İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Kamil İnce Başvurusu (B. No: 2014/1167)

1. Başvuru, menfi tespit talebini içerir davada Mahkemece

Başvuru No2014/1167Tarih25 Ekim 2017Okuma16 dk · 3.233 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Kamil İnce Başvurusu

Karar tarihi
25 Ekim 2017
Başvuru Numarası
2014/1167
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.233 kelime·16 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, menfi tespit talebini içerir davada Mahkemece

davanın kabulüne karar verilmişse de icra baskısı ile ödenen kısmın tamamının

istirdadının mümkün olmaması ve yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle mülkiyet ve

makul süredeyargılanma hakkının ihlal edildiği

iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 29/1/2014 tarihinde

yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve

bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen başvuru hakkında görüş sunulmayacağını

bildirmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

8. Alacaklı vekili tarafından 14/11/2000

tarihinde kambiyo senedine dayalı başvurucu hakkında icra takibi

başlatılmıştır. Takip başvurucunun imzaya ve borca itirazının reddi sonucunda

kesinleşmiştir.

9. Başvurucu, kesinleşen takibe karşı 12/4/2002

tarihinde Denizli 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde menfi tespit davası açmış,

Mahkeme 15/4/2002 tarihli ara kararı ile %15 teminat karşılığında icra

dosyasında bulunan paranın ödenmemesi yönünden ihtiyati tedbir kararı

vermiştir.

10. Denizli 2. Asliye Hukuk Mahkemesi 13/5/2003

tarihli karar ilebaşvurucunun yasal unsurları taşıyan

senedi rızasıyla davalıya verdiği ve senedin iptalini gerektirir sebeplerin

kanıtlayamadığı gerekçesiyledavanın reddine karar

vermiştir.

11. Menfi tespit talebini reddeden Mahkeme 5/6/2003

tarihli müzekkere ile Denizli 5. İcra Müdürlüğüne 15/4/2002 tarihli ihtiyati

tedbirin kalktığını bildirmiştir.

12. İcra takibi sırasında Denizli 5. İcra Müdürlüğünün 28/2/2001 tarihli yazısı üzerine tedbir konulan başvurucunun

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası hesabındaki hacizli 1.535.139.050.000 TL

(eski) Menfi tespit talebinin reddine karar verilmesinden sonraİcra

Müdürlüğünün Vakıflar Bankası Denizli Şubesindeki hesabına havale edilmiştir.

13. Denizli 5. İcra Müdürlüğü yasal kesintiler yapıldıktan sonra

kalan 1.482.976.050.000 TL ve 89.933.100.000 TL'yi (eski) alacaklı vekiline

sırasıyla 11/6/2003 ve 12/6/2003 tarihlerinde

ödemiştir.

14. Denizli 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 5/6/2003

tarihli kararı Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 30/4/2004 tarihli kararı ile başvurucunun

ahlak ve adaba aykırı olarakdavalı ile karı koca

hayatı yaşamayı temin etmek üzere verdiği bononun geçersiz olduğu gerekçesiyle

davanın reddine dair ilk derece mahkemesi kararını bozmuştur.

15. Mahkeme bozma ilamına uyarak yapmış olduğu yargılama

sonucunda 30/4/2010 tarihli karar ile başvurucunun

borçlu olmadığının tespitiyle icra dosyası kapsamında yapılan ödemenin

istirdadına karar vermiştir.

16. Karartaraflarca temyiz edilmekle

Yargıtay 19. Hukuk Dairesi 31/3/2011 tarihli ve

E.2010/10781, K.2011/4177 sayılı karar ile başvurucu vekilinin istirdadına

karar verilen miktara uygulanacak faize ilişkin temyiz itirazlarını kabul

ederek hükmü bozmuş tarafların sair temyiz itirazlarını reddetmiştir.

17. Bozma ilamına uyan Mahkeme 29/3/2012

tarihli karar ile davacının davalıya borçlu olmadığının tespiti ile bononun

iptaline ilişkin 30/04/2010 tarihli kararının birinci fıkrası kesinleştiğinden

bu hususta yeniden karar verilmesine yer olmadığına, icra dosyasında ödenen ve

istirdadına karar verilen miktara ödeme tarihinden itibaren yasal faiz

uygulanmasına karar vermiştir.

18. Söz konusu karar temyiz edilmekle Yargıtay 19. Hukuk

Dairesinin 13/2/2013 tarihli kararı ile onanmış, karar

düzeltme talebi de aynı Dairenin 30/9/2013 tarihli ilamı ile reddedilmiştir.

19. Başvurucu 29/1/2014 tarihinde

bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Kanun Hükümleri

20. 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı

İcra veİflas Kanunu'nun dava tarihi itibarıyla

yürürlükte olan 72. maddesinin ilgili kısmı şu şekildedir:

''Borçlu, icra takibinden önce veya takip

sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tesbit

davası açabilir...

İcra takibinden sonra açılan menfi tesbit davasında ihtiyati tedbir yolu ile takibin

durdurulmasına karar verilemez. Ancak, borçlu gecikmeden doğan zararları

karşılamak ve alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak

üzere göstereceği teminat karşılığında, mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyle icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesini

isteyebilir.

Dava alacaklı lehine neticelenirse ihtiyati tedbir

kararı kalkar. Buna dair hükmün kesinleşmesi halinde alacaklı ihtiyati tedbir

dolayısıyla alacağını geç almış bulunmaktan doğan zararlarını gösterilen

teminattan alır. Alacaklının uğradığı zarar aynı davada takdir olunarak karara

bağlanır. Bu zarar herhalde yüzde kırkından aşağı tayin edilemez.

Dava borçlu lehine hükme bağlanırsa derhal

takip durur. İlamın kesinleşmesi üzerine münderecatına göre ve ayrıca hükme

hacet kalmadan icra kısmen veya tamamen eski hale iade edilir. Borçluyu menfi

tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılırşa, talebi üzerine, borçlunun dava sebebi ile

uğradığı zararın da alacaklıdan tahsiline karar verilir. Takdir edilecek zarar,

haksızlığı anlaşılan takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olamaz...''

21. 29/6/1956 tarihli ve 6762 sayılı

mülga Türk Ticaret Kanunu'nun 688. maddesi şu şekildedir:

'' Bono veya emre muharrer senet:

1. Senet metninde (Bono) veya (Emre muharrer

senet) kelimesini ve senet Türkçe'den başka bir dilde

yazılmışsa o dilde bono karşılığı olarak kullanılan kelimeyi;

2. Kayıtsız ve şartsız muayyen bir bedeli

ödemek vaadini;

3. Vadeyi;

4. Ödeme yerini;

5. Kime ve kimin emrine ödenecek ise onun ad

ve soyadını;

6. Senedin tanzim edildiği gün ve yeri;

7. Senedi tanzim edenin imzasını;

ihtiva eder.''

22. 6762 sayılı mülga Kanun'un "kıymetli evrakın tarifi" kenar başlıklı 557. maddesi şu şekildedir:

''Kıymetli evrak öyle senetlerdir ki, bunlarda

mündemiç olan hak senetten ayrı olarak dermeyan edilemediği gibi başkalarına da

devredilemez. ''

B. Yargıtay Kararları

23. Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 30/6/2014

tarihli ve E.2014/14747, K.2014/18964 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

''Menfi tespit davasının reddi kararı ile ihtiyati tedbir

kararı kendiliğinden kalkar. Bunun için davanın reddi kararında ihtiyati

tedbirin kalkmış olduğunun açıkça belirtilmiş olması gerekli olmadığı gibi

davanın reddi kararının kesinleşmesi de şart değildir. Mahkeme menfi tespit

davasının reddi kararında davanın reddi kararının kesinleşmesine kadar ihtiyati

tedbirin devamına karar veremez. İİK'nun 72/4.maddesi

hükmü nedeniyle HMK 397/2 hükmü burada uygulanmaz''

24. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17/12/2003

tarihli ve E.2003/19-781, K.2003/768sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

'' ...Aslında Kambiyo senetleri hukuku yönünden bu

kayıtların bir anlamı ve önemi yoktur. Çünkü, kambiyo

senedinin düzenlenmesiyle, mücerret bir borç ilişkisi yaratılmaktadır. Bu

nedenle de karşı edimin elde edilip edilmediğinin önemi de bulunmamaktadır.

Temel borç ilişkisinin bir sözcükle senede yansıtılması, şeklinde ortaya çıkan

bedel kaydının varlığı ya da yokluğu senedin bono niteliğini etkilemez. Bedel

kayıtlan daha çok keşideci ile lehdar arasındaki iç

ilişki yönünden ve ispat konusunda ( HUMK. nun 290 mad. ) önem taşır. Kişisel

defi nedenlerinin varlığının kanıtlanmasını kolaylaştırır.

...

İcra ve İflas Kanunu'nun 72. maddesi gereğince

borçlu icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu olmadığım ispat için

menfi tespit davası açabilir. Kural olarak, bir vakıadan kendi lehine haklar

çıkaran/iddia eden taraf o vakıayı ispat etmeye mecburdur (MK.nun 6 ).

İspat yüküne ilişkin bu genel kural menfi

tespit davaları için de geçerlidir. Yani, menfi tespit davalarında da

tarafların sıfatları değişik olmakla beraber, ispat yükü bakımından bir

değişiklik olmayıp, bu genel kural uygulanır. Bu davalarda da bir vakıadan

kendi lehine haklar çıkaran ( iddia eden ) taraf o vakıayı ispat etmelidir.

Menfi tespit davasında borçlu ya borçlanma

iradesinin bulunmadığını ya da borçlanma iradesi bulunmakla birlikte daha sonra

ödeme gibi bir nedenle düştüğünü ileri sürebilir. Borçlu borcun varlığını inkar ediyorsa, bu durumlarda ispat yükü davalı durumunda

olmasına karşın alacaklıya düşer. Borçlu varlığını kabul ettiği borcun ödeme

gibi bir nedenle düştüğünü ileri sürüyorsa, bu durumda doğal olarak ispat yükü

kendisine düşecektir.''

V. İNCELEME VE GEREKÇE

25. Mahkemenin 25/10/2017 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Mülkiyet Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

26. Başvurucu, Yargıtayca bozularak

ortadan kaldırılan 13/5/2003 tarihli davanın reddi

kararıyla ihtiyati tedbirin sona erdiğini, icra takibine kaldığı yerden devam

edilerek hacizli bulunan parasının alacaklıya ödendiğini ve bozma kararından

sonra yapılan yargılama sonucunda borçlu olmadığının tespitine dair karar

verilmişse de paranın tahsilinin mümkün olmadığını belirterek mülkiyet hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

27. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa’nın

35. maddesi şöyledir:

“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz.”

28. Anayasa’nın 5. maddesi şöyledir:

“Devletin temel amaç ve görevleri, …

Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve

mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti

ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve

sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için

gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”

29. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu, mülkiyet

hakkının ihlal edildiği iddiası yanında adil yargılanma hakkının da ihlal

edildiğini ileri sürmektedir. Ancak başvurucunun temel iddiası, kambiyo

senedine dayanan icra takibi sonucunda hacizli parası alacaklıya ödenmiş ise de

menfi tespit davası sonucunda borçlu olmadığının tespitine karar verilmesi

sonrasında bu paranın istirdadının mümkün olmaması nedeniyle mülkiyet hakkının

ihlal edildiğine ilişkindir. Dolayısıyla başvurucunun makul sürede yargılanma

hakkı dışındaki diğer bütün iddialarının mülkiyet hakkı kapsamında incelenmesi

gerektiği değerlendirilmiştir.

30. Anayasa'nın 35. maddesi kapsamındaki mülkiyet hakkının ihlal

edildiğini ileri süren başvurucu, böyle bir hakkın varlığını kanıtlamak

zorundadır (Cemile Ünlü, B. No:

2013/382, 16/4/2013, § 26). Somut olayda başvurucunun

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası hesabında bulunan nakit parasının icra takibine

konu edildiği görülmektedir. Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin

(Sözleşme) ortak koruma alanındaki mülkiyet hakkı, özel hukukta veya idari

yargıda kabul edilen mülkiyet hakkı kavramlarından farklı bir anlam ve kapsama

sahip olup bu alanlarda kabul edilen mülkiyet hakkı, yasal düzenlemeler ile

yargı içtihatlarından bağımsız olarak özerk bir yorum ile ele alınmalıdır (Hüseyin Remzi Polge,

B. No: 2013/2166, 25/6/2015, § 31). Olayda, derece

mahkemelerince kambiyo senedinin hukuken geçersiz olduğunun tespit edildiği

dikkate alındığında Anayasa'nın 35. maddesi bağlamında başvurucunun korunması

gereken ekonomik bir menfaatinin bulunduğu anlaşılmaktadır.

31. Başvuru konusu olayda başvurucunun mülkiyet hakkına yönelik

olarak kamu makamlarınca doğrudan yapılan bir müdahale mevcut olmayıp özel

kişiler arası bir uyuşmazlık söz konusudur. Dolayısıyla başvuruda, devletin

mülkiyet hakkına ilişkin pozitif yükümlülükleri yönünden inceleme yapılması

gerekmektedir.

a. Genel

İlkeler

32. Bireysel başvuru, devlet tarafından kamu gücü kullanılarak

bireylerin temel haklarına yapılan müdahaleler sonucu meydana gelen hak

ihlallerini gidermek amacıyla ihdas edilmiş bir ikincil koruma mekanizması

olmakla birlikte kimi durumlarda özel kişiler arası ilişkiler sonucu özel

kişilerin birbirilerinin haklarına yaptıkları müdahalelerde devlete

atfedilebilecek sorumluluklar bulunabilmektedir. Bu durumlarda bireysel başvuru

konusu yapılan dava sadece adil yargılanma hakkı kapsamında incelenmekle

kalmayıp özel kişiler tarafından başlatılan süreç sonucu etkilenen diğer haklar

yönünden de incelenebilir (Türkiye Emekliler

Derneği, B. No: 2012/1035, 17/7/2014, §

34).

33. Bu bağlamda devletin temel amaç ve görevlerini tanımlayan

Anayasa’nın 5. maddesi kişinin temel hak ve hürriyetlerini sınırlayan engelleri

kaldırmayı, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları

hazırlamayı hukuk devletinin gereği olarak kabul etmektedir. Bahsedilen Anayasa

hükmünün gerekçesinde devletin hak ve hürriyetlerin gerçekleştirilmesine

yardımcı olması gereğinin benimsendiği ifade edilmiştir. Anayasa’nın pek çok

maddesinde düzenlemeye konu hakkın korunması ve gerçekleştirilmesi için

devletin alacağı tedbirlerden bahsetmektedir (Türkiye

Emekliler Derneği, § 38).

34. Bireylerin Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma alanında

bulunan temel haklara özel hukuk kişileri tarafından yapılan müdahaleler sonucu

bireylerin haklarının zarar gördüğü kimi durumlarda devlete atfedilebilecek

sorumluluklar bulunabilir. Devletin bu tür haksız müdahalelere karşı bireylerin

mülkiyet hakkının korunması için etkili iç hukuk yolları ihdas ederek yapılan

müdahalelere karşı özellikle mahkemelere başvurmak suretiyle koruma talep

edebilmelerini sağlaması ve yapılacak yargılamalarda özel kişilerin çatışan

hakları arasında tercih yaparken mahkemelerce anayasal yorumla temel hakların

korunması gerekmektedir. Böylelikle devlet, etkili bir iç hukuk yolu ihdas

ederek adalet ve hakkaniyete uygun bir yargılama ortamı oluşturup üzerine düşen

görevi yerine getirmiş olacaktır (Türkiye

Emekliler Derneği, § 39).

35. Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına

sahiptir." denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye

bağlanmıştır. Bu maddede bir temel hak olarak güvence altına alınmış olan mülkiyet

hakkının gerçekten ve etkili bir şekilde korunabilmesi yalnızca devletin

müdahaleden kaçınmasına bağlı değildir.Anayasa'nın

5. ve 35. maddeleri uyarınca devletin mülkiyet hakkının korunmasına ilişkin

pozitif yükümlülükleri de bulunmaktadır. Bu pozitif yükümlülükler, kimi

durumlarda özel kişiler arasındaki uyuşmazlıklar da dâhil olmak üzere mülkiyet

hakkının korunması için belirli tedbirlerin alınmasını gerektirmektedir (Eyyüp Boynukara, B.

No: 2013/7842, 17/2/2016, §§ 39-41).

36. İki özel kişinin mülkiyet hakkının çatıştığı durumlarda

bunlardan hangisine üstünlük tanınacağının takdiri, kanun koyucuya ve -somut

olayın koşulları gözönünde bulundurularak- derece

mahkemelerine ait bir yetkidir. Bununla birlikte her iki tarafın menfaatlerinin

mümkün olduğunca dengelenmesi ve sürecin taraflardan biri aleyhine ölçüsüz bir

netice doğuracak şekilde sonuçlandırılmaması gerekir. Diğer bir ifadeyle kamu

otoritelerince ve özellikle yargı organları tarafından daha üstün değerde

görülen bir hakkın teslimi için diğer taraf aleyhine sonuç doğuracak birtakım

tasarruflarda bulunulması mümkün ve gerekli ise de bu durum, uyuşmazlığın diğer

tarafının tamamen korumasız bırakılması gerektiği anlamına gelmez. Hukuk

sisteminin her iki tarafın menfaatlerini dengeleyecek mekanizmalar üretmesi

gerekmektedir. Menfaatler dengesinin kurulmasında taraflardan biri aleyhine

ölçüsüzlük oluşması, pozitif yükümlülüklerin ihlali sonucunu doğurabilir.

Menfaat dengesinin adil bir şekilde kurulup kurulmadığının değerlendirilmesinde

somut olayın bütün koşulları ve taraflara tanınan tüm imkanlar ile tarafların

tutum ve eylemleri gözönünde bulundurulur (Nuran Çakır, B. No: 2014/10761, 13/9/2017, § 40).

37. Devletin pozitif yükümlülükleri, mülkiyet hakkına yapılan

müdahalelere karşı usule ilişkin güvenceleri sunan yargısal yolları da içeren

etkili hukuksal bir çerçeve oluşturma ve oluşturulan bu hukuksal çerçeve

kapsamında yargısal ve idari makamların bireylerin özel kişilerle olan

uyuşmazlıklarında etkili ve adil bir karar vermesini temin etmek sorumluluklarını

da içermektedir.

b. İlkelerin

Olaya Uygulanması

38. Uyuşmazlık konusu olayda alacaklı tarafından 2004 sayılıKanun hükümlerine göre başlatılan icra takibi

bulunmaktadır. Başvurucu, borca ve imzaya itiraz etmiştir. Denizli İcra Tetkik

Mercii Hakimliği 19/3/2002 tarihli karar ile ödeme

emrinin ve senedin tedavüle çıkarılırken boş kısımlarının sonradan

doldurulmasının usul ve kanuna uygun olduğu ve senet altındaki imzanın davacı

el ürünü olduğunun bilirkişi incelemesi ile sabit olduğu gerekçesiyle davanın

reddine karar vermiştir.

39. Başvuru konusu olayda devlete düşen pozitif yükümlülük,

başvurucuyu alacaklıya karşı koruyacak, ona yeterli güvenceler sağlayacak ve

aynı zamanda tarafların menfaatlerini mümkün olduğunca dengeleyip sürecin taraflardan

biri aleyhine ölçüsüz bir netice doğuracak şekilde sonuçlandırılmasına engel

olacak hukuksal mekanizmaları oluşturmaktır.

40. İcra takibi kıymetli evrak türlerinden olan bonoya dayalı olarakbaşlatılmıştır.Yargıtay

içtihatları ve ilgili kanun düzenlemesinde mücerret (soyut) borç ikrarını

içeren kıymetli evrak bir defa doğduktan sonra doğumuna sebep olan ilişkideki

bir aksaklık veya bozukluğun evrakın geçerliliğine etkili olmayacağı, başka bir

değişle senedin temel borç ilişkisinden soyutlanmış, bağımsız bir varlık

kazanacağı ve böyle bir senede dayalı olarak 2004 sayılı Kanun'un öngördüğü

usule uygun olarak icra takibinde bulunulabileceği kabul edilmiştir. Hâl böyle

olmakla birlikte 2004 sayılı Kanun kesinleşen takiplere ilişkin olarak borçlulara

genel hükümlere göre menfi tespit davası açma imkânı tanımıştır (bkz. § 20).

41. Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde taraflar

arasındaki uyuşmazlığın cebri icra sonucu ödeme yapılmışken icra takibine

dayanak teşkil eden kambiyo senedinin bedelsiz olduğunun tespit edilmiş

olmasından kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Derece mahkemeleri, 2004 sayılı

Kanun'da öngörülen kurallara göre yapılıp kesinleşen takip ve takibin

kesinleşmesinden sonragenel hükümlere göre açılan

menfi tespit davasını ilgili maddi ve kanuni dayanaklarını göstermek suretiyle

değerlendirmiştir. Dolayısıyla derece mahkemelerince mülkiyet hakkının ihlal

edildiği iddiasına konu edilen uyuşmazlığın çözümüne ilişkin olarak önceden

oluşturulan, öngörülebilir, ulaşılabilir ve belirli nitelikte olduğu anlaşılan

bir hukuksal çerçeve kapsamında delillerin değerlendirildiği ve hukuk

kurallarının yorumlanarak sonuca varıldığı görülmektedir.

42. 2004 sayılı Kanun kambiyo senetlerine dayalı takiplerin

kesinleşmesi hâlinde kıymetli evrakın kural olarak soyut borç ikrarını

içerdiğini esas almış ve borçlunun takibe yönelik itirazlarını sınırlayarak

senede öncelik tanımıştır. Ayrıcamenfi tespit

davasının reddi hâlinde takibin devamını öngörerek senet hamilinin haklarını

üstün tutmuştur. Somut olayda takibin niteliği esas alınarak ilk derece

mahkemesince 13/5/2003 tarihli davanın reddi

kararından sonra tensip ile birlikte konulan ihtiyati tedbirin kaldırıldığı

ilgili icra müdürlüğüne bildirilmiş ve anılan icra dairesince hacizli para

alacaklıya ödenmiştir. Davanın reddine dair karar temyiz sonucu Yargıtay 12.

Hukuk Dairesince bozulmuştur. İlk derece mahkemesi bozma kararına uyarak bu kez

davanın kabulüyle ödeme tam olarak gerçekleştiğinden 2004 sayılı Kanun'un 72.

maddesinin (5) numaralı fıkrası uyarınca bedelin istirdadına karar vermiştir.

43. Anayasa Mahkemesinin delillerin değerlendirilmesi ve hukuk

kurallarının yorumlanmasına yönelik şikâyetler bakımından görevi bireysel

başvurunun ikincil doğası gereği sınırlıdır. Bu sebeple Anayasa Mahkemesinin

-mülkiyet hakkına müdahale teşkil eden, bariz takdir hatası veya açık keyfîlik içeren istisnalar dışında- derece mahkemelerinin

hukuk kurallarını uygulama ve yorumlama bakımından takdir yetkisine

karışamayacağı kuşkusuzdur.

44. Dolayısıyla somut olayda devletin pozitif yükümlülükleri

kapsamında mülkiyetin kullanılmasına ve korunmasına yönelik yeterli

güvencelerin mevcut olduğu, bireysel başvuruya konu kararlarda yer verilen

tespit ve gerekçeler itibarıyla mülkiyet hakkının korunması yükümlülüğü

yönünden başvurucunun usule ilişkin güvencelerden etkin biçimde yararlanmasının

sağlandığı ve yargısal makamların takdir yetkilerinin sınırının aşılmadığı

sonucuna varılmıştır. Sonuç olarak yukarıda da değinildiği üzere -mülkiyet

hakkının korunması çerçevesinde başvurucunun zararının tazmini amacıyla icranın

eski hâle getirilmesi talebinde bulunmasının da mümkün olduğu dikkate

alındığında- mülkiyet hakkına ilişkin şikâyet yönünden bir ihlalin olmadığının

açık olduğu anlaşılmaktadır.

45. Açıklanan nedenlerle başvurucunun mülkiyet hakkının ihlal

edildiği iddiasının açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Adil Yargılanma

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

46. Başvurucu ayrıca yargılamanın makul bir süre içinde de

tamamlanmadığını belirterek adil yargılanma hakkı ile mülkiyet hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

47. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

48. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin

yargılamanın süresi tespit edilirken sürenin başlangıç tarihi olarak davanın

ikame edildiği tarih; sürenin sona erdiği tarih olarak -çoğu zaman icra

aşamasını da kapsayacak şekilde- yargılamanın sona erdiği, yargılaması devam

eden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma hakkının

ihlal edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını verdiği tarih esas alınır (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 50, 52).

49. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin

yargılama süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken yargılamanın

karmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun yargılamanın süratle sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar dikkate alınır (Güher Ergun ve diğerleri, §§ 41-45).

50. Anılan ilkeler ve Anayasa Mahkemesinin benzer başvurularda

verdiği kararlar dikkate alındığında somut olayda yaklaşık 11 yıl 5 aylık

yargılama süresinin makul olmadığı sonucuna varmak gerekir.

51. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence

altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

C. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

52. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı

Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50.

maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya

da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali

ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya

ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel

mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla

yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

53. Başvurucu, makul sürede yargılanma hakkı yönünden 20.000 TL

manevi, diğer haklar yönünden 6.604.810.99 TL maddi ve 100.000 TL manevi

tazminat talebinde bulunmuştur.

54. Başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına

alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

55. Başvurucunun tarafı olduğu uyuşmazlığa ilişkin yaklaşık 11

yıllık yargılama süresi dikkate alındığında yargılama faaliyetinin uzunluğu

sebebiyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararı

karşılığında başvurucuya net 14.400 TL manevi tazminat ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

56. Başvurucu tarafından maddi tazminat talebinde bulunulmuş

olmakla beraber tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar arasında

illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından başvurucunun maddi tazminat talebinin

reddine karar verilmesi gerekir.

57. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 14.400 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin

REDDİNE,

D. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Denizli 2. Asliye Hukuk Mahkemesine

(E.2012/4, K.2012/129)GÖNDERİLMESİNE,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 25/10/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh KALELİ

Hicabi DURSUN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Rıdvan GÜLEÇ Raportör : Heysem KOCAÇİNAR Başvurucu : Kamil İNCE Vekili : Av. Hasan Ümit YILMAZ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/1167, 25 Ekim 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Kanun Hükümleri
  8. B. Yargıtay Kararları
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Mülkiyet Hakkının
  11. B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu, mülkiyet
  12. B. No: 2013/2166, 25/6/2015, § 31). Olayda, derece
  13. B. Adil Yargılanma
  14. C. 6216 Sayılı Kanun'un
  15. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  16. Gökcan
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/1167
Tarih
25 Ekim 2017

İlgili Kararlar

  • Anıl Pınar ve Ömer Bilge Başvurusu (B. No: 2014/15627)
  • Balkan Sigorta Aracılık Hizmetleri Ticaret ve Limited Şirketi ve Kırklareli Sigorta Aracılık Hizmetleri Ticaret ve Limited Şirketi Başvurusu (B. No: 2014/4832)
  • Suat Arslan Başvurusu (B. No: 2014/2623)
  • Emin Acar Başvurusu (B. No: 2014/333)
  • Z. Y. V. M. Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2014/12805)
  • Saadet Esin Başvurusu (B. No: 2014/18103)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.