İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ali Haydar Akan Başvurusu (B. No: 2016/5633)

1. Başvuru, başvurucuya ait yapının kamu görevlilerince

Başvuru No2016/5633Tarih12 Eylül 2019Okuma25 dk · 4.991 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Ali Haydar Akan Başvurusu

Karar tarihi
12 Eylül 2019
Başvuru Numarası
2016/5633
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.991 kelime·25 dk okuma·25 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, başvurucuya ait yapının kamu görevlilerince

yıkılması nedeniyle mülkiyet hakkının; yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de

makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 21/3/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

8. Başvurucu; Bingöl'ün Kiğı ilçesine bağlı Topraklık köyünde

bulunan 106 ada 18 parsel, 107 ada 1 parsel ve 108 ada 9 parsel numaralı

taşınmazların hissedarıdır.

A. Zarar Tespit Komisyonu

Başvuru Süreci

9. Bingöl Valiliği Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların

Karşılanması Komisyonu Başkanlığınca (Zarar Tespit Komisyonu) 9/8/2005

tarihinde, başvuru konusu taşınmazlarda yapılan keşifte her üç taşınmaz

üzerindeki yapıların enkaz hâlinde olduğu tespit edilmiştir.

10. Zarar Tespit Komisyonunca 8/11/2005 tarihinde bu

taşınmazlarla ilgili olarak ev ve mal varlığına ulaşamamaktan kaynaklanan

zarara karşılık 49.000 TL tazminatın başvurucunun kardeşi C.A.A.ya ödenmesine karar verilmiştir. C.A.A. 28/3/2006

tarihli dilekçesinde tazminatı kendisi ve kardeşleri adına kabul ettiğini

belirtmiştir.

B. Delil Tespiti Süreci

11. C.A.A. tarafından 17/4/2009 tarihinde yapılan delil tespiti

talebi üzerine Kiğı Sulh Hukuk Mahkemesince 2009/3 Değişik İş sayılı dosyada,

18/4/2009 tarihinde keşif yapılmıştır.

12. Hâkimin keşif zaptındaki tespitinin ilgili kısmı şöyledir:

"...davacının göstermiş olduğu tek katlı

evin, ahırın ve mereğin [samanlık] yıkılmış olduğu ve arıların kovanlarından

ayrılmış kovanın etrafında uçar vaziyette olduğu görüldü. Arazide bulunan bir

ahır, bir ev ve merekten oluşan 3 parça taşınmaz binanın dinamitle patlatıldığı

ve patlamanın etkisiyle taşların etrafa saçılmış olduğu gözlemlendi. Yıkılan

binaların yığma taş bina olduğu tespit edildi. Çevrede patlayıcı madde

artıklarına rastlanıldı. Yine yıkılan binaların çevresinde herhangi bir ev veya

ahır eşyasına rastlanılmadı. Ayrıca keşif yapılan yere tek ulaşımın nehrin

üzerinden geçen köprü olduğu ve bu köprünün de tahliye sırasında yıkıldığı

görülmüştür..."

13. Keşif neticesinde düzenlenen kadastro uzmanı teknik

bilirkişi raporu ile 107 ada 1 parsel sayılı taşınmazda kerpiç ev, 108 ada 1

parsel sayılı taşınmazda kargir kilise, 108 ada 9

parsel sayılı taşınmazda kerpiç ev ve 106 ada 18 parsel sayılı taşınmazda ev ve

bahçe bulunduğu tespit edilmiştir.

14. Keşif neticesinde düzenlenen veteriner bilirkişi raporu ile C.A.A.ya ait on bir adet arı

kovanının ve peteklerin tahrip olduğu ve bunların yeniden kullanılma

olasılığının olmadığı belirtilerek tahrip edilen kovanların 3.080 TL değere

sahip olduğu tespit edilmiştir.

15. Keşif neticesinde düzenlenen inşaat bilirkişi raporunda "...Yapılan incelemede dava konusu yapıların

hepsinin taşıyıcı sisteminin toprak harçlı taşlardan meydana geldiği, hepsinin

yığma kargir yapılar olduğu ve patlatıldıktan sonra

mevcut durumları ile söz konusu yapılar yıkılarak tamamen kullanılamaz

durumdadırlar..." denildikten sonra yapıların toplam değeri

74.370 TL, C.A.A.ya düşen

toplam değeri ise 47.123,33 TL olarak tespit edilmiştir.

C. Kamulaştırma Davaları

Süreci

16. Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün (DSİ) 10/10/2013 tarihli

yazısında, başvuru konusu taşınmazlar hakkında 27/5/2009 tarihinde kamulaştırma

kararı alındığı belirtilmiştir.

17. DSİ'nin Kiğı Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı kamulaştırma

davalarında, başvuru konusu taşınmazlar arsa vasfında değerlendirilerek

kamulaştırma bedelleri belirlenmiş ancak yapıların değeri bedel tespitinde

dikkate alınmamıştır.

D. Ceza Davası Süreci

18. Başvurucunun kardeşi C.A.A. tarafından başvuru konusu yıkım

olayı ile ilgili olarak yapılan şikâyet üzerine görevi kötüye kullanma suçundan

Kiğı kaymakamı ve diğer bir görevli aleyhine ceza davası açılmıştır.

19. Sanık kaymakamın anılan davadaki savunmasının ilgili kısmı

şöyledir:

"...Emniyet Asayiş

toplantılarında her ay bu konu gündeme gelmiş ve 7-8 yıldır haklarında tahliye

kararı verdiğim şahısların bulundukları yeriizinsiz

kullandıkları, terör örgütüne bilinçli veya bilinçsiz destek sağladıkları, en

son O.C.'in oğlu S.C.'in

terör örgütüne katıldığı, dolayısıyla söz konusu şahısların tahliye

edilmelerinin zorunlu olduğu bana talimat yoluyla söylendi. Ben de bu

toplantılarda görüşülen nedenler ve şahısların kendilerine ait olmayan

arazileri kullanması nedeniyle bu tahliye kararını imzaladım. Ancak imzaladığım

kararda şuan bana bahsetmiş olduğunuz C.A.A. isimli

şahıs yoktur. Ben bu şahsın herhangi bir yapısının yıkılmasına veya tahliye

edilmesine yönelik yazılı veya herhangi bir şekilde sözlü bir talimat vermedim.

bu şahsın yapısının yıkılıp yıkılmadığını bilmiyorum. kaldıki ben yazılı olarak verdiğim

talimatta da şahısların bulundukları yerden güvenlik sebebiyle tahliye

edilmelerini istedim. bu şahısların kaldıkları

yerlerin yıkılmasına ilişkin bir talimatım yoktur."

20. Bingöl Ağır Ceza Mahkemesince 22/4/2011 tarihinde beraat

kararı verilmiştir. Mahkeme isnat edilen suçun sanıklar tarafından işlendiğinin

sabit olmadığı kanaatine varmıştır. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"...katılanın bahse konu yapıları zarar

tespit komisyonunca tazmine yönelik karar aldıktan sonra yaptığını iddia etmiş

ise de, katılan 08/11/2005 tarihinden sonra söz konusu

olan taşınmazlar üzerinde yeniden yapı yaptığına ilişkin bu iddiasını ispat

edememiştir. Zarar tespit komisyonunca tespit edilen katılana ait olan zararın

ödenmiş olması nedeniyle somut olayda katılanın uğradığı herhangi bir zararın

bulunmadığından sanıkların üzerlerine atılı olan görevi kötüye kullanma suçunun

unsurların oluşmadığı gibidosya kapsamında sanıkların

katılana ait taşınmazlar üzerindeki yapıların yıktırılmasına ilişkin herhangi

bir yazılı veya sözlü talimat verdiklerine ilişkin savunmalarının aksini

kanıtlar nitelikte birdelil bulunmadığı..."

E. Komşu Parsel Maliki O.C.nin Tazminat Davası

21. Kiğı Asliye Hukuk Mahkemesinin E. 2013/146 sayılı

dosyasında, başvurucuyla benzer iddialarla kamulaştırmasız el

atılarak zarar verildiği iddiasıyla muhdesat

bedelinin tahsili ve manevi tazminat isteminde bulunan O.C. isimli komşu parsel malikinin

maddi ve manevi tazminat talepleri kısmen kabul edilmiştir. Temyiz

incelemesinde muhdesat bedeline ilişkin temyiz

isteminin reddine karar verilmiş, ancak manevi tazminat ve faize yönelik bozma

kararı verilmiştir. Dosya derdesttir.

F. Başvuru Konusu Tam

Yargı Davası

22. Başvurucu ve kardeşleri olan diğer hissedarların,

kamulaştırma işlemi yapılmadan başvuru konusu taşınmazların ve arı kovanlarının

dinamitle patlatılarak zarar verilmesi ve arazilerin kullanılamaması nedeniyle

maddi ve manevi zararlarının tazmini talebiyle Kiğı Kaymakamlığına 19/2/2010

tarihinde yaptıkları başvuru zımnen reddedilmiştir.

23. Talepleri reddedilen başvurucu ve diğer hissedarlar, maliki

oldukları parsellerde zarar verilen yapıların bedellerinin ve arazilerin

kullanılmamasından kaynaklanan zararları ile uğradıkları manevi zararların

ödenmesi talebiyle 21/4/2010 tarihinde Elazığ 1. İdare

Mahkemesinde (Mahkeme) tam yargı davası açmışlardır. Mahkeme 7/5/2010 tarihli

kararıyla görev yönünden davanın reddine karar vermiştir.

24. Temyiz edilen karar, Danıştay Ondördüncü

Dairesince 10/4/2012 tarihinde, davanın görülmesi ve çözümlenmesi görevinin

idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle bozulmuştur.

25. Mahkemece bozma kararına uyularak yapılan yargılama

neticesinde bu kez 16/10/2012 tarihinde dava dilekçesinin mevzuat hükümlerine

uygun olmadığı gerekçesiyle noksanlıklar tamamlanarak ve ayrı ayrı yeniden dava

açılmak üzere dava dilekçesinin reddine karar verilmiştir.

26. Bunun üzerine başvurucu 17/12/2012 tarihinde, kendi hissesi

oranında aynı iddia ve taleplerle İdare aleyhine yeniden tam yargı davası

açmıştır. Mahkemece DSİ'nin de davaya dâhil edilmesinden sonra 18/12/2014

tarihinde davanın reddine karar verilmiştir.

27. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"...Öte yandan; davacının müştereği

tarafından Kiğı Sulh Hukuk Mahkemesi'nin D.İş:2009/3

no.lu dosyasında yaptırılan tespit sonucu düzenlenen bilirkişi raporunda

özetle, 106 ada 18 no.lu, 107 ada 1 no.lu ve 108 ada 9 no.lu parseller üzerinde

ev olduğu ifade edilmiş ancak, '...dava dilekçesinde kendisinin hiçbir bilgisi

olmadan ... dinamitlenerek kullanılamaz hale getirildiği belirtilerek'

söylemine yer verilmek suretiyle değer tespit çalışmasının yapıldığı

görülmüştür.

Ayrıca, her ne kadar dava dilekçesinde

davacının adli yargı makamlarına şikayette bulunduğu

dile getirilmişse de, davacının müştekisi olduğu bir kamu davası bulunmadığı,

görülen tek davanın diğer müşterek tarafından yapılan şikayet üzerine

başlatılan ve bir kısım yetkililer hakkındaki dava olduğu, bu yargılamanın

Bingöl Ağır Ceza Mahkemesi'nin 22.09.2011 tarihli, E:2010 132, K:2011/120

sayılı kararıyla beraatle sonuçlandığı...

Bu veriler haricinde, tüm dosya içeriği

irdelendiğinde ise; dava konusu taşınmazlar üzerindeki yapıların dinamitlenerek

yıkıldığına yönelik somut ve şüphe götürmez bir veri bulunmadığı, idari

yazışmalar arasında buna işaret eden bir ifade olmadığı, davacının iddialarının

ispatlanamadığı, en yakın delil kabul edilebilecek adli yargı yerinde yapılan

tespitte de "yapıların dinamitle yıkıldığı" hususunun değil

"dinamitle yıkıldığı iddia edilen yapıların değer tespitinin"

yapıldığı, burada yapıların inşa tarihine ilişkin bir bilgiye de yer

verilmediği görülmektedir.

Aktarılan bu verilere göre; tazminata konu

edilen olayın kim ya da kimler tarafından gerçekleştirildiği anlaşılmadığı gibi

yapıların dinamitle yıkılmış olduğunun dahi bilinebilir olmadığı, dolayısıyla

ortada davalı idarelere atfedilebilecek bir işlem/eylem ve kusurun varlığından

söz edilemeyeceği sonucuna ulaşılmıştır."

28. Temyiz edilen karar, Malatya Bölge İdare Mahkemesince

10/6/2015 tarihinde onanmıştır. Başvurucunun karar düzeltme istemi de

28/12/2015 tarihinde reddedilmiştir.

29. Nihai karar, başvurucu vekiline 19/2/2016 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

30. Başvurucu 21/3/2016 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

31. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü

Kanunu'nun 13. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş

olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya

başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl

ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak

haklarının yerine getirilme-sini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen

veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden

itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu

sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir."

32. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun

683. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Bir

şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde

dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir."

B. Uluslararası Hukuk

33. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu

Protokol'ün 1. maddesi şöyledir:

"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk

dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak

kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun

genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin

kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da

başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli

gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel

getirmez."

34. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) her ne kadar Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinde açık

olarak usule ilişkin güvencelerden söz edilmese de bu maddenin keyfî

müdahalelerden korunmak amacıyla mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerin kanun

dışı veya keyfî ya da makul olmayan şekilde uygulandığına ilişkin savunma ve

itirazları sorumlu makamlar önünde etkin bir biçimde ortaya koyabilme

olanağının tanınması güvencesini kapsadığını belirtmektedir. Bu değerlendirme

ise uygulanan sürecin bütününe bakılarak yapılmalıdır (AGOSI/Birleşik Krallık, B. No: 9118/80,

24/10/1986, § 55; Jokela/Finlandiya, B. No: 28856/95, 21/5/2002, §

45).

35. AİHM ayrıca, usule ilişkin güvencelerin özel kişiler

arasında ihtilaf oluşturan mülkiyet hakkı ile ilgili meseleler yanında

taraflardan birinin devlet olması durumunda da geçerli olduğunu belirtmiştir (Plechanow/Polonya, B. No: 22279/04, 7/7/2009, §

100). Bu bağlamda mülkiyet hakkının korunmasına dair usule ilişkin güvenceler

kapsamında mahkeme kararlarının ilgili ve yeterli bir gerekçesinin olması

gerektiğine değinilmiştir. AİHM'e göre bu zorunluluk

davacının her iddiasına ayrıntılı olarak cevap verilmesi anlamına gelmemekle

birlikte en azından mülk sahibinin esasa ilişkin temel iddia ve itirazlarının

yargılama makamlarınca yapılacak dikkatli ve özenli bir inceleme sonucunda

karşılanması gerekmektedir (Gereksar ve diğerleri/Türkiye, B. No: 34764/05,

34786/05, 34800/05, 34811/05, 1/2/2011, § 54).

36. Gereksar ve diğerleri/Türkiye kararına konu olayda

idare tarafından sulama kanalına hasar verilmesi nedeniyle başvurucuların

tarlalarının zarar görmesi söz konusudur. AİHM, derece mahkemelerinin

kararlarının başvurucuların davanın sonucuna etkili olabilecek mahiyetteki

iddia ve itirazlarına cevap verecek nitelikte yeterli bir gerekçe içermediği

tespitine yer vermiştir. AİHM, bu sebeple Sözleşme'ye

ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinde öngörülen usul güvencelerinin yerine

getirilmediğini belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır

(Gereksar ve diğerleri/Türkiye, §§ 55-64).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

37. Mahkemenin 12/9/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

38. Başvurucu; oturduğu, arıcılık ve hayvancılık yaptığı tapulu

taşınmazları üzerindeki yapıların, henüz kamulaştırma işlemleri tamamlanmadan

dinamitle patlatılarak yıkıldığından yakınmıştır. Başvurucu uğradığı zararların

giderilmesi talebiyle açtığı davanın ise reddedildiğini belirtmiştir. Başvurucu

derece mahkemelerinin söz konusu binaların yıkık olsa dahi en azından enkaz değerinin

olduğunu gözardı ettiklerini, bununla birlikte söz

konusu yapıların dinamitle patlatılmadan önce sağlam olduğunu, sulh hukuk

hâkimi tarafından içinde eşyanın bulunduğu yapıların teslim edildiğini ifade

etmiştir. Başvurucu mülkiyet ve gerekçeli karar haklarının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

39. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa'nın "Mülkiyet

hakkı" kenar

başlıklı 35. maddesi şöyledir:

"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına

sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz."

40. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi

takdir eder (Tahir Canan, B. No:

2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu mülkiyet hakkı ile birlikte ayrıca

gerekçeli karar hakkının da ihlal edildiğini ileri sürmektedir. Somut olayda

başvurucunun asıl şikâyetinin yapıların yıkımı nedeniyle oluşan zararın

tazminine yönelik olduğu anlaşıldığından, başvurucu tarafından belirtilen

şikâyetin mülkiyet hakkının usul güvenceleri yönünden incelenmesi uygun

görülmüştür.

1. Mülkiyet Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

41. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Mülkün Varlığı

42. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikâyet eden bir kimse,

önce böyle bir hakkının var olduğunu kanıtlamak zorundadır (Mustafa Ateşoğlu ve diğerleri, B. No:

2013/1178, 5/11/2015, § 54). Bu nedenle öncelikle başvurucunun Anayasa'nın 35.

maddesi uyarınca korunmayı gerektiren mülkiyete ilişkin bir menfaatinin olup

olmadığı noktasındaki hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekir (Cemile Ünlü, B. No: 2013/382, 16/4/2013, §

26; İhsan Vurucuoğlu,

B. No: 2013/539, 16/5/2013, § 31).

43. Somut olayda anılan taşınmazların başvurucu adına tapuda

kayıtlı olduğunda kuşku bulunmamaktadır. Ancak başvuruya konu uyuşmazlık

taşınmazlar üzerindeki yapıların yıkılmasına yöneliktir. Başvurucu bu yapıların

yıkım öncesi oturulabilir vaziyette olduğunu öne sürmüş; olaydan sonra yapılan

delil tespitinde sulh hukuk hâkiminin gözleminde ve inşaat uzmanı teknik

bilirkişi raporunda, bu taşınmazlar üzerinde başvurucunun iddia ettiği gibi ahır, bir ev ve merekten [samanlıktan] oluşan üç

binanın mevcut olduğu belirtilmiştir.

Başvurucunun açtığı tam yargı davasında ise derece mahkemeleri bu yapıların

dinamitle yıkılmış olduğunun bilinebilir olmadığı gerekçesine dayanmışlardır.

Dolayısıyla yıkım öncesi mevcut olduğu kamu makamlarınca tespit edilmiş olan bu

yapıların ekonomik bir değer de ifade ettiği dikkate alındığında başvurucunun

Anayasa'nın 35. maddesi anlamında mülkün mevcut olduğunda kuşku

bulunmamaktadır.

ii. Müdahalenin Varlığı ve

Türü

44. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvence

altına alınmış olan mülkiyet hakkı kişiye -başkasının hakkına zarar vermemek ve

kanunların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi dilediği

gibi kullanma ve üzerinde tasarruf etme, ayrıca ürünlerinden yararlanma imkânı

verir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B.

No: 2013/817, 19/12/2013, § 32). Dolayısıyla malikin mülkünü kullanma, mülkün

semerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden

herhangi birinin sınırlanması mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No:

2014/1546, 2/2/2017, § 53).

45. Anayasa’nın 35. maddesi ile mülkiyet hakkına temas eden

diğer hükümleri birlikte değerlendirildiğinde Anayasa'nın mülkiyet hakkına

müdahaleyle ilgili üç kural ihtiva ettiği görülmektedir. Buna göre Anayasa'nın

35. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğu

belirtilmek suretiyle mülkten barışçıl

yararlanma hakkına yer verilmiş; ikinci fıkrasında da mülkten

barışçıl yararlanma hakkına müdahalenin çerçevesi belirlenmiştir. Maddenin

ikinci fıkrasında, genel olarak mülkiyet hakkının hangi koşullarda

sınırlanabileceği belirlenerek aynı zamanda mülkten

yoksun bırakmanın şartlarının genel çerçevesi de çizilmiştir.

Maddenin son fıkrasında ise mülkiyet hakkının kullanımının toplum yararına

aykırı olamayacağı kurala bağlanmak suretiyle devletin mülkiyetin kullanımını

kontrol etmesine ve düzenlemesine imkân sağlanmıştır. Anayasa'nın diğer bazı

maddelerinde de devlet tarafından mülkiyetin kontrolüne imkân tanıyan özel

hükümlere yer verilmiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki mülkten yoksun bırakma

ve mülkiyetin düzenlenmesi, mülkiyet hakkına müdahalenin özel biçimleridir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, §§ 55-58).

46. Başvuruya konu olayda başvurucuya ait yapılarda, Kiğı

Kaymakamlığı tarafından tahliye çalışmaları nedeniyle bir zarara yol açıldığı

gerek delil tespiti dosyasındaki gerekse de ceza davasındaki deliller ile O.C.nin dosyasından anlaşılmaktadır. Buna göre başvurucunun

mülkiyet hakkına müdahale edildiği kuşkusuzdur. Diğer taraftan somut olay

bağlamında tipik bir mülkten yoksun bırakma veya mülkiyetin kamu yararına

kullanımının kontrolü amacı söz konusu olmadığına göre müdahalenin mülkiyetten

barışçıl yararlanmaya ilişkin genel kural çerçevesinde incelenmesi

gerekmektedir.

iii. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

47. Anayasa'nın 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

48. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hak

olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla

sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken

temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri

düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de gözönünde

bulundurulması gerekmektedir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin

Anayasa'ya uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı

amacı taşıması ve ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir(Recep Tarhan ve Afife Tarhan, § 62).

(1) Kanunilik

49. Mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde ilk incelenmesi

gereken ölçüt kanuna dayalı olma ölçütüdür. Bu ölçütün sağlanmadığı tespit

edildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet hakkının

ihlal edildiği sonucuna varılacaktır. Müdahalenin kanuna dayalı olması,

müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir, belirli ve öngörülebilir kanun

hükümlerinin bulunmasını gerektirmektedir (Türkiye

İş Bankası A.Ş. [GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44; Ford Motor Company,

B. No: 2014/13518, 26/10/2017, § 49; Necmiye

Çiftçi ve diğerleri, B. No: 2013/1301, 30/12/2014, § 55).

50. Derece mahkemelerince başvurucunun mülkiyet hakkına,

yapıların yıkılması suretiyle müdahale edildiği kabul edilmekle birlikte

müdahalenin kim veya kimler tarafından yapıldığının belirlenemediği, yapıların

dinamitle yıkılmış olduğunun dahi bilinebilir olmadığı belirtilmiştir. Bu

durumda derece mahkemelerinin bu yaklaşımının kanunilik ölçütü yönünden de

sorunlu olabileceği değerlendirilmekle birlikte somut olay bağlamında derece

mahkemelerinin söz konusu yaklaşımları, müdahalenin ölçülülüğü bağlamında

değerlendirme yapılarak sonuca varılmasını gerektirmektedir.

(2) Meşru

Amaç

51. Anayasa'nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyet hakkı

ancak kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilmektedir. Kamu yararı kavramı,

mülkiyet hakkının kamu yararının gerektirdiği durumlarda sınırlandırılmasına

imkân vermesi sebebiyle bir sınırlandırma amacı olmasının yanı sıra mülkiyet

hakkının kamu yararı amacı dışında sınırlanamayacağını öngörerek ve bu anlamda

bir sınırlama sınırı oluşturarak mülkiyet hakkını etkin bir şekilde

korumaktadır. Kamu yararı kavramı, devlet organlarının takdir yetkisini de

beraberinde getiren bir kavram olup objektif bir tanıma elverişli olmayan bu

ölçütün her somut olay temelinde ayrıca değerlendirilmesi gerekir (Nusrat Külah,B.

No: 2013/6151, 21/4/2016, §§ 53, 56; Yunis Ağlar, B. No: 2013/1239, 20/3/2014, §§ 28, 29).

52. Somut olayda başvurucuya ait yapıların yıkılması nedeniyle

açılan tam yargı davası, iddiaların ispat edilemediği gerekçesiyle

reddedilmiştir. Derece mahkemelerinin bu gerekçeleri de gözetildiğinde

yapıların yıkılması şeklinde gerçekleşen müdahalenin meşru amacının olup

olmadığı mülkiyet hakkının usul güvenceleri değerlendirildikten sonra

incelenmelidir.

(3) Ölçülülük

(i) Genel

İlkeler

53. Ölçülülük ilkesi elverişlilik,

gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden

oluşmaktadır. Elverişlilik

öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli

olmasını, gereklilik ulaşılmak

istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif

bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile

ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini

ifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53,

27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016, § 18; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, § 38).

54. Orantılılık ilkesi gereği kişilerin mülkiyet hakkının

sınırlandırılması hâlinde elde edilmek istenen kamu yararı ile bireyin hakları

arasında adil bir dengenin kurulması gerekmektedir. Bu adil denge, başvurucunun

şahsi olarak aşırı bir yüke katlandığının tespit edilmesi durumunda bozulmuş

olacaktır. Müdahalenin orantılılığı değerlendirilirken bir taraftan ulaşılmak

istenen meşru amacın önemi, diğer taraftan da müdahalenin niteliği ile

başvurucunun ve kamu otoritelerinin davranışları gözönünde

bulundurularak başvurucuya yüklenen külfet dikkate alınacaktır (Arif Güven, B. No: 2014/13966, 15/2/2017,

§§ 58, 60; Osman Ukav,

B. No: 2014/12501, 6/7/2017, § 71).

55. Ayrıca mülkiyet hakkına müdahalede bulunulması durumunda bu

müdahalenin malik üzerinde doğurduğu olumsuz sonuçların mümkünse eski hâle

döndürülmesini, mümkün değilse malikin zarar ve kayıplarının telafi edilmesini

sağlayan idari veya yargısal birtakım hukuki mekanizmaların oluşturulması

devletin pozitif yükümlülüklerinin bir gereğidir. Bu bağlamda hak ihlalinin

sonuçlarının giderilmesi bakımından ne tür hukuki mekanizmaların öngörüleceği

hususu devletin takdirindedir. Bu husus kural olarak Anayasa Mahkemesinin ilgi

alanı dışındadır. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin, tercih edilen idari

veya yargısal mekanizmanın malik üzerinde doğurduğu olumsuz etkilerin

düzeltilmesi bakımından yeterli ve elverişli olup olmadığı hususundaki denetim

yetkisi saklıdır. Bu bağlamda düzeltici bir mekanizmanın hiç oluşturulmaması

veya oluşturulan mekanizmanın müdahaleden önceki durumu tesis edici veya oluşan

kayıpları giderici bir nitelik arz etmemesi durumunda mülkiyet hakkının devlete

yüklediği pozitif yükümlülükler ihlal edilmiş olur (bazı farklarla birlikte

bkz. Osmanoğlu İnşaat Eğitim Gıda TemizlikHizmetleri A.Ş., B. No: 2014/8649,

15/2/2017, § 48).

56. Anayasa'nın 35. maddesi usule ilişkin açık bir güvenceden

söz etmemektedir. Bununla birlikte mülkiyet hakkının gerçek anlamda

korunabilmesi bakımından bu madde, Anayasa Mahkemesinin çeşitli kararlarında da

ifade edildiği üzere mülk sahibine müdahalenin kanun dışı veya keyfî ya da

makul olmayan şekilde uygulandığına ilişkin savunma ve itirazlarını sorumlu

makamlar önünde etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağının tanınması

güvencesini kapsamaktadır. Bu değerlendirme ise uygulanan sürecin bütününe

bakılarak yapılmalıdır (Züliye Öztürk, B. No: 2014/1734, 14/9/2017, §

36; Bekir Yazıcı [GK], B. No:

2013/3044, 17/12/2015, § 71).

57. Mülkiyet hakkının usule ilişkin güvenceleri hem özel kişiler

arasındaki mülkiyet uyuşmazlıklarında hem de taraflardan birinin kamu gücü

olduğu durumlarda geçerlidir. Bu bağlamda mülkiyet hakkının korunmasının söz

konusu olduğu durumlarda usule ilişkin güvencelerin somut olayda sağlandığından

söz edilebilmesi için derece mahkemelerinin kararlarında konu ile ilgili ve

yeterli gerekçe bulunmalıdır. Bu zorunluluk davacının bütün iddialarına cevap

verilmesi anlamına gelmemekle birlikte mülkiyet hakkını ilgilendiren davanın

sonucuna etkili esasa ilişkin temel iddia ve itirazların yargılama makamlarınca

özenli bir şekilde değerlendirilerek karşılanması gerekmektedir (Kamil Darbaz ve Gmo Yapı Grup End. San. Tic. Ltd.

Şti., B. No: 2015/12563, 24/5/2018, § 53).

(ii) İlkelerin

Olaya Uygulanması

58. Başvurucu, maliki olduğu yapıların Kiğı Kaymakamlığının

Topraklı köyündeki tahliye çalışmaları sırasında dinamitle patlatma sonucu

yıkıldığını ve bu nedenle taşınmazlarından yararlanamadığını belirtmiştir. Buna

göre somut olayda başvurucu Kiğı Kaymakamlığına karşı açtığı söz konusu davada,

yapıların kamulaştırma işlemi yapılmadan yıkılmasından yakınmaktadır. Başvurucu

bu yıkım nedeniyle zarar gördüğünü ve manevi zararının olduğunu iddia etmiştir.

59. Nitekim taşınmazın müşterek hissedarlarından olan

başvurucunun kardeşi C.A.A. idari yargı nezdinde tam yargı davası açmadan önce

yıkım nedeniyle oluştuğunu iddia ettiği zararın tespiti için delil tespiti

talebinde bulunmuştur. Kiğı Sulh Hukuk Mahkemesince 18/4/2009 tarihinde yapılan

keşifte; evin, ahırın ve samanlığın yıkılmış olduğu, taşınmazların dinamitle

patlatıldığı ve çevrede patlayıcı madde artıklarına rastlanıldığı tespit

edilmiştir (§ 13).

60. Keşif neticesinde düzenlenen bilirkişi raporları ile, bahse

konu parsellerde arsalı kerpiç evler, kargir kilise

binası ve bahçe bulunduğu belirlenerek zarar miktarı tespit edilmiştir ( §§ 14, 15).

61. Başvurucu uğradığını iddia ettiği zararın tazmini yönünden Elazığ 1. İdare Mahkemesinde tam yargı davası açmıştır.

Ancak Mahkemece tespit dosyası ile ceza dosyasındaki bilgiler kısmi olarak

açıklandıktan sonra yapıların dinamitlenerek yıkıldığına yönelik somut ve şüphe

götürmez bir veri bulunmadığı, idari yazışmalar arasında buna işaret eden bir

ifade olmadığı, iddiaların ispat edilemediği, en yakın delil kabul edilebilecek

tespit dosyasında yapıların dinamitle yıkıldığı hususunun değil değer

tespitinin yapıldığı, tazminata konu edilen olayın kim ya da kimler tarafından

gerçekleştirildiğinin anlaşılmadığı ve yapıların dinamitle yıkılmış olduğunun

dahi bilinebilir olmadığı gerekçesiyle dava reddedilmiştir. Bölge İdare

Mahkemesi de istinaf talebi üzerine bu kararı onamıştır (§§ 27, 28).

62. Buna karşılık başvurucu, taşınmazlarının yıkılması sonucunda

zarar gördüğüne ilişkin olarak ceza dosyasındaki delillere ve özellikle hâkimin

delil tespiti aşamasındaki tespiti ile bilirkişi raporuna dayanmıştır. Ayrıca

başvurucu, benzer iddiayla muhdesatının yıkıldığını

iddia eden komşu parsel maliki O.C.nin açmış olduğu

ve Yargıtay denetiminden geçen dosyada, taşınmazların dinamitle patlatıldığı

olgusu kabul edilerek muhdesat bedeline

hükmedildiğini vurgulamıştır (§§ 11,12,19 ve 21).

63. Delil tespiti aşamasında alınan bilirkişi raporunda bir

zarar hesabı da yapılmıştır. Bu durumda somut olayda derece mahkemelerinin

kararlarının, başvurucunun davanın sonucuna etkili olabilecek mahiyette olan

iddia ve itirazlarına cevap verecek nitelikte yeterli ve uygun bir gerekçe

içermediği anlaşılmaktadır. Nihayetinde başvuruya konu davada başvurucu,

İdarenin anılan hizmet kusuru nedeniyle uğradığı zararın bilirkişi raporuyla da

tevsik edildiğini ileri sürmüş ve iddialarını da hâkim tespiti ve somut

bilirkişi raporu ile emsal dosyaya dayandırmıştır. Ancak İdare Mahkemesinin

kararında bu hususların aksini tevsik eder herhangi bir somut delile yer

verilmediği gibi davanın sonucuna etkili esasa ilişkin temel iddia ve itirazlar

özenli bir şekilde değerlendirilerek karşılanmamıştır.

64. İdari yargılama usulünde resen araştırma ilkesinin geçerli

olduğu hususu da dikkate alındığında İdare Mahkemesinin, iddianın ispat

edilmemesi nedeniyle davayı reddetme yoluna gitmesi başvurucuyu mezkur ilkenin sağladığı usule ilişkin güvencelerden yoksun

bırakmıştır.

65. Buna göre idari ve yargısal sürecin bütününe bakıldığında,

somut olayda başvurucunun mülkiyet hakkının korunmasında usule ilişkin

güvencelerden yararlandırılmadığı sonucuna varılmıştır. Dolayısıyla başvurucunun

mülkiyet hakkı ile müdahalenin dayandığı kamu yararı arasında olması gereken

adil denge başvurucu aleyhine bozulmuş olup mülkiyet hakkına yapılan müdahale

ölçüsüzdür. Bu sebeple müdahalenin diğer ölçütlere uygunluğunun irdelenmesine

gerek görülmemiştir.

66. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence

altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

2. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

67. Bireysel başvurular sonrasında 31/7/2018 tarihli ve 30495

sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 25/7/2018 tarihli

ve 7145 sayılı Kanun'un 20. maddesiyle 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa

İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle

Çözümüne Dair Kanun'a geçici madde eklenmiştir.

68. 6384 sayılı Kanun'a eklenen geçici maddeye göre

yargılamaların uzun sürmesi, yargı kararlarının geç veya eksik icra edilmesi ya

da icra edilmemesi şikâyetiyle Anayasa Mahkemesine yapılan ve bu maddenin

yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Anayasa Mahkemesi önünde derdest olan

bireysel başvuruların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verilen kabul

edilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde yapılacak müracaat

üzerine Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığı (Tazminat

Komisyonu) tarafından incelenmesi öngörülmüştür.

69. Ferat Yüksel (B. No: 2014/13828, 12/9/2018)

kararında Anayasa Mahkemesi yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı ya

da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da hiç icra edilmediği

iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen bireysel başvurulara

ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru yolunun ilk bakışta ulaşılabilir ve

ihlal iddialarıyla ilgili başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama

kapasitesi olduğunu değerlendirmiştir. Buna göre Tazminat Komisyonuna başvuru

yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı

sonucuna vararak başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul

edilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel,

§§ 27-36).

70. Mevcut başvuruda söz konusu karardan ayrılmayı gerektiren

bir durum bulunmamaktadır.

71. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının, diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

3. Diğer İhlal İddiası

72. Başvurucu, sorumluluğu bulunmamasına rağmen Mahkemece resen

davaya dâhil edilen DSİ Genel Müdürlüğü lehine vekâlet ücretine hükmedilmesi

nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

73. Başvurucunun, Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına

alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varılarak uyuşmazlık hakkında

yeniden yargılama yapılmak üzere karar örneğinin ilgili yargı mercine gönderilmesine karar verilmiş olduğundan (bkz. §

85) başvurucunun mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının

kabul edilebilirlik ve esas açısından ayrıca değerlendirilmesine gerek

görülmemiştir.

4. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

74. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1)

Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da

edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2)

Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili

mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan

hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava

açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

75. Anayasa Mahkemesinin Mehmet

Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında, ihlal sonucuna

varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi hususunda

genel ilkeler belirlenmiştir.

76. Buna göre bireysel başvuru kapsamında bir temel hak ve

hürriyetin ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının

ortadan kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca

eski hâle getirmenin, yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır.

Bunun için ise öncelikle devam eden ihlalin durdurulması, ihlale konu kararın

veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa

ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda

uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet Doğan, § 55).

77. Anayasa Mahkemesi ihlalin ve sonuçlarının nasıl

giderileceğine hükmederken idarenin, yargısal makamların veya yasama organının

yerine geçerek işlem tesis edemez. Anayasa Mahkemesi, ihlalin ve sonuçlarının

nasıl giderileceğine hükmederek gerekli işlemlerin tesis edilmesi için kararı

ilgili mercilere gönderir (Mehmet Doğan, §

56).

78. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilmeden önce ihlalin kaynağının belirlenmesi gerekir. Buna

göre ihlal; idari eylem ve işlemler, yargısal işlemler veya yasama

işlemlerinden kaynaklanabilir. İhlalin kaynağının belirlenmesi uygun giderim

yolunun belirlenebilmesi bakımından önem taşımaktadır (Mehmet Doğan, § 57).

79. İhlalin idari eylem ve işlemden kaynaklandığı durumlarda

6216 saylı Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca Anayasa

Mahkemesi her somut olayın koşullarını dikkate alarak yapılması gerekenlere

hükmeder. İdari eylem ve işleme karşı başvurulacak kanun yolları varsa ve bu

yollar tüketildikten sonra yapılan bireysel başvurunun incelenmesi sonucu ihlal

tespiti yapılmışsa yeniden yargılama yoluyla ilgili mahkemenin tespit edilen

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırma imkânının bulunduğu durumlarda kararın

bir örneğinin ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmedilebilir.

80. Anayasa Mahkemesince ihlalin tespit edildiği hâllerde

yargılamanın yenilenmesinin gerekliliği hususundaki takdir derece mahkemelerine

değil ihlalin varlığını tespit eden Anayasa Mahkemesine bırakılmıştır. Derece

mahkemeleri ise Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirttiği doğrultuda

ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yapmakla yükümlüdür (Mehmet Doğan, § 59).

81. Bu bağlamda derece mahkemesinin öncelikle yapması gereken

şey, bir temel hak veya özgürlüğü ihlal ettiği veya idari makamlar tarafından

bir temel hak veya özgürlüğe yönelik olarak gerçekleştirilen ihlali

gideremediği tespit edilen önceki kararını kaldırmaktır. Derece mahkemesi,

kararın kaldırılmasından sonraki aşamada ise Anayasa Mahkemesi kararında tespit

edilen ihlalin sonuçlarını gidermek için gereken işlemleri yapmak durumundadır

(Mehmet Doğan, § 60).

82. Başvurucu, maddi ve manevi tazminat ile yeniden yargılama yapılması

talebinde bulunmuştur.

83. Anayasa Mahkemesi, başvurucunun mülkiyet hakkının ihlal

edildiği sonucuna varmıştır. Dolayısıyla somut başvuruda, ihlalin idari

işlemden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bununla birlikte idare tarafından yol

açılan ihlale yönelik olarak etkili bir hukuk yolunun mevcut olduğu ancak

başvurucunun açtığı davanın reddedilmekle ihlalin sonuçlarının giderilmemiş

olduğu görülmektedir.

84. Bu durumda somut başvuru bakımından ihlalin idari işlemden

kaynaklandığı tespit edilmekle birlikte yeniden yargılama yoluyla derece

mahkemelerinin tespit edilen ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırma imkânının

bulunduğu anlaşılmakla kararın bir örneğinin ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere Elazığ

1. İdare Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

85. Buna göre yapılacak yeniden yargılama ise 6216 sayılı

Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının

ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda derece mahkemelerince yapılması

gereken iş, öncelikle ihlale yol açan mahkeme kararının ortadan kaldırılması ve

nihayet ihlal sonucuna uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir.

86. Yeniden yargılama yapılmasına karar verilmesi ihlalinin

sonuçları bakımından yeterli bir giderim oluşturduğundan başvurucunun tazminat

talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

87. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 239,50 TL harç ve 2.475

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.714,50 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Elazığ 1. İdare Mahkemesine (E.2012/2175, K.2014/1435)

GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,

E. 239,50 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.714,50 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

12/9/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan y.

:

Recep

KÖMÜRCÜ

Üyeler

:

M. Emin KUZ

Rıdvan GÜLEÇ

Recai AKYEL

Yıldız

SEFERİNOĞLU

Raportör

:

Mahmut ALTIN

Başvurucu

:

Ali Haydar

AKAN

Vekili

:

Av. Ender

BEYAZYILDIRIM

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2016/5633, 12 Eylül 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Zarar Tespit Komisyonu
  7. B. Delil Tespiti Süreci
  8. C. Kamulaştırma Davaları
  9. D. Ceza Davası Süreci
  10. E. Komşu Parsel Maliki O.C.nin Tazminat Davası
  11. F. Başvuru Konusu Tam
  12. IV. İlgili Hukuk
  13. A. Ulusal Hukuk
  14. B. Uluslararası Hukuk
  15. V. İnceleme Ve Gerekçe
  16. A. Başvurucunun İddiaları
  17. B. Değerlendirme
  18. B. No: 2014/13518, 26/10/2017, § 49; Necmiye
  19. B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet
  20. C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin
  21. F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve
  22. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  23. Kömürcü
  24. M. Emin KUZ
  25. Seferinoğlu
  26. Akan
  27. Beyazyıldırım
  28. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2016/5633
Tarih
12 Eylül 2019

İlgili Kararlar

  • Cafer Durdu ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2016/13917)
  • Mustafa Okumuş Başvurusu (B. No: 2017/17773)
  • A.e.h. ve S.e.ı. Başvurusu (B. No: 2015/18312)
  • Aydın Sefa Akay Başvurusu (B. No: 2016/24562)
  • Kumkapı Surp Harutyun Ermeni Kilisesi ve Mektebi Vakfı Başvurusu (B. No: 2016/2519)
  • Belkis Yurtsever ve Yılmaz Yıldız Başvurusu (B. No: 2016/10400)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.