İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ahmet Tomak Başvurusu (B. No: 2016/74138)

1. Başvuru ceza soruşturması sırasında mal varlığına el konulması

Başvuru No2016/74138Tarih12 Kasım 2019Okuma29 dk · 5.733 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Ahmet Tomak Başvurusu

Karar tarihi
12 Kasım 2019
Başvuru Numarası
2016/74138
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.733 kelime·29 dk okuma·21 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru ceza soruşturması sırasında mal varlığına el konulması

nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 1/12/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca, başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar

verilmiştir.

5. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

6. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

8. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

9. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

A. Başvuru Tarihine Kadar

Yaşanan Gelişmeler

10. Türkiye 15 Temmuz 2016 gecesi silahlı bir darbe teşebbüsüyle

karşı karşıya kalmış ve Bakanlar Kurulu tarafından ülke genelinde 21/7/2016

tarihinden itibaren doksan gün süreyle olağanüstü hâl (OHAL) ilan edilmesine

karar verilmiştir. OHAL 19/7/2018 tarihinde son bulmuştur. Darbe teşebbüsüne

ilişkin süreç, OHAL ilanı, OHAL döneminin gerektirdiği tedbirlere ilişkin

detaylı açıklamalar Anayasa Mahkemesinin Aydın

Yavuz ve diğerleri ([GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-20,

47-66) kararında yer almaktadır.

11. Başvurucu Körfez İlçe Emniyet Müdürlüğünde polis memuru

olarak görev yapmakta iken 18/7/2016 tarihinde İçişleri Bakanlığınca açığa

alınmıştır.

12. Başvurucu 15 Temmuz 2016 tarihli darbe teşebbüsü sonrasında anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs suçunu

işlediği şüphesiyle Gölbaşı Cumhuriyet Başsavcılığınca 26/7/2016 tarihinde

gözaltına alınmış olup evinde yapılan aramada başvurucunun cep telefonuna ve

tablet bilgisayarına el konulmuştur. Başvurucu 28/7/2016 tarihinde Körfez Sulh

Ceza Hâkimliğince yurt dışına çıkış yasağı yönünde adli kontrol tedbiri

uygulanmak suretiyle serbest bırakılmıştır.

13. Başvurucu 19/8/2016 tarihinde yeniden gözaltına alınmış ve silahlı terör örgütüne üye olma suçundan

tutuklanması talebiyle sorguya sevk edilmiştir. Yapılan sorgu neticesinde

Kocaeli 2. Sulh Ceza Hâkimliğince başvurucunun isnat edilen suçtan

tutuklanmasına karar verilmiştir.

14. Başvurucu 1/9/2016 tarihli ve 29818 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 672 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında

Kamu Personeline İlişkin Alınan Tedbirlere Dair Kanun Hükmünde Kararname (672

sayılı KHK) ile meslekten çıkarılmıştır.

15. Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığı 2/9/2016 tarihinde, silahlı terör örgütüne üye olma ile cebir ve şiddet kullanarak anayasal düzeni ortadan

kaldırmaya teşebbüs suçlarından haklarında soruşturma yürütülen

başvurucu dâhil bazı şüphelilerin mal varlığı hakkında elkoyma

tedbiri uygulanmasını talep etmiştir.

16. Talebi kabul eden Kocaeli 1. Sulh Ceza Hâkimliğince 5/9/2016

tarihinde; başvurucu ile diğer şüphelilerin taşınmazları, hak ve alacakları ile

vadeli ve vadesiz mevduat hesapları, maaşlı çalışanların ise maaş hesaplarına

son aldıkları maaşları kadar paranın aylık harcamalar için kullanılmak üzere o

ay içerisinde çekilmesine izin verildikten sonra arta kalan tutar üzerine elkoyma tedbiri uygulanmasına karar verilmiştir. Kararda,

4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 128. maddesi ile

27/7/2016 tarihli ve 29783 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanan 668 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler ile

Bazı Kurum ve Kuruluşlara Dair Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde

Kararname'nin (668 sayılı KHK) 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (ı) bendi

dayanak olarak gösterilmiştir. Hâkimlik ayrıca şüphelilerin maaş hesabının

olmaması veya maaş ödemesinin sona ermiş olması hâlinde kendisi ve ailesinin

yaşamsal ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için varsa bir veya birden fazla banka

hesabından aylık toplam tutarı 3.500 TL'yi aşmamak kaydıyla ödeme yapılmasına

izin vermiştir.

17. Kararın gerekçesinde, terörle mücadelenin etkin bir biçimde

sürdürülebilmesi için bazı ivedi tedbirlerin alınmasının zorunluluğuna işaret

edilmiştir. Bu bağlamda Fetullahçı Terör Örgütü

ve/veya Paralel Devlet Yapılanması'nın (FETÖ/PDY) yurt

içinde ve yurt dışında finans kaynağı ve büyük bir mali güce sahip olduğu

belirtilerek bu mal varlığıyla terör örgütünün finanse edildiği vurgulanmıştır.

Kararda, taşınmaz ve ulaşım araçları yönünden elkoyma

tedbirinin uygulanması için 17/9/2016 tarihli 29804 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 671 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında

Bazı Kurum ve Kuruluşlara İlişkin Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde

Kararname'nin (671 sayılı KHK) 31. maddesine göre kuvvetli suç şüphesinin

aranmadığını, diğer mal varlığı yönünden ise şüpheliler tarafından atılı suçun

işlendiğine ve suçtan elde edilmiş olduklarına dair kuvvetli suç şüphesinin

mevcut olduğunu gösterir bazı somut delillere rastlanılmış olduğu

belirtilmiştir. Hâkimliğe göre örgütün daha çözülemeyen karmaşık yapısı,

organizasyon beceri ve yapısı dikkate alındığında uygulanan tedbir ölçülülük

ilkesine de aykırı değildir.

18. Başvurucu 31/10/2016 tarihinde karara itiraz etmiş, aynı

Hâkimlik 14/11/2016 tarihinde aynı gerekçelerle itirazı reddetmiştir.

19. Bu karar başvurucuya 22/11/2016 tarihinde tebliğ edilmiştir.

20. Başvurucu 1/12/2016 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

B. Başvuru Tarihinden

Sonra Yaşanan Gelişmeler

21. Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığının 19/1/2017 tarihli

iddianamesiyle başvurucunun silahlı terör

örgütüne üye olma suçundan 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk

Ceza Kanunu'nun 314. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile 12/4/1991 tarihli ve

3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 5. maddesinin birinci fıkrası uyarınca

cezalandırılması kamu adına iddia ve talep olunmuştur. İddianamede,

başvurucunun Bylock

kullanmak suretiyle örgütün gizli, kriptolu iletişim ağına dâhil olduğu ve bu

örgütle üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut

irtibatı olduğu gerekçesiyle meslekten çıkarıldığı belirtilmiştir. Başvurucunun

evinde yapılan aramada ise herhangi bir suç unsuruna rastlanılmadığı, bununla

birlikte elde edilen dijital materyallerin kolluk görevlilerince incelenmekte

olduğu açıklanmıştır. Bu açıklamalar çerçevesinde şüphelinin, FETÖ/PDY'nin kuruluş amaçlarını, faaliyet ve eylemlerini

benimseyerek gönüllü olarak örgüt hiyerarşisine dâhil olmayı tercih ettiği ve

bu şekilde örgütle bağ kurarak sürekli, çeşitli ve yoğun faaliyette bulunduğu

belirtilmiştir.

22. İddianame dosyanın tevzi edildiği Kocaeli 4. Ağır Ceza

Mahkemesince kabul edilerek kovuşturmaya başlanmıştır. Mahkeme 30/3/2017

tarihinde başvurucunun atılı suçtan serbest bırakılmasına karar vermiştir.

23. Mahkeme 30/3/2017 tarihinde başvurucunun üzerine atılı silahlı terör örgütüne üye olma suçunu

işlediği gerekçesiyle 5237 sayılı Kanun'un 314. maddesinin (2) numaralı fıkrası

uyarınca 5 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, 3713 sayılı Kanun'un 5. maddesinin

birinci fıkrası uyarınca cezasının takdiren 1/2

oranında artırım yapmış, bu defa 5237 sayılı Kanun'un 62. maddesine göre

başvurucunun sabıkasız oluşu ve duruşmadaki iyi hâli nedeniyle 1/6 oranında

indirim yapmış, sonuç olarak başvurucunun 6 yıl 3 ay hapis cezası ile

mahkûmiyetine karar vermiştir. Mahkeme yurt dışına çıkış yasağı koymuş ve

başvurucunun atılı suçtan serbest bırakılmasına karar vermiştir.

24. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"...Sanık Ahmet TOMAK' ın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi ve yöneticilerinin

kendi aralarındaki gizli yazışmaları yapmak adına kullandıkları bylock isimli programı 0505 ... numaralı hat üzerinden

kullandığı iddiasıyla silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan hakkında

soruşturma yapılmışolduğu, sanığın üzerine atılı suçu

kabul etmeyerek,505 ... nolu telefon hattını 13

yıldır kullandığını belirtmiş ise de; dosyada yer alan ve sonuncusu 14.02.2017

tarihinde yapılan bylock sorgulama raporlarından

görüldüğü üzere sanığınkullandığını beyan ettiği 0505

... nolu hat üzerinden, .... imei

numaralı cihaz üzerinden bylock adlı iletişim proğramını kullanarak örgüt içi iletişime dahil olduğu, her

ne kadar sanığa ait dijital materyallere el konulduğu ve incelemeye alındığı

belirtilmişse dedosyada yer alan bylock

sorgulama raporlarına göre bylock kullanıldığı tespit

edilen cihazın... imei nolu

cihaz olduğu, söz konusu imei nolu

cihazın ele geçirilemediği dikkate alındığında Siber Suçlarla Mücadele Şube

Müdürlüğünce yapılan inceleme sonucu düzenlenecek raporun yargılamanın esasına

etkili olmadığı dosyanın bu hali ile hüküm kurmaya elverişli olduğu kanaatine

varılmış; tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde sanığın

savunmalarının soyut nitelikte olduğu ve inandırıcı olmadığı kanaatine

varılarak kriptolu haberleşme proğramı olan BYLOCK

uygulamasının münhasıran FETÖ/PDY mensuplarınca kullanıldığı da göz önüne

alındığında, sanığın FETÖ/PDYsilahlı terör örgütünün

hiyerarşik yapısına dahil olduğu ve sözü edilen terör örgütü ile arasında

organik bağ bulunduğu anlaşılmakla sanığın üzerine atılı bulunan suçu

işlediğinin sabit olduğu ve cezalandırılması gerektiği [kanaatine

varılmıştır.]..."

25. Başvurucu karara karşı istinaf talebinde bulunmuş olup

istinaf incelemesi hâlen devam etmektedir.

26. Anayasa Mahkemesince başvurucunun mal varlığı yönünden

uygulanan tedbirin devam edip etmediği sorulmuş, Mahkeme 25/7/2018 tarihli bir

yazı ile tedbirin devam ettiğini bildirmiştir.

27. Başvurucu 1/12/2016 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

28. 5237 sayılı Kanun'un 314. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

"(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci

bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya

yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası

ile cezalandırılır.

(2)

Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis

cezası verilir. "

29. 3713 sayılı Kanun'un 5. maddesi şöyledir:

"3 ve 4 üncü maddelerde

yazılı suçları işleyenler hakkında ilgili kanunlara göre tayin edilecek hapis

cezaları veya adlî para cezaları yarı oranında artırılarak hükmolunur. Bu

suretle tayin olunacak cezalarda, gerek o fiil için,

gerek her nevi ceza için muayyen olan cezanın yukarı sınırı aşılabilir. Ancak,

müebbet hapis cezası yerine, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur.

Suçun, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmiş

olması dolayısıyla ilgili maddesinde cezasının artırılması öngörülmüşse; sadece

bu madde hükmüne göre cezada artırım yapılır. Ancak, yapılacak artırım, cezanın

üçte ikisinden az olamaz. "

30. 5271 sayılı Kanun’un 128. maddesi şöyledir:

“Soruşturma

veya kovuşturma konusu suçun işlendiğine ve bu suçlardan elde edildiğine dair

somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebebi bulunan hallerde, şüpheli veya

sanığa ait;

a) Taşınmazlara,

b) Kara, deniz veya hava ulaşım araçlarına,

c) Banka veya diğer malî kurumlardaki her

türlü hesaba,

d) Gerçek veya tüzel kişiler nezdindeki her

türlü hak ve alacaklara,

e) Kıymetli evraka,

f) Ortağı bulunduğu şirketteki ortaklık

paylarına,

g) Kiralık kasa mevcutlarına,

h) Diğer malvarlığı değerlerine,

Elkonulabilir. Somut olarak belirlenen Bu taşınmaz, hak,

alacak ve diğer malvarlığı değerlerinin şüpheli veya sanıktan başka bir kişinin

zilyetliğinde bulunması halinde dahi, elkoyma işlemi

yapılabilir. (Ek cümle: 21/2/2014 – 6526/10 md.) Bu

madde kapsamında elkoyma kararı alınabilmesi için

ilgisine göre Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, Sermaye Piyasası

Kurulu, Mali Suçları Araştırma Kurulu, Hazine Müsteşarlığı ve Kamu Gözetimi,

Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumundan, suçtan elde edilen değere ilişkin

rapor alınır. Bu rapor en geç üç ay içinde hazırlanır. Özel sebepler zorunlu

kıldığında bu süre talep üzerine iki ay daha uzatılabilir.

(2)

Birinci fıkra hükmü;

a) Türk Ceza Kanununda

tanımlanan;

…

18. (Değişik: 2/12/2014-6572/41 md.) Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar

(madde 309, 311, 312, 313, 314, 315, 316),

...

(3)

Taşınmaza elkonulması kararı, tapu kütüğüne şerh

verilmek suretiyle icra edilir.

(4)

Kara, deniz ve hava ulaşım araçları hakkında verilen elkoyma

kararı, bu araçların kayıtlı bulunduğu sicile şerh verilmek suretiyle icra

olunur.

(5)

Banka veya diğer malî kurumlardaki her türlü hesaba elkonulması

kararı, teknik iletişim araçlarıyla ilgili banka veya malî kuruma derhâl

bildirilerek icra olunur. Söz konusu karar, ilgili banka veya malî kuruma

ayrıca tebliğ edilir. Elkoyma kararı alındıktan

sonra, hesaplar üzerinde yapılan bu kararı etkisiz kılmaya yönelik işlemler

geçersizdir.

...

(7) Hak

ve alacaklara elkoyma kararı, ilgili gerçek veya

tüzel kişiye teknik iletişim araçlarıyla derhâl bildirilerek icra olunur. Söz

konusu karar, ilgili gerçek veya tüzel kişiye ayrıca tebliğ edilir.

...”

31. 5271 sayılı Kanun'un 267. maddesi şöyledir:

"Hâkim kararları ile kanunun gösterdiği

hâllerde, mahkeme kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir."

32. 5271 sayılı Kanun'un 268. maddesi şöyledir:

"(1) Hâkim veya mahkeme kararına karşı

itiraz, kanunun ayrıca hüküm koymadığı hâllerde 35 inci maddeye göre

ilgililerin kararı öğrendiği günden itibaren yedi gün içinde kararı veren

mercie verilecek bir dilekçe veya tutanağa geçirilmek koşulu ile zabıt kâtibine

beyanda bulunmak suretiyle yapılır. Tutanakla tespit edilen beyanı ve imzayı

mahkeme başkanı veya hâkim onaylar. 263 üncü madde

hükmü saklıdır.

(2)

Kararına itiraz edilen hâkim veya mahkeme, itirazı yerinde görürse kararını

düzeltir; yerinde görmezse en çok üç gün içinde, itirazı incelemeye yetkili

olan mercie gönderir.

(3)

İtirazı incelemeye yetkili merciler aşağıda gösterilmiştir:

a) (Değişik: 18/6/2014-6545/74 md.) Sulh ceza hâkimliği kararlarına yapılan itirazların

incelenmesi, o yerde birden fazla sulh ceza hâkimliğinin bulunması hâlinde,

numara olarak kendisini izleyen hâkimliğe; son numaralı hâkimlik için bir

numaralı hâkimliğe; ağır ceza mahkemesinin bulunmadığı yerlerde tek sulh ceza

hâkimliği varsa, yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesinin

bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine; ağır ceza mahkemesinin bulunduğu

yerlerde tek sulh ceza hâkimliği varsa, en yakın ağır ceza mahkemesinin

bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine aittir.

..."

33. 668 sayılı KHK'nın 3. maddesinin 1 numaralı fıkrasının

ilgili kısımları şöyledir:

"26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü,

Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar, 12/4/1991 tarihli ve

3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar ve toplu işlenen

suçlar bakımından, olağanüstü halin devamı süresince;

...

(ı)

5271 sayılı Kanunun 128 inci maddesi uyarınca yapılacak elkoymaya,

maddenin birinci fıkrasında belirtilen rapor alınmadan, sulh ceza hâkimliğince

karar verilebilir. Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısı da elkoymaya karar verebilir. Hâkim kararı olmaksızın yapılan elkoyma işlemi, beş gün içinde görevli hâkimin onayına sunulur.

Hâkim, kararını elkoymadan itibaren on gün içinde

açıklar; aksi halde elkoyma kendiliğinden kalkar.

..."

34. 671 sayılı KHK'nın 31. maddesiyle 3713 sayılı Kanun'a 20.

maddesinden sonra gelmek üzere eklenen 20/A maddesi şöyledir:

"Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap

Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan

suçlar ve bu Kanun kapsamına giren suçlar nedeniyle gerçek veya tüzel kişiler

ile kamu kurum ve kuruluşlarının uğradığı zararların tazmini amacıyla,

soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcısının talebi üzerine sulh ceza hâkimi,

kovuşturma aşamasında mahkeme tarafından, şüpheli veya sanıklara ait

taşınmazların veya kara, deniz ya da hava ulaşım araçlarının devir ve temlikini

veya bunlarla ilgili hak tesisini önlemek ya da tasarruf yetkisini kısıtlamak

için şerh düşülmesine karar verilebilir. Taşınmazlarla ilgili karar tapu

kütüğüne; kara, deniz ve hava ulaşım araçlarıyla ilgili karar ise bu araçların

kayıtlı bulunduğu sicile şerh verilmek suretiyle icra olunur. Kovuşturmaya yer

olmadığına dair kararın kesinleşmesi halinde veya şerhin konulduğu tarihten

itibaren bir yıl içinde, şerhin devamı yönünde hukuk mahkemesinden verilmiş

ihtiyati haciz veya ihtiyati tedbir kararı ibraz edilmediği takdirde şerh

kendiliğinden terkin edilir."

B. Uluslararası Hukuk

35. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu

Protokol'ün "Mülkiyetin korunması"

kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:

"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk

dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak

kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun

genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin

kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da

başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli

gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel

getirmez."

36. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), suç isnadına bağlı

olarak yapılan elkoyma işlemlerini Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesi kapsamında

değerlendirmektedir. AİHM'e göre kamu makamlarınca

kişilerin mülküne el konulması mülkiyet hakkına müdahale teşkil etmektedir.

AİHM, bu suretle yapılan müdahalenin mülkiyetin kullanılmasının kontrolüne

ilişkin üçüncü kural çerçevesinde incelenmesi gerektiği görüşündedir (Raimondo/İtalya, B. No: 12954/87, 22/2/1994, § 27;

Andrews/Birleşik Krallık (k.k.),

B. No: 49584/99, 26/9/2002; Adamczyk/Polonya (k.k.),

B. No: 28551/04, 7/11/2006; JGK Statyba Ltd ve Guselnikovas/Litvanya, B. No: 3330/12,

5/11/2013, § 117). Buna göre elkoyma işlemiyle

başvurucu, mülkünden tamamıyla yoksun bırakılmamakta; başvurucunun mülkünden

yararlanması veya tasarrufta bulunması geçici olarak sınırlandırılmaktadır.

AİHM ayrıca elkoyma işleminin -kimi durumlarda-

muhtemel bir müsadere kararının uygulanmasını güvence altına almaya yönelik

olarak geçici bir tedbir şeklinde uygulandığına da dikkat çekmektedir (Rafig Aliyev/Azerbaycan, B. No: 45875/06,

6/12/2011, § 118).

37. AİHM, elkoyma yoluyla yapılan

müdahalenin öncelikle iç hukukta yeterli bir temelinin olması ve kamu yararına

dayalı meşru bir amacı içermesi gerektiğini kabul etmektedir (Ali Esen/Türkiye, B. No: 74522/01,

24/7/2007, § 32). Nitekim Viktor Konovalov/Rusya (B.

No: 43626/02, 24/5/2007) kararında, iç hukukta bu konuda bir düzenleme

bulunmadığı hâlde el konulan aracın nihai karar beklenmeden satılması suretiyle

mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin Sözleşme'ye ek 1

No.lu Protokol'ün 1. maddesi anlamında hukuka dayalı olma gerekliliğini

karşılamadığı sonucuna varılmıştır (Viktor Konovalov/Rusya, §§ 38-47).

Bununla birlikte AİHM, elkoyma yönünden kamu

makamlarının geniş bir takdir yetkisi olduğunu kabul etmektedir (Džinić/Hırvatistan, B. No: 38359/13, 17/5/2016,

§ 68). AİHM ayrıca, muhtemel bir müsadere için elkoyma

tedbirinin uygulanmasının kamu yararına dayalı olup meşru bir amacı da

içerdiğini sıklıkla içtihatlarında belirtmektedir (Borzhonov/Rusya, B. No: 18274/04, 22/1/2009, § 58; East West Alliance

Limited/Ukrayna, B. No: 19336/04, 23/1/2014, § 187).

38. AİHM'e göre mülkün kamu yararına

kullanılmasının kontrolü kapsamında mülke el konulması hususunda devletlerin

geniş bir takdir yetkisi bulunmakla birlikte bu yetkinin tanınması, kişilerin

mülkünden geçici süreyle de olsa yoksun bırakılması gibi ağır bir sonuca da yol

açmaktadır.Bu nedenle

başvurucunun mülkiyet hakkına elkoyma suretiyle

yapılan müdahalenin keyfî veya öngörülemez olmaması için usule ilişkin bazı

güvenceler öngörülmelidir. AİHM, özellikle elkoyma ve

müsadere yoluyla yapılan müdahaleler yönünden verdiği kararlarında keyfî

müdahalelerden korunmak amacıyla mülkiyet hakkına müdahale teşkil eden bu

önlemlerin kanun dışı veya keyfî ya da makul olmayan şekilde uygulandığına

ilişkin savunma ve itirazlarını sorumlu makamlar önünde etkin bir biçimde

ortaya koyabilme olanağının kişilere tanınması güvencesinin sağlanması

gerektiğini belirtmektedir. Bu değerlendirme ise uygulanan sürecin bütününe

bakılarak yapılmalıdır (AGOSI/Birleşik

Krallık, B. No: 9118/80, 24/10/1986, § 60; Saccoccia/Avusturya, B. No: 69917/01, 18/12/2008,§

89; elkoyma ile ilgili kararlar için bkz. Džinić/Hırvatistan, § 68; Borzhonov/Rusya, §§ 60, 61).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

39. Mahkemenin 12/11/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Adli Yardım Talebi

Yönünden

40.Başvurucu bireysel başvuru harç ve masraflarını karşılayacak

geliri olmadığını beyan ederek adli yardım talebinde bulunmuştur.

41. Anayasa Mahkemesinin Mehmet

Şerif Ay (B. No: 2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkeler

dikkate alınarak geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin yargılama

giderlerini ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun açıkça

dayanaktan yoksun olmayan adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi

gerekir.

B. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

42. Başvurucu mal varlığı hakkında kanuna aykırı olarak elkoyma tedbiri uygulandığından yakınmaktadır. Başvurucu

Anayasa'nın öngördüğü güvencelere uyulmadan mal varlığı hakkında elkoyma tedbiri uygulanmasına karar verildiğini belirterek

özel hayata saygı, etkili başvuru ile mülkiyet haklarının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

43. Bakanlık görüşünde 5271 sayılı Kanun'un 141. ve devamı

maddelerinde öngörülen başvuru yolunun tüketilip tüketilmediği ve başvurunun

kabul edilebilirliği yönünden inceleme yapılıp yapılmamasının Anayasa

Mahkemesinin takdirinde olduğu bildirilmiştir.

C. Değerlendirme

44. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa’nın

35. maddesi şöyledir:

“Herkes,

mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz.”

45. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu aynı iddialarla özel hayata saygı

ve etkili başvuru hakkının da ihlal edildiğini ileri sürmektedir. Ancak başvurucunun

mal varlığı hakkında elkoyma tedbirinin uygulanmasına

ilişkin şikâyeti esas itibarıyla mülkiyet hakkını ilgilendirdiğinden,

başvurucunun söz konusu ihlal iddialarının mülkiyet hakkı bağlamında

incelenmesi uygun görülmüştür.

1. Uygulanabilirlik

Yönünden

46. Anayasa Mahkemesi Aydın

Yavuz ve diğerleri (aynı kararda bkz. §§ 187-191) kararında,

olağanüstü yönetim usullerinin uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin

bireysel başvuruları incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel

hak ve özgürlüklere ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir.

Buna göre olağanüstü bir durumun bulunması ve bunun ilan edilmesinin yanı sıra

bireysel başvuruya konu temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden tedbirin

olağanüstü durumla bağlantılı olması hâlinde inceleme Anayasa'nın 15. maddesi

uyarınca yapılacaktır.

47. 15 Temmuz 2016 tarihinde yaşanan darbe teşebbüsünden sonra

Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 21/7/2016 tarihinde OHAL

ilan edilmesine karar vermiş, daha sonra da OHAL birçok kez uzatılmıştır. OHAL

ilanı nedenlerinin başında darbe teşebbüsü gelmektedir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 224, 226).

OHAL ilanı ile darbe teşebbüsünden kaynaklanan tehlikenin yanı sıra bu

teşebbüsün arkasında olduğu değerlendirilen FETÖ/PDY'den

kaynaklanan tehdit ve tehlikenin de bertaraf edilmesinin amaçlandığı

görülmektedir (Aydın Yavuz ve diğerleri,

§§ 48, 229). Nitekim darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanmanın FETÖ/PDY

olduğuna ilişkin kamu makamlarınca ve soruşturma mercilerince yapılan

değerlendirmeler olgusal temellere dayanmaktadır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 216).

48. Başvurucunun mal varlığı hakkında elkoyma

tedbirinin uygulandığı tarihte Türkiye'de OHAL yönetim usulü yürürlüktedir. Elkoyma kararında, başvurucunun darbe teşebbüsünün

arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY üyesi olduğu ileri sürülmüştür (bkz. § 15). Dolayısıyla başvurucunun şikâyet ettiği tedbire dayanak olan

suçlamanın OHAL ilanını gerekli kılan olaylarla ilgili olduğu görülmektedir.

49. Bu itibarla OHAL ilanına sebebiyet veren olaylar kapsamında

bir suç isnadına bağlı olarak uygulanan elkoyma

tedbirinin hukuki olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi

kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle söz konusu tedbirin

başta Anayasa'nın 13. ve 35. maddeleri olmak üzere diğer maddelerinde yer alan

güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek, aykırılık saptanması hâlinde

ise Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp kılmadığı

değerlendirilecektir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 193-195,

242).

2. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

50. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan

mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

3. Esas Yönünden

a. Mülkün Varlığı

51. Başvuruya konu tedbir kararının uygulandığı mal varlığı

değerleri yönünden mülkün mevcut

olduğunda kuşku bulunmamaktadır.

b. Müdahalenin Varlığı ve

Türü

52. Malikin, mülkünü kullanma, semerelerinden yararlanma ve

mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden herhangi birinin sınırlanması,

mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder (Recep

Tarhan ve Afife Tarhan, B. No: 2014/1546, 2/2/2017, § 53). Anayasa

Mahkemesi daha önce bir suç isnadına bağlı olarak uygulanan elkoyma

tedbirinin, mülkten geçici süreyle de olsa yoksun bırakma sonucuna yol

açmasından dolayı mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiğini kabul etmiştir (Hanife Ensaroğlu,

B. No: 2014/14195, 20/9/2017, § 52). Somut olayda başvurucunun mal varlığı

değerleri yönünden bir ceza soruşturması sürecinde suçtan elde edildiği

şüphesiyle ve muhtemel bir müsadereyi güvence altına almak için el konulmuştur.

Bu durumda müdahalenin belirtilen amacı da gözetildiğinde mülkiyetin kamu

yararına kullanımının düzenlenmesine ilişkin üçüncü kural çerçevesinde

incelenmesi gerekmektedir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hanife Ensaroğlu,

§ 52; Onur Tur Uluslararası Nakliyat Ltd.

Şti., B. No: 2015/947, 15/11/2018, § 52; Yeter Deri Tekstil Sanayi ve Ticaret A.Ş., B. No: 2015/8867,

21/2/2019, § 55).

c. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

53. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

54. Anayasa’nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyet hakkına

yönelik müdahalenin Anayasa'ya uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna

dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması

gerekmektedir(Recep

Tarhan ve Afife Tarhan, § 62).

i. Kanunilik

55. Mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde ilk incelenmesi

gereken ölçüt kanuna dayalı olma ölçütüdür. Bu ölçütün sağlanmadığı tespit

edildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet hakkının

ihlal edildiği sonucuna varılacaktır. Müdahalenin kanuna dayalı olması,

müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir, belirli ve öngörülebilir kanun

hükümlerinin bulunmasını gerektirmektedir (Türkiye

İş Bankası A.Ş. [GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44; Ford Motor Company,

B. No: 2014/13518, 26/10/2017, § 49; Necmiye

Çiftçi ve diğerleri, B. No: 2013/1301, 30/12/2014, § 55).

56. Somut olayda başvurucunun mal varlığına ilişkin olarak 5271

sayılı Kanun'un 128. maddesi ve 668 sayılı KHK'nın 3. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının (ı) bendi hükümlerine göre elkoyma tedbiri

uygulanmıştır. Bununla birlikte başvurucunun cezalandırılması talebiyle açılan

davada yapılan yargılama neticesinde Ağır Ceza Mahkemesince verilen mahkûmiyete

ilişkin kararda el konulan mal varlığı değerleri ile ilgili herhangi bir hükme

yer verilmemiştir. Ancak Ağır Ceza Mahkemesi tedbirin devam ettiğini

bildirmiştir. Diğer taraftan başvurucunun elkoyma

kararına karşı yaptığı itirazının ise yine elkoyma

kararını veren mercii tarafından incelenerek reddedildiği görülmektedir.

Anayasa Mahkemesi tedbirin konulması ile ilgili kanuni bir dayanağın mevcut

olduğunu tespit etmekle birlikte tedbirin devamı ve tedbire itiraz sürecine

ilişkin belirtilen meseleleri müdahalenin ölçülülüğü bağlamında inceleyerek

sonuca varacaktır.

ii. Meşru Amaç

57. Elkoyma tedbirinin uygulanmasının,

suçla mücadele çerçevesinde yeni suçların işlenmesinin önlenmesi,

caydırıcılığın sağlanması ve muhtemel bir müsaderenin güvence altına alınması

gibi kamu yararına dayalı meşru bir amacının bulunduğu açıktır (benzer yöndeki

değerlendirmeler için bkz. Yeter Deri

Tekstil Sanayi ve Ticaret A.Ş., § 61).

iii. Ölçülülük

58. Ölçülülük ilkesi elverişlilik,

gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden

oluşmaktadır. Elverişlilik

öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli

olmasını, gereklilik ulaşılmak

istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif

bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile

ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini

ifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53,

27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016, § 18; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, §

38).

59. Buna göre mülkiyet hakkını sınırlandıran bir tedbirin

uygulanmasının Anayasa'nın 13. ve 35. maddelerine göre ölçülü olabilmesi için bu

tedbirin öngörülen kamu yararı amacını gerçekleştirmeye elverişli olması ve bu

tedbirin uygulanması dışında aynı amacı gerçekleştirmeye yarar daha elverişli

başka bir aracın da bulunmaması gerekmektedir. Suçla mücadele alanında hangi

tedbirlerin gerekli olup olmadığının değerlendirilmesi öncelikli olarak ilgili

kamu makamlarının yetkisindedir. Bu alanda ne gibi tedbirlerin alınması

gerektiği hakkında sorumlu ve yetkili merciler daha isabetli karar verebilecek

konumdadır. Bu nedenle hangi tedbirin uygulanacağının belirlenmesi hususunda

idarelerin belli ölçüde takdir yetkisi bulunmaktadır. Ne var ki seçilen aracın

gerekliliğine ilişkin olarak idarelerin sahip olduğu takdir yetkisi sınırsız

değildir. Tercih edilen aracın müdahaleyi ulaşılmak istenen amaca nazaran bariz

bir biçimde ağırlaştırması durumunda Anayasa Mahkemesince müdahalenin gerekli

olmadığı sonucuna ulaşılması mümkündür. Ancak Anayasa Mahkemesinin bu kapsamda

yapacağı denetim, seçilen aracın isabet derecesine yönelik olmayıp hak ve

özgürlükler üzerinde oluşturduğu müdahalenin ağırlığına dönüktür (benzer

yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hamdi

Akın İpek, B. No: 2015/17763, 24/5/2018, § 108; Hanife Ensaroğlu,

§ 67).

60. Orantılılık ilkesi gereği kişilerin mülkiyet hakkının

sınırlandırılması hâlinde elde edilmek istenen kamu yararı ile bireyin hakları

arasında adil bir dengenin kurulması gerekmektedir. Bu adil denge, başvurucunun

şahsi olarak aşırı bir yüke katlandığının tespit edilmesi durumunda bozulmuş

olacaktır. Anayasa Mahkemesi müdahalenin orantılılığını değerlendirirken bir

taraftan ulaşılmak istenen meşru amacın önemini, diğer taraftan da müdahalenin

niteliğini, başvurucunun ve kamu otoritelerinin davranışlarını gözönünde bulundurarak başvurucuya yüklenen külfeti dikkate

alacaktır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Arif Güven, B. No: 2014/13966, 15/2/2017, §§ 58, 60).

61. Anayasa'nın 35. maddesi usule ilişkin açık bir güvenceden

söz etmemektedir. Bununla birlikte mülkiyet hakkının gerçek anlamda

korunabilmesi bakımından bu madde Anayasa Mahkemesinin çeşitli kararlarında da

ifade edildiği üzere mülk sahibine müdahalenin kanun dışı veya keyfî ya da

makul olmayan şekilde uygulandığına ilişkin savunma ve itirazlarını sorumlu

makamlar önünde etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağının tanınması

güvencesini kapsamaktadır. Bu değerlendirme ise uygulanan sürecin bütününe

bakılarak yapılmalıdır (başvurucuya diğer unsurlar yanında ayrıca etkin bir

savunma hakkı tanındığından müdahalenin ölçülü görüldüğü kararlar için bkz. Eyyüp Baran, B. No: 2014/8060, 29/9/2016, §§

75-95; Fatma Çavuşoğlu ve Bilal Çavuşoğlu,

B. No: 2014/5167, 28/9/2016, §§ 74-89. Buna karşılık aynı koşulun yargılama

sürecinde sağlanamaması nedeniyle müdahalenin ölçüsüz görüldüğü kararlar için

bkz. Mahmut Üçüncü, B. No: 2014/1017,

13/7/2016, §§ 79-102; Arif Güven,

§§ 57-72).

62. Ayrıca mülkiyet hakkına müdahaleye yol açan tedbirlerin

keyfî veya öngörülemez biçimde uygulanmaması gerekmektedir. Aksi takdirde

mülkiyet hakkının etkin bir biçimde korunması mümkün olmaz. Bu sebeple kamu

makamlarınca başvurucunun eylemi ile tedbire yol açan kanuna aykırılık arasında

bağlantı olduğunu gösterir makul bir değerlendirme yapılmalıdır. Bu bağlamda elkoyma veya müsadere gibi tedbirler yoluyla mülkiyet

hakkına yapılan müdahalelerin bireyin menfaatleri ile kamunun yararı arasında

olması gereken adil dengeyi bozmaması için suça veya kabahate konu eşyanın

malikinin davranışı ile kanunun ihlali arasında uygun bir illiyet bağının

olması ve iyi niyetli eşya

malikine eşyasını -tehlikeli olmaması kaydıyla- geri kazanabilme olanağının

tanınması veya iyi niyetli malikin bu nedenle oluşan zararının tazmin edilmesi

gerekmektedir (Bekir Yazıcı,

[GK], B. No: 2013/3044, 17/12/2015, §§ 31-80; Hanife

Ensaroğlu, § 66; Hamdi Akın İpek,B. No: 2015/17763, 24/5/2018,

§ 115).

63. Bunun yanında söz konusu tedbir gerek kapsamı gerekse de

süresi itibarıyla orantılı olarak uygulanmalıdır. Kamu yararı amacı

doğrultusunda mülkle ilgili olarak bu ve benzeri tedbirlerin uygulanmasının

zarara yol açması ise kaçınılmazdır. Ancak bu zararın kaçınılmaz olandan ağır

veya aşırı sonuçlara da yol açmaması ya da oluşması durumunda böyle bir zararın

kamu makamlarınca makul bir sürede, uygun yöntem ve vasıtalarla gideriminin sağlanması gerekmektedir. Buna göre kamu

makamlarının kanuna dayalı olarak ve ilgili kamu yararı amacı doğrultusunda

mülkiyet hakkına müdahale teşkil eden tedbirler uygulaması ve bu tedbirlerin

belirli bir süre devam etmesi ancak bireyin mülkiyet hakkının korunmasının

gerekliliklerine uyulduğu takdirde ölçülü görülebilir (Hanife Ensaroğlu,

§ 67).

64. Suçla mücadele bağlamında ihtiyaç duyulan tedbirlerin

alınması ve bu tedbirler kapsamında somut olayda olduğu gibi araçlar üzerinde

belirli bir süreyle hukuki tasarruflarda bulunulmasının sınırlandırılması

bakımından kamu makamlarının geniş bir takdir yetkisi mevcut ise de bu

tedbirlerin uygulanmasının mülk sahibine kaçınılmaz olandan aşırı bir külfet de

yüklememesi gerekmektedir. Bu doğrultuda mülkiyet hakkına yönelik olarak

uygulanan tedbir süreçlerinde kamu makamlarının makul derecede ivedilik ve özen

koşullarına uygun hareket etmeleri beklenir. Diğer bir deyişle tedbiri

uygulayan kamu makamlarının söz konusu tedbirin başvurucunun mülkiyet hakkına

etkilerini de gözetmesi ve ölçüsüz bir müdahaleye yol açmaması gerekmektedir (Onur Tur Uluslararası Nakliyat Ltd. Şti.,

§ 66).

65. Somut olayda öncelikle mülkiyet hakkının korunmasının

gerektirdiği usule ilişkin güvencelerin sağlanıp sağlanmadığı belirlenmelidir.

66. Başvurucunun mal varlığına Kocaeli 1. Sulh Ceza Hâkimliğince

elkoyma tedbiri uygulanmış, başvurucunun karara karşı

yaptığı itiraz ise yine aynı Hâkimlikçe değerlendirilerek reddedilmiştir.

Hâlbuki 5271 sayılı Kanun'un 267. ve 268. maddelerine göre kararına itiraz

edilen Sulh Ceza Hâkimliğinin itirazı yerinde görmemesi durumunda en çok üç gün

içinde, itirazı incelemeye yetkili olan mercie göndereceği hüküm altına

alınmıştır. İtiraz mercii ise 263. maddenin (3) numaralı fıkrasına göre o yerde

birden fazla sulh ceza hâkimliğinin bulunması hâlinde, numara olarak kendisini

izleyen Hâkimlik olarak düzenlenmiştir. Buna karşın somut olayda ise

başvurucunun elkoyma tedbirine karşı yaptığı

itirazının incelenmek kanunda öngörülen merciine gönderilmediği görülmektedir.

Böylelikle başvurucuya kanun ile tanınan bir hukuk yolu önünde söz konusu elkoyma kararının keyfî veya hukuka aykırı olduğunu ileri

sürebilme imkânından yoksun bırakıldığı açıktır.

67. Diğer taraftan silahlı terör örgütüne üye olma suçundan

yürütülen bir ceza soruşturmasında muhtemel bir müsaderenin güvence altına

alınması çerçevesinde elkoyma tedbirinin kanuna

dayalı olarak uygulanması kamu makamlarının takdirindedir. Bununla birlikte

olayda başvurucunun atılı suçtan cezalandırılmasına karar veren Ağır Ceza

Mahkemesi el konulan mal varlığı değerlerinin müsaderesi yönünde bir hüküm

tesis etmemiştir. Mahkeme böyle bir hüküm tesis etmediği gibi söz konusu mal

varlığı değerlerine yönelik tedbirin devamı veya sona erdiği yönünde de bir

karar vermemiş olup Anayasa Mahkemesinin konu hakkındaki yazısı üzerine tedbirin

devam ettiğini bildirmiştir.

68. Dolayısıyla soruşturma ve kovuşturma sürecine bir bütün

olarak bakıldığında müsadere yönünde bir hüküm verilmediği hâlde elkoyma tedbirinin devamına niçin gerek duyulduğu

anlaşılamamaktadır. Mahkeme tedbirin devamının gerekçesini ve kanuni dayanağını

da göstermemiştir.

69. Bu bağlamda 671 sayılı KHK'nın 31. maddesindeki düzenlemeye

de dikkati çekmek gerekir. Bu madde ile başvurucunun üzerine atılı suç gibi

bazı suçlar nedeniyle gerçek veya tüzel kişiler ile kamu kurum ve

kuruluşlarının uğradığı zararların tazmini için elkoyma

tedbirinin uygulanabileceği, ancak şerhin konulduğu tarihten itibaren bir yıl

içinde, şerhin devamı yönünde hukuk mahkemesinden verilmiş ihtiyati haciz veya

ihtiyati tedbir kararı ibraz edilmediği takdirde şerh kendiliğinden terkin

edileceği hüküm altına alınmıştır. Mahkeme bu hükmün olayda uygulanabilir olup

olmadığı yönünde de herhangi bir değerlendirme yapmamıştır.

70. Sonuç olarak başvurucunun hakkında yürütülen ceza

soruşturmasında mal varlığı değerleri yönünden uygulanan tedbire ilişkin olarak

kanunda öngörülen itiraz sürecinin işletilmemesi, müsadere kararı verilmediği

hâlde tedbirin fiilen devam ettirildiği, tedbirin devamı ile ilgili olarak bir

karar verilmediği gibi konu ile ilgili ve yeterli bir gerekçenin de

gösterilmediği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla başvurucunun mülkiyet hakkına

yapılan müdahalenin kanun dışı veya keyfî ya da makul olmayan şekilde

uygulandığına ilişkin savunma ve itirazlarını sorumlu makamlar önünde etkin bir

biçimde ortaya koyabilme olanağının tanınmadığı ve mülkiyet hakkının

gerektirdiği usule ilişkin güvencelerin sağlanmadığı kanaatine varılmıştır. Bu

durumda elkoyma suretiyle yapılan müdahalenin kamu

yararı amacı ile başvurucunun mülkiyet hakkının korunmasının gereklilikleri

arasındaki adil denge başvurucu aleyhine bozulmuştur. Başvurucunun mülkiyet

hakkına yapılan müdahale ölçüsüzdür.

71. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa'nın 35.

maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

4. Anayasa'nın 15. Maddesi Yönünden

72. Anayasa'nın 15. maddesine göre savaş, seferberlik,

sıkıyönetim veya olağanüstü hâllerde temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının

kısmen veya tamamen durdurulabilmesi ve bunlar için Anayasa'nın diğer

maddelerinde öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilmesi mümkündür.

Ancak Anayasa'nın 15. maddesi, bu hususta kamu otoritelerine sınırsız bir yetki

tanımamaktadır. Anayasa'nın diğer maddelerinde öngörülen güvencelere aykırı

tedbirlerin Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında sayılan hak ve

özgürlüklere dokunmaması, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere aykırı

bulunmaması ve durumun gerektirdiği ölçüde olması gerekir. Anayasa Mahkemesince

Anayasa'nın 15. maddesine göre yapılacak inceleme bu ölçütlerle sınırlı

olacaktır. Mahkeme bu incelemenin usul ve esaslarını ortaya koymuştur (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 192-211,

344).

73. Mülkiyet hakkı; savaş, seferberlik, sıkıyönetim ve OHAL gibi

yönetim usullerinin benimsendiği dönemlerde Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci

fıkrasında yer alan dokunulması yasaklanan çekirdek haklar arasında değildir.

Dolayısıyla bu özgürlükler yönünden olağanüstü hâllerde Anayasa'daki

güvencelere aykırı tedbirler alınması mümkündür.

74. Bu kapsamda elkoyma tedbirine

karşı başvurucuya etkin bir biçimde itiraz edebilme olanağının tanınmadığı

tespit edilerek müdahalenin ölçüsüz olduğu sonucuna varılmıştır. Olağanüstü

dönemde söz konusu tedbire yönelik itiraz süreçlerini düzenleyen ilgili kanun

hükümlerini kaldıran veya değiştiren herhangi bir düzenleme yapılmadığı

anlaşıldığından müdahalenin durumun

gerektirdiği ölçüde olduğu söylenemez.

75. Bu itibarla OHAL

döneminde temel hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve

sınırlandırılmasını düzenleyen Anayasa'nın 15. maddesinin, başvurucunun

mülkiyet hakkına yönelik Anayasa'nın 13. ve 35. maddelerinde belirtilen

güvencelere aykırı bu müdahaleyi meşru kılmadığı değerlendirilmiştir.

76. Açıklanan gerekçelerle -Anayasa'nın 15. maddesiyle birlikte

değerlendirildiğinde de- başvurucunun Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına

alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

5. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

77. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesi'nin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1)

Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da

edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir...

(2)

Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili

mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan

hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava

açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

78. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hak ve hürriyetin

ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin, yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle devam eden ihlalin durdurulması, ihlale konu kararın veya işlemin

ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa ihlalin sebep

olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen

diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet

Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, § 55).

79. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilmeden önce ihlalin kaynağının belirlenmesi gerekir. Buna

göre ihlal; idari eylem ve işlemler, yargısal işlemler veya yasama

işlemlerinden kaynaklanabilir. İhlalin kaynağının belirlenmesi uygun giderim

yolunun belirlenebilmesi bakımından önem taşımaktadır (Mehmet Doğan, § 57).

80. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda 6216

sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a)

bendi uyarınca kural olarak ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için

yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye

gönderilmesine hükmedilir (Mehmet Doğan, §

58).

81. Buna göre Anayasa Mahkemesince ihlalin tespit edildiği

hâllerde yargılamanın yenilenmesinin gerekliliği hususundaki takdir derece

mahkemelerine değil ihlalin varlığını tespit eden Anayasa Mahkemesine

bırakılmıştır. Derece mahkemeleri ise Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında

belirttiği doğrultuda ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri

yapmakla yükümlüdür (Mehmet Doğan,

§ 59).

82. Başvurucu, ihlalin tespiti ile manevi tazminata hükmedilmesi

talebinde bulunmuştur.

83. Anayasa Mahkemesi başvurucunun mülkiyet hakkının

korunmasının gerektirdiği usule ilişkin güvencelerin yargı organlarınca

sağlanmaması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır.

Dolayısıyla somut başvuruda ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığı

anlaşılmaktadır.

84. Bu durumda mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için Ağır Ceza Mahkemesince yapılması gereken iş, ihlal

kararındaki tespitleri dikkate alarak tedbirin devamı veya sona erdirilmesi

yönünde konu ile ilgili ve yeterli bir gerekçeyle karar vermekten ibarettir. Bu

sebeple kararın bir örneğinin yapılması gerekenlere hükmedilmesi kapsamında Kocaeli

4. Ağır Ceza Mahkemesine (E.2017/237) gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

85. Diğer taraftan özellikle itiraz sürecinin usulüne uygun

işletilmemesi nedeniyle yol açılan ihlalin bütün sonuçlarının giderilebilmesi

için eski hâle iade kuralı gereğince

başvurucuya uğradığı manevi zararları karşılığında net 5.500 TL manevi tazminat

ödenmesine karar verilmesi gerekir. Başvurucunun adli yardım talebi kabul

edilmiş olup başvuru lehine sonuçlandığından yargılama giderleriyle ilgili bir

karar verilmesine gerek görülmemiştir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için Kocaeli 4. Ağır Ceza Mahkemesine

(E.2017/237) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucuya net 5.500 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

12/11/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Recep

KÖMÜRCÜ

Üyeler

:

Engin

YILDIRIM

Celal Mümtaz

AKINCI

Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Raportör : Özgür DUMAN Başvurucu : Ahmet TOMAK

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2016/74138, 12 Kasım 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Başvuru Tarihine Kadar
  7. B. Başvuru Tarihinden
  8. IV. İlgili Hukuk
  9. A. Ulusal Hukuk
  10. B. Uluslararası Hukuk
  11. V. İnceleme Ve Gerekçe
  12. A. Adli Yardım Talebi
  13. B. Başvurucunun İddiaları
  14. C. Değerlendirme
  15. B. No: 2014/13518, 26/10/2017, § 49; Necmiye
  16. A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL
  17. B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet
  18. C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin
  19. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve
  20. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  21. Kömürcü
  22. Yıldırım
  23. Akıncı
  24. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2016/74138
Tarih
12 Kasım 2019

İlgili Kararlar

  • İbrahim Telli Başvurusu (B. No: 2016/1085)
  • Hatice Yalçınkaya Başvurusu (B. No: 2016/3362)
  • Abdullah İçli Başvurusu (B. No: 2016/22167)
  • Semra Omak Başvurusu (B. No: 2016/78494)
  • Hakan Taşdelen Başvurusu (B. No: 2016/9452)
  • Murat Polat ve Sebahattin Ünlü Başvurusu (B. No: 2014/13254)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.