İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ahmet Ünal Başvurusu (B. No: 2016/17624)

1. Başvuru, darbe teşebbüsüyle bağlantılı olarak yürütülen

Başvuru No2016/17624Tarih9 Mayıs 2018Okuma26 dk · 5.244 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Ahmet Ünal Başvurusu

Karar tarihi
9 Mayıs 2018
Başvuru Numarası
2016/17624
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.244 kelime·26 dk okuma·11 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, darbe teşebbüsüyle bağlantılı olarak yürütülen

soruşturmada uygulanan gözaltına alma ve tutuklama tedbirlerinin hukuki

olmaması ile soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması nedenleriyle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının; gözaltı sürecindeki bazı uygulamalar nedeniyle

kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 23/9/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekli ile Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

6. Türkiye 15/7/2016 tarihinde askerî bir darbe teşebbüsüyle

karşı karşıya kalmış, bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü

hâl ilan edilmesine karar verilmiş ve olağanüstü hâl bugüne kadar birçok kez

uzatılmıştır. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal temellere dayanarak-

bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden

ve son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ)

ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın

olduğunu değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz

ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).

7. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde

Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından darbe girişimiyle bağlantılı ya da

doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY'nin

kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı sıra eğitim, sağlık, ticaret, sivil

toplum ve medya gibi farklı alanlardaki yapılanmasına yönelik soruşturmalar

yürütülmüş ve çok sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirleri

uygulanmıştır (Aydın Yavuz ve diğerleri,

§§ 51, Mehmet Hasan Altan (2)

[GK], B. No: 2016/23672, 11/1/2018, § 12).

8. Anılan süreçte darbe teşebbüsü kapsamında "Jandarma

Okullar Komutanlığı"nda gerçekleşen faaliyetlerinin de soruşturma konusu

edildiği anlaşılmaktadır.

9. Ankara 1. Sulh Ceza Hâkimliğince 4/12/2004 tarihli ve 5271

sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 153. maddesinin (2) numaralı fıkrası

uyarınca, başvurucu hakkında anılan soruşturmaya ilişkin olarak müdafinin

dosyayı incelemesinin veya belgelerden örnek almasının soruşturmanın amacını

tehlikeye düşürebileceği gerekçesiyle soruşturma dosyasını inceleme yetkisinin

kısıtlanmasına karar verilmiştir.

10. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen bu soruşturma

kapsamında başvurucu hakkında Ankara 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin 20/7/2016

tarihli kararıyla tutuklama tedbiri uygulanmıştır. Tutuklama kararının ilgili

bölümü şöyledir:

"Şüpheli AHMET ÜNAL'ın üzerine yüklenen

anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçunun vasıf ve mahiyeti,

kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren deliller, şüphelilerin saklanma veya

kaçma şüphesini uyandıran somut olguların varlığı, fiilin kanunda karşılığı

olan cezanın miktarı, suçun CMK'nın 100/3. maddesinde

sayılan suçlardan olması ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 5. maddesinde

yer alan tutuklamaya ilişkin şartların gerçekleştiği dikkate alınarak adli

kontrol uygulanmasının yetersiz kalacağı anlaşılmakla şüphelilerin CMK'nın 100. vd. maddeleri gereğince tutklanmasına

[karar verildi]."

11. Başvurucu, tutuklama kararına itiraz etmiş; Ankara 2. Sulh

Ceza Hâkimliği3/8/2016 tarihinde itirazın reddine kesin olarak karar vermiştir.

12. Başvurucu, anılan kararı 24/8/2016 tarihinde öğrendiğini

bildirmiştir.

13. Başvurucu 23/9/2016 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

14. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 3/4/2017 tarihli

iddianamesi ile başvurucunun anayasal

düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçunu işlediğinden bahisle cezalandırılması

istemiyle Ankara 20. Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası açılmıştır.

15. İddianamenin başvurucu ile ilgili kısmı şöyledir:

"Yukarıda ayrı ayrı isimleri belirtilen şüphelilerin Jandarma

Okullar Komutanlığında kursiyer teğmen rütbeleriyle görevli oldukları, olay

günü 16.07.2016 saat 03.00 olan darbe saatinin, 15.07.2016 saat 20.30’a

çekilmesinin ardından, şüpheli kursiyer teğmenlerin içtima alanına

toplandıkları, içtima alanında şüpheli T.G.nin

kursiyerlere hitaben 'Arkadaşlar, bugün çok önemli bir gün, artık kursiyer

değilsiniz, artık teğmensiniz, teğmen gibi davranın çocuk gibi davranmayın,

ülkenin geleceğini siz belirleyeceksiniz, birazdan farklı komutanlarınız

gelecek onların emirlerine harfiyen uyun, ateş olursa ateşle karşılık verin,

hiç kimse emirlerin dışında hareket etmesin, kimsenin telefonunu açık

görmeyeceğim, ışık dahi görürsem o telefonu alır kırarım' şeklinde konuşma

yaptığı, bu konuşmanın içeriğinden ve resmi bilirkişiler tarafından verilen

'tatbikat' konulu bilirkişi raporundan da anlaşılacağı üzere, verilen emrin

darbe girişiminin tebliği niteliğinde hukuka aykırı bir emir, aksine yönelik

savunmaların ise suçtan kurtulmaya yönelik savunmalar olduğu konusunda bir

tereddüt bulunmadığı, sonrasında önceden hazırlanan görev yerlerinin

belirlendiği isim listelerinin bulunduğu belgelerin bir poşet içerisinde

şüpheli R.A. tarafından getirildiği, bu isim listelerinden önceden yapılmış

plan uyarınca şüpheli jandarma kursiyer teğmenlerin 8'erli gruplar halinde

isimlerinin ve darbeye yönelik olarak görev yerlerinin belirlenerek okunmaya

başladığı, timlere ayrılan şüpheli kursiyer teğmenlerin başlarına kıta kaynaklı

(Astsubaylıktan subaylığı kazanan) J. Teğmenlerin görevlendirildiği ve gerçek

mermilerin verildiği, müteakiben değişik sayılardaki mangaları bir araya

getirmek suretiyle daha kalabalık gruplar oluşturulduğu, bu gruplara emir

komuta etmek üzere (VanAsayiş Kolordu K.lığı, İspanya Askeri Ataşeliği, Genelkurmay Personel

Başkanlığı, Jandarma Komando Özel Asayiş Komutanlığı, J.Gn.K.lığı

İstihbarat Başkanlığı, J.Gn.K.lığı Personel

Başkanlığı gibi) farklı jandarma birliklerinde görev yapan şüpheli konumundaki

rütbeli personele de sevk ve idare görevi verildiği, bu grupların anılan

görevlendirme listesine göre planladıkları görev bölgelerine silahlı ve

teçhizatlı olarak intikal ettikleri, görevlendirmelerin 'Beştepe karargahı, I No’lu Nizamiye, 2 No’lu Nizamiye.

3 No’lu Nizamiye, Eğitim Komutanlığı, Okullar

Komutanlığı, Kurslar Komutanlığı, Hizmet Destek Komutanlığı, Cephanelik, Ulaştırma,

Şehitler Anıtı Kavşağı ve Lojman/ Hastahane Kavşağı

gibi' bölgelere yapıldığı, anılan bölgelerde toplanan şüphelilerin, kendilerine

dağıtılan birer kutu 20 (yirmi) adet G-3 piyade tüfeği mühimmatı aldıkları,

akabinde; aldıkları mühimmatla birlikte kendilerine tevdi edilen görev

yerlerine giden şüphelilerin, darbe faaliyeti kapsamında karargahın işgaline

yönelik eylemlerini gözaltına alınıncaya kadar sürdürdükleri, ayrıca;

şüpheliler M.B., R.Ş., Y.Ö. ve Z.S.nin, 2014 yılının

başlangıcında FETÖ/PDY örgüt üyelerinin örgütsel haberleşme aracı olan ByLock uygulamasını kullandıklarının tespit edildiği;

Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığının 2016/16743 soruşturma numaralı

dosyasında ifadesine başvurulan M. Y. isimli itirafçının samimi beyanından da

anlaşılacağı üzere şüpheli U. D. nin FETÖ mensubu

olduğunun anlaşıldığı; böylelikle Fetullahçı Terör

Örgütünün planlayıp, sevk ve idare ettiği darbe teşebbüsü fiillerine 'fail'

olarak katıldığının sabit oldukları, darbeye teşebbüs eylemlerine bu şekilde

katılan şüphelilerin “örgüt üyesi" olarak da kabullerinde zorunluluk

bulunduğu anlaşıl[mıştır].

Şüpheliler hakkında yapılan soruşturma ve toplanan tüm delillerin

değerlendirilmesi sonucunda Mahkemenizde yargılamasının yapılarak;

TCK’nın 309/1 maddesinde düzenlenen “Anayasayı ihlal“; TCK’nın 311/1.

maddesinde düzenlenen “cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Büyük Millet

Meclisi’ni ortadan kaldırmaya teşebbüs TCK’nın 312/1. maddesinde düzenlenen

“cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni ortadan kaldırmaya

teşebbüs’’; TCK’nın 317/1-2 maddesinde düzenlenen “askeri komutanlıkların gasbı”; TCK'nın 314/2. maddesinde düzenlenen “silahlı

örgüte üye olma’’; suçlarından ayrı ayrı cezalandırılmalarına, 3713 sayılı

Kanunun 5/1. maddesinin uygulanmasına, TCK'nın 53. maddesi uyarınca belirli

haklardan yoksun bırakılmalarına; TCK’nın 58/9. maddesi uyarınca ayrı ayrı mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanmasına, TCK’nın

63. maddesi uyarınca gözaltı ve tutuklulukta geçirdiği sürelerin cezalarından

indirilmesine..."

16. Başvurucu yargılamayı yapan Ankara 20. Ağır Ceza

Mahkemesince 20/4/2017 tarihinde tahliye edilmiştir.

17. Bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla dava ilk

derece mahkemesinde derdesttir.

IV. İLGİLİ HUKUK

18. 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklama

nedenleri" kenar başlıklı 100. maddesinin ilgili bölümü

şöyledir:

"(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını

gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli

veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi

beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama

kararı verilemez.

(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni

var sayılabilir:

a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması

veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.

b) Şüpheli veya sanığın davranışları;

1. Delilleri yok etme, gizleme veya

değiştirme,

2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı

yapılması girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

(3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda

kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;

...

11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine

Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),

..."

19. 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklama

kararı" kenar başlıklı 101. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

"(1) Soruşturma evresinde şüphelinin

tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi

tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının

istemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir.

Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz

kalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.

(2) Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu

husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda;

a) Kuvvetli suç şüphesini,

b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,

c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,

gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir.

Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği

yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda belirtilir."

20. 5271 sayılı Kanun'un

"Müdafiin dosyayı inceleme yetkisi"

kenar başlıklı 153. maddesinin (2) numaralı fıkrasının ilgili bölümü ile (3) ve

(4) numaralı fıkraları şöyledir:

"(2)Müdafiin

dosya içeriğini inceleme veya belgelerden örnek alma yetkisi, soruşturmanın

amacını tehlikeye düşürebilecek ise Cumhuriyet savcısının istemi üzerine hâkim

kararıyla kısıtlanabilir. Bu karar ancak aşağıda sayılan suçlara ilişkin

yürütülen soruşturmalarda verilebilir:

a) 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;

...

7. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine

Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315, 316),

...

(3) Yakalanan kişinin veya şüphelinin

ifadesini içeren tutanak ile bilirkişi raporları ve adı geçenlerin hazır

bulunmaya yetkili oldukları diğer adli işlemlere ilişkin tutanaklar hakkında,

ikinci fıkra hükmü uygulanmaz."

(4) Müdafi, iddianamenin mahkeme tarafından

kabul edildiği tarihten itibaren dosya içeriğini ve muhafaza altına alınmış

delilleri inceleyebilir; bütün tutanak ve belgelerin örneklerini harçsız olarak

alabilir."

21. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Anayasayı ihlal" kenar başlıklı

309. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye

Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen

yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye

teşebbüs edenler ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile

cezalandırılırlar."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

22. Mahkemenin 9/5/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişi Hürriyeti ve

Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Yakalama ve Gözaltına

Almanın Hukuka Aykırı Olduğuna İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

23. Başvurucu; suç işlediğine dair somut deliller ortaya

konulmadan yakalanıp gözaltına alındığını ve dört gün süreyle haksız olarak

gözaltında tutulduğunu belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

24. Anayasa Mahkemesi, kanunda öngörülen gözaltı süresinin

aşıldığı veya yakalama ve gözaltına alınmanın hukuka aykırı olduğu iddialarına

ilişkin olarak bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla asıl dava

sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak- 5271 sayılı

Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi

gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Hikmet Kopar ve diğerleri [GK], B. No:

2014/14061, 8/4/2015, §§ 64-72; Hidayet Karaca

[GK], B. No: 2015/144, 14/7/2015, §§ 53-64; Günay

Dağ ve diğerleri [GK], B. No: 2013/1631, 17/12/2015, §§ 141-150; İbrahim Sönmez ve Nazmiye Kaya, B. No:

2013/3193, 15/10/2015, §§ 34-47; Gülser Yıldırım

(2) [GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, §§ 92-100).

25. Somut olayda yakalama ve gözaltı sürecinden sonra tutuklanan

başvurucunun yakalama ve gözaltı tedbirlerinin hukuki olmadığıiddialarıylailgili

olarak anılan kararlarda varılan sonuçlardan ayrılmayı gerektiren bir durum

bulunmamaktadır.

26. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Tutuklamanın Hukuki Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

27. Başvurucu; Jandarma Genel Komutanlığına bağlı Beytepe Okullar Komutanlığında kursiyer teğmen olarak görev

yapmakta iken tutuklandığını, yasa dışı olarak gelişen olaylarla hiçbir

bağlantısının bulunmadığını, tüm yaşananlardan habersiz olarak tamamen

komutanlarından almış olduğu emirler doğrultusunda suç işleme kastı

bulunmaksızın okul içerisinde verilen emirlere göre -komutanlıktan dışarı

çıkmadan- pasif durumda kaldığını ve eylemsiz davrandığını belirterek üzerine

atılı suçu işlemediğini ileri sürmüştür. Başvurucu ayrıca anayasal düzeni

ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçu ile ilişkilendirilmesinin tutuklanması

açısından bir delil oluşturamayacağını, tutuklama tedbiri için mevzuatta

öngörülen koşulların gerçekleşmediğini belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkı ile masumiyet karinesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.

b. Değerlendirme

28. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

29. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci

fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini

veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu

kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla

tutuklanabilir."

30. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Bu itibarla başvurucunun bu bölümdeki

iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.

i. Uygulanabilirlik

Yönünden

31. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması" kenar

başlıklı 15. maddesi şöyledir:

"Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya

olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl

edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin

kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada

öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.

Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen

ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne

dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz

ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu

mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."

32. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin

uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları

incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere

ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 187-191).

Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen ve tutuklama tedbirine konu olan

suçlama, başvurucunun Jandarma Okullar Komutanlığında kursiyer teğmen olarakdarbe girişimine katıldığı iddiasıdır. Anılan

suçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarla ilgili olduğu açıktır

(bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri,

§§ 237-238).

33. Bu itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin hukuki olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi

kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun

tutuklanmasının başta Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer

maddelerinde yer alan güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek;

aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin bu

aykırılığı meşru kılıp kılmadığı değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 193-195, 242;

Selçuk Özdemir [GK], B. No:

2016/49158, 26/7/2017, § 58).

ii. Genel İlkeler

34. Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak ortaya konduktan sonra

ikinci ve üçüncü fıkralarında, şekil ve şartları kanunda gösterilmek şartıyla

kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak

sayılmıştır (Murat Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).

35. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik bir müdahale

olarak tutuklamanın Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen ve tutuklama

tedbirinin niteliğine uygun düşen; kanun tarafından öngörülme, Anayasa'nın

ilgili maddelerinde belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına

dayanma ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının

belirlenmesi gerekir (Halas Aslan, B. No: 2014/4994, 16/2/2017, §§ 53-54).

36. Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasına göre tutuklama

ancak "suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler"

bakımından mümkündür. Bir başka anlatımla tutuklamanın ön koşulu, kişinin

suçluluğu hakkında kuvvetli belirtinin bulunmasıdır. Bunun için suçlamanın

kuvvetli sayılabilecek inandırıcı delillerle desteklenmesi gerekir (Mustafa Ali Balbay, B. No: 2012/1272,

4/12/2013, § 72).

37. Öte yandan Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında,

tutuklama kararının "kaçma" ya da "delillerin yok edilmesini

veya değiştirilmesini" önlemek amacıyla verilebileceği belirtilmiştir.

5271 sayılı Kanun'un 100. maddesine göre de şüpheli veya sanığın kaçması,

saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olguların bulunması, şüpheli

veya sanığın davranışlarının delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,

tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma

hususlarında kuvvetli şüphe oluşturması hâllerinde tutuklama kararı verilebilecektir.

Maddede ayrıca işlendiği konusunda kuvvetli şüphe bulunması şartıyla tutuklama

nedeninin varsayılabileceği suçlara ilişkin bir listeye yer verilmiştir (Halas Aslan, §§ 58-59).

38. Diğer taraftan Anayasa'nın 13. maddesinde temel hak ve

özgürlüklere yönelik sınırlamaların "ölçülülük" ilkesine aykırı

olamayacağı belirtilmiştir. Bu bağlamda dikkate alınacak hususlardan biri

tutuklama tedbirinin isnat edilen suçun önemi ve uygulanacak olan yaptırımın

ağırlığı karşısında ölçülü olmasıdır (Halas

Aslan, § 72).

39. Her somut olayda tutuklamanın ön koşulu olan suçun

işlendiğine dair kuvvetli belirtinin olup olmadığının, tutuklama nedenlerinin

bulunup bulunmadığının ve tutuklama tedbirinin ölçülülüğünün takdiri öncelikle

anılan tedbiri uygulayan yargı mercilerine aittir. Zira bu konuda taraflarla ve

delillerle doğrudan temas hâlinde olan yargı mercileri Anayasa Mahkemesine

kıyasla daha iyi konumdadır (Gülser Yıldırım

(2), § 123). Bununla birlikte yargı mercilerinin belirtilen

hususlardaki takdir aralığını aşıp aşmadığı Anayasa Mahkemesinin denetimine

tabidir. Anayasa Mahkemesinin bu husustaki denetimi, somut olayın koşulları

dikkate alınarak özellikle tutuklamaya ilişkin süreç ve tutuklama kararının

gerekçeleri üzerinden yapılmalıdır (Erdem

Gül ve Can Dündar [GK], B. No: 2015/18567, 25/2/2016, § 79; Selçuk Özdemir, § 76; Gülser Yıldırım (2), § 124).

iii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

40. Başvurucu, 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi uyarınca

tutuklanmıştır. Dolayısıyla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin

kanuni dayanağı bulunmaktadır.

41. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin

meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın

ön koşulu olan "suçun işlendiğine dair kuvvetli belirtinin" bulunup

bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

42. Somut olayda başvurucu hakkında verilen tutuklama ve

tutukluluğa itirazın reddi kararlarında suç şüphesinin varlığına ilişkin olarak

dosyada somut delillerin olduğu ifade edilmiş fakat buna ilişkin herhangi bir

değerlendirmeye yer verilmemiştir.

43. İddianamede başvurucunun Jandarma Okullar Komutanlığında

kursiyer teğmen rütbesiyle görevli olduğu ve başvurucunun da aralarında olduğu

kursiyer teğmenlerin teşebbüs sırasında bu teşebbüse ilişkin eylemlere katılmak

üzere üstlerinin emriyle içtima alanına toplandıkları ifadeedilmiştir.

İddianameye göre şüphelilerden tabur komutanı Binbaşı T.G. kursiyerlere hitaben "Arkadaşlar, bugün çok önemli bir gün, artık

kursiyer değilsiniz, artık teğmensiniz, teğmen gibi davranın çocuk gibi

davranmayın, ülkenin geleceğini siz belirleyeceksiniz, birazdan farklı

komutanlarınız gelecek onların emirlerine harfiyen uyun, ateş olursa ateşle

karşılık verin, hiç kimse emirlerin dışında hareket etmesin, kimsenin

telefonunu açık görmeyeceğim, ışık dahi görürsem o telefonu alır kırarım"

şeklinde konuşma yapmıştır.

44. İddianamede; bu konuşmanın içeriğinden verilen emrin darbe

girişiminin tebliği niteliğinde hukuka aykırı bir emir olduğu, önceden hazırlanan

görev yerlerinin belirlendiği ve isim listelerinin bulunduğu belgelerin bir

poşet içerisinde şüpheli R.A. tarafından getirildiği, bu isim listelerinden

daha önceden yapılmış plan uyarınca başvurucunun da aralarında bulunduğu

şüpheli jandarma kursiyer teğmenlerin sekizerli

gruplar hâlinde isimlerinin ve darbeye yönelik olarak görev yerlerinin

belirlenerek okunmaya başlandığı ifade edilmiştir. Bu kapsamda soruşturma

makamlarınca timlere ayrılan şüpheli kursiyer teğmenlerin başlarına kıta

kaynaklı (astsubaylıktan subaylığa geçiş yapan) jandarma teğmenlerin

görevlendirildiği ve kendilerine gerçek mermilerin verildiği, müteakiben

değişik sayılardaki mangaların bir araya getirilmesi suretiyle daha kalabalık

gruplar oluşturulduğu, bu gruplara emir komuta etmek üzere farklı jandarma

birliklerinde görev yapan ve aynı iddianamede şüpheli konumundaki diğer rütbeli

personele de sevk ve idare görevi verildiği ileri sürülmüştür. Bu grupların

anılan görevlendirme listesine göre planladıkları görev bölgelerine silahlı ve teçhizatlı

olarak intikal ettikleri, kendilerine dağıtılan birer kutu 20 (yirmi) adet G-3

piyade tüfeği mühimmatını aldıkları, aldıkları mühimmatla birlikte kendilerine

tevdi edilen görev yerlerine giden şüphelilerin, darbe faaliyeti kapsamında

karargâhın işgaline yönelik eylemlerini gözaltına alınıncaya kadar

sürdürdükleri belirtilmiştir. Bu itibarla soruşturma makamlarınca dayanılan

olguların tutuklamanın ön koşulu olan suç işlendiğine dair kuvvetli belirti

bakımından yeterli olduğu değerlendirilmiştir. Dolayısıyla başvurucu yönünden

suç şüphesinin varlığını doğrulayan belirtilerin ve dosya kapsamında yapılan

değerlendirmelerin keyfî ve temelsiz olduğu söylenemez.

45. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu

değerlendirmede tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar gözardı edilmemelidir. Darbe teşebbüsü sonrasında

teşebbüsle veya FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlara ilişkin soruşturmalarda,

delillerin sağlıklı bir şekilde toplanabilmesi ve soruşturmaların güvenlik

içinde yürütülebilmesi için tutuklamalara ilişkin soruşturmalarda, delillerin

sağlıklı bir şekilde toplanabilmesi ve soruşturmaların güvenlik içinde

yürütülebilmesi için tutuklama dışındaki koruma tedbirlerinin yetersiz kalması

söz konusu olabilir. Yine FETÖ/PDY ile bağlantılı kişilerin teşebbüs sırasında

veya sonrasında ortaya çıkan kargaşadan yararlanmak suretiyle kaçma imkânı ve

bu dönemde delillere etki edilmesi ihtimali normal zamanda işlenen suçlara göre

çok daha fazladır (Aydın Yavuz ve diğerleri,

§§ 271-272; Selçuk Özdemir,§§ 78-79).

46. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen anayasal düzeni

ortadan kaldırmaya teşebbüs suçu, Türk hukuk sistemi içinde en ağır cezai

yaptırım öngörülen suç tipleri arasında olup isnat edilen suça ilişkin olarak

kanunda öngörülen cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden durumlardan

biridir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hüseyin Burçak, B. No: 2014/474, 3/2/2016, § 61; Devran Duran [GK], B. No: 2014/10405,

25/5/2017, § 66). Ayrıca anılan

suç, 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan ve

kanun gereği "tutuklama nedeni varsayılabilen" suçlar arasındadır.

47. Somut olayda Ankara 1. Sulh Ceza Hâkimliğince başvurucunun

tutuklanmasına karar verilirken tutuklama nedeni olarak "saklanma veya

kaçma şüphesini uyandıran somut olguların varlığı, fiilin kanunda karşılığı

olan cezanın miktarı, suçun 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı

fıkrasında sayılan suçlardan olması" hususlarına dayanıldığı görülmektedir. Dolayısıyla tutuklama kararının

verildiği andaki genel koşullar ve somut olayın yukarıda belirtilen özel

koşulları ile Ankara 1. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından verilen kararın içeriği

birlikte değerlendirildiğinde başvurucu yönünden dayanılan tutuklama

nedenlerinin olgusal temellerinin olduğu söylenebilir.

48. Başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü olup

olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın 13.

ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm

özellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım

(2), § 151). Öncelikle terör suçlarının soruşturulması kamu

makamlarını ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin

-özellikle organize olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir

şekilde mücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde

yorumlanmamalıdır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Devran Duran, § 64). Özellikle darbe

teşebbüsüyle veya FETÖ/PDY ile bağlantılı soruşturmaların kapsamı ve niteliği

ile FETÖ/PDY'nin özellikleri de dikkate alındığında,

bu soruşturmaların diğer ceza soruşturmalarına göre çok daha zor ve karmaşık

olduğu ortadadır (Aydın Yavuz ve diğerleri,

§ 350).

49. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkate

alındığında Ankara 1.Sulh Ceza Hâkimliğinin isnat edilen suç için öngörülen

yaptırımın ağırlığını, işin niteliğini ve önemini de gözönünde

tutarak başvurucu hakkında

uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve adli kontrol uygulamasının

yetersiz kalacağı sonucuna varmasının keyfî ve temelsiz olduğu söylenemez.

50. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukuki

olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan

başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

51. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına

tutuklama yoluyla yapılan müdahalenin, bu hakka dair Anayasa'da (13. ve 19.

maddelerde) yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden

Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme

yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

3. Soruşturma Dosyasına

Erişimin Kısıtlandığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

52. Başvurucu; soruşturma dosyasına ilişkin kısıtlama kararı

nedeniyle hakkındaki iddiaların tamamına vâkıf olamadığını, bu nedenle

tutuklamaya karşı etkili bir şekilde itirazda bulunma imkânından yoksun

bırakıldığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

53. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin sekizinci

fıkrası şöyledir:

"Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti

kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu

kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak

amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir."

54. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19.

maddesinin sekizinci fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

kapsamında incelenmesi gerekir.

i. Uygulanabilirlik

Yönünden

55. Başvurucunun şikâyetlerine konu kısıtlama kararının

verildiği belirtilen soruşturma dosyasında başvurucuya yöneltilen suçlama,

olağanüstü hâl ilanına sebebiyet veren olaylarla ilgilidir. Bu nedenle

kısıtlamanın hukuki olup olmadığı, bir başka ifadeyle kararın kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı üzerindeki etkisinin incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi

kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle kısıtlamanın

Anayasa'nın 19. maddesinde yer alan güvencelere aykırı olup olmadığı tespit

edilecek; aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15. maddesindeki

ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp kılmadığı değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 193-195,

242).

ii. Genel İlkeler

56. Anayasa Mahkemesi 5271 sayılı Kanun'un 153. maddesine göre

verilen kısıtlama kararlarının kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ve özellikle

tutuklu kişilerin tutukluluğa yönelik itirazda bulunma hakları üzerindeki

etkisini birçok kararında incelemiş ve anılan kararlarda inceleme yöntemine

ilişkin ilkelerini belirtmiştir (Günay Dağ

ve diğerleri, §§

168-176; Hidayet Karaca, §§

105-107; Erdem Gül ve Can Dündar, §§ 46-48; Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri,

B. No: 2015/9756, 16/11/2016, §§

248-257).

57. Anayasa'nın 19. maddesinin dördüncü fıkrası yakalanan veya

tutuklanan kişiye, yakalama veya tutuklama sebeplerinin ve haklarındaki

iddiaların hemen yazılı olarak bildirilmesini, yazılı bildirimin mümkün

olmaması hâlinde sözlü olarak derhâl; toplu suçlarda ise en geç hâkim huzuruna

çıkarılıncaya kadar bildirilmesini öngörmektedir (Günay Dağ ve diğerleri, §

168).

58. Diğer taraftan Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası

uyarınca hürriyeti kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar

verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı hâlinde hemen serbest

bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına

sahiptir. Fıkrada öngörülen bu usulde adil yargılanma hakkının bütün

güvencelerini sağlamak mümkün değil ise de iddia edilen tutmanın koşullarına

uygun somut güvencelerin yargısal nitelikli bir kararla sağlanması gerekir (Mehmet Haberal, B. No: 2012/849, 4/12/2013, §§ 122, 123).

59. Özellikle üçüncü kişilerin temel haklarını korumak, kamu

menfaatini gözetmek veya adli makamların soruşturma yaparken başvurdukları

yöntemleri güvence altına almak gibi amaçlarla soruşturma aşamasında bazı

delillere erişim yönünden kısıtlama getirilmesi gerekebilir. Bu nedenle

soruşturma evresinin sağlıklı bir şekilde yürütülebilmesi amacıyla müdafinin

dosya inceleme yetkisinin kısıtlanmasının demokratik toplum düzeni bakımından

gerekli olmadığı söylenemez. Ancak dosyaya erişim hakkına getirilecek

kısıtlamanın kısıtlama kararıyla ulaşılmak istenen amaç ile orantılı olması,

savunma hakkının yeterince kullanılmasını engelleyecek nitelikte bulunmaması

gerekmektedir (AYM, E.2014/195, K.2015/116, 23/12/2015, § 107).

60. Yakalanan bir kişiye, yakalanmasının temel maddi ve hukuki

sebepleri teknik olmayan ve anlayabileceği basit bir dilde açıklanmalı; böylece

kişi, uygun görürse hürriyetinden yoksun bırakılmasının Anayasa'nın 19. maddesinin

sekizinci fıkrası kapsamında kanuna uygunluğuna itiraz etmek üzere mahkemeye

başvurma imkânına sahip olabilmelidir. Anayasa'nın 19. maddesinin dördüncü

fıkrası, yakalama veya tutuklama sırasında verilen bilgilerin yakalanan veya

tutuklanan kişiye isnat edilen suçların tam bir listesini içermesini, bir başka

deyişle hakkındaki suçlamalara esas tüm delillerin bildirilmesini ya da

açıklanmasını gerektirmemektedir (Günay Dağ

ve diğerleri, § 175).

61. İfadesi ya da savunması alınırken başvurucuya erişimi kısıtlanan

belgelerin içeriğine ilişkin sorular sorulmuş ve başvurucunun tutukluluk

kararına yönelik itirazında bu belgelerin içeriğine atıfta bulunmuş olması

durumunda başvurucunun tutukluluğa temel teşkil eden belgelere erişiminin

olduğunun, içerikleri hakkında yeterli bilgiye sahip bulunduğunun ve bu nedenle

de tutukluluk hâlinin gerekçelerine yeterli biçimde itiraz etme imkânını elde

ettiğinin kabulü gerekmektedir. Böyle bir durumda kişi, tutukluluğa temel

teşkil eden belgelerin içeriği hakkında yeterli bilgiye sahiptir (Hidayet Karaca, § 107).

iii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

62. Ankara 1. Sulh Ceza Hâkimliğince5271 sayılı Kanun'un 153.

maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca, başvurucu hakkında yürütülen

soruşturma dosyasına ilişkin olarak dosyayı incelemesinin veya belgelerden

örnek almasının soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebileceği gerekçesiyle

müdafinin soruşturma dosyasını inceleme yetkisinin kısıtlanmasına karar

verilmiştir. Kısıtlama kararının soruşturma aşamasında kaldırılıp kaldırılmadığı

hususunda herhangi bir belge veya bilgi bulunmamakla birlikteAnkara

20. Ağır Ceza Mahkemesince iddianamenin kabul edildiği 10/4/2017 tarihi

itibarıyla kısıtlılık 5271 sayılı Kanun'un 153. maddesinin (4) numaralı fıkrası

uyarınca kendiliğinden sona ermiş bulunmaktadır.

63. Başvurucuya yöneltilen suçlama temelde, Beytepe

Jandarma Okullar Komutanlığında darbe girişimi sırasında gerçek mermi ile

askerî kamuflajlı olarak bulunması ve teşebbüse ilişkin faaliyetlere

katılmasıdır. Başvurucunun kolluk görevlilerince alınan ifadesi incelendiğinde

kendisine isnat edilen suçlamalara ilişkin olarak başvurucuya açıklamada

bulunulduğu ve bu suçlamalara konu eylemlerle ilgili sorular yöneltildiği,

başvurucunun da isnat edilen eylem ve suçlamalara karşı savunma yaptığı, başvurucunun

savunmasında suçlamayı kabul etmediği görülmektedir.

64. Diğer taraftan Ankara 1. Sulh Ceza Hâkimliğince yapılan

sorgu sırasında başvurucuya, hakkındaki soruşturma belgesinin ve Cumhuriyet

Başsavcılığının tutuklama talebine ilişkin yazısının okunduğu ve bu sırada

başvurucunun müdafiinin de hazır bulunduğu

anlaşılmıştır. Başvurucu suçlamalardan ve suçlamaların dayanaklarına ilişkin

bilgi ve belgelerden haberdar olduktan sonra müdafiiyle

birlikte hâkim önünde savunmasını sözlü olarak dile getirmiş, bu savunmasında

da kolluktaki anlatımları doğrultusunda suçlamaları kabul etmemiştir. Son

olarak başvurucu tarafından verilen tutukluluğa itiraz dilekçesinde,

suçlamalara ilişkin detaylı bir savunma yapıldığı görülmektedir.

65. Ayrıca başvurucunun 5271 sayılı Kanun'un 153. maddesinin (3)

numaralı fıkrasına aykırı olarak kuralda belirtilen ifadelerini içeren

tutanaklar, bilirkişi raporları ve hazır bulunmaya yetkili olduğu diğer adli

işlemlere ilişkin tutanaklara erişiminin kısıtlandığı yönünde bir şikâyeti de

bulunmamaktadır. Dolayısıyla başvurucunun ve müdafiinin

isnat edilen suçlamalara ve tutukluluğa temel teşkil eden bilgilere

erişimlerinin olduğu anlaşılmaktadır.

66. Bu itibarla suçlamalara dayanak olan temel unsurların ve

tutmanın hukukiliğinin değerlendirilmesi için esas olan bilgilerin başvurucuya

veya müdafilerine bildirilmiş ve başvurucuya bunlara karşı savunma ve

itirazlarını ileri sürme imkânı verilmiş olması dikkate alındığında kısa bir

süre devam eden soruşturma aşamasında uygulanmış olan kısıtlılık kararı

nedeniyle başvurucunun tutukluluğa karşı etkili bir şekilde itirazda

bulunamadığının kabulü mümkün görülmemiştir.

67. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun kısıtlama kararı

nedeniyle tutukluluğa etkili bir şekilde itirazda bulunamadığı iddiasına

ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

68. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına

yönelik olarak soruşturma dosyasında kısıtlama kararı verilmesi suretiyle

yapılan müdahalenin Anayasa'da (özellikle 19. maddenin sekizinci fıkrasında)

yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden Anayasa'nın 15.

maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek

bulunmamaktadır.

B. Kötü Muamele Yasağının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiası

69. Başvurucu; 16/7/2016 tarihinde gözaltına alındığını,

gözaltında ağır psikolojik baskıya maruz kaldığını, Beştepe Çevik Kuvvet Atlı

Polis Eğitim Merkezinde barınma ortamı itibarıyla tamamen sağlıksız ve insanlık

dışı ortamlarda tutulduğunu, nezarethanenin havalandırmasının bulunmadığını,

nezarethane kapasitesinin çok üstünde kişinin varlığı, mevsim itibarıyla

havanın sıcak olması, ahırda tutulmuş olması nedenleriyle boğucu ve zor nefes

alınan ortamda gözaltında bulunduğunu, üç günden fazla üzerine hortumla

tazyikli su, darp, şiddet, psikolojik hakaret, sövme, ağır baskı ve işkencelere

maruz bırakıldığını, kaçma ve kendisine zarar verme ihtimali olmadığı hâlde

kelepçe takıldığını, ters kelepçeli olarak doktor muayenesine götürüldüğünü,

gözaltı süresince suyun dışında besleyici hiçbir besin verilmediğini, devamında

bayat ve kalitesiz yiyecek verildiğini belirterek işkence ve kötü muamele

yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

70. Anayasa'nın "Kişinin

dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı" kenar başlıklı 17.

maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları şöyledir:

"Herkes, yaşama, maddi ve manevi

varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

...

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse

insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz."

71. Herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme

hakkı, Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınmıştır. Anılan maddenin

birinci fıkrasında insan onurunun korunması amaçlanmıştır. Üçüncü fıkrasında da

kimseye "işkence" ve "eziyet" yapılamayacağı, kimsenin

"insan haysiyetiyle bağdaşmayan" ceza veya muameleye tabi tutulamayacağı

belirtilmiştir (Cezmi Demir ve diğerleri,

B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 80).

72. Devletin bireyin maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkına saygı gösterme yükümlülüğü, öncelikle kamu otoritelerinin bu

hakka müdahale etmemelerini yani anılan maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen

şekillerde kişilerin fiziksel ve ruhsal zarar görmelerine neden olmamalarını

gerektirir. Bu, devletin vücut ve ruh sağlığını korumadan kaynaklanan negatif

ödevidir (Cezmi Demir ve diğerleri,

§ 81). Diğer taraftan devletin -pozitif bir yükümlülük olarak- yetki alanında

bulunan tüm bireylerin maddi ve manevi varlığını koruma hakkını gerek kamusal

makamların ve diğer bireylerin gerekse kişinin kendisinin eylemlerinden

kaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır. Devlet,

bireyin maddi ve manevi varlığını her türlü tehlikeden, tehditten ve şiddetten

korumakla yükümlüdür (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 51). Ayrıca Anayasa'nın 15.

maddesi kapsamında olağanüstü durumlarda dahi kişinin maddi ve manevi

varlığının bütünlüğüne dokunulamaz (Aydın

Yavuz ve diğerleri, § 196).

73. Bireyin bir devlet görevlisi tarafından hukuka aykırı ve

Anayasa'nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye tabi tutulduğuna

ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması hâlinde etkili bir soruşturma

yapılması gerekmektedir. Bu soruşturma, sorumluların belirlenmesini ve

cezalandırılmasını sağlamaya da elverişli olmalıdır. Devletin sahip olduğu

etkili soruşturma yükümlülüğü kapsamında işkence veya kötü muameleyi gösteren

yeterli, kesin belirtiler mevcut olduğunda -kişilere müdahale üçüncü kişilerden

gelmiş olsa dahi- şikâyet ya da ihbarda bulunulmadığında bile resen soruşturma

açılmasının sağlanması gerektiği açıktır (Tahir

Canan, § 25).

74. Bununla birlikte bireysel başvuru yoluyla Anayasa

Mahkemesine başvurabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmiş

olması gerekir (Ayşe Zıraman

ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, §§ 16, 17).

75. Somut olayda başvurucu, genel olarak gözaltı sürecinde kamu

görevlileri tarafından kötü muameleye maruz bırakıldığını ve insani olmayan

gözaltı koşullarında kasti bir şekilde tutulduğunu ileri sürmektedir. Bu

bölümdeki iddialar bir bütün olarak değerlendirildiğinde başvurucunun

yakalandığı andan itibaren kamu görevlilerinin kendisine kötü muamelede

bulunduğundan şikâyetçi olduğu görülmektedir. Başvurucu, gözaltında tutulma

koşullarının yetersizliğinden bahsetmişse de bu kapsamda maruz kaldığını ileri

sürdüğü kötü muamelenin kamu görevlilerinin kasıt ve/veya ihmalinden mi yoksa

salt tutulma koşullarından mı kaynaklandığını açıkça belirtmemiştir.

Dolayısıyla söz konusu iddiaların Anayasa Mahkemesince doğrudan incelenebilmesi

için yeterli bilgi ve belge bulunmadığı anlaşılmıştır. Bu bağlamda somut olayın

koşullarının başvurucunun anılan iddialarının kamu görevlilerinin kasıt ve/veya

ihmalinden kaynaklanıp kaynaklanmadığına dair adli ve/veya idari bir

soruşturmayla ortaya konması gerekmektedir.

76. Başvurucunun iddialarını savcılık veya kolluk birimleri gibi

herhangi bir merciye ilettiğine dair bilgi veya belge

sunmadığı da gözetildiğinde hukuk sisteminde mevcut idari veya yargısal başvuru

yolları tüketilmeksizin yapılan bireysel başvurunun incelenmesinin bireysel

başvurunun "ikincillik niteliği" ile bağdaşmadığı sonucuna

varılmıştır.

77. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun gözaltı sürecindeki

uygulamalar nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasıyla ilgili

olarak idari ve/veya yargısal başvuru yolları tüketilmeden bireysel başvuru yapıldığı

anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru

yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna

karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

A. 1. Yakalama ve gözaltına almanın hukuka aykırı olması

nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

3. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması nedeniyle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

9/5/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Osman Alifeyyaz

PAKSÜT

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör Yrd. : Eyup GÖNENBABA Başvurucu : Ahmet ÜNAL Vekili : Av. Şerif Ali MUTLU

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2016/17624, 9 Mayıs 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. V. İnceleme Ve Gerekçe
  8. A. Kişi Hürriyeti ve
  9. B. No: 2015/9756, 16/11/2016, §§
  10. B. Kötü Muamele Yasağının İhlal Edildiğine
  11. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  12. Paksüt
  13. M. Emin KUZ
  14. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2016/17624
Tarih
9 Mayıs 2018

İlgili Kararlar

  • Abdullah Yabatu ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/9934)
  • Yüksel Uğurlu Başvurusu (B. No: 2014/20386)
  • Cemile Gökhan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/1203)
  • Sadet Becerikli Başvurusu (B. No: 2014/17466)
  • Ö.ç. Başvurusu (B. No: 2014/1091)
  • Haci Boğatekin Başvurusu (B. No: 2015/6321)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.