İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Alba İnşaat Tic. Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2013/1313)

1. Başvurucu, feshedilen ihale sözleşmesi nedeniyle oluşan

Başvuru No2013/1313Tarih26 Şubat 2015Okuma22 dk · 4.392 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Alba İnşaat Tic. Ltd. Şti. Başvurusu

Karar tarihi
26 Şubat 2015
Başvuru Numarası
2013/1313
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.392 kelime·22 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvurucu, feshedilen ihale sözleşmesi nedeniyle oluşan

zararının karşılanması talebiyle açtığı dava sürecinde daha önce kesinleşen

yargı kararı olduğu halde derece mahkemelerinin kesinleşen kararını yok sayarak

karar verdiklerini, davalı idarede çalışan bir şahsın bilirkişi heyetinde

görevlendirildiğini, yargılamanın makul süreyi aştığını belirterek adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 13/2/2013 tarihinde

Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı

tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca, 16/1/2014

tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına,

dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 15/9/2014

tarihinde edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir

örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve olgular ile başvurunun bir örneği

görüş için Adalet Bakanlığı’na gönderilmiş, Adalet Bakanlığı’nın 17/11/2014 tarihli görüş yazısı 24/11/2014 tarihinde

başvurucunun vekiline tebliğ edilmiş, başvurucu vekili Adalet Bakanlığı

cevabına karşı beyanlarını 8/12/2014 tarihli dilekçeyle yasal süresi içinde

ibraz etmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve ekleri ile ilgili dava dosyasında yer

aldığı şekliyle olaylar özetle şöyledir:

7. Amasya Valiliğince (idare) 16/8/1995

tarihinde açılan halk sağlığı laboratuarı ve sağlık

ocağı inşaatı yapım işi için açılan ihaleyi başvurucu şirket kazanmış, idare

ile işe başlamak üzere 4/10/1995 tarihinde 34.335,00 YTL keşif bedelli işin

%24,45 tenzilatla yapılması için sözleşme imzalamış ve 16/10/1995 tarihinde

başvurucuya yer teslimi yapılmıştır.

8. İdare başvurucuyu inşaata devam etmediği, imalat

sürecinin zamanında ilerlemediği ve bazı imalatların kalitesinin sözleşmeye ve

projeye uymadığı gerekçesiyle birkaç kez uyarmış ve başvurucu 7/1/1998 tarihinde Amasya 1. Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde

inşaat projelerinin kendisine teslim edilmediği ve ödeneklerin aktarılmadığı

iddiasıyla muarazanın önlenmesi ve idarenin elinde bulunan teminat

mektuplarının nakde çevrilmemesi için ihtiyati tedbir talepli dava açmıştır.

9. Mahkeme tedbir talebini 13/1/1998

tarihli ara kararıyla kabul etmiştir. İdare ise 23/1/1998

tarihinde başvurucunun projeleri bakanlıktan istemesi gerektiği, ödeneklerin

geç de olsa aktarıldığı ve başvurucunun işe başlamadığı gerekçesiyle sözleşmeyi

tek yanlı olarak feshetmiştir.

10. Mahkeme, 21/4/2000 tarih ve

E.1998/19, K.2000/109 sayılı kararıyla sözleşmenin feshine ilişkin kararın

iptaline ve muarazanın bu şekilde giderilmesine karar vermiştir. Kararda

Mahkeme ayrıca idarenin 1/12/1995 tarihinde temerrüde

düştüğü ve sözleşme tarihinden itibaren geçen her yılın ödeneğine ilişkin

tespitlerde bulunmuştur.

11. Temyiz edilen kararı inceleyen Yargıtay 15. Hukuk Dairesi

7/2/2001 tarih, E.2000/4193, K.2001/698 sayılı

kararıyla, feshin bozucu yenilik doğuran bir hak olduğu, fesih iradesinin karşı

tarafa ulaşmasıyla sonuçlarını kendiliğinden doğuracağı, bu durumda feshin

haklı olup olmadığının tespitinin gerektiği gerekçesiyle ilk derece mahkemesi

kararını bozmuştur.

12. Mahkeme, bu defa 12/10/2001

tarih ve E.2001/356, K.2001/292 sayılı kararıyla bozama kararı doğrultusunda

feshin haksız olup olmadığını denetlemiş ve idarenin sözleşmenin uygulamasını

geciktirdiği gerekçesiyle feshin haksız olduğuna karar vermiştir.

13. Karar Yargıtay 15. Hukuk Dairesi’nin 23/1/2002

tarih, E.2001/6133, K.2002/297 sayılı kararıyla onanmış ve kesinleşmiştir.

14. Başvurucu 2/4/2002 tarihinde

aynı Mahkeme nezdinde haksız fesih nedeniyle fazlaya ilişkin haklarını saklı

tutarak 3.000 TL tazminata hükmedilmesi talebiyle dava açmıştır.

15. Mahkemece yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda

hazırlanan 12/3/2003 tarihli raporla, bedeli ödenmeyen

imalat, şantiye binası, genel giderler, all risk

sigortası, zayi olan malzeme, sözleşme masrafları ve teminat mektubu

masraflarından oluşan başvurucu zararı 143.642,00 TL olarak tespit edilmiştir.

16. Mahkeme 9/4/2003 tarih ve

E.2002/144, K.2003/136 sayılı kararıyla davanın kabulüne başvurucunun talebi

doğrultusunda 3.000 TL’nin başvurucuya ödenmesine karar vermiştir.

17. Temyiz edilen kararı inceleyen Yargıtay 15. Hukuk Dairesi

26/2/2004 tarih ve E.2003/4070, K.2004/1034 sayılı

kararıyla işin feshedilmesi halinde kesin hesabın çıkarılmasının zorunlu

olduğu, kesin hesabın nasıl çıkarılacağının sözleşmede yer aldığı, bilirkişi

raporunda bu hükümlere uyulmadan alacak kalemlerine katsayı uygulandığını,

ayrıca başvurucunun alacak hesabına dâhil edilen şantiye binası, genel giderler

ve bazı inşaat malzemelerine ilişkin deliller değerlendirilmeden, bir kısım ihzaratın hak edişlere girip girmediği ve davalı idare

yedinde kalıp kalmadığı saptanmadan başvurucunun alacak hesabına dâhil

edildiği, dolayısıyla tasfiye kesin hesabı çıkarılması gerektiği ve bilirkişi

raporunun yetersiz olduğu gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararını bozmuştur.

18. Mahkeme, Yargıtay bozma kararı doğrultusunda 20/6/2005 tarihinde tekrar keşif yapmış ve bilirkişiler

eşliğinde yapılan keşifte lojman ve sağlık ocağı binalarının 1. kat

betonlarının dökülmediği, demirlerin atıldığı, halk sağlığı laboratuarının

ise temelinin atıldığı ve zemin betonunun döküldüğü ve inşaata devam edilmediği

tespit edilmiştir. Keşifte taraf vekilleri de bulunmuş ve keşif tespitlerine

itiraz etmemişlerdir.

19. Bir hukukçu, iki inşaat mühendisinden oluşan bilirkişi

heyetince hazırlanan 30/8/2005 tarihli bilirkişi

raporunda inşaatta kullanılan betonun şartnamede öngörülen malzeme olmadığı,

şantiyede ihzarat olarak 3-5 torba taşlaşmış çimento

bulunduğu, 3/2/1998 tarihli durum tespit tutanağında da inşaatta ihzaratın olmadığının yer aldığı tespit edilerek imalat,

bina ve şantiye maliyetleri, sözleşme masrafları, teminat mektubu zararı,

müteahhitlik kârından oluşan başvurucu zararının 9.003,78 YTL olduğu

belirlenmiştir.

20. Mahkeme, bilirkişi raporlarının yeterli olmaması ile 30/8/2005 tarihli ikinci raporda görev alan bilirkişilerden

H.T.’nin Bayındırlık İl Müdürlüğünde kontrol

mühendisi olması nedenleriyle üçüncü bir bilirkişi raporu alınmasına karar

vermiş ve 31/8/2006 havale tarihli bilirkişi raporuyla başvurucunun zararı

158.622,55 YTL olarak hesaplanmıştır. Mahkeme, 28/2/2007

tarih ve E.2005/27, K.2007/97 sayılı kararıyla davayı kabul ederek başvurucunun

talebi doğrultusunda 143.642 TL’nin başvurucuya ödenmesine karar vermiştir.

21. Temyiz edilen kararı inceleyen Yargıtay 15. Hukuk Dairesi

bu defa bilirkişi raporları arasında fahiş fark olduğu ve çelişkinin

giderilmesi gerektiği, sözleşmenin feshi sonrasında şantiyedeki malzemenin

alınması gerekirken bırakılması nedeniyle oluşan zarardan davalı idarenin

sorumlu tutulamayacağı, bilirkişi raporunda son hak edişle sözleşmenin feshi

arasında geçen sürede yapıldığı iddia edilen imalatın açıklanamadığı ve genel

giderlerin zaten imalat maliyeti olduğu, ayrıca zarar olarak hesaplanmasının

hatalı olduğu gerekçesiyle 6/12/2007 tarih ve

E.2007/3326, K.2007/7854 sayılı kararıyla ilk derece mahkemesi kararını

bozmuştur.

22. Bozma kararına uyan Mahkeme 29/1/2009

tarihinde yeni bir bilirkişi raporu aldırmış ve Ankara 17. Asliye Hukuk

Mahkemesince resen belirlenen bilirkişilerce yeni bir rapor hazırlanmıştır.

Raporda başvurucunun zararı 10.773,71 YTL olarak hesaplanmıştır.

23. Mahkeme yapılan itirazlar ve çelişkinin giderilmesi için

tekrar bilirkişi raporu aldırmış ve yine Ankara 17. Asliye Hukuk Mahkemesince

resen belirlenen bilirkişilerce, yeni bir rapor hazırlanmıştır. 29/5/2009 havale tarihli raporda başvurucunun zararı

9.898,57 YTL olarak tespit edilmiştir. Raporda imzası bulunan hukuk bilirkişisi

rapora katılmadığını, raporda idarenin sözleşmeyi feshetmede haklı olduğunun

ifade edildiğini, ancak bu konuda kesinleşmiş bir yargı kararı bulunduğunu,

ayrıca raporun daha önceki 30/8/2005 tarihli raporu

esas aldığı, kendisinin 31/8/2006 tarihli rapordaki görüşlere katıldığını

belirtmiştir.

24. Mahkeme bu defa son bilirkişi raporu doğrultusunda 17/3/2010 tarihli ve E.2008/473, K.2010/169 sayılı kararıyla

başvurucu zararının 9.898,57 TL olduğuna ve başvurucuya ödenmesine karar

vermiştir.

25. Karar Yargıtay 15. Hukuk Dairesi’nin 31/3/2011

tarih ve E.2010/5787, K.2011/1998 sayılı kararıyla onanmıştır.

26. Başvurucunun karar düzeltme talebi aynı dairenin 8/11/2012 tarih ve E.2012/293, K.2012/6963 sayılı kararıyla

reddedilmiş ve karar aynı tarihte kesinleşmiştir. Kesinleşen karar başvurucuya 15/1/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

27. Başvurucu 13/2/2013 tarihinde

bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

28. 22/4/1926 tarih ve 818 sayılı Mülga Borçlar

Kanunu’nun 369. maddesi şöyledir:

“Yapılan şey; bitmezden evvel iş sahibi

yapılmış olan kısmın bedelini vermek ve mütaahhidin

zarar ve ziyanını baliğan mabelağ

tazmin etmek şartiyle mukaveleyi feshedebilir.”

29. 818 sayılı Mülga Kanun’un 370. maddesi şöyledir:

“Taahhüt olunan şeyin yapılması iş sahibi

nezdinde zuhur eden bir kaza yüzünden mümkün olamıyorsa müteahhit

yaptığı işin kıymetini ve bu kıymette dâhil olmıyan

masrafını alır.

Bu hususta iş sahibinin taksiri varsa

müteahhidin başkaca zarar ve ziyan istemeğe hakkı olur.”

30. 818 sayılı Mülga Kanun’un 371. maddesi şöyledir:

“Mütaahhit öldüğü

yahut sun'u taksiri olmaksızın işi bitirmekten aciz

kaldığı takdirde, mukavele müteahhidin şahsı nazara alınarak yapılmış ise

istisna akdi münfesih olur.

Bu

takdirde yapılan miktarın kullanılması kabil ise iş sahibi onu kabule ve

bedelini vermeğe mecburdur.”

31. 12/1/2011 tarih ve 6100 sayılı Hukuk

Muhakemeleri Kanunu’nun “Usul

ekonomisi ilkesi” kenar başlıklı 30. maddesi şöyledir:

“Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve

düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla

yükümlüdür.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

32. Mahkemenin 26/2/2015 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 13/2/2013 tarih ve 2013/1313 numaralı

bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

33. Başvurucu, uzun süren dava

sürecinde daha önce kesinleşen yargı kararı olduğu halde derece mahkemelerinin

kesinleşen kararı yok sayarak karar verdiklerini, davalı idarede çalışan bir

şahsın bilirkişi heyetinde görevlendirildiğini, bu nedenle bilirkişinin tarafsız

olmadığını ve Mahkemenin de bilirkişi seçiminin tarafsız yürütülmesini şüpheye

düşürdüğünü, hatalı bilirkişi raporuna göre karar verildiğini, yargılamanın

makul süreyi aştığını, yargılama sonucu zararının karşılanmadığını bu nedenle

varlıklarını satmak zorunda kaldığını belirterek adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüş ve ihlalin tespitiyle yargılamanın yenilenmesine karar

verilmesini talep etmiştir.

B. Değerlendirme

34. Başvurucu, somut başvuruya konu istisna akdinin feshi

nedeniyle oluşan zarar talepli davasıyla ilgili yukarıda sıralanan şikâyetleri

nedeniyle Anayasal haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Anayasa

Mahkemesi, başvurucunun ihlal iddialarına ilişkin nitelendirmesi ile bağlı

olmayıp, somut dava ve buna bağlı olayların özelliklerine göre olay ve

olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder.

35. Başvurucunun davalı idarede çalışan

bir şahsın bilirkişi heyetinde görevlendirildiği, bu nedenle Mahkemenin

bilirkişi seçimini tarafsız yürütülmesini şüpheye düşürdüğü iddiası tarafsız

bir mahkemede yargılanma hakkı kapsamında, derece mahkemelerinin daha önce

kesinleşen yargı kararını yok sayarak ve hatalı bilirkişi raporunu esas alarak

karar verdikleri iddiası hakkaniyete uygun yargılama hakkı kapsamında, incelenecektir.

Başvurucunun

yargılamanın makul süreyi aştığı iddiası ise makul sürede yargılanma hakkı

kapsamında ayrıca incelenecektir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

i. Tarafsız

Mahkemede Yargılanma Hakkı

36. Başvurucu, davalı idarede çalışan H.T.’in

bilirkişi heyetinde görevlendirildiğini, bu nedenle Mahkemenin bilirkişi

seçiminin tarafsız yürütülmesini şüpheye düşürdüğünü iddia etmiştir.

37. Adalet Bakanlığı görüşünde, Mahkemenin başvurucunun

bahsettiği davalı idare çalışanının bilirkişi heyetinde görevlendirilmesini

araştırdığı, idareye yazdığı yazıya uzun süre cevap alamaması sonrasında ise

yeni bir bilirkişi görevlendirerek bilirkişinin tarafsızlığını sağlamak için

gerekli tedbiri aldığı bildirilmiştir.

38. Başvurucu Bakanlık görüşüne karşı,

yeni bilirkişi raporu alınmasına rağmen davalı idarede çalışan H.T.’in de görev aldığı bilirkişi raporunun kesin hükme

esas alınan bilirkişi raporunu etkilediğini, kesin hükme dayanak olan bilirkişi

raporunda kesin yargı kararına rağmen sözleşmenin haklı şekilde

feshedildiğinden bahsedildiğini ve raporun oy çokluğuyla alındığını, bu

nedenlerle tarafsızlığın sağlanamadığını ileri sürmüştür.

39. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa

Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça

dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

40. 6216 sayılı Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasına göre Mahkemece açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemez

olduğuna karar verilebilir. Başvurucunun ihlal iddialarını kanıtlayamadığı,

iddialarının salt kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin olduğu,

temel haklara yönelik bir müdahalenin olmadığı veya müdahalenin meşru olduğu

açık olan başvurular ile karmaşık veya zorlama şikâyetlerden ibaret başvurular

açıkça dayanaktan yoksun kabul edilebilir.

41. Sözleşmenin 6. maddesinde açıkça, adil yargılanma

hakkının bir unsuru olarak, davanın tarafsız bir mahkemede görülmesini isteme

hakkından söz edilmiştir. Anayasa'nın 36. maddesinde mahkemelerin

tarafsızlığından açıkça bahsedilmemekle beraber, Anayasa Mahkemesi içtihadı

uyarınca, bu hak da adil yargılanma hakkının zımni bir unsurudur (AYM, E.

2002/170, K. 2004/54, K.T. 5/5/2004). Ayrıca,

mahkemelerin tarafsızlığı ve bağımsızlığının birbirini tamamlayan iki unsur

olduğu nazara alındığında, Anayasa'nın bütünselliği ilkesi gereği, Anayasanın

138., 139. ve 140. maddelerinin de tarafsız bir

mahkemede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması

gerektiği açıktır (B. No. 2013/1780, 20/3/2014, § 60).

42. Yargının tarafsızlığı ise, yargı faaliyetinde çıkar

ilişkisinin bulunmaması anlamında bağımsızlığın ayrılmaz bir parçasıdır. Adil

yargılanma hakkının negatif bir koşulu olan tarafsızlık, davaya bakan

mahkemenin davayı tüm bu etkilerden arınmış olarak ele

almasını, davanın

taraflarına eşit ve tarafsız bir şekilde yaklaşmasını, davanın çözümünü

etkileyecek şekilde davanın taraflarına karşı bir önyargıya sahip olmamasını,

ayrıca taraflarla tarafgirlik ve menfaat ilişkisi içinde olmamasını ifade eder.

43. Tarafsız mahkeme, davanın tarafları karşısında ve onların

leh ve aleyhlerinde bir kişisel görüş, önyargı veya menfaat ilişkisi olmadan ve

bir tarafa diğerinden daha farklı davranmadan mevcut delillere göre hukuka uygun

ve objektif olarak karar vermelidir. Bu çerçevede uyuşmazlığın çözümünde

mahkemeye yardımcı olan, somut davanın delillerini ortaya koyan diğer

unsurların da taraflarla menfaat ilişkisinin bulunmaması gerekir. Bir davada

bilirkişi olarak görev yapan kişilerin davanın taraflarıyla olan menfaat

bağları, tarafsızlığa etki ederek adil yargılanmayı ihlal edebilecektir.

44. Tarafsızlığın öznel ve nesnel olmak üzere iki boyutu

bulunmakta olup, bu kapsamda hâkimin birey olarak, mevcut davadaki kişisel

tarafsızlığının yanı sıra, kurum olarak mahkemenin kişide bıraktığı izlenimin

de dikkate alınması gerekmektedir (AYM, E. 2005/55, K. 2006/4, K.T.5/1/2006).Yargılamayı yürüten mahkeme üyelerinin taraflardan

biriyle veya anlaşmazlık konusu ile maddi veya manevi yakın bir bağının

bulunması veya yargılama sürecinde sarf ettiği ifadeleri ile tarafsız

olamayacağı yönünde meşru bir kanaat uyandırması, bunun yanı sıra davadan önce

dava ile doğrudan bağlantılı bir konumda bulunması da tarafsızlığı ihlal

edebilir. Ancak, belirli bir uyuşmazlıkta yargılamayı yürüten hâkimin

taraflardan birine yönelik önyargılı ve taraflı bir tutumunun, kişisel bir

kanaatinin veya menfaatinin, bu bağlamda kişisel bir taraflılığının söz konusu

olduğunu ortaya koyan bir delil bulunmadığı ve bu husus kanıtlanmadığı

müddetçe, tarafsız olduğunun bir karine olarak varsayılması zorunludur. Bunun

yanı sıra, yargılama makamının tarafsızlığına ilişkin her hangi bir meşru kaygı

veya korkuyu bertaraf edecek yeterli güvenceleri sunması da gerekmekte olup, bu

husus tarafsızlığın nesnel boyutuna işaret etmektedir (B. No. 2013/1780, 20/3/2014, § 62).

45. Somut başvuruya konu yargılamada, Mahkemece hazırlatılan 30/8/2005 tarihli bilirkişi raporuna başvurucu itiraz etmiş

ve Mahkeme başvurucunun itirazlarını değerlendirerek başvurucunun belirttiği

bilirkişinin davalı idarede çalışıp çalışmadığına ilişkin araştırma yapmıştır.

Mahkeme bu amaçla davalı idareye bu konuyla ilgili yazı yazmış ve yazıya uzun süre

cevap alamaması üzerine, bu araştırmadan sarfınazar ederek yeni bir bilirkişi

raporu alınmasına karar vermiştir. Mahkeme gerekçeli kararında da başvurucu

tarafından ibraz edilen belgelerden 30/8/2005 tarihli

bilirkişi raporunda görev alan bilirkişilerden H.T.’nin

davalı idarede inşaat mühendisi olarak görev yaptığının tespit edildiği

gerekçesiyle yeni bir bilirkişi incelemesine karar verdiğini belirtmiştir. Bu

durumda Mahkemenin bilirkişi kurulunun tarafsızlığını sağlamak için gerekli

tedbirleri aldığı görülmektedir.

46. Başvurucu ayrıca kesin karara dayanak olan son bilirkişi

raporunun idarede çalışan H.T.’in de görev aldığı

bilirkişi raporundan etkilendiğini, bu raporda kesin yargı kararına rağmen

sözleşmenin haklı şekilde feshedildiğinden bahsedildiğini ve raporun oy

çokluğuyla alındığını, bu nedenlerle tarafsızlığın sağlanamadığını ileri

sürmüştür. Başvurucunun bu iddialarına rağmen somut dava

incelendiğinde, alınan birçok bilirkişi raporunun esas olarak iki farklı

inceleme yöntemine dayandığı, ilk yönteme göre; başvurucunun inşaat alanında

bıraktığını iddia ettiği malzeme ve genel giderler gibi kalemlerin başvurucunun

zararında esas alındığı ve bu nedenle başvurucu zararının yüksek hesap

edildiği, bu şekilde yapılan hesaplamaya dayanılarak verilen kararların temyiz

incelemesinde Yargıtay 15. Hukuk Dairesi tarafından bozulduğu ve bahsedilen

unsurların başvurucunun zararının hesabında dikkate alınmaması gerektiğinin

belirtildiği; diğer inceleme yönteminde ise bozma kararında ifade edilen

unsurlar dikkate alınmadan zarar hesabı yapıldığı, raporlar arasındaki

çelişkinin bu durumdan kaynaklandığı, bozma kararında belirtilen unsurları

dikkate alan son bilirkişi raporuna dayanılarak verilen kararın Yargıtay 15.

Hukuk Dairesi tarafından onanarak kesinleştiği anlaşılmaktadır.

47. Bunun yanında 6100 sayılı Kanunda bilirkişilerin oy

birliği ile rapor hazırlamak zorunda olduklarına dair bir hüküm

bulunmamaktadır. Oy çokluğuyla bilirkişi raporu hazırlanması veya raporda

davanın konusu olmayan bir hususta görüş bildirilmesi kendi başına

bilirkişilerin ve/veya bilirkişi raporlarının tarafsız olmadığı anlamına

gelmemektedir.

48. Sonuç olarak, hükme dayanak olan

bilirkişi raporunun ve bilirkişinin tarafsızlığını sağlamak konusunda

Mahkemenin gerekli tedbirleri aldığı, Yargıtay bozma kararlarına uygun olarak

Mahkemenin yeni bilirkişi raporu aldığı ve buna dayanarak verdiği kararın

kesinleştiği, başvuruya konu yargılama faaliyeti açısından, yargılama

faaliyetini devam ettiren yargılama makamlarının tarafsızlığına ilişkin

karineyi ortadan kaldıracak şekilde, yargılamayı yürüten mahkemelerin

taraflardan birine yönelik önyargılı ve taraflı bir tutumunun, kişisel bir

kanaatinin veya menfaatinin, bu bağlamda kişisel bir taraflılığının söz konusu

olduğunu ortaya koyan bir bulgu saptanmadığı ve yargılama makamlarının

tarafların adil yargılanmaya ilişkin meşru beklentileri üzerinde menfi etkide

bulunacak bir tavır içinde olduklarına dair herhangi bir emarenin bulunmadığı

anlaşılmaktadır.

49. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının "açıkça dayanaktan yoksun olması"

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

ii. Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkı

50. Başvurucu, somut yargılama faaliyetinde derece

mahkemelerinin daha önce kesinleşen yargı kararını yok sayarak ve hatalı

bilirkişi raporunu esas alarak karar verdiklerini, bu nedenle Mahkemenin

bilirkişi seçiminin tarafsız yürütülmesini şüpheye düşürdüğünü iddia etmiştir.

51. Adalet Bakanlığı görüşünde, somut

başvuruya konu şikâyetlerin iki farklı yargı kararına dayandığı, bu kararlardan

ilkinde feshedilen sözleşmenin haklı feshe dayanıp dayanmadığının, diğerinde

ise zararın miktarının tespit edildiği, dolayısıyla dava konularının farklı

olduğu ve bireysel başvuruya konu davadaki olayların kanıtlanması, hukuk

kurallarının yorumlanması ve uygulanması, yargılama sırasında delillerin kabul

edilebilirliği ve değerlendirilmesi ile kişisel bir uyuşmazlığa derece

mahkemeleri tarafından getirilen çözümün esas yönünden adil olup olmamasının,

bireysel başvuru incelemesinde değerlendirmeye tabi tutulamayacağı şeklinde

görüş bildirilmiştir.

52. Başvurucu Bakanlık görüşüne karşı,

daha önceki görüşlerini tekrar ederek ilk davanın bir tespit davası olmadığını,

muarazanın önlenmesi davası olduğunu, feshin haksız olduğunda dair kesinleşen

yargılama faaliyetinde keşif yapıldığı halde bundan 6 yıl sonra Mahkemece

yeniden keşif yapıldığını, zararın tazmini konulu ikinci davada kesin hükme

dayanak olan bilirkişi raporunda feshin haklı olduğunun iddia edildiğini, bu nedenlerle

hakkaniyete uygun yargılama yapılmadığını ileri sürmüştür.

53. Kesin hükme saygı uluslar arası

hukuk düzenine özgü hukukun genel ilkelerinden biri olarak kabul görmektedir.

Yargının verdiği ve bağlayıcı olan kesin hüküm zarar gören taraflardan biri

açısından işlevsiz duruma getirilmişse, adil yargılanma hakkının sağladığı

güvencelerin bir anlamı kalmayacaktır (B. No: 2013/1752, 26/6/2014,

§ 65).

54. Kesin hükmün bağlayıcı olması, hükmü veren mahkeme de

dâhil diğer bütün mahkemelerin ve diğer ilgili kurumların bu kararla bağlı

olması anlamına gelir. Mahkemeler, aynı konuda aynı dava sebebine dayanarak,

aynı taraflar hakkında önceki bir davada verilmiş bir kesin hüküm ile bağlı

olup, aynı davayı bir daha göremezler. Açılan bir dava hakkında kesin hükmün

bulunmaması dava şartlarındandır ve taraflar bu konuda usuli

bir itiraz hakkına sahiptirler.

55. Bir mahkeme kararının kesin hüküm mahiyetini alabilmesi

için genel olarak üç koşul aranmaktadır. Bunlardan birincisi kesin hüküm

sayılan bir mahkeme kararının bulunması gerekir. Tespit ve tedbir kararları ile

icra mahkemesi kararları kesin hükmün bağlayıcılığı kudretini haiz değillerdir.

İkinci olarak kesinleşen kararının taraflar arasında mevcut olan bir ihtilafı

çözmek amacıyla verilmesi gerekir. Dolayısıyla bir anlaşmazlığı çözmeyen,

hasımsız olarak verilen bazı veraset davaları kesin hüküm mahiyetine haiz

değillerdir. Üçüncü olarak söz konusu kararların nihai olması gerekir.

Kararların nihailiği mahkemenin tarafların iddia ve

savunmalarını dinleyerek ve delilleri değerlendirerek bu hususta son kararını

vermiş olması anlamına gelmektedir. Bir kararın maddi anlamda kesin hüküm

niteliğini haiz olması ve bu konuda kesin hüküm itirazında bulunulabilmesi için

davanın taraflarının, konusunu ve sebeplerinin aynı olması gerekmektedir.

56. Başvurucunun kesin hükme haiz olduğunu iddia ettiği ilk

dava halk sağlığı laboratuarı ve sağlık ocağı inşaatı

yapım işinde başvurucu şirket ile idare arasında yaşanan anlaşmazlık üzerine

başvurucunun 7/1/1998 tarihinde Amasya 1. Asliye Hukuk

Mahkemesi nezdinde muarazanın önlenmesi talebi ile açtığı davadır. Bu davada

verilen ilk kararın temyiz incelemesinde taraflardan birinin fesih iradesinin

sözleşmenin feshi için yeterli olduğu, bu nedenle feshin haklı olup olmadığının

tespitinin gerektiği gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararı bozulmuştur.

Bozma kararı doğrultusunda ilk derece mahkemesi, 12/10/2001

tarihli kararıyla feshin haksız olduğuna karar vermiş ve bu karar temyizde

onanarak kesinleşmiştir. Başvurucu 2/4/2002 tarihinde

aynı Mahkemede bu defa haksız fesih nedeniyle tazminat davası açmıştır. Bu

davada bozma kararları sonrasında Mahkeme, 17/3/2010

tarihli kararıyla başvurucu zararını 9.898,57 TL olarak belirlemiş ve

başvurucuya ödenmesine karar vermiştir. Bu karar da derecattan

geçerek 8/11/2012 tarihinde kesinleşmiştir.

57. Bu durumda başvurucunun kesin hüküm olarak ifade ettiği

ilk dava muarazanın önlenmesi amacıyla açıldığı, bu süreçte idarenin sözleşmeyi

feshetmesi sonrasında haksız feshin tespiti konulu olarak sonuçlandığı

anlaşılmaktadır. İkinci dava ise haksız fesih nedeniyle tazminat davası olup,

ilk dava ile tarafları ve dava sebebi aynı olmakla birlikte dava konuları

farklıdır. Mahkemenin tarafları ve sebebi aynı olmakla birlikte konusu farklı yeni

davada yeniden keşif yaptırması ve bilirkişi raporu alması, bu yeni davanın

delillerini ortaya koymak ve gerekli tespitleri yapmak için makul olmanın

ötesinde bazı durumlarda gerekli de olabilecektir. Sonuç

olarak, başvuru konusu yargılamada açılan ilk davanın feshin haksızlığını

tespit ettiği ve daha sonra açılan haksız fesih nedeniyle tazminat davasının

açılmasını veya bu davada gerekli araştırmanın yapılmasını engelleyen bir kesin

hüküm niteliği taşımadığı anlaşıldığından kesin hüküm hiçe sayılmak suretiyle

hakkaniyete uymayan bir kararla başvurucunun adil yargılanma hakkının ihlal

edilmediğinin açık olduğu anlaşılmıştır.

58. Başvurucu ayrıca kesin karara dayanak olan son bilirkişi

raporunun, taraflı olduğunu ileri sürdüğü bilirkişi raporundan etkilendiğini

iddia etmektedir. Başvurucunun bu iddiasına rağmen somut dava incelendiğinde,

alınan birçok bilirkişi raporunun esas olarak iki farklı inceleme yöntemine

dayandığı ve kesin hükme esas olan son bilirkişi raporunun bu yöntemlerden

başvurucunun arzu etmediği bir yöntemle hazırlandığı, ancak Yargıtay 15. Hukuk

Dairesi içtihadıyla uyumlu olduğu görülmektedir. Bu durumda bahsedilen raporun

açık ve görünür şekilde hakkaniyete uygun yargılama yapılamamasına sebep

olduğuna dair herhangi bir emarenin bulunmadığı anlaşılmaktadır (§ 46, 47, 48).

59. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının "açıkça dayanaktan yoksun olması"

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

iii. Makul Sürede Yargılanma Hakkı

60. Başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiği yönündeki şikâyeti açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi bu şikâyet

için diğer kabul edilemezlik nedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Bu

nedenle, başvurunun bu bölümlerine ilişkin olarak kabul edilebilirlik kararı

verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

61. Başvurucu, 1998 yılında açılan muarazanın önlenmesi ve

devamında 2002 yılında açılan haksız fesih nedeniyle tazminat davalarının

hukuki sürecinin 2012 yılında sonuçlanması nedeniyle makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

62. Başvurucu kesinleşen iki yargılama faaliyetinin makul

sürede yargılanma hakkını ihlal ettiğini ileri sürmekle beraber, haksız feshi

tespit eden ilk dava Yargıtay 15. Hukuk Dairesi’nin 23/1/2002

tarihli kararıyla onanmış ve kesinleşmiştir. Haksız fesih nedeniyle tazminat

talepli ikinci dava ise başvurucunun karar düzeltme talebini reddeden Yargıtay

15. Hukuk Dairesi’nin 8/11/2012 tarihli kararıyla

kesinleşmiştir. Bu durumda haksız feshi tespit eden ilk davanın Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruların kabul edilmeye başlandığı 23/9/2012

tarihinde önce kesinleştiği anlaşıldığından makul süre incelemesinde bu davaya

ait süreçler dikkate alınmayacaktır.

63. Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme)

ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün olmayıp (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18), Sözleşme metni ile Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi (AİHM) kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut

görünümleri olan alt ilke ve haklar, esasen Anayasa’nın 36. maddesinde yer

verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de

Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında, ilgili

hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle,

Sözleşme’nin lâfzî içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma

hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi

kapsamında yer vermektedir Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul sürede

yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanma

hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan

süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141.

maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanma

hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır (B.

No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38–39).

64. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,

tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun

davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir

davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması

gereken kriterlerdir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§

41–45).

65. Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesi

uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede

karara bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusu olayda, asliye hukuk mahkemesi

nezdinde açılan haksız fesih nedeniyle tazminat talepli bir davanın söz konusu

olduğu görülmekle, 6100 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine göre

yürütülen somut yargılama faaliyetinin, medeni hak ve yükümlülükleri konu alan

bir yargılama olduğunda kuşku yoktur (B. No: 2012/13, 2/7/2013,

§ 49).

66. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara

ilişkin makul süre değerlendirmesinde, sürenin başlangıcı kural olarak,

uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başka

bir deyişle davanın ikame edildiği tarih olup, somut başvuru açısından bu tarih 2/4/2002

tarihidir.

67. Sürenin bitiş tarihi ise, çoğu zaman icra aşamasını da

kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihidir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 52). Bu kapsamda, somut yargılama faaliyeti

açısından sürenin bitiş tarihinin, başvurucunun karar düzeltme talebi hakkında

verilen Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin E.2010/5787, K.2011/1998 sayılı karar tarihi

olan 8/11/2012 tarihi olduğu anlaşılmaktadır.

68. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesinde,

yargılamanın konusunun haksız fesih nedeniyle tazminat talebi olduğu, 2/4/2002 tarihinde açılan davanın yargılama sürecinde ilk

derece mahkemesince verilen iki ayrı kararın temyiz incelemesi neticesinde

bozulduğu, son bozma kararını takiben mahkemenin E.2008/473 sırasına kaydı

yapılan davanın yargılaması sonucunda verilen kararın temyiz edildiği,

taraflarında iki tüzel kişinin yer aldığı davanın Mahkemece verilen 17/3/2010

tarihli kararın Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 8/11/2012 tarihi karar düzeltme

talebini reddeden kararıyla kesinleştiği, gerekli ve uygun tespit yapmayan

bilirkişi raporlarına dayalı verilen iki Mahkeme kararının Yargıtay tarafından

bozulduğu anlaşılmaktadır.

69. İlgili yargılama evrakının

incelenmesinden, başvuruya konu yargılama sürecinin asliye hukuk mahkemesi

önünde sürdüğü görülmekle, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkları

konu alan yargılama faaliyetleri için geçerli genel usuli

hükümler içeren 6100 sayılı Kanun’a tabi bir yargılama faaliyetinin söz konusu

olduğu ve 6100 sayılı Kanun’un 30. maddesinin, uyuşmazlıkların makul sürede

çözümlenmesi gerekliliğini ortaya koyduğu anlaşılmaktadır.

70. 6100 sayılı Kanun’un öngördüğü yargılama usullerine tabi

mahkemeler nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki

iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesi

tarafından, özellikle yargılamada sürati temin etmeye hizmet eden özel usul

hükümlerinin nazara alınmadığı göz önünde bulundurularak makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde karar verilmiş olup (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 54-64),

başvuruya konu davada yer alan kişi sayısı ve davanın mahiyeti nedeniyle icrası

gereken usul işlemlerinin niteliği başvuruya konu yargılamanın karmaşık

olduğunu ortaya koymakla birlikte, davaya bütün olarak bakıldığında, somut

başvuru açısından farklı bir karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı

ve söz konusu 10 yıl 7 ayı aşkın yargılama

sürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

71. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi Yönünden

72. Başvurucu, hakkaniyete uygun olmayan yargılama iddiasıyla

maddi zararlarının oluştuğunu, ihlal kararı verilerek ve yeniden yargılama

yapılmak suretiyle bu zararlarının giderilmesini talep etmiştir. Başvurucu

ayrıca makul süre şikâyetini de dile getirmiş, ancak belirtilen ihlal iddiasına

bağlı olarak manevi tazminat talebinde bulunmamıştır.

73. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar”

kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit

edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını

ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye

gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde

başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması

yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

74. Başvurucu makul sürede yargılanma hakkının ihlali

iddiasına bağlı olarak manevi tazminat talebinde bulunmadığından, manevi

tazminat ödenmesi hususunda karar verilmemiştir.

75. Başvurucu tarafından maddi tazminat talebinde bulunulmuş

olmakla beraber, tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar arasında

illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından ve başvurucunun hakkaniyete aykırı

yargılama iddiası hakkında açıkça dayanaktan yoksunluk nedeniyle kabul

edilemezlik kararı verildiğinden başvurucunun maddi tazminat taleplerinin

reddine karar verilmesi gerekir.

76. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler

uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan

1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1. Tarafsız mahkemede

yargılanma hakkının,

2. Hakkaniyete uygun

yargılanma hakkının,

ihlal

edildiği iddialarının “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Makul sürede

yargılanma hakkına ilişkin iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

4. Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının İHLAL

EDİLDİĞİNE,

B. Başvurucunun maddi tazminata

ilişkin talebinin REDDİNE,

C. Başvurucu tarafından yapılan 198,35

TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan 1.698,35 TL yargılama

giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

D. Ödemenin, kararın tebliğini takiben

başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına; ödemede gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

26/2/2015 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan y.

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Nuri

NECİPOĞLU

Hicabi DURSUN

Erdal TERCAN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Raportör

:

Selami ER

Başvurucu

:

Alba İnşaat Tic. Ltd. Şti.

Temsilcisi

:

İbrahim ALP

Vekili

:

Av. Tarkan

TOPER

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/1313, 26 Şubat 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. B. Başvurucunun maddi tazminata
  12. C. Başvurucu tarafından yapılan 198,35
  13. D. Ödemenin, kararın tebliğini takiben
  14. Necipoğlu
  15. Gökcan
  16. Toper
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/1313
Tarih
26 Şubat 2015

İlgili Kararlar

  • Kasım İlimoğlu Başvurusu (B. No: 2013/8136)
  • S. K. Başvurusu (B. No: 2014/10839)
  • Asiye Özbudak ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/8715)
  • Sebahat Tuncel Başvurusu (B. No: 2014/1440)
  • Yıldıray Gidirişoğlu Başvurusu (B. No: 2014/3796)
  • Yaşar Bulut ve Hakan Akşam Başvurusu (B. No: 2014/5897)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.