.2006/895 sayılı ilamının ilgili kısmı şöyledir:

"...

Havale, esas itibariyle bir ödeme vasıtası

olup, havale olsa dahi, havale makbuzlarında, paranın borç olarak

gönderildiğinin belirtilmesi gerekir. Havale makbuzlarında, paranın borç olarak

gönderildiği yazılı değilse bu havale makbuzu karz

ilişkisine dayanan davacının iddiasını kanıtlamaya yeterli değildir. Davacılar,

davalılara borç verdiklerini, yazılı delillerle ispat edemedikleri gibi,

davalılara yemin teklif etme hakkını da kullanmadıklarına göre iddialarını

ispat edememişlerdir.

Öyle olunca mahkemece davanın reddine karar

verilmesi gerekirken aksi düşüncelerle yazılı şekilde tahsiline karar verilmesi

usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

..."

27. Dairenin 2/7/2008 tarihli ve E.2008/1527, K.2008/9227 sayılı

ilamının ilgili kısmı şöyledir:

"...

Davacı bu davasında davalıyabanka

havalesi ile 22.500 Dolar ve 2.000.00 YTL borç olarak gönderdiğini,ileri sürerek talepte bulunmuş, davalı

ise gönderilenparanınönceden verilen ödünç paranın

ödenmesine lişkin olduğunu savunarak davanın reddini

dilemiştir. Davalının bu savunmasıgerekçeli inkarniteliğindedir. Budurumdaispat

yükü davalıya değil, davacıya düşer. Nevarki davacının dayandığı15.4.2005 tarhli

banka dekontunda " erkine verilen borç " ve 16.4.2005 tarihli bankadekontunda " erkin kaya borç " yazılıdır. Bu

yazılar davacının karziddiasını doğrulamaktadır. Hal

böyle olunca mahkemece bu havaleler için davanın kabulünekarar

verilmelidir.Mahkemece

aksine düşüncelerle davanın reddine karar verilmiş olması usul veyasaya aykırı olup,bozmayı

gerektirir.

..."

28. Dairenin 16/12/2008 tarihli ve E.2008/11323, K.2008/14867

sayılı ilamının ilgili kısmı şöyledir:

"...

Dairemizin 29.05.2008 tarih 2008/5564 E-7447 K

sayılı ilamının kaldırılarak davacının karar düzeltme isteminin incelenmesine

geçildi;

2-Davacı , havale ile

davalıya borç para verdiğini ileri sürmüş, davalı ise davacının borcunu

ödediğini savunmuştur. Davacının bankaya 27.04.2004 tarihinde verdiği havale

talimatında bu paranın davalı hesabına ödünç olarak gönderilmesini istediği,

ancak bankanın dekonta bu şerhi yazmadığı dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Bu

durumda ispat yükü, davalıda olup, davalı yemin deliline dayanmadığına göre

mahkemece verilen davanın kabulüne ilişkin hükmün onanmasına karar verilmesi

gerekirken zuhulen bozulduğu bu kez yapılan inceleme

ile anlaşıldığından mahkeme kararının onanması gerekmiştir.

..."

29. Dairenin 24/3/2009 tarihli ve E.2008/12466, K.2009/3876

sayılı ilamının ilgili kısmı şöyledir:

"...

2-Davakarz akdine dayalı alacak isteminden

ibarettir. Davacı muhtelif tarihlerde altı adet banka havalesi ile davalıya

borç para verdiğini ileri sürmüş, davalı 17.8.2005, 26.9.2005 ve 28.9.2005

tarihli toplam 13.500 YTL bedelli havalelerile

davacının borcunu ödediğini savunmuştur.

İlke olarak, şayet havale makbuzu üzerinde bir

açıklama bulunmadığı takdirde havalenin mevcut bir borca karşılık yapıldığı

kabul edilir. Davacının dayandığı havale makbuzunda borç olarak gönderildiği

hususunda bir açıklama yoktur. Davacı iddiasını yasal delillerle

kanıtlamalıdır.

..."

30. Dairenin 12/11/2009 tarihli ve E.2009/6494, K.2009/13072

sayılı ilamının ilgili kısmı şöyledir:

"...

Davacının banka havalesi ile davalıya muhtelif

tarihlerde 12.000 Alman Markı para gönderdiği ve davalının da bu parayı aldığı

ihtilafsızdır. Davacının bu parayı borç olarak gönderdiğini ileri sürmesine

rağmen davalıda, paranın yardım amaçlı,karşılıksızgönderildiğini

ve davacının eşi olan kızının aldığı ev için harcadığını, paranın borç olarak

gönderilmediğini savunmuştur. Hemen belirtmek gerekir ki havale bir ödeme

vasıtası olup, var olan bir borcun ödendiğini gösterir. Bu karinenin aksini

havaleyi gönderen şahsın ispat etmesi gerekir.Davalı

bu parayı aldığını, ancak paranın yardım amaçlı,karşılıksızolarak

gönderildiğini savunmak suretiyle gerekçeli inkarda bulunmuştur.Öte

yandan davacı tarafından banka dekontları mahkemeye ibraz edilmemiştir.Bu

nedenle paranın borç olarak gönderildiğine dair bir açıklamanın bulunup

bulunmadığı anlaşılamamıştır.Somut olayda davalı karz ilişkisini inkar ettiğine göre karz

ilişkisinin varlığını davacının kanıtlaması gerekir.

..."

31. Dairenin17/9/2013 tarihli ve E.2013/11151, K.2013/21597

sayılı ilamının ilgili kısmı şöyledir:

"...

Davacı, davalıya banka havalesi yoluyla ödünç

para verdiğini ileri sürerek alacağının tahsili için eldeki davayı açmıştır.

Davalı ise borç verme iddiasının gerçek dışıolduğunu,

havale dekontunun borç verildiğini ispata yeterli olmadığını ve davacıya

borcunun olmadığını savunarak akdi ilişkiyi inkar

etmiştir. Hemen belirtmek gerekir ki havale ödeme vasıtası olup var olan bir

borcun ödendiğini gösterir. Bu karinenin aksini havaleyi gönderen şahsın ispat etmesi

gerekir. Bu durumda ödünç ilişkisini ispat etme yükümlülüğü bu iddiayı dile

getiren davacıya aittir. Davacının delil olarak dayandığı havale dekontunda

gönderilen paranın ne için gönderildiğine dair açıklama olmadığından söz konusu

dekont, ödünç ilişkisini kanıtlamaya yeterli olmadığı gibi yazılı delil

başlangıcı olarak da kabul edilemez. HMUK'nun 288.

maddesi gereğince miktar itibariyle olayda tanık dinlenmesi de mümkün değildir.

O halde davacı iddiasını yasal delillerle ispat edememiştir. Ne var ki davacı,

dava dilekçesinde "sair tüm deliller" demek suretiyle yemin deliline

de dayanmış olduğundan bu konuda davacıya karşı tarafa yemin yöneltme hakkı

bulunduğu hatırlatarak, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken mahkemece,

yanlış değerlendirmeyle yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya

aykırı olup bozmayı gerektirir.

..."

32. Dairenin 17/9/2013 tarihli ve E.2013/11151, K.2013/21597

sayılı ilamının ilgili kısmı şöyledir:

"...

davacının vermiş olduğu talimata istinaden bizzat davalı tarafından para

çekilmesi işlemi havale niteliği taşımaktadır. Kural olarak havale ödeme aracı

olup 10.12.2010 tarihli dekont üzerinde borç olarak verildiğine ilişkin

herhangi kayıt da bulunmaması karşısında ispat yükü davacıdadır. Mahkemece

değinilen bu yön gözetilerek davacıdan tüm delilleri sorulup alınmalı ve hasıl

olacak sonuca uygun bir karar verilmelidir.

..."

B. Uluslararası Hukuk

33. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesinin

(1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes davasının medeni hak ve yükümlülükleri

ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların

esası konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir

mahkeme tarafından kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde, görülmesini

isteme hakkına sahiptir...”

34. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) birçok kararında,

yargısal içtihatlardaki tutarsızlık sorununu, hukuki kesinlik ve güvenlik

kavramı ile bağlantılı olarak incelemiş, bu ilkenin Sözleşme maddelerinin

tamamında zımni olarak yer aldığını ve hukuk devletinin temel unsurlarından

birini oluşturduğunu belirtmiştir (Santos Pinto/Portekiz, B. No: 39005/04,

20/5/2008, § 42; Iordan Iordanov ve

Diğerleri/Bulgaristan, B. No: 23530/02, 2/7/2009, § 47). Bu kapsamda

AİHM bazı başvuruları adil yargılanma hakkının usule ilişkingüvenceleri

ile birlikte (Brumarescu/Romanya, B. No: 28342/95, 28/10/1999),

bazı başvuruları Sözleşme'nin diğer maddeleri ile ilintili olarak (bkz. Paduraru/Romanya, B. No: 63252/00, 1/12/2005)

incelemiş, bazı başvuruları ise yargılamanın hakkaniyeti ile ilgili görerek

doğrudan adil yargılanma hakkı kapsamında değerlendirmiştir (S.C. Uzınexport

A.Ş./Romanya, B. No: 43807/06, 31/3/2005).

35. AİHM, hukuki güvenlik ilkesinin, hukuki durumlarda belli bir

istikrarın sağlanmasını ve toplumun adalete olan güvenini desteklemeyi

amaçladığını, aynı olaya ilişkin farklı yargı kararlarının devamlılık arz

etmesinin toplumun yargısal sisteme olan güvenini azaltacak nitelikte bir

hukuki belirsizliğe yol açabileceğini belirtmiştir (Çelebi ve diğerleri/ Türkiye, B. No: 582/05, 9/2/2016, §

52).

36. Çelişkili yargı kararları nedeniyle temel hak ve

özgürlüklerin ihlal iddiasıyla yapılan başvurularda AİHM, öncelikle ulusal

mahkemelerin yerini almak gibi bir görevi olmadığını, ulusal mevzuatın

yorumlanmasından doğan sorunların öncelikle mahkemelerin görevi olduğunu ve AİHM'in rolünün bu tür yorumlama sonuçlarının Sözleşme ile

uyumlu olup olmadığını denetlemekten ibaret olduğunu belirterek içtihat

farklılığından kaynaklanan tutarsızlığın giderilmesi için iç hukukta bir

mekanizmanın bulunup bulunmadığı ve bu mekanizmanın uygulanıp uygulanmadığının

önemli olduğunu vurgulamıştır (Nejdet Şahin ve

Perihan Şahin/Türkiye [BD], B. No: 13279/05, 20/10/2011, §§

49-53-54).

37. AİHM, benzer bir davada başka mahkemece daha yüksek miktarda

manevi tazminata hükmedilmesi nedeniyle yapılan bir başvuruyu, öncelikle iç

hukuku yorumlamak sorumluluğunun ulusal makamlara ait olduğunu yineleyerek

ihlal iddiasının yalnızca tazminat miktarına yönelik olduğunu, başvurucunun

emsal gösterdiği dava ile başvuru konusu davadaki olayların farklı koşullar

içerdiğini bu nedenle çelişkili karardan bahsedilemeyeceğini belirtmiş ve

başvuruyu kabul edilemez bulmuştur (Erol

Uçar/Türkiye (k.k.), B. No: 12960/05,

29/9/2009).

38. AİHM, Türkiyedeki bazı tarım

kooperatiflerinin, süt teşvik primleri ile ilgili olarak idare mahkemelerinde

açtıkları tam yargı davalarının süre yönünden reddedilmesi nedeniyle yapılan

başvurularda, mahkemelerin daha önce açılan aynı nitelikteki davalarda 2004

yılı sonuna kadar benzer şekilde değerlendirmeler yaparak karar verdiklerini,

2005 yılından itibaren yerleşik içtihatta değişikliğe gitmek suretiyle tazminat

talebinde bulunan diğer kooperatiflerin taleplerinin kabulü yönünde karar

verdiklerini, yerleşik içtihadın değişmeyen bir olgu olarak algılanmaması

gerektiğini, yargısal içtihadın gelişmeye ve yeniden gözden geçirilmeye müsait

olması gerektiğini, buradaki amacın özü itibarıyla önceki durumun tatminkâr bir

çözüm sunmamasından kaynaklandığını belirterek içtihat değişikliğinin çelişkili

karar kapsamında değerlendirilmeyeceğini belirtmiştir (S.S. Balıklıçesme Beldesi

Tarım Kalkınma Kooperatifi ve Diğerleri/Türkiye, B. No: 3573/05,

3617/05, 9667/05, 9884/05, 9891/05, 10167/05, 10228/05, 17258/05, 17260/05,

17262/05, 17275/05, 17290/05, 17293/05, 30/11/2010). Bu bağlamda AİHM, hukuki

kesinlik ve halkın güveninin korunması gereklerinin içtihadın değişmezliği gibi

bir hak tanımayacağını (Unedic/Fransa, B. No: 20153/04, 18/12/2008, §

71), ulusal mahkemelerin aynı konuda daha önce verilen kararlardan farklı bir

hüküm kurması hâlinde buna yönelik makul bir açıklama getirmesi gerektiğini

belirtmiştir (Stoilkovska/Makedonya, B. No: 29784/07, 18/7/2013,§ 49).

39. Somut olaya benzer nitelikteki Atanasovski/ Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyeti davasında

(B. No: 36815/03, 14/1/2010), yeniden yapılandırılan bir kamu şirketi çalışanı

olan başvurucununişveren tarafından farklı bir

pozisyonda çalıştırılmak istenmesi üzerine başvurucu, eski görevine dönmek

amacıyla işlemin iptali için dava açmış, yerel mahkemece davanın kabulü yönünde

karar verilmesine rağmen temyiz mahkemesi önceki içtihatlarına aykırı

değerlendirme yaparak kararı bozmuş ve neticede davanın reddine karar

verilmiştir. AİHM, başvuruyu çelişkili içtihat ve hukuki kesinlik kavramları

üzerinden değerlendirmiş ve mahkemelerin kararlarında dayandıkları sebepleri

belirtmeleri gerektiğini, dinamik bir yaklaşımın sağlanmamasının yargısal

reform ya da iyileştirmeyi tehlikeye atacağını, içtihat oluşturmanın kendi

içinde adaletin oluşumuna engel olmadığını; ancak mahkemelerin somut olayı

değerlendirirken yerleşik içtihatların da gözönüne

alınması gerektiğini, somut olayda ilk derece ve istinaf mahkemesinin atama

işleminin kanuna aykırılığını tespit ettiğini; ancak başvurucunun davasında,

ilk kez temyiz mahkemesince dava konusu işlem için somut gerekçe

belirtilmesinin gerekli olmadığı yönünde karar verildiğini, yerleşik

içtihatlardan sapma niteliğinde olan bu kararda ilave açıklama yapılması gerekli

olduğu hâlde yeterli gerekçe sunulmadığını belirterek adil yargılanma hakkının

ihlal edildiğine karar vermiştir.

40. Yine başvuru konusu olaya benzer nitelikteki S.C. Uzınexport

A.Ş./Romanya davasında (B. No: 43807/06, 31/3/2005), Romanya'da

ticari bir şirket olarak faaliyet yürüten başvurucu, devlete karşı aynı hukuki

nedenden doğan iki ayrı alacak davası açmıştır. Mahkeme tarafından hükmedilen

alacakların geç ödenmesi nedeniyle başvurucu her iki dosya için yeniden

tazminat davaları açmış, yüksek mahkemenin zamanaşımı ile ilgili mevzuatı her

iki dosyada farklı yorumlaması nedeniyle neticede davanın biri kabul edilirken

diğeri reddedilmiştir. AİHM bu başvuruyu çelişkili yargısal içtihat nedeniyle

hukuki güvenlik ilkesi bağlamındadeğerlendirmiş ve

hukukun üstünlüğünün temel kavramlarından birinin hukuki güvenlik ilkesi

olduğunu, Sözleşme'ye taraf devletlerin adli

sistemlerini organize ederek farklı kararların alınmasının önüne geçmek zorunda

olduğunu, başvuru konusu olayda yüksek mahkemenin kararının kendi içtihatları

ve ilk derece mahkemelerinin yerleşik içtihatları ile çeliştiğini, içtihatlarda

farklılıklar olmasının yargı sisteminin doğal bir sonucu olduğunu; ancak yüksek

mahkemelerin rolünün bu çatışmaları çözüme kavuşturmak olduğunu, yüksek

mahkemenin iyi bir neden olmaksızın çelişkili karar alması nedeniyle bizatihi

kendisinin yasal belirsizliğeyol açtığını, çelişkili

kararın yeni bir içtihat oluşumu için verildiği veya alternatif bir yaklaşım

sağlayan farklı gerekçelere dayandığının tespit edilmediğini belirterek adil

yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

41. Mahkemenin 21/9/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

42. Başvurucu, Yargıtayın önceki

kararlarına aykırı değerlendirme yapması nedeniyle davasının reddedildiğini,

somut olayla aynı nitelikteki davalarda ispat yükümlülüğünün davalı tarafta

olması gerektiği yönünde Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin yerleşik içtihatları

olduğunu, ancak Yargıtayın bu içtihatlardan hangi

gerekçeyle döndüğünü belirtmediğini, davadan sonraki tarihte de önceki

içtihatlarına uyumlu karar vermeye devam ettiğini, kişiye özel karar

verilmesinin eşitlik ilkesine aykırı olduğunu belirterek Anayasa'nın 10. ve 36.

maddesindeki haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve yeniden yargılama

kararı verilmesini talep etmiştir.

B. Değerlendirme

43. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile

adil yargılanma hakkına sahiptir.”

44. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun eşitlik ilkesinin ihlal

edildiği iddiasınınadil yargılanma hakkı kapsamında

incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

45. Başvurucu, Yargıtayın benzer

davalarda istikrarlı olarak sergilediği yaklaşımının aksine bir değerlendirme

yaparak verdiği kararda herhangi bir gerekçe belirtmediğini iddia etmiştir.

Başvuru konusu olaydaki sorun kararın gerekçesizliğinden

ziyade içtihat değişikliği sonucunu doğuran farklı değerlendirmenin yargılamanın

hakkaniyeti üzerinde doğurduğu etkidir. Bu açıdan ihlal iddiası hukuki güvenlik

ve belirlilik ilkesi bağlamında hakkaniyete uygun yargılanma hakkı kapsamında

değerlendirilmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

46. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeninin de bulunmadığı anlaşılan

adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Genel İlkeler

47. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin adil

yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiş ancak hakkaniyete uygun yargılanma

hakkından açıkça söz edilmemiştir. Bununla birlikte Anayasa'nın 36. maddesine

"adil yargılanma"

ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası

sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılama hakkının madde metnine

dâhil edildiği vurgulanmıştır. Adil yargılanma hakkı kapsamında Sözleşme’nin 6.

maddesininbirinci fıkrasında birçok hak ve ilke

güvence altına alınmıştır. Bunlardan biri hakkaniyete uygun yargılanma

hakkıdır. Dolayısıyla Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma

hakkının, hakkaniyete uygun yargılanma hakkını da kapsadığının kabul edilmesi

gerekir.

48. Anayasa Mahkemesi iptal veya itiraz yoluyla gündemine gelen

davalarda, Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devletinin eylem ve

işlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup

güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek

sürdüren, hukuk güvenliğini sağlayan, bütün etkinliklerinde hukuka ve

Anayasa'ya uyan, işlem ve eylemleri bağımsız yargı denetimine bağlı olan devlet

olduğunu belirterek hukuki güvenlik ilkesinin hukuk devletinin unsurlarından

biri olduğunu ifade etmiştir (AYM, E.2014/73, K.2014/98, 22/5/2014; AYM,

E.2006/61, K.2007/91, 30/11/2007).

49. Anayasa Mahkemesi bu kavramların içeriğini kararlarında

tanımlamış, kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki güvenlik

ilkesinin; hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve

işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu

güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kıldığını,belirlilik

ilkesinin ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi

bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve

uygulanabilir olmasını ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı

koruyucu önlem içermesini ifade ettiğini belirtmiştir (AYM, E.2013/64,

K.2013/142, 28/11/2013).

50. Anayasa Mahkemesi, mahkeme kararları ve uygulama açısından

belirliliği açıklarken belirlilik ilkesinin yalnızca yasal belirliliği değil

daha geniş anlamda hukuki belirliliği de ifade ettiğini, yasal düzenlemeye

dayanarak erişilebilir, bilinebilir ve öngörülebilir olma gibi niteliğe ilişkin

gereklilikleri karşılaması koşuluyla mahkeme içtihatları ve yürütmenin

düzenleyici işlemleri ile de hukuki belirlilik sağlanabileceğini, hukuki

belirlilik ilkesinde bir hukuk normunun uygulanmasıyla ortaya çıkacak

sonuçların o hukuk düzeninde öngörülebilir olmasının önemli olduğunu

belirtmiştir (AYM, E.2015/15, K.2015/118, 23/12/2015).

51. Bunun yanında Anayasa Mahkemesi, bazı kararlarında hukuk

güvenliği ilkesinin bir gereği olarak kuralların öngörülebilir olması

gerektiğinden açıkça bahsetmiş, hukuk güvenliğinin, temel hak güvencelerinde

korunan ortak değer olduğu, hukuk devletinin hukuk normlarının öngörülebilir

olması ve bireylerin tüm işlem ve eylemlerinde devlete güven duyabilmesi gerektiğini

ifade etmiştir (AYM, E.2008/19, K.2010/17, 28/1/2010).

52. Anayasa Mahkemesi, çelişkili yargı kararı nedeniyle yapılan

bireysel başvurularda yaptığı değerlendirmelerde hukuk devleti ilkesi ile adil

yargılanma hakkını birlikte ele alarak hukuk devletinin asli unsurları arasında

yer alan hukuki belirlilik veya güvenlik ilkesinin hukuki durumlarda belirli

bir istikrarı temin etmekte ve kamunun mahkemelere güvenine katkıda

bulunduğunu, farklı kararların aynı mahkemeden çıkmış olmasının tek başına adil

yargılanma hakkının ihlali anlamına gelmeyeceğini belirtmiştir (Ahmet Gül ve diğerleri, B. No: 2014/1182,

22/9/2016, §§ 30-31).

53. Bunun yanında farklı kararlar verilmesi ihtimalinin

Yargıtay, Danıştay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi gibi çeşitli yüksek mahkemelerden

oluşan yargı sistemimizin kaçınılmaz bir özelliği olarak kabul edilmesi

gerektiğini, mahkeme içtihatlarındaki değişmenin yargı organlarının takdir

yetkisi kapsamında kaldığını, böyle bir değişikliğin özü itibarıyla önceki

çözümün tatminkar bulunmaması anlamına geleceğini ancak aynı hususta daha önce

çıkan kararlardan farklı bir hüküm kurulması hâlinde mahkemelerce bu

farklılaşmaya ilişkin makul bir açıklamanın getirilmesi gerektiğini (Türkan Bal [GK], B. No: 2013/6932,

6/1/2015, §§ 53-55), belirterek başvuruları bu ilkeler ışığında Anayasa'da

güvence altına alınan farklı haklarla bağlantılı olarak incelemiştir.

54. Anayasa Mahkemesi bir kurumda çalışan 305 kişinin iş

akitlerinin sonlandırıldığı, çalışanların açtığı davalarda verilen işe iade

kararlarının bir kısmı Yargıtayın bir dairesi

tarafından onanırken başvurucuların da aralarında olduğu bazı davalarda verilen

kararların Yargıtayın farklı bir dairesi tarafından

bozularak davaların reddine karar verilmesine ilişkin başvurularda hukuki

güvenlik ve belirliliğe atıf yaparak bu ilkenin hukuki durumlarda belirlilik ve

istikrarı temin ettiğini, aynı mahkemeden farklı kararların çıkmış olmasının

tek başına adil yargılanma hakkının ihlali anlamına gelmeyeceğini, ihtilaf

konusu davalardaki uyuşmazlıkların veya olayların birbirinden farklılık

göstermesinin iki karardaki farklılaşan değerlendirmeleri haklı

gösterebileceğini ve bu durumda çelişen hükümlerden bahsedilemeyeceğini,

birbiriyle uyuşmayan mahkeme kararlarının yargısal sisteme olan güveni azalttığını,

hukuki güvenlik ilkesinin içtihadın değişmezliği şeklinde bir hak

bahşetmediğini; ancak içtihattaki değişimde makul bir açıklama getirilmesi

gerektiğini, çelişkili kararlardan hangisinin doğru olduğunu tespit etmenin

bireysel başvurunun konusu olmadığını belirterek somut olayda kararlar

arasındaki çelişkinin varlığını tespit etmiş, başvurucuların davasının reddine

karar veren Yargıtayilamlarında daha önceki

kararlardan farklı bir sonuca ulaşılmasının başvurucular ve üçüncü kişiler

tarafından objektif olarak anlaşılmasına imkân verecek yeterli bir gerekçe

bulunmadığını, Yargıtay dairelerinin farklı kararlar vermesinin hukuki

belirsizliğe yol açtığını, bu durumun başvurucular açısından öngörülemez

olduğunu, çelişkinin giderilmesi için mevzuatta öngürülen

mekanizmaların işletilmediğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğine karar vermiştir (Türkan Bal

[GK]; Semra Bekiroğlu ve diğerleri,

B. No: 2013/6717, 16/12/2015).

55. Bunun yanında Anayasa Mahkemesi, Askeri Yüksek İdare

Mahkemesinin (AYİM) aynı olaya ilişkin vazife malullüğü aylığının bağlanmaması

işleminin iptali için açılan davada AYİM'nin bir

dairesi davanın reddine karar verirken aynı olay nedeniyle başvurucunun

uğradığı maddi ve manevi zararların tazmini istemiyle açılan davada AYİM'in diğer dairesinin başvurucuya tazminat ödenmesine

karar vermesi meselesini hukuki güvenlik ve belirlilik ilkesi ile bağlantılı

olarak değerlendirmiş, somut olayda yargısal kararlardaki çelişkinin

giderilmesi açısından yapısal mekanizmanın işletilmesindeki eksiklikle birlikte

ele alındığında AYİM dairelerinin aynı olaya ilişkin kararları arasında bulunan

farklılığın, başvurucunun açtığı davanın görülmesi bakımından hukuki

belirsizliğe neden olduğu ve başvurucu açısından öngörülemez bulunduğu sonucuna

varmış ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir (Ercan Din, B. No: 2014/94, 8/6/2016).

56. Yine Anayasa Mahkemesi, yerel mahkemenin aynı işyerinde

çalışan işçilerin açtığı sigorta primine esas kazanç tutarlarının tespiti

davalarında verdiği aynı nitelikteki kararların bir kısmının Yargıtayın bir dairesi tarafından onanırken diğerinin bozma

kararı vermesi nedeniyle yapılan başvuruda hukuki güvenlik ve belirlilik

kavramlarına vurgu yapmış, daha önceki kararlarda benimsediği ilkeleri

tekrarlayarak Yargıtay daireleri arasındaki yorum farklılıklarının benzer

durumda bulunan kişiler arasında farklı hukuki statüler meydana getirdiğini, bu

durumun davaların karara bağlanması sürecinde hukuki belirsizliğe yol açtığını

ve başvurucular için öngörülemez nitelikte olduğunu belirterek adil yargılanma

hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır (Ahmet

Gül ve diğerleri).

57. Anayasa Mahkemesi çelişen yargı kararları nedeniyle yapılan

başvuruların bir kısmını da mülkiyet hakkı kapsamında incelemiştir. Danıştay

ilgili dairelerinin aynı konuya ilişkin istikrar kazanmış kararları ile bölge

idare mahkemeleri kararlarında yapılan mevzuat değerlendirmesi ve ulaşılan

sonucun aksi yönde bir sonuca ulaşarak okul aile birliklerinden yapılan kantin

kiralama işlerinin KDV’ye tabi olduğu yönünde karar verilmesi nedeniyle yapılan

başvuru, çelişkili yargı kararları ve bu bağlamda hukuki güvenlik ve belirlilik

ilkesi ile bağlantılı olarak değerlendirilmiş, adil yargılanma hakkı kapsamında

yapılan incelemelerde benimsenenilkeler tekrarlanarak

yasa kuralına yönelik olarak birden fazla yorumunun yapılabiliyor olmasının tek

başına kuralın Sözleşme'nin aradığı anlamda “öngörülebilirlik” şartını

karşılamada başarısız olduğunu göstermeyeceğini, yüksek mahkemelerin yasanın

tutarlı bir şekilde uygulanmasında güvence olmasının gözardı

edilemeyeceğini; ancak bu güvencenin gereğinin yerine getirilmesinde başarısız

olunmasının Sözleşme’ye ek 1 No.lu Protokol’ün 1.

maddesinin gerekliliklerine uygun olmayan sonuçlara neden olabileceği

belirtilerek somut olayda vergi mahkemesinin ilgili mevzuatın yorumlanmasında

Danıştay ilgili dairelerinin yerleşik kararları ve diğer bölge idare

mahkemeleri kararlarından farklı ve “öngörülemez” nitelikte bir değerlendirme

yaparak davayı reddettiği, hukuk kurallarının yorumu ve uygulanmasının

“öngörülemez” nitelikte olması nedeniyle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence

altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır (Murat Çevik, B. No: 2013/3245, 11/12/2014;

Murat Çevik (2), B. No:

2013/3244, 7/7/2015; Murat Çevik (4),

B. No: 2013/3241, 16/12/2015; Murat Çevik

(5), B. No: 2013/3246, 16/12/2015).

58. Buna göre Anayasa Mahkemesinin norm denetimi ve bireysel

başvurularda, hukuki güvenlik ve belirlilik kavramının, mahkeme kararlarında

makul bir istikrarın sağlanması hususu ile de doğrudan ilgili olduğu, yargı

makamlarının benzer davalarda daha önceki kararlarıyla kabul edilebilir

oranlarda uyumlu kararlar vermesi gerektiği, mahkeme kararlarında, istikrarlı

değerlendirmelerin dışındaki bir yaklaşımın hukukun dinamik yorumuyla uyumlu ve

gelişmeye yönelik olarak verildiğinin yeterli ve makul gerekçeyle açıklanması

gerektiği yönünde değerlendirmeler yaptığı anlaşılmaktadır.

b.İlkelerin Olaya Uygulanması

59. Başvurucu, Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin aynı olaya ilişkin

önceki kararlarından farklı bir yaklaşım sergileyerek yerel mahkeme kararını

bozduğunu, önceki içtihatlarından dönme nedenini açıklamadığını, davadan sonra

yine önceki kararlarıyla uyumlu değerledirmeler

yaparak kararlar verdiğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini

iddia etmiştir.

60. Somut olayda değerlendirilmesi gereken mesele, başvuru

konusu davanın koşulları, Yargıtayca bu davadan önce

ve sonraki tarihlerde verilen kararlara konu olan olayların özellikleri, bu

davaların somut olayla aynı nitelikte olup olmadıkları ve benzer nitelikteki

davalarda Yargıtay değerlendirmelerinde bir istikrarın oluşup oluşmadığının

tespit edilmesidir. Bu bağlamda başvuru konusu davada Daire kararında bir

değişim yaşandıysa bu durumun önceki kararlarla çelişki oluşturup

oluşturmadığı, bu suretle hukuki bir belirsizliğe yol açıp açmadığı ve

başvurucu bakımından öngörülebilir olup olmadığına yönelik bir inceleme

yapılması gerektiği de açıktır.

i. Kararlar Arasında Çelişkinin Varlığı

61. Başvuru konusu davada başvurucunun banka dekontlarına

dayanarak icra takibi başlattığı, borçlunun itirazı üzerine takibin durduğu,

itirazın iptali talebiyle açılan davada başvurucunun, yargılamanın farklı

aşamalarında banka dekontlarında paranın borç olarak gönderildiğinin şerh

edildiğini, yerleşik içtihatlara göre dekontta bulunan şerhin lehine karine

oluşturduğunu ve ispat külfetinin davalı borçluda olması gerektiğini ileri

sürdüğü, yerel mahkemenin davayı önce kabul ettiği ancak Yargıtayın,

ispat yükünün davacıda olması gerektiğini belirterek kararı bozması üzerine

davanın reddine karar verildiği ve hükmün bu şekilde onanarak kesinleştiği

anlaşılmıştır.

62. Başvuru konusu davada Yargıtayın

bozma ilamında tartışılan konu, banka havalesi ile gönderilen paranın niteliği,

dekontta borç olarak gönderildiğinin şerh edilmesi hâlinde ispat yükümlülüğünün

kime ait olacağı hususudur.

63. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi başvuru konusu davadan önceki ve

sonraki tarihlerde verdiği kararlarda istikrarlı olarak havale makbuzu üzerinde

bir açıklama bulunmadığı takdirde havalenin mevcut bir borca karşılık

yapıldığının kabul edileceği, bu durumda havaleyi gönderen kişinin parayı borç

olarak gönderdiğini ispatlaması gerektiği, havale makbuzunda paranın borç

olarak gönderildiği hususunda bir açıklama bulunması hâlinde ise parayı

gönderen lehine karine oluşacağı ve aksi durumun havaleyi alan kişi tarafından

ispatlanması gerektiğinin belirtildiği, yargılamaların bu perspektifle

sonuçlandırıldığı anlaşılmıştır. Bu açıdan Dairenin benzer olaylarda istikrarlı

bir yaklaşım sergilediği görülmektedir (bkz. § 26-32).

64. Somut olayda Yargıtayın, havale

dekontlarında paranın borç olarak gönderildiğine ilişkin "Ahmet Acar tarafından borç olarak

yatırılan", "Ahmet Acar

borç olarak yatırılan" şeklinde yazılı şerhler olduğu hâlde,

paranın mevcut borca karşılık gönderildiğini kabul ederek ispat yükümlülüğünün

başvurucuda olduğunu belirttiği, aksi yöndeki bu değerlendirmeyle davanın

reddedildiği anlaşılmıştır.

65. Yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde Yargıtay 13. Hukuk

Dairesinin havalenin niteliği ve ispat yükü hususlarındaki

değerlendirmelerinin, başvurucunun açtığı davaya konu olayların farklılığından

kaynaklanan bir gerekçenin gösterilmediği ve Dairenin aynı konudaki önceki ve

sonraki tarihli kararlarıyla çelişki oluşturduğu anlaşılmaktadır.

66. Bunun yanında 2797 sayılı Kanun'un 15. maddesinde, bir

Yargıtay dairesinin benzer olaylarda birbirinden farklı kararlar vermesi

durumunda bu çelişkinin içtihadı birleştirme yoluyla giderilebileceği, aynı

Kanun'un 45. maddesinde içtihatların birleştirilmesini birinci başkanın

doğrudan doğruya veya Yargıtay dairelerinin veya genel kurulların verdikleri

karar sonucunda veya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının bizzat yazı ile

başvurması hâlinde ilgili kuruldan isteyebileceği belirtilmiştir.

67. Mevzuatta aynı dairenin benzer olaylara ilişkin çelişkili

kararları nedeniyle oluşan belirsizliği giderici mekanizma öngörülmüş ise de

somut olay açısından bu yola başvurulmadığı anlaşılmıştır.

ii.Hukuki Belirlilik İlkesi

Yönünden Değerlendirme

68. Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin başvuruya konu kararının, Yargıtayın benzer nitelikteki yargılamalarda verdiği

istikrarlı kararları bağlamında değerlendirilmesi gerekmektedir. Benzer

olaylarda verilen mahkeme kararlarındaki tutarsızlık veya makul görülemeyecek

sapmalar hukuki belirsizliğe yol açacağından, yapılacak incelemede dikkate

alınması gerekir.

69. Anayasa Mahkemesi Türkan

Bal başvurusunda yargısal kararlardaki değişikliklerin, hukukun

dinamizmini ve mahkemelerin yaklaşımlarını yaşanan gelişmelere uyarlama

kabiliyetlerini yansıtması yönüyle olumlu olduğunu, ancak uygulamadaki

birlikteliği sağlamaları beklenen yüksek mahkemeler içinde yer alan dairelerin

benzer davalarda tatmin edici bir gerekçe göstermeksizin farklı sonuçlara

ulaşmasının hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine aykırı olacağını,

böyle bir algının toplumda yerleşmesi hâlinde bireylerin yargı sistemine ve

mahkeme kararlarına duymaları beklenen güvenin zarar görebileceğini

belirtmiştir (§ 54).

70. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, havale dekontlarında yer alan

şerhe göre ispat yükümlülüğünün havaleyi alan davalıda olduğuna dair ilk derece

mahkemelerinin kararlarını istikrarlı biçimde onamış veya aksi yöndeki ilk

derece mahkemesi kararlarını bozmuştur. Bu nedenle hukuki belirlilik ilkesi

ışığında, başvurucu açısından banka dekontunda yazan şerhin niteliği ve davada

ispat yükümlülüğünün davalıda olması gerektiği olgusu dikkate alınarak

değerlendirme yapılması ve yargısal sürecin bu şekilde tamamlanması yönünde

makul bir güvenin oluştuğunun kabulü gerekir. Bu açıdan Dairenin somut davadaki

farklı değerlendirmesi öngörülebilir değildir.

71. Başvurucuya ispat yükümlülüğü getiren bu değerlendirmeye

karşı dava dosyasına sunulan önceki Daire kararları çerçevesinde başvurucu

tarafından ileri sürülen itirazlara yönelik Dairece, içtihat değişikliğine

gidildiği veya olayın koşullarında önceki kararlardan ayrılmayı gerektirecek

farklılıklar olduğu veya alternatif bir yaklaşım sağlayan farklı gerekçelere

dayanıldığına dair farklı herhangi bir açıklamada bulunulmadığı

anlaşılmaktadır.

72. Yukarıda açıklanan tespitlere göre; Yargıtay 13. Hukuk

Dairesinin bahse konu ilamında Dairenin önceki ve sonraki kararlarından farklı

bir sonuca neden ulaşıldığının başvurucu ve üçüncü kişiler tarafından objektif

olarak anlaşılmasına imkân verecek düzeyde açıklama yapılmadığı, nihai

yargılama makamını oluşturan Dairenin benzer davalardaki istikrarlı

değerlendirmelerinden ayrılarak farklı bir karar vermesinin hukuki belirsizliğe

yol açtığı ve başvurucu için öngörülemez nitelikte olduğu, bu açıdan istikrarlı

içtihatlara aykırı değerlendirme yapılarak verilen kararnedeniyle

yargılamanın hakkaniyetinin zedelendiği sonucuna ulaşılmıştır.

73. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine

karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

74. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

75. Başvurucu, yeniden yargılama ve tazminata karar verilmesi

talebinde bulunmuştur.

76. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna

ulaşılmıştır.

77. Adil yargılanma hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan

kararın bir örneğinin Yargıtay ilgili Dairesine gönderilmesi için Antalya 4.

Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

78. Yeniden yargılama kararı verilmekle birlikte başvurucunun

tazminat talebine yer olmadığına yönelik karar verilmesi gerekir.

79. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin adil yargılanma hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak amacıyla

ilgili Yargıtay Dairesine gönderilmek üzere Antalya 4. Asliye Hukuk Mahkemesine

(Mahkemenin 10/4/2013 tarihli ve E.2013/40, K.2013/248 sayılı dosyası)

GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminat talebi hakkında KARAR VERİLMESİNE YER

OLMADIĞINA,

E. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

21/9/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Recai AKYEL

Raportör

:

Yakup MACİT

Başvurucu

:

Ahmet ACAR

Vekili

:

Av. Sinan

ATEŞ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/19936, 21 Eylül 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Başvurucunun İddiaları
  11. B. Değerlendirme
  12. B. No: 2013/3241, 16/12/2015; Murat Çevik
  13. A. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın
  14. B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil
  15. C. Kararın bir örneğinin adil yargılanma hakkının ihlalinin
  16. D. Başvurucunun tazminat talebi hakkında KARAR VERİLMESİNE YER
  17. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  18. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  19. Yıldırım
  20. Akıncı
  21. Topal
  22. M. Emin KUZ
  23. Ateş
  24. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/19936
Tarih
21 Eylül 2017

İlgili Kararlar

  • Murat Erkanlı Başvurusu (B. No: 2014/12346)
  • Zekiye Yeşilyurt Başvurusu (B. No: 2014/6981)
  • Süleyman Akın Başvurusu (B. No: 2014/3484)
  • Davut Bozan Başvurusu (B. No: 2014/1778)
  • Fatıma Almohamad Başvurusu (B. No: 2017/19088)
  • Varvara Arnavut Başvurusu (B. No: 2014/7538)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.