İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Aktif Elektrik Müh. İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2012/855)

1. Başvurucu, hakkında açılmış olan

Başvuru No2012/855Tarih26 Haziran 2014Okuma18 dk · 3.644 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Aktif Elektrik Müh. İnş. San. Ve Tic. Ltd. Şti. Başvurusu

Karar tarihi
26 Haziran 2014
Başvuru Numarası
2012/855
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.644 kelime·18 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvurucu, hakkında açılmış olan

tazminat davasına bakan mahkemece tutanaklarda davanın iş mahkemesi sıfatıyla

görüldüğünün belirtilmemesi, tefhim edilen kısa kararda mahkemenin adının ‘Acıpayam Asliye Hukuk Mahkemesi’ olarak

geçmesi ve sadece ‘yasa yolu açık olmak üzere’ ifadesinin kullanılması

nedenleriyle yaptığı temyiz başvurusunun Yargıtay tarafından 8 günlük temyiz

süresinden sonra yapıldığından reddedilmesi sonucu adil yargılanma hakkıyla

Anayasa’nın 40. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmiş; ayrıca icra dosyasına

yatırdığı tazminat tutarının dosyada aynen muhafaza edilmesi konusunda tedbir

kararı verilmesini, ihlalin giderilmesi için yeniden yargılama yapılmasını veya

85.000 TL maddi tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 26/11/2012 tarihinde

Denizli 3. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin

idari yönden yapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir

eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca, 27/6/2013

tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına,

dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Birinci Bölümün 6/2/2014 tarihli

ara kararı gereğince başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin

birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına

gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Adalet Bakanlığının 4/4/2014

tarihli görüş yazısı 15/4/2014 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiştir.

Başvurucu vekili Adalet Bakanlığı cevabına karşı beyanlarını yasal süresi

içinde ibraz etmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu, Denizli İli Acıpayam İlçesinde süt mamulleri

üreten Aysüt Süt Ürünleri Ltd. Şti. ile bir anlaşma

imzalamış ve fabrikanın ihtiyacı olan elektromekanik kapı işini üstlenmiştir.

8. Kapının kurulumu sırasında iskelenin devrilmesi sonucu

başvurucu ile iş akdi olan işçi Ali ÇATAL 06/02/2006

tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu yaralanmış ve hastaneye

kaldırılmıştır. Kazanın etkisi ile Ali ÇATAL’ın

omuriliği kırılmış ve felç olmuştur. Fizik tedavi bölümünde tedavi görürken eşi

kendisine ekmek yedirmiş ve yediği ekmek parçalarının akciğerine gitmesi sonucu

enfeksiyon kapmış ve yoğun bakıma kaldırılmıştır. Ali

ÇATAL 10/04/2006 tarihinde hayatını kaybetmiştir.

9. Ali ÇATAL’ın ölümü üzerine

Acıpayam Asliye Ceza Mahkemesi nezdinde 2006/295 Esas sayılı dosya ile taksirle

ölüme sebebiyet verme suçu nedeniyle kamu davası açılmıştır.

10. Ceza davası devam ederken müteveffa Ali ÇATAL’ın eşi Perihan ÇATAL bu olay üzerine başvurucu şirket

ve Aysüt Süt Ürünleri Ltd. Şti aleyhine 1/5/2007 tarihinde Acıpayam Asliye Hukuk Mahkemesinde

(Mahkeme) kendisine asaleten oğlu Ömer MERT’e

vekâleten tazminat davası açmış ve toplamda 130.000 TL tazminat talep etmiştir.

11. Tanık olarak dinlenen müteveffanın annesi ve babası ile

ameliyat olduğu hastanede görevli iki hemşire kazadan sonra müteveffanın

ameliyat olduğunu ve durumunun iyiye gittiğini, müteveffanın eşi Perihan ÇATAL’ın istemediği halde kendisine ekmek yedirmesiyle

akciğerinde enfeksiyona sebep olduğunu beyan

etmişlerdir.

12. Mahkeme, kusur oranının tespiti için bilirkişi incelemesi

yaptırmış, 4/12/2009 tarihli bilirkişi raporuyla

bilirkişi, başvurucu ve Aysüt Süt Ürünleri Ltd. Şti.’nin kusur oranını ayrı ayrı %40, müteveffanın eşi Perihan ÇATAL’ın kusur oranını ise % 20 olarak tespit etmiştir.

13. Mahkeme, destekten yoksun kalma tazminatı için de

bilirkişi raporu istemiş ve 25/6/2010 tarihli

bilirkişi raporuyla Perihan ÇATAL’ın 41.717,85 TL,

oğlunun ise 9.166,51 TL tazminat talep etme hakları olduğu tespit edilmiştir.

14. Mahkeme, 06/07/2010 tarihli 11.

ve son duruşmada iş mahkemesi sıfatıyla davaya baktığını belirtmeksizin davanın

kısmen kabulü ile müteveffa Ali ÇATAL’ın eşi ve

oğlunun başvurucu ve Aysüt Süt Ürünleri Ltd. Şti.’den tazminat almasına “yasa yolu açık olmak üzere’’ karar vermiş ve karar davacı ve

davalı vekillerinin yüzlerine karşı okunmuştur.

15. Mahkeme, 06/07/2010 tarih ve

E.2007/280 K.2010/281 sayılı gerekçeli kararında ise aynı hükmü “8 gün içerisinde Yargıtay Hukuk Dairesine temyiz yolu

açık olmak üzere” ibaresiyle kaleme almış ve gerekçeli karar

başvurucuya 22/07/2010 tarihinde tebliğ edilmiştir.

16. Mahkeme kararı, tüm davalılar ve davacı tarafından temyiz

edilmiştir. Başvurucu vekili 23/07/2010 tarihinde,

davacı vekili ise 26/07/2010 tarihinde temyiz başvurusu yapmıştır.

17. Temyiz incelemesini yapan Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, 25/9/2012 tarih ve E.2012/15465, K.2012/15530 sayılı

kararıyla başvurucu ve davacının temyiz talepleri yönünden temyiz dilekçesinin

süre aşımı yönünden reddine, Aysüt Süt Ürünleri Ltd.

Şti.’nin temyiz talepleri yönünden ise, kazanın bir

iş kazası olup olmadığının ön tespitinin yapılması ve iş kazası olması halinde

Sosyal Güvenlik Kurumundan (SGK) alınan tazminatın hükme konu tazminattan

mahsubu gerektiği gerekçesiyle Mahkeme kararını bozmuştur.

18. Başvurucu açısından kesinleşen karar başvurucuya 7/11/2012 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 9/11/2012 tarihinde Mahkemece hükmedilen tazminatı icra

dairesi kasasına ödemiştir.

B. İlgili Hukuk

19. 30/1/1950 tarih ve 5521 sayılı İş

Mahkemeleri Kanunu’nun 2/3/2005 tarih ve 5308 sayılı Kanunla değişmeden önceki

8. maddesi şöyledir:

“İş mahkemesinin nihai kararları tefhim

tarihinden itibaren sekiz gün içinde temyiz olunabilir.”

20. 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’na 5308 sayılı Kanunla

eklenen geçici 1. maddesi şöyledir:

“Bölge adliye mahkemelerinin, 26.9.2004

tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye

Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca Resmî Gazetede ilân edilecek göreve

başlama tarihinden önce verilen kararlar hakkında yapılan temyiz başvuruları,

kesinleşinceye kadar Yargıtay tarafından sonuçlandırılır. Bu kararlar hakkında

İş Mahkemeleri Kanununun bu Kanunla yapılan değişiklikten önceki temyize

ilişkin hükümleri uygulanır.”

21. 12/1/2011 tarih ve 6100 sayılı Hukuk

Muhakemeleri Kanunu’nun “Hükmün kapsamı”

kenar başlıklı 297. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısımları

şöyledir:

“Hüküm “Türk Milleti Adına” verilir ve bu

ibareden sonra aşağıdaki hususları kapsar:

a) Hükmü veren mahkeme ile hâkim veya

hâkimlerin ve zabıt kâtibinin ad ve soyadları ile sicil numaraları, mahkeme

çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa hükmün hangi sıfatla verildiğini.

…

ç) Hüküm sonucu, yargılama giderleri ile

taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve

süresini.

…”

22. 6100 sayılı Kanun’un “Hüküm”

kenar başlıklı 321. maddesi şöyledir:

“(1) Tahkikatın tamamlanmasından sonra,

mahkeme tarafların son beyanlarını alır ve yargılamanın sona erdiğini

bildirerek kararını tefhim eder. Taraflara beyanda bulunabilmeleri için ayrıca

süre verilmez.

(2) Kararın tefhimi, mahkemece hükme ilişkin

tüm hususların gerekçesi ile birlikte açıklanması ile gerçekleşir. Ancak

zorunlu hâllerde, hâkim bu durumun sebebini de tutanağa geçirmek suretiyle,

sadece hüküm özetini tutanağa yazdırarak kararı tefhim edebilir. Bu durumda

gerekçeli kararın en geç bir ay içinde yazılarak tebliğe çıkartılması gerekir.”

23. 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 432.

maddesinin 1. fıkrası şu şekildedir:

“Temyiz süresi on beş gündür. Temyiz süreleri,

ilâmın usulen taraflardan her birine tebliği ile işlemeye başlar.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

24. Mahkemenin 26/6/2014 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 26/11/2012 tarih ve 2012/855 numaralı

bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

25. Başvurucu, hakkında açılmış olan maddi ve manevi tazminat

davasına bakan Mahkemenin davayı iş mahkemesi sıfatıyla gördüğünün tutanaklarda

belirtilmediğini, davanın son duruşmasında verilen kısa kararda da mahkemenin

adının ‘Acıpayam Asliye Hukuk Mahkemesi’

olarak geçtiğini ve sadece ‘yasa yolu açık

olmak üzere’ ifadesi kullanıldığını, daha sonra 22/07/2010

tarihinde tebliğ edilen gerekçeli kararda mahkemenin kararı iş mahkemesi sıfatı

ile verdiğini anladığını ve 23/7/2010 tarihinde kararı temyiz etmiş ise de,

Yargıtay tarafından İş Mahkemeleri Kanununda yer alan temyiz süresinin 8 gün

olduğu belirtilerek temyiz dilekçesinin reddedildiğini; bunun sonucunda adil

yargılanma hakkının ve Anayasa’nın 40. maddesi hükmünün ihlal edildiğini ileri

sürmüş ve tarafından icra dosyasına yatırılan tazminat parasının aynen dosyada

muhafaza edilmesi konusunda tedbir kararı verilmesini, ihlalin giderilmesi için

yeniden yargılama yapılmasını, yeniden yargılama yapılmasında hukuki bir yarar

bulunmadığı sonucuna varılması halinde ise ihlal sonucunda uğranılan 85.000 TL

maddi zararın mahkeme masraflarıyla birlikte kendisine ödenmesini talep

etmiştir.

B. Değerlendirme

26. Başvurucunun, Mahkemece davanın iş

mahkemesi sıfatıyla görüldüğünün belirtilmemesi ve kısa kararda da mahkemenin

adının ‘Acıpayam Asliye Hukuk Mahkemesi’

olarak yer alarak sadece ‘yasa yolu açık olmak üzere’ ifadesinin kullanılması

nedeniyle temyiz süresini kaçırması sonucu Anayasa’nın 40. maddesi ve adil

yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiası, mahkemeye erişim hakkı kapsamında

değerlendirilecektir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

27. Başvurucunun mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği

yönündeki şikâyeti açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi bu şikâyet için diğer

kabul edilemezlik nedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Bu nedenle,

başvurunun bu bölümüne ilişkin olarak kabul edilebilirlik kararı verilmesi

gerekir.

2. Esas Yönünden

28. Başvurucu, Mahkemece davanın iş mahkemesi sıfatıyla

görüldüğünün belirtilmemesi ve kısa kararda da mahkemenin adının ‘Acıpayam

Asliye Hukuk Mahkemesi’ olarak yer alarak sadece ‘yasa yolu açık olmak üzere’

ifadesinin kullanılması nedenleriyle temyiz süresini kaçırması sonucu mahkemeye

erişim hakkının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.

29. Adalet Bakanlığı görüş yazısında,

mahkemeye erişimin bir unsuru olan mahkeme hakkının mutlak bir hak olmadığı,

özellikle bir davanın açılabilirliğine ilişkin bazı

sınırlamalar ve niteliği gereği bu konuda düzenleyici işlemlere konu

olabileceği, bununla birlikte, bu sınırlamaların dava açmak isteyen bir kişinin

mahkemeye erişim hakkının özüne zarar verecek seviyeye ulaşmaması gerektiği,

mahkemenin çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa kararı hangi sıfatla verdiğini

kararda belirtmesi gerektiği, somut başvuruya konu davada Mahkemenin yargılama

boyunca davaya asliye hukuk mahkemesi sıfatıyla baktığı, ancak gerekçeli

kararda iş mahkemesi sıfatıyla davaya baktığını belirttiğinin anlaşıldığı

belirtilerek başvurucunun iddiaları incelenirken bu hususların göz önünde

bulundurulması gerektiği yönünde beyanda bulunulmuştur.

30. Anayasa’nın “Hak arama

hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile

adil yargılanma hakkına sahiptir.”

31. Anayasa’nın “Temel hak

ve hürriyetlerin korunması” kenar başlıklı 40. maddesinin dördüncü

fıkrası şöyledir:

“Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri

ihlal edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkanının

sağlanmasını isteme hakkına sahiptir.

Devlet,

işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını

ve sürelerini belirtmek zorundadır.

Kişinin, resmi görevliler tarafından vaki

haksız işlemler sonucu uğradığı zarar da, kanuna göre, Devletçe tazmin edilir.

Devletin sorumlu olan ilgili görevliye rücu hakkı saklıdır.”

32. Sözleşme’nin “Adil

yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile

ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar

konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme

tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak

görülmesini isteme hakkına sahiptir.”

33. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci

fıkrasında, herkesin yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu olarak da iddia,

savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır. Anılan maddeyle

güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği

taşımasının ötesinde, Anayasa’nın 40. maddesi uyarınca diğer temel hak ve

özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını

sağlayan en etkili güvencelerden biridir (E.2013/64, K.2013/142, K.T. 28/11/2013). Bu bağlamda Anayasa’nın, devletin işlemlerinde

ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini

belirtmesi gerektiğini ifade eden 40. maddesinin de, adil yargılanma hakkının

kapsamının belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır. Bunun yanında Anayasa'da adil

yargılanma hakkının kapsamı düzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriğinin,

Sözleşme'nin 'Adil yargılanma hakkı'

kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesinde belirlenmesi gerekir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 22).

34. Adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olan

mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve

uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına

gelmektedir. (B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), mahkemeye etkili erişim hakkını “hukukun üstünlüğü” ilkesinin temel

unsurlarından biri olarak kabul etmekte ve mahkemeye etkili erişim hakkının,

mahkemeye başvuru konusunda tutarlı bir sistemin var olmasını ve dava açmak

isteyen kişilerin mahkemeye ulaşmada açık, pratik ve etkili fırsatlara sahip

olmasını gerektirdiğini ifade etmektedir. Bu sebeple hukuki belirsizliklerin ya

da uygulamadaki belirsizliklerin tarafların mahkemeye erişimine zarar verdiği

durumlarda bu hakkın ihlâl edildiğine karar verilmektedir (Geffre/Fransa, B. No: 51307/99, 23/1/2003,

§ 34).

35. Hukuki güvenlik ile belirlilik ilkeleri, hukuk devletinin

önkoşullarındandır. Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki

güvenlik ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem

ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde

bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.

Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi

bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve

uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı

koruyucu önlem içermesini ifade etmektedir (E.2013/64,

K.2013/142, K.T. 28/11/2013).

36. Mahkemeye erişim hakkı, kural olarak mutlak bir hak

olmayıp, sınırlandırılabilen bir haktır. Bununla birlikte getirilecek

sınırlandırmaların, hakkın özünü zedeleyecek şekilde kısıtlamaması, meşru bir

amaç izlemesi, açık ve ölçülü olması ve başvurucu üzerinde ağır bir yük

oluşturmaması gerekir (B. No: 2013/1613, 2/10/2013, §

38). Devletler bir davanın açılabilirliğine ilişkin

olarak takdir hakları gereği bazı sınırlamalar getirebilir ve bu davalar

niteliği gereği düzenleyici işlemlere konu olabilir. Bununla birlikte, bu

sınırlamalar dava açmak isteyen bir kişinin mahkemeye erişim hakkının özüne

zarar verecek seviyeye ulaşmamalıdır (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Edificaciones March Gallego

S.A./İspanya, B. No: 28028/95, 19/2/1998, §

34 ve Rodríguez Valín/İspanya,

B. No: 47792/99, 11/10/2001, § 22).

37. Mahkemeye ulaşmayı aşırı derecede zorlaştıran ya da

imkânsız hale getiren uygulamalar mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir.

Bununla birlikte dava açma ya da kanun yollarına başvuru için belli sürelerin

öngörülmesi, bu süreler dava açmayı imkânsız kılacak ölçüde kısa olmadıkça

hukuki belirlilik ilkesinin bir gereğidir ve mahkemeye erişim hakkına aykırılık

oluşturmaz. Ne var ki, öngörülen süre koşullarının açıkça hukuka aykırı olarak

yanlış uygulanması ya da yanlış hesaplanması nedeniyle kişiler dava açma ya da

kanun yollarına başvuru hakkını kullanamamışsa mahkemeye erişim hakkının ihlal

edildiğini kabul etmek gerekir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Osu/İtalya, B. No: 36534/97, 11/7/2002, §§ 36-40).

38. Belli bir hakkın mahkemede ileri sürülebilmesi ya da hak

arama hürriyeti kapsamında bir davanın açılabilmesi için öngörülecek süreler

hukuk güvenliği ilkesi gereği olup, adil yargılanma hakkının ihlali olarak

değerlendirilemez. Anılan süreler, mahkemelerin zamanın geçmesi nedeniyle

güvenilirliği kalmayan, eksik ya da ulaşılması zor kanıtlara dayanarak uzak

geçmişte meydana gelmiş olaylar hakkında karar vermelerini istemekle

oluşabilecek adaletsizliklerin önüne geçmek ve hukuk güvenliğini sağlamak gibi

önemli ve meşru amaçlara hizmet ederler. Süre sınırlaması getiren bu

müdahaleler, devletin takdir yetkisi içinde olup, ulaşılmak istenen meşru

amaçla orantılı oldukça ve hakkın özünü zedelemedikçe Anayasa'da yer alan hak

arama hürriyetini engellemiş sayılmazlar (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Stubbings ve Diğerleri/Birleşik Krallık, B. No:

22083/93, 22095/93; 22/10/1996,

§ 51).

39. Bunun yanında bir mahkemeye başvuru hakkının yasal bir

takım şartlara tabi tutulması kabul edilebilir olsa da, mahkemeler usul

kurallarını uygularken bir yandan âdil yargılanma hakkını ihlâl edebilecek

aşırı şekilcilikten, diğer yandan da yasalar tarafından düzenlenen usul

kurallarının ortadan kaldırılması sonucunu doğurabilecek aşırı gevşeklikten

kaçınmalıdırlar (Walchli/Fransa, B. No: 35787/03, 26/7/2007, § 29).

40. 3/10/2001 tarihinde kabul edilen

değişiklikle Anayasa’nın 40. maddesine “Devlet,

işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını

ve sürelerini belirtmek zorundadır.” hükmü ilave edilmiştir. Bu

değişikliğin gerekçesinde ise bireylerin, yargı ya da idari makamlar önünde

sonuna kadar haklarını arayabilmelerine kolaylık ve imkân sağlanmasının

amaçlandığı, son derece dağınık mevzuat karşısında kanun yolu, merci ve

sürelerin belirtilmesinin hak arama, hak ve hürriyetlerin korunması açısından

zorunluluk hâline geldiği belirtilmektedir.

41. 6100 sayılı Kanun’un 297. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının (ç) bendinde de mahkeme kararlarının hüküm kısmında kanun yolu ve

süresinin bulunması gerektiği hüküm altına alınmıştır. Bu gereklilik özellikle

ayrı ihtisas mahkemesi bulunmayan yerlerde çeşitli sıfatlarla görev yapan asliye

hukuk mahkemeleri açısından ayrı bir önem taşımaktadır. Zira asliye hukuk

mahkemelerinin bu durumda kararı hangi mahkeme sıfatıyla verdiğini açıklaması

davada uygulanan yargılama usulü ile verilen karara karşı kanun yolları

bakımından tarafların doğru bilgi sahibi olmalarını sağlayarak, tarafların

kararları temyiz haklarını zamanında ve usulüne uygun olarak kullanabilmelerine

hizmet etmektedir.

42. Başvuruya konu somut olayda, başvurucu tarafından

gerçekleştirilen elektromekanik kapı kurulumu esnasında meydana gelen iş kazası

nedeniyle, sonraki süreçte hayatını kaybeden işçinin yakınları tarafından,

başvurucu ile diğer davalı aleyhine Acıpayam Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde

maddi ve manevi tazminat davası açılmıştır. Davacılar dava dilekçelerinde

davalarını haksız fiile dayandırmışlar ve kazanın iş kazası olduğundan

bahsetmişlerdir. Mahkeme yargılama boyunca duruşma tutanaklarında ve

yazışmalarında asliye hukuk mahkemesi sıfatını kullanmış, davaya iş mahkemesi

sıfatıyla baktığını belirtmemiş ve 6/4/2010 tarihli

duruşmada asliye hukuk mahkemesi sıfatıyla “yasa

yolu açık olmak üzere” ibaresiyle kararı davacı ve davalılara tefhim

etmiştir. Başvurucuya 22/5/2010 tarihinde tebliğ

edilen gerekçeli kararında ise Mahkeme, davaya iş mahkemesi sıfatıyla baktığını

ve temyiz süresinin tefhimden itibaren 8 gün olduğunu belirterek hüküm

kurmuştur. Başvurucunun 23/5/2010 tarihinde yaptığı

temyiz başvurusu Yargıtay’ca başvurucu ve davalılardan biri yönünden temyiz

talepleri süresinde yapılmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir. Yargıtay diğer

davalı yönünden ise iş kazası olduğu iddia edilen olayın SGK’ya

bildirilmediği ve bu nedenle davanın iş kazası niteliğinde olup olmadığının

tespitinin ön koşul olduğu ve olayın iş kazası olarak kabulü halinde SGK’dan alınacak tazminatın hükme konu tazminattan mahsubu

gerektiği gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararını bozmuştur.

43. Yargıtay’ın diğer davalı yönünden

kararı bozarak olayın iş kazası olarak kabulü halinde Sosyal Güvenlik

Kurumundan alınan tazminatın hükme konu tazminattan mahsubu gerektiğine karar

vererek davalılar lehine tazminatı azaltacak yönde kararıyla yeni bir durumun

oluştuğu göz önünde bulundurulduğunda; başvurucunun temyiz itirazlarının

esastan incelenmesi talebinin ve bunun sonuncunda elde etmeyi umduğu menfaatin

somut bir temele dayandığı, soyut bir iddia olmadığı anlaşılmaktadır. Ayrıca Yargıtay’ın bozma kararında

olayın iş kazası ve buna bağlı olarak davanın iş kazasından kaynaklanan

tazminat davası niteliğinde olup olmadığının belirlenmediği gerekçesi

değerlendirildiğinde davanın niteliğinin de başvurucunun öngöremeyeceği şekilde

belirsiz olduğu görülmektedir.

44. 5521 sayılı Kanun’un 8. maddesi gereği iş davalarında 8

günlük temyiz süresi tefhimle başlamakta, 1086 sayılı Kanun’un 432. maddesine

göre ise hukuk davalarında ise 15 günlük temyiz süresi kararın tebliği ile

başlamaktadır. Ayrı özel mahkemelerin bulunmadığı yerlerde asliye hukuk

mahkemeleri özel mahkemelerin görevlerini de yerine getirmektedir. Ayrı iş mahkemelerinin

bulunmadığı yerde asliye hukuk mahkemeleri iş mahkemesi sıfatıyla iş kanunu

kapsamındaki uyuşmazlıklarından kaynaklanan davalara iş mahkemesi sıfatıyla

bakmaktadırlar.

45. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bir kararında “Kural olarak başka bir mahkeme sıfatıyla görülmek

üzere dava açılan bu gibi hallerde Asliye Hukuk Mahkemesinin yargılamaya hangi

sıfatla baktığını tensip kararından başlayarak karara bağlaması ve buna göre

yargılamayı sürdürmesi, sonuçta da nihai kararında göstermesi gerekir. Bu husus

uygulanacak yargılama yöntemi, temyiz süresi ve diğer usul kurallarının

uygulanması açısından büyük önem taşımaktadır. Örneğin, İş mahkemesi sıfatıyla

Asliye Hukuk Mahkemesine açılan bir davada seri yargılama usulü uygulanacağı

gibi, temyiz süresi de tefhimle başlayacağından mahkemenin bu sıfatla davaya

baktığını karar altına alması ve nihai kararında da göstermesi gerekir. Asliye Hukuk

ve İş Mahkemeleri yönünden temel farklılıklar gözetildiğinde böyle bir

belirleme yapılmamış olması usule aykırı olacaktır.” gerekçesiyle ön

sorunu aşarak davanın esasına girmiş ve yerel mahkemenin direnme kararını

bozmuştur (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E.2011/19-446, K.2011/569, 28/9/2011).

46. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararına paralel olarak 9.

Hukuk Dairesi’nin bir kararında da “5521

sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 8 inci maddesine göre, iş mahkemelerinde

verilen kararlara karşı temyiz süresi tefhim veya tebliğ tarihinden itibaren

sekiz gündür. Mahkemece karar yüze karşı tefhim edilmiş ise, tefhim edilen kısa

kararın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 297. maddesinde (1086 sayılı

Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 383 ve devamı maddelerinde) belirtilen

şartları taşıması gerekir. Aksi takdirde usulüne uygun tefhimden söz edilemez.

Bu durumda temyiz süresi gerekçeli kararın tebliğinden itibaren başlayacaktır.”

(Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2009/40934, K. 2012/846, 18/01/2012)

gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararını bozmuştur.

47. Somut başvuruya konu davada, asliye hukuk mahkemesinin

duruşma tutanakları ve yazışmalarında davaya iş mahkemesi sıfatıyla baktığını

belirtmemesi ve tefhim edilen kısa karar ile gerekçeli karar arasında

mahkemenin sıfatı ve kanun yoluyla ilgili açıklamalarda çelişki olması

nedenleriyle meydana gelen hukuki belirsizlik başvurucunun zamanında temyiz

başvurusu yapamamasına yol açmıştır. Bu koşullarda yapılan temyiz başvurusunu

inceleyen Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin süre yönünden temyiz taleplerinin

reddine karar vermesiyle başvurucunun temyiz taleplerinin esastan görüşülmesi

imkânı kalmamıştır.

48. AİHM, süre koşulu gibi dava açmaya ilişkin usul koşulları

birden fazla yoruma neden olabilecek nitelikte ise, mahkemeye erişim hakkı

kapsamında o yorumlardan birinin davayı açmak isteyen kişileri engelleyecek

şekilde katı bir şekilde kullanılmaması veya söz konusu koşulların katı bir

uygulamaya tabi olmaması gerektiğini ifade etmiştir (Bkz. Beles/Çek Cumhuriyeti, B. No: 47273/99, 12/11/2002,

§ 51; Tricard/Fransa, B. No: 40472/98, 10/7/2001, §

33).

49. Sonuç olarak başvuruya konu somut

davada, davaya iş mahkemesi sıfatıyla bakan asliye hukuk mahkemesinin iş

mahkemesi sıfatını dava boyunca kullanmayarak ve Anayasa’nın 40. maddesi ve

6100 sayılı Kanunda öngörülen şekilde kanun yolunu ve süresini belirtmeksizin

kararı tefhim etmesi ile Yargıtay’ın oluşan hukuki belirsizliği dikkate

almaksızın başvurucunun temyiz talebini süre yönünden reddetmesi nedenleriyle

başvurucunun davasını esastan inceleyecek şekilde temyiz yolunu kullanabilmesi

engellenerek başvurucunun mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna

varılmıştır.

50. Belirtilen nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine

karar verilmesi gerekir.

C. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi Yönünden

51. Başvurucu, iş kazası nedeniyle

hayatını kaybeden işçinin yakınları tarafından, aleyhine açılan maddi ve manevi

tazminat davasında mahkemenin dava boyunca iş mahkemesi sıfatını kullanmaması

ve kanun yolu süresini belirtmeksizin kararı tefhim etmesi ile Yargıtay’ın bu

hususu göz önünde bulundurmadan temyiz talebini süre yönünden reddetmesi sonucu

mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini ifade ederek ihlalin varlığının

tespiti ile bu ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama

yapılmasını veya uğradığı zararın tahsili için tazminata hükmedilmesini talep

etmiştir.

52. Adalet Bakanlığı görüşünde, ihlal tespit edilmesi ve

ihlalin sonuçlarının kaldırılması için başka bir yöntem izlenmesinin

öngörülmemesi halinde hakkaniyete uygun bir tazminat ödenmesinin yerinde

olacağı yönünde beyanda bulunulmuştur.

53. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar”

kenar başlıklı 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir. Ancak yerindelik denetimi yapılamaz, idari eylem ve

işlem niteliğinde karar verilemez.

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

54. Başvuru konusu olayda tespit edilen

ihlal ilk derece mahkemesinin davaya iş

mahkemesi sıfatıyla baktığını dava boyunca belirtmemesi ve tefhim edilen

kararda da kanun yolunun ve süresinin gösterilmemesi ile Yargıtay’ca

oluşan hukuki belirsizliği dikkate almaksızın başvurucunun temyiz talebinin

süre yönünden reddine karar verilmesinden kaynaklandığından ve başvurucuya davasını esastan inceleyecek

şekilde temyiz yolunu kullanabilmesi imkânı

verilmesinde hukuki yarar bulunduğundan, 6216 sayılı Kanun’un (1) ve (2)

numaralı fıkraları gereğince ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için başvurucuya

temyiz başvurusu yapma imkânı verilmesi amacıyla dosyanın ilgili mahkemeye

gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

55. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler

uyarınca tespit edilen 172,50 harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 1.672,50 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi

gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurucunun, mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği

yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence

altına alınan adil yargılanma hakkının İHLAL

EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucunun diğer taleplerinin REDDİNE,

D. Başvurucu tarafından yapılan 172,50

harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.672,50 TL yargılama

giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini

takiben başvurucuların Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay

içinde yapılmasına; ödemede gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği

tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

SONUÇ / HÜKÜM

F. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için kararın

ilgili mahkemeye GÖNDERİLMESİNE,

26/6/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Serruh KALELİ Üyeler : Zehra Ayla PERKTAŞ Burhan ÜSTÜN Erdal TERCAN Zühtü ARSLAN Raportör : Selami ER Başvurucu : Aktif Elektrik Müh. İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti. Vekili : Av. Mehmet Ali GÖLCÜKLÜ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2012/855, 26 Haziran 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. C. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi Yönünden
  12. V. Hüküm
  13. A. Başvurucunun, mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği
  14. B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence
  15. D. Başvurucu tarafından yapılan 172,50
  16. E. Ödemelerin, kararın tebliğini
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2012/855
Tarih
26 Haziran 2014

İlgili Kararlar

  • Natık Bıçak Başvurusu (B. No: 2013/1562)
  • Ayşe Korkmaz Başvurusu (B. No: 2013/2695)
  • Adil Gökalp Başvurusu (B. No: 2013/6846)
  • İsmet Yağcı Başvurusu (B. No: 2013/6712)
  • Ömer Mercen ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/6265)
  • Sadullah Arslan Başvurusu (B. No: 2013/7276)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.