İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ali Gönül Başvurusu (B. No: 2014/9419)

1. Başvuru, ahlaki durum gerekçe gösterilerek Türk Silahlı

Başvuru No2014/9419Tarih17 Kasım 2016Okuma21 dk · 4.120 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Ali Gönül Başvurusu

Karar tarihi
17 Kasım 2016
Başvuru Numarası
2014/9419
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.120 kelime·21 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, ahlaki durum gerekçe gösterilerek Türk Silahlı

Kuvvetlerinden (TSK) ilişiğin kesilmesi ile ilgili işleme karşı açılan davanın

reddedilmesi nedeniyle özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiği iddiasına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 18/6/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan

yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi

neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca 22/12/2015 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 25/3/2016 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık tarafından başvuru hakkında görüş

sunulmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu Hava Kuvvetleri Komutanlığı emrinde muvazzaf

astsubay olarak görev yapmakta iken TSK'nın itibarını sarsacak şekilde ahlak

dışı hareketlerde bulunduğu gerekçesiyle hakkında idari tahkikat başlatılmış,

bu tahkikat sonucunda sıralı sicil üstleri tarafından "Türk Silahlı Kuvvetlerinde kalması uygun

değildir." ortak kanaatini içeren 27/6/2012 tarihli ayırma

sicil belgesi düzenlenmiştir.

8. 28/12/1998 tarihli ve 23567 sayılı Resmî Gazete’de

yayımlanan Astsubay Sicil Yönetmeliği’nin (Sicil Yönetmeliği) 61. maddesi

gereğince Hava Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde oluşturulan Komisyonda

başvurucunun durumu değerlendirilmiş ve Komisyon 7/8/2012 tarihli kararı ile

başvurucu hakkında ayırma işlemi yapılmasına karar vermiştir. Anılan karar

13/8/2012 tarihinde Hava Kuvvetleri Komutanı tarafından onaylandıktan sonra

Genelkurmay Başkanının onayına sunulmuş, Genelkurmay Başkanınca da Hava

Kuvvetleri Komutanlığı kararı doğrultusunda işlem yapılmasının uygun görüldüğü

belirtilmiştir. Bunun üzerine hazırlanan 2012/21-352 sayılı kararnamenin

6/11/2012 tarihinde Millî Savunma Bakanı tarafından onaylanmasıyla başvurucunun

TSK ile ilişiği kesilmiştir.

9. Başvurucu; istihbarat birimindeki görevliler tarafından

12/3/2012 tarihinde sorgulandığını, sorgu esnasında cinsel yaşamına ilişkin

ayrıntılı sorular sorulduğunu, sonrasında savunması alınmaksızın ve hiçbir

gerekçe gösterilmeksizin ilişiğinin kesildiğini belirterek yürütmenin durdurulması

ve ayırma işleminin iptali talebiyle Millî Savunma Bakanlığı aleyhine Askeri

Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) Birinci Dairesinde 10/12/2012 tarihinde dava

açmıştır. Sunduğu dava dilekçesinde başvurucu, ilişik kesme kararında herhangi

bir disiplinsizlik eyleminin gösterilmediğini, yalnızca özel hayatını yaşama

biçimi nedeniyle ilişiğinin kesildiğinin anlaşıldığını, sorgu yönteminin

mevzuata aykırı olarak aldatıcı biçimde ve baskı altında tutularak yapıldığını,

hukuka aykırı usuller içeren ve göreviyle ilgisi olmayan tamamen özel

yaşantısına ilişkin mahrem sorulardan oluşan sorgu neticesinde elde edilen

beyanların delil olarak kullanılamayacağını, başarılı bir sicile sahip olmasına

rağmen bu durumun dikkate alınmadığını, tesis edilen ayırma işleminin ölçülülük

yönünden hukuka aykırı olduğu gibi sebep ve amaç unsurları yönünden de hukuka

aykırı olduğunu ileri sürmüştür.

10. Davalı idare tarafından sunulan savunma dilekçesinde

27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu'nun 94.

maddesinin “Disiplinsizlik ve ahlaki durum

sebebiyle ayırma” başlıklı (b) fıkrası uyarınca başvurucunun

ilişiğinin kesildiği, her askerin ahlaki yaşayışının kusursuz ve lekesiz olması

gerektiği, ahlak olgusunun yalnızca arzu edilen bir durum değil görevin

başarıyla icra edilebilmesi için bir koşul olduğu ifade edilmiştir. Ayrıca,

kamu hizmetinin yürütülmesinde zararlı olacak kişilerin idare mekanizmasının

dışına çıkarılmasının kaçınılmaz olduğu ve idarenin başvurucu hakkında tesis

edilen ayırma işleminde takdir yetkisinin objektif sınırları içinde kaldığı,

dava konusu ayırma işleminde hukuka aykırılık bulunmadığı belirtilmiştir.

11. Davalı idare tarafından ayrıca 4/7/1972 tarihli ve 1602

sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu'nun 52. maddesi kapsamında AYİM'e gizli belge ve bilgiler gönderilmiştir.

12. AYİM Birinci Dairesinin 26/12/2012 tarihli ara kararı ile

dava dosyasındaki mevcut bilgi ve belgeler çerçevesinde başvurucu hakkında

tesis edilen ayırma işleminin uygulanması hâlinde telafisi güç veya imkânsız

zararların doğması ve açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte

gerçekleşmediği gerekçesiyle yürütmenin durdurulması talebi reddedilmiştir.

13. AYİM Başsavcılığı tarafından sunulan 2/9/2013 tarihli

düşünce yazısında, başvurucunun cinsel hayatına ilişkin olarak alınan duyumlar

üzerine başlatılan bir idari tahkikat kapsamında elde edilen bulgular ile

başvurucunun beyanları dikkate alınarak ayırma işleminin tesis edildiği ancak

başvurucunun yaşadığı bu ilişkilerin rıza dışı veya menfaate dayalı olduğunu

gösteren bir bilgi veya belgenin dava dosyasında bulunmadığı vurgulanmıştır.

Ayrıca başvurucunun cinsel zafiyeti nedeniyle görevini suistimal

ettiğinin ya da askerî disiplini olumsuz etkilediğinin söylenemeyeceği, dava

konusu işleme dayanak gösterilen ilişkilerin tamamıyla özel hayat sınırları

içinde kaldığı ve dış aleme yansımadığı, bizzat başvurucu tarafından dile

getirilen beyanları içeren istihbarat raporlarına dayanılarak işlem tesis

edilmesinin mümkün olmadığı, ölçülülük ilkesi gözetilmeden gerçekleştirilen

ayırma işleminin hukuka aykırı olduğu ve iptal edilmesi gerektiği

belirtilmiştir.

14. AYİM Birinci Dairesinin 21/1/2014 tarihli ve E.2012/1566,

K.2014/47 sayılı kararıyla dava reddedilmiştir. Kararda, TSK'nın itibarını

sarsacak derecede ahlak dışı hareketlerde bulunduğu gerekçesiyle İstihbarat

Başkanlığınca yürütülen tahkikat kapsamında başvurucunun ifadesine

başvurulduğu, 12/3/2012 tarihinde ifadesi alınan başvurucunun yaşadığı cinsel

birliktelikleri detaylı şekilde anlattığı ve ikrar ettiği, başvurucu dışında

ifadesine başvurulan diğer askerî personelin de anlatımlarında başvurucunun

ahlaka aykırı davranışlarına yer verdiği ve başvurucunun cinsel yaşamına

ilişkin ayrıntıları aktardığı, geçmiş sicil ve disiplin durumu itibarıyla

başarılı bir personel portresi çizmesine karşın başvurucunun iyi ahlak sahibi

olmak vasfını taşımadığı, TSK'nın itibarını zedeleyecek tavır ve davranışlar

içinde bulunduğunun anlaşıldığı, ayırma işleminde takdir yetkisinin objektif

kriterlere göre kullanıldığı ve kamu yararı ile birey yararı dengesinin

gözetildiği belirtilmiş; tesis edilen işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı

sonucuna ulaşılmıştır. Kararda ayrıca herhangi bir soruşturma veya kovuşturma

olmasa dahi kamu personeli hakkında disiplin soruşturması yapılabileceği

vurgulanmıştır. Bunun yanında başvurucunun 12/3/2012 tarihli ifadesinin bir suç

isnadıyla ceza soruşturması ya da kovuşturması kapsamında değil disiplin hukuku

çerçevesinde değerlendirilmek üzere idari tahkikat kapsamında alınmış olduğu ve

başvurucunun bu şekilde tespit edilen ifadesi sırasında iradesinin fesada

uğratıldığı, yanıltıldığı ya da ifadesinin hukuka aykırı şekilde yasak yöntem

ve usullerle alınmış olduğuna dair dosya kapsamında herhangi bir somut bilgi,

belge ve kanıt bulunmadığı belirtilmiştir.

15. Başvurucu tarafından yapılan karar düzeltme talebi, aynı

Dairenin 6/5/2014 tarihli ve E.2014/499, K.2014/436 sayılı kararıyla

reddedilmiş ve karar 20/5/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

16. 18/6/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.

17. Anayasa Mahkemesinin 4/5/2016 tarihli yazısı ile yargılama

dosyasına sunulmuş olan ve başvurucunun ayırma işlemine dayanak oluşturan “gizli” ibareli belgelerin gönderilmesi

istenmiştir.

18. Anayasa Mahkemesine 25/7/2016 tarihinde sunulan söz konusu

belgelerin incelenmesinden; Hava Kuvvetleri Komutanlığınca istihbarata karşı

koyma hassasiyetleri çerçevesinde 12/3/2012 tarihinde başvurucunun ifadesinin

alındığı, söz konusu ifade metninde hangi kapsamda başvurucunun ifadesine

başvurulduğu hususunun belirtilmemiş olduğu anlaşılmıştır. Aynı şekilde söz

konusu metnin “ifadeyi alan”

kısmı karartılmış olduğundan ifadenin hangi birim tarafından alınmış olduğu

tespit edilememiştir. Anılan ifade alma işlemi sırasında başvurucuya bugüne

kadar nerelerde görev yaptığı, kimlerle ikamet ettiği, sosyal yaşantısının

nasıl olduğu, sosyal çevresini kimlerin oluşturduğu, İnternet ortamında sosyal

paylaşım sitelerinden hangilerine üyeliklerinin bulunduğu, İnternet vasıtasıyla

veya yüz yüze tanıştığı kadınlardan ilişki yaşadıklarının kimler olduğu, bu

kadınların TSK hakkında bilgi almaya yönelik herhangi bir girişimlerinin olup

olmadığı, grup hâlinde cinsel birliktelikler yaşayıp yaşamadığı, uyuşturucu

madde kullanıp kullanmadığı, mesai arkadaşları içerisinde ahlak dışı yaşantısı

olan kişilerin bulunup bulunmadığı hususlarının sorulduğu görülmüştür.

Başvurucunun, anılan soruları yanıtladığı ve özellikle birlikte olduğu

kadınlara ilişkin olarak cinsel birliktelik içeren geçmişteki ilişkilerini

açıkladığı ve ifade metnini imzaladığı anlaşılmıştır. Soruşturma konusu

olaylara ilişkin olarak başvurucu dışındaki kişilerin de ifadelerinin alınmış

olduğu, bu kişilerden başvurucu hakkında bildiklerini anlatmalarının istendiği

görülmüştür.

B. İlgili Hukuk

19. 926 sayılı Kanun’un işlem tarihinde yürürlükte olan 94.

maddesi; 4/1/1961 tarihli ve 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet

Kanunu’nun 13. ve 39. maddeleri; 31/1/2013 tarihli ve 6413 sayılı Türk Silahlı

Kuvvetleri Disiplin Kanunu'nun geçici 1. maddesinin (4) numaralı fıkrası;

6/9/1961 tarihli ve 10899 sayılı Resmî Gazete’de

yayımlanan Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Yönetmeliği’nin 86. maddesi; Sicil

Yönetmeliği’nin işlem tarihinde yürürlükte olan 60. ve 61. maddeleri.

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

20. Mahkemenin 17/11/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

21. Başvurucu, Hava Kuvvetleri Komutanlığı İstihbarat Başkanlığı

tarafından herhangi bir disiplin cezası tehdidi olmayacağına güvence verilerek

manevi baskı altında ifadesinin alındığını, aldatma yöntemiyle özel hayatına

ilişkin bilgilerin en ince ayrıntısına kadar elde edildiğini ve bu bilgilerin

ayırma işlemine dayanak olarak gösterildiğini belirtmiştir. Başvurucu, ayırma

işlemine gerekçe olarak gösterilen sorgunun kim tarafından ve nasıl yapıldığı

hususu değerlendirilmediğini, istihbarat birimleri tarafından yasak yöntemlerle

elde edilen hukuka aykırı delillerin AYİM tarafından ret gerekçesi olarak kabul

edildiğini, ayrıca sicil not ortalamasının çok iyi seviyede olduğunu ve birçok

kez takdir belgesiyle taltif edilen bir personel olduğunu, tesis edilen işlemde

ölçülülük ilkesinin gözetilmediğini ileri sürmüştür. Başvurucu, yalnızca

kendisini ilgilendiren ve mesleğiyle ilgisi olmayan özel hayat alanına ilişkin

bilgiler üzerinden tesis edilen ayırma işlemi nedeniyle Anayasa’nın 20., 36.,

38. ve 125. maddeleri ile güvence altına alınan haklarının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür. Başvurucu, ihlalin tespiti ile yargılamanın yenilenmesi ve

lehine tazminata hükmedilmesi talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

22. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B.No: 2012/969, 18/9/2013,

§16). Başvurucunun iddialarının özü, özel hayatına ilişkin bazı bilgilerin

hukuka aykırı yöntemlerle elde edilmesi ve bu bilgilere dayanılarak hakkında

ayırma işlemi tesis edilmesidir. İhlal iddialarının niteliği gereği başvurunun

Anayasa’nın 20. maddesi ile güvence altına alınan özel hayatın gizliliği hakkı

kapsamında incelenmesi uygun görülmüştür.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

23. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan özel

hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

24. Anayasa’nın “Özel hayatın

gizliliği” kenar başlıklı 20. maddesi şöyledir:

“Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı

gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının

gizliliğine dokunulamaz.

Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin

önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve

özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak,

usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak

gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin

yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz ve

bunlara el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört

saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan

itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde,

el koyma kendiliğinden kalkar.

Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin

korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel

veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini

veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp

kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen

hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına

ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.”

25. Özel hayat kavramı eksiksiz bir tanımı bulunmayan geniş bir

kavramdır. Bu kapsamda korunan hukuki değer esasen kişisel bağımsızlık olup bu

koruma bir taraftan herkesin istenmeyen bütün müdahalelerden uzak kendine özel

bir ortamda yaşama hakkına sahip olduğuna işaret etse de diğer taraftan özel

hayat kavramının herkesin kişisel yaşamını istediği şekilde sürdürme ve dış

dünyayı bu çemberden ayrı tutma kavramına indirgenemeyeceği açıktır. Bu açıdan

Anayasa’nın 20. maddesi özel bir sosyal hayat sürdürmeyi güvence altına

almaktadır (Serap Tortuk,

B. No: 2013/9660, 21/1/2015, § 31).

26. Özel hayatın gizliliği hakkı kapsamında korunan hukuksal

çıkarlardan biri de bireyin mahremiyet hakkıdır. Ancak mahremiyet hakkı sadece

yalnız bırakılma hakkından ibaret olmayıp bu hak bireyin kendisi hakkındaki

bilgileri kontrol edebilme hukuksal çıkarını da kapsamaktadır. Bireyin

kendisine ilişkin herhangi bir bilginin kendi rızası olmaksızın açıklanmaması,

yayılmaması, bu bilgilere başkaları tarafından ulaşılamaması ve rızası hilafına

kullanılamaması kısaca bu bilgilerin mahrem kalması konusunda menfaati

bulunmaktadır. Bu husus, bireyin kendisi hakkındaki bilgilerin geleceğini

belirleme hakkına işaret etmektedir (Serap Tortuk, § 32).

27. Bu yönüyle özel hayat, öncelikle bireylerin kendi

bireyselliklerini geliştirebilecekleri ve diğer kişilerle en mahrem ilişkilere

girebilecekleri kavramsal ve fiziksel bir alana işaret etmektedir. Bu

mahremiyet alanı, devletin müdahale edemeyeceği veya meşru amaçlarla asgari

düzeyde müdahale edebileceği özel bir alanı kapsamaktadır. Bireyin mahremiyet

hakkının mekânı, kural olarak özel alandır. Ancak özel hayatın gizliliği hakkı

bazı durumlarda kamusal alana da genişleyebilir. Zira meşru beklenti kavramı,

bireyin mahremiyetinin kamusal alanda da bazı koşullar altında korunmasını

mümkün kılmaktadır (Serap Tortuk, § 33).

28. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) denetim

organlarının içtihatlarında “bireyin kişiliğini geliştirmesi ve gerçekleştirmesi”

kavramının özel hayata saygı hakkının kapsamının belirlenmesinde temel alındığı

anlaşılmaktadır. Özel hayatın korunması hakkının sadece mahremiyet hakkına

indirgenemeyeceği gerçeği karşısında kişiliğin serbestçe geliştirilmesiyle

uyumlu birçok hukuksal çıkar bu hakkın kapsamına dâhil edilmiştir. Ancak

özellikle mahremiyet alanında cereyan eden cinsel içerikli eylem ve

davranışların bu alana dâhil olduğuna kuşku yoktur (Serap Tortuk, § 35). Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesi (AİHM) mesleki hayat çerçevesinde kişilerin özel hayatı

hakkında sorgulanmasının ve bunun doğurduğu idari sonuçların, buna ek olarak

kişilerin davranış ve tutumları gerekçe gösterilerek görevden alınmalarının

özel hayatın gizliliğine yapılmış bir müdahale oluşturduğunu vurgulamaktadır (Özpınar/Türkiye, B. No: 20999/04, 19/10/2010, §§

47, 48).

29. Anayasa’nın 20. maddesinde herkesin kendi özel hayatına

saygı gösterilmesi hakkına sahip olduğu ve özel hayatın gizliliğine

dokunulamayacağı belirtilmekte olup bu düzenlemede yer verilen özel hayatın

gizliliği hakkı, Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesinde özel hayata saygı hakkı

kapsamında güvence altına alınan hakka karşılık gelmektedir. Bireyin mahremiyet

alanının ve bu alanda cereyan eden eylem ve davranışlarının da kişinin özel

yaşamı kapsamında olduğu açıktır. Mahremiyet hakkı ve bu alana ilişkin

bilgilerin gizliliğinin korunması Anayasa Mahkemesi tarafından da Anayasa’nın

20. maddesi kapsamında değerlendirilmektedir (Şengül

Kayan, B. No: 2013/1614, 3/4/2014, § 37; Serap Tortuk, § 36).

a. Müdahalenin Varlığı

30. “Ahlaki durum” sebebiyle TSK’dan ayırma işlemine tabi

tutulan başvurucuya ilişkin idari tahkikat sürecinden, TSK’dan ayırma

kararından ve AYİM kararlarından anlaşıldığı üzere başvuruya konu süreçte

özellikle başvurucunun özel hayatı kapsamındaki davranış ve ilişkilerinin

önemli yer tuttuğu görülmektedir. Bu şartlar altında, özel yaşamına ait

unsurlar temel gerekçe gösterilerek verilen ayırma kararının, başvurucunun özel

hayatının gizliliği hakkına bir müdahale oluşturduğu açıktır.

b. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

31. Anayasa’nın 20. maddesinde, özel hayatın gizliliği hakkı

açısından bu hakkın tüm boyutlarına ilişkin olmadığı anlaşılan birtakım

sınırlama sebeplerine yer verilmiş olmakla beraber özel sınırlama nedeni öngörülmemiş

olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmakta,

ayrıca Anayasa’nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu

hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Bu noktada Anayasa’nın 13.

maddesinde yer alan güvence ölçütleri işlevsel niteliği haizdir (Serap Tortuk, §

38).

32. Anayasa’nın “Temel hak ve

hürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

33. Belirtilen Anayasa hükmü, hak ve özgürlükleri sınırlama ve

güvence rejimi bakımından temel öneme sahip olup Anayasa’da yer alan bütün hak

ve özgürlüklerin yasa koyucu tarafından hangi ölçütler dikkate alınarak

sınırlandırılabileceğini ortaya koymaktadır. Anayasa’nın bütünselliği ilkesi

çerçevesinde Anayasa kurallarının bir arada ve hukukun genel kuralları gözönünde tutularak uygulanması zorunlu olduğundan

belirtilen düzenlemede yer alan başta yasa ile sınırlama kaydı olmak üzere tüm

güvence ölçütlerinin, Anayasa’nın 20. maddesinde yer verilen hakkın kapsamının

belirlenmesinde de gözetilmesi gerektiği açıktır (Serap Tortuk, § 40).

34. Dolayısıyla özel hayatın gizliliği hakkına yapıldığı iddia

edilen müdahalenin incelenmesinde kanunilik ölçütünün ve müdahaleyi haklı kılan

sebeplerin var olup olmadığı her somut olayın kendi koşulları içinde

değerlendirilmelidir.

i. Kanunilik

35. Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan, müdahalenin “kanun”la yapılması şartına aykırılık bulunduğuna ilişkin

bir iddiada bulunulmamıştır. Yapılan değerlendirmeler neticesinde, 926 sayılı

Kanun’un 94. maddesinin işlem tarihinde yürürlükte olan (b) fıkrası ile Sicil

Yönetmeliği’nin işlem tarihinde yürürlükte olan 60. ve 61. maddelerinin

“kanunilik” ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır.

ii. Meşru

Amaç

36. Başvurucunun özel hayatına ilişkin bilgilere dayanılarak

hakkında ayırma işlemi tesis edilmesinin askerî disiplinin korunması ve kamu

hizmetinin gereği gibi yürütülmesini sağlama ve bu itibarla millî güvenliğin

korunması amacını taşıdığı dolayısıyla özel hayatın gizliliği hakkına ilişkin

Anayasa’nın 20. maddesi kapsamında meşru bir amacın bulunduğu sonucuna

varılmıştır.

iii. Demokratik Toplum Düzeninde Gerekli Olma

ve Ölçülülük

37. Anayasa’nın 20. maddesinin amacı esas olarak bireylerin özel

hayatlarına karşı devlet tarafından yapılabilecek keyfî müdahalelerin

önlenmesidir. Devletin, ayrıca özel hayatın ve aile hayatının gizliliği hakkını

etkili olarak koruma ve bunlara saygı gösterme şeklinde pozitif yükümlülüğü de

bulunmaktadır. Bu yükümlülük, bireylerin birbirlerine karşı eylemleri

bakımından dahi özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının korunması için

gerekli önlemlerin alınması ödevini de içermektedir (Ata Türkeri, B. No: 2013/6057, 16/12/2015, § 42).

38. Özel hayatın gizliliği hakkının sınırlanması mümkün olmakla

beraber Anayasa'nın 13. maddesi vasıtasıyla Anayasa'da yer alan tüm temel hak

ve özgürlüklerin sınırlandırılması hususunda geçerli olan ilkeler, özel hayatın

gizliliği hakkının sınırlandırılmasında da dikkate alınmalıdır. Buna göre

demokratik toplum düzeninin gerekleri gözetilmeli, sınırlamada öngörülen meşru

amaç ile sınırlandırma aracı arasında orantısızlık bulunmamalı,

sınırlandırmayla ulaşılabilecek genel yarar ile temel hak ve özgürlüğü

sınırlandırılan bireyin kaybı arasında adil bir denge kurulmasına özen

gösterilmelidir (Marcus Frank Cerny [GK],

B. No: 2013/5126, 2/7/2015, § 73).

39. “Demokratik

toplum düzeninin gerekleri” kavramı, öncelikle özel hayatın gizliliği hakkı

üzerindeki sınırlamaların zorunlu ya da istisnai tedbirler niteliğinde

olmasını; başvurulabilecek son çare ya da alınabilecek en son önlem olarak

kendini göstermesini gerektirmektedir. “Demokratik

toplum düzeninin gerekleri”nden

olma, bir sınırlamanın demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal

ihtiyacın karşılanması amacına yönelik olmasını ifade etmektedir. Buna göre

sınırlayıcı tedbir, bir toplumsal ihtiyacı karşılamıyorsa ya da

başvurulabilecek son çare niteliğinde değilse demokratik toplum düzeninin

gereklerine uygun bir tedbir olarak değerlendirilemez (Ata Türkeri, § 44).

40. Bu bağlamda özel hayatın gizliliği hakkına yargısal veya

idari bir müdahalenin toplumsal bir ihtiyaç baskısını karşılayıp

karşılamadığına bakılması gerekecektir. Başvuru konusu olay bakımından

yapılacak değerlendirmelerin temel ekseni; müdahaleye neden olan idarenin ve

derece mahkemelerinin kararlarında dayandıkları gerekçelerin, özel hayatın

gizliliği hakkının unsurlarından olan mahremiyet hakkını kısıtlama bakımından “demokratik toplum düzeninin gerekleri”

ve “ölçülülük” ilkelerine uygun olduğunu inandırıcı bir şekilde ortaya koyup

koyamadığı olacaktır (Ata Türkeri, §

45).

41. Personel rejimi gibi sıkı kural ve şartlara tabi bir alanda,

kamu makamlarının faaliyetin niteliği ve sınırlamanın amacına göre değişen

geniş bir takdir yetkisinin bulunması doğaldır. Bu kapsamda özel hayat

kavramının salt mahremiyet alanına işaret etmeyip bireylerin özel bir sosyal

hayat sürdürmelerini güvence altına almakta olduğu gerçeği karşısında özellikle

kamu görevlilerinin mesleki yaşamlarıyla da bütünleşen bazı özel hayat unsurları

açısından sınırlamalara tabi tutulabilecekleri açıktır. Bununla birlikte bu

kişilerin de diğer bireyler için öngörülen sınırlamalarda olduğu gibi asgari

güvence ölçütlerinden istifade etmeleri gerekir (Serap Tortuk, § 52).

42. Öte yandan mahremiyet alanına ait ya da bireyin varlığına

veya kimliğine ilişkin önemli haklar veya hukuksal çıkarlar söz konusu olduğu

zaman kamu makamlarının takdir yetkisi daha dardır. Bu bağlamda özel yaşamın

gizliliği hakkının cinsellik ve mahremiyet hakkı gibi yönleri söz konusu

olduğunda takdir yetkisinin daha dar tutulması gerekmekte olup bu alanlara

yönelik müdahalelerin haklı olduğunun kabul edilebilmesi için özellikle ciddi

gerekçelerin varlığı şarttır (Ata Türkeri, §

47).

43. Tesis edilen disiplin işlemlerinde ve bu işlemlerin hukuka

uygunluk denetiminin yapıldığı mahkeme kararlarında, bireylerin özel

hayatlarına ilişkin tutum ve eylemlerinin mesleki hayatları üzerindeki

etkilerinin açıklanması, kamu hizmeti sunan ilgili kurumların işleyişi

üzerindeki etkilerinin ve risklerinin ortaya konulması ve bu hususlardaki

değerlendirmelerin yeterli ve ikna edici gerekçelerle desteklenmesi, ayrıca

tesis edilen işlemlerin bireylerin geçmiş mesleki sicilleri ve başarı durumları

dikkate alınarak ölçülülük yönünden irdelenmesi gerekir (G. G. [GK], B. No: 2014/16701, 13/10/2016,

§ 60).

44. Son olarak AİHM kararlarına göre Sözleşme’nin 8. maddesi

açıkça usul şartları içermemekle birlikte anılan maddeyle güvence altına alınan

haklardan etkili bir şekilde yararlanılabilmesi için müdahaleyi doğuran karar

alma sürecinin bu maddeyle korunan hak ve özgürlüklere gerekli saygıyı

sağlayacak nitelikte ve adil olması gerekir. Bu şekildeki bir süreç,

başvurucunun 8. maddedeki haklarını -deliller ve kanıtlama konuları dâhil- adil

şartlarda savunabileceği etkili usule ilişkin güvencelerden yararlandırılmasını

gerektirir (Ciubotaru/Moldova, 27138/04, 27/4/2010, § 51; T.P. ve K.M./Birleşik Krallık, B. No:

28945/95, 10/5/2001, § 72).

45. Bu ilkeler ışığında başvuru konusu idari sürecin

değerlendirilmesi sonucunda, ahlak dışı hareketlerde bulunduğu iddiasıyla

başvurucu hakkında idari tahkikat başlatıldığı görülmüştür. Bu kapsamda Hava

Kuvvetleri Komutanlığınca başvurucunun ve diğer bazı personelin ifadesinin

alındığı, başvurucunun cinsel hayatına dair hususların esas olarak başvurucunun

12/3/2012 tarihli ifadesinden öğrenilmiş olduğu anlaşılmaktadır. Söz konusu

ifade metninde, başvurucu hakkında idari tahkikat başlatıldığının

belirtilmediği gibi hangi kapsamda başvurucunun ifadesine başvurulduğu

hususunun da açıklanmamış olduğu ancak başvurucunun kendisine sorulan soruları

yanıtladığı, geçmişte cinsel birliktelik yaşadığı ilişkileri açıkladığı ve

cinsel hayatına ilişkin hususları içeren ifade metnini imzaladığı

anlaşılmıştır.

46. Başvurucu, Hava Kuvvetleri Komutanlığı İstihbarat Başkanlığı

tarafından herhangi bir disiplin cezası tehdidi olmayacağına güvence verilerek

manevi baskı altında ve yanıltıcı beyanlarla ifadesinin alındığını, aldatma

yöntemiyle özel hayatıyla ilgili bilgilerin en ince ayrıntısına kadar elde

edilmeye çalışıldığını, özel hayatına ilişkin gerçek dışı ve hukuka aykırı

gerekçelerle hakkında ayırma işlemi tesis edildiğini ileri sürmüştür.

47. AYİM Birinci Dairesinin 21/1/2014 tarihli ve E.2012/1566,

K.2014/47 sayılı kararında başvurucunun anılan iddiaları değerlendirilmiş ve

anılan gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir (bkz. § 14).

48. Somut olayda başvurucunun söz konusu ifadesinin belirli ve

somut fiiller belirtilmeden ve hangi hukuki işleme esas alınacağı konusunda

bilgi verilmeden temin edilmiş olması anılan ifadeyi hukuki yönden şüpheli

duruma getirmektedir. Ayrıca ifade alma işlemi esnasında sorulan sorular gözönüne alındığında başvurucunun mesleki hayatını değil

özel hayatını ilgilendiren iddialara yanıt vermek zorunda bırakıldığı

görülmektedir. Bu kapsamda başvurucuya yöneltilen iddiaların görevinin ifasıyla

değil daha çok mahremiyet alanında gerçekleşen özel yaşam eylemleriyle ilgili

olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla ihtilaf konusu ayırma işleminin kapsamı

mesleki hayatın sınırlarını aşmaktadır. Bu bağlamda idarenin ve yargısal

makamların karar gerekçelerinde, başvurucunun İnternet üzerinden ya da sosyal

ortamlardan tanıştığı çok sayıda kadınla birliktelik yaşadığı, ahlaki yönden

özenli bir yaşam sürmediği ve cinselliğe düşkünlüğünün bulunduğu tespitlerine

yer verildiği ve karar sonuçlarının bu gerekçelere dayandırıldığı, sonuç olarak

başvuruya konu disiplin işlemi ile yargısal sürece konu edilen davranışların

esasen mesleki faaliyet ile ilgisi olmayan, mahremiyet alanına dâhil özel yaşam

eylemleri olduğu anlaşılmaktadır.

49. Kamu görevlilerinin mesleki yaşamlarıyla da bütünleşen bazı

özel hayat unsurları açısından sınırlamalara tabi tutulabilecekleri açıktır.

Ancak hakkındaki tahkikat sonucunda TSK’dan ayırma işlemi tesis edilmesinin

başvurucunun mesleki hayatı üzerinde olduğu kadar temel geçim kaynağından

yoksun kalması nedeniyle ekonomik geleceği üzerinde de önemli bir etki

oluşturduğu bu nedenle ayırma işleminin daha önemli hâle geldiği anlaşılmaktadır.

Bu bağlamda özel hayatın gizliliği hakkı üzerindeki sınırlamaların zorunlu ya

da istisnai tedbir mahiyetinde olması, başvurulabilecek son çare ya da

alınabilecek en son önlem niteliğinde olması gerekir.

50. AYİM kararında başvurucunun ifade alma işleminin usul ve

içerik yönünden hukuka aykırı unsurlar taşıdığı iddialarına rağmen anılan

ifadenin alındığı koşulların detaylı şekilde incelenmediği, başvurucunun özel

hayatının en mahrem yönünü oluşturan cinsel hayatını geçmiş yıllardan itibaren

tüm detaylarıyla anlatmasının nasıl gerçekleştiğinin ortaya konulmadığı

görülmektedir. AYİM tarafından söz konusu soyut nitelikteki ifadede belirtilen

hususlar dayanak alınmak suretiyle TSK'dan ilişiğin kesilmesi işlemine karşı

açılan davanın reddedildiği anlaşılmıştır. Öte yandan Mahkeme kararında

başvurucunun özel hayatına ilişkin tutum ve eylemlerinin mesleki hayatı

üzerindeki etkilerine dair yeterli ve ikna edici gerekçeler ortaya konulmadığı

gibi anılan eylemlerin TSK’nın işleyişi üzerindeki etkisi ve risklerinin de

detaylı şekilde açıklanmadığı, ayırma işlemine dayanak olarak kabul edilen

delillerin hukuka aykırı şekilde elde edildiğine ilişkin ileri sürülen iddialar

hakkında bir araştırma yapılmadığı görülmüştür.

51. Bu durumda muhakeme sırasında başvurucunun; açık ve somut

bir biçimde öne sürülen ve davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte olduğu

anlaşılan söz konusu iddialarına Mahkemece makul bir gerekçe ile yanıt

verilmemesi, özel hayatına ilişkin hususların mesleği üzerindeki etkisinin

açıklanmaması ve özel hayatın gizliliği hakkına gerekli saygının gösterilmesini

adil şartlarda savunabileceği usule ilişkin etkili güvencelerdenyararlandırılmaması

nedenleriyle AYİM kararının mahremiyet hakkına müdahaleyi haklı kılacak şekilde

konuyla ilgili ve yeterli gerekçe içermediği kabul edilmelidir. Bunun yanında

tesis edilen işlemin başvurucunun geçmiş sicili ve başarı durumu dikkate

alınarak ölçülülük yönünden değerlendirilmediği, sınırlama ile ulaşılabilecek

genel yarar ile temel hak ve özgürlüğü sınırlanan başvurucunun kaybı arasında

adil bir denge gözetilmediği, başvurucunun özel hayatının gizliliği hakkı

üzerindeki sınırlamanın zorunlu ya da istisnai tedbirler niteliğinde olduğu

veya başvurulabilecek son çare ya da alınabilecek en son önlem niteliğinde olduğu

hususunda bir inceleme yapılmadığı ve gerekli özenin gösterilmediği sonucuna

ulaşılmıştır.

52. Buna göre başvurucunun Anayasa'nın 20. maddesinde güvence

altına alınan özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

53. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin “Kararlar” kenar başlıklı (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya

da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali

ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya

ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel

mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla

yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

54. Başvurucu, hak ihlalinin tespiti ve uyuşmazlık hakkında

yeniden yargılama yapılmasına hükmedilmesi ile birlikte 10.000 TL manevi

tazminat talep etmiştir.

55. Başvuruda Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan

özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

56. Özel hayatın gizliliği hakkının ihlalinin sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunduğundan kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere AYİM

Birinci Dairesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

57. Başvurucu tarafından maddi ve manevi tazminat talebinde

bulunulmuş olmakla beraber yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın AYİM

Birinci Dairesine gönderilmesine karar verilmesinin başvurucunun ihlal iddiası

açısından yeterli bir tazmin oluşturduğu anlaşıldığından başvurucunun tazminat

taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

58. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayatın

gizliliği hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin özel hayatın gizliliği hakkının

ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak

üzere Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Birinci Dairesine GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,

E. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme

olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre

için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

17/11/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Nuri

NECİPOĞLU

Kadir ÖZKAYA

Rıdvan GÜLEÇ

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör Yrd.

:

Fatih ALKAN

Başvurucu

:

Ali GÖNÜL

Vekili

:

Av. Mustafa

BOZKURT

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/9419, 17 Kasım 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. A. Özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin
  12. C. Kararın bir örneğinin özel hayatın gizliliği hakkının
  13. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  14. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  15. Necipoğlu
  16. Hakyemez
  17. Bozkurt
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/9419
Tarih
17 Kasım 2016

İlgili Kararlar

  • H.y. Başvurusu (B. No: 2014/1206)
  • Serkan Şahin ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/17982)
  • Muhsin Köylüoğlu Başvurusu (B. No: 2014/12115)
  • Hüseyin Yıldız Başvurusu (B. No: 2014/1526)
  • Abdulhalim Özdemir ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/9850)
  • Orhan İçten Başvurusu (B. No: 2014/16804)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.