İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Genel Kurul

ANAYASA MAHKEMESİ · GENEL KURUL

KARAR

Ali Hıdır Akyol ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/17510)

1. Başvuru, acele kamulaştırmaya yetki tanıyan Bakanlar Kurulu

Başvuru No2015/17510Tarih18 Ekim 2017Okuma32 dk · 6.359 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Genel Kurul Ali Hıdır Akyol Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
18 Ekim 2017
Başvuru Numarası
2015/17510
R.G. Tarih ve Sayı
24/11/2017-30250
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.359 kelime·32 dk okuma·29 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, acele kamulaştırmaya yetki tanıyan Bakanlar Kurulu

kararının yürütmesinin durdurulmasına ilişkin idari yargı kararı dikkate

alınmayarak kamulaştırma işlemlerinin tamamlanması ve taşınmazların Hazine

adına tesciline karar verilmesi nedenleriyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği

iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 12/11/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

7. İkinci Bölüm tarafından 20/7/2017 tarihinde yapılan

toplantıda, verilecek kararın Bölümlerin önceden vermiş olduğu kararlarla

çelişebileceği anlaşıldığından başvurunun Genel Kurul tarafından karara

bağlanması gerekli görülmüş ve başvurunun Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün

28. Maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca Genel Kurula sevkine karar

verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

9. Başvuruculardan Ali Hıdır Akyol 1937 doğumlu olup Elazığ ili Karakoçan ilçesinde; Cafer Akyol 1962 doğumlu

olup Ankara’da; Hıdır Akyol, Hüseyin Akyol, Murat Akyol ve Musa Akyol sırasıyla

1955, 1944, 1966 ve 1950 doğumlu olup İstanbul’da ikamet etmektedir.

Başvurucular Elazığ ili Karakoçan ilçesi Akkuş köyünde

kâin 2 pafta 196 parsel numaralı taşınmazın paydaşlarıdır.

10. Bakanlar Kurulunca 19/4/2004 tarihli kararnameyle Enerji

Piyasası Düzenleme Kurulu (EPDK) tarafından yapılacak kamulaştırmalarda

4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 27. Maddesinde

düzenlenen acele kamulaştırma usulünün uygulanması kararlaştırılmıştır.

11. EPDK tarafından 22/9/2005 tarihli kararla Darenhes Elektrik Üretim Anonim Şirketine (Elektrik

Şirketi) Elazığ ili Karakoçan ilçesinde ve başvuranların

taşınmazlarını da kapsayan bir bölgede Pembelik Barajı ve Hidroelektrik

Santrali’nin yapımı ve işletilmesi hususunda kırk dokuz yıllık üretim lisansı

verilmiştir.

12. EPDK’nın 11/11/2010 tarihli kararıyla, Bakanlar Kurulunun

anılan kararına dayanılarak Pembelik Barajı’nın havzasında bulunan

taşınmazların kamulaştırılmasına ve kamulaştırma işlemlerinde acele

kamulaştırma usulünün uygulanmasına karar verilmiştir.

13. EPDK’nın 11/11/2010 tarihli kararı ile Bakanlar Kurulunun

19/4/2004 tarihli kararı, Danıştay Altıncı Dairesinde (Daire) dava konusu

edilmiştir. Daire 16/4/2012 sayılı kararla her iki işlemin de yürütmesini

durdurmuştur. Kararın gerekçesinde 2942 sayılı Kanun’un 27. Maddesi uyarınca

acele kamulaştırma usulünün uygulanabilmesi için başka hiçbir idari otoriteye

devredilmeksizin doğrudan Bakanlar Kurulunca “aciliyet”

hâlinin varlığının takdir edilmesi ve bu kapsamda kamulaştırılacak taşınmazlar

ile kamulaştırmanın çerçevesinin açıkça belirlenmesi gerektiği vurgulanmıştır.

Gerekçede, somut olayda 19/4/2004 tarihli Bakanlar Kurulu kararında “aciliyet” hâlinin değerlendirilmesi hususundaki yetkinin

EPDK’ya devredilmesi ve kamulaştırma işlemlerinin konusu yönünden bir sınır

çizilmeksizin EPDK’ya genel nitelikte bir yetki verilmesi nedenleriyle işlemlerin

hukuka aykırı olduğu sonucuna ulaşıldığı belirtilmiştir.

14. EPDK, Dairenin 16/4/2012 tarihli yürütmenin durdurulmasına

ilişkin kararından sonra baraj havzasında bulunan taşınmazların

kamulaştırılmasından vazgeçilmesine dair işlem tesis etmiştir.

15. Bunun üzerine Bakanlar Kurulunca 18/6/2012 ve 30/7/2012

tarihli kararnamelerle Elazığ ilinde tesis edilecek

Pembelik Barajı ve Hidroelektrik Santrali’nin yapımı amacıyla kararname

eklerinde tek tek sayılan ve başvuruculara ait olanların da aralarında

bulunduğu taşınmazların EPDK tarafından acele kamulaştırılmasına karar

verilmiştir.

16. Öte yandan EPDK’nın 2/8/2012 ve 15/8/2012 tarihli

kararlarıyla Bakanlar Kurulu kararlarında sayılan taşınmazlar hakkında acele

kamulaştırma kararı verilmiştir.

17. EPDK tarafından, dosyadan anlaşılamayan bir tarihte

Karakoçan Asliye Hukuk Mahkemesine (Mahkeme) başvurularak başvurucuların

paydaşı bulunduğu taşınmaza el konulması talep edilmiş ve Mahkemece tespit

edilen bedel maliklere ödendikten sonra talebin kabulüne karar verilmiştir.

18. Başvurucular tarafından Bakanlar Kurulunun 18/6/2012 tarihli

kararının iptali istemiyle Danıştayda dava

açılmıştır. Daire 19/3/2014 tarihinde Bakanlar Kurulu kararının yürütmesinin

durdurulmasına karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, Kanun’da istinai bir yöntem olarak düzenlenen acele kamulaştırma

usulünün uygulanabilmesi için olağanüstü durumların bunu gerekli kılması, kamu

yararının ve kamu düzeninin sağlanmasının amaçlanması ve ayrıca Bakanlar

Kurulunca durumun aciliyetine karar verilmesi

gerektiği belirtilmiş; somut olayda acele kamulaştırma yapılmasını gerektiren

hâllerin ortaya konulmaması ve aciliyet hâlinin,

üstün kamu yararının ve kamu düzeninin korunmasını gerektiren hâllerin

açıklanmaması nedenleriyle işlemin hukuka aykırı olduğu ifade edilmiştir.

19.EPDK ayrıca, satın alma usulüyle taşınmazın devralınması

yolunu işletmiş ise de önerilen bedelin başvurucularca kabul edilmemesi üzerine

16/5/2013 tarihinde başvuruculara karşı Karakoçan Asliye Hukuk Mahkemesinde

bedel tespiti ve tescil davası açmıştır. Mahkemece keşif ve bilirkişi

incelemesi yaptırıldıktan sonra 31/10/2014 tarihli

kararla bilirkişiler tarafından belirlenen taşınmaz bedelinden acele

kamulaştırma sırasında ödenen miktar düşüldükten sonra kalan kısım üzerinden

tazminata hükmedilmiş ve ayrıca taşınmazın Hazine adına tapuya tesciline kesin

olarak karar verilmiştir. Mahkeme, Dairece Bakanlar Kurulu kararının

yürütmesinin durdurulduğu ve anılan davada esas hakkında karar verilinceye

kadar bu davada bekletme kararı verilmesi gerektiği yolunda davalıların öne

sürdükleri itirazı reddetmiştir. Mahkeme, Dairede görülen davanın konusunun

kamulaştırma işlemi olmadığı ve verilen yürütmenin durdurulması kararının

kamulaştırma işlemine ilişkin bulunmadığı gerekçesine dayanmıştır. Mahkeme

ayrıca, başvurucuların taşınmazlarına el konulmak suretiyle acele

kamulaştırmanın tamamlanması nedeniyle Danıştay kararının uygulanma

kabiliyetinin bulunmadığını da gerekçesinde belirtmiştir.

20. Daire, uyuşmazlığın esasına ilişkin 30/6/2015 tarihli

kararında davayı reddetmiştir. Daire, Bakanlar Kurulu kararının sadece

Mahkemece taşınmaza el konulmasına ilişkin karara dayanak teşkil ettiğini kabul

etmiş; idarenin sonradan olağan kamulaştırma sürecini başlatmış olmasını, bu

kapsamda taşınmaz bedelinin tespiti ve tescil davasının da açılmış bulunmasını

gözeterek acele kamulaştırma ve olağan kamulaştırma ayrımı yapılmaksızın

davanın konusunun bir bütün olarak taşınmaz mülkiyetinin kamulaştırılması

biçiminde anlaşılması suretiyle inceleme yapılması gerektiğini ifade etmiştir.

Daire, netice olarak mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kamu yararı amacına

yönelik olduğu ve işlemin hukuka uygun bulunduğu sonucuna ulaşmıştır.

21. Anılan kararın temyizi üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri

Kurulunun (İDDK) 8/10/2015 tarihli kararıyla Daire kararı bozulmuş ve dava

konusu Bakanlar Kurulu kararının iptaline kesin olarak karar verilmiştir. İDDK

kararının gerekçesinde, Kanun’da istinai bir yöntem

olarak düzenlenen acele kamulaştırma usulünün uygulanabilmesi için olağanüstü

durumların bunu gerekli kılması, kamu yararının ve kamu düzeninin sağlanmasının

amaçlanması, ayrıca Bakanlar Kurulunca durumun aciliyetine

karar verilmesi gerektiği belirtilmiş; somut olayda bu koşullar

gerçekleşmediğinden Bakanlar Kurulu kararlarının hukuka aykırı olduğu

açıklanmıştır.

22. Bu arada baraj havzasında taşınmazı bulunan başka malikler

tarafından 2014 yılı içinde Bakanlar Kurulunun taşınmazların acele

kamulaştırılmasına ilişkin EPDK’ya yetki tanıyan 18/6/2012 ve 30/7/2012 tarihli

kararnameleri ile bunlara dayanılarak EPDK tarafından taşınmazların

kamulaştırılması yolunda tesis edilen 2/8/2012 ve 15/8/2012 tarihli işlemlerin

de iptali istemiyle Dairede iki ayrı dava açılmıştır. Daire tarafından yukarıda

anılan gerekçelere dayanılarak 30/6/2015 tarihinde verilen kararlarla her iki

dava da reddedilmiştir.

23. Ancak söz konusu kararlar İDDK’nın

8/10/2015 tarihli kararlarıyla bozulmuş ve dava konusu Bakanlar Kurulu

kararları ile bunlara dayanılarak tesis edilen EPDK işlemlerinin iptaline karar

verilmiştir. Bakanlar Kurulu kararının iptalinin başvurucular tarafından açılan

davaya ilişkin olarak verilen kararlarla aynı gerekçeye dayandığı

anlaşılmaktadır. Kararların gerekçesinde ayrıca, EPDK tarafından tesis edilen

kamulaştırma işlemleri yönünden de değerlendirme yapılmıştır. Kararlarda, Daire

kararında Bakanlar Kurulunca alınan acele kamulaştırma kararının sadece

Mahkemece taşınmaza el konulmasına ilişkin karara dayanak teşkil ettiğinin belirtilmiş

olması nedeniyle acele kamulaştırma ile olağan kamulaştırmanın hukuki niteliği

irdelenmiştir. İDDK, acele kamulaştırmada taşınmaz mülkiyetine el konulmasından

sonraki aşamalarda yapılan normal kamulaştırma sürecine ilişkin işlemlerin

acele kamulaştırma sürecinin bir parçası olarak değerlendirilmesi gerektiğini

vurgulamıştır. Kararlarda sonuç olarak EPDK’nın kamulaştırma işlemlerinin,

dayanağı olan Bakanlar Kurulu kararlarından bağımsız değerlendirilemeyeceği

ifade edilerek bunların da hukuka aykırı olduğu belirtilmiştir.

24. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen 31/10/2014 tarihli kararın

başvuruculara 13/10/2015 tarihinde tebliği üzerine başvurucular, kararın bedel

tespitine ilişkin hüküm fıkrasını temyiz etmiş; kesin nitelik taşıyan tescile

ilişkin hüküm fıkrasına karşı ise 12/11/2015 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuşlardır.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. İlgili Mevzuat

25. 2942 sayılı Kanun’un 3. Maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:

“Bakanlar Kurulunca kabul olunan, büyük enerji ve sulama projeleri ile iskan projelerinin gerçekleştirilmesi, yeni ormanların

yetiştirilmesi, kıyıların korunması ve turizm amacıyla yapılacak

kamulaştırmalarda, bir gerçek veya özel hukuk tüzelkişisine ödenecek

kamulaştırma bedelinin o yıl Genel Bütçe Kanununda gösterilen miktarı, nakden

ve peşin olarak ödenir. Bu miktar, kamulaştırma bedelinin altıda birinden az

olamaz. Bu miktarın üstünde olan kamulaştırma bedelleri, peşin ödeme

miktarından az olmamak ve en fazla beş yıl içinde faiziyle birlikte ödenmek

üzere eşit taksitlere bağlanır. Taksitlere, peşin ödeme gününü takip eden

günden itibaren, Devlet borçları için öngörülen en yüksek faiz haddi

uygulanır.”

26. 2942 sayılı Kanun’un 10. Maddesinin ilgili bölümleri

şöyledir:

“Kamulaştırmanın satın alma usulü ile yapılamaması halinde idare, 7 nci maddeye göre topladığı bilgi ve belgelerle 8 inci madde

uyarınca yaptırmış olduğu bedel tespiti ve bu husustaki diğer bilgi ve

belgeleri bir dilekçeye ekleyerek taşınmaz malın bulunduğu yer asliye hukuk

mahkemesine müracaat eder ve taşınmaz malın kamulaştırma bedelinin tespitiyle,

bu bedelin, peşin veya kamulaştırma 3 üncü maddenin ikinci fıkrasına göre

yapılmış ise taksitle ödenmesi karşılığında, idare adına tesciline karar

verilmesini ister.

…

Mahkemece malike doğrudan çıkarılacak meşruhatlı davetiyede veya ilan yolu ile yapılacak

tebligatta;

…

f) 14 üncü maddede

öngörülen süre içerisinde, kamulaştırma işlemine karşı idari yargıda iptal

davası açanların, dava açtıklarını ve yürütmenin durdurulması kararı

aldıklarını belgelendirmedikleri takdirde, kamulaştırma işleminin kesinleşeceği

ve mahkemece tespit edilen kamulaştırma bedeli üzerinden taşınmaz malın

kamulaştırma yapan idare adına tescil edileceği,

…

… İdarece, kamulaştırma bedelinin hak sahibi

adına yatırıldığına veya hak sahibinin tespit edilemediği durumlarda, ileride

ortaya çıkacak hak sahibine verilmek üzere bloke edildiğine dair makbuzun

ibrazı halinde mahkemece, taşınmaz malın idare adına tesciline ve kamulaştırma

bedelinin hak sahibine ödenmesine karar verilir ve bu karar, tapu dairesine ve

paranın yatırıldığı bankaya bildirilir. Tescil hükmü kesin olup tarafların

bedele ilişkin temyiz hakları saklıdır.

…

14 üncü maddede belirtilen süre içinde, kamulaştırma işlemine karşı hak

sahipleri tarafından idari yargıda iptal davası açılması ve idari yargı

mahkemelerince de yürütmenin durdurulması kararı verilmesi halinde mahkemece,

idari yargıda açılan dava bekletici mesele kabul edilerek bunun sonucuna göre

işlem yapılır.”

27. 2942 sayılı Kanun’un 25. Maddesinin birinci fıkrasının

ikinci cümlesi şöyledir:

“Mülkiyetin idareye geçmesi, mahkemece verilen tescil kararı ile olur.”

28. 2942 sayılı Kanun’un 27. Maddesi şöyledir:

“3634 sayılı Milli Müdafaa Mükellefiyeti Kanununun uygulanmasında yurt

savunması ihtiyacına veya aceleliğine Bakanlar

Kurulunca karar alınacak hallerde veya özel kanunlarla öngörülen olağanüstü

durumlarda gerekli olan taşınmaz malların kamulaştırılmasında kıymet takdiri dışındaki

işlemler sonradan tamamlanmak üzere ilgili idarenin istemi ile mahkemece yedi

gün içinde o taşınmaz malın (Değişik ibare: 24/4/2001 – 4650/15 md.) 10 uncu madde esasları dairesinde ve 15 inci madde

uyarınca seçilecek bilirkişilerce tespit edilecek değeri, idare tarafından mal

sahibi adına (Değişik ibare: 24/4/2001 – 4650/15 md.)

10 uncu maddeye göre yapılacak davetiye ve ilanda belirtilen bankaya

yatırılarak o taşınmaz mala el konulabilir.

Bu Kanunun 3 üncü

maddesinin 2 nci fıkrasında belirtilen hallerde

yapılacak kamulaştırmalarda yatırılacak miktar, ödenecek ilk taksit bedelidir.”

2. Kamulaştırma Usulü

29. 2942 sayılı Kanun’un 3. Maddesine göre, kamulaştırma

yapılabilmesi için öncelikle idarenin ödenek temin etmesi gerekmektedir. İdare,

yeterli ödeneği temin ettikten sonra kamu yararı kararı alır. Kamu yararı

kararından sonra kamulaştırılacak taşınmaz belirlenir. Kamulaştırılacak

taşınmazın belirlenmesinin akabinde kamulaştırma kararı alınır. Bununla

birlikte onaylı imar planına veya ilgili bakanlıklarca onaylı özel plan ve

projeye göre yapılacak hizmetler için ayrıca kamu yararı kararı alınmasına ve

bu kararın onaylanmasına gerek yoktur. 2942 sayılı Kanun’un 8. Maddesine göre

idarenin kamulaştırma kararı aldıktan sonra öncelikle satın alma usulünü

uygulaması gerekmektedir. Satın alma usulünde idarenin teklif edeceği bedel,

idare içinde oluşturulan bir kıymet takdir komisyonunca belirlenir. Tarafların

satın alma usulüyle bir sonuca ulaşamamaları durumunda 24/4/2001 tarihli ve

4650 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikten önceki dönemden farklı olarak bedel

tespiti ve tescil için malikin değil idarenin yetkili asliye hukuk mahkemesinde

dava açması gerekmektedir. Asliye hukuk mahkemesince 2942 sayılı Kanun’da

belirtilen usul uyarınca tespit edilen bedelin tamamı veya taksitle ödeme

koşullarının bulunması durumunda ilk taksidinin

nakden veya hesabına yatırılarak malike ödenmesinden sonra tescil kararı

verilir. Kararın tescile ilişkin hüküm fıkrası kesin olup bedele ilişkin hüküm

fıkrasına karşı temyiz yoluna başvurulabilir. Mülkiyetin idareye geçmesi

mahkemece tescil kararı verilmesi ile olur.

30. Öte yandan 2942 sayılı Kanun’un 14. Maddesi uyarınca malikin

kamulaştırma kararının iptali istemiyle idari yargıda dava açması da mümkündür.

Kural olarak bu davanın açılması, idare tarafından açılan bedel tespiti ve

tescil davasını etkilemez. Diğer bir ifadeyle asliye hukuk mahkemesi, idari

yargıda kamulaştırma işlemine karşı açılan iptal davasını bekletici mesele

yapmak zorunda değildir. Bununla birlikte 2942 sayılı Kanun’un 10. Maddesinin

on dördüncü fıkrası uyarınca kamulaştırma işlemine karşı idari yargıda açılan

davada yürütmenin durdurulması kararı verilmesi durumunda asliye hukuk

mahkemesince idari yargıdaki davanın bekletici mesele olarak kabul edilmesi zorunludur.

3. Acele Kamulaştırma

Usulü

31. Olağan kamulaştırma usulünde idarenin taşınmaza el koyması

ancak taşınmazın idare adına tescilinden sonra mümkün olabilmektedir.

Taşınmazın tescili ise tarafların anlaşamaması durumunda yukarıda ifade

edildiği üzere ancak asliye hukuk mahkemesince verilecek tescil kararı üzerine

gerçekleşir. Bununla birlikte idare bazı durumlarda taşınmaza hemen ihtiyaç

duyabilir. Bu durumda kamulaştırma sürecinin neticelenmesinin beklenmesi kamu

hizmetlerinin yürütülmesinde ciddi aksamalara yol açabilir. Kanun koyucu bu

gibi sakıncaların belli ölçüde bertaraf edilmesi amacına yönelik olarak 2942

sayılı Kanun’un 27. Maddesinde düzenlenen acele kamulaştırma usulünü

öngörmüştür. Anılan maddede düzenlenen “acele kamulaştırma usulü” idareye

kamulaştırma işlemlerinin neticelenmesini beklemeden kamulaştırılan taşınmaza

el koyma imkânı tanıyan olağanüstü bir kamulaştırma usulüdür.

32. Buna göre (1) 7/6/1939 tarihli ve 3634 sayılı Milli Müdafaa

Mükellefiyeti Kanunu’nun uygulanmasında yurt savunması ihtiyacının doğması

durumunda, (2) aciliyetine Bakanlar Kurulunca karar

alınacak hâllerde, (3) özel kanunlarla öngörülen olağanüstü durumlarda; gerekli

olan taşınmaz malların kamulaştırılmasında kıymet takdiri dışındaki işlemler

sonradan tamamlanmak üzere ilgili idarenin istemi ile mahkemece yedi gün içinde

o taşınmaz malın kanunda belirtilen usule göre bilirkişilerce tespit edilecek

değeri idare tarafından mal sahibi adına bankaya yatırılarak o taşınmaz mala el

konulabilir.

33. Acele kamulaştırma usulü, olağan kamulaştırmada malik lehine

getirilen usule ilişkin güvenceleri bertaraf etmemekte; yalnızca bu usullerin

işletilmesinden önce idareye, kamulaştırılacak taşınmaza el koyma imkânı

tanımaktadır. Taşınmaza el konulduktan sonra idare tarafından öncelikle satın

alma yolunun işletilmesi, bunun mümkün olamaması durumunda ise asliye hukuk

mahkemesinde bedel tespiti ve tescil davası açılması gerekmektedir. Bu davada

belirlenecek bedelin el koyma istemiyle açılan davada belirlenen bedelden yüksek

olması durumunda aradaki fark, idare tarafından malike; düşük olması durumunda

ise malik tarafından idareye ödenir.

34. Acele kamulaştırma uygulanabilecek hâllerden biri olan “aciliyetine Bakanlar Kurulunca karar verilmesi” hâlinin söz

konusu olduğu durumlarda idarenin acele kamulaştırma kararı alabilmesi için

öncelikle Bakanlar Kurulunca kamulaştırma ihtiyacı duyulan proje veya yatırımın

aciliyet niteliği taşıdığına karar verilmesi

gerekmektedir.

B. Uluslararası Hukuk

35. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (Sözleşme) ek 1 No.lu

Protokol’ün 1. Maddesi şöyledir:

“Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk

dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak

kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel

ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin

kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da

başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli

gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”

36. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM); Sözleşme’ye

ek 1 No.lu Protokol’ün 1. Maddesinin kamu otoritelerince mülkiyet hakkına

yapılan müdahalenin kanuna dayanmasını zorunlu kıldığını ifade etmiştir. AİHM

ayrıca demokratik toplumun temel ilkelerinden olan hukuk devletinin Sözleşme’de mündemiç bir kavram olduğunu vurgulamıştır (Vistins ve Perepjolkins/Letonya,

B. No: 71243/01, 25/10/2012, § 95).

37. Ancak AİHM, kanunilik ilkesinin sağlanması bakımından

müdahalenin iç hukukta yasal bir temelinin varlığının tek başına yeterli

olmadığını, kanunun belli bir kaliteye de sahip olması gerektiğini vurgulamış;

bu bağlamda kanunun hukuk devleti ilkesine uygun olmanın yanında keyfîliğe karşı güvenceler içermesi gerektiğine de işaret etmiştir(Vistins ve Perepjolkins/Litvanya,

§ 96). AİHM’e göre, mülkiyetten yoksun bırakma

yetkisi tanıyan bir yasa kuralının kanunilik kriterini taşıdığından söz

edilebilmesi için yeterli düzeyde erişilebilir, kesin ve öngörülebilir olması

gerekir. Öngörülebilirliğin derecesinin tespitinde söz konusu kanunun içeriği,

düzenlediği alanın mahiyeti ve temas ettiği kişilerin sayısı ile statüsü büyük

önem taşımaktadır. Öngörülebilirlik, özellikle kamu otoritelerinin keyfî

müdahalelerine karşı koruma önlemleri getirilmiş olmasını gerektirmektedir. Öte

yandan kanunun öngörülebilirlik ilkesinin önemiyle orantılı asgari usule

ilişkin güvenceler içermesi gerekir (Vistins ve Perepjolkins/Litvanya, § 97).

38. AİHM, her hukuk sisteminde kanun hükümlerinin yargısal

yoruma tabi tutulmasının kaçınılmaz olduğunun altını çizmektedir. AİHM’e göre müphem hususların açıklığa kavuşturulması ve

değişen koşullara uyum sağlanması her zaman için bir ihtiyaçtır. Kanunun

-kesinliği arzulanan bir husus olmakla birlikte- değişen koşullara uyum sağlama

kapasitesine sahip olması da önemlidir. Birçok kanun kaçınılmaz olarak -az veya

çok- belli bir derecede muğlaklık içerir. Muğlaklık barındıran bu kanunların

yorumlanması ve uygulanması ise bir pratik sorunudur. Bu çerçevede kanunların

müphem yönlerini açıklığa kavuşturmak ve yorumda ortaya çıkan şüpheleri dağıtmak

mahkemelerin görevidir (OAO NeftyanayaKompaniya Yukos/Rusya,

B. No: 14902/04, 20/9/2011, § 568). Bu yüzden kanunilik şartı, hukuk

kurallarının yargısal makamlarca yorumlanmasını dışladığı biçiminde anlaşılamaz

(OAO NeftyanayaKompaniya

Yukos/Rusya, § 569).

39. AİHM, iç hukukun yorumlanmasının ve uygulanmasının öncelikli

olarak ulusal otoritelerin yetkisinde olduğuna dikkat çekmektedir. Bununla

birlikte AİHM, iç hukukun yorumlanmasının ve uygulanmasının sonuçlarının

Sözleşme ve AİHM içtihatlarıyla uyumlu olup olmadığını denetlemenin görevi

olduğunu ifade etmektedir (Shchokin/Ukrayna, B. No: 23759/03, 37943/06,

14/10/2010, § 52).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

40. Mahkemenin 18/10/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

41. Başvurucular, Dairece 19/3/2014 tarihli kararla

taşınmazlarının EPDK tarafından acele kamulaştırılmasına yetki tanıyan Bakanlar

Kurulu kararının yürütmesinin durdurulması üzerine 2942 sayılı Kanun’un 10. Maddesi

uyarınca Karakoçan Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından idari yargıda görülen

davanın bekletici mesele yapılması gerekirken yargılama sırasında gerek yazılı

gerekse sözlü olarak defalarca dile getirmelerine rağmen tescil kararı

verildiğini belirtmişlerdir. Başvurucular, Danıştay kararıyla hukuka aykırılığı

saptanan acele kamulaştırma işlemine dayanılarak taşınmazlarının idare adına

tescil edilmesine karar verilmesi nedeniyle mülkiyet haklarının ihlal

edildiğini ileri sürmüşlerdir.

42. Başvurucular, Bakanlar Kurulu kararının yürütmesinin

durdurulmasına ilişkin Dairenin kararının uygulanmaması nedeniyle adil

yargılanma haklarının ihlal edildiği şikâyetinde bulunmuşlardır. Başvurucular

ayrıca günlük yaşamlarını sürdürdükleri köylerinin büyük bir kısmına hukuka

aykırı olarak acele kamulaştırma kararıyla el konulması nedeniyle sağlıklı ve

dengeli bir çevrede yaşama haklarının ihlal edildiğini ifade etmişlerdir.

43. Bakanlık tarafından, bakılan başvuru ile aynı mahiyette olan

2014/17451 sayılı başvuruda sunulan görüş yazısında; Bakanlar Kurulunun acele

kamulaştırma kararı İDDK tarafından iptal edilmiş ise de kamu yararı ile

bireysel yarar arasındaki orantılılık ilkesi değerlendirilirken kamulaştırma

bedelinin tespiti, tescile ilişkin Asliye Hukuk Mahkemesi kararı ile idari

yargı sürecinin bir bütün olarak dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir.

Bakanlık, kamu yararı ile bireysel yarar arasındaki denge irdelenirken somut

olaydaki baraj inşaatının büyük enerji ve sulama projeleri kapsamında gerçekleştirilmesi,

söz konusu barajın bir ekonomik yatırım olarak ortaya atılması, bölgede yaşayan

insanların sosyal ve ekonomik yaşamlarına olumlu katkı sağlaması, doğal

yaşamdaki kaybın daha az önem taşıması gibi unsurların da gözönünde

bulundurulması gerektiğini ifade etmiştir. Bakanlık ayrıca, Dairenin yürütmenin

durdurulması kararının kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescil davasına

ilişkin olmayıp acele kamulaştırma işlemiyle ilgili olduğunu değerlendirerek

Mahkemece verilen kararda bariz bir takdir hatasının varlığından söz

edilemeyeceğini savunmuştur.

B. Değerlendirme

44. Anayasa’nın “Mülkiyet

hakkı” kenar başlıklı 35. Maddesi şöyledir:

“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz.”

45. Anayasa’nın 46. Maddesi şöyledir:

“Devlet ve kamu tüzelkişileri; kamu yararının

gerektirdiği hallerde, gerçek karşılıklarını peşin ödemek şartıyla, özel

mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunla

gösterilen esas ve usullere göre, kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idarî

irtifaklar kurmaya yetkilidir.

Kamulaştırma bedeli ile kesin hükme bağlanan

artırım bedeli nakden ve peşin olarak ödenir. Ancak, tarım reformunun

uygulanması, büyük enerji ve sulama projeleri ile iskân projelerinin

gerçekleştirilmesi, yeni ormanların yetiştirilmesi, kıyıların korunması ve

turizm amacıyla kamulaştırılan toprakların bedellerinin ödenme şekli kanunla

gösterilir. Kanunun taksitle ödemeyi öngörebileceği bu hallerde, taksitlendirme

süresi beş yılı aşamaz; bu takdirde taksitler eşit olarak ödenir.

Kamulaştırılan topraktan, o toprağı doğrudan

doğruya işleten küçük çiftçiye ait olanlarının bedeli, her halde peşin ödenir.

İkinci fıkrada öngörülen taksitlendirmelerde

ve herhangi bir sebeple ödenmemiş kamulaştırma bedellerinde kamu alacakları

için öngörülen en yüksek faiz uygulanır. “

46. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

47. Başvurucular, Dairenin Bakanlar Kurulu kararının

yürütmesinin durdurulmasına ilişkin kararının uygulanmaması nedeniyle adil

yargılanma haklarının ihlal edildiği şikâyetinde bulunmuş iseler de başvuru

dilekçesi bir bütün olarak dikkate alındığında bu karara ilişkin asıl yakınılan

hususun Asliye Hukuk Mahkemesince idari yargıda görülen davanın bekletici

mesele olarak kabul edilmemesi olduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece bu kararın

dikkate alınmasının gerekip gerekmediği hususunun mülkiyet hakkına yapılan

müdahalenin kanuniliği bağlamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

Öte yandan başvurucuların sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama haklarının

ihlal edildiğine ilişkin iddialarının da mülkiyet hakkıyla bağlantılı olduğu

görüldüğünden mülkiyet hakkı kapsamında incelenmesi uygun görülmüştür.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

48. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan

mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Müdahalenin Varlığı ve

Türü

49. Başvuru konusu olayda EPDK tarafından Bakanlar Kurulunun

18/6/2012 ve 30/7/2012 tarihli aciliyet kararlarına

dayanılarak tesis edilen 2/8/2012 ve 15/8/2012 tarihli işlemlerle baraj

havzasında bulunan taşınmazların acele kamulaştırılmasına karar verilmiştir.

Karakoçan Asliye Hukuk Mahkemesinin 31/10/2014 tarihli kararlarıyla da

başvurucuların mülkiyetinde bulunan taşınmazın Hazine adına tesciline

hükmedilmiştir. Başvuruculara ait taşınmazın Hazine adına tesciline hükmedilmiş

olmasının mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiği açıktır.

50. Anayasa’nın mülkiyet hakkına müdahaleyle ilgili üç kural

ihtiva ettiği görülmektedir. Anayasa’nın 35. Maddesinin birinci fıkrasında

herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğu belirtilmek suretiyle “mülkten barışçıl

yararlanma hakkı”na yer verilmiş, ikinci fıkrasında

da mülkten barışçıl yararlanma hakkına müdahalenin çerçevesi belirlenmiştir. “Mülkten

yoksun bırakma” ve “mülkiyetin kontrolü” mülkiyet hakkına müdahalenin özel

biçimleridir. Mülkten yoksun bırakma şeklindeki müdahalede mülkiyetin kaybı söz

konusudur. Mülkiyetin kullanımının kontrolünde ise mülkiyet kaybedilmemekte

ancak mülkiyet hakkının malike tanıdığı yetkilerin kullanım biçimi, toplum

yararı gözetilerek belirlenmekte veya sınırlandırılmaktadır. Mülkten barışçıl

yararlanma hakkına müdahale ise genel nitelikte bir müdahale türü olup mülkten

yoksun bırakma ve mülkiyetin kullanımının kontrolü mahiyetinde olmayan her

türlü müdahalenin mülkten barışçıl yararlanma hakkına müdahale kapsamında ele

alınması gerekmektedir (Recep Tarhan ve

Afife Tarhan, B. No: 2014/1546, 2/2/2017, §§ 55-58).

51. Başvurucuların taşınmazının Hazine adına tesciline karar

verilmesi mülkiyetin kaybedilmesi sonucunu doğurduğundan müdahalenin ikinci

kural olan “mülkiyetten yoksun bırakma” kapsamında incelenmesi gerektiği

sonucuna ulaşılmaktadır.

b. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

52. Anayasa’nın 13. Maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

53. Başvuru konusu şikâyetin özü, tescil kararının kanuni

dayanağının bulunmadığına ilişkindir.

i. Genel İlkeler

54. Mülkiyet hakkı Anayasa’da mutlak bir hak olarak

düzenlenmemiş, Anayasa’nın 13. Ve 35. Maddelerinde belirtilen ölçütlere uygun

olması koşuluyla bu hakkın sınırlandırılabilmesi mümkün kılınmıştır. Anayasa’nın

35. Maddesinin ikinci fıkrasında mülkiyet hakkının ancak kamu yararı amacıyla

kanunla sınırlanabileceği belirtilmek suretiyle mülkiyet hakkına yönelik

müdahalelerin kanunda öngörülmesi gereği ifade edilmiştir. Öte yandan temel hak

ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa’nın

13. Maddesinde de “hak ve özgürlüklerin

ancak kanunla sınırlanabileceğini” temel bir ilke olarak benimsenmiştir.

Buna göre mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerde dikkate alınacak öncelikli

ölçüt, müdahalenin kanuna dayalı olmasıdır. Bu ölçütün sağlanmadığı tespit

edildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet hakkının

ihlal edildiği sonucuna varılacaktır.

55. Hak ve özgürlüklerin ve bunlara yapılacak müdahalelerin ve

sınırlandırmaların kanunla düzenlenmesi, bu hak ve özgürlüklere keyfî

müdahaleyi engelleyen ve hukuk güvenliğini sağlayan demokratik hukuk devletinin

en önemli unsurlarından birisidir (Tahsin

Erdoğan, B. No: 2012/1246, 6/2/2014, § 60).

56. Müdahalenin kanuna dayalı olması öncelikle şeklî manada bir

kanunun varlığını zorunlu kılar. Şeklî manada kanun, Türkiye Büyük Millet

Meclisi (TBMM) tarafından Anayasa’da belirtilen usule uygun olarak kanun adı

altında çıkarılan düzenleyici yasama işlemidir. Mülkiyet hakkına müdahale

edilmesi ancak yasama organınca kanun adı altında çıkarılan düzenleyici

işlemlerde müdahaleye imkân tanıyan bir hükmün bulunması şartına bağlıdır. TBMM

tarafından çıkarılan şeklî anlamda bir kanun hükmünün bulunmaması mülkiyet

hakkına yapılan müdahaleyi anayasal temelden yoksun bırakır.

57. Bununla beraber Anayasa Mahkemesinin daha önceki

kararlarında da belirtildiği üzere kanunla düzenleme zorunluluğu, hakka

yapılacak müdahalenin uygulanmasının kanunun çerçevesini aşmayacak şekilde

tüzük, yönetmelik, tebliğ ve genelge gibi yürütme organının çıkardığı ikincil

düzenlemelerle yapılmasına mani değildir (Tahsin Erdoğan, § 60). Temel hak ve

özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin konularda temel esaslar, ilkeler ve

genel çerçeve kanunla belirlendikten sonra uzmanlık ve idare tekniğine ilişkin

hususların değinilen adlar altında yürütme organınca çıkarılacak düzenleyici

işlemlerle tanzim edilmesi mümkündür (AYM, E.2014/177, K.2015/49, 14/5/2015).

58. Kanunun varlığı kadar kanun metninin ve uygulamasının da

bireylerin davranışlarının sonucunu öngörebilecekleri kadar hukuki belirlilik

taşıması gerekir. Bir diğer ifadeyle kanunun kalitesi de kanunilik koşulunun

sağlanıp sağlanmadığının tespitinde önem arz etmektedir (Necmiye Çiftçi ve diğerleri, B. No:

2013/1301, 30/12/2014, § 55). Müdahalenin kanuna dayalı olması, iç hukukta

müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir ve öngörülebilir kuralların

bulunmasını gerektirmektedir (Türkiye İş

Bankası A.Ş. [GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44).

59. Hukuki güvenlik ile belirlilik ilkeleri, hukuk devletinin ön

koşullarındandır. Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki

güvenlik ilkesi hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem

ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde

bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.

Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden

herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır

ve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına

karşı koruyucu önlem içermesini ifade etmektedir (AYM, E.2013/39, K.2013/65,

22/5/2013).

60. Hukuk kurallarının ne şekilde yorumlanacağı veya birden

fazla yorumun mümkün olduğu durumlarda bu yorumlardan hangisinin benimseneceği

derece mahkemelerinin yetkisinde olan bir husustur. Anayasa Mahkemesinin

bireysel başvuruda derece mahkemelerince benimsenen yorumlardan birine üstünlük

tanıması veya derece mahkemelerinin yerine geçerek hukuk kurallarını yorumlaması

bireysel başvurunun amacıyla bağdaşmaz (Mehmet

Arif Madenci, B. No: 2014/13916, 12/1/2017, § 81). Anayasa

Mahkemesinin hukuk kurallarının uygulanmasına yönelik şikâyetler bakımından

görevi bireysel başvurunun ikincillik doğası gereği sınırlı olup bireysel

başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden, bariz takdir

hatası veya açık bir keyfîlik içeren durumlar dışında

derece mahkemelerinin hukuk kurallarını uygulama ve yorumlama bakımından takdir

yetkisine karışamayacağı daha önceki kararlarda da açıklanmıştır (Ahmet Sağlam, B. No: 2013/3351, 18/9/2013,

§ 42).

61. Öte yandan Anayasa Mahkemesinin kanunilik bağlamındaki

görevi müdahale teşkil eden işlem veya eylemin hukuka uygun olup olmadığını

incelemek değil bunun yeterli düzeyde erişilebilirlik, kesinlik ve

öngörülebilirlik kriterlerini taşıyan bir kanuna dayanıp dayanmadığını tespit

etmektir. Derece mahkemelerinin müdahale oluşturan işlem veya eylemin hukuka

aykırı olduğu yolundaki saptamaları bireysel başvuru kapsamında Anayasa Mahkemesince

yapılacak kanunilik denetiminde önem taşımakla birlikte derece mahkemelerinin

bu şekilde bir tespitinin bulunmadığı durumlarda Anayasa Mahkemesinin derece

mahkemesinin yerine geçerek hukuka uygunluk incelemesi yapması mümkün değildir.

Bu hâlde Anayasa Mahkemesinin bakacağı husus müdahalenin kanuni dayanağının

bulunup bulunmadığı, varsa bu kanunun yeterli ölçüde erişilebilirlik, kesinlik

ve öngörülebilirlik kriterlerini taşıyıp taşımadığı ile sınırlıdır.

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

62. Olayda EPDK tarafından başlatılan acele kamulaştırma süreci

sonucunda başvurucuların hissedarı olduğu taşınmazın idare adına tesciline

hükmedilmiştir. Başvurucular, taşınmazın mülkiyetinin idareye geçmesi sonucunu

doğuran tescil hükmünden şikâyet etmiştir.

63. Anayasa’nın 46. Maddesine göre özel mülkiyetteki bir

taşınmaz -kamu yararı amacıyla ihtiyaç duyulması hâlinde gerçek karşılığı peşin

ödenmek ve koşulları yasayla belirlenmek şartıyla- kamulaştırılarak kamu

hizmetine tahsis edilebilir veya irtifak hakkı kurularak kamu yararı amacıyla

taşınmazın kullanımı sınırlandırılabilir. Dolayısıyla idarenin ihtiyaç duyduğu

özel mülkiyetteki taşınmazları edinme yolu, kamulaştırma usulüdür (AYM,

E.2010/83, K.2012/169, 1/11/2012).

64. Kamulaştırmanın usul ve esasları 2942 sayılı Kanun’da

detaylı bir biçimde düzenlenmiştir. Kamulaştırma, özel mülkiyetteki bir

taşınmazın kamu mülkiyetine geçirilmesini hedefleyen idari bir süreçtir.

Yukarıda açıklandığı üzere 2942 sayılı Kanun uyarınca ödenek temini ile

başlayan bu süreç; kamu yararı kararı alınması, kamulaştırılacak taşınmazın

belirlenmesi, yetkili idare tarafından kamulaştırma kararı alınması, kıymet

takdir edilmesi, satın alma usulünün denenmesi, bunun akim kalması durumunda

idare tarafından bedel tespiti ve tescil davası açılması ve mahkeme tarafından

bilirkişi marifetiyle tespit edilen taşınmazın gerçek bedelinin maliklere

ödenmesinden sonra taşınmazın idare adına tesciline karar verilmesi ile

nihayete ermektedir. Mülkiyetin idareye geçmesi mahkemece tescil kararı verilmesi

ile olur (bkz. § 29).

65. 2942 sayılı Kanun’un 27. Maddesinde düzenlenen “acele

kamulaştırma usulü” ise münhasıran (1) 3634 sayılı Kanun’un uygulanmasında yurt

savunması ihtiyacının doğması hâlinde, (2) aciliyetine

Bakanlar Kurulunca karar verilecek hâllerde ve (3) özel kanunlarla öngörülen

olağanüstü durumlarda başvurulabilen ve idareye kamulaştırma kararının

kesinleşmesinden önce kamulaştırılan taşınmaza el koyma yetkisi tanıyan

istisnai bir usuldür. Acele kamulaştırma usulü, olağan kamulaştırmada malik

lehine getirilen usule ilişkin güvenceleri bertaraf etmemekte; yalnızca bu

usullerin işletilmesinden önce idareye, kamulaştırılacak taşınmaza -mahkemeye

başvurmak ve mahkemeden karar almak suretiyle- el koyma imkânı tanımaktadır.

Taşınmaza el konulduktan sonra kamulaştırma sürecine devam edilmesi ve bu

bağlamda öncelikle satın alma yolunun işletilmesi, bunun mümkün olamaması

durumda ise asliye hukuk mahkemesinde idare tarafından bedel tespiti ve tescil

dava açılması gerekmektedir (bkz. §§ 31-34).

66. Görüldüğü üzere acele kamulaştırma usulünün olağan

kamulaştırma usulünden tek farkı, henüz kamulaştırma süreci bitmeden idareye

taşınmaza el koyma imkânı tanımasıdır. Olağan kamulaştırma usulünde idarenin

taşınmaza el koyması ancak taşınmazın idare adına tescilinden sonra mümkün

olabilmekte iken acele kamulaştırma usulünde ise idare, kamulaştırma kararının

alınmasından hemen sonra diğer aşamaların (bedel tespiti, satın alma usulünün

denenmesi, bedel tespiti davası açılması ve tescil hükmü kurulması) tamamlanmasını

beklemeden taşınmaza el koyabilmektedir.

67. Kamulaştırma kararı, özel mülkiyette bulunan taşınmazın kamu

mülkiyetine geçmesiyle sonuçlanan kamulaştırma sürecinin kurucu unsuru

niteliğini taşımaktadır. Yetkili idare tarafından hukuka uygun bir şekilde

verilen bir kamulaştırma kararı bulunmadan kamulaştırmanın sonraki aşamalarına

geçilmesi mümkün değildir (bkz. §§ 29, 30). Acele kamulaştırma usulünün

uygulandığı durumlarda da usulüne uygun olarak verilen bir acele kamulaştırma

kararının bulunması gerekmektedir. Kamulaştırma kararının gerekliliği

bakımından her iki usul açısından hiçbir fark bulunmamaktadır.

68. Acele kamulaştırma uygulanabilecek hâllerden biri olan “aciliyetine Bakanlar Kurulunca karar verilmesi” hâlinin söz

konusu olduğu durumlarda idarenin acele kamulaştırma kararı alabilmesi için

öncelikle, kamulaştırma ihtiyacı duyulan proje veya yatırımın aciliyet niteliği taşıdığına Bakanlar Kurulunca karar

verilmesi gerekmektedir. Bakanlar Kurulunca ilgili proje veya yatırımın aciliyet taşıdığı yolunda karar verilmeden ve bu karara

dayanılarak yetkili idarece acele kamulaştırma kararı alınmadan kamulaştırma

işlemlerinin tamamlanması mümkün değildir.

69. Başvuru konusu olayda Bakanlar Kurulunca 18/6/2012 ve

30/7/2012 tarihli kararnamelerle Elazığ’da inşa edilecek olan Pembelik Barajı’nın havzasında bulunan

ve kararname eklerinde tek tek sayılan taşınmazların kamulaştırılmasında aciliyet bulunduğuna 2942 sayılı Kanun’un 27. Maddesi

uyarınca karar verilmiştir. Öte yandan EPDK’nın 2/8/2012 ve 15/8/2012 tarihli

kararlarıyla Bakanlar Kurulu kararlarında sayılan taşınmazlar hakkında acele

kamulaştırma kararı verilmiştir. Başvurucular tarafından Bakanlar Kurulunun

18/6/2012 tarihli kararnamesinin iptali istemiyle Dairede açılan davada

19/3/2014 tarihli kararla, acele kamulaştırma yapılmasını gerektiren hâllerin

ortaya konulmadığı ve aciliyet hâlinin, üstün kamu

yararı ve kamu düzeninin korunmasını gerektiren hâllerin açıklanmadığı

gerekçeleriyle yürütmenin durdurulmasına karar verilmiştir.

70. Öte yandan EPDK tarafından, satın alma usulünün işletilmesi

girişimlerinin başarıya ulaşmaması üzerine 16/5/2013 tarihinde başvuruculara

karşı Karakoçan Asliye Hukuk Mahkemesinde bedel tespiti ve tescil davası

açılmıştır. Başvurucular tarafından Dairenin yürütmeyi durdurma kararı vermiş

olması nedeniyle 2942 sayılı Kanun’un 10. Maddesi uyarınca bu davada bekletme

kararı verilmesi gerektiği ileri sürülmüştür. 2942 sayılı Kanun’un 10. Maddesinin

on dördüncü fıkrasında, kamulaştırma işlemine karşı hak sahipleri tarafından

idari yargıda iptal davası açılması ve idari yargı mahkemelerince de yürütmenin

durdurulması kararı verilmesi hâlinde mahkemece, idari yargıda açılan davanın

bekletici mesele kabul edilerek bunun sonucuna göre işlem yapılacağı hükme bağlanmıştır.

Ancak Mahkemece başvurucuların itirazı yerinde görülmeyerek bedel tespiti

yapılmış ve 31/10/2014 tarihli kararla tescil hükmü kurulmuştur. Asliye Hukuk

Mahkemesi, Dairede görülen davanın konusunun EPDK tarafından tesis edilen

kamulaştırma işlemi olmadığı ve anılan kararla verilen yürütmenin durdurulması

kararının kamulaştırma işlemine ilişkin bulunmadığı gerekçesine dayanmıştır.

71. Belirtilmesi gerekir ki tescil kararının verildiği tarihte

kamulaştırma işleminin yürütmesinin durdurulmasına ilişkin herhangi bir idari

yargı kararı bulunmamaktadır. Dairenin 19/3/2014 tarihli kararıyla yürütmesi

durdurulan işlem Bakanlar Kurulunun “aciliyet”

hâlinin varlığını tespit eden 18/6/2012 tarihli kararıdır. Bakanlar Kurulunun “aciliyet” kararının yürütmesinin durdurulmuş olmasının EPDK’nın

kamulaştırma işlemi üzerindeki etkisinin ne olacağının ve Bakanlar Kurulu

kararıyla ilgili verilen yürütmeyi durdurma kararının kamulaştırma bedelinin

tespiti davasında bekletici mesele kabul edilmesi gerekip gerekmediğinin

takdiri, hukuk kurallarının yorumlanmasıyla görevli derece mahkemelerine

aittir. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruda derece mahkemelerinin bu

konudaki takdirine müdahale etmesi mümkün değildir. Mahkemenin Bakanlar

Kurulunun “aciliyet” kararının yürütmesinin

durdurulmuş olmasının kamulaştırma bedelinin tespiti davasında bekletici mesele

olarak kabul edilemeyeceği sonucuna ulaşmış olmasında bariz bir takdir hatası

ve herhangi bir keyfîlik tespit edilememiştir.

72. Bu arada Daire 30/6/2015 tarihli esas kararında, daha önce

yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararında açıkladığından farklı bir

gerekçeyle davayı reddetmiştir. Daire, Bakanlar Kurulu kararının sadece

Mahkemece taşınmaza el konulmasına ilişkin karara dayanak teşkil ettiğini kabul

etmiş; idarenin sonradan olağan kamulaştırma sürecini başlatmış olmasını, bu

kapsamda taşınmaz bedelinin tespiti ve tescil davasının da açılmış bulunmasını

gözeterek acele kamulaştırma ve olağan kamulaştırma ayrımı yapılmaksızın

davanın konusunun bir bütün olarak taşınmaz mülkiyetinin kamulaştırılması

biçiminde anlaşılması suretiyle inceleme yapılması gerektiğini ifade etmiş;

netice olarak mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kamu yararı amacına yönelik

olduğu ve işlemin hukuka uygun bulunduğu sonucuna ulaşmıştır. Ancak İDDK’nın 8/10/2015 tarihli kararıyla Daire kararı bozulmuş

ve dava konusu Bakanlar Kurulu kararının iptaline kesin olarak karar

verilmiştir. İDDK, Bakanlar Kurulu kararının “aciliyet”

kararının hukuka aykırı olduğuna hükmetmiştir.

73. Başka malikler tarafından Bakanlar Kurulunun taşınmazların

acele kamulaştırılmasına ilişkin EPDK’ya yetki tanıyan 18/6/2012 ve 30/7/2012

tarihli kararnameleri ilebunlara dayanılarak EPDK

tarafından taşınmazların acele kamulaştırılması yolunda tesis edilen işlemlerin

de iptali istemiyle Dairede açılan iki ayrı davada Dairece davaların reddi

yolunda verilen kararlar, İDDK’nın 8/10/2015 tarihli

kararlarıyla bozulmuş ve dava konusu Bakanlar Kurulu kararları ile bunlara

dayalı tesis edilen EPDK işlemlerinin de iptaline karar verilmiştir. Anılan kararların gerekçesinde acele

kamulaştırmada taşınmaz mülkiyetine el konulmasından sonraki aşamalarda yapılan

normal kamulaştırma sürecine ilişkin işlemlerin acele kamulaştırma sürecinin

bir parçası olarak değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Kararlarda sonuç

olarak EPDK tarafından tesis edilen kamulaştırma işlemlerinin dayanağı olan

Bakanlar Kurulu kararlarından bağımsız değerlendirilemeyeceği ifade edilerek

bunların da hukuka aykırı olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla İDDK tarafından Bakanlar

Kurulunca alınan aciliyet kararının EPDK’nın acele

kamulaştırma kararının dayanağını oluşturduğu ve ilkinin hukuka aykırı

olmasının ikincisini kendiliğinden hukuka aykırı kılacağı kabul edilmiştir.

74. Öncelikle ifade edilmelidir ki İDDK tarafından EPDK’nın

2/8/2012 ve 15/8/2012 tarihli kamulaştırma işlemleri de 8/10/2015 tarihli karar

ile iptal edilmiş ise de bu karar, Mahkemece tescil hükmünün kurulduğu

31/10/2014 tarihinden sonra verilmiştir. Diğer bir ifadeyle Asliye Hukuk

Mahkemesince taşınmazın idare adına tesciline karar verildiği tarihte henüz

kamulaştırma kararı hukuk aleminde varlığını sürdürmektedir.

75. Öte yandan İDDK’nın kararı

incelendiğinde şeklî bir gerekçeyle kamulaştırma işleminin iptaline

hükmedildiği görülmektedir. İDDK, kamulaştırma işleminin dayanağını oluşturan

Bakanlar Kurulunun aciliyet kararının iptal edilmiş

olmasının kamulaştırma kararını kendiliğinden hukuka aykırı kılacağı görüşüne

dayanmıştır. İDDK’nın, kamulaştırma işleminin esasına

yani taşınmazın kamulaştırılmasının gerekli olup olmadığına veya kamu yararı

amacı taşıyıp taşımadığına yönelik herhangi bir hukuka aykırılık tespiti

bulunmamaktadır. İDDK’nın hukuka aykırılık tespiti,

kamulaştırmanın acele usulle yapılmış olmasına yöneliktir.

76. İki yargı kolu arasında, acele kamulaştırmada idarenin

taşınmaza el koymasından sonraki sürecin mahiyetine ilişkin tartışma bulunmakla

birlikte acele kamulaştırmanın amacının kamulaştırma sürecinin bitmesi

beklenmeden idarenin kamulaştırılan taşınmaza el koyabilmesine imkân tanımak

olduğu ve taşınmaza el konulmasından sonraki sürecin her iki kamulaştırma

usulünde de aynı olduğu hususunda herhangi bir ihtilaf bulunmamaktadır. Bu

bağlamda -yukarıda da ifade edildiği üzere- acele kamulaştırma usulünün

doğurduğu tek sonuç, kamulaştırma süreci tamamlanmadan idarenin taşınmaza el

koyabilmesidir. Dolayısıyla İDDK’nın hukuka aykırılık

tespiti, olsa olsa EPDK’nın (Mahkeme kararına istinaden) taşınmaza el koymuş

olmasını kusurlandırmaktadır. El koyma süreci de daha

önce tamamlanmıştır. El koyma sürecinin kusurlandırılmasıyla

sınırlı etki doğuran bu hukuka aykırılık tespitinin tescil kararını da hukuka

aykırı hâle getireceğini söylemek hukuk kurallarının yorumuyla ilgili bir

mesele olup Anayasa Mahkemesinin görevi kapsamında değildir.

77. Sonuç olarak tescil kararının kanuni dayanağının bulunduğu

ve kamulaştırma kararının esasının hukuka aykırı olduğunu tespit eden bir yargı

kararının da var olmadığı gözetildiğinde başvurucuların taşınmazının idare

adına tesciline hükmedilmesi suretiyle mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin

kanunilik kriterini taşıdığı sonucuna ulaşılmaktadır.

78. Başvurucuların kamulaştırma bedeline ilişkin bir şikâyetleri

bulunmadığından ve ayrıca bedele ilişkin yargılama süreci de devam ettiğinden

müdahalenin ölçülü olup olmadığına ilişkin bu aşamada bir değerlendirme

yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

79. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 35. Maddesinde güvence

altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

Osman Alifeyyaz PAKSÜT bu görüşe katılmamıştır.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

B. Anayasa’nın 35. Maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE Osman Alifeyyaz PAKSÜT’ün karşıoyu ve

OYÇOKLUĞUYLA,

C. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

18/10/2017 tarihinde karar verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. Başvurunun konusu, Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu (EPDK)

tarafından Elazığ İli, Karakoçan İlçesinde yer alan bazı taşınmazların acele

kamulaştırma yöntemiyle kamulaştırılması ile başlayan yargı süreçleri sonunda

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nca (İDDK) hukuka aykırılığı nihai olarak

saptanan Bakanlar Kurulu kararlarının gereği cümlesinden olarak, henüz idari

yargıda nihai karar verilmediği bir aşamada, EPDK tarafından başvuruculara

karşı Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan bedel tespiti ve tescil davasının

sonuçlandırılması ve taşınmazların tescilinin gerçekleştirilmesi olayında

mülkiyet hakkının ihlali olup olmadığıdır.

2. Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunca olayda tescil kararının

kanuni dayanağı bulunduğu, tescilin yapıldığı aşamada kamulaştırma kararının

esasının hukuka aykırı olduğunu tespit eden bir yargı kararı bulunmadığı, acele

kamulaştırmanın amacının idarenin kamulaştırılan taşınmazlara kamulaştırma

sürecinin bitmesini beklemeden el koymasına imkan tanımak olduğu, taşınmaza el

konulmasından sonraki sürecin ise her iki kamulaştırma usulünde de aynı olduğu,

el koyma sürecinin zaten tamamlandığı, idari yargının el koyma işlemini kusurlu

bulan kararının hukuk mahkemesince karar verilen tescili de hukuka aykırı hale

getireceğinin tespitinin Anayasa Mahkemesinin görevini aşacağı yolundaki

gerekçelerle, Anayasanın 35. maddesinde yer alan mülkiyet hakkının ihlal

edilmediğine karar verilmiştir.

3. Buna karşılık İDDK, acele kamulaştırma ile taşınmaz

mülkiyetine el konulmasından sonraki aşamalarda yapılan normal kamulaştırma

sürecine ilişkin işlemlerin de acele kamulaştırma sürecinin bir parçası olarak

değerlendirilmesi gerektiği vurgulanarak, Bakanlar Kurulunca alınan aciliyet kararının EPDK’nın acele kamulaştırma kararlarının

dayanağı olduğu, ilkinin hukuka aykırılığının ikincisinin de hukuka aykırılığı

sonucunu doğuracağı görüşü kabul edilmiştir.

4. Başvurucuların taşınmazının elden çıkmasına ilişkin kesin

kararı veren Karakoçan Asliye Hukuk Mahkemesi, Danıştay’da yürütmesi durdurulan

Bakanlar Kurulu Kararı’nın esası hakkında karar verilinceye kadar EPDK

tarafından açılan bedel tespiti ve tescil davasının bekletilmesi yolundaki

başvurucu taleplerini reddetmiş ve Danıştay’da görülen davanın konusunun

kamulaştırma işlemi olmadığı, yürütmeyi durdurma kararının kamulaştırma

işlemine ilişkin bulunmadığı gerekçesine dayanmıştır.

5. Karakoçan Asliye Hukuk Mahkemesinin kararı 31.10.2014

tarihlidir. Bundan sonra her ne kadar Danıştay Dairesi yürütmenin durdurulması

kararına ilişkin görüşünü davanın esası hakkında verdiği 30.6.2015 tarihli

kararda değiştirmiş ve idarenin sonradan olağan kamulaştırma yöntemi

başlatmasını ve bu arada tescil davası açılmasını da gözeterek, mülkiyet

hakkına yapılan müdahalenin hukuka uygun olduğu şeklinde değerlendirmiş ise de, bu karar da İDDK’nın 8.10.2015

tarihli kararıyla bozulmuştur. Sonuç olarak, Asliye Hukuk Mahkemesinin tescil

kararı verdiği tarih itibariyle tescili istenen taşınmazların, Anayasanın 46.

maddesinde yer alan ilkelere uygun bir kamulaştırmanın mevcudiyeti

tartışmalıdır.

6. Anayasanın 138. maddesinde hakimlerin görevlerinde bağımsız

olduğu, Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre

hüküm verecekleri belirtilmiştir. Buna göre, adli yargıda görevli mahkeme her

ne kadar kamulaştırma bedeli ve tescil konusunda idari yargının süreçleri ile

bağlı değil ise de, eldeki işin bütünü itibariyle

hukuka uygunluğuna ilişkin uyuşmazlığın idari yargıda sonuçlandırılacağı

gözetilerek, kişilerin mağduriyetine yol açmayacak şekilde, yargılama usulünde

de öngörüldüğü gibi, talebin (tescil) dayanağının hukuka uygun olup olmadığına

ilişkin nihai karar beklenmelidir. Zira taşınmazın bedel tespiti tescili

talebiyle açılan dava, özü itibariyle Anayasanın 125. maddesindeki hakkın

kullanımından kaynaklanan uyuşmazlığın bir aşamasını oluşturmakta ve bu nedenle

bağımsız bir nitelik taşımamaktadır. Halk arasında bilinen deyimle ifade etmek

gerekirse “ilk düğme yanlış iliklenmişse bütün düğmeler yanlış iliklenir”. Bu

nedenle İDDK kararı ve dayandığı gerekçeler yerindedir.

7. İdari yargı sistemini kabul eden Anayasal sistemimiz gereği,

idari yargının alanına giren bir uyuşmazlığın kesin sonucunu etkisiz kılacak

şekilde, idari yargıdaki uyuşmazlığın sonucu beklenmeden adli yargıda verilecek

bir kararla, idari işlemin geri dönülemez biçimde sonuca bağlanması, kişilerin

hak arama hürriyetini ve buna bağlı olarak mülkiyet hakkını ihlal

edebilecektir.

8. Başvuru konusu olayda da, taşınmazın

tescilinin kanuni dayanağı mevcut olmakla birlikte, başvurucularca talep

edildiği gibi bekletme kararı verilmesini gerektiren önemli nedenler

bulunduğundan, bekletme kararı verilmesi gerektiği açıktır. Ancak taşınmazın

Hazine adına tapuya tescili suretiyle, hukuk düzenimizde kamulaştırmaların

yargısal denetimi konusunda Anayasa ve mevzuat hükümleriyle idare ve kişiler

arasında kurulmaya çalışılan adil denge, açık bir biçimde idare lehine

bozulmuştur.

9. Bu nedenle başvuru konusu olayda taşınmazların Hazine adına

tapuya tesciline ilişkin kararda bariz bir takdir hatası bulunduğu, bunun

sonucunda başvurucunun mülkiyet hakkının İHLAL EDİLDİĞİ görüşüyle, Genel

Kurulun kararına katılmamaktayım.

Başkan

:

Zühtü ARSLAN

Başkanvekili

:

Burhan ÜSTÜN

Başkanvekili

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Serruh KALELİ

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep

KÖMÜRCÜ

Nuri

NECİPOĞLU

Hicabi DURSUN

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Rıdvan GÜLEÇ

Recai AKYEL

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör

:

Ayhan KILIÇ

Başvurucular

:

1. Ali Hıdır

AKYOL

2. Cafer

AKYOL

3. Hıdır

AKYOL

4. Hüseyin

AKYOL

5. Murat

AKYOL

6. Musa

AKYOL

Vekili

:

Av. Mehmet

HORUŞ

Üye

Osman Alifeyyaz

PAKSÜT

Anayasa Mahkemesi Genel Kurul, E. 2015/17510, 18 Ekim 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Başvurucuların
  11. B. Değerlendirme
  12. A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL
  13. B. Anayasa’nın 35. Maddesinde güvence altına alınan mülkiyet
  14. D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  15. Karşıoy Gerekçesi
  16. Yıldırım
  17. Özgüldür
  18. Kömürcü
  19. Necipoğlu
  20. Akıncı
  21. M. Emin KUZ
  22. Gökcan
  23. Hakyemez
  24. Akyol
  25. Akyol
  26. Akyol
  27. Akyol
  28. Akyol
  29. Akyol
  30. Horuş
  31. Paksüt
  32. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Genel Kurul
Başvuru No
2015/17510
Tarih
18 Ekim 2017

İlgili Kararlar

  • Mehmet Karataş Başvurusu (B. No: 2014/12925)
  • G. D. Başvurusu (B. No: 2014/1811)
  • Ahmet Çevik ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/7545)
  • Kamil İnce Başvurusu (B. No: 2014/1167)
  • Anıl Pınar ve Ömer Bilge Başvurusu (B. No: 2014/15627)
  • Balkan Sigorta Aracılık Hizmetleri Ticaret ve Limited Şirketi ve Kırklareli Sigorta Aracılık Hizmetleri Ticaret ve Limited Şirketi Başvurusu (B. No: 2014/4832)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.