İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

S. K. Başvurusu (B. No: 2014/10839)

(Başvuru Numarası: 2014/10839)

Başvuru No2014/10839Tarih25 Şubat 2015Okuma16 dk · 3.246 kelime

KÜNYE

Gizlilik Talebi Kabul Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm

Başvuru No
2014/10839
Karar tarihi
25 Şubat 2015
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.246 kelime·16 dk okuma·15 bölüm

S. K. BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2014/10839)

Karar Tarihi: 25/2/2015

R.G. Tarih-Sayı: 27/5/2015-29368

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, kardeşinin toplumsal olaylara müdahale eden

polisler tarafından yoğun ve ölçüsüz şekilde kullanılan biber gazını

solumasının oluşturduğu etki ile hayatını kaybettiğini ve bu olaya ilişkin

yapılan soruşturmada kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğini belirterek, Anayasa'nın 17., 36. ve 40. maddelerinde güvence

altına alınan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve tazminat talebinde

bulunmuştur.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 26/6/2014 tarihinde İstanbul 5. Ağır Ceza

Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı

tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca, 9/9/2014 tarihinde

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına,

dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

UYAP aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle

şöyledir:

5. Başvurucu, 14/9/2013 tarihinde vefat eden Se. K.’nın kardeşidir.

6. Se. K., 13/9/2013 tarihinde saat 23.00 sıralarında

çalışmakta olduğu İstanbul ili Kadıköy ilçesindeki barın önünde eşiyle birlikte

oturmakta iken rahatsızlanması sonucu arkadaşları tarafından Kadıköy’de bulunan

özel bir hastaneye götürülmüştür.

7. Hastanenin acil servisinde saat 23.15’ten itibaren

yapılan müdahaleye rağmen hasta kurtarılamayarak yaklaşık bir saat sonra vefat

etmiştir.

8. Acil servis doktoru kesin ölüm sebebinin belli olmaması

nedeniyle vakayı adli olay olarak ilgililere bildirmiştir.

9. Bunun üzerine aynı gün İstanbul Anadolu Cumhuriyet

Başsavcılığınca soruşturmaya başlanmış, 2013/119981 sayılı soruşturma

kapsamında ölü muayene işlemi yapılmıştır. Ölü muayene işlemi sırasında kimlik

tanığı olarak dinlenen başvurucu, “…kendisi Kadıköy’de

barda çalışıyordu. 1996 yılında kalp kapakçığı değişti. Onun dışında bildiğim

bir rahatsızlığı yoktur. Kadıköy bölgesinde son birkaç gündür Hatay’da ölen A.A

adlı kişinin ölümünü protesto için toplanan grup ile emniyet birimleri arasında

yaşanan olaylarda biber gazı ya da diğer gazlara maruz kalmıştır. Dün gece

vakti çalıştığı barda fenalaşıp buraya getirilmiştir.” şeklinde

beyanda bulunmuştur. Yapılan ölü muayene işlemi sonunda kesin ölüm sebebi

tespit edilemediğinden klasik otopsi yapılarak kesin ölüm sebebinin tespiti

amacıyla cesedin İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığına gönderilmesine karar

verilmiştir.

10. Başvurucunun, kardeşinin toplumsal olaylar esnasında

polisler tarafından kullanılan gaza maruz kaldığını iddia etmesi üzerine

yürütülen soruşturma kapsamında olayla ilgili tanık beyanlarına başvurulmuştur.

Bu kapsamda ifadesi alınan S. Y. özetle, ölenin barda ses düzenleyicisi olarak

çalıştığını, kendisinin de barda geçici olarak çalıştığını, öleni bir yıldır

tanıdığını, kalbinde bir rahatsızlığı olduğundan dolayı pil takılı olduğunu

bildiğini, kullandığı ilaçların kan sulandırıcı ilaçlar olduğunu, fakat hiç

kullandığına denk gelmediğini, toplumsal olaylar başladığından bu yana iş

yerinde bulunduğunu, iş yerinin bulunduğu sokak içerisinde 10-11/9/2013

tarihlerinde bir müdahale olduğunu fakat dükkân kapılarını kapatarak

kendilerini koruma altına aldıklarını, fakat ara ara yine bu gazdan

etkilendiklerini, ölenin de bu iki gün de işyerinde olduğunu, Se. K.’nın gerçekleşen bu toplumsal olaylar içerisinde birebir

bulunmadığını beyan etmiştir. İfadesi alınan K.Y. özetle, öleni yaklaşık altı

yedi yıldır tanıdığını, kalp rahatsızlığı olduğunu bildiğini, ilaç kullandığını

görmediğini, sigara ve alkol kullandığını, olay günü ölenin çalıştığı barın

arka sokağında bulunduğunu ancak o gün bir polis müdahalesi olmadığını

bildirmiştir. Barda güvenlik elemanı olarak çalışan E.K. ifadesinde özetle,

öleni 3-4 yıldır tanıdığını, kalp rahatsızlığı olduğunu bildiğini, kendisini

ilaç alırken hiç görmediğini, her gün alkol aldığını ve günde bir paket

civarında sigara içtiğini, olay gecesi de ölenin, işyerinin önünde otururken

alkol aldığını, sandalyede oturduğu sırada rahatsızlanarak hastaneye

kaldırıldığını, 13/9/2013 tarihinden önceki tarihlerde işyerinin bulunduğu

sokakta polislerin biber gazı kullandıklarını ancak olay günü sokakta herhangi

bir müdahalenin olmadığını beyan etmiştir. Ölenin arkadaşı olan M.O.

ifadesinde, ölenin kalp rahatsızlığı olduğunu bildiğini, ilaç kullandığını

görmediğini, alkol ve sigara kullandığını, olay günü de elinde bir bardak bira

gördüğünü, olay günü barın bulunduğu sokak ve civarında polis müdahalesi

olmadığını, ancak ölenin 10/9/2013 tarihinde evine giderken biber gazına maruz

kaldığını söylediğini belirtmiştir. Barda çalışmakta olan B.K. ifadesinde

özetle, ölenin kalp rahatsızlığı olduğunu, sigara ve alkol kullandığını ancak

son zamanlarda azaltmaya çalıştığını, olay gecesi da bira içtiğini, o gün

sokakta polis müdahalesi olmadığını, ölenin 10/9/2013 tarihinde evine giderken

gazdan etkilenerek bayıldığını söylediğini, 11/9/2013 tarihinde barın bulunduğu

sokağa atılan gazdan işyeri kapılarını kapatmalarına rağmen etkilendiklerini

beyan etmiştir. Se. K.’nın çalıştığı barı işleten

D.A. ifadesinde özetle, öleni on yıldır tanıdığını, kalp rahatsızlığı olduğunu

bildiğini, 10/9/2013 ve 11/9/2013 tarihlerinde ölenin 20.30’da işyerine

geldiğini ve canlı müzik bitince çıktığını, 12/9/2013 günü olaylar nedeniyle

işyerini 22.00’de kapattıklarını ölenin de evine gittiğini, 13/9/2013 tarihinde

polis müdahalesi olmadığını, hastanede Se.K.’ya

müdahale edilirken eşinin “ilaçlarını

kullanmadığından başına iş açacaksın, sana o kadar söyledim şu ilaçları kullan

sağlığından olacaksın” diye ağladığını duyduğunu söylemiştir. Ölenin

çalıştığı işyerinde çalışan E.G. ifadesinde özetle, 11/9/2013 tarihinde polis

müdahalesi olduğunu bu nedenle kapıları kapatarak içeri girdiklerini, 13/9/2013

tarihinde herhangi bir polis müdahalesi olmadığını, ancak önceki günlerde

ölenin evinin civarındaki olaylar nedeniyle gazdan etkilendiğini söylediğini

beyan etmiştir.

11. Soruşturma dosyasında bulunan ölenin çalıştığı

işyerindeki kamera görüntülerine ait 14/9/2013 tarihli görüntü izleme

tutanağında; "13.9.2013 günü saat

22:10:37 sularında Se.K.'nın elinde bulunan dolu bira

bardağı ile kameraya göre sağ tarafta, duvar kenarında bulunan masaya gelip

oturduğu, birasını yudumladıktan sonra masaya oturduğu ve sigara yaktığı, saat

23:00 sıralarında Se.K.'nın karşısında eşi çevresinde

arkadaşları ile birlikte masada oturduğu, 23:05:35 sıralarında telefon ile

konuşur vaziyette masadan kalktığı ve kamera görüş açısından çıktığı ve

23:06:35 sıralarında tekrar kamera görüş açısına girerek telefon ile konuşur

vaziyette masaya oturduğu. 23:06:53 sıralarında tekrar masadan kalkarak iş yeri

içerisine girdiği, bu sırada Se.K.'nın eşi olan G.K.’nın masadan kalkarak, oturdukları masanın sağ çapraz

kısmında kalan masada oturmakta ve muhabbet ettiği, 23:08:22 sıralarında Se.K.'nın tekrar gelerek masaya oturduğu ve alkol almaya devam

ettiği bir taraftan da telefon ile konuştuğu ve telefonu kapattıktan sonra;

saat 23:09:56 sıralarında masadan kalkacak şekilde hareketlendiği sırada kısa

bir süre sabit kalarak saat 23:10:02 sıralarında geriye doğru doğru yaslandığı

ve kafasının da duvara dayandığı. birkaç saniye sonra kafasının geriye doğru

düştüğü ve bu şekilde sallandığı ve 23:11:07 sıralarında ise kafası arkada

olacak şekilde sabit kaldığı ve hareket etmediği, 23:11:32 sıralarında ise yan

sağ çapraz masada bir şahısla görüşen maktul Se.K.'nın

eşinin konuştuğu arkadaşının göstermesi üzerine eşi Se.K.’yı

gördüğü ve yanına geldiği yanına geldikten sonra omzuna temas ettiği ve daha

sonra kafasını tutarak öne doğru eğmeye çalıştığı ancak Se.K.’nın kafasını dik tutamayarak önce öne daha sonra tekrar

arakaya doğru düştüğü bu esnada diğer masada bulunan kişilerin de Se.K.'nın etrafına toplandığı ve toplanan insanların Se.K.’ya sandalyede oturur vaziyette bulunduğu halde iken

müdahale ettikleri" hususları tespit edilmiştir.

12. 14/9/2013 tarihinde İstanbul Adli Tıp Kurumu Morg İhtisas

Dairesinde Cumhuriyet savcısı ile iki adli tıp uzmanı eşliğinde cesedin baş,

göğüs ve karın bölgeleri açılarak klasik otopsi yapılmıştır. Otopsi sonucu

alınan iç organ parçaları, kan, safra ve mide içeriği üzerinde yapılan

tetkikler sonucu hazırlanan 24/12/2013 tarih ve 3384 sayılı raporda,“13/9/2013 tarihinde çalıştığı barda fenalaşarak

kaldırıldığı hastanede öldüğü bildirilen Se.K.'nın

cesedine 14/9/2013 tarihinde, Adli Tıp Kurumu Morg İhtisas Dairesince yapılan

otopsiden ve tetkiklerden elde edilerek yukarıya kaydedilen bilgi ve bulgular

dikkate alındığında; 1. Kimya İhtisas Dairesinin raporuna göre; kanda (19

mg/dl) Etanol bulunduğu, Metanol bulunmadığı, (Göz

sıvısında (17 mg/dl) Etanol bulunduğu, Metanol

bulunmadığı), kanda (2310 ng/ml) Lidocaine

ve Atropine (pür standartı olmadığından miktar

verilemediği) bulunduğu, sistematikteki diğer maddelerin bulunmadığı, Capsaicin ve Dihidrocapsaicin

bulunmadığı, idrarda Lidocaine bulunduğu,

sistematikteki diğer maddelerin bulunmadığı, sol ve sağ akciğerde Methanethiol, Etanol, n-propanol,

Dimethyltrisulfide bulunduğu, sistematikteki diğer

maddelerin bulunmadığı, kişinin ölüm sebebi hakkında varsa olay yeri inceleme

raporunu içerir adli soruşturma dosyasının gönderilerek Birinci Adli Tıp

İhtisas Kurulundan görüş alınmasının uygun olduğu” bildirilmiştir.

13. İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığının 24/12/2013

tarihli yazısı ile gönderilen soruşturma evrakı, otopsi raporu ve tıbbi

belgeleri inceleyen Adli Tıp Kurumu İstanbul Birinci İhtisas Kurulu yaptığı

inceleme sonucunda hazırladığı 8/1/2014 tarih ve 2014/1060/129 sayılı

raporunda, “13/9/2013 tarihinde çalıştığı

barda fenalaşarak kaldırıldığı hastanede öldüğü bildirilen Se.K.

hakkında düzenlenmiş adli belgelerde ve otopsi raporunda bulunan veriler

değerlendirildiğinde,

1. Otopsisinde tespit edilen sternum ve kot kırıklarının lokalizasyonu ve özellikleri

dikkate alındığında yeniden canlandırma işlemi sırasında husullerinin mümkün

olduğu,

2. Otopsisinde tarif edilen sternum orta kısımdan başlayıp umblikusun

7 cm üstünde sonlanan eskiye ait operasyon nedbesi, sol dirsek büklümü dış

yanda 1,5x2 cm'lik yüzeyi düzensiz nedbe ve sol bacak

ön orta kısımda 0,5x0,3 cm'lik krutlu

yaranın öldürücü nitelikte olmadığı dikkate alındığında kişinin travmatik tesirle öldüğünün tıbbi delilleri bulunmadığı,

3. Otopsi sırasında alınan örneklerin kimyasal

incelemesinde kanda etil alkol, lidocaine ve atropine

tespit edildiği, Capsaicin ve Dihidrocapsaicin

bulunmadığı, idrarda lidocaine, sol ve sağ akciğerde methanethiol, etanol, n-propanol,

dimethyltrisulfide tespit edildiği, bu değerlerin

öldürücü düzeyde olmadığı, aranan diğer toksik

maddelerin bulunmadığı dikkate alındığında kişinin zehirlenerek öldüğünün tıbbi

delilleri bulunmadığı,

4. Çalışmakta olduğu barda yemek yerken aniden

fenalaştığı ambulans ile acil servise kaldırıldığı, kardiak

arrest olarak getirildiği, yeniden canlandırma

işlemine cevap vermediği, ex kabül

edildiği, otopsisinde kalp ağırlığında (753 gr) ve duvar kalınlığında artış

(sol ventrikül duvar kalınlığı 1,8 cm, sağ ventrikül duvar kalınlığı 0,3 cm) ve histopatolojik

tetkikinde myokardda hipertrofi

ve geniş nedbe alanları tarif edildiğine göre kişinin ölümünün kalp hastalığı

sonucu meydana geldiği oy birliği ile mütalaa olunur.” denilmiştir.

14. İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından

tamamlanan soruşturma sonucunda “En son

08/1/2014 tarihinde 1. Adli Tıp İhtisas Kurulu tarafından değerlendirilen tüm

dosya ve tıbbi bulgular ışığında sonuç olarak: kişinin ölümünün kalp hastalığı

sonucu meydana geldiğinin belirtildiği, böylelikle tüm dosya kapsamında ölenin

ölümünün kalp hastalığı sonucu gerçekleştiği anlaşıldığı”

gerekçesine dayanılarak 17/2/2014 tarih ve 2014/28340 sayılı kovuşturmaya yer

olmadığına dair karar verilmiştir.

15. Başvurucu, kardeşinin kalp hastası olduğunu, ölüm

gerçekleşmeden önceki günlerde kardeşinin yaşadığı Kadıköy sokaklarında Gezi

Olayları nedeniyle yoğun bir şekilde gaz kullanıldığını, Adli Tıp raporunda

kardeşinin kalp krizi nedeniyle öldüğünün belirtildiğini ancak kalp krizini

neyin tetiklediği konusunda bir değerlendirme yapılmadığını, bu nedenle soruşturmanın

eksik yapıldığını belirterek karara itiraz etmiştir.

16. İtirazı değerlendiren İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesi,

5/5/2014 tarih ve 2014/522 D.İş

sayılı kararıyla, mevcut delil durumu ve karar gerekçesi birlikte dikkate

alındığında kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın usul ve yasaya uygun

olduğunu belirterek itirazı reddetmiştir.

17. Bu karar, 4/6/2014 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ

edilmiştir.

18. Başvurucu 26/6/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

19. 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun

“Otopsi” kenar başlıklı 87.

maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Otopsi,

Cumhuriyet savcısının huzurunda biri adlî tıp, diğeri patoloji uzmanı veya

diğer dallardan birisinin mensubu veya biri pratisyen iki hekim tarafından

yapılır. Müdafi veya vekil tarafından getirilen hekim de otopside hazır

bulunabilir. Zorunluluk bulunduğunda otopsi işlemi bir hekim tarafından da

yapılabilir; bu durum otopsi raporunda açıkça belirtilir.

(2) Otopsi, cesedin durumu olanak verdiği takdirde, mutlaka

baş, göğüs ve karnın açılmasını gerektirir.”

20. 5271 sayılı Kanun’un “Zehirlenme

şüphesi üzerine yapılacak işlem” kenar başlıklı 89. maddesi ise

şöyledir:

“(1) Zehirlenme şüphesi olan hâllerde organlardan parça

alınırken, görünen şekli ile organın tahribatı tanımlanır. Ölüde veya başka

yerlerde bulunmuş şüpheli maddeler, görevlendirilen uzman tarafından

incelenerek tahlil edilir.

(2) Cumhuriyet savcısı veya mahkeme, bu incelemenin, hekimin

katılmasıyla veya onun yönetiminde yapılmasına karar verebilir.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

21. Mahkemenin 25/2/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,

başvurucunun 26/6/2014 tarih ve 2014/10839 numaralı bireysel başvurusu

incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

22. Başvurucu, kardeşinin toplumsal olaylara müdahale eden

polisler tarafından yoğun ve ölçüsüz şekilde kullanılan biber gazını

solumasının oluşturduğu etki ile hayatını kaybettiğini, olaya ilişkin yürütülen

soruşturmada uzmanlık gerektiren konulara ilişkin bilgili ve yetkili birimlerin

görüşüne başvurulmadığını, olayda kullanılan yoğun biber gazının bireylerin

sağlık durumu üzerindeki olası etkilerinin değerlendirilmediğini ve somut olaya

ilişkin etkin bir soruşturma yürütülmeden kovuşturmaya yer olmadığına karar

verildiğini belirterek, Anayasa'nın 17., 36. ve 40. maddelerinde güvence altına

alınan yaşam hakkı, adil yargılanma hakkı ve hak arama hürriyetinin ihlal

edildiğini ileri sürmüş, yeniden yargılama ile maddi ve manevi tazminat

talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

23. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 46. maddesinin (1) numaralı

fıkrasında, ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal

nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenlerin bireysel başvuru

hakkına sahip oldukları kurala bağlanmıştır. Yaşam hakkının doğal niteliği

gereği, yaşamını kaybeden kişi açısından bu hakka yönelik bir başvuru ancak

yaşanan ölüm olayı nedeniyle mağdur olan ölen kişinin yakınları tarafından

yapılabilecektir. Başvurucu, başvuru konusu olayda ölen kişinin kardeşidir. Bu

nedenle başvuru ehliyeti açısından bir eksiklik bulunmamaktadır. (B.No: 2013/841, 23/1/2014, § 65).

24. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp, olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder. Bu nedenle ceza soruşturmasında şikâyetçi konumunda olan

başvurucunun adil yargılanma ve hak arama hürriyetine bağlı olarak Anayasa’nın

36. ve 40. maddelerinin ihlal edildiği şeklindeki iddiaları Anayasa’nın 17.

maddesi ile ilişkili görülerek, yaşam hakkı kapsamda değerlendirilmiştir.

25. Başvurucu, toplumsal olaylar sırasında yoğun şekilde

kullanılan gazın kardeşi tarafından solunması nedeniyle mevcut kalp

rahatsızlığının tetiklendiğini ve kalp krizi sonucu öldüğünü, kalp rahatsızlığı

bulunan bir kişinin gaza maruz kalması halinde bunun ne gibi sonuçlar

doğurabileceğine ilişkin etkili bir soruşturma yapılmayarak Anayasa’nın 17.

maddesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.

26. Anayasa’nın “Kişinin

dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” başlıklı 17. maddesi

şöyledir:

“Herkes, yaşama, maddî ve

manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”

27. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel

başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve incelenmesi” kenar

başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, …açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul

edilemezliğine karar verebilir.”

28. Bütün diğer haklar için bir temel oluşturan yaşam hakkı,

Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınmış ve bu maddede belirlenen

istisnalar dışında hiç kimsenin yaşamına kasten son verilemeyeceği

belirtilmiştir. Devletin yaşam hakkına saygı gösterme yükümlülüğü öncelikle

kamu otoritelerinin yaşam hakkına müdahale etmemelerini, yani maddede

belirtilen istisnalar dışında kişilerin ölümüne neden olmamalarını gerektirir. Bu,

devletin yaşam hakkından kaynaklanan negatif ödevidir. Yaşam hakkına saygı,

ikinci olarak devletin üçüncü kişilerden gelecek tehlikelere karşı bireylerin

hayatını korumasını gerektirir. Bir kimsenin hayatına yönelik çok özel ve ciddi

bir tehdidin varlığı kanıtlanmışsa, devletin bu tehdide karşı bireyin hayatını

korumak için makul tedbirleri alması gerekir. Bu, yaşam hakkından kaynaklanan

devletin pozitif yükümlülüğüdür. Bir ölüm meydana gelmişse, devletin pozitif

yükümlülüğü kapsamında ölümün nedenlerini soruşturma ve sorumluları tespit

ederek cezalandırma ödevi de vardır. Bu usul yükümlülüğünün gerektiği şekilde

yerine getirilmemesi halinde devletin negatif ve pozitif yükümlülüklerine

gerçekten uyup uymadığı tespit edilemez. Bu nedenle, devletin bu madde

kapsamındaki negatif ve pozitif yükümlülüklerinin güvencesini, soruşturma

yükümlülüğü oluşturmaktadır (B. No: 2012/1017, 18/9/2013, § 29).

29. Bireyin, bir devlet görevlisi ya da özel bir kişi

tarafından hukuka aykırı olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde

bir muameleye tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması

halinde, Anayasa’nın 17. maddesi, “Devletin

temel amaç ve görevleri” kenar başlıklı 5. maddedeki genel

yükümlülükle birlikte yorumlandığında etkili resmi bir soruşturmanın

yapılmasını gerektirir (B. No: 2012/1017, 18/9/2013, § 30).

30. Yürütülen ceza soruşturmalarının amacı, yaşam hakkını

koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir şekilde uygulanmasını ve sorumluların

ölüm olayına ilişkin hesap vermelerini sağlamaktır. Bu bir sonuç yükümlülüğü

değil, uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür. Diğer yandan, burada yer

verilen değerlendirmeler hiçbir şekilde Anayasa’nın 17. maddesinin

başvuruculara üçüncü tarafları adli bir suç nedeniyle yargılatma ya da

cezalandırma hakkı verdiği tüm yargılamaları mahkûmiyetle ya da belirli bir

ceza kararıyla sonuçlandırma ödevi yüklediği anlamına gelmemektedir. (B. No:

2012/752, 17/9/2013, § 56).

31. Anayasa’nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkı

kapsamında devletin yerine getirmek zorunda olduğu pozitif yükümlülüklerin usuli boyutu, yaşanan ölüm olayının tüm yönlerinin ortaya

konulmasına ve sorumlu kişilerin belirlenmesine imkan

tanıyan bağımsız bir soruşturma yürütülmesini gerektirmektedir (B. No:

2013/841, 23/1/2014, § 94). Soruşturmanın

etkililik ve yeterliliğini temin adına soruşturma makamlarının resen harekete

geçmesi ve ölüm olayını aydınlatabilecek, sorumluların tespitine imkân

sağlayacak bütün delilleri toplaması gerekmektedir.

32. Ceza soruşturmaları, sorumluların tespitine ve

cezalandırılmalarına imkân verecek şekilde etkili ve yeterli olmalıdır.

Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundan söz edebilmek için, soruşturma

makamlarının resen harekete geçerek ölümü aydınlatabilecek ve sorumluların tespitine

yarayabilecek bütün delilleri toplamaları gerekir. Soruşturmada ölüm olayının

nedenini veya sorumlu kişilerin ortaya çıkarılması imkânını zayıflatan bir

eksiklik, etkili soruşturma yürütme kuralıyla çelişme riski taşır (B. No:

2012/752, 17/9/2013, § 57).

33. Yürütülecek ceza soruşturmalarının

etkinliğini sağlayan hususlardan biri de teoride olduğu gibi pratikte de hesap

verilebilirliği sağlamak için soruşturmanın veya sonuçlarının kamu denetimine

açık olmasıdır. Buna ilaveten her olayda, ölen kişinin yakınlarının meşru

menfaatlerini korumak için bu sürece gerekli olduğu ölçüde katılmaları

sağlanmalıdır. (B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 58).

34. Somut olaya bakıldığında, başvurucunun kardeşinin yoğun

bir şekilde gaz kullanıldığı belirtilen toplumsal olaylara katılmadığı, çıkan

olaylar esnasında çalışmakta olduğu barın bulunduğu sokakta polisler tarafından

10-11/9/2013 tarihlerinde biber gazı kullanılmış olsa da ölüm olayının bu

tarihten 2 gün sonra meydana geldiği, dolayısıyla ölenin direkt gaz kullanımına

maruz kalmadığı hususları birlikte değerlendirildiğinde devletin yaşam hakkına

saygı gösterme yükümlülüğü kapsamında kamu otoritelerinin yaşam hakkına

müdahale ederek kişinin ölümüne neden olduğunu söyleyebilmek mümkün

gözükmemektedir.

35. Başvuru konusu olayda, başvurucunun kardeşinin yaşamını

kaybetmesi üzerine İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından derhal

soruşturma başlatıldığı, aynı gün yapılan ölü muayene işlemi sırasında

başvurucunun, kardeşinin polislerin kullandığı gazdan etkilenmiş olabileceği

iddiası üzerine soruşturmanın bu yönde derinleştirildiği, olayla ilgili

başvurucunun kardeşinin çalıştığı barda çalışan kişiler ile ölenin

rahatsızlandığı anda yakınında bulunan kişilerin ifadelerinin alındığı, işyerinde

bulunan olay anına ilişkin görüntülerin bulunduğu kamera görüntülerinin

incelendiği, aynı gün İstanbul Adli Tıp Kurumu Morg İhtisas Dairesince usulüne

uygun olarak yapılan klasik otopsi sonucu alınan iç organ parçaları, kan, safra

ve mide içeriği üzerinde yapılan tetkikler sonucu kesin ölüm sebebinin tespit

edilemediği, olay yeri inceleme raporunu içerir adli soruşturma dosyasının

gönderilerek Birinci Adli Tıp İhtisas Kurulundan görüş alınmasının uygun

olduğunun bildirildiği, Adli Tıp Kurumu İstanbul Birinci İhtisas Kurulundan

alınan 8/1/2014 tarihli rapora göre “…kişinin

zehirlenerek öldüğünün tıbbi delilleri bulunmadığı. Çalışmakta olduğu barda

yemek yerken aniden fenalaştığı ambulans ile acil servise kaldırıldığı, kardiak arrest olarak

getirildiği, yeniden canlandırma işlemine cevap vermediği, ex

kabül edildiği, otopsisinde kalp ağırlığında (753 gr)

ve duvar kalınlığında artış (sol ventrikül duvar

kalınlığı 1,8 cm, sağ ventrikül duvar kalınlığı 0,3

cm) ve histopatolojik tetkikinde myokardda

hipertrofi ve geniş nedbe alanları tarif edildiğine

göre kişinin ölümünün kalp hastalığı sonucu meydana geldiği”nin belirtildiği, İstanbul

Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma sonucunda “En son 08/1/2014 tarihinde 1. Adli Tıp İhtisas

Kurulu tarafından değerlendirilen tüm dosya ve tıbbi bulgular ışığında sonuç

olarak: kişinin ölümünün kalp hastalığı sonucu meydana geldiğinin belirtildiği,

böylelikle tüm dosya kapsamında ölenin ölümünün kalp hastalığı sonucu

gerçekleştiği anlaşıldığından” gerekçesine dayanılarak 17/2/2014

tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği, İstanbul 6. Ağır

Ceza Mahkemesinin bu karara yapılan itirazı verilen kararın usul ve yasaya

uygun olduğunu belirterek 5/5/2014 tarihinde reddettiği görülmektedir.

36. Ceza soruşturmasına ilişkin süreç incelendiğinde, ölüm

olayının akabinde Savcılık tarafından resen soruşturmaya başlandığı, soruşturma

sırasında dinlenen tanıkların ölenin kalp rahatsızlığı bulunduğunu, ilaçlarını

düzenli olarak kullanmadığını, alkol ve sigara alışkanlığı olduğunu,

rahatsızlandığı gecede alkol ve sigara kullandığını beyan ettikleri, bu

ifadelerle uyumlu olarak Adli Tıp Kurumunun ilgili ihtisas dairesinden alınan

raporda kesin ölüm sebebinin kalp hastalığı sonucu ölüm olarak belirlendiği,

tanık beyanlarına göre olay tarihi olan 13/9/2013 tarihinde ölenin çalıştığı

barın bulunduğu sokakta polislerin hiç kimseye biber gazıyla müdahalede

bulunmadıkları, en son 11/9/2013 tarihinde sokakta gazla müdahalenin olduğu

tanıkların ölenle birlikte kapıları kapatarak içeri girdikleri, Adli Tıp Kurumu

1. İhtisas Dairesinin başvurucunun iddiaları doğrultusunda soruşturma

dosyasındaki ifade, görüntü, otopsi raporu ve tıbbi belgeleri inceleyerek verdiği

raporunda kişinin gazdan etkilenerek öldüğüne dair bir beyanda bulunulmadığı,

bu rapor üzerine olayda şüpheli bir durum olmadığı değerlendirilerek konuyla

ilgili kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği, bu karara başvurucu

tarafından yapılan itirazın İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesince reddedildiği, bu

bağlamda gerekli delillerin toplanarak soruşturmanın makul sürede tamamlandığı,

başvurucunun soruşturmanın açıklığını temin edecek ve meşru menfaatlerini

koruyabilecek bir şekilde soruşturma sürecine dâhil olabildiği görülmektedir.

37. Buna göre başvuru dosyasında oluşa ilişkin belge ve

bilgiler dikkate alındığında, ölüm olayının bildirilmesi üzerine resen

başlatılan soruşturmanın yetersiz olduğundan ve kararın somut kanıtlarla

çelişecek biçimde ve açıkça hukuka aykırılık oluşturacak şekilde gerekçesiz ve

keyfi verildiğinden söz edilemeyeceği gibi, bu konuda ihmali bir davranış veya

yetkililere yüklenebilecek bir eksikliğin de saptanmadığı görülmüştür.

Dolayısıyla, kişinin yaşam hakkının korunması kapsamında yürütülen cezai

soruşturmanın etkisiz olduğuna ilişkin bir sonuca varılmasını gerektirecek bir

husus tespit edilememiştir.

38. Açıklanan gerekçelerle, Cumhuriyet Savcılığınca yürütülen

soruşturma sonucunda verilen karar nedeniyle başvurucunun kardeşinin yaşam

hakkına yönelik bir ihlal tespit edilmediğinden, başvurunun “açıkça dayanaktan yoksun olması”

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Başvurunun, “açıkça

dayanaktan yoksun olması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına, 25/2/2015 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Alparslan ALTAN Üyeler : Serdar ÖZGÜLDÜR Osman Alifeyyaz PAKSÜT Recep KÖMÜRCÜ Celal Mümtaz AKINCI Raportör : Recep BENLİ Başvurucu : S. K. Vekili : Av. İsmail DEMİRCİ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/10839, 25 Şubat 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. S. K. Başvurusu
  4. İkinci Bölüm
  5. Karar
  6. I. Başvurunun
  7. Konusu
  8. II. Başvuru
  9. Süreci
  10. III. Olay Ve
  11. Olgular
  12. A. Olaylar
  13. B. İlgili Hukuk
  14. IV. İnceleme Ve
  15. Gerekçe
  16. A. Başvurucunun İddiaları
  17. B. Değerlendirme
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/10839
Tarih
25 Şubat 2015

İlgili Kararlar

  • Asiye Özbudak ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/8715)
  • Sebahat Tuncel Başvurusu (B. No: 2014/1440)
  • Yıldıray Gidirişoğlu Başvurusu (B. No: 2014/3796)
  • Yaşar Bulut ve Hakan Akşam Başvurusu (B. No: 2014/5897)
  • İsmet Sarıcı Başvurusu (B. No: 2012/1304)
  • Halil Afşin ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/4824)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.