İçeriğe geç
AC
İkinci Bölüm Başvuru No: 2015/1108 Tarih:

Ali Galip Baltaoğlu Başvurusu (B. No: 2015/1108)

Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

ALİ GALİP BALTAOĞLU BAŞVURUSU (2)

(Başvuru Numarası: 2015/1108)

Karar Tarihi: 18/7/2018

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1.Başvuru; psikolojik tacizden kaynaklanan zararların

giderilmemesi nedeniyle kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme

hakkının, tazminat davasının uzun süre devam etmesi nedeniyle makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 12/1/2015 tarihinde yapılmıştır.

3.Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından, başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

8. Başvurucu, başvuruya konu edilen olayların gerçekleştiği

tarihte Afyon Kocatepe Üniversitesi Uşak Eğitim Fakültesinde öğretim üyesi

olarak görev yapmaktadır.

9. Başvurucu, mevzuata uygun olmadığı gerekçesiyle 1998 yılında

imzalamayı reddettiği bir rapor nedeniyle dönemin Üniversite yönetimi ile

Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanlığı tarafından kendisine husumet beslendiğini

ve 2010 yılına kadar devam eden baskı sürecinde birçok kez keyfî şekilde atama

işlemlerine tabi tutulduğunu belirterek sorumlu olduklarını ileri sürdüğü K.G.

ve Ş.Ö. aleyhine 3/4/2006 tarihinde manevi tazminat davası açmıştır. Dava

dilekçesinde başvurucu; söz konusu atama işlemlerinin idari yargıda mahkemeler

tarafından iptal edildiğini, buna rağmen dönemin rektörü ile YÖK Başkanı olan

davalıların mahkeme kararlarını yerine getirmediğini, aksine daha fazla mağdur

edecek şekilde kendisini Atatürk Üniversitesi Ağrı Eğitim Fakültesine

atadıklarını ve psikolojik taciz oluşturacak şekilde üzerindeki baskıyı

artırdıklarını ileri sürmüştür.

10. Uşak 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 19/1/2010 tarihli

kararıyla davanın reddine karar verilmiştir. Kararda; başvurucunun son olarak

Ağrı Eğitim Fakültesine atanmasına ilişkin idari işlemin Manisa İdare Mahkemesi

tarafından iptal edildiği, iptal kararının gereğinin idare tarafından yerine

getirildiği ve davalıların herhangi bir şekilde kişisel kusurlarının

bulunmadığı belirtilmiştir.

11. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 22/1/2013 tarihli kararıyla söz

konusu kararın bozulmasına hükmedilmiştir. Bozma kararının gerekçesinde,

başvurucu hakkında tesis edilen dört atama işleminin de mahkeme kararlarıyla

iptal edilmesine rağmen yargı kararlarının uygulanmadığı ve başvurucunun Ağrı

Eğitim Fakültesine atamasının yapıldığı vurgulanmıştır. Kararda, yargı

kararlarının etkisiz bırakıldığı ve fiilen uygulanamaz hâle getirildiği

belirtilerek başvurucunun zarara uğradığının kabul edilmesi gerektiği ifade

edilmiştir.

12. Bozma üzerine yapılan yargılamada, Uşak 2. Asliye Hukuk

Mahkemesinin 17/9/2013 tarihli kararıyla davanın kısmen kabulüne karar

verilmiştir. Kararda, Yargıtayın bozma kararında yer

alan gerekçelerin kabul edildiği belirtilerek 3.000 TL manevi tazminatın 2001

yılından itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve

müteselsilen alınarak başvurucuya verilmesine

hükmedilmiştir.

13. Söz konusu karar Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 24/6/2014

tarihli kararıyla onanmıştır. Karar düzeltme talebi aynı Dairenin 11/11/2014

tarihli kararıyla reddedilmiştir.

14. Nihai karar 11/12/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ

edilmiştir.

15. Başvurucu 12/1/2015 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

16. Anayasa

Mahkemesinin psikolojik taciz iddiasını içeren başvurulara ilişkin olarak daha

önce verilmiş kararlarında ilgili mevzuata yer verilmiştir (Mehmet Bayrakcı,

B. No: 2014/8715, 5/4/2018, §§ 30-45; Hüdayi Ercoşkun, B. No: 2013/6235,

10/3/2016, §§ 30-57).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

17. Mahkemenin 18/7/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A.Kişinin Maddi ve Manevi Varlığını Koruma ve

Geliştirme Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

18. Başvurucu, 2010 yılına kadar devam eden süreçte gerek keyfî

atama işlemleri tesis edilmesi gerekse sicil raporlarının haksız şekilde

düzenlenmesi nedenleriyle psikolojik tacize maruz bırakıldığını ileri

sürmüştür. Başvurucu, bu dönemde sağlığının bozulduğunu, ailesini ihmal

ettiğini ve kişilik haklarının zedelendiğini ifade etmiştir. Başvurucu, haksız

işlemlerle manevi zarara uğradığının mahkeme kararlarıyla tespit edilmesine

rağmen giderim sağlanmadığını ve hukuka uygun kararlar verilmediğini

vurgulayarak ayrımcılık yasağının, etkili başvuru hakkının ve adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

2. Değerlendirme

19. Anayasa'nın "Kişinin

dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı" kenar başlıklı 17.

maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları şöyledir:

"Herkes, yaşama, maddi ve manevi

varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

...

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle

bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz."

20. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 1879/2013, § 16). Başvuruya konu şikâyetler başvurucunun maddi

ve manevi bütünlüğüne yönelik iddialar içerdiğinden ve psikolojik taciz

kapsamında kaldığından -Anayasa Mahkemesinin önceki kararları da dikkate

alınarak- incelemenin Anayasa'nın 17. maddesi kapsamında yapılması gerektiği

değerlendirilmiştir (Hüdayi Ercoşkun, §§

59-60; Sümeyye Örnek, B. No:

2014/11091, 7/6/2017, § 16; Mehmet Bayrakcı, § 50).

21. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin

maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu

belirtilmekte olup söz konusu düzenleme, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin

(Sözleşme) 8. maddesinde düzenlenen özel hayata saygı hakkı kapsamında güvence

altına alınan fiziksel ve zihinsel bütünlüğün korunması hakkına karşılık

gelmektedir (Sevim Akat Eşki,

B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 30).

22. Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında, Anayasa'nın 17.

maddesinin birinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının koruduğu temel haklara, bir

eylemin Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının kapsamına girebilmesi için

asgari bir ağırlık düzeyine ulaşmış olması gerektiğine ve söz konusu ağırlık

düzeyi belirlenirken gözönüne alınması gereken

durumlara ilişkin olarak ilkeler tespit edilmiştir (Şehnaz Ayhan, B. No: 2013/6229, 15/4/2014, §§ 21-26; Işıl Yaykır, B.

No: 2013/2284, 15/4/2014, §§ 31-36; Emel Leloğlu, B. No: 2013/3512, 17/7/2014, §§ 26-31; Hüdayi Ercoşkun, §§

84-88; Hacer Kahraman, B. No:

2013/7935, 20/4/2016, §§ 51-56). Belirtilen tespitler ışığında somut olaya konu

olan muamelelerin uygulanış şekli ve yöntemi ile özellikle meydana getirdiği

fiziksel ve ruhsal etkiler açısından başvurunun Anayasa’nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrası kapsamında değerlendirilmesi için gerekli olan asgari eşiği

aştığı söylenemez. Bu nedenle başvurucunun şikâyetlerinin Anayasa’nın 17.

maddesinin birinci fıkrası kapsamında değerlendirilmesi uygun görülmüştür.

a. Genel İlkeler

23. Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında; çalışan bireylerin

maddi ve manevi varlıklarının korunması bağlamında devletin Anayasa'nın 17.

maddesinin yanısıra 5., 12., 49. ve 56. maddeleri

çerçevesinde üstlenmesi gereken negatif ve pozitif yükümlülüklerinin kapsamına,

başta 3/5/1996 tarihli Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı ile Uluslararası

Çalışma Örgütü (ILO) bünyesinde imzalanan sözleşmeler olmak üzere uluslararası

sözleşmelere taraf olan devletlerin taahhütlerine ve bu doğrultuda hayata

geçirilen düzenlemelere ilişkin açıklayıcı değerlendirmelere ve genel ilkelere

yer verilmiştir (Mehmet Bayrakcı,

§§ 61-72).

24. Söz konusu değerlendirmelerde Anayasa Mahkemesi, her somut

olayın kendi bütünlüğü içinde değerlendirilmesi koşuluyla bireylerin çalışma

ortamlarında maruz kaldıklarını ileri sürdükleri eylem, işlem ya da ihmallerin

psikolojik taciz derecesine ulaşması için birtakım unsurların aranması

gerektiğini vurgulamıştır. Bu bağlamda, ILO ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik

Bakanlığınca hazırlanan yayın ve raporlar da dikkate alındığında, muamelelerin

psikolojik taciz olarak vasıflandırılabilmesi için;

i. İşyeri ile ilgili olarak işyerindeki yöneticiler ve/veya

diğer çalışanlar tarafından gerçekleştirilmesi ya da bu tür müdahalelere göz

yumulması,

ii. Süreklilik arz edecek şekilde tekrarlanması, keyfîlik içermesi, sistemli ve kasıtlı olması, yıldırma ve

dışlama amacı taşıması,

iii. Mağdurun kişiliğinde, mesleki durumunda veya sağlığında

zarar ortaya çıkaran ya da ciddi bir zarar tehlikesi içeren nitelikte olması

gerekir.

25. Muamelelerin neden olduğu sonuçların boyutu; mağdurun

konumuna, muamelelerin süresine, sıklığına, kim ya da kimler tarafından

gerçekleştirildiğine, mağdurun cinsiyetine, yaşına ve sağlık durumuna kadar

birçok faktöre göre değişebilmektedir (Aynur

Özdemir ve diğerleri, B. No: 2013/2453, 24/3/2016, § 79; Hacer Kahraman, § 69).

26. Yine bu değerlendirmelere göre çalışanların yaşamlarına

etkisi bakımından çekilmez bir ağırlık ve yoğunluk derecesine ulaşarak onların

manevi bütünlüklerini tehdit eden ve psikolojik taciz olarak nitelendirilen

eylem, işlem ya da ihmaller konusunda Anayasa'nın 17. maddesinin birinci

fıkrası kapsamında devletin üstlenmesi gereken pozitif yükümlülükler temel

olarak şöyle sıralanabilir:

i. Çalışanlara yönelen psikolojik taciz mahiyetindeki

davranışların oluşmaması için önlemler alınması,

ii. Şikâyetleri etkili şekilde inceleyecek denetim

mekanizmalarının oluşturulması,

iii. Pozitif ayrıcalıklar sunulması gereken çalışanların

önündeki güçlüklerin kaldırılması ve kolaylaştırıcı imkânlardan

yararlandırılmasının sağlanması,

iv. Yıldırıcı ve kasıtlı tutumlara maruz kalanların uğradıkları

maddi ve manevi zararlarının giderilmesi ya da ortaya çıkan uyuşmazlıkların

çözümüne ilişkin yasal altyapının oluşturulması ve suç teşkil eden durumlarda

sorumluların yasal çerçevede cezalandırılmalarının sağlanması,

v. Oluşan zararların tazmin edilmesi amacıyla açılan davalarda

mağdurların haklarını adil şartlarda savunabileceği usule ilişkin etkili

güvencelerden yararlandırılması ve yargılamalar sonucunda temel hakların

içerdiği güvenceleri koruyacak şekilde mahkemelerce ulaşılan sonuçların ilgili

ve yeterli gerekçelerle açıklanması.

27. Son olarak Anayasa Mahkemesince yapılan değerlendirmelerde,

daha önceki kararlarda sıklıkla vurgulandığı üzere mevzuatın yorumlanmasıyla

ilgili sorunları çözmenin öncelikle derece mahkemelerinin yetki ve sorumluluk

alanında olduğu hatırlatılmıştır. Sistemli ve kasıtlı olarak haksız şekilde

gerçekleştirildiği iddia edilen eylem, işlem ve ihmallerin psikolojik taciz

olarak değerlendirilip değerlendirilmeyeceğine yönelik olarak yapılacak

incelemede, olayın tüm tarafları ile doğrudan temas hâlinde bulunan derece

mahkemelerinin olayın koşullarını değerlendirmek açısından daha avantajlı

konumda bulunduğu tartışmasızdır. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin rolü bu

kuralların yorumunun Anayasa’ya uygun olup olmadığını belirlemekle sınırlıdır (Aynur Özdemir ve diğerleri, § 81; Hacer Kahraman, § 70).

b. İlkelerin Olaya Uygulanması

28. Başvurucu, mahkeme kararlarıyla tespit edilmesine rağmen

psikolojik tacizden kaynaklanan zararlarının giderilmediğini ileri sürmektedir.

29. Somut olayda haksız şekilde gerçekleştirildiği ileri sürülen

atama işlemlerinin tamamının idari yargıda iptal edildiği ve başvurucunun

önceki görev yerine döndüğü görülmektedir. Buna rağmen idare tarafından her

defasında yeniden atama işlemleri tesis edilerek başvurucunun görev yerinin

değiştirildiği ve bu durumun süreklilik arz edecek boyuta ulaştığı gözönüne alındığında anılan işlemlerin keyfîlik

içerdiği sonucuna ulaşılması muhtemeldir. Bu bağlamda söz konusu muamelelerin

yıldırma amacı taşıdığı ve başvurucunun kişiliğinde, mesleki durumunda veya

sağlığında zarar ortaya çıkaracak mahiyette olduğu değerlendirilmektedir.

30. Bu durumda başvurucunun yaşamına etkisi bakımından çekilmez

bir ağırlık ve yoğunluk derecesine ulaşan ve manevi bütünlülüğünü

tehdit eden işlemler konusunda Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrası

kapsamında devletin üstlenmesi gereken pozitif yükümlülüklerin yerine getirilip

getirilmediğinin irdelenmesi gerekir.

31. Manevi tazminat talebiyle açılan ve Uşak 2. Asliye Hukuk Mahkemesince

yürütülen dava sonucunda verilen kararda; başvurucunun tabi tutulduğu atama

işlemlerinin idari yargıda iptal edilmesine rağmen davalılar tarafından yeni

atama işlemleri tesis edildiği ve bu şekilde yargı kararlarının etkisiz hâle

getirilmesinin amaçlandığı belirtilmiştir. Kararda, bu yöndeki tespitler

çerçevesinde başvurucunun zararının oluştuğu kabul edilmiş ve 2001 yılından

itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte lehine 3.000 TL manevi tazminata

hükmedilmiştir. Ayrıca başvurucu, 2010 yılında YÖK Disiplin Kurulu tarafından

dönemin rektörü A.Ş. hakkında idari soruşturma başlatıldığını ve üzerindeki

baskının bu şekilde sona erdiğini ifade etmiştir.

32. Bu durumda, bir çalışan olan başvurucuya yönelen psikolojik

taciz mahiyetindeki davranışların oluşmaması ya da tekrarlanmaması amacıyla

idari soruşturmalar vasıtasıyla geç de olsa önlem alındığı ve denetim

mekanizmalarının sürece dâhil edildiği anlaşılmaktadır. Öte yandan açılan

tazminat davasında başvurucunun anılan iddialarının incelendiği ve bu süreçte

uğradığı zararların 2001 yılından itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte

karşılanmasına yönelik karar verildiği dikkate alındığında uyuşmazlığın

çözüldüğü ve zararın giderildiği değerlendirilmektedir. Bu kapsamda da anılan

muamelelerin başvurucunun maddi ve manevi varlığı üzerindeki etkilerinin derece

mahkemelerince tartışıldığı ve verilen kararların ilgili ve yeterli

gerekçelerle açıklandığı görülmektedir.

33. Açıklanan gerekçelerle bir ihlalin bulunmadığı açık olan

başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden

incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

34. Başvurucu, yaklaşık dokuz yıl süren yargılama nedeniyle adil

yargılanma hakkının güvencelerinden olan makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

35. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

36.Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin

yargılamanın süresi tespit edilirken sürenin başlangıç tarihi olarak davanın

ikame edildiği tarih; sürenin sona erdiği tarih olarak -çoğu zaman icra

aşamasını da kapsayacak şekilde- yargılamanın sona erdiği tarih, yargılaması

devam eden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını verdiği tarih esas

alınır (Güher Ergun ve diğerleri, B.

No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 50-52).

37. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin

yargılama süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken yargılamanın

karmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun yargılamanın süratle sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar dikkate alınır (Güher Ergun ve diğerleri, §§ 41-45).

38. Anılan ilkeler ve Anayasa Mahkemesinin benzer başvurularda

verdiği kararlar dikkate alındığında somut olayda 3/4/2006 tarihinde Uşak 2.

Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan davanın Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin

11/11/2014 tarihli kararıyla sona erdiği anlaşılmaktadır. Bu nedenle karmaşık

niteliği bulunmayan ve başvurucunun yargılamanın uzamasında önemli bir

etkisinin de tespit edilmediği başvuru konusu davadaki 8 yıl 7 aylıkyargılama süresinin makul olmadığı sonucuna varmak

gerekir.

39. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence

altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

C. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

40. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının ilgi kısmı şöyledir:

“Esas

inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine

karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…”

41. Başvurucu, ihlalin tespiti ile 40.000 TL manevi tazminata

karar verilmesi talebinde bulunmuştur.

42. Somut olayda makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği

sonucuna varılmıştır.

43. İhlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları

karşılığında başvurucuya net 10.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

44. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harçtan oluşan

yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 10.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

D. 226,90 TL harçtan oluşan yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Uşak 2. Asliye Hukuk Mahkemesine

(E.2013/213, K.2013/208) GÖNDERİLMESİNE,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

18/7/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep

KÖMÜRCÜ

M. Emin KUZ

Rıdvan GÜLEÇ

Raportör Yrd.

:

Fatih ALKAN

Başvurucu

:

Ali Galip

BALTAOĞLU

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2015/1108, 18 Temmuz 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası