İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ahmet Hüsrev Altan Başvurusu (B. No: 2019/38086)

1. Başvuru, ilk derece mahkemesinin mahkûmiyet hükmünden

Başvuru No2019/38086Tarih21 Ekim 2020Okuma20 dk · 3.942 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Ahmet Hüsrev Altan Başvurusu (2)

Karar tarihi
21 Ekim 2020
Başvuru Numarası
2019/38086
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.942 kelime·20 dk okuma·19 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, ilk derece mahkemesinin mahkûmiyet hükmünden

sonra verilen tutuklama kararının hukuki olmaması ile tutuklama kararı veren ve

bu karara karşı itirazı inceleyen ağır ceza mahkemelerinin bağımsız ve tarafsız

olmaması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği

iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 21/11/2019 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

6. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, kamuoyunca tanınan bir gazeteci ve

yazardır.

9. Türkiye 15 Temmuz 2016 gecesi askerî bir darbe

teşebbüsüyle karşı karşıya kalmış, bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke

genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiştir. Kamu makamları ve

yargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında

Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı

Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak

isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz ve

diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).

10. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke

genelinde darbe girişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle

bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY'nin kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı

sıra eğitim, sağlık, ticaret, sivil toplum ve medya gibi farklı alanlardaki

yapılanmasına yönelik olarak Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından

soruşturmalar yürütülmüş; çok sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama

tedbirleri uygulanmıştır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 51; Mehmet

Hasan Altan (2) [GK], B. No: 2016/23672, 11/1/2018, § 12).

11. Bu kapsamda İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı

tarafından başvurucunun da aralarında bulunduğu ve çoğunluğu gazeteci, yazar ve

akademisyen olan on yedi şüpheli hakkında FETÖ/PDY'nin medya yapılanmasıyla

bağlantılı olarak soruşturma başlatılmıştır.

12. Başvurucu, Başsavcılık tarafından 10/9/2016 tarihinde

gözaltına alınmıştır.

13. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı aynı tarihte

Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını

engellemeye teşebbüs etme ve silahlı terör örgütüne üye olma suçlarından

tutuklanması istemiyle başvurucuyu İstanbul 10. Sulh Ceza Hâkimliğine sevk

etmiştir.

14. İstanbul 10. Sulh Ceza Hâkimliği 22/9/2016 tarihinde

başvurucunun tutuklanması talebini reddetmiştir. Bununla birlikte Hâkimlik

başvurucunun adli kontrol altına alınmasına karar vermiştir.

15. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, aynı gün Hâkimliğin

bu kararına itiraz etmiş ve başvurucu hakkında tutuklamaya yönelik yakalama

emri düzenlenmesine karar verilmesini talep etmiştir.

16. Anılan talebin kabulü üzerine başvurucu 23/9/2016

tarihinde İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliğinde hazır edilmiş ve başvurucunun

Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını

engellemeye teşebbüs etme ve silahlı terör örgütüne üye olma suçlarından

tutuklanmasına karar verilmiştir.

17. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 12/4/2017 tarihli

iddianamesi ile başvurucunun Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya

veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, Türkiye Cumhuriyeti

Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs

etme, anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme ve silahlı terör

örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme suçlarını işlediğinden

bahisle cezalandırılması istemiyle aynı yer ağır ceza mahkemesinde kamu davası

açılmıştır.

18. İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi 3/5/2017 tarihinde

iddianamenin kabulüne karar vermiş ve E.2017/127 sayılı dosya üzerinden

kovuşturma aşaması başlamıştır.

19. Yargılama sonunda İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesinin

16/2/2018 tarihli kararıyla başvurucunun cebir ve şiddet kullanarak,

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya, bu düzen

yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye

teşebbüs etme suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla

mahkûmiyetine ve hükümle birlikte tutukluluk hâlinin devamına karar

verilmiştir.

20. Başvurucu mahkûmiyet kararına karşı istinaf kanun

yoluna başvurmuş ve istinaf başvurusu İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza

Dairesinin 2/10/2018 tarihli kararıyla esastan reddedilmiştir.

21. Başvurucunun anılan kararı temyiz etmesi üzerine

Yargıtay 16. Ceza Dairesi 5/7/2019 tarihinde mahkûmiyet hükmünün bozulmasına

karar vermiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"... örgütün, anayasal düzene karşı

icra edeceği kalkışma öncesindeki sürece mutad siyasi muhalefet görüntüsü

vermeye çalışmak ve örgütün sempatizan sınıfını oluşturan geniş halk kitleleri

nazarında sözde meşruiyetini korumak amacına hizmet eder mahiyetteki,

gazetecilik faaliyeti kapsamında değerlendirilmesi de mümkün olmayan sübut

bulan eylemlerinin, TCK'nın 314/3 ve 220/7 maddeleri delaletiyle 314/2.

maddesinde düzenlenen, hiyerarşik yapısına dahil olmamakla birlikte FETÖ/PDY silahlı

terör örgütüne yardım etmek suçunu oluşturduğu, gözetilmeden suç vasfında

hataya düşülerek yazılı şekilde anayasayı ihlal suçundan mahkumiyetlerine karar

verilmesi... [bozmayı

gerektirmiştir.] "

22. Bozma ilamı sonrası başvurucu hakkındaki yargılama İstanbul

26. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2019/252 sayılı dosyasında devam etmiştir.

23. İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi 4/11/2019 tarihli

kararıyla başvurucunun terör örgütü üyesi olmamakla birlikte örgüte

bilerek ve isteyerek yardım etme suçundan 10 yıl 6 ay hapis cezasına mahkûm

edilmesine ve yurt dışına çıkış yasağı şeklindeki adli kontrol tedbiri

uygulanarak tahliyesine karar vermiştir. Karar gerekçesinin adli kontrol

tedbirine ilişkin kısmı şöyledir:

"Sanığın üzerine atılı suçun

niteliği, tutuklukta geçirmiş olduğu süre, tutuklamanın koruma tedbiri

mahiyetinde olması, tutuklama tedbiri ile öngörülen hukuki faydanın adli

kontrol tedbiri ile de sağlanabileceği hususunda Mahkememizde oluşan Kanaat

dikkate alınarak sanığın TAHLİYESİNE, salıverilmesi için bulunduğu yer cezaevi

müdürlüğüne yazı yazılmasına, 11-Sanığın CMK 109/3-a gereğince Yurt Dışına

Çıkışının yasaklanması suretiyle adli kontrol altına ALINMASINA...[karar verildi.]"

24. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 6/11/2019 tarihinde

tahliye kararına itiraz etmiştir. Söz konusu itiraz İstanbul 26. Ağır Ceza

Mahkemesi tarafından yerinde görülmeyerek incelenmesi amacıyla İstanbul 27.

Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmiştir. İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi

12/11/2019 tarihli kararı ile itirazı kabul etmiş ve başvurucunun tutuklanmasına

yönelik yakalama emri çıkartılmasına karar vermiştir. Kararın gerekçesinin

ilgili kısmı şöyledir:

"...Sanığın sıfatı, tutuklu kaldığı

süre, haber üzerinden bir çok sempatizanı etkilemesi, aldığı ceza ve temyiz

sürecinde cezanın aleyhine ağırlaşma ihtimali, pişmanlık göstereceğine dair

beyanlarının olmaması bir kısım aynı suç ile ilgili hakkında adli işlemler

yapılan suç faillerinin yurt dışında firari olması ve ülkemiz aleyhine bir

takım aleyhe söylemler ve lobicilik faaliyetinde bulunmuş olmaları, suçun kaçma

şüphesi var sayılan katolog suçlardan olması, sanığın konumu sıfatı

eylemlerindeki yoğunluk, aldığı ceza miktarı, tutuklu kaldığı süre,

eylemlerinin uzun süreye yayılmış olması dikkate alınarak adli kontrol

tedbirlerinin harici davranışları da dikkate alınarak amaca hizmet etmediği, bu

nedenle İstanbul Cumhuriyet Savcısının sanık Ahmet Hüsrev ALTAN'ın tahliyesine

yönelik yapmış olduğu İTİRAZININ KABULÜNE... [karar verildi.]"

25. İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi anılan karar

kapsamında hazır edilen başvurucunun ifadesini almış ve 13/11/2019 tarihinde

başvurucunun terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek

yardım etme suçundan tutuklanmasına karar vermiştir. Kararın gerekçesinin

ilgili kısmı şöyledir:

"Sanığın üzerine atılı Silahlı

Terör Örgütünün İçindeki Hiyerarşik Yapıya Dahil Olmamakla Birlikte Örgüte

Bilerek ve İsteyerek Yardım Etme suçunun vasıf ve mahiyeti, mahkememizin

12/11/2019 tarih 2019/552 değişik iş sayılı karardaki gerekçeler almış olduğu

cezanın miktarı, hakkında verilen Anayasa Mahkemesi' nin ve Yargıtay 16. Ceza

dairesinin sübut ve tutukluluk durumu ile ilgili tespit ve değerlendirmeleri,

tutuklu kaldığı süre, terör suçu olması nedeni ile muhtemel infaz süresi, suçun

kaçma şüphesi var sayılan katalog suçlardan olması, tutuklama şartlarının devam

etmesi, şahsi ve diğer halleri, sanığın üzerine atılı yasa maddesinde öngörülen

cezaların alt ve üst sınırları, suçun sübutu halinde verilmesi muhtemel ceza

miktarı ve güvenlik tedbirleri gereğince tutuklamanın daha amaca uygun olduğu,

adli kontrol tedbirlerinin amaca hizmet etmeyeceği, şahsi ve özel halleri,

eylemlerinin yoğunluğu, suç vasfı ve delil durumu dikkate alınarak şu aşamada

adli kontrol tedbirlerinin yetersiz kalacağı, Anayasanın 13. maddesindeki

düzenlemede dikkate alındığında adli kontrol hükümlerinin bu aşamada yetersiz

kalacağı, mahkememizin CMK 104/2. Maddesi gereğince şüpheli veya sanığın

tutukluluk halinin devamına veya salıverilmesine hakim ve mahkemece karar

verilebileceği bu kararlara itiraz edilebileceğinin belirtildiği, hükmün yasal

temyiz veya istinafa tabi olmak ile birlikte tahliyeye itiraz veya tutuklamaya

itiraz taleplerinin CMK 268. Maddesi gereğince itiraz mercileri tarafından

inceleneceği, aynı zamanda sanık hakkında TCK 309. Maddeden hüküm verildiği ve

suç vasfı değiştirilerek TCK'nun 314/2, 3713 Sayılı Yasa' nın 5. Maddesi

gereğince hüküm verildiği, alt ve üst sınırları içerisinde üst inceleme

mercileri tarafından cezanın miktarı yönünden değerlendirme yapılabileceği, bu

hususun aleyhe bozma yasağı içerisinde ve usuli kazanılmış hakkın içinde

değerlendirilemeyeceği, aleyhe itiraz durumunda bu hususunda temyiz ve istinaf

makamlarınca cezanın miktarı yönünden resen değerlendirileceği, bu nedenle

sanık müdafilerinin yersiz itirazlarının reddi ile sanığa verilen cezanın

miktarı ve yukarıda açıklanan gerekçeler ile tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu

kanaatine varılmakla CMK'nun 100 ve devamı maddeleri gereğince sanığın

TUTUKLANMASINA...

[karar verildi.]"

26. Başvurucu tarafından tutuklama kararına itiraz

edilmiş, itiraz mercii olan İstanbul 28. Ağır Ceza Mahkemesi ise 14/11/2019

tarihinde itirazın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"...sanığa verilen ceza miktarı,

sanığın tutuklu kalmış olduğu ve hükmedilen cezanın muhtemel infaz süresi,

sanık hakkında isnat edilen suçun CMK 100/3 maddesinde sayılı kaçma şüphesi var

sayılan katalog suçlardan olması, aynı suçtan yargılanan çok sayıda sanığın

yurt dışına kaçmış olması, sanık hakkında adli kontrol tedbirlerinin

uygulanmasının dava konusu ve sanık açısından yetersiz kalacağı anlaşıldığından

İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 13/11/2019 Tarih ve 2019/557 D.İş

sayılı tutuklama kararının usul ve yasaya uygun olduğu görülmekle sanık Ahmet

Hüsrev ALTAN müdafiinin tutuklama kararına yapmış olduğu itiraz ve tahliye

taleplerinin REDDİNE...

[karar verildi.]"

27. Başvurucu anılan kararı 14/11/2019 tarihinde

öğrendiğini ifade etmiştir.

28. Başvurucu 21/11/2019 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

29. Başvurucu, mahkûmiyet hükmüne karşı da istinaf kanun

yoluna başvurmuştur.

30. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi

6/1/2020 tarihli kararıyla hükme karşı yalnızca temyiz kanun yoluna

gidilebileceğini belirterek yargılama dosyasının ilgili Yargıtay ceza dairesine

gönderilmek üzere İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesine tevdiine karar vermiştir.

31. Bireysel başvuruyu inceleme tarihi itibarıyla

yargılama temyiz aşamasında derdesttir.

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. Ulusal Hukuk

32. 4/12/2014 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi

Kanunu'nun "Tutuklama kararı" kenar başlıklı 101. maddesinin

(5) numaralı fıkrası şöyledir:

"Bu madde ile 100 üncü madde

gereğince verilen kararlara itiraz edilebilir."

33. 5271 sayılı Kanun'un "Şüpheli veya sanığın

salıverilme istemleri" kenar başlıklı 104. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin

her aşamasında şüpheli veya sanık salıverilmesini isteyebilir.

(2) Şüpheli veya sanığın tutukluluk

hâlinin devamına veya salıverilmesine hâkim veya mahkemece karar verilir. Bu

kararlara itiraz edilebilir."

34. 5271 sayılı Kanun'un "Usul" kenar

başlıklı 105. maddesi şöyledir:

"103 ve 104 üncü maddeler uyarınca

yapılan istem üzerine, merciince Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık veya

müdafiin görüşü alındıktan sonra, üç gün içinde istemin kabulüne, reddine veya

adlî kontrol uygulanmasına karar verilir. (Ek cümle: 24/11/2016-6763/23 md.)

103 üncü maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesi uyarınca yapılan istemler

hariç olmak üzere örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlar bakımından bu

süre yedi gün olarak uygulanır. (Ek cümle: 11/4/2013-6459/15 md.) Duruşma

dışında bu karar verilirken Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık veya müdafiinin

görüşü alınmaz. Bu kararlara itiraz edilebilir."

35. 5271 sayılı Kanun'un "Kanun yollarına

başvurma hakkı" kenar başlıklı 260. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"(1) Hâkim ve mahkeme kararlarına

karşı Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık ve bu Kanuna göre katılan sıfatını

almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan

sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar için kanun yolları

açıktır."

36. 5271 sayılı Kanun'un "İtiraz olunabilecek

kararlar" kenar başlıklı 267. maddesi şöyledir:

"Hâkim kararları ile kanunun

gösterdiği hâllerde, mahkeme kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir."

37. 5271 sayılı Kanun'un “İtiraz usulü ve inceleme

mercileri” kenar başlıklı 268. maddesinin (2) numaralı fıkrası ve (3)

numaralı fıkrasının (c) bendi şöyledir:

"(2) Kararına itiraz edilen hâkim

veya mahkeme, itirazı yerinde görürse kararını düzeltir; yerinde görmezse en

çok üç gün içinde, itirazı incelemeye yetkili olan mercie gönderir.

(3) (c) Asliye ceza mahkemesi hâkimi

tarafından verilen kararlara yapılacak itirazların incelenmesi, yargı

çevresinde bulundukları ağır ceza mahkemesine ve bu mahkeme ile başkanı

tarafından verilen kararlar hakkındaki itirazların incelenmesi, o yerde ağır

ceza mahkemesinin birden çok dairesinin bulunması hâlinde, numara olarak

kendisini izleyen daireye; son numaralı daire için birinci daireye; o yerde

ağır ceza mahkemesinin tek dairesi varsa, en yakın ağır ceza mahkemesine

aittir."

38. 5271 sayılı Kanun'un “Karar” kenar başlıklı 271.

maddesi şöyledir:

"(1) Kanunda yazılı olan hâller

saklı kalmak üzere, itiraz hakkında duruşma yapılmaksızın karar verilir. Ancak,

gerekli görüldüğünde Cumhuriyet savcısı ve sonra müdafi veya vekil dinlenir.

(2) İtiraz yerinde görülürse merci,

aynı zamanda itiraz konusu hakkında da karar verir.

(3) Karar mümkün olan en kısa sürede

verilir.

(4) Merciin, itiraz üzerine verdiği

kararları kesindir; ancak ilk defa merci tarafından verilen tutuklama

kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir. "

B. Uluslararası

Hukuk

39. İlgili uluslararası hukuk için bkz. Kadri Enis

Berberoğlu, B. No: 2017/27793, 18/7/2018, §§ 35-37; Ç.Ö. [GK], B. No:

2014/5927, 19/7/2018, §§ 22-24.

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

40. Mahkemenin 21/10/2020 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Tutuklamanın

Hukuki Olmadığına İlişkin İddia

1. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

41. Başvurucu; hapis cezasına mahkûm edildiğini ve adli

kontrol kararıyla tahliye edildiğini, ancak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının

tahliye kararına yaptığı itirazın kabulü üzerine tutuklama tedbiri için gereken

şartların bulunmamasına rağmen tahliye sonrası yaptığı açıklamalara dayanılarak

tekrar tutuklandığını belirtmiştir. Başvurucu; İstanbul Cumhuriyet

Başsavcılığının adli kontrol kararını içeren hükme karşı itiraz hakkının

bulunmadığını, ayrıca itiraz sürecinde görev alan ve üst kanun yolu mercii

sıfatı taşımayan diğer ağır ceza mahkemelerinin hakkında verilen hükmü ve buna

bağlı olarak adli kontrol kararının hukukiliğini denetleyerek tutuklama

tedbirine karar verme yetkisine sahip olmadıklarını ifade etmiş, belirtilen

nedenlerle Anayasa'nın kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını düzenleyen 19.

maddesinin üçüncü ve sekizinci fıkraları ile ifade ve basın hürriyetlerinin

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

42. Bakanlık görüşünde; mahkûmiyet kararının verildiği

tarihte başvurucunun suç isnadına bağlı tutulma hâlinin sona erdiği,

başvurucunun bu tarihten sonraki döneme ilişkin olarak hürriyetinden yoksun

kalmasının Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasındaki bir suç isnadına

bağlı tutma değil aynı maddenin ikinci fıkrasında yer alan mahkemelerce

verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine

getirilmesi niteliğinde olduğu belirtilmiştir.

43. Bakanlık ayrıca İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının

adli kontrol kararına itiraz hakkının bulunduğu ve itiraz sürecinde görev alan

mahkemelerin yetkili olduğu görüşündedir.

44. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında başvuru

formundaki açıklamalarını yineleyerek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile

ifade ve basın hürriyetlerinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

45. Anayasa'nın "Kişi hürriyeti ve

güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve

güvenliğine sahiptir.

Şekil ve şartları kanunda gösterilen:

Mahkemelerce verilmiş hürriyeti

kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi; ... halleri

dışında kimse hürriyetinden yoksun bırakılamaz."

46. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucunun bu bölümdeki şikâyetlerinin özü, mahkûmiyet kararıyla

birlikte verilen adli kontrol kararına yapılan itirazın kabul edilerek

tutuklama tedbiri için gereken şartların gerçekleşmemesine rağmen hakkında

tutuklama kararı verilmesine yöneliktir. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının

adli kontrol kararını içeren hükme karşı başvurucunun itiraz hakkının

bulunmaması ve hakkında verilen adli kontrol kararını itiraz sürecinde görev

alan ağır ceza mahkemelerinin denetleyip tutuklamaya dair karar vermeye yetkili

olmamaları nedeniyle Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasının ve ifade

ile basın hürriyetlerinin ihlal edildiği iddiaları da aynı şekilde tutuklama

kararının hukuka aykırı olduğu iddiasına ilişkindir. Bu itibarla bu

kısımdaki iddiaların Anayasa'nın 19. maddesinin ikinci fıkrası bağlamındaki

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir (Nail İlbey,

B. No: 2012/958, 16/7/2014, §§ 18-21; Turgut Ketken, B. No: 2012/1006, 16/7/2014,

§§ 18-21; Ökkeş Alp Kırıkkanat, B. No: 2012/1011, 16/7/2014, §§ 18-21; Gürkan

Yıldız, B. No: 2012/1100, 16/7/2014, §§ 18-21; Devrim Rehber, B. No:

2012/1284, 16/7/2014, §§ 18-21).

47. Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasında,

herkesin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak ortaya

konulduktan sonra ikinci ve üçüncü fıkralarında, şekil ve şartları kanunda

gösterilmek koşuluyla kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar

sınırlı olarak sayılmıştır. Dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının

kısıtlanması ancak Anayasa'nın anılan maddesi kapsamında belirlenen durumlardan

herhangi birinin varlığı hâlinde söz konusu olabilir (Murat Narman, B.

No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).

48. Anayasa'nın kişilerin fiziksel hürriyetlerini güvence

altına alan 19. maddesinin kişi hürriyetinin kısıtlanmasına imkân tanığı

durumlardan biri de maddenin ikinci fıkrasında "mahkemelerce verilmiş

hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine

getirilmesi" olarak belirlenmiştir. Bu nedenle yargı organlarınca

verilecek mahkûmiyet kararları kapsamında hapis cezasının veya güvenlik

tedbirlerinin infaz edilmesi kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını ihlal etmez (Tahir

Canan (2), B. No: 2013/839, 5/11/2014, § 33).

49. Mahkemelerce verilmiş mahkûmiyet kararlarının yerine

getirilmesi dolayısıyla ortaya çıkan özgürlükten yoksun bırakma hâlleri

Anayasa'nın 19. maddesinin ikinci fıkrası kapsamına dâhil ise de anılan kural,

mahkûmiyet kararının değil tutmanın hukuka uygun olmasını güvence altına

almaktadır. Dolayısıyla bu güvence kapsamında, kişi hakkında hükmedilen hapis

cezasının yerindeliği veya orantılılığı incelemeye tabi tutulamaz (Günay

Okan, B. No: 2013/8114, 17/9/2014, § 18).

50. Anayasa'nın 19. maddesinin ikinci fıkrasında

belirtilen "mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve

güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi" ile bağlantılı bir ihlal

iddiası söz konusu ise Anayasa Mahkemesinin görevi kişinin hürriyetten yoksun

bırakılmasının kısmen ya da tamamen bu koşullarda gerçekleşip gerçekleşmediğini

tespit etmekle sınırlıdır. Bir kimse Anayasa'da yer alan diğer sebepler

(yakalama, gözaltı ve tutuklama gibi) dışında ancak "mahkemelerce

verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi"

kapsamında hürriyetinden yoksun bırakılabilir. Eğer tutmanın kısmen veya

tamamen bu koşulları taşımadığı tespit edilirse bu durumun meşru bir amacının

olduğundan veya ölçülü olduğundan söz edilemez ve doğrudan kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı ihlal edilmiş olur (Ercan Bucak (2), B. No: 2014/11651,

16/2/2017, § 39; Şaban Dal, B. No: 2014/2891, 16/2/2017, § 31).

51. Bir mahkûmiyet kararının infazına ilişkin olarak

Anayasa'nın 19. maddesi açık bir hüküm içermemektedir. Bununla birlikte

Anayasa'nın 19. maddesinin amacı kişileri keyfî bir şekilde hürriyetten yoksun

bırakılmaya karşı korumak olup maddede öngörülen istisnai hâllerde kişi

hürriyetine getirilecek sınırlamaların da maddenin amacına uygun olması gerekir

(Abdullah Ünal, B. No: 2012/1094, 7/3/2014, § 38). Bir kimsenin "mahkemelerce

verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine

getirilmesi" kapsamında hürriyetinden yoksun bırakıldığının

söylenebilmesi için her şeyden önce hürriyeti kısıtlayıcı ceza veya güvenlik

tedbirinin bir mahkeme tarafından verilmesi, ikinci olarak yerine getirilecek

kararın hürriyeti kısıtlayıcı ceza veya güvenlik tedbirlerine ilişkin olması

gerekir. Ceza veya güvenlik tedbiri içermeyen bir karara dayanılarak bir

kimsenin hürriyetinden yoksun bırakılması mümkün değildir. Son olarak

hürriyetten yoksun bırakılmanın mahkemece verilen hürriyeti kısıtlayıcı ceza

veya güvenlik tedbirinin kapsamını aşmaması gerekir (Ercan Bucak (2), §

40; Şaban Dal, § 32).

52. Diğer yandan suç isnadına bağlı tutulmanın başladığı

tarih, başvurucunun ilk kez yakalanıp gözaltına alındığı durumlarda bu tarih;

doğrudan tutuklandığı durumlarda ise tutuklama tarihidir. Suç isnadına bağlı

tutulmanın sona erdiği tarih ise kural olarak kişinin serbest bırakıldığı ya da

ilk derece mahkemesince mahkûmiyet hükmünün verildiği tarihtir (Murat Narman,

§ 66).

53. Buna göre bir kimse yargılanmakta olduğu davada ilk

derece mahkemesi kararıyla mahkûm olmuşsa ve hükümle birlikte tutukluluğun

devamına veya tutuklamaya karar verilmişse hüküm sonrasındaki tutulma hâlinin suç

isnadına değil mahkûmiyete bağlı tutma olarak kabulü gerekir.

Bireysel başvuru incelemesi açısından tutuklamanın şartları ile mahkûmiyet

kararı verilmesi arasındaki esaslı fark bunu gerektirir. Zira mahkûmiyete karar

verilmekle ilk derece mahkemesince -henüz mahkûmiyet kararı kesinleşmemekle

birlikte- isnat olunan suçun işlendiği kabul edilmekte ve bu nedenle sanık

hakkında hürriyeti bağlayıcı cezaya hükmedilmektedir. Bu durumdaki tutulmanın

da kuvvetli suç şüphesi ve bir tutuklama nedenine dayalı olan suç isnadına

bağlı tutma niteliğinde olmadığı açıktır. Hükümle birlikte verilen

tutukluluğun devamı veya tutuklama kararı sonrasındaki hürriyetten yoksun

kalmanın mahkûmiyete bağlı tutma olarak kabulü için mahkûmiyet kararının

kesinleşmesi de gerekmez (Korcan Pulatsü, B. No: 2012/726, 2/7/2013, §

33).

54. Somut olayda 10/9/2016 tarihinde gözaltına alınan ve

22/9/2016 tarihinde tutuklanan başvurucu hakkında 4/11/2019 tarihinde

mahkûmiyet hükmü tesis edilmiş ve hükümle birlikte yurt dışına çıkış yasağı

şeklindeki adli kontrol tedbiri uygulanarak başvurucunun tahliyesine karar

verilmiştir. Ancak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının tahliye kararına itirazı

kabul edilmiş ve süreç sonunda başvurucu 13/11/2019 tarihinde tutuklanmıştır.

55. Buna göre başvurucunun suç isnadına bağlı tutulma

hâli, hakkında ilk derece mahkemesince mahkûmiyet hükmüyle birlikte tahliye

kararının verildiği 4/11/2019 tarihinde sona ermiştir. Başvurucunun bu tarihten

sonraki döneme ilişkin olarak -13/11/2019 tarihli kararla- hürriyetinden yoksun

kalması, Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında bir suç

isnadına bağlı tutma niteliğinde değil aynı maddenin ikinci fıkrası

kapsamında mahkûmiyete bağlı tutma, bir diğer ifadeyle "mahkemelerce

verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine

getirilmesi" niteliğindedir. Bu nitelikteki bir tutmayla ilgili olarak

yapılan bireysel başvuruda suç isnadına bağlı tutmaya ilişkin

güvencelerin uygulanması mümkün değildir. Nitekim Anayasa Mahkemesi ilk derece

mahkemesince mahkûmiyet hükmüyle birlikte tutukluluğun devamına karar verilen

bir olayda istinaf incelemesinin duruşmalı yapıldığı durumda dahi devam olunan

hürriyetten yoksun kılma hâlinin suç isnadına değil mahkûmiyete bağlı tutma

niteliğinde olduğunu belirtmiştir (Mehmet Şimşek, B. No: 2018/10953,

22/7/2020, §§ 55-66).

56. Öte yandan Anayasa'nın 19. maddesinin ikinci

fıkrasında belirtilen "mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı

cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi" ile bağlantılı

bir ihlal iddiası söz konusu ise Anayasa Mahkemesinin görevi kişinin

hürriyetten yoksun bırakılmasının kısmen ya da tamamen bu koşullarda gerçekleşip

gerçekleşmediğini tespit etmekle sınırlıdır. Bu kapsamda yapılan incelemede

başvurucunun mahkûmiyet kararını ve mahkûmiyete bağlı tutma kararını veren

mercinin bir mahkeme olmadığı, kararın hürriyeti kısıtlayıcı bir niteliğinin

bulunmadığı veya hürriyetten yoksun bırakılmanın mahkemece verilen hürriyeti

kısıtlayıcı ceza veya tedbirinin kapsamını aştığı şeklinde bir iddiasının somut

olayda bulunup bulunmadığına bakılmalıdır (Ç.Ö., § 38).

57. Başvurucu; İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının adli

kontrol kararını içeren hükme karşı itiraz hakkının bulunmadığını, ayrıca

itiraz sürecinde görev alan ve üst kanun yolu mercii sıfatı taşımayan diğer

ağır ceza mahkemelerinin hakkında verilen hükmü ve buna bağlı olarak adli

kontrol kararının hukukiliğini denetleyerek tutuklama tedbirine karar verme

yetkisine sahip olmadıklarını, tutuklanma sürecinin bu şekilde yetkisiz

makamlar tarafından başlatılıp nihayete erdirildiğini ifade ederek esasında

mahkûmiyete bağlı tutma kararını veren mercinin bir mahkeme olmadığını ileri

sürmektedir.

58. Bu kapsamda yapılan incelemede; İstanbul 26. Ağır

Ceza Mahkemesi tarafından başvurucu hakkında verilen hükmün hapis cezasına

mahkûmiyet ile başvurucunun adli kontrol altına alınarak tahliyesini içerdiği,

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 5271 sayılı Kanun'un 104.

maddesinin (2) numaralı fıkrası ile 260. maddesinin (1) numaralı fıkrasına

istinaden yapılan itirazın ise tahliye kararına ilişkin olduğu ve itiraz

sürecinin 5271 sayılı Kanun'un 267., 268. ve 271. maddelerinin ilgili

hükümlerine (bkz. §§ 32-38) uygun şekilde cereyan ederek nihayetinde

başvurucunun anılan hükümlerde işaret edilen mahkeme tarafından tutuklandığı,

aynı şekilde bu tedbire yönelik itirazın da kanuni yetkisi bulunan mahkeme

tarafından reddedildiği görülmektedir (bkz. § 26). Sonuç olarak başvurucunun tutuklanma

sürecinin yetkisiz makamlar tarafından başlatılıp neticelendirilmesi ve

böylelikle mahkûmiyete bağlı tutma kararını veren mercinin bir mahkeme olmadığı

iddiasının dayanaktan yoksun olduğu değerlendirilmiştir.

59. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkin bir ihlalin bulunmadığı

açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Tutuklama

Kararı Veren ve İtiraz İncelemesi Yapan Ağır Ceza Mahkemelerinin Bağımsız ve

Tarafsız Olmadığına İlişkin İddia

1. Başvurucunun

İddiaları

60. Başvurucu, tutuklama kararı veren ve bu karara karşı

itirazını inceleyen ağır ceza mahkemelerinin bağımsız ve tarafsız olmadığını

belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

61. Bakanlık görüşünde, başvurucunun bu bölümdeki

iddialarına ilişkin bir açıklamada bulunulmamıştır.

2. Değerlendirme

62. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (bkz. § 46). Bu itibarla bu kısımdaki iddiaların

Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamındaki kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir (Mustafa Başer ve Metin

Özçelik, B. No: 2015/7908, 20/1/2016, §§ 119-133).

63. Anayasa Mahkemesine başvuru konusu olaylarla ilgili

delilleri sunmak suretiyle olaylar hakkındaki iddialarını kanıtlamak ve

dayanılan Anayasa hükmünün kendilerine göre ihlal edildiğine dair açıklamalarda

bulunarak hukuki iddialarını ortaya koymak başvurucuya düşer. Başvurucunun kamu

gücünün işlem, eylem ya da ihmali nedeniyle ihlal edildiğini ileri sürdüğü hak

ve özgürlük ile dayanılan Anayasa hükümlerini, ihlal gerekçelerini, dayanılan

deliller ile ihlale neden olduğu ileri sürülen işlem veya kararların neler

olduğunu başvuru dilekçesinde belirtmesi şarttır. Başvuru dilekçesinde, kamu

gücünün ihlale neden olduğu iddia edilen işlem, eylem ya da ihmaline dair

olayların tarih sırasına göre özeti yapılmalı; bireysel başvuru kapsamındaki

hak ve özgürlüklerden hangisinin hangi nedenle ihlal edildiği, buna ilişkin

gerekçe ve deliller açıklanmalıdır (Veli Özdemir, B. No: 2013/276,

9/1/2014, §§ 19, 20).

64. Somut olayda başvurucu, başvuru formları ve

eklerinde, inceleme konusu ihlal iddiasına dair hiçbir belirleyici ya da ayırt

edici ifade kullanmamış ve iddiasını herhangi bir olgu veya olay belirtmeksizin

soyut olarak dile getirmiştir. Dolayısıyla başvurucunun ihlal iddiasıyla ilgili

deliller sunarak olaylara ilişkin iddialarını kanıtlama ve hangi Anayasa

hükmünün ihlal edildiğine ilişkin açıklamalarda bulunmak suretiyle hukuki

iddialarını ortaya koyma yükümlülüğünü yerine getirmediği anlaşılmıştır.

65. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Tutuklamanın hukuki olmaması dolayısıyla kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Tutuklama kararı veren ve itiraz incelemesi yapan ağır

ceza mahkemelerinin bağımsız ve tarafsız olmaması dolayısıyla kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde

BIRAKILMASINA,

C. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 21/10/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

M. Emin KUZ

Rıdvan GÜLEÇ

Yıldız SEFERİNOĞLU

Basri BAĞCI

Raportör

:

Muzaffer KORKMAZ

Başvurucu

:

Ahmet Hüsrev ALTAN

Vekili

:

Av. Figen ALBUGA

ÇALIKUŞU

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2019/38086, 21 Ekim 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. IV. İlgili
  10. Hukuk
  11. A. Ulusal Hukuk
  12. B. Uluslararası
  13. V. İnceleme Ve
  14. Gerekçe
  15. A. Tutuklamanın
  16. B. Tutuklama
  17. A. 1. Tutuklamanın hukuki olmaması dolayısıyla kişi
  18. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde
  19. C. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  20. M. Emin KUZ
  21. Çalıkuşu
  22. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2019/38086
Tarih
21 Ekim 2020

İlgili Kararlar

  • Murat Gödek Başvurusu (B. No: 2017/5511)
  • P.e. Başvurusu (B. No: 2017/5168)
  • Mehmet Bozkuş ve Şirin Bozkuş Başvurusu (B. No: 2018/31521)
  • Uğur Ahmet Yaşar Başvurusu (B. No: 2017/24680)
  • Zülküf Türkmen Başvurusu (B. No: 2019/480)
  • Murat Tezel Başvurusu (B. No: 2017/20307)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.