İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ahmet Kürşad Özsoy ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/5387)

1. Başvuru, başvurucuların hukuka aykırı bir şekilde

Başvuru No2013/5387Tarih15 Haziran 2016Okuma19 dk · 3.895 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Ahmet Kürşad Özsoy Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
15 Haziran 2016
Başvuru Numarası
2013/5387
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.895 kelime·19 dk okuma·33 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, başvurucuların hukuka aykırı bir şekilde

yakalanmaları, yakalama işlemi sırasında kötü muameleye uğramaları ve bu

suretle ifade özgürlüklerini kullanamamaları nedeniyle kişi özgürlüğü ve

güvenliği hakkı ile ifade özgürlüğü haklarının ve kötü muamele yasağının ihlal

edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvurucu Suat Eren’in başvurusu (2013/5429) 11/7/2013

tarihinde İstanbul 7. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla, başvurucu Kenan Çalış'ın başvurusu (2013/5388) 10/7/2013 tarihinde İstanbul

7. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla, Başvurucu Türkan Albay'ın başvurusu

(2013/5431) 11/7/2013 tarihinde İstanbul Anadolu 19. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla,diğer başvurucuların

başvurusu (2013/5387) 10/7/2013 tarihinde İstanbul 7. Asliye Hukuk Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde başvuruların Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek

bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca 22/12/2014 tarihinde

2013/5387 numaralı başvurunun,Birinci

Bölüm Üçüncü Komisyonunca 30/4/2015 tarihinde 2013/5388 numaralı başvurunun,

Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 20/10/2015 tarihinde 2013/5429 numaralı

başvurunun, İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 15/10/2015 tarihinde 2013/5431

numaralı başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından

yapılmasına karar verilmiştir.

4. Birinci Bölüm tarafından başvuruların kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. 2013/5387 numaralı başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için

Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 30/3/2015

tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş

7/4/2015 tarihinde başvuruculara tebliğ edilmiştir. Başvurucular, Bakanlık

görüşüne karşı 20/4/2015 tarihinde beyanda bulunmuştur.

7. Yapılan incelemede; 2013/5388, 2013/5429, 2013/5431 sayılı

başvuruların konu bakımından aynı nitelikte bulunmaları nedeniyle 2013/5387

sayılı başvuru ile birleştirilmesine ve incelemenin bu dosya üzerinden

yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

9. 11/6/2013 tarihinde saat 12.00 sıralarında İstanbul Adalet

Sarayı C Blok -3 giriş katında bulunan kapalı alanda toplanan ve bir kısmının

üzerinde avukat cübbesi bulunan içerisinde başvurucuların da bulunduğu elli

altmış kişilik grubun alkışlar eşliğinde “her

yer taksim her yer direniş, yaşasın mücadelemiz, kahrolsun faşizm polis dışarı”

şeklinde slogan atmaya başlamaları üzerine başsavcı vekilinin

talimatı ile şahısların gösterilerine devam etmeleri hâlinde eylemlerinden men

edilmeleri ve müracaat savcısından talimat alınmasının bildirilmesi üzerine

müracaat savcısı ile emniyet görevlileri arasında görüşme yapılmış, savcı

tarafından şahısların eylemlerine son vermemeleri hâlinde yakalanarak

haklarında 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri

Kanunu'na muhalefet suçundan işlem yapılması, kimlik tespiti ve doktor raporu

alındıktan sonra serbest bırakılması talimatı verilmiştir.

10. Başvurucular ise aynı nedenle bekleyen çok sayıdaki avukatla

beraber gezi parkında bulunan müvekillerine yapılan

hukuka aykırı ve orantısız soruşturma uygulamaları içinİstanbul

Çağlayan Adliyesinin C Blok-3 giriş katında bulunan müracaat savcısı ile

görüşme isteklerinin geri çevrilmesi üzerine görüşmeyi sağlamak için tepki

göstermek amacıyla bekleme yaptıkları sırada polisin kendilerine müdahale

ettiğini ileri sürmüşlerdir. Başvurucular ayrıca dağılmaları için uyarılmadan

kendilerine müdahale edildiğini ileri sürmüşlerdir.

11. Bakanlığa göre görevli emniyet güçlerince protesto eylemi

yapan topluluğa yapılan gösterinin kanunsuz gösteri olduğu ve dağılmaları

bildirilmiş ancak bu kişilerin eylemlerine devam etmeleri nedeniyle emniyet

güçleri ve özel güvenlik personeli tarafından eylem yapan grup çember içerisine

alınmıştır. Mukavemette ve müessir fiilde bulunan kırk dört şahıs 12.05'te

yakalanmışlar ve zor kullanmak suretiyle polis otobüsüne bindirilmişlerdir. Başvurucularsaat 15.00 sıralarındaGüvenlik

Şube Müdürlüğüne intikal ettirilmişlerdir.

12. Söz konusu işleme tabi tutulan başvurucular, haklarında

yakalama veya gözaltı kararı olup olmadığını öğrenmek için müracaatta

bulunmuşlar ancak kendilerine bu konuda herhangi bir bilgi verilmemiştir. Bu

durum başvurucular tarafından 11/6/2013 tarihinde saat 16.00'da tutanağa

bağlanmıştır.

13. Başvurucular, 17.12'den itibaren doktor muayenesinden

geçirilmişlerdir. Yapılan muayenelerde başvurucuların kötü muamele gördüklerine

ilişkin bir tespit yapılmamıştır.

14. Başvurucular 11/6/2013 günü saat 17.45'te İstanbul Nöbetçi

Sulh Ceza Mahkemesi Hâkimliğinde yakalama kararına itiraz etmişler ve yakalama

kararı ve soruşturma dosyasını istemişlerdir. Fakat Nöbetçi Cumhuriyet Savcısı

böyle bir yakalama kararı ve soruşturma dosyasının olmadığını belirtmiştir.

15. Yürütülen soruşturmaya istinaden 11/6/2013 tarihinde Emniyet

Müdürlüğü tarafından Cumhuriyet Başsavcılığından talimat istenmiş, Cumhuriyet

Savcısı tarafından aynı gün saat 18.00'de Güvenlik Şube Müdürlüğünün talep

yazısının altına dört başlık hâlinde yazılı talimat verilmiş ve açık kimlikleri

tespit edilen şüphelilerin kimlik tespit işlemleri sonrası serbest

bırakılmaları ile soruşturma konusu gelişmeler konusunda bilgi paylaşımı

istenmiştir. Başvurucular 11/6/2013 günü saat 22.05 sıralarında serbest

bırakılmışlardır. Salıverme işlemi tutanağa bağlanmıştır. Başvurucular hakkında

gözaltına alma kararı verilmemiştir.

16. 2911 sayılı Kanun'a muhalefet suçundan soruşturma devam

ettiği sırada emniyetçe tutulan tutanak haricinde başkaca evrak bulunmaması ve

bu tutanağın da İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına 12/6/2013 günü ibraz

edilmesi üzerine 12/6/2013 günü 10.18'de 2013/84674 soruşturma numarası vermek

suretiyle kayıt yapılmıştır.

17. Soruşturma evrakı 17/6/2013 tarihinde başka bir Cumhuriyet

Savcısı'na tevzi edilmiştir.

18. Yakalama kararına ilişkin evraklar 3/7/2013 tarihinde

İstanbul 9. Asliye Mahkemesinden talep edilmiş ancak söz konusu talep ilgili

Cumhuriyet Savcısı tarafından Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP) sistemi üzerinden

iade edilmiştir. Dolayısıyla söz konusu talep ile ilgili bir karar verilmemiştir.

Yakalama talimatının, görevli Cumhuriyet Savcısı tarafından sözlü olarak

verilmiş olduğu yazılı bir yakalama talimatının bulunmadığı anlaşılmıştır.

19. İstanbul Cumhuriyet Başsvacılığının

8/6/2015tarihli ve2015/23859 sayılı iddianamesiyle başvurucular hakkında 2911

sayılı Kanun'un 32. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen suçtan kamu davası

açılmıştır.

20. Başvurucular hakkındaki dava, İstanbul 65. Asliye Ceza

Mahkemesinin 2015/539 sayılı esasına kaydedilmiş olup yargılama hâlen devam

etmektedir.

21. Başvurucular Suat Eren ve Türkan Albay 11/7/2013 tarihinde,

diğer başvurucular 10/7/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

22. BaşvuruculardanNilgün Şahinkaya

4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 141. maddesine

dayanarak tazminat davası açmış, İstanbul Anadolu 8. Ağır Ceza Mahkemesi

başvurucu hakkında açılan davanın kesinleşmediğigerekçesiyle

davanın reddine karar vermiş, karar temyiz edilmiştir. Temyiz üzerine Yargıtay

12. Ceza Dairesi 1/7/2015 tarihlive E.2014/20624, K.2015/12265

sayılı kararında önceki kararlarına da atıf yaparak başvurucunun şikâyetlerine

yönelik olarak mutlaka davanın esasıyla ilgili olarak verilen kararın

kesinleşmesini beklemek zorunluluğu olmadığını zira bu taleplerin asıl davanın

sonucunu etkileyici veya asıl davanın sonucuna bağlı talepler olmadığını

belirterek bozma kararı vermiştir. Bozma kararı üzerine yargılama hâlen devam

etmektedir.

B. İlgili Hukuk

23. 2911 sayılı Kanun’un 22. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"Değişik madde: 22/7/2010-6008 S.K/1.md.) Kanuna aykırı toplantı veya gösteri yürüyüşlerine

katılanlar, ihtara ve zor kullanmaya rağmen dağılmamakta ısrar ederlerse, altı

aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu suçu, toplantı ve

gösteri yürüyüşünü tertip edenlerin işlemesi halinde, bu fıkra hükmüne göre

verilecek ceza yarı oranında artırılarak hükmolunur.

İhtara ve zor kullanmaya rağmen kolluk

görevlilerine karşı cebir veya tehdit kullanılarak direnilmesi halinde, ayrıca

26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun

265 inci maddesinde tanımlanan suçtan dolayı da cezaya hükmolunur.

23 üncü maddede yazılı hallerden biri gerçekleşmeden veya 24 üncü madde hükmü

yerine getirilmeden yetki sınırı aşılarak toplantı veya gösteri yürüyüşlerinin

dağıtılması halinde, yukarıdaki fıkralarda yazılı fiilleri işleyenlere

verilecek cezalar, dörtte bire kadar indirilerek uygulanabileceği gibi, ceza

vermekten de vazgeçilebilir.”

24. 2911 sayılı Kanun’un 32. Maddesi şöyledir:

"Kanuna aykırı toplantı veya gösteri

yürüyüşlerine katılanlar, ihtara ve zor kullanmaya rağmen dağılmamakta ısrar

ederlerse, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu suçu,

toplantı ve gösteri yürüyüşünü tertip edenlerin işlemesi halinde, bu fıkra

hükmüne göre verilecek ceza yarı oranında artırılarak hükmolunur.

İhtara ve zor kullanmaya rağmen kolluk

görevlilerine karşı cebir veya tehdit kullanılarak direnilmesi halinde, ayrıca

26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun

265 inci maddesinde tanımlanan suçtan dolayı da cezaya hükmolunur.

23 üncü maddede yazılı hallerden biri gerçekleşmeden veya 24 üncü madde hükmü

yerine getirilmeden yetki sınırı aşılarak toplantı veya gösteri yürüyüşlerinin

dağıtılması halinde, yukarıdaki fıkralarda yazılı fiilleri işleyenlere

verilecek cezalar, dörttebire kadar indirilerek

uygulanabileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir. "

25. 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu’nun 16. maddesi şöyledir:

“Polis, görevini yaparken direnişle

karşılaşması halinde, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde zor

kullanmaya yetkilidir.

Zor kullanma yetkisi kapsamında, direnmenin

mahiyetine ve derecesine göre ve direnenleri etkisiz hale getirecek şekilde

kademeli olarak artan nispette bedenî kuvvet, maddî güç ve kanunî şartları

gerçekleştiğinde silah kullanılabilir.

İkinci fıkrada yer alan;

a) Bedenî kuvvet; polisin direnen kişilere

karşı veya eşya üzerinde doğrudan doğruya kullandığı bedenî gücü,

b) Maddî güç; polisin direnen kişilere karşı

veya eşya üzerinde bedenî kuvvetin dışında kullandığı kelepçe, cop, basınçlı

su, göz yaşartıcı gazlar veya tozlar, fizikî engeller, polis köpekleri ve

atları ile sair hizmet araçlarını, ifade eder.

Zor kullanmadan önce, ilgililere direnmeye

devam etmeleri halinde doğrudan doğruya zor kullanılacağı ihtarı yapılır.

Ancak, direnmenin mahiyeti ve derecesi göz önünde bulundurularak, ihtar

yapılmadan da zor kullanılabilir.

Polis, zor kullanma yetkisi kapsamında

direnmeyi etkisiz kılmak amacıyla kullanacağı araç ve gereç ile kullanacağı

zorun derecesini kendisi takdir ve tayin eder. Ancak, toplu kuvvet olarak

müdahale edilen durumlarda, zor kullanmanın derecesi ile kullanılacak araç ve

gereçler müdahale eden kuvvetin amiri tarafından tayin ve tespit edilir.

Polis, kendisine veya başkasına yönelik bir

saldırı karşısında, zor kullanmaya ilişkin koşullara bağlı kalmaksızın, 5237

sayılı Türk Ceza Kanununun meşru savunmaya ilişkin

hükümleri çerçevesinde savunmada bulunur.

Polis;

a) Meşru savunma hakkının kullanılması

kapsamında,

b) Bedenî kuvvet ve maddî güç kullanarak

etkisiz hale getiremediği direniş karşısında, bu direnişi kırmak amacıyla ve

kıracak ölçüde,

c) Hakkında tutuklama, gözaltına alma, zorla

getirme kararı veya yakalama emri verilmiş olan kişilerin ya da suçüstü halinde

şüphelinin yakalanmasını sağlamak amacıyla ve sağlayacak ölçüde, silah

kullanmaya yetkilidir.

Polis, yedinci fıkranın (c) bendi kapsamında

silah kullanmadan önce kişiye duyabileceği şekilde "dur" çağrısında

bulunur. Kişinin bu çağrıya uymayarak kaçmaya devam etmesi halinde, önce uyarı

amacıyla silahla ateş edilebilir. Buna rağmen kaçmakta ısrar etmesi dolayısıyla

ele geçirilmesinin mümkün olmaması halinde ise kişinin yakalanmasını sağlamak

amacıyla ve sağlayacak ölçüde silahla ateş edilebilir.

Polis, direnişi kırmak ya da yakalamak

amacıyla zor veya silah kullanma yetkisini kullanırken, kendisine karşı silahla

saldırıya teşebbüs edilmesi halinde, silahla saldırıya teşebbüs eden kişiye

karşı saldırı tehlikesini etkisiz kılacak ölçüde duraksamadan silahla ateş

edebilir."

26. 5271 sayılıKanun’un 141. maddesi

şöyledir:

“(1) Suç soruşturması veya kovuşturması

sırasında;

a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında

yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,

b) Kanunî gözaltı süresi içinde hâkim önüne

çıkarılmayan,

c) Kanunî hakları hatırlatılmadan veya

hatırlatılan haklarından yararlandırılma isteği yerine getirilmeden tutuklanan,

d) Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde

makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında

hüküm verilmeyen,

e) Kanuna uygun olarak yakalandıktan veya

tutuklandıktan sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlerine karar verilen,

f) Mahkûm olup da gözaltı ve tutuklulukta

geçirdiği süreleri, hükümlülük sürelerinden fazla olan veya işlediği suç için

kanunda öngörülen cezanın sadece para cezası olması nedeniyle zorunlu olarak bu

cezayla cezalandırılan,

g) Yakalama veya tutuklama nedenleri ve

haklarındaki suçlamalar kendilerine, yazıyla veya bunun hemen olanaklı

bulunmadığı hâllerde sözle açıklanmayan,

h) Yakalanmaları veya tutuklanmaları

yakınlarına bildirilmeyen,

i) Hakkındaki arama kararı ölçüsüz bir şekilde

gerçekleştirilen,

j) Eşyasına veya diğer malvarlığı değerlerine,

koşulları oluşmadığı halde elkonulan veya korunması

için gerekli tedbirler alınmayan ya da eşyası veya diğer malvarlığı değerleri

amaç dışı kullanılan veya zamanında geri verilmeyen,

k) (Ek: 11/4/2013-6459/17 md.)

Yakalama veya tutuklama işlemine karşı Kanunda öngörülen başvuru imkânlarından

yararlandırılmayan,

Kişiler, maddî ve manevî her türlü

zararlarını, Devletten isteyebilirler.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

27. Mahkemenin 15/6/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

28. Başvurucular, aşağılanmak suretiyle özgürlüklerinden on saat

boyunca mahrum bırakıldıklarını, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince (AİHM)

avukatların gözaltına alınmalarının sıkı bir şekilde denetime tabi tutulduğunu,

özgürlükten mahrum bırakılmalarının hiçbir hukuki dayanağı olmadığını, herhangi

bir tutma gerekçesinin bulunmadığını, tutmanın keyfî olduğunu, tutulmaları için

makul şüphenin bulunmadığını, tutma nedenlerinin kendilerine bildirilmediğini,

tutmanın hukukiliğine itiraz edemediklerini, salıverilmeyi talep

edemediklerini, tutma süresince aç bırakıldıklarını ve kötü muameleye maruz

kaldıklarını, tutma uygulamasına karşı etkili bir başvuruda bulunma olanağı

bulamadıklarını ve ifade hürriyetlerini kullanamadıkarını

belirterek Anayasa’nın 19., 26. ve 40. maddelerinin ihlal edildiğini ileri

sürmüşler ve tazminat talebinde bulunmuşlardır.

B. Değerlendirme

1. Kişi Özgürlüğü ve Güvenliği Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

29. Başvurucular özgürlükten mahrum bırakılmalarının hiçbir

hukuki dayanağı olmadığını, herhangi bir tutma gerekçesinin bulunmadığını,

tutmanın keyfî olduğunu, tutulmaları için makul şüphenin bulunmadığını, tutma

nedenlerinin kendilerine bildirilmediğini, tutmanın hukukiliğine itiraz

edemediklerini, salıverilmeyi talep edemediklerini belirterek kişi özgürlüğü ve

güvenliği haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

30. Bakanlık görüşünde başvurucuların 5271 sayılı Kanun'un 141.

ve 142. maddelerinde düzenlenen tazminat yoluna başvurmadıklarından dolayı

başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezlik kararı verilmesi

gerektiğini belirtmiştir.

31. Başvurucular bu görüşe karşı 5271 sayılı Kanun'un 141. ve

142. maddelerinde düzenlenen tazminat yolunun şikâyetleri açısından etkili bir

yol olmadığını belirtmişlerdir.

32. Başvurucular tutmanın hukukiliğine itiraz edemediklerini

belirterek hem Anayasa'nın 19. maddesinin 8. fıkrasını hem de Anayasa'nın 40.

maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir. Anayasanın 19. maddesinin 8.

fıkrası, Anayasanın 40. maddesine göre özel hüküm (lex

specialis) niteliğinde olduğundan başvurucuların bu

şikâyetinin de kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir

( Benzer yönde AİHM kararı için bkz. De Jong, Baljet ve Van den Brink/Hollanda,

B. No: 8805/79 , 22/5/1984, § 60).

33. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"...Başvuruda bulunabilmek için olağan

kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır."

34. 30/11/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45.

maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:

"İhlale

neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş

idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce

tüketilmiş olması gerekir."

35. Anılan Anayasa ve Kanun hükümlerine göre bireysel başvuru

yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarının

tüketilmiş olması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm

organlarının anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya

çıkan hak ihlâllerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu

nedenle temel hak ve özgürlüklerin ihlâl edildiği iddialarının öncelikle derece

mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve

bir çözüme kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,

26/3/2013, § 16).

36. Bu nedenle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia

edilen hak ihlâllerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde

başvurulabilecek ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun

ikincil niteliği gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek

için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca

başvurucunun Anayasa Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle ve

süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bu

konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması ve aynı

zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş

olması gerekir (Ayşe Zıraman

ve Cennet Yeşilyurt, § 17).

37. Tutulma hâli sona ermiş olan bir başvurucunun, devam eden

tutulma hâlinden farklı olarak yakalama veya gözaltı işleminin hukuka aykırı

olduğu yönünde iddialar ileri sürmesi hâlinde iddia edilen ihlalin tespitini ve

tazminat ödenmesini sağlayabilecek bir hukuk yolu mevcut ise öncelikle bu yolu

tüketmesi gerekir.

38. 5271 sayılı Kanun'un

141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde, kanunda belirtilen

koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar

verilen, (g) bendinde yakalama veya tutuklama nedenleri ve haklarındaki

suçlamalar kendilerine yazıyla veya bununhemen

olanaklı bulunmadığı hâllerde sözle açıklanmayan, (k) bendinde, yakalama veya

tutuklama işlemine karşı kanunda öngörülen başvuru imkânlarından

yararlandırılmayan kişiler içintazminat talebinde

bulunabilme imkânı tanınmaktadır. 5271 sayılı Kanun'un 142. maddesinde tazminat

karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen

bir yıl içinde tazminat isteminde bulunabileceği hükme bağlanmıştır. Ancak 5271

sayılıKanun'un 141. maddesinde bir kısım tazminat

nedenleri konusunda karar verilebilmesi için davanın esasıyla ilgili bir

kararın verilmesi zorunluluğunun bulunmadığı dolayısıyla bu nedenlere dayalı

istemlerde davanın sonuçlanmasına gerek bulunmadığı yasal düzenlemeden açıkça

anlaşılmaktadır. Yargıtay içtihadı da bu kapsamdaki taleplerle ilgili olarak

davanın esasının sonuçlanmasına gerek olmadığı yönündedir. Nitekim başvuruculardanNilgün Şahinkaya 5271 sayılı Kanun'un 141.

maddesine dayanarak tazminat davası açmış, İstanbul Anadolu 8. Ağır Ceza

Mahkemesi başvurucu hakkında açılan davanın kesinleşmediğigerekçesiyle

davanın reddine karar vermiş, karar temyiz edilmiştir. Temyiz üzerine Yargıtay

12. Ceza Dairesi 1/7/2015 tarihlive E.2014/20624,

K.2015/12265 sayılı kararında önceki kararlarına da atıf yaparak başvurucunun

şikâyetlerine yönelik olarak mutlaka davanın esasıyla ilgili olarak verilen

kararın kesinleşmesini beklemek zorunluluğu olmadığını zira bu taleplerin asıl

davanın sonucunu etkileyici veya asıl davanın sonucuna bağlı talepler

olmadığını belirtmiştir. Bu nedenle Yargıtay 12. Ceza Dairesi başvurucunun

haklarının ihlal edilip edilmediğinin tespit edilmesi için ilgili belge ve

bilgilerin denetime elverişli olacak şekilde onaylı suretlerinin dosya arasına

alınması ve sayılan ihlallerin yapıldığının anlaşılması hâlinde hak ve nasafete uygun bir tazminata hükmedilmesigerektiğinin

gözetilmemesi gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesinin kararını bozmuştur. Bozma

kararı üzerine yargılama hâlen devam etmektedir. Dolayısıyla bu yolun etkisiz

bir yol olduğu söylenemeyecektir.

39. Bu yol, bir yandan başvurucuların maruz kaldığı hukuka

aykırılıkların tespiti, diğer yandan da uğradıkları zararların tazmini imkânını

sağlamaktadır. Başvurucuların salıverildikleri ve tazminat talebinde

bulundukları da gözönüne alındığında 5271 sayılı

Kanun'un 141. maddesi ile öngörülen hukuk yolunun, başvurucuların şikâyetleri

açısından erişilebilir ve elverişli bir çözüm olanağı ve makul ölçüde bir

başarı imkânı sunduğu görülmektedir. Ancak başvurucuların bu hukuki yolu

tüketmeden bireysel başvuruda bulundukları anlaşılmaktadır.

40. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Kötü Muamele Yasağının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

41. Başvurucular yakalama işlemi sırasında polislerce darp

edildiklerini, yerlerde sürüklendiklerini, otobüste tutuldukları sıradaaç bırakıldıklarını belirterek kötü muameleye maruz

kaldıklarını ileri sürmüşlerdir.

42. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"...Başvuruda

bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır."

43. 6216 sayılı Kanun’un "Bireysel

başvuru hakkı" kenar başlıklı 45. maddesinin ikinci fıkrası

şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

44. Anılan Anayasa ve Kanun hükümlerine göre bireysel başvuru

yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarının

tüketilmiş olması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm

organlarının anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya

çıkan hak ihlâllerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu

nedenle temel hak ve özgürlüklerin ihlâl edildiği iddialarının öncelikle derece

mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve

bir çözüme kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, § 16).

45. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının

uyması gereken bir ilke olup bu ilkeye uygun davranılmadığı takdirde ortaya

çıkan ihlale karşı öncelikle yetkili idari mercilere ve derece mahkemelerine

başvurulmalıdır (Bayram Gök, B. No: 2012/946, 26/3/2013, § 17). Bu kapsamda

temel hak ve hürriyetlerle ilgili hukuk sisteminin koruma mekanizmalarının

öncelikle işletilmesi gerekmektedir. Bu nedenle ihlal iddialarına ilişkin

olarak öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi gerekmektedir. Ancak somut

olayın koşulları itibarıyla başvuru yollarının tüketilmesinin yarar

sağlamayacağı veya etkili olmadığının anlaşılması hâlinde anılan yollar

tüketilmeden yapılan bir başvuru incelenebilir (Şehap

Korkmaz, B. No. 2013/8975, 23/7/2014, § 33).

46. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında tanımlanan kötü

muamele yasağına ilişkin olarak devletin pozitif yükümlülüğü kapsamında etkili

bir hukuk mekanizmasının olması ve bu mekanizmanın sadece teorik değil pratik

olarak da işlemesi gereklidir. Mevcut hukuk sisteminde teorik olarak etkili bir

hukuk mekanizması olmadığı söylenemez. Bununla birlikte bu mekanizmanın pratik

olarak etkili işlemesi her somut olay açısından ayrı ayrı değerlendirilmelidir

(Onur Cingil, B. No: 2013/7836,

16/4/2015, § 48)

47. Somut olayda

dosya kapsamından başvurucuların kötü muamele şikâyetlerine ilişkin olarak

kolluk amirleri veya kolluk memurları aleyhine suç duyurusunda bulunduklarına

ilişkin bir bilgi veya belge tespit edilememiştir. Kötü muamele yasağının ihlal

edildiğine ilişkin bir iddia söz konusu olduğunda soruşturma makamlarının

şikâyet söz konusu olmaksızın resen harekete geçmesi gerektiği söylenebilirse

de doktor muayenesinde kötü muameleye ilişkin herhangi bir tespit olmadığı ve

başvurucuların kendilerini adliye dışına çıkarmak isteyen güvenlik

görevlilerine cebir kullanarak direndikleri iddiasıyla kamu davası açıldığı

dikkate alındığında ve başvurucuların kötü muamele gördüklerini kamu makamları

nezdinde bir şekilde ifade etmeleri, kamu makamlarının kötü muamele iddialarına

muttali olduğunu Anayasa Mahkemesine göstermeleri gerekir. Başvurucular,

Bakanlığa cevaplarında 18/7/2013 tarihinde görevi yaptırmamak için direnmek

suçundan suç duyurusunda bulunduklarını belirtmişler ancak soruşturmanın

gerçekten açılıp açılmadığına ilişkin hiçbir belge sunulmadığı gibi suç

duyurusunun kimler hakkında ve ne kapsamda olduğu da tespit edilememiştir.

Dolayısıyla bu soruşturmanın akıbetinin ne olduğu ve bu kapsamda soruşturmanın

etkisiz kabul edilmesini gerektirecek hususların var olup olmadığı dosya

kapsamından anlaşılamamıştır.

48. Açıklanan

gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

3. Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Düzenleme

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

49. Başvurucular aynı nedenle bekleyen çok sayıdaki avukatla

beraber gezi parkında bulunan müvekillerine yapılan

hukuka aykırı ve orantısız soruşturma uygulamaları için İstanbul Çağlayan

Adliyesinin C Blok-3 giriş katında bulunan müracaat savcısı ile görüşme

isteklerinin geri çevrilmesi üzerine görüşmeyi sağlamak için tepki göstermek

amacıyla bekleme yaptıkları sırada polisin kendilerine müdahale ettiği

gerekçesiyle ifade özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

50. Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı esasında ifade

özgürlüğünün toplu bir şekilde kullanımıdır. Başvurucular ifade özgürlüklerinin

ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir. Başvurucuların toplu bir şekilde eylemde

bulundukları anlaşıldığından başvurucuların şikâyetlerinin başvurunun

koşullarında özel bir hüküm olan Anayasa'nın 34. maddesi kapsamında incelenmesi

gerekir.

51. Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkına yönelik iddialar

açısından toplantıya yapılan müdahalelere ve müdahale sonucundaki kötü

muamelelere ilişin olarak adli makamlara yapılacak şikâyetleri bir bütün

hâlinde toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ile kötü muamele yasağına ilişkin

başvuru olarak kabul etmek gerekir (Benzer yönde AİHM kararları için bkz. Pekaslan/Türkiye, B. No. 4572/06 ve 5684/06,

20/3/2012; Özalp Ulusoy/Türkiye,

B. No: 9049/06, 4/6/2013; Oya

Ataman/Türkiye, B. No: 74552/01, 5/12/2006, Gazioğlu ve diğerleri/Türkiye, B. No:

29835/05, 17/5/2011; Biçici/Türkiye, B.

No: 30357/05, 27/5/2010; Balçık ve

diğerleri/Türkiye, B. No: 25/02, 29/11/2007). Nitekim bir toplantı

ve gösteri yürüyüşüne polisin müdahalesi ile meydana gelen sonuçlar açısından

kötü muamele yasağı ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının aynı

anda ihlal edilmesi mümkündür. Mevcut başvuru gibi şikâyetlerde, kötü muamele

yasağı ile toplantı hakkının birbirinden ayırmanın zorluğu bireysel başvuruda

bulunabilmek için her iki hak için ayrı ayrı başvuru yolu gösterilmesini

anlamsız kılmaktadır. Nitekim başvurucunun, kötü muamele yasağı ve toplantı ve

gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına yönelik yapılan müdahalelere dair

şikâyetinde iki iddia birlikte ileri sürüldüğünden Cumhuriyet Başsavcılığı

soruşturmayı aynı temelde incelemektedir. Bu nedenle her iki hak için ayrı

yargılama mercilerine başvurulmasını beklemek

hak ihlali iddiasına konu olayların aydınlatılmasında ve hakların özünün

korunmasında yetersiz ve gereksiz

bir sonuca yol açabilecektir (Onur Cingil,

§ 61).

52. Bu nedenle

mevcut başvuru gibi toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ile kötü

muamele yasağının aynı müdahale kapsamında ihlal edildiğine ilişkin

başvurularda, kötü muamele yasağına neden olduğu iddia edilen müdahaleyi

gerçekleştirenlere karşı Cumhuriyet Başsavcılığına yapılan şikâyetin

tüketilmesi gereken başvuru yolu olarak kabul edilmesi gerekmektedir. Bu

bağlamda kişilerin kötü muamele yasağı ile toplantı hakkına yönelik müdahaleyi

özü itibarıyla yetkili Cumhuriyet Başsavcılığına taşıması ve buna ilişkin

olarak Cumhuriyet Başsavcılığının vereceği karar ve bu karara karşı öngörülen

olağan kanun yollarının tüketilmesi gerekmektedir. Bu tür iddialar karşısında

Cumhuriyet Başsavcılığının yapacağı temel değerlendirme faillerin kimliği,

toplantıya müdahalenin haklı olup olmadığı, müdahalenin ölçülü olup olmadığı ve

suç oluşturup oluşturmadığının tespitine yönelik olacaktır (Onur Cingil, § 62).

53. Kötü muamele

yasağının ihlal edildiği iddiaları ile birlikte ileri sürülen toplantı ve

gösteri yürüyüşü hakkı yönünden adli soruşturmanın önemi, iddialara konu olay

yönünden başvurucunun eylemlere katılıp katılmadığı, yaralanmanın polis

müdahalesinden kaynaklanıp kaynaklanmadığı ve buna ilişkin tüm delillerin

toplanıp toplanmadığı, başka bir ifade ile olayın aydınlatılıp aydınlatılmadığı

ile ilgilidir (Onur Cingil, §

64). Ancak kötü muamele yasağına ilişkin olarak yapılan değerlendirmede

belirtildiği üzere (bkz. § 46) dosya kapsamından başvurucuların kötü muamele

şikâyetlerine ilişkin hukuki yolları tükettiklerine ilişkin bir bilgi veya

belgeye rastlanamamıştır. Dolayısıyla başvurucuların gösteri yapma haklarının

ihlal edildiğine dair şikâyetlerini esas yönüyle dile getirebilecekleri suç

duyurusunda bulunma şeklindeki başvuru yolunun tüketildiği dosya kapsamından

anlaşılamamıştır. Öte yandan başvurucular hakkında 2911 sayılı Kanun'un 32.

maddesi çerçevesinde açılan davanın derdest olduğu dikkate alındığında buradan

çıkan karara bağlı olarak da toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı bağlamında

tekrar başvuruda bulunabilmeleri mümkündür.

54. Açıklanan

nedenlerle başvurucunun Anayasa'nın 34. maddesinde güvence altına alınan

toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlaline ilişkin iddialarının başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA

15/6/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh KALELİ

Nuri

NECİPOĞLU

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Rıdvan GÜLEÇ

Raportör Yrd.

:

Yusuf Enes

KAYA

Başvurucular

:

1. Ahmet

Kürşad ÖZSOY

2. Arzu

KAYAOĞLU

3. Fatma

ELVEREN YEŞİL

4. Özden

İHTİYAR YILDIZ

5. Şahin

TURAN

6. Sibel

BİROL

7. Yiğit

MUSLU

8. Sinan

ALKOÇ

9. Ümüs SEĞMEN

10. Ali

ÇAVUŞ

11. Reyhan

ÖZOCAK

12. Nilgün

ŞAHİNKAYA

13. Onur

ŞAHİNKAYA

14. Alirıza

DİZDAR

15. Rıfat

Buğra ÖZDOĞAN

16. Özgür

ESEN

17. Mesut

KAYAR

18. Sezin

UÇAR

19. Vergil ÖZGÜR

20. İsmail

TAŞKIRAN

21. Hüseyin

ASLAN

22. Tuna

ŞİMŞEK

23. Kenan

ÇALIŞ

Vekili

:

Av. Volkan GÜLTEKİN

24. Suat

EREN

25. Türkan Albay

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/5387, 15 Haziran 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. B. No: 9049/06, 4/6/2013; Oya
  12. B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA
  13. Necipoğlu
  14. Gökcan
  15. Kaya
  16. Kayaoğlu
  17. Elveren Yeşil
  18. İhtiyar Yıldız
  19. Turan
  20. Birol
  21. Muslu
  22. Alkoç
  23. Çavuş
  24. Özocak
  25. Şahinkaya
  26. Şahinkaya
  27. Dizdar
  28. Esen
  29. Kayar
  30. Uçar
  31. Taşkıran
  32. Aslan
  33. Şimşek
  34. Çalış
  35. Eren
  36. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/5387
Tarih
15 Haziran 2016

İlgili Kararlar

  • Serhat Yavuz Başvurusu (B. No: 2014/1469)
  • Cuma Çiftçi Başvurusu (B. No: 2014/274)
  • Abc Çağdaş Dersanecilik Eğitim Turizm Ticaret Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2014/4806)
  • A. S. Başvurusu (B. No: 2014/2841)
  • Tamer Morkoç Başvurusu (B. No: 2013/5507)
  • AYM Bireysel Başvuru B. No: 2014/1155

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.