İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ahmet Özdil Başvurusu (B. No: 2015/34)

1. Başvuru, tutuklama tedbirinin hukuki olmaması ve tutukluluğa

Başvuru No2015/34Tarih21 Şubat 2019Okuma18 dk · 3.539 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Ahmet Özdil Başvurusu

Karar tarihi
21 Şubat 2019
Başvuru Numarası
2015/34
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.539 kelime·18 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, tutuklama tedbirinin hukuki olmaması ve tutukluluğa

ilişkin kararların doğal hâkim, bağımsız ve tarafsız hâkim ilkelerine aykırı

olan sulh ceza hâkimliklerince verilmesi nedenleriyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının; kanuna aykırı olarak elde edilen bulguların delil olarak

kullanılması, mahkeme kararlarının idari denetime tabi tutulması ve soruşturma

dosyasına erişim imkânı ile savunmanın hazırlanması için makul süre verilmemesi

nedenleriyle adil yargılanma hakkının; siyasilerin ve bir kısım medya organının

birtakım açıklama ve yorumları nedenleriyle masumiyet karinesinin ihlal

edildiği iddialarına ve Anayasa'ya aykırılığı ileri sürülen kanun maddelerinin

iptali istemine ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 31/12/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

6. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

8. Kamuoyunda 17-25 Aralık soruşturmaları

olarak bilinen soruşturmalar esnasında (anılan soruşturmalara ilişkin bilgiler

için bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri [GK],

B. No: 2016/22169, 20/6/2017, § 30) Edirne Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube

Müdürlüğü bünyesinde yapılan -önleme amaçlı- iletişime müdahale işlemlerinin

usulsüz olduğu iddiasına ilişkin olarak başvurucunun da aralarında olduğu çok

sayıda kolluk görevlisi hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca ceza

soruşturması başlatılmıştır.

9. Başvurucu, anılan soruşturma kapsamında 12/11/2014 tarihinde

gözaltına alınmıştır.

10. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) 14/11/2014

tarihinde başvurucuyu tutuklanması istemiyle İstanbul 4. Sulh Ceza Hâkimliğine

sevk etmiştir. Tutuklama talep yazısında, başvurucunun da aralarında olduğu

şüphelilerin Edirne Emniyet Müdürlüğünün hiyerarşik yapısı içinde altlık-üstlük

ilişkilerini kullanarak yasa dışı bir örgütlenmede bir araya geldikleri,

devletin istihbarat faaliyetleri kapsamında görevlerinin sağladığı nüfuz ve güç

ile kanunların verdiği yetkileri görevin gereklerine aykırı kullanarak

amaçlarına ulaşmak için toplumda tanınan ve kamuoyuna mal olmuş kişileri

-yoğunlukla emniyet müdürleri ve eşlerini, öğretim görevlilerini, meslek odası

mensuplarını- organize suç örgütleriyle ilişkilendirmek ve bu kişilere ait

bilgileri bildikleri hâlde gerçek kimliklerini gizlemek veya eksik ya da yanlış

bilgi vermek suretiyle içeriği itibarıyla sahte oluşturulmuş belgelerle temin

edilen dinleme kararlarıyla dinledikleri, bu şekilde özel hayatın gizliliğini

ihlal ettikleri ifade edilmiş; başvurucu tarafından gerçekleştirildiği ve suç

oluşturduğu iddia edilen eylemlere ilişkin açıklamalara yer verilmiştir.

11. İstanbul 4. Sulh Ceza Hâkimliği 14/11/2014 tarihinde,

tutuklama talebinin reddine ve başvurucu hakkında adli kontrol tedbiri

uygulanmasına karar vermiştir.

12. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 14/11/2014 tarihinde,

İstanbul 4. Sulh Ceza Hâkimliğinin bu kararına itiraz etmiştir.

13. Başsavcılığın bu itirazının değerlendiren İstanbul 5. Sulh

Ceza Hâkimliği 18/11/2014 tarihinde, itirazın kabulü ile başvurucunun resmî

belgede sahtecilik suçundan tutuklanmasına ve hakkında tutuklamaya yönelik

yakalama emri çıkarılmasına karar vermiştir. Hâkimlik, başvurucunun da aralarında

olduğu şüpheliler yönünden kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu sonucuna varırken

soruşturma dosyalarında yer alan bilgi ve belgelere atıf yapmış; özellikle

İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişliğinin tevdi raporuna, atılı suçların

işlendiği hususundaki tanık ve müşteki beyanları ile ıslak imzalı sahte

belgelerin varlığına atıfta bulunmuştur.

14. Kararda kuvvetli suç şüphesi yönünden yapılan

değerlendirmede ayrıca başvurucunun da aralarında bulunduğu şüphelilerin

dinleme kararı alınması sürecinde örgütlü bir yapı içinde uygun mahkeme seçimi

konusunda birbirlerini yönlendirdikleri, ret kararlarına rağmen aynı

gerekçelerle tekrar mahkeme kararı alarak suç işlemede iradelerini, azim ve

kararlılıklarını ortaya koydukları, bu hususların tevdi raporuyla da tespit

edildiği ifade edilmiştir. Aynı kararda, şüphelilerin Edirne Emniyet Müdürlüğü

İstihbarat Şubesinde görev yaptıkları dönemde görevin sağladığı nüfuz ve gücü,

görevlerinin gereklerine aykırı bir şekilde kullanarak toplumda tanınan ve

kamuoyuna mal olmuş birçok kişi hakkında bu kişileri suç örgütleri ile

ilişkilendirmek suretiyle iletişim tespiti kararları aldıkları, bu kararları

alırken yargı mensuplarını da aldatacak şekilde, aleyhinde dinleme kararı

alınan kişilerin gerçek kimlik bilgilerini gizleyerek veya eksik yazarak hatta

yanlış bilgi vererek talepte bulundukları, bu kararlarla kişiler arasındaki

aleni olmayan konuşmaları amaç dışı kaydettikleri, bu kararları alabilmek için

iletişime müdahale talep formlarını yaygın, sistemli ve organize bir şekilde

sahte olarak düzenleyip kullandıkları yönündeki olgulara ve tutuklama talep

yazısında yer alan diğer tespitlere değinilmiştir.

15. Hâkimlik, tutuklama nedenlerine ilişkin olarak ise "...suçun yasada öngörülen cezasının alt ve üst

sınırı, bu suçun önemli ve ciddi sayılan suçlardan olması hasebiyle tutuklama

nedeninin varsayıldığı, CMK'nun [Ceza

Muhakemesi Kanunu] 100. ve devamı

maddelerinde belirtilen tutuklama yasağı veya yargılama engeli gibi halin bulunmadğı, atılı suçlar yönünden şüphelilerin üzerine

atılı suç sayısı ve çeşitliliği dikkate alınarak alabilecekleri ceza miktarı gözönüne bulundurulduğunda kaçabilecekleri yönünde şüphe

bulunduğu, soruşturmanın henüz tamamlanmadığı, çok kapsamlı bir şekilde ve çok

yönlü olarak soruşturmanın devam ettiği, bu anlamda şüphelilerin delilleri yok

etme, gizleme,tanık ve mağdurlar üzerinde baskı

oluşturma şüphesinin bulunduğu, atılı suçlar yönünden beklenen ceza veya

güvenlik önlemi değerlendirildiğinde 'ölçülülük' ilkesi uyarınca daha hafif

koruma önlemi olan adli kontrol tedbiri uygulanmasının bu aşamada ve bu suçlar

ile bu şüpheliler yönünden yetersiz kalacağı..."

değerlendirmesinde bulunmuştur.

16. Başvurucu, çıkarılan yakalama kararı üzerine İstanbul 3.

Sulh Ceza Hâkimliğinin 25/11/2014 tarihli kararıyla tutuklanmıştır.

17. Başvurucu 19/11/2014 tarihinde tutuklamaya dair İstanbul 5.

Sulh Ceza Hâkimliğinin 18/11/2014 tarihli kararına itiraz etmiş, İstanbul 6.

Sulh Ceza Hâkimliğince 24/11/2014 tarihinde itirazın kesin olarak reddine karar

verilmiştir.

18. Başvurucu, anılan kararı 5/12/2014 tarihinde öğrenmiştir.

19. Başvurucu 31/12/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

20. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca başvurucunun da

aralarında olduğu şüphelilerin Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan

kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, silahlı terör

örgütü kurma veya yönetme, silahlı terör örgütüne üye olma, devletin gizli

kalması gereken bilgilerini siyasal veya askerî casusluk amacıyla temin etme,

görevi kötüye kullanma, iftira, resmî belgede sahtecilik, haberleşmenin

gizliliğini ihlal etme, kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaları kayıt

etme, hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydetme, hukuka aykırı olarak ele

geçirme veya yayma, özel hayatın gizliliğini ihlal etme suçlarından

cezalandırılmaları istemiyle aynı yer Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası

açılmıştır.

21. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2015/371 sayılı

dosyası üzerinden kovuşturma aşaması başlamıştır.

22. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla ilk

derece mahkemesinde derdesttir.

IV. İLGİLİ HUKUK

23. İlgili hukuk için bkz.

Hikmet Kopar ve diğerleri (GK),

B. No: 2014/14061, 8/4/2015, §§ 36-47

V. İNCELEME VE GEREKÇE

24. Mahkemenin 21/2/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kanun Hükümlerinin

İptali İstemi

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

25. Başvurucu 18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanun’un 46.,

47., 48., 49., 71., 74., 83. ve 84. maddeleri ile yapılan düzenlemeler sonucu

soruşturmaya ilişkin esaslı savcılık işlemlerine karşı mahkeme güvencesinin

ortadan kaldırılmış olması nedeniyle anılan değişikliklerin Anayasa’nın 10.,

19. ve 37. maddelerine aykırı olduğunu belirterek söz konusu kanun maddelerinin

iptalini talep etmiştir.

26. Bakanlık, bu iddialar hakkında başvurunun kabul

edilebilirliğine ilişkin bir görüş bildirmemiştir.

2. Değerlendirme

27. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (3) numaralı

fıkrasında, yasama işlemleri ile düzenleyici idari işlemlerin doğrudan bireysel

başvuru konusu yapılamayacağı düzenlenmiştir. Bir yasama işleminin temel hak ve

özgürlüğün ihlaline neden olması durumunda doğrudan yasama işlemi aleyhine

değil ancak yasama işleminin uygulanması mahiyetindeki işlem, eylem ve

ihmallere karşı bireysel başvuru yapılabilir (Süleyman

Erte, B. No: 2013/469, 16/4/2013, § 17; Serkan Acar, B. No: 2013/1613, 2/10/2013, § 37).

28. Somut olayda başvurucu, doğrudan yasama işleminin Anayasa’ya

aykırı olduğu ve iptal edilmesi gerektiği iddiasıyla bireysel başvuruda

bulunmuştur.

29. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının konu bakımından yetkisizlik nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Adil Yargılanma

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Masumiyet Karinesinin

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

30. Başvurucu, hakkında yürütülen soruşturmanın öncesinde ve

sonrasında siyasilerin soruşturmayı yönlendirici beyanlarda bulunması ve bir

kısım medya organında aleyhine gerçek dışı kampanya yürütülmesi nedenleriyle

masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

31. Bakanlık görüşünde özetle başvurucunun bu şikâyetine ilişkin

olarak somut bir açıklamada bulunmadığı ve iddialarını yeterince

gerekçelendirmediği belirtilmiştir.

b. Değerlendirme

32. Anayasa Mahkemesine başvuru konusu olaylarla ilgili

delilleri sunmak suretiyle olaylar hakkındaki iddialarını kanıtlamak ve

dayanılan Anayasa hükmünün kendisine göre ihlal edildiğine dair açıklamalarda

bulunarak hukuki iddialarını ortaya koymak başvurucuya düşer. Başvurucunun kamu

gücünün işlem, eylem ya da ihmali nedeniyle ihlal edildiğini ileri sürdüğü hak

ve özgürlük ile dayanılan Anayasa hükümlerini, ihlal gerekçelerini, dayanılan

deliller ile ihlale neden olduğu ileri sürülen işlem veya kararların neler

olduğunu başvuru dilekçesinde belirtmesi şarttır. Başvuru dilekçesinde kamu

gücünün ihlale neden olduğu iddia edilen işlem, eylem ya da ihmaline dair

olayların tarih sırasına göre özeti yapılmalı; bireysel başvuru kapsamındaki

hak ve özgürlüklerden hangisinin hangi nedenle ihlal edildiği ve buna ilişkin

gerekçeler ve deliller açıklanmalıdır (Veli

Özdemir, B. No: 2013/276, 9/1/2014, §§ 19, 20).

33. Somut olayda başvurucunun başvuru formu ve eklerinde,

siyasilerin ve bir kısım medya organının hangi açıklama ve yorumları ile

kendisinin suçlu ilan edilmesi suretiyle masumiyet karinesini ihlal ettiklerini

belirtmediği görülmektedir. Bunun yanı sıra başvurucu, masumiyet karinesini

ihlal ettiğini ileri sürdüğü siyasilere ve medya organlarına yönelik hiçbir

belirleyici ya da ayırt edici ifade de kullanmamış; başvuru formunda anılan

iddialarını somut bir olgu veya olay belirtmeksizin soyut olarak dile

getirmiştir.

34. Dolayısıyla başvurucunun masumiyet karinesini ihlal ettiğini

iddia ettiği açıklama ve yorumlar yönünden başvuruya konu ihlal iddialarıyla

ilgili deliller sunarak olaylara ilişkin iddialarını kanıtlama ve hangi Anayasa

hükmünün ihlal edildiğine ilişkin açıklamalarda bulunmak suretiyle hukuki

iddialarını ortaya koyma yükümlülüğünü yerine getirmediği anlaşılmıştır.

35. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun masumiyet karinesinin

ihlal edildiğine ilişkin iddialarını temellendirmemiş olduğu anlaşıldığından

başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

2. Adil Yargılanma

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin Diğer İddialar

a. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

36. Başvurucu, kanuna aykırı olarak elde edilen bulguların delil

olarak kabul edildiğini, yaptığı tüm işlemler mahkeme kararlarına dayanmasına

rağmen bu kararların İçişleri Bakanlığı müfettişlerince idari denetime tabi

tutularak işlemlerin hukuka aykırı olduğunun iddia edildiğini ifade etmiştir.

37. Başvurucu ayrıca soruşturma dosyasına erişim imkânı ile

savunmanın hazırlanması için makul süre verilmediğini, kendisine verilen CD

içindeki bilgi ve belgelerin soruşturma dosyasındaki belgelerin tamamını

içermediğini belirterek adil yargılanma hakkının ve doğal hâkim ilkesinin ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

38. Bakanlık, bu iddia hakkında başvurunun kabul

edilebilirliğine ilişkin bir görüş bildirmemiştir.

b. Değerlendirme

39. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi

şöyledir:

"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır."

40. 6216 sayılı Kanun'un "Bireysel

başvuru hakkı" kenar başlıklı 45. maddesinin (2) numaralı

fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

41. Yukarıda belirtilen Anayasa ve Kanun hükümleri gereğince

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece

mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir

kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincillik niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının

tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,

26/3/2013, §§ 16, 17).

42. Somut olayda başvuruya konu yargılamanın devam ettiği tespit

edilmiştir (bkz. § 22). Bu kapsamda başvurucunun bu başlık altındaki

şikâyetlerine ilişkin olarak hukuk sisteminde mevcut yargısal yolları

tüketmeksizin bireysel başvuruda bulunduğu anlaşılmaktadır.

43. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. Kişi Hürriyeti ve

Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Tutuklamanın Hukuki

Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

44. Başvurucu; somut olayda hakkındaki suç isnatları ile ilgili

olarak kuvvetli suç şüphesi ile tutuklama nedenlerinin bulunmadığını, tutuklama

ve tutuklamaya itiraz sonucu verilen kararların gerekçelerinin ilgili ve

yeterli olmadığını, bu kararlar verilirken ölçülülük ilkesinin dikkate

alınmadığını, yine bu kararlarda herhangi bir kişiselleştirmeye gidilmediğini,

kanunda belirtilmeyen bir gerekçenin tutuklamaya sebep gösterildiğini ifade

etmiştir.

45. Başvurucu ayrıca ilgili mevzuata göre önleme dinlemesi ile

ilgili bilgi ve belgelerin delil olarak kullanılamayacağını, bunların ifşasının

suç olduğunu, ifşa suçu işlenerek elde edilen belgelerin delil olarak

değerlendirildiğini, İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişliğinin tevdi raporunun

doğruluğu sorgulanmadan suç şüphesi açısından delil olarak kabul edildiğini

belirterek masumiyet karinesinin, adil yargılanma ile kişi hürriyeti ve

güvenliği haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

46. Bakanlık görüşünde özetle 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı

Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu'nun ek 7. maddesi gereği usulsüz dinleme

yapanlar hakkında 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun

hükümlerine göre işlem yapılmasının zorunlu olduğu, 2559 sayılı Kanun'un ek 7.

maddesinde usulsüz dinlemeler sonucu elde edilen delillerin dinlenilen kişiler

açısından delil olamayacağı ancak bu usulsüz dinlemeyi yapanlar bakımından

ilgili mevzuat gereğince soruşturma yapılmasının gerekli olduğu, soruşturma

sürecinin devam ettiği, delillerin toplanma aşamasının henüz tamamlanmadığı ve

kamu davasının açılmadığı, başvurucunun tutuklandığı suç bakımından kuvvetli

suç şüphesini gösteren delillerin ilgili sorgu tutanaklarında gösterildiği,

somut soruşturma dosyası kapsamında çok sayıda şüpheli hakkında soruşturma

yürütüldüğü, soruşturma dosyasının birçok bilgi ve belge ihtiva ettiği, isnat

edilen suçların çok sayıda mağdurunun ve müştekisinin olduğu, bunların bir

kısmının ifadelerinin henüz alınmadığı belirtilmiştir.

b. Değerlendirme

47. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci

fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini

veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu

kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla

tutuklanabilir."

48. Başvurucunun tutuklamanın hukuki olmadığına yönelik bu

bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında,

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.

i. Genel İlkeler

49. Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak ortaya konulduktan

sonra ikinci ve üçüncü fıkralarında, şekil ve şartları kanunda gösterilmek

şartıyla kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı

olarak sayılmıştır (Murat Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).

50. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik bir müdahale

olarak tutuklamanın Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen ve tutuklama

tedbirinin niteliğine uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, Anayasa'nın

ilgili maddelerinde belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına

dayanma ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının

belirlenmesi gerekir (Halas Aslan, B. No: 2014/4994, 16/2/2017, §§ 53, 54).

51. Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasına göre tutuklama

ancak suçluluğu hakkında kuvvetli belirti

bulunan kişiler bakımından mümkündür. Bir başka anlatımla

tutuklamanın ön koşulu, kişinin suçluluğu hakkında kuvvetli belirtinin

bulunmasıdır. Bunun için suçlamanın kuvvetli sayılabilecek inandırıcı

delillerle desteklenmesi gerekir (Mustafa

Ali Balbay, B. No: 2012/1272, 4/12/2013, § 72).

52. Öte yandan Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında,

tutuklama kararının kaçma ya da delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini

önlemek amacıyla verilebileceği belirtilmiştir. 4/12/2004 tarihli ve 5271

sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 100. maddesine göre de şüpheli veya sanığın

kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olguların bulunması,

şüpheli veya sanığın davranışlarının delilleri yok etme, gizleme veya

değiştirme, tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde

bulunma hususlarında kuvvetli şüphe oluşturması hâllerinde tutuklama kararı

verilebilecektir. Maddede ayrıca işlendiği konusunda kuvvetli şüphe bulunması

şartıyla tutuklama nedeninin varsayılabileceği suçlara ilişkin bir listeye yer

verilmiştir (Halas Aslan, §§ 58, 59).

53. Diğer taraftan Anayasa'nın 13. maddesinde temel hak ve

özgürlüklere yönelik sınırlamaların

ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı belirtilmiştir. Bu bağlamda

dikkate alınacak hususlardan biri tutuklama tedbirinin isnat edilen suçun önemi

ve uygulanacak olan yaptırımın ağırlığı karşısında ölçülü olmasıdır (Halas Aslan, § 72).

54. Her somut olayda tutuklamanın ön koşulu olan suçun

işlendiğine dair kuvvetli belirtinin olup olmadığının, tutuklama nedenlerinin

bulunup bulunmadığının ve tutuklama tedbirinin ölçülülüğünün takdiri öncelikle

anılan tedbiri uygulayan yargı mercilerine aittir. Zira bu konuda taraflarla ve

delillerle doğrudan temas hâlinde olan yargı mercileri Anayasa Mahkemesine

kıyasla daha iyi konumdadır. Bununla birlikte yargı mercilerinin belirtilen

hususlardaki takdir aralığını aşıp aşmadığı Anayasa Mahkemesinin denetimine

tabidir. Anayasa Mahkemesinin bu husustaki denetimi, somut olayın koşulları

dikkate alınarak özellikle tutuklamaya ilişkin süreç ve tutuklama kararının

gerekçeleri üzerinden yapılmalıdır (Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, §§ 123, 124).

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

55. Başvurucu, yürütülen bir soruşturma kapsamında 5237 sayılı

Kanun'un 204. maddesinde suç olarak düzenlenen resmî belgede sahtecilik suçlamasıyla

5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi uyarınca tutuklanmıştır. Dolayısıyla

başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı

bulunmaktadır.

56. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin

meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın

ön koşulu olan suçun işlendiğine dair

kuvvetli belirti bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

57. Somut olayda başvurucu, resmî belgede sahtecilik suçundan

tutuklanmıştır. İstanbul 5. Sulh Ceza Mahkemesi başvurucu hakkındaki tutuklama

kararında, soruşturma dosyasındaki mevcut deliller ile İçişleri Bakanlığı

Mülkiye Müfettişliğinin tevdi raporuna dayanarak başvurucunun da aralarında

bulunduğu şüphelilerin Edirne Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şubesinde görev

yaptıkları dönemde, görevin sağladığı nüfuz ve gücü görevlerinin gereklerine

aykırı bir şekilde kullanarak toplumda tanınan ve kamuoyuna mal olmuş birçok

kişi hakkında bu kişileri suç örgütleri ile ilişkilendirmek suretiyle

iletişimin tespiti kararları aldıkları, bu kararları alırken yargı mensuplarını

da aldatacak şekilde bu kişilerden bir kısmının gerçek kimlik bilgilerini

gizledikleri veya eksik yazdıkları, hatta yanlış bilgi verdikleri ifade

edilmiştir. Kararda ayrıca, alınan bu iletişimin tespiti kararlarıyla başvurucu

ve diğer şüphelilerin kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaları amaç dışı

kaydettikleri, bu kararları alabilmek için iletişime müdahale talep formlarını

yaygın, sistemli ve organize bir şekilde sahte olarak düzenledikleri ve

kullandıkları belirtilmiş; bu nedenlerle başvurucunun üzerine atılı suçu

işlediği yönünde kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin

bulunduğu sonucuna varılmıştır (bkz. §§ 13, 14).

58. Buna göre tutuklama kararında gösterilen delillerin suç

işlendiğine dair kuvvetli belirti olarak kabul edilmesinin temelsiz olduğu

söylenemez.

59. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu

değerlendirmede somut olayın tüm özellikleri dikkate alınmalıdır.

60. Somut olayda, Hâkimlikçe başvurucunun tutuklanmasına karar

verilirken suçun kanunda

öngörülen cezasının alt ve üst sınırı, suçun önemi, 5271 sayılı Kanun'un 100.

ve devamı maddelerinde belirtilen tutuklama yasağı veya yargılama engeli gibi

hâlin bulunmaması, atılı suç yönünden başvurucunun alabileceği ceza miktarı gözönünde bulundurulduğunda kaçabileceği yönünde şüphe bulunması,

soruşturmanın henüz tamamlanmaması, çok kapsamlı bir şekilde ve çok yönlü

olarak soruşturmanın devam etmesi, başvurucuların delilleri yok etme, gizleme,

tanık ve mağdurlar üzerinde baskı oluşturma şüphesinin bulunması hususlarına

dayanıldığı görülmektedir (bkz. § 15).

61. Somut olayda, başvurucu ile birlikte birden fazla kişi

hakkında soruşturma yürütüldüğü, soruşturmanın onlarca mağdur ve müştekisinin

bulunduğu anlaşılmış olup iddia edilen eylemlerin örgütlü bir yapı içinde

işlendiğinin de ileri sürüldüğü tespit edilmiştir. Başvurucu ve diğer

şüphelilerin örgütlü bir yapı içinde hareket ettiklerinin iddia edilmesi

karşısında bu örgütlü yapı içinde yer alan kişilerin yurt dışına kaçması ve

yurt dışında barınmasının diğer şüphelilere göre daha kolay olacağı açıktır.

62. Öte yandan emniyet teşkilatında komiser yardımcısı olan

başvurucunun delilleri etkileme ve değiştirme imkânının diğer kişilere göre

daha fazla olduğu da kabul edilmesi gereken bir nedendir.

63. Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andaki genel

koşullar ve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile İstanbul 5.

Sulh Ceza Hâkimliği tarafından verilen kararın içeriği birlikte

değerlendirildiğinde başvurucu yönünden özellikle delilleri etkileme ihtimaline

ve -suçun ağırlığına atfen- kaçma şüphesine ilişkin tutuklama nedenlerinin

olgusal temellerinin olduğu söylenebilir.

64. Öte yandan başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü

olup olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın

13. ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm

özellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım

(2), § 151).

65. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkate

alındığında İstanbul 5. Sulh Ceza Hâkimliğinin isnat edilen suç için öngörülen

yaptırımın ağırlığını da gözönünde tutarak başvurucu

hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve adli kontrol

uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varmasının keyfî ve temelsiz olduğu

söylenemez.

66. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklanmasının hukuki

olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan

başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

2. Sulh Ceza Hâkimliklerinin

Doğal Hâkim, Bağımsız ve Tarafsız Hâkim İlkelerine Aykırı Olduğuna İlişkin

İddia

a. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

67. Başvurucu; tutuklama kararı veren sulh ceza hâkimliklerinin doğal hâkim ilkesine aykırı olduğunu,

ayrıca hakkındaki soruşturmanın başlatılması, bu süreçte yapılan yasal

düzenlemeler, kurulan sulh ceza hâkimliklerine yapılan hâkim atamaları ve

siyasi söylemler nedeniyle bu hâkimliklerin bağımsız ve tarafsız olmadıkları

yönünde yeterli kuşkunun mevcut olduğunu iddia etmiştir.

68. Başvurucu ayrıca tutuklama kararına karşı, belli bir amaç

için kuruldukları yönünde çok sayıda emare bulunan sulh ceza hâkimliklerine

başvurulmasına mecbur ve üst dereceli mahkeme tarafından tutukluluk hâlinin

değerlendirilmesi imkânından yoksun bırakıldığını belirterek adil yargılanma

ile kişi hürriyeti ve güvenliği haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

69. Bakanlık görüşünde özetle doğal hâkim ilkesinin katı bir

şekilde yargılamaya konu olaylardan önce kurulmuş mahkeme olarak yorumlanması

durumunda her yeni kurulan mahkemenin, kaçınılmaz olarak, kurulduğu tarihe

kadar meydana gelen adli olayların zamanaşımı süresince doğal hâkim ilkesine

aykırı olacağı, doğal hâkim ilkesi açısından asıl önemli olanın somut olaydan

sonra salt o olaya özgü olağanüstü mahkemelerin kurulmaması olduğu, yapılan

kanun değişikliğinin gerekçesinden tüm ülke çapında koruma tedbirleri

bakımından uzmanlaşma ve standardizasyonu sağlama maksadıyla bu hâkimliklerin

kurulduğunun anlaşıldığı, atanan hâkimlerin Hâkimler ve Savcılar Kurulu

tarafından kariyer, ehliyet ve liyakatleri gözetilerek atandığı belirtilmiştir.

b. Değerlendirme

70. Anayasa Mahkemesince sulh ceza hâkimliklerinin doğal hâkim

güvencesini sağlamadıkları, tarafsız ve bağımsız mahkeme olmadıkları ve

tutukluluğa itirazın bu yargı mercilerince karara bağlanmasının hürriyetten

yoksun bırakılmaya karşı etkili bir itirazda bulunmayı imkânsız hâle

getirdiğine ilişkin iddialar birçok kararda incelenmiş; bu kararlarda sulh ceza

hâkimliklerinin yapısal özellikleri dikkate alınarak söz konusu iddiaların

açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varılmıştır (Hikmet Kopar ve diğerleri, §§ 101-115; Mehmet Baransu (2), B. No: 2015/7231,

17/5/2016, §§ 64-78, 94-97).

71. Somut başvuruda, aynı mahiyetteki iddialara ilişkin olarak

anılan kararlarda varılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum

bulunmamaktadır.

72. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun sulh ceza

hâkimliklerinin doğal hâkim, bağımsız ve tarafsız hâkim ilkelerine aykırı

olduğu iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan

başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Kanun hükümlerinin iptali istemlerinin konu bakımından yetkisizlik nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Masumiyet karinesinin ihlal edilmesi dolayısıyla adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin diğer

iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş

olması nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Tutuklamanın hukuki olmaması dolayısıyla kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

5. Sulh ceza hâkimliklerinin doğal hâkim, bağımsız ve tarafsız

hâkim ilkelerine aykırı olması dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

21/2/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Recep

KÖMÜRCÜ

M. Emin KUZ

Rıdvan GÜLEÇ

Yıldız

SEFERİNOĞLU

Raportör

:

Ömer MENCİK

Başvurucu

:

Ahmet ÖZDİL

Vekili

:

Av. Deniz

ATMACA

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2015/34, 21 Şubat 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. B. No: 2014/14061, 8/4/2015, §§ 36-47
  8. V. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Kanun Hükümlerinin
  10. B. Adil Yargılanma
  11. C. Kişi Hürriyeti ve
  12. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  13. Yıldırım
  14. Kömürcü
  15. M. Emin KUZ
  16. Seferinoğlu
  17. Atmaca
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2015/34
Tarih
21 Şubat 2019

İlgili Kararlar

  • İdris Yakut Başvurusu (B. No: 2014/10709)
  • Abdulbaki Bozkurt ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/3239)
  • Kerem Elmas Başvurusu (B. No: 2015/5465)
  • Mecail Özel Başvurusu (B. No: 2015/480)
  • Fatih Saraman Başvurusu (B. No: 2014/7256)
  • Beste Güler Aslan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/9669)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.