İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ali Aktaş Başvurusu (B. No: 2016/14178)

1. Başvuru, tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi

Başvuru No2016/14178Tarih17 Temmuz 2019Okuma33 dk · 6.657 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Ali Aktaş Başvurusu

Karar tarihi
17 Temmuz 2019
Başvuru Numarası
2016/14178
R.G. Tarih ve Sayı
11/9/2019-30885
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.657 kelime·33 dk okuma·18 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 8/8/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyon tarafından başvurucunun tutuklamanın hukuki olmaması

nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiası

bakımından kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına,

diğer temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiğine yönelik iddiaların kabul

edilemez olduğuna 7/3/2019 tarihinde karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

6. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde

ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî bir darbe

teşebbüsüyle karşı karşıya kalmış, bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke

genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiş ve olağanüstü hâl

19/7/2018 tarihinde son bulmuştur. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal

temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır

faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı

Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak

isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No:

2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).

9. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde darbe

girişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile

FETÖ/PDY'nin kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı

sıra eğitim, sağlık, ticaret, sivil toplum ve medya gibi farklı alanlardaki

yapılanmasına yönelik olarak Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından

soruşturmalar yürütülmüş; çok sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama

tedbirleri uygulanmıştır (Aydın Yavuz ve

diğerleri, § 51; Mehmet Hasan

Altan (2) [GK], B. No: 2016/23672, 11/1/2018, § 12).

10. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) İkinci Dairesinin

16/7/2016 tarihli kararı ile -Alaşehir Cumhuriyet savcısı olarak görev yapmakta

olan- başvurucunun görevden uzaklaştırılmasına ve 24/8/2016 tarihinde meslekten

ihraç edilmesine karar verilmiştir.

11. Alaşehir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başvurucu

hakkında ceza soruşturması başlatılmıştır.

12. Başvurucu, anılan soruşturma kapsamında 17/7/2016 tarihinde

gözaltına alınmıştır. Başvurucunun 18/7/2016 tarihli Savcılık ifadesinin ilgili

kısmı şöyledir:

"...Atılı suçlamayı anladım. Kesinlikle

kabul etmiyorum. Benim bu suçtan uzaktan yakından alakam yoktur. HSYK 2.

Dairesi'nin benim meslekten çıkarılmayı gerektirir nitelikte ağır gördüğü

suçlamanın ne olduğunu, delillerin ne olduğunu anlamış değilim. Bunları

anlamadığım için suçlamaları kabul etmiyorum. 2001 yılında Mardin Mazıdağı'nda

Kaymakamlıkça sınav düzenlendi. Dereceye giren öğrencileri o dönem cemaate

bağlı olduğu bilinen Sur Dershanesi'ne ücretsiz gönderecekti. Ancak benim önceki

seneden ÖSS'ye girdiğim için yüksek bir puanım vardı. Bu puan ile başka

dershanelere de başvurmuştum. Bu şekilde Uğur Dershanesi'ne kayıt yaptırdım.

Uğur Dershanesi'ne gittim. Hatta o dönem Kaymakamlık sınav birincisi olarak

cemaatin dershanesine yönlendirmeye çalıştı. Ama ben yine de Uğur Dershanesi'ne

gittim. Daha sonra da Ankara Hukuk Fakültesini kazandım. Okulda iken birinci

yıl devletin yurdu olan Kocatepe yurdunda kaldım. Diğer üç sene de cemaatlerin

yurtlarında veya evlerinde kalmayıp, arkadaşlarım ile özel evde kaldım. Ev

arkadaşlarımın kimi hâkim savcı, kimisi de doktordur. Bu kişiler halen

görevdedirler, alınmadılar. 2006 yılında üniversiteden mezun oldum. 2007

yılında açılan hâkim ve savcı sınavını kazanarak 2007 yılı Ağustos'ta staja

başladım. 2008 yılı Ekim ayında da mesleğe fiilen başladım. Stajımı Ankara'da

yaptım. Hiçbir zaman cemaatteki hiçbir kişi ile ilişkim olmadı.Oğlum M.D. Üstek

Koleji'ne gitmektedir. Yaşı 6'dır. Buranın da cemaatle bir bağlantısı yoktur.

Ömrü hayatımda dini sohbetlere hiç katılmadım. Bu grubun da ne şekilde sohbet

yaptığını bilmem. Bu grupla hiçbir şekilde ilişkim olmadı. Dolayısıyla

yayınlarına da üye olmadım. Vakıfbank'ta hesaplarım vardır, Bunun dışında bir

de eşimin Halk Bankası'nda hesabı vardır. Finans kurumlarında hesabımız yoktur.

Kesinlikle ilişkim olmadığı bu gruba bağışta bulunmadım. Hâkim ve savcılık

sınavına evimde hazırlandım. Akademideyken sınıf temsilciliği, albüm kurulu

gibi kurullara girmedim. Umre dışında yurt dışına gitmedim. Umreye gidiş

zamanım 2016 yılı Şubat-Mart ayları arasıdır. Umrede 14 gün kaldım. Sakarya

Merkez, 2011-2013 Solhan/Bingöl, 2013-2015 Sungurlu/Çorum, 2015 Temmuz ayından

itibaren Alaşehir'de görev yaptım. Sungurlu'da iken HSYK Teftişi geldi. Bu

teftişten 75 puan aldığımı hatırlıyorum. Teftiş yapan müfettişleri ise

hatırlamıyorum. 2014 yılında yapılan HSYK seçiminde sandık müşahitliği, vesair herhangi bir görevim yoktur. Hatta oy kabininde oy

kullandığım sırada bacanağım beni aradı. Bu sırada telefonun yanında görevliler

vardı. Bu durumu görevliler de gördü. Telefonum onların yanında çaldı. 15

Temmuz 2016 tarihinde Türkiye'de meydana gelen olaylarda izinde olmam sebebiyle

Çanakkale'de iken basın yani televizyon yolu ile haberdar oldum. Normal

şartlarda pazar günü Alaşehir'e görevimin başına dönecektim. Ancak olayların

üzerine HSYK tarafından izinler iptal edildi. İzinlerin iptali ile Alaşehir

İlçesi'ne cumartesi günü akşam 17:30 sıralarında dönüş yaptım. Özel yetkili

herhangi bir yerde çalışmadım. Bana bugüne kadar herhangi bir unvan teklifi

olmadı. Benim ne cemaatle ne de 15 Temmuz'da yaşanan olaylar ile hiçbir ilgim

yoktur. Listede adımın neden yer aldığını HSYK bilir. Adımı oraya koyanlar

bilir. Beni sevmeyen biri bugüne kadar ilişkim hiçbir şekilde olmayan cemaatle

ilişkim olduğu şeklinde beni fişlediğinden dolayı şu anda buradayım. Atılı

suçlamaları kabul etmiyorum. Etkin pişmanlık hükmünü anladım. Ben suç

işlemedim. Serbest bırakılmak istiyorum. Aramada el konan bilgisayar, CD, flaş

disk, iki adet telefonun hiçbir suç unsuru yoktur. Dolayısıyla tarafıma teslim

edilmesini istiyorum."

13. Savcılık ifadesinin ardından tutuklanması istemiyle Alaşehir

Sulh Ceza Hâkimliğine sevk edilen başvurucunun Alaşehir Sulh Ceza Hâkimliği

tarafından 18/7/2016 tarihinde sorgusu yapılarak tutuklanmasına karar

verilmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

"Şüpheliler hakkında HSYK 2. Dairesinin

FETÖ Terör Örgütüne üye olduklarından dolayı 16/7/2016 tarihli savcılıktan

açığa alma kararı, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının ihbarı, şüphelilerin

üzerine atılı suçların vasıf ve mahiyeti, kanunda belirtilen cezaların alt ve

üst sınırı, delillerin tam olarak toplanmamış olması, suçun temadi ettiği adli

kontrol uygulamasının bu aşamada yetersiz kalacağı dikkate alınarak

tutukluluğun bu aşamada ölçülü olduğu anlaşıldığından 2802 Sayılı Hâkim ve

Savcılar Kurulunun 94. maddesi atfıyla CMK'nın 100 ve

devamı maddeleri gereğince şüphelilerin üzerine atılı suçlardan ayrı ayrı

tutuklanmalarına..."

14. Başvurucunun bu karara yaptığı itiraz, Salihli Sulh Ceza

Hâkimliğinin 25/7/2016 tarihli kararıyla reddedilmiştir.

15. Başvurucu 8/8/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

16. Manisa Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma dosyasını

27/9/2016 tarihinde yetkisizlik kararı ile Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına,

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ise yasal değişiklik nedeniyle dosyayı 10/1/2017

tarihli yetkisizlik kararı ile İzmir Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir.

17. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı 17/5/2017 tarihinde, başvurucu

hakkında Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini

yapmasını engellemeye teşebbüs etme, anayasal düzeni ortadan kaldırmaya

teşebbüs etme suçlarından kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar vermiş

olup aynı tarihli iddianame ile başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma

suçundan cezalandırılması istemiyle İzmir 14. Ağır Ceza Mahkemesinde kamu

davası açmıştır.

18. İddianamede, başvurucunun FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne

üye olduğu ileri sürülmüş olup bu suçlamaya esas alınan olgular özetle

şöyledir:

i. Başvurucunun ceza infaz kurumunda bulunduğu sırada yakınları

tarafından getirilen Kur'an-ı Kerim'in 83., 84., 85. ve 86. sayfalarının farklı

kısımlarının yırtılmış olduğu, Nisa Suresi'nin 36., 42., 45. ve 56. ayetlerinin

işaretlendiği belirtilmiştir.

ii. HSYK Genel Kurulu tarafından gönderilen, altmış bir sayfadan

ibaret karar gerekçesine değinilerek kararda; başvurucunun FETÖ/PDY mensubu

olması dikkate alınarak ihraç edildiği tespitinin yapıldığı, özellikle bu

yapının devleti ele geçirmeye çalışması ve yargının içine sızarak anayasal

düzeni ortadan kaldırma amacı gütmesine vurgu yapılarak anılan yapıya dâhil

olan kişilerin örgüt üyesi olduğunun ifade edildiği belirtilmiştir.

19. İddianame İzmir 14. Ağır Ceza Mahkemesince

(Mahkeme)22/5/2017 tarihinde kabul edilmiş ve Mahkemenin E.2017/262 sayılı

dosyası üzerinden kovuşturma aşaması başlamıştır. Mahkeme 22/5/2017 tarihinde

tensiple birlikte başvurucunun tahliyesine ve yurt dışına çıkış yasağı

konularak adli kontrol tedbiri uygulanmasına karar vermiştir. Kararın ilgili

kısmı şöyledir:

"Sanığın mevcut delil durumu tutuklulukta

geçirdiği süre dikkate alınarak sanığın başka suçtan tutuklu veya hükümlü

bulunmadığı takdirdetahliyesine, sanık hakkında CMK'nın 109/3-a maddesi gereğince yurt dışına çıkış yasağı

şeklinde adli kontrol tedbirinin uygulanmasına..."

20. Mahkeme 13/7/2017 tarihinde yapılan duruşmada başvurucunun

savunmasını almıştır. Başvurucunun savunmasının ilgili kısmı şöyledir:

"Ben 15 Temmuz 2016 tarihinden önce

Manisa ili Alaşehir ilçesinde Cumhuriyet Savcısı olarak görev yapıyordum. 15

Temmuz 2016 tarihinde tatildeydim. Eşim ve çocuklarım ile birlikte Çanakkale'ye

tatile gitmiştim. Darbe yapıldığını Cumhurbaşkanımızın bildirimiyle

televizyondan öğrendim. Ardından izinlerimizin kaldırıldığını öğrendim. Ertesi

gün eşim ile birlikte tekrar görev yaptığım yere geldim. Eve gelmeden önce

Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından açığa alınan hakim

ve savcılar ile ilgili bir liste internette gördüm. Listede adımın olduğunu da

gördüm. Ben buna rağmen eşim ile birlikte görev yaptığım Alaşehir ilçesine

döndüm. Evime geldim. Adliyeye gittim. Başsavcı bey ile birlikte toplantı

yaptık. Tekrar evime geçtim. Bir süre sonra gece saat 24:00 civarında evime

polisler ile birlikte görev yaptığım savcı arkadaşım arama yapacağını

söyleyerek evimize geldiler. Evde gerekli arama işlemleri yapıldı. Gözaltına

alındım. Gözaltı işlemi yapıldı. Sonrasında tutuklandım. Ben FETÖ/PDY terör

örgütü üyesi değilim. Bu örgüt ile hiçbir ilgim yoktur. Bu örgütü lanetliyorum.

Ben eğitim gördüğüm süre içerisinde evlerinde ve yurtlarında kalmadım. Ben

ilkokulu, ortaokulu ve liseyi Mardin Mazıdağında

okudum. Lise çağında 3. Sınıfa giderken Sınav dersanesine

gititm. Sonraki sene de aldığım puan sebebiyle Uğur Dersanesi'ne gittim. Ben üniversite sınavlarına ilk

girdiğim yıl herhangi bir tercih yapmadım. 2. Yıl Mazıdağı Kaymakamlığı bir

sınav açmıştı o sınav sonucunda öğrencileri Sur Dersanesi'ne

yönlendirdiler. Beni de buraya yönlendirdiler. Daha doğrusu bu dersaneye ücretsiz kayıt yaptırabileceğimi söylediler.

Ancak ben bu dersaneye gitmedim. Uğur Dersanesi'ne gittim. Uğur Dersanesi

Diyarbakır'daydı. Diyarbakır'daki şubesine gittim. Sonrasında Ankara Hukuk

Fakültesi'ni kazandım. Fakültede okuduğum sürede ilk 1 yıl Kocatepe öğrenci

yurdunda kaldım. Sonra arkadaşlarım ile birlikte ev tuttuk. Evde kaldık. Bu

kaldığım evin cemaat ile bir ilgisi yoktur. Cemaat evi değildir. Ben cemaatin

yurt ve evlerinde kalmadım. Hukuk fakültesini bitirdikten sonra evimde sınava

hazırlandım. Hiçbir zaman sınava cemaatin öğrenci evleri olarak bilinen

evlerinde hazırlanmadım. Hâkimlik sınavını kazandım. Stajımı Ankara'da yaptım.

Sonrasında kura sonucu Sakarya merkezde savcı olarak göreve başladım. Burada 3

yıl çalıştıktan sonra Bingöl Solhan'a tayinim çıktı. Orada da 2 yıl çalıştıktan

sonra Çorum Sungurlu ilçesine tayinim çıktı. Sungurlu'dan sonra da Manisa

Alaşehir ilçesine tayinim çıktı. En son buradayken de açığa alındım ve ihraç

edildim. Ancak HSYK ihraç kararı incelendiğinde ihraç kararının hiçbir yerinde

ne ismim, ne görev yaptığım yerler, baktığım dosyalar,

işler ile ilgili hiçbir bilgi yoktur. Cemaat ile bağlantılı olduğuna ilişkin

herhangi bir delil de yoktur. Ben ihraç kararı ile ilgili olarak da dava açtım.

Sonucunu bekliyorum. Ben bugüne kadar cemaat yapılanması içerisinde yer

almadım. Sohbet ve toplantılara katılmadım. Dersanelerine

ve okullarına gitmedim. Zaman gazetesi ve sızıntı dergisi aboneliğim yoktur. Bank

Asya'da herhangi bir hesabım yoktur. Bugüne kadar hiç kimseye fitre, zekat, bağış, himmet, burs, kurban adı altında para

vermedim. Kimseden de bu adlar altında para toplamadım. Ben tutukladıktan sonra

eşimden Kur'an-ı Kerim meali getirmesini istedim. Ben sonuçta müslüman bir insanım ve Kur'an okumayı biliyorum. O anki

duygularım ile ceza evindeyken Kur'an okumak istedim. Önceden de okuyordum.

Kur'an-ı Kerim ailem tarafından getirildi. Ancak bana verilmedi. Bunun

verilmeyiş nedenini ceza evi müdürüne sorduğumda Kur'an-ı Kerim'in 2 sayfasının

yırtılmış olduğunu belirtti. Nisa Suresi'nin bulunduğu kısımda ayetlerin

işaretlendiği iddia edilmektedir. Herhangi bir işaret yoktur. Sadece Nisa

Suresi'nin bulunduğu yerdeki sayfa yırtılmıştır. Bu özel bir amaç ile yapılmış

değildir. Ben bile ne şekilde yırtıldığını hatırlamıyorum. Çocuğum yırtmış

olabilir. Ben okurken hızlı çevirip yırtmış olabilirim. Ne şekilde yırtıldığını

bilmiyorum. Diyanet mührünün olmadığı söylenmektedir. Kur'an'ın arkasında ISBN

numarası vardır. Herhangi bir amaç ile bu Kur'an'ı evimde bulundurmadım. Özel

bir amacı yoktur. Kur'an-ı Kerim aynı basımevi tarafından basılmakta ve

yayınlanmaktadır. Bu hususta ne amaçlanmaktadır anlamış değilim. Ben Kur'an-ı

Kerim bana verilmeyince dilekçe yazarak verilmesini istedim. Kur'an-ı Kerim

aynı gün akşam idare tarafından bana tutanak ile teslim edildi. Ben iddianamede

yazılı hiçbir hususu kabul etmiyorum. Benim işaretlediğim iddia edilen ayetler

kadın hakları ile ilgilidir. En sonunda da Allah'a ortak koşmama ve doğru

söyleme ile ilgili ayetlerdir. Kur'an-ı Kerim'i yayınevinden eşim bana satın

almıştır. Çünkü eşim Kur'an-ı Kerim'i bana hediye etti. Benim çocuğum 6

yaşındadır. Alaşehir'de bulunan Üstek Koleji'ne

gidiyordu. Bu kolejin örgüt ile cemaat ile herhangi bir ilgisi yoktur. Halen de

açıktır. Alaşehir'de cemaatin okulu vardır. Ben çocuğumu o okullara vermedim.

Üzerime atılı suçlamayı kabul etmiyorum. Daha önceden de ifade vermiştim.

İfadelerim doğrudur. Ben bu suçlama nedeniyle 310 gün tutuklu kaldım. Eşimin

bulunduğumuz yerden 2 kez tayini çıktı. Daha doğrusu eşimin Alaşehir'de bulunan

geçici görevini kaldırdılar. Sonradan da Yalova'ya eş durumu olmaması sebebiyle

tayini çıktı. Mağdur oldum. Bunu da belirtmek istiyorum. Ben iddianamedeki

delillere göre örgütün neresindeyim bunu bilmek istiyorum. Hangi şekilde

organik bağım var bilmiyorum. İddianamede belirtilen iddialar asılsızdır.

Aslında iddia da yoktur. Sadece HSYK kararı ve Kur'an-ı Kerim vardır. Aleyhime

başkaca delil gösterilmemiştir. Hangi eylemim, hangi faaliyetim örgüt ile

ilgilidir. Bu belli değildir. Böyle bir şey yoktur."

21. Mahkemenin 15/2/2018 tarihinde, başvurucu hakkındaki güncel

bilgi ve belge talebi üzerine, Hâkimler ve Savcılar Kurulunun (HSK) Mahkemeye

gönderdiği 28/3/2018 tarihli yazıda, başvurucunun FETÖ/PDY ile iltisak ve

irtibatına dair Genel Sekreterlik Disiplin Bürosunda mevcut bilgi, belge ve

delillerin gönderildiği belirtilmiş olup bu bilgi ve belgelerden (HSYK'nın görevden uzaklaştırma, meslekten çıkarma kararları

ve yeniden inceleme talebi üzerine verilen kararı, HSYK Üçüncü Dairesi'nin

5/11/2016 tarihli kararı, Başbakanlık İletişim Merkezi başvurusu, sosyal medya

paylaşımı, tanık T.P.nin 16/2/2018 tarihli ifadesi)

bazılarının içeriği özetle şöyledir:

i. HSYK Üçüncü Dairesi'nin 5/11/2016 tarihli ve 2016/9876 sayılı

kararında bahsedilen 8/8/2016 tarihli, M.A. imzalı dilekçede; 23/10/2015

tarihinde FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün cemaat yapılanmasına ilişkin olarak

bir vatandaş tarafından yapılan ihbar üzerine yürütülen soruşturmada,

başvurucunun ihbarla ilgili ifade almaktan başka herhangi bir işlem

yapmadığının iddia edildiği anlaşılmıştır.

ii. Başbakanlık İletişim Merkezi'ne (BİMER) 6/1/2017 tarihli

isimsiz ihbarda; Ankara'da görevli M.T. İsimli Cumhuriyet savcısının 2011

yılında Çorum Sungurlu Adliyesinde görevli iken ağır ceza hâkimi, mahkeme

başkanı İ.Ç., V.G., Cumhuriyet Başsavcıları M.B., N.D., Cumhuriyet Savcıları

Ali Aktaş, M.K., Ö.Ç.'nin bir cinayet soruşturmasını

yürütüp, uyduruk delil bulup, gerçek delilleri karartıp sanıkları beraat

ettirdikleri, beraat eden sanık H.A.'nın oğlunun

Tunceli Vali Yardımcısı S.A. olduğu, S.A.'nın FETÖ'den tutuklu olup ceza infaz kurumunda bulunduğu,

adlarını saydığı Sungurlu Adliyesi personelinin FETÖ'cü

olduğu, M.T. araştırılırsa FETÖ'cü olduğunun ortaya

çıkacağı belirtilmiştir.

22. 4/4/2018 tarihinde yapılan altıncı celsede;

i. Başvurucu müdafiinin beyanlarının

ilgili kısmı şöyledir:

"HSK'dan gelen

yazı cevabı içeriğine göre Şubat 2018 tarihinde alınan tanık T.P. ifade

vermiştir. Ancak müvekkilimiz ile bu tanığın arası bozuktur. Aralarında husumet

vardır. Bu kişinin verdiği ifade delil taşımamaktadır. Kendisi duyumlara

dayanarak ifade vermiştir. BİMER başvurusunda müvekkilimizin sadece adı

geçmektedir. Başvurunun tarihi müvekkilimizin tutuklandığı tarihten sonradır.

İddianamede bu başvuruya dayanılmamıştır ve değinilmemiştir. T.P. ile

müvekkilimiz sadece 4 - 5 ay birlikte çalışmıştır. Kendisi

Sungurlu ilçesinde Başsavcı olarak görev yapmıştır. Şu anda ... İli Başsavcısı

olarak görevde olduğunu biliyoruz. Beyanları soyut isnatlara dayandığı için

bizce delil vasfı yoktur. Ancak mahkeme takdir ederse tanık olarak dinlenmesini

talep ediyoruz. Ayrıca gelen belge ve bilgileri inceleyip beyanda bulunmak için

süre talep ediyoruz, ..."

ii. Başvurucunun beyanlarının ilgili kısmı şöyledir:

"Avukatımın beyanlarına katılıyorum.

Siber incelemede olan telefon hattı benim adıma kayıtlıdır. Ancak eşim tarafından

kullanılmaktaydı. 2015 yılının Ocak ayında o telefon

kırıldı. Ben de kendisine yeni bir telefon aldım. Arama sırasında bu telefon

alınmış. Ancak ben bu telefonu hiçbir zaman kullanmadım. GSM hattımı da bu

telefonu hiçbir zaman takmadım. Bu nedenle bu yöndeki incelemeden

vazgeçilmesine karar verilmesini talep ediyorum. HSK hakkımda soruşturma devam

ettiği söylenen dosya ilgili olarak 2015 yılında bir askerin getirdiği bir

ihbarcı veya müşteki bilemiyorum. FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü ile ilgili beyanda

bulunmuş ve benim bu konuda işlem yapmadığım belirtilmiştir. Ancak ben o

kişinin ifadesini almıştım ve dosya yetkili savcıya aktarılmıştı. Nöbetçi

savcıyken gerekli işlemleri yapıp ilgili savcıya aktarmışımdır. T.P. ile 2015

yılında kısa bir süre çalışmıştık. Ben kendisine başsavcı olarak her türlü

saygıyı göstermiştim. Kendisi ile aramızda bir soğukluk vardı. İfadesinde

FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü ile ilgili olarak bahsetmesi gerekirken benim

mesleki yetersizliğim hakkında beyanda bulunmuştur. Ben bu beyanını kabul

etmiyorum. Kendisi bana önyargılı bir şekilde davranmıştır. Tanığın benim

mesleki yeterliliğim konusunda değerlendirme yaptığı beyanını kabul etmiyorum.

Benim mesleki başarılarım dosyamda mevcuttur. Bu tanık bana karşı önyargılıdır.

Beyanından bu husus anlaşılmaktadır. Ben çalıştığım yerlerde sadece bu yapı ile

bağlantısı olan kişilerle değil tüm meslektaşlarımla en iyi şekilde görüştüm.

Sosyal ilişkilerimi bu şekilde kurdum."

23. Mahkemenin 3/4/2018 tarihli yazısı üzerine HSK tarafından

gönderilen 24/4/2018 tarihli yazıda başvurucu hakkında FETÖ/PDY silahlı terör

örgütü üyesi olduğu iddiasıyla soruşturma izni verildiği, evrakın Teftiş Kurulu

Başkanlığı'na gönderildiği, soruşturmanın halen devam ettiği belirtilerek yazı

ekinde V.K. isimli şahsın şikayetlerinin yer aldığı bazı belgeler

gönderilmiştir.

24. Bu belgeler incelendiğinde; V.K.'nın

2017 yılında İçişleri Bakanlığı ve BİMER'e yaptığı

başvurularında özetle; Jandarma personeli iken FETÖ’cü

hâkim ve savcıların komplosuyla orantısız ceza aldığını, Manisa Alaşehir

Adliyesinde o dönem Cumhuriyet savcısı olan, FETÖ/PDY kapsamında ihraç edilen

ve tutuklu olan Ali Aktaş ile aralarında husumet olduğunu, savcının kendisi

nöbetçiyken görevini ihmal ettiğini, ihmal suçunu şahsının üzerine atarak

hakkında tutanak tuttuğunu ve kendisi bu FETÖ'cü

savcının yalan söylediğini mahkemede ispat edince hedef gösterildiğini, FETÖ'cü hâkim ve savcıların kendisine düşman gibi

baktıklarını ve adeta açığını aradıklarını belirttiği anlaşılmaktadır.

25. Kovuşturma aşamasında dinlenen tanıkların beyanları özetle

şöyledir:

i. Tanık T.P. (Cumhuriyet Başsavcısı), HSK'nın

Mahkemeye gönderdiği (bkz. § 22) 16/2/2018 tarihli ifadesiyle benzer içerikteki

beyanında özetle; başvurucuyu Sungurlu Cumhuriyet Başsavcısı olarak görev

yaptığı dönemde tanıdığını, başvurucunun aynı yerdeki Hâkim B.G. ve Cumhuriyet

Savcısı İ.P. ile ilişkilerinin iyi seviyede olduğunu gözlemlediğini, bu

kişilerin FETÖ/PDY ile iltisakları nedeniyle meslekten ihraç edilen kişiler olduğunu,

başvurucunun da bu örgüt ile bağlantıları yönünde duyumların mevcut olduğunu,

başvurucunun ayrıca mesleki olarak yetersiz bir Cumhuriyet savcısı olduğunu,

kendisinin tanzim ettiği iddianameleri veya kovuşturmaya yer olmadığına dair

kararları yetkisi dâhilinde eksiklik sebebi ile iade etmesi üzerine diğer

savcılara kendisine karşı birlik olmalarını ve karşı durmalarını, birlik

olmaları hâlinde kendisinin bu tür işlemlerde bulunamayacağını söylemiş

olduğunu aynı yerde görev yapan Cumhuriyet Savcısı Ö.F.Ö. ve S.Y.nin kendisine ilettiğini hatırladığını, Alaşehir

Cumhuriyet Başsavcısı A.Y.den duyduğuna göre adı

geçenin görevden alındığında ve hakkındaki soruşturma sebebiyle tutuklandığında

duruşma salonunda "Hırsızlar dışarıda,

biz içeri giriyoruz" şeklinde sözler söylediğini, bu sözlerin

mahkeme tutanaklarına geçip geçmediğini bilmediğini, ayrıca başvurucunun

kendisinden önceki Sungurlu Cumhuriyet Başsavcısı N.D. ile başsavcısı-savcı

ilişkisi dışında birlikteliklerinin olduğunu, N.D.yi

bir başsavcı olarak değil istediğini yaptırabilecek bir kişi olarak gördüğünü

yukarıda isimlerini belirttiği Cumhuriyet savcılarından duyduğunu, N.D.nin de ihraç edilen kişilerden olduğunu, başvurucu ile

ilgili daha ayrıntılı bilgiyeo dönemde aynı yerde

görev yapan Ö.F.Ö. ve S.Y.nin sahip olabileceğini

düşündüğünü, başvurucu ile dört beş ay gibi bir süre çalıştığını belirtmiştir.

ii. Tanık B.G. beyanında özetle; başvurucu ile Sungurlu

Adliyesinde 2013-2015 yılları arasında çalıştığını, T.P. isimli başsavcının

S.Y. isimli savcı tarafından tahrik edilmesi ve kendisiyle samimi olduğu

iddiası nedenleriyle başvurucunun meslekten ihraç edildiğini, başvurucuyla

ilişkisinin diğer meslektaşlarıyla ilişkisinden farklı olmadığını, iş nedeniyle

tanışmışlığı dışında kişisel ilişkisinin olmadığını, iddia edildiği şekilde

silahlı terör örgütüne üye olma konusunda hiçbir eylemine tanık olmadığını,

ihraç edilen eski Başsavcı N.D. ile çok samimi olduğu iddiasının da yersiz

olduğunu, hatta başvurucu kıdemli savcı olmasına rağmen başsavcı izne ayrıldığında

başsavcı vekili olarak başvurucunun değil S.Y. isimli savcının

görevlendirildiğini, belirtilen bu hususların resmî kayıtlarda da mevcut

olduğunu belirtmiştir.

iii. Tanık S.Y. beyanında özetle; Başsavcı T.P.nin

başvurucunun yazdığı iddianameleri ve kovuşturmaya yer olmadığına dair

kararları yetkisi dâhilinde eksiklik nedeniyle haklı olarak iade ettiğini,

başvurucunun doğrudan kendisine başsavcının iadeleri karşısında "Birlikte hareket edelim, birlik olalım, bu

şekilde hareket etmemiz halinde başsavcı bir şey yapamaz"

şeklinde bir şey söylemediğini, ancak bu sözleri diğer Cumhuriyet Savcısı

Ö.F.Ö.ye söylediğini, Savcı Ö. Bey'in de başvurucunun bu şekilde sözler

söylediğini kendisine söylediğini belirtmiştir.

iv. Tanık Ö.F.Ö. beyanında özetle; 2014 Yaz Kararnamesi ile

Sungurlu Cumhuriyet Başsavcılığına atandığını, o dönemde başvurucu ile

Sungurlu'da Cumhuriyet savcısı olarak görev yaptığını,2014 HSK seçimlerinden

sonra T.P.nin, Cumhuriyet Başsavcısı olarak

Sungurlu'ya geldikten sonra yapılan toplantıda iddianamelerin yazımında

uyulacak şekil kuralları hususunda birlikte karar aldıklarını, bu şekilde

birçok iddianame yazdıklarını, başsavcının başvurucunun birçok iddianamesini bu

şekilde olmadığı, olay anlatımı itibarıyla yetersiz olduğu gerekçesiyle iade

etmiş olduğunu, bu hususta başvurucu ile başsavcı görüştüğünde başsavcının

başvurucuya kendisini emsal göstererek iddianameleri istenen şekilde yazmış

olduğunu, iddianamelerinin gayet güzel olduğunu söylediğini, bunun üzerine

hatırladığı kadarıyla savcı odasında bulunduğu sırada başvurucunun geldiğini, "Başsavcı bey senin iddianamelerini kabul

etmiş, senin yüzünden bana laf etti, hepimiz aynı şekilde yazsak başsavcı beyin

dediklerini yapmasak bize bir şey diyemez" dediğini, görüşme

sırasında Cumhuriyet Savcısı S.Y.nin odada

olmadığını, sonradan bu durumu kendisine anlattığını, başvurucunun yine aynı

dönemde ağır ceza mahkemesi üyesi olarak görev yapan, daha sonra FETÖ/PDY ile iltisakı nedeniyle meslekten ihraç edilen B.G. ve

Cumhuriyet Savcısı İ.P. ile daha çok görüştüğünü, meslekten ihraç edilen

Başsavcı N.D. döneminde başvurucunun iddianamesinin yine iade edildiğini,

başvurucunun "İade etse de ben aynı

şekilde yine yazar, gönderirim" dediğini belirtmiştir.

26. Mahkeme 13/2/2019 tarihli duruşmada başvurucu ve müdafiine tanık beyanlarına karşı diyeceklerini sormuştur.

i. Başvurucu müdafiinin tanık

beyanlarına karşı açıklamasının ilgili kısmı şöyledir:

"Talimat ile dinlenen tanık beyanlarından

aleyhe hususları kabul etmiyoruz. T.P.nin

beyanlarında müvekkilin ilk tutuklandığı vakit duruşma salonunda hırsızlar

dışarıda biz içeri giriyoruz diye söylediğini duyduğunu belirtmiştir. Bu duyuma

dayalı olduğu için buna itirazımız mevcuttur. Müvekkilim ben ne yaptım hırsız

mıyım rüşvet mi aldım devlete ne yaptım şeklinde sözler söylediğini polis

memurları tutanak altına almıştır. Diğer tanık beyanlarıyla da anlaşıldığı

üzere T.P. ile müvekkil arasında iddianamenin iadesi yönünde hoş olmayan

durumlar oluşmuştur. Aralarında husumet oluşmuştur. Bu nedenle beyanını kabul

etmiyoruz."

ii. Başvurucunun tanık beyanlarına karşı açıklamasının ilgili

kısmı şöyledir:

"Talimat ile dinlenen tanık beyanlarından

aleyhe hususları kabul etmiyorum. Bu konuda avukatımın beyanlarına katılıyorum.

T.P. iki kez beyan vermiştir. Beyanları birbiriyle aynıdır. Beyanlarında

belirttiği iki kişinin Ö.F.Ö. ile S.Y.nin benim ile

ilgili ayrıntılı bilgi sahibi olduğunu belirtmiştir. Somut beyan bu şekildedir.

Bunun dışındaki beyanları duyuma dayalıdır. Ben T.P.'nin

beyanlarını kabul etmiyorum. Buna ilişkin daha önce de beyanda bulunmuştum.

Beyanlarım geçerlidir. Ö.F.Ö. ve S.Y.de somut beyanlarda bulunmamışlardır. Ben,

Ö.F.Ö. ile başsavcının iadesiyle ilgili konuşmuştum. O hususu da hatırlıyorum.

Birlikte olalım karşı çıkalım şeklinde bir şey söylemedim."

27. Savcılık 13/2/2019 tarihinde esas hakkında mütalaasını

sunmuştur. Esas hakkında mütalaanın ilgili kısımları şöyledir:

"Sanık hakkında FETÖ/PDY Silahlı Terör

Örgütüne üye olma suçundan kamu davası açıldığı,

Sanık hakkında tanzim olunan iddianamede ceza

infaz kurumunda bulunduğu sırada yakınları tarafından Kur'an-ı Kerim

getirildiği, 83-84-85-86 sayfalarının farklı kısımlarının yırtılmış olduğu,

Nisa süresi 36-42-45 ve 56. Ayetlerinin işaretlendiği, bu nedenle infaz koruma

müdürlüğünce araştırma yapıldığı, söz konusu Kur'an-ı Kerim'in basımıyla ilgili

Diyanet İşleri Başkanlığı'nın bununla ilgili tutanağının dosya arasında olduğu,

HSK tarafından ihraç edildiği gerekçesiyle delillerin takdiri mahkemeye ait

olmak üzere kamu davasının açıldığı,

72 tepe yöneticisi ile herhangi bir

görüşmesinin bulunmadığı,

Yapılan bylock

sorgusu ve polnet araştırması neticesinde sanığın

örgütün gizli haberleşme ağı olan bylock programını

kullanmadığının tespit edildiği, polnet sorgusunda

herhangi bir suç unsurunun bulunmadığı,

Bank Asya hesaplarına ilişkin alınan bilirkişi

raporunda, hesabının bulunmadığının anlaşıldığı,

Zaman gazetesi ve Sızıntı dergisi aboneliğinin

olmadığı,

Fitre, zekat, bağış,

himmet, burs, kurban adı altında para verdiğine veya topladığına dair bir

iddianın ve delilin bulunmadığı,

KHK ile kapatılan kurumlarda çalışma kaydının

bulunmadığı,

Çocuğunun KHK ile kapatılan okullarda eğitim

görmediği,

Yapılan arama neticesinde ele geçen dijital

materyaller ile ilgili olarak siber inceleme raporunun geldiği, herhangi bir

suç unsuruna rastlanmadığının sadece materyalde kakao talk isimli program

kalıntılarına rastlandığının bildirildiği,

Talimat ile tanık olarak ifadesi alınan B.G.'nin ifadesinde iddia edildiği şekilde sanığın silahlı terör

örgütüne üye olma konusunda hiçbir eylemini görmediğini, tanık olmadığını,

ihraç olan eski başsavcı N.D. ile çok samimi olduğu iddiasının da yersiz

olduğu, silahlı terör örgütüne üye olduğuna dair hiçbir şekilde bir eylemine

tanık olmadığını beyan ettiği,

Tanık S.Y.'nin

beyanında, sanık Ali Aktaş için doğrudan kendisine Cumhuriyet başsavcısına

karşı birlikte hareket edelim birlik olalım bu şekilde hareket etmeleri halinde

başsavcının bir şey yapamayacağı şeklinde bir şey söylenmediğini beyan ettiği,

UYAP bilgi bankasından yapılan sorgulamada

aleyhine herhangi bir beyanın bulunmadığı,

Dolayısıyla yapılan yargılama, toplanan

deliller, gelen cevabi yazılar, tanık beyanları bir bütün halinde

değerlendirildiğinde sanığın üzerine atılı suçu işlediğine dair mahkumiyetine

yeterli, her türlü şüpheden arındırılmış kesin, inandırıcı delil elde

edilemediğinden 5271 sayılı CMK'nın 223/2-e maddesi

gereğince beraatine karar verilmesi kamu adına talep

ve mütalaa olunur."

28. Mahkemece 13/2/2019 tarihinde başvurucu hakkında verilen

beraat kararının ilgili kısımları şöyledir:

"...

Sanıktan ele geçen dijital materyaller ile

ilgili olarak siber inceleme raporunda herhangi bir suç unsuruna rastlanmadığı,

sadece 6 numaralı materyal olan Samsung marka

GT-18190 model ... İMEİ numaralı cep telefonun export

incelenmesinde FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü soruşturma konusu kapsamında

şüphelilerin iletişim olarak kullandıkları ve daire başkanlığı tarafından

bildirilen ve internet üzerinden indirilerek kullanılabilen Kakao Talk isimli

uygulamanın kalıntılarına rastlanmış ise de, söz konusu programın milyonlarca

insanın görüşme amacı ile kullandığı ve halen Google play

store ve App storeda bulunduğu ve faal bir şekilde telefonlara

indirilebildiği, Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 2017/3495 Esas, 2018/768 Karar

sayılı bozma ilamında da 'Kakao isimli programın sanık tarafından kullanıldığı

belirtilmiş, aynı şekilde Whatsapp isimli yazışma

programının da sanık tarafından kullanılmasının karşısında, bahse konu

programların kullanılmasının, sanığın adı geçen silahlı terör örgütünün üyesi

olduğunu kanıtlayacak nitelikte deliller olmadığı' belirtilmiştir.

...

Tüm dosya kapsamı, sanık savunması, tanık

beyanları dikkate alındığında; sanığın örgüt üyesi olup olmadığı hususundaortaya bir şüphenin çıktığı, mevcut delillerin

örgüt üyeliği için yeterli olmadığı, zira silahlı terör örgütüne üye olma suçu,

sanığın örgütün hiyerarşik yapısına dahil olmasıyla tamamlanacağı, sanığın,

örgütün hiyerarşik yapısına dahil olup olmadığı, bu örgütsel pozisyonun

doğrudan doğruya ortaya konulması veya sanığın eylem ve faaliyetlerinin

sürekliliği, çeşitliliği ve yoğunluğu ya da eylemin niteliğinden hareketle

belirleneceği, sanığın 72 tepe yöneticisi ile herhangi bir görüşmesinin

bulunmadığı, yapılan bylock sorgusu ve polnet araştırması neticesinde sanığın örgütün gizli

haberleşme ağı olan bylock programını kullanmadığının

tespit edildiği, polnet sorgusunda herhangi bir suç

unsurunun bulunmadığı, Bank Asya hesaplarına ilişkin alınan bilirkişi

raporunda, hesabının bulunmadığının anlaşıldığı, Zaman gazetesi ve Sızıntı

dergisi aboneliğinin olmadığı, fitre, zekat, bağış, himmet, burs, kurban adı

altında para verdiğine veya topladığına dair bir iddianın ve delilin

bulunmadığı, KHK ile kapatılan kurumlarda çalışma kaydının bulunmadığı,

çocuğunun KHK ile kapatılan okullarda eğitim görmediği, UYAP bilgi bankasından

yapılan sorgulamada aleyhine herhangi bir beyanın bulunmadığı, tanık

beyanlarında bu hususa ilişkin bir delil bulunmadığı gibi sözü geçen Kur'an-ı

Kerim'in Diyanet Vakfı'nın basımı olduğu anlaşılmakla, amacı maddi gerçeğin

ortaya çıkarılması olan ceza yargılamasının en önemli ilkelerinin birisi de '

kuşkudan sanık yararlanır ' (in dubio pro reo) ilkesidir. Bu ilkenin

özü, ceza davasında sanığın cezalandırılması bakımından taşıdığı önemden dolayı

göz önünde tutulması gereken herhangi bir meselede baş gösteren kuşkunun,

sanığın yararına değerlendirilmesidir. Bu itibarla sanığın atılı suçu işlediğine

dair mahkumiyetine yeterli, her türlü kuşkudan arınmış, kesin, hukuki ve

inandırıcı delil elde edilemediği anlaşıldığından giderilemeyen kuşkudan sanık

yararlanır ilkesi gereğince silahlı terör örgütüne üyelik suçundan

cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış ise de, yüklenen suçun sanık

tarafından işlendiği sabit görülmediğinden 5271 sayılı CMK'nın

223/2-e md.si gereğince beraatine karar verilmesi gerekmiş[tir.]... "

29. Karara karşı başvurucu müdafii

tarafından, başvurucunun üzerine atılı suçu işlemediği sabit olduğu

gerekçesiyle 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223.

maddesinin (2) numaralı fıkrasının (b) bendi uyarınca beraat kararı verilmesi

gerektiğinden bahisle 18/2/2019 tarihinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

30. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla

istinaf aşamasında derdesttir.

IV. İLGİLİ HUKUK

31. İlgili hukuk için bkz. Adem Türkel, B. No: 2017/632, 23/1/2019, §§

24-39.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

32. Mahkemenin 17/7/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

33. Başvurucu; Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya

teşebbüs etme, silahlı terör örgütüne üye olma suçlarından -suç işlediğine dair

kuvvetli belirtinin yokluğuna rağmen- tutuklama nedeni olmadan, hukuka aykırı

olarak tutuklandığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

34. Bakanlık görüşünde özetle; başvurucu hakkında uygulanan

tutuklama tedbirinin hukuki olup olmadığının Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında

incelenmesi ve başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin meşru bir

amacının olup olmadığı değerlendirilirken tutuklama kararının verildiği andaki

genel koşulların gözardı edilmemesi gerektiği, darbe

teşebbüsü sonrasında teşebbüsle veya FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlara ilişkin

soruşturmalarda delillerin sağlıklı bir şekilde toplanabilmesi ve

soruşturmaların güvenlik içinde yürütülebilmesi için tutuklama dışındaki koruma

tedbirlerinin yetersiz kalmasının söz konusu olabileceği, somut olayda

başvurucunun tutuklanmasına dair verilen kararda yer alan gerekçeler kapsamında

başvurucunun tutukluluğunun keyfî olduğunun savunulamayacağının değerlendirildiği,

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolunun ikincil bir yol olduğu, Anayasa'ya

bariz şekilde aykırı yorumlar ile delillerin takdirinde açık bir keyfîlik hâlinde hak ve özgürlük ihlaline sebebiyet veren

durumlar hariç olmak üzere isnat edilen eylemlerin suç oluşturup

oluşturmadığının, tutuklamaya ilişkin olanlar da dâhil kanun hükümlerinin

yorumu ve bunların somut olaylara uygulanmasının derece mahkemelerinin takdir

yetkisi kapsamında olduğu belirtilmiştir.

35. Başvurucu; Bakanlık görüşüne karşı beyanında özetle

tutuklama tedbirinin hukuki olup olmadığının Anayasa Mahkemesinin denetimine

tabi olduğunu, tutuklandığı sırada HSYK'nın açığa

alma kararı ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının ihbarı dışında hiçbir delilin

bulunmadığını, iddianamede aleyhine somut hiçbir delilin bulunmadığını, yapılan

yargılama sonunda Cumhuriyet savcısının mütalaasında beraat kararı verilmesini

talep ettiğini, Mahkemenin oyçokluğu ile "yüklenen

suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması" nedeniyle beraatine karar verdiğini, bu karara karşıoy

yazan mahkeme üyesinin ise "yüklenen

suçun sanık tarafından işlenmediğinin sabit olması" nedeniyle

beraat kararı verilmesi gerektiğini vurguladığını, tutuklanmasının Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesi içtihatlarına, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme)

5. maddesine ve yasal mevzuata aykırı olduğunu, Anayasa'nın 19. maddesi

kapsamındaki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini

belirtmiştir.

B. Değerlendirme

36. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

37. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci

fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini

veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu

kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla

tutuklanabilir."

38. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Bu itibarla başvurucun tutuklamanın hukuki

olmadığına yönelen bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü

fıkrası bağlamında, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi

gerekir.

1. Uygulanabilirlik

Yönünden

39. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin

uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları

incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere

ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir. Buna göre olağanüstü

bir durumun bulunması ve bunun ilan edilmesinin yanı sıra bireysel başvuruya

konu temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden tedbirin olağanüstü durumla

bağlantılı olması hâlinde inceleme Anayasa'nın 15. maddesi uyarınca

yapılacaktır (Aydın Yavuz ve diğerleri,

§§ 187-191).

40. Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen ve tutuklama

tedbirine konu olan suçlama, başvurucunun darbe teşebbüsünün arkasındaki

yapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY üyesi olduğu iddiasıdır. Anayasa

Mahkemesi, anılan suçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarla

ilgili olduğunu değerlendirmiştir (Selçuk

Özdemir [GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, § 57).

41. Bu itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin hukuki olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi

kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun

tutuklanmasının başta Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer

maddelerinde yer alan güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek,

aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin bu

aykırılığı meşru kılıp kılmadığı değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 193-195, 242;

Selçuk Özdemir, § 58).

2. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

42. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden bulunmadığı anlaşılan bu

iddiaların kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

3. Esas Yönünden

a. Genel İlkeler

43. Genel ilkeler için bkz. Metin

Evecen (B. No: 2017/744, 4/4/2018, §§ 47-52) başvurusu hakkında

verilen karar.

b. İlkelerin Olaya

Uygulanması

44. Başvurucu; darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu

belirtilen FETÖ/PDY mensubu olduğu iddiasıyla yürütülen soruşturma kapsamında,

silahlı terör örgütü üyesi olma suçlamasıyla 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi

uyarınca tutuklanmıştır. Dolayısıyla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır.

45. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin

meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın

ön koşulu olan suçun işlendiğine dair

kuvvetli belirti bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

46. Alaşehir Cumhuriyet savcısı olarak görev yapmakta olan

başvurucunun HSYK İkinci Dairesinin 16/7/2016 tarihli kararı ile görevden

uzaklaştırılmasına karar verilmesinin ardından başlatılan soruşturmada

başvurucu hakkında tutuklama tedbirine başvurulmuştur.

47. Alaşehir Sulh Ceza Hâkimliğinin tutuklama kararında (bkz. §

13) başvurucu yönünden görevinden açığa alındığı belirtilerek tutukluluğun

ölçülü olduğuna genel olarak değinilmiştir. Tutuklamaya itirazın reddine

ilişkin Salihli Sulh Ceza Hâkimliğinin kararında da herhangi bir delile atıf

yapılmaksızın genel bir ifadeyle Alaşehir Sulh Ceza Hâkimliğinin söz konusu

kararında usul ve yasaya aykırılık görülmediği ifade edilmiştir.

48. İddianamede ise başvurucunun meslekten ihracına ve ceza

infaz kurumunda bulunduğu sırada yakınları tarafından getirilen Kur'an-ı

Kerim'in bazı sayfalarının farklı yerlerinin yırtılmış olduğuna ve Nisa

Suresi'nde bazı ayetlerin işaretlendiğine değinilmiş; bu olguların başvurucunun

FETÖ/PDY üyesi olduğunu ortaya koyduğu ileri sürülmüştür.

49. Buna göre başvurucuya yöneltilen ve tutuklamaya konu olan

suçlamanın dayanaklarından biri, başvurucunun görevinden uzaklaştırılmasıdır.

Başvurucu, HSYK'nın 24/8/2016 tarihli kararı ile

meslekten ihraç edilmiştir.

50. 15/7/2016 tarihinde gerçekleşen askerî darbe teşebbüsünden

sonra 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar

verilmiş ve olağanüstü hâl 19/7/2018 tarihinde son bulmuştur. Olağanüstü hâl

döneminde alınan tedbirlerden biri de 23/7/2016 tarihli ve 667 sayılı

Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde

Kararname'nin (KHK) 3. ve 4. maddeleri uyarınca, terör örgütlerine veya

devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK'ca

karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu

değerlendirilenlerin kamu görevlilerinin veya yargı mensuplarının görevlerinden

uzaklaştırılması ya da kamu görevinden veya meslekten çıkarılmasıdır (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 56-59).

51. Anayasa Mahkemesince daha önce de ifade edildiği üzere 667

sayılı KHK'nın 3. ve 4. maddelerine göre kamu görevinden veya meslekten çıkarma

tedbirlerinin uygulanması için mutlaka terör örgütüyle, terör faaliyetleriyle

ve bu arada darbe teşebbüsüyle kişi/kişiler arasında bağ kurulması şartı

aranmamış; devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK'ca karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla bağ

kurulması yeterli görülmüştür. Ayrıca bu tedbirlerin uygulanabilmesi için söz

konusu bağın yapıya, oluşuma veya gruba üyelik veya mensubiyet şeklinde olması

zorunlu olmayıp iltisak ya da irtibat şeklinde olması da yeterlidir. Öte yandan

anılan maddelerde, terör örgütleri veya devletin millî güvenliğine karşı

faaliyette bulunduğuna MGK'ca karar verilen yapı,

oluşum veya gruplar ile üyeler arasındaki bağın sübut derecesinde ortaya konulması şartı aranmamıştır (AYM,

E.2016/6 (D. İş), K.2016/12, 4/8/2016, §§ 84-86).

52. Anayasa Mahkemesi, 667 sayılı KHK'nın 3. ve 4. maddeleri

kapsamında kamu görevinden veya meslekten çıkarmanın -adli suç veya disiplin

suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak- terör

örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen diğer

yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı

amaçlayan, geçici olmayan ve nihai sonuç doğuran bir olağanüstü tedbir niteliğinde olduğunu, bu kapsamda

yapılacak değerlendirmenin adli suç veya disiplin suçu niteliğindeki somut bir

eylemin soruşturulması mahiyetinde bulunmadığını, burada ulaşılacak kanaatin

cezai sorumluluğun tespitinden bağımsız olduğunu belirtmiştir (AYM, E.2016/6

(D. İş), K.2016/12, 4/8/2016, §§ 79, 86, 96).

53. Dolayısıyla darbe teşebbüsü sonrasında ilan edilen

olağanüstü hâl döneminde alınan kamu görevinden veya meslekten çıkarma

tedbirlerinin yukarıda belirtilen özellikleri ve bu tedbirlerin uygulanabilmesi

için gerekli şartların niteliği birlikte dikkate alındığında başvurucu hakkında

görevden uzaklaştırma ve/veya meslekten ihraç tedbirlerinin uygulanmasının -tek

başına- suç işlediğine dair kuvvetli bir belirti olarak kabulü mümkün değildir

(benzer değerlendirme için bkz. Mustafa

Baldır, B. No: 2016/29354, 4/4/2018, § 70).

54. Başvurucunun ceza infaz kurumunda bulunduğu sırada yakınları

tarafından getirilen Kur'an-ı Kerim'in bazı sayfalarının farklı yerlerinin

yırtılmış olduğu ve Nisa Suresi'nin bazı ayetlerinin işaretlendiği iddianamede

belirtilen bir diğer husus olup belirtilen sayfaların yırtık olmasının ve

ayetlerin işaretlenmesinin hangi suretle atılı suça delil olabileceği konusunda

bir açıklama yapılmamış, ilk derece mahkemesinin gerekçeli kararında söz konusu

Kur'an-ı Kerim'in Diyanet Vakfının basımı olduğu belirtilmiştir.

55. Başvurucu hakkında Sulh Ceza Hâkimliğince 18/7/2016

tarihinde verilen tutuklama kararında ve düzenlenen iddianamede HSK tarafından

gönderilen (bkz. § § 21/i,ii,

23) bilgi ve belgelere değinilmediği, mahkemenin beraat kararı gerekçesinde de

açıkça bu belgelerden bahsedilmediği anlaşılmaktadır.

56. Tanık T.P.nin ifadesinde

belirttiği hususlardan, başvurucunun FETÖ/PDY ile bağlantılı olabileceğine dair

beyanlarının doğrudan ve somut olmadığı ayrıca diğer tanık beyanları ile

birlikte değerlendirildiğinde de çelişkili ve soyut mahiyette kaldığı, yargı

makamlarının denetimini yapabilecek bilgiler içermediği anlaşılmıştır.

57. Bu itibarla soruşturma belgelerinde yer alan tespit ve

değerlendirmeler kapsamında somut olayda tutuklama için gerekli olan suç işlendiğine dair kuvvetli belirtinin

yeterince ortaya konulamadığı sonucuna varılmıştır.

58. Varılan bu sonuç karşısında tutuklama nedenlerinin bulunup

bulunmadığına ve tutuklamanın ölçülü olup olmadığına ilişkin ayrıca bir

inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.

59. Açıklanan gerekçelerle suç işlediğine dair kuvvetli

belirtiler ortaya konulmadan başvurucu hakkında tutuklama tedbirinin

uygulanmasının kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına ilişkin olarak olağan

dönemde Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan güvencelere

aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.

60. Bununla birlikte anılan tedbirin olağanüstü dönemlerde temel

hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını

düzenleyen Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında meşru olup olmadığının

incelenmesi gerekir.

4. Anayasa'nın 15.

Maddesi Yönünden

61. Anayasa'nın 15. maddesine göre savaş, seferberlik,

sıkıyönetim veya olağanüstü hâllerde temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının

kısmen veya tamamen durdurulabilmesi ve bunlar için Anayasa'nın diğer

maddelerinde öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilmesi mümkündür.

Ancak Anayasa'nın 15. maddesi, bu hususta kamu otoritelerine sınırsız bir yetki

tanımamaktadır. Anayasa'nın diğer maddelerinde öngörülen güvencelere aykırı

tedbirlerin Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında sayılan hak ve

özgürlüklere dokunmaması, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere aykırı

bulunmaması ve durumun gerektirdiği ölçüde olması gerekir. Anayasa Mahkemesince

Anayasa'nın 15. maddesine göre yapılacak inceleme bu ölçütlerle sınırlı

olacaktır. Anayasa Mahkemesi bu incelemenin usul ve esaslarını ortaya koymuştur

(Aydın Yavuz ve diğerleri, §§

192-211, 344).

62. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı savaş, seferberlik,

sıkıyönetim ve olağanüstü hâl gibi olağanüstü yönetim usullerinin benimsendiği

dönemlerde Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan dokunulması

yasaklanan çekirdek haklar arasında değildir. Dolayısıyla bu hak yönünden

olağanüstü hâllerde Anayasa'daki güvencelere aykırı tedbirler alınması

mümkündür (Aydın Yavuz ve diğerleri,

§§ 196, 345).

63. Ayrıca anılan hakkın milletlerarası hukuktan kaynaklanan

yükümlülük olarak insan hakları alanında Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası

sözleşmelerden özellikle Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası

Sözleşme'nin 4. maddesinin (2) numaralı ve Sözleşme'nin 15. maddesinin (2)

numaralı fıkralarında ve bu Sözleşme'ye ek

protokollerde dokunulması yasaklanan çekirdek haklar arasında olmadığı gibi

somut olayda başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yapılan söz

konusu müdahalenin milletlerarası hukuktan kaynaklanan diğer herhangi bir

yükümlülüğe (olağanüstü dönemlerde de korunmaya devam eden bir güvenceye)

aykırı olduğu da saptanmamıştır (Aydın Yavuz

ve diğerleri, §§ 199, 200, 346; Turhan

Günay [GK], B. No: 2016/50972, 11/1/2018, § 86).

64. Bununla birlikte kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı, devletin

bireylerin özgürlüğüne keyfî olarak müdahale etmemesini güvence altına alan

temel bir haktır (Erdem Gül ve Can Dündar [GK],

B. No: 2015/18567, 22/2/2016, §

62). Kişilerin keyfî olarak hürriyetinden yoksun bırakılmaması, hukukun

üstünlüğüyle bağlı olan bütün siyasal sistemlerin merkezinde yer alan en önemli

güvenceler arasındadır. Bireylerin özgürlüklerine yönelik müdahalenin keyfî

olmaması, olağanüstü yönetim usullerinin benimsendiği dönemlerde de uygulanması

gereken temel bir güvencedir(Aydın Yavuz ve diğerleri, § 347).

65. Tutuklama tedbirinin uygulanması suretiyle bireylerin kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkına keyfî olarak müdahale edilmemesini sağlayacak

güvencelerin başında suç işlendiğine dair belirtinin ortaya konulması

gelmektedir. Suç işlendiğine dair belirtinin bulunması tutuklama tedbiri için

ön koşul olduğundan aksi durumun kabulü, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına

ilişkin tüm güvencelerin anlamsız hâle gelmesi sonucunu doğurur. Dolayısıyla

-hangi nedenle benimsenmiş olursa olsun- olağanüstü yönetim usullerinin

uygulandığı dönemlerde de kişilerin suç işlediklerine dair belirti bulunmadan

tutuklanmaları durumun gerektirdiği ölçüde

bir tedbir olarak kabul edilemez (Turhan

Günay, § 88).

66. Somut olayda Anayasa Mahkemesince, soruşturma makamlarının

suç işlediğine dair belirtileri somut olgularla ortaya koymadan başvurucu

hakkında tutuklama tedbirine başvurdukları sonucuna varılmıştır. Bu itibarla olağanüstü hâl döneminde temel hak ve

özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını düzenleyen

Anayasa'nın 15. maddesinin başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına

yönelik Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen güvencelere

aykırı bu müdahaleyi meşru kılmadığı değerlendirilmiştir.

67. Açıklanan gerekçelerle -Anayasa'nın 15. maddesiyle birlikte

değerlendirildiğinde de- başvurucunun Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası

bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

5. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

68. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Kararlar" kenar başlıklı 50. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının birinci ve ikinci cümleleri ile (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2)

Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili

mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan

hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava

açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir."

69. Başvurucu 20.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

70. Başvuruda, tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle

Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiğine karar

verilmiştir. Başvurucu hakkındaki davada 22/5/2017 tarihinde başvurucunun

tahliyesine karar verilmiştir. Dolayısıyla başvurucunun tutukluluk hâli sona

ermiştir. Bu durumda tazminat dışında ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması

için yapılması gereken bir hususun bulunmadığı anlaşılmaktadır.

71. Başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik

müdahale nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi

zararları karşılığında başvurucuya talebiyle sınırlı olarak net 20.000 TL

manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

72. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 239,50 TL harç ve 2.475

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.714,50 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

A. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle İHLAL

EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 20.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

D. 239,50 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.714,50 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin İzmir 14. Ağır Ceza Mahkemesine

(E.2017/262) GÖNDERİLMESİNE,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

17/7/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Yıldız

SEFERİNOĞLU

Raportör

:

Burak Cenk

İLHAN

Başvurucu

:

Ali AKTAŞ

Vekili

:

Av. Suat

ÇAKAN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2016/14178, 17 Temmuz 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. V. İnceleme Ve Gerekçe
  8. A. Başvurucunun İddiaları
  9. B. Değerlendirme
  10. B. No: 2015/18567, 22/2/2016, §
  11. B. Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi
  12. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve
  13. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  14. Yıldırım
  15. Akıncı
  16. Topal
  17. M. Emin KUZ
  18. Seferinoğlu
  19. İlhan
  20. Çakan
  21. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2016/14178
Tarih
17 Temmuz 2019

İlgili Kararlar

  • E.a. Başvurusu (B. No: 2016/78293)
  • Bekir Mustafa Yılmaz Başvurusu (B. No: 2016/72230)
  • Sevilay Sümer Başvurusu (B. No: 2016/7091)
  • Besi Yılmaz ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2016/9001)
  • Ali Çerkezoğlu ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/1737)
  • Hüseyin Yıldız ve İmiş Yıldız Başvurusu (B. No: 2014/5791)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.