İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

İbrahim Telli Başvurusu (B. No: 2016/1085)

1. Başvuru; gerçek maluliyet oranı üzerinden tazminata

Başvuru No2016/1085Tarih12 Kasım 2019Okuma13 dk · 2.649 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm İbrahim Telli Başvurusu

Karar tarihi
12 Kasım 2019
Başvuru Numarası
2016/1085
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

2.649 kelime·13 dk okuma·13 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; gerçek maluliyet oranı üzerinden tazminata

hükmedilmemesi sebebiyle kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının, makul sürede yargılama yapılmaması

nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 14/1/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvuruların kabul edilebilirlik incelemesinin

Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvuruların kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

7. Bir mobilya fabrikasında işçi olarak çalışan başvurucu

20/4/2001 tarihinde geçirdiği iş kazası nedeniyle sağ elinden yaralanmış ve

parmakları kopmuştur. Sosyal Güvenlik Kurumu Tedavi Hizmetleri ve Maluliyet

Daire Başkanlığı 19/7/2003 tarihinde maluliyet oranını %16 olarak

belirlemiştir.

8. Başvurucu vekili 29/9/2016 tarihinde anılan iş kazası

nedeniyle oluşan maddi ve manevi zararların tazmini istemiyle dava açmıştır.

Dava dilekçesinde; iş kazası olarak kabul edilmesi gereken olayın, işverenin

işyerinde işçi sağlığı ve güvenliği ile ilgili mevzuatın öngördüğü önlemleri

almaması nedeniyle meydana geldiği, kazanın oluşumunda başvurucunun kusurunun

olmadığı belirtilerek 1.000 TL maddi, 15.000 TL manevi tazminat talep

edilmiştir. Ayrıca maddi tazminat yönünden fazlaya dair taleplerin saklı

tutulduğu vurgulanmıştır.

9. Davalı vekili davaya cevabında; başvurucunun geçirdiği iş

kazası ile ilgili olarak işverenin kusurunun bulunmadığını başvurucunun

kendisine verilen eldiven, gözlük ve buna benzer koruyucu malzemeleri

kullanmayarak kazaya sebebiyet verdiğini, işverenin gereken tüm koruyucu

tedbirleri aldığını beyanla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

10. Kartal 3. İş Mahkemesi nezdinde devam eden yargılama

sırasında alınan 14/5/2007 tarihli rapor ile kazanın gerçekleşmesinde işverenin

%80, başvurucunun ise %20 kusurlu olduğu tespit edilmiştir. 6/10/2007 tarihli

bilirkişi raporunda anılan kusur ve %16 maluliyet oranları üzerinden yapılan

hesapla başvurucu lehine 45.238,10 TL maddi tazminat tespit edilmiştir.

Başvurucu vekili bu rapor doğrultusunda 5/12/2007 tarihinde davayı, maddi

tazminat yönünden ıslah etmiştir. Islah dilekçesinde, dava açılırken fazlaya

dair hakların saklı tutulduğu belirtilerek maddi tazminata dair talep edilen

miktar yükseltilmiştir.

11. Yargılama sürecinde davalı işverenin maluliyet oranına

itiraz etmesi üzerine Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulu 1/7/2008 tarihli

raporu ile maluliyet oranının %33 olduğu ve başvurucunun sürekli bakıma muhtaç

durumda olmadığı ve kontrol muayenesinin gerekmediği tespitleri yapılmıştır.

Davalının anılan maluliyet oranına itiraz etmesi üzerine Adli Tıp Kurumu 3.

Adli Tıp İhtisas Kurulu (ATK) tarafından hazırlanan 2/7/2010 tarihli rapor ile

maluliyet oranı %31,2 olarak belirlenmiştir. Anılan son rapora tarafların

itiraz etmemeleri üzerine, %80 kusur ve %31.2

maluliyet oranlarına göre hazırlanan ek bilirkişi raporu ile başvurucuya

yapılan ödemeler düşüldükten sonra başvurucunun 91.746.51 TL maddi zararının

olduğu sonucuna varılmıştır.

12. Başvurucu vekili belirlenen bu maddi tazminat miktarını esas

alarak 30/3/2011 tarihinde maddi tazminat talebiyle ek dava açmıştır. Dava dilekçesinde,

fazlaya ilişkin haklar saklı tutulan ilk davada ıslah ile birlikte zararın bir

kısmının talep edildiği ancak işverenin itirazı üzerine ATK tarafından

düzenlenen rapor ile maluliyet oranın yükseltildiği, bu durumun yeni bir olgu

olduğu belirtilerek zararın kalan bölümü olan 85.565 TL'nin işverenden tahsili

talep edilmiştir.

13. Kartal 3. İş Mahkemesi her iki davanın birleştirilmesine

karar vermiştir. Mahkeme ıslah ve ek dava dilekçelerini de gözeterek 24/5/2011

tarihinde, % 31.2 maluliyet ve %80 kusur oranlarına

göre belirlenen maddi tazminatın aynen kabulüne, manevi tazminat talebinin ise

kısmen kabulüne karar vermiştir.

14. İşveren anılan karara yönelik temyiz yoluna başvurmuştur.

Yargıtay 21. Hukuk Dairesi 15/11/2102 tarihinde anılan hükmün bozulmasına karar

vermiştir. Kararda; usulü kazanılmış hak kavramının davaların uzamasını

önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin

sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirildiği, bu

kavramın öğretide kabul gördüğü ve usul hukukunun vazgeçilmez ana ilkelerinden

biri hâline geldiği vurgulanmıştır. Bir davada mahkemenin ya da tarafların

yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine

uyulması zorunlu olan hakkı ifade eden usule ilişkin kazanılmış hakkın hukuki

sonuç doğurabilmesi için bir davada ya taraflar ya mahkeme ya da Yargıtay

tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir

usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu

olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerektiği belirtilmiştir. Usulü

kazanılmış hak ilkesinin kamu düzeniyle ilgili olduğu ifade edildikten sonra

başvurucunun Tedavi Hizmetleri ve Maluliyet Daire Başkanlığınca %16 olarak

belirlenen maluliyet oranına itiraz etmemesi ve hatta bu oran üzerinden

hesaplanan zarar miktarını baz alarak davayı ıslah etmiş olması nedeniyle

işveren yararına usulü kazanılmış hak oluştuğunu ve %16 maluliyet oranı

üzerinden maddi tazminat hesabı yapılarak karar verilmesi gerektiği, diğer

temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek olmadığı belirtilmiştir.

15.Yargıtayın bozma kararına uyularak yapılan yargılamada

İstanbul Anadolu 7. İş Mahkemesi, %16 maluliyet oranına göre maddi zararı

belirleyen yeni bir bilirkişi raporu hazırlatmış ve 20/3/2014 tarihli kararıyla

anılan rapor ile belirlenen maddi zarara uygun olarak davanın kısmen kabulüne

hükmetmiştir.

16. Davalının bu kararı da temyiz etmesi üzerine Yargıtay 21.

Hukuk Dairesi 11/9/2014 tarihinde anılan hükmün bozulmasına karar vermiştir.

Kararda, fazlaya ilişkin haklar saklı tutulmadan açılan davada davacının geriye

kalan haktan zımnen feragat etmiş sayılacağı hatırlatıldıktan sonra

başvurucunun 5/12/2007 tarihli ıslah dilekçesi ile fazlaya ilişkin haklarını

saklı tutmadığından ek dava ile fazlaya ilişkin hakkı talep edemeyeceği

vurgulanmıştır.

17. Derece mahkemesi 27/1/2015 tarihinde anılan bozma kararına

uygun olarak davanın kısmen kabulüne ve 10.000TL manevi, 6.180,94 TL maddi

tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile tahsiline karar

vermiştir. Anılan karar Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 10/12/2015 tarihli onama

kararıyla kesinleşmiştir.

18. Nihai karar 5/1/2016 tarihinde başvurucuya tebliğ

edilmiştir.

19. Başvurucu 14/1/2016 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

20. 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu'nun "Amaç ve kapsam" kenar başlıklı

1. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Bu Kanunun amacı işverenler ile bir iş

sözleşmesine dayanarak çalıştırılan işçilerin çalışma şartları ve çalışma

ortamına ilişkin hak ve sorumluluklarını düzenlemektir."

21. 4857 sayılı Kanun'un olayın meydana geldiği tarihte

yürürlükte bulunan "İşverenlerin ve

işçilerin yükümlülükleri" kenar

başlıklı 77. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şöyledir:

"İşverenler işyerlerinde iş sağlığı ve

güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri

noksansız bulundurmak, işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her

türlü önleme uymakla yükümlüdürler.

İşverenler işyerinde alınan iş sağlığı ve

güvenliği önlemlerine uyulup uyulmadığını denetlemek, işçileri karşı karşıya

bulundukları mesleki riskler, alınması gerekli tedbirler, yasal hak ve

sorumlulukları konusunda bilgilendirmek ve gerekli iş sağlığı ve güvenliği

eğitimini vermek zorundadırlar. Yapılacak eğitimin usul ve esasları Çalışma ve

Sosyal Güvenlik Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir."

22. 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel

Sağlık Sigortası Kanunu'nun "İş

kazasının tanımı, bildirilmesi ve soruşturulması" kenar

başlıklı 13. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

"İş kazası;

a) Sigortalının işyerinde bulunduğu sırada,

(...)

meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedenen ya da ruhen engelli

hâle getiren olaydır."

23.4/2/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 49.

maddesi şöyledir:

"Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille

başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür."

24.6098 sayılı Kanun'un 54. maddesi şöyledir:

"Hâkim, tazminatın kapsamını ve ödenme

biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak

belirler."

25.6098 sayılı Kanun'un 56. maddesi şöyledir:

"Hâkim, bir kimsenin bedensel

bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak,

zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar

verebilir.

Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar

görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar

paranın ödenmesine karar verilebilir."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

26. Mahkemenin 12/11/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişinin Maddi ve

Manevi Varlığını Koruma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

27. Başvurucu; bilirkişi raporuyla maluliyet oranının %31,2

olduğunun kesin olarak tespit edildiğini, maluliyet yükselmesinin yeni bir olgu

olduğu gözetilmeden %16'lık maluliyet oranı üzerinden karar verildiğini

belirtmiştir. Temyiz mercinin usulü kazanılmış hak ve zımni feragat

ilkelerini zorlama yorumlarla Dairenin kendi içtihatlarına aykırı olarak

uyguladığını, ayrıca uyuşmazlıkların çözümünde tereddüt hâlinde işçi lehine

olan durumun kabul edileceğini öngören yerleşik içtihata

uyulmayarak kendisine farklı muamele yapıldığını ifade etmiştir. İş kazalarında

maluliyet oranının tespitinin kamu düzenine ilişkin olduğu ve kaza sonucu vücut

bütünlüğünün ihlal edildiği hususları gözetildiğinde usulü kazanılmış hakkın

oluşmayacağını, ancak maluliyet oranına itiraz edilmediği gerekçesiyle hatalı

bir yorum ile işveren lehine usulü kazanılmış hakkın mevcut olduğuna karar

verildiğini vurgulamıştır. Mahkemenin Anayasa'nın 17. maddesinde öngörülen

güvencelere uygun olarak özenli bir yargılama yapmadığını, fazlaya ilişkin

hakların saklı tutulmadığı şeklindeki hatalı tespit ile ek davasının

reddedildiğini ve işçi aleyhine işveren lehine yorum yapılmak suretiyle maddi

tazminat miktarını aşan vekâlet ücretine hükmedildiğini belirtmiştir. Başvurucu

sonuç olarak bu gerekçelerle kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme, hakkaniyete uygun yargılanma hakları ile eşitlik ilkesinin ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

28. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa’nın "Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi

varlığı" kenar başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"Herkes,

yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir."

29. Anayasa’nın 5. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

"Devletin temel amaç ve görevleri, (...)

kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle

bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri

kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları

hazırlamaya çalışmaktır."

30. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun şikâyetlerinin özünün gerçek

maluliyet oranının esas alınarak tazminata hükmedilmemesi iddiasının

oluşturduğu anlaşılmakla, başvurucunun eşitlik ve hakkaniyet uygun yargılama

yapılmadığı yönündeki iddiaları da Anayasa'nın 17. maddesinin birinci

fıkrasında düzenlenen kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme

hakkı kapsamında incelenmiştir.

31. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Anayasa Mahkemesince kabul

edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Bu bağlamda başvurucunun

ihlal iddialarını kanıtlayamadığı, temel haklara yönelik bir müdahalenin

olmadığı veya müdahalenin meşru olduğu açık olan başvurular ile karmaşık ya da

zorlama şikâyetlerden ibaret başvurular açıkça dayanaktan yoksun kabul

edilebilir (Hikmet Balabanoğlu,

B. No: 2012/1334, 17/9/2013, § 24).

32. Kişinin maddi ve manevi varlığının koruması hakkı,

Anayasa'nın 5. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde devlete pozitif ve

negatif ödevler yükler (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, §§ 50, 51). Söz konusu

pozitif yükümlülükler, bireyler arası ilişkiler alanında olsa da belirtilen

haklara saygıyı sağlamaya yönelik tedbirlerin alınmasını zorunlu kılar (Marcus Frank Cerny

[GK], B. No: 2013/5126, 2/7/2015, §§ 36, 40).

33. Devletin söz konusu pozitif yükümlülüğü, etkili mekanizmalar

kurmak, bu kapsamda gerekli usule ilişkin güvenceleri sunan yargısal

prosedürleri sağlamak, bu suretle yargısal ve idari makamların bireylerin idare

ve özel kişilerle olan uyuşmazlıklarında etkili ve adil bir karar vermelerini

temin etmek sorumluluğunu da içermektedir (Semra

Özel Üner, B. No: 2014/12009, 26/10/2016, § 36).

34. Bununla birlikte söz konusu yükümlülükler, belirtilen

düzenlemelerin hayata geçirilmesi ile tamamlanacağından yargı makamlarınca

temel hak ve özgürlüklerin özel hukuk kişileri arasındaki uyuşmazlıklar

incelenirken de gözönünde bulundurulması, gerekli

usule ilişkin güvenceleri haiz olan bir yargılama yapılması gerekmektedir (Melahat Karkin, [GK],

B. No: 2014/17751, 13/10/2016, § 60).

35. Bu bağlamda usule ilişkin güvencelerin somut olayda yerine getirildiğinden

söz edilebilmesi için derece mahkemelerinin kararlarında konu ile ilgili ve

yeterli gerekçe bulunmalıdır. Ayrıca belirtmek gerekir ki bu zorunluluk

davacının bütün iddialarına cevap verilmesi anlamına gelmemekle birlikte

kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkını ilgilendiren

davanın sonucuna etkili esasa ilişkin temel iddia ve itirazların yargı

makamlarınca özenli bir şekilde değerlendirilerek karşılanması gerekmektedir

(benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Fındık

Kılıçaslan, B. No: 2015/97, 11/10/2018, § 53).

36. Diğer taraftan belirtmek gerekir ki olayların oluşumuna

ilişkin delillerin değerlendirilmesi öncelikle idari ve yargısal makamların

ödevidir (Murat Atılgan, B. No:

2013/9047, 7/5/2015, § 43). Ayrıca mevzuatın yorumlanmasıyla ilgili sorunları

çözmek öncelikle derece mahkemelerinin yetki ve sorumluluk alanındadır. Olayın

tüm tarafları ile doğrudan temas hâlinde bulunan derece mahkemelerinin olayın

koşullarını değerlendirmek açısından daha avantajlı konumda bulunduğu da

tartışmasızdır. Anayasa Mahkemesinin rolü ise bu kuralların yorumunun temel hak

ve özgürlüklere etkilerini değerlendirmekle sınırlıdır (Melahat Karkin,§ 61).

37.Bunun yanı sıra derece mahkemelerinin özel kişiler arasındaki

uyuşmazlıklarda takdir yetkilerini kullanırken tarafların çatışan menfaatleri

arasında adil bir denge sağlayıp sağlamadıklarının belirlenmesi gerekmektedir.

Her iki tarafın menfaatlerinin mümkün olduğunca dengelenmesi ve sürecin

taraflardan biri aleyhine ölçüsüz bir sonuca yol açmaması gerekir. Menfaatler

dengesinin kurulmasında taraflardan biri aleyhine bireysel olarak aşırı ve

olağan dışı bir külfetin yüklenmesi, pozitif yükümlülüklerin ihlali sonucunu

doğurabilir. Olayın bütün koşulları ve taraflara tanınan tüm imkânlar ile

tarafların tutum ve davranışları gözönünde

bulundurularak menfaatlerin adil bir şekilde dengelenip dengelenmediği

değerlendirilmelidir. Bu adil dengenin kurulup kurulmadığının denetiminde

derece mahkemelerinin ortaya koyduğu gerekçeler büyük önem taşımaktadır (benzer

yöndeki değerlendirmeler için bkz. Marcus Frank Cerny [GK], B. No:

2013/5126, 2/7/2015, § 73; T.AA.,

B. No: 2014/19081, 1/2/2017, § 99).

38. Somut olayda başvurucunun maluliyet oranına itiraz ve

fazlaya ilişkin haklarını saklı tutma şeklindeki usulü işlemlerin yerine

getirilmesinin başvurucunun davasını özenli bir şekilde takip etmesinin gereği

olarak vurgulandığı anlaşılmaktadır. Başvurucudan yerine getirmesi beklenen

anılan usul işlemlerinin, başvurucuya aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklediği

söylenemez. Öte yandan yargı süreci bir bütün hâlinde değerlendirildiğinde,

başvurucunun avukat ile temsil edildiği, itirazlarını ve iddialarını sunma

imkânının sağlandığı, konuyla ilgili bilirkişi raporlarının alındığı, mevzuat

ve içtihatlar gözetilerek delilerin değerlendirildiği, kararlarda yeterli

gerekçe sunulduğu hususları gözetildiğinde derece mahkemelerinin tazminat

davasına ilişkin yürüttükleri yargılamalarda Anayasa’nın 17. maddesinin

gerektirdiği seviyede derinlik ve özenle bir inceleme yapmadıkları söylenemez.

39. Ayrıca söz konusu yargılamada tarafların katılım haklarına

riayet edilerek iddia, savunma ve delillerin değerlendirildiği ve takdirin

gerekçelerinin ayrıntılı şekilde ortaya konulduğu görülmektedir. Derece

mahkemesinin karar gerekçelerinin incelenmesinden tarafların hukuki menfaatleri

arasında bir dengeleme yapıldığı ve yargısal makamlarca takdirlerinin

gerekçelerinin ayrıntılı şekilde ortaya konulduğu, bu kapsamda kararlarda yer

verilen tespit ve unsurlar itibarıyla kişinin maddi ve manevi varlığını koruma

hakkı yönünden yargısal makamların takdir yetkilerinin sınırının aşıldığına

ilişkin bir bulguya rastlanılmadığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla kişinin maddi

ve manevi varlığını koruma hakkına ilişkin devletin pozitif yükümlülüklerinin

somut olayda yerine getirildiği, başvurucunun söz konusu hakkına yönelik açık

bir ihlalin bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

40. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

41. Başvurucu davanın dokuz yıldan fazla sürdüğünü belirterek

makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

42.1/7/2018 tarihli ve 30495 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanan 25/7/2018 tarihli ve 7145 sayılı Kanun'un 20. maddesiyle 9/1/2013

tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı

Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'a geçici madde

eklenmiştir.

43. 6384 sayılı Kanun'a eklenen geçici maddeye göre

yargılamaların uzun sürmesi ve yargı kararlarının geç veya eksik icra edilmesi

ya da icra edilmemesi şikâyetiyle Anayasa Mahkemesine yapılan ve bu maddenin

yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Anayasa Mahkemesi önünde derdest olan

bireysel başvuruların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verilen kabul

edilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde yapılacak müracaat

üzerine Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığı (Tazminat

Komisyonu) tarafından incelenmesi öngörülmüştür.

44.Ferat Yüksel (B.

No: 2014/13828, 12/9/2018) kararında

Anayasa Mahkemesi, yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı ya da yargı

kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da hiç icra edilmediği iddiasıyla

31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen bireysel başvurulara ilişkin olarak

Tazminat Komisyonuna başvuru imkânının getirilmesine ilişkin yolu, ulaşılabilir

olma, başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesinin bulunup

bulunmadığı yönlerinden inceleyerek etkililiğini tartışmıştır (Ferat Yüksel, § 26).

45. Ferat Yüksel kararında özetle; anılan başvuru

yolunun kişileri mali külfet altına sokmaması ve başvuruda kolaylık sağlaması

nedenleriyle ulaşılabilir olduğu, düzenleniş şekli itibarıyla ihlal iddialarına

makul bir başarı şansı sunma kapasitesinden mahrum olmadığı ve tazminat

ödenmesine imkân tanıması ve/veya bu mümkün olmadığında başka türlü telafi

olanakları sunması nedenleriyle potansiyel olarak yeterli giderim sağlama

imkânına sahip olduğu hususunda değerlendirmelerde bulunulmuştur (Ferat Yüksel, §§ 27-34). Bu gerekçeler

doğrultusunda Anayasa Mahkemesi, ilk bakışta ulaşılabilir olan ve ihlal

iddialarıyla ilgili başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesi

olduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan

başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil

niteliği ile bağdaşmayacağı sonucuna vararak başvuru yollarının

tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel, §§ 35, 36).

46. Mevcut başvuruda da söz konusu karardan ayrılmayı gerektiren

bir durum bulunmamaktadır.

47. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının da diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez

olduklarına karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,

C. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

12/11/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Recep

KÖMÜRCÜ

Üyeler

:

Engin

YILDIRIM

Celal Mümtaz

AKINCI

Rıdvan GÜLEÇ

Recai AKYEL

Raportör

:

Ali KOZAN

Başvurucu

:

İbrahim

TELLİ

Vekili

:

Av. Alişan

SERTEL

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2016/1085, 12 Kasım 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. V. İnceleme Ve Gerekçe
  8. A. Kişinin Maddi ve
  9. B. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal
  10. C. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  11. Kömürcü
  12. Yıldırım
  13. Akıncı
  14. Telli
  15. Sertel
  16. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2016/1085
Tarih
12 Kasım 2019

İlgili Kararlar

  • Hatice Yalçınkaya Başvurusu (B. No: 2016/3362)
  • Abdullah İçli Başvurusu (B. No: 2016/22167)
  • Semra Omak Başvurusu (B. No: 2016/78494)
  • Hakan Taşdelen Başvurusu (B. No: 2016/9452)
  • Murat Polat ve Sebahattin Ünlü Başvurusu (B. No: 2014/13254)
  • İbrahim Hallaç Başvurusu (B. No: 2016/9009)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.