İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ali İmancı ve Eşref Aydın Başvurusu (B. No: 2017/15134)

1. Başvuru, ön alım hakkına dayalı tapu iptali ve tescil

Başvuru No2017/15134Tarih29 Ocak 2020Okuma28 dk · 5.538 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Ali İmancı Ve Eşref Aydın Başvurusu

Karar tarihi
29 Ocak 2020
Başvuru Numarası
2017/15134
R.G. Tarih ve Sayı
25/3/2020-31079
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.538 kelime·28 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, ön alım hakkına dayalı tapu iptali ve tescil

davasında depo edilen bedelin değer kaybına uğratılarak ödenmesi nedeniyle

mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 27/2/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

8. Başvurucular, İzmir'in Menderes ilçesine bağlı Gölcükler

Mahallesi'nde bulunan 302 parsel sayılı taşınmazın ayrı ayrı 23/64 hisselerini

tapuda yapılan resmî satış ile 22/3/2011 tarihinde satın almış ve 2/11/2011

tarihli noter ihtarnamesiyle davacıya bildirimde bulunmuşlardır.

9. Bu taşınmazda 3/160 hissesi olan paydaş R.Y. kanuni ön alım

hakkına dayalı olarak başvurucular aleyhine 1/2/2012 tarihinde Menderes Asliye

Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) tapu iptali ve tescil davası açmıştır.

10. Mahkemece 25/9/2013 tarihinde davanın reddine karar

verilmiştir. Kararın gerekçesinde; davacı R.Y.nin başvuruculara hisse satan

maliklerden Ş.Y.nin vekili olarak satım sözleşmesi sırasında hazır bulunduğu

açıklanarak satış sözleşmesinden haberdar olduğu, bu nedenle ön alım hakkının

yasal süresi içinde ve iyi niyet kurallarına uygun kullanılmadığı

belirtilmiştir.

11. Davacı tarafından temyiz edilen karar, Yargıtay 14. Hukuk

Dairesince (Daire) 29/4/2014 tarihinde bozulmuştur. Bozma kararının gerekçesinde;

yasal ön alım hakkının kullanılması için öğrenme olgusunun değil noter

bildiriminin gerektiği, ön alım hakkı sahibinin satışı başka bir şekilde

öğrenmiş olmasının sürenin işlemesine yol açmayacağı açıklanarak kanunun

verdiği hakkın kullanılması nedeniyle davacının kötü niyetli olduğunun

söylenemeyeceği belirtilmiştir.

12. Bozma kararından sonra 4/2/2015 tarihinde 270.000 TL ön alım

bedeli mahkeme veznesine depo edilmiştir. Mahkemece bozma kararına uyularak

18/3/2015 tarihinde davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde,

davacının süresinde yasal ön alım hakkını kullandığı ve bu nedenle kötü niyetli

sayılamayacağı belirtilmiştir.

13. Başvurucular tarafından temyiz edilen karar Dairece

12/11/2015 tarihinde onanmıştır. Başvurucuların karar düzeltme istemi de aynı

Daire tarafından 15/12/2016 reddedilmiştir.

14. Nihai karar, başvurucular vekiline 27/1/2017 tarihinde

tebliğ edilmiştir.

15. Başvurucular 27/2/2017 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. Mevzuat Hükümleri

16. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun

732. maddesi şöyledir:

"Paylı mülkiyette bir paydaşın taşınmaz

üzerindeki payını tamamen veya kısmen üçüncü kişiye satması hâlinde, diğer

paydaşlar önalım hakkını kullanabilirler. "

17. 4721 sayılı Kanun'un 733. maddesi şöyledir:

"Önalım hakkından feragatin resmî şekilde

yapılması ve tapu kütüğüne şerh verilmesi gerekir.

Belirli bir satışta önalım hakkını

kullanmaktan vazgeçme, yazılı şekle tâbidir ve satıştan önce veya sonra

yapılabilir.

Yapılan satış, alıcı veya satıcı tarafından

diğer paydaşlara noter aracılığıyla bildirilir.

Önalım hakkı, satışın hak sahibine

bildirildiği tarihin üzerinden üç ay ve her hâlde satışın üzerinden iki yıl

geçmekle düşer. "

18. 4721 sayılı Kanun'un 734. maddesi şöyledir:

"Önalım hakkı, alıcıya karşı dava

açılarak kullanılır.

Önalım hakkı sahibi, adına payın tesciline

karar verilmeden önce, satış bedeli ile alıcıya düşen tapu giderlerini, hâkim

tarafından belirlenen süre içinde hâkimin belirleyeceği yere nakden yatırmakla

yükümlüdür."

2. Yargıtay İçtihatları

19. Dairenin 27/2/2018 tarihli ve E.2017/4874, K.2018/1459

sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:

"...Önalım hakkı paylı mülkiyet

hükümlerine tabi taşınmazlarda payın üçüncü kişiye satılması halinde, diğer

paydaşlara o payı öncelikle satın alma yetkisi veren bir haktır. Bu hak paylı

mülkiyet ilişkisi kurulduğu anda doğar ve payın üçüncü kişiye satılması ile

kullanılabilir hale gelir.

Önalım hakkının kullanılmasıyla bu hakkı

kullanan paydaş ile alıcı arasında kapsam ve şartları satıcı ile davalı

arasında yapılan sözleşmenin aynı olan bir satım ilişkisi kurulmuş olur.

Ancak; davalı adına kayıtlı dava konusu payın

satışı 4721 sayılı Türk Medeni Kanunun yürürlüğe girmesinden önce 743 sayılı

Türk Kanunu Medenisi’nin yürürlükte olduğu dönemde yapılmış isesatış

tarihiitibariyle aradan uzunca bir süre geçmiş ve bu uzun süre davalı alıcının

kendisinden kaynaklanmamışsa aradan geçen sürede davalı, ortaya çıkan değer

artırıcı unsurların dikkate alınarak önalım bedelinin yeni duruma göre

tespitini talep edebilir. Satış tarihinden itibaren geçen uzunca bir süre

sonra, taşınmazın değerinde meydana gelen objektif ve enflasyon artışlarının,

önalım bedeline dahil edilmesi yorumu, yasaya ve hukukun genel prensiplerine de

ters düşmeyecektir, aksine bir uygulamanın hukukun amacı olan adaletin

somutlaştırılmasını önleyeceği ve çıkarlar dengesini bozacağı açıktır, aksi

halde; önalım hakkı sahibi sebepsiz zenginleşirken alıcı olan davalı fakirleşecektir,

aradan geçen sürede ortaya çıkan değer artırıcı unsurların dikkate alınarak

önalım bedelinin yeniden belirlenmesi hakkaniyete uygun olacaktır,bu görüş

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 05.05.1993 gün 761-192 E-K , 18.5.1994 tarih

215-356 E-K 19.10.1994tarih343-625 E-K 14.12.1994 tarih 663-841 E-K sayılı

Kararlarında da benimsenmiştir.

Somut olaya gelince, 17.12.1996 tarihli resmi

senet içeriğine göre, davalının davaya konu 5289 ada 3 parsel (eski 1545 ada 44

parsel) sayılı taşınmazın 3/16 payını davalı S.A.’den, 85.000.000.000,00

(seksenbeş milyar) TL bedelle satın aldığı, daha sonra satın aldığı payın

kısmen davacıların miras payı oranında mahkeme kararı ile iptal edildiği ve

tapuda infaz edildiği anlaşılmış; mahkemece, önalım bedeli olarak belirlenen

17.12.1996 tarihli resmi senetteki satış bedeli olan 85.000.000.000,00 TL'nin

iptal edilen paya göre yarısı olan 44.540,00 TL depo ettirilerek, 5289 ada 3.

parselde davalı A.O adına kayıtlı bulunan 3/32(12/128 payın) iptali ile,

3/128'er paydan her bir davacı adına tapuya kayıt ve tescili suretiyle

23.06.2017 tarihinde davanın kabulüne karar verilmiştir.

Dava konusu payın satış tarihi 17.12.1996

(7768 yevmiye), dava tarihi 14.01.1997, karar tarihi ise 23.06.2017'dir. Davalı

adına kayıtlı dava konusu payın satışı 4721 sayılı Türk Medeni Kanunun

yürürlüğe girmesinden önce 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi’nin yürürlükte

olduğu dönemde yapılmış ve dava da bu dönemde açılmıştır. Kanuni önalım

hakkının düzenlendiği M.K ‘nun 659. maddesinde yalnız önalım hakkının

varlığından söz edilmiş, önalım bedeline ilişkin bir açıklamada

bulunulmamıştır. Daha sonra uygulamada M.K 658. maddesinde sözleşmeden

kaynaklanan önalım hakkı için getirilen koşulların kural olarak kanuni önalım

hakkı için de uygulanması benimsenmiştir. Somut olayda aradan geçen zaman

içinde taşınmazın değerinde meydana gelen objektif artışlar ile enflasyon

olgusunun önalım bedelinin belirlenmesine etkisi de kabul edilmelidir. Hakkın

kullanılması hiç bir zaman davalının zararına olmamalıdır. Satış tarihi ile

karar tarihi arasında 21 yıl gibi uzunca bir sürenin geçmiş olması gözönüne

alındığında bu durumun davacıyıamacı dışında zenginleştirmemesi davalıyı da

fakirleştirmemesi gerekir; bir tarafın diğer taraf zararına azımsanamayacak

derecede oransız bir çıkar sağlaması M.K’nun 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük

kuralına aykırı olacaktır.

Açıklamalar ışığında Mahkemece; dava konusu

payın değerinin belirlenmesi bakımından, bilirkişiler marifeti ile taşınmaz

başında keşif yapılarak, aradan geçen zaman içinde taşınmazın değerinde meydana

gelen objektif artışlar ile enflasyon olgusuda

gözetilerekbilirkişilerdendenetime elverişli şekilde rapor alınması, günümüze

uyarlanmış olan bedelin depo edildiktensonra sonucuna görebir hüküm kurulması

gerekirkenyazılıolduğu üzere hüküm kurulması doğru görülmemiş, bu sebeple

kararın bozulması gerekmiştir."

20. Dairenin 26/12/2016 tarihli ve E.2015/6448, K.2016/10863

sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:

"...Dava, önalım hakkına dayalı tapu

iptali ve tescili istemine ilişkindir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 04.12.2015 gün

ve 2014/6-324 – 2015/2787 sayılı onama ilamında da açıklandığı üzere; Önalım

hakkı paylı mülkiyet hükümlerine tabi taşınmazlarda bir paydaşın taşınmaz

üzerindeki payını kısmen veya tamamen üçüncü bir kişiye satmasıhalinde diğer

paydaşlara bu satılan payı öncelikle satın alma yetkisi veren bir haktır. Bu

hak paylı mülkiyet ilişkisi kurulduğu anda doğar ve satışın yapılmasıyla da

kullanılabilir hale gelir.

Gerçek bir satışın konusu olmayan, satım

niteliğinde olmayan pay temliklerinde yasal önalım hakkı doğmayacaktır.

Öte yandan; şuf'alı payın ilişkin olduğu

taşınmaz paydaşlarca özel olarak taksim edilip her bir paydaş belirli bir kısmı

kullanırken bunlardan biri kendisinin tasarrufunda ki yeri ve ona tekabül eden

payı bir üçüncü şahsa satarsa, satıcı zamanında o yerde hak iddia etmeyen

davacının tapuda pay satışı şeklinde yapılan işlem nedeniyle önalım hakkını

kullanması Medeni Kanunun 2. maddesinde yer alan objektif iyiniyet kuralı ile

bağdaşmaz. Kötüye kullanılan bu hak kanunen himaye görmez. 14.12.1951 gün ve

17/1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca bu hususun davanın her

aşamasında ileri sürülmesi, hatta mahkemenin kendiliğinden nazara alınması

gerekir. Savunmanın genişletilmesi bu gibi durumlarda söz konusu değildir.

Dosya da mevcut 01.05.1995 gün ve 10038

yevmiye numaralı Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi, 02.04.2003 tarih07969 Yevmiye

no'lu Satış Vaadi Sözleşmesi, 29.12.2007 tarihli Yüklenici Kooperatif ile arsa

sahipleri arasında düzenlenen ve bağımsız bölümlerin paylaşımını gösteren

protokol, inşaatın tamamlanması için yapılan birden fazla protokol, tapu

kayıtları ve tüm dosya içeriği incelendiğinde;

Öncelikle yapılan pay devrinin ne amaçla

yapıldığının açıklığa kavuşturulması gerekir.

Tarafların paydaş olduğu ve dava konusu edilen

taşınmaz başında keşif yapılarak taşınmaz üzerindeki inşaatın hangi aşamada

olduğu, bağımsız bölümlerin paylaşımı araştırılarak, satışın ne amaçla

yapıldığı, sadece arsa payı satışı mı öngörüldüğü yoksa bağımsız bölüm maliki

olmak amacıyla mı yapıldığı konusunda tarafların tüm delillerinin toplanması

davalılara yapılmış devirlerin gerçek satış olup olmadığı konusunda TMK’nun2 ve

3. madde hükümleri uyarınca herkes haklarını kullanırken dürüstlük kurallarına

uymak zorunda olduğu ilkesi gözetilerek bir değerlendirme yapılması ve oluşacak

sonuç çerçevesinde bir hüküm kurulması gerekir.

Eksik inceleme ile yazılı şekil de hüküm

kurulması bozma nedenidir.

Kabule göre de; Dava konusu edilen paylar

öncelikle 02.04.2003 tarihli satış vaadi sözleşmesi ile 21.000.000.000 TL

bedelle satın alındığı, bedelin ödendiği ve zilyetliğin teslim edildiği ve

sözleşmenin 06.05.2003 tarih 4495 Yevmiye numarası ile tapuya şerh edildiği,

yukarıda açıklanan sözleşmeler gereği tapu ferağının ise ancak 19.02.2014

tarihinde verildiği ve her payın satış değerinin ayrı ayrı gösterildiği

görülmüştür.

Mahkemece, 19.02.2014 tarihli resmi akit

tablosunda yer alan tüm pay satışlarına ilişkin bedeller ve masrafları dikkate

alarak 51.974.52 TL için depo kararı verilmiş ve bu meblağ üzerinden önalım

hakkı kabul edilerek yazılı şekilde hüküm kurulmuştur. Uyuşmazlık; önalım

hakkına konu edilen payın satış bedelinin hangi tarih itibariyle tespit

edilmesi gerektiği noktasında toplanmaktadır.

Kural olarak önalım bedeli, dava konusu payın

tapudaki satış bedeli ile davalının bu satım sebebiyle ödediği tapu harç ve

masraflar toplamından ibarettir.

Somut olayda şuf’alı pay 2003 tarihinde

21.000.000.000 TL bedelle satışı vaat edilmiş olup yukarıda açıklanan

sözleşmeler, protokoller ve iştirakın çözülmesi gibi nedenlerle tapu ferağı

ancak 2014 yılında verilmiştir. Önalım hakkı pay satışından 11 yıl sonra

kullanılmıştır. Aradan geçen zaman içinde taşınmazın değerinde meydana gelen

objektif artışlarla enflasyon olgusunun önalım bedelinin belirlenmesine etkisi

de kabul edilmelidir. Bu hakkın şu veya bu nedenle geç kullanılmasından (somut

olayda satışından 11 yıl sonra ferağ verilmesi) dolayı davacıyı, amaç dışında

zenginleştirecek ve alıcı davalıyı da fakirleştirecek yorum ve sonuçlardan

kaçınılmalıdır. (HGK’nun 14.12.1994 – 6 – 663/841 ve 28.12.1994 tarih

6-673/898)

Hukuk Genel Kurulu kararlarında detaylı

biçimde açıklandığı üzere önalım konusu payın, dava tarihine göre belirlenen

değerinin depo edilmesi halinde dava kabul edilmelidir. Aksine düşüncelerle

gerçek satış bedelini yansıtıp yansıtmadığı araştırılmadan, bu konuda ki

savunma üzerinde durulmadan yazılı şekilde depo kararı verilerek hüküm

kurulması da usul ve yasaya aykırı olup kabul biçimine göre de bozma

nedenidir."

21. Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 19/12/2006 tarihli ve

E.2006/11355, K.2006/13150 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:

"...Davacı vekili, dava dilekçesinde,

müvekkilinin dava konusu payın ilişkin bulunduğun 5 No’lu parselin

paydaşlarından olup taşınmazın diğer paydaşlarının paylarını 4/6/2004 tarihinde

kendisinden habersiz davalıya sattıklarından yeni haberdar olduğunu, yapılan

satışın noter aracılığı ile davacıya bildirilmediğini, öte yandan payın

40.000.000.000 TL bedelle satın alınmasına karşın tapuda önalım hakkının

kullanılmasını engellemek için muvazaalı olarak 55.000.000.000 TL

gösterildiğini, davacının gerçek bedel üzerinden önalım hakkını kullanmak

istediğini belirterek davalı adına kayıtlı payın iptali ile müvekkili adına

tescilini talep etmiştir. Davalı vekili, davanın haksız ve kötü niyetle

açıldığını,bedelde muvazaa yapıldığı iddiasının gerçek dışı olduğunu, payın

55.000.000.000 TL’ye satın alındığının satış akdinden görülebileceği

gibi,bilirkişi incelemesi ile de ortaya çıkacağını, davacının pay satışını

satışın bütün aşamalarında bildiğini, payın öncelikle kendisine teklif

edilmesine rağmen davacının almayacağını söylemesi üzerine davalının satın

aldığını, payın 4/6/2004 tarihinde alındığını, davanın 14/10/2004 tarihinde

açıldığını, ne zaman sonuçlanacağının da belli olmadığını, alım gücündeki

sürekli değer kaybı ve enflasyon nazara alındığında tapudaki bedel üzerinden

önalım hakkının tanınmasının davalının zararına yol açacağını, bu nedenle satış

tarihinden karar tarihine kadar önalım bedeline reeskont faizinin de

eklenmesini, bu koşulla davayı kabul ettiklerini belirtmiştir.

...

Olayımıza gelince; önalım hakkına konu edilen

pay 4/6/2004 tarihinde 55.000.000.000 TL bedelle davalıya satılmış davacı 14/10/2004

tarihinde açmış olduğu işbu dava ile önalım hakkının tanınmasını istemiştir.

Uyuşmazlığın satış tarihi itibariyle 1/1/2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721

Sayılı Medeni Kanun hükümlerine göre çözümlenmesi gerekir. Anılan yasanın 733.

maddesinde yapılan satışın alıcı veya satıcı tarafından diğer paydaşlara

bildirilmesi yükümlülüğü getirilmiştir. Bu yükümlülük yerine getirilmediğinden

öğrenme tarihine göre 14/10/2004 tarihinde açılan davasüresindedir.Davalı alıcı

satışı noter aracılığı ile davacıya bildirmediğine göre satış tarihi ile dava

tarihi arasındaki süreningeçmesine kendi davranışı ile sebebiyet verdiğinden

objektif değer artışı esasına göre yeniden önalım bedelinin belirlenmesini

isteyemez.Davacının bedelde muvazaa iddiası da kanıtlanamadığına göre önalım

hakkının tapuda gösterilen satış bedeli, harç ve masraflar tutarı üzerinden

tanınması gerekir.Tapuda gösterilen satış bedeli, harçve masrafları da 1.3.2006

tarihinde 56.650 YTL olarak depo edildiğinden bu bedel üzerinden önalım

hakkının tanınmasına karar vermek gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması

doğru değildir.

..."

B. Uluslararası Hukuk

22. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu

Protokol'ün 1. maddesi şöyledir:

"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk

dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak

kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun

genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin

kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da

başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli

gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel

getirmez."

23. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Köksal/Türkiye ((k.k.), B. No: 30253/06,

26/11/2013) kararına konu olayda başvurucu, özel bir banka aleyhine kredi

sözleşmesi çerçevesinde asliye ticaret mahkemesinde tazminat davası açmıştır.

İlk derece mahkemesi davayı kabul ederek tazminatın dava tarihinden itibaren

işleyecek reeskont faizi ile birlikte ödenmesine karar vermiştir. Yargıtayca

hüküm onandıktan sonra banka tarafından başvurucuya ödeme yapılmıştır.

Başvurucu 22/4/1926 tarihli ve 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu'nun 105.

maddesine dayalı olarak munzam zararın tazmini için ayrı bir dava daha

açmıştır. Dava dilekçesinde, alacağının enflasyon karşısında değer

kaybettiğinden yakınmıştır. İlk derece mahkemesi yapılan yargılama neticesinde

davanın kabulüne karar vermiştir. Başvurucuya bu mahkeme kararı doğrultusunda

reeskont faiziyle birlikte hükmedilen munzam zarara ilişkin tazminat tutarı da

ödenmiştir. Başvurucu ek tazminat miktarı yönünden ikinci bir munzam zararın

tazmini davası daha açmıştır. İlk derece mahkemesinin davanın kabulüne ilişkin

kararı bu defa Yargıtay tarafından bozulmuştur. Yargıtay 818 sayılı mülga

Kanun'un 105. maddesinin ana borcu, alacaklının uğradığı munzam zarar ile

birlikte usulüne uygun olarak ödeyen bir borçluyu başka herhangi bir yükümlülük

altına sokmadığını belirtmiştir. İlk derece mahkemesi bozma kararına uymuş ve

davanın reddine karar vermiştir (Köksal/Türkiye,

§§ 3-25).

24. AİHM olayda özel kişiler arası bir uyuşmazlığın söz konusu

olduğunu ve dolayısıyla müdahalenin devletin yetkisinin doğrudan kullanımının

bir sonucu olmadığını açıklamıştır. Bu sebeple pozitif yükümlülükler

çerçevesinde incelenen kararda, başvurucunun banka aleyhindeki taleplerini

sunabileceği usule ilişkin güvenceleri içeren, etkili ve adil bir şekilde hüküm

kurulabilmesine imkân veren adli bir mekanizmanın mevcut olduğuna dikkat

çekilmiştir. Nitekim bu adli mekanizma başvurucuya uğradığı zarar için bu tür

ihtilaflarda uygulanan en yüksek faizin işletilmesini sağlamıştır. AİHM’e göre

dolayısıyla taraf devletin bu bağlamdaki asli yükümlülüklerini yerine getirdiği

kabul edilmelidir. AİHM mülkiyet hakkı kural olarak özel bir tazminat talebinin

piyasa etkenleri çerçevesinde değer kaybetmesini önleme hususunda devletleri

genel bir yükümlülük altına sokmamakla birlikte somut olayda paranın değer kaybetmesinden

kaynaklanan munzam zararın 818 sayılı mülga Kanun'un 105. maddesine göre tazmin

edilebilmesi suretiyle ayrı bir güvence sağladığını vurgulamıştır. Nitekim

başvurucuya asıl alacağı ve faiz ödemesi yanında faizi aşan munzam zarar da

ödenmiştir. Ancak başvurucu bu ek tazminatın da değer kaybettiğini ileri

sürmüştür (Köksal/Türkiye, §§

29-33).

25. AİHM gecikmeli ödemelere nispeten yüksek seviyede faiz

ödenmesine ve yüksek enflasyondan kaynaklanan diğer tüm zararları telafi etmeye

yönelik bir hukuk yolu sağlamayı içeren adli mekanizmayı dikkate almıştır.

Bununla birlikte belirtilen özel nitelikteki taleplere enflasyondan

etkilenmeyen bir temerrüt faizi uygulama hususunda mülkiyet hakkı kapsamında

herhangi bir yükümlülük bulunmadığını açıklamış, somut davada başvurucunun ek

tazminat yönünden uğradığı munzam zararın, mülkiyet hakkı uyarınca devletin

sorumluluğunu gerektirmediğini belirtmiştir. AİHM ayrıca başvurucuya verilen

tazminatın değer kaybına uğramasına kamu makamları tarafından başka herhangi

bir şekilde katkıda bulunulduğuna ilişkin herhangi bir emare de olmadığını

belirlemiştir. AİHM yaklaşık dört yıl süren yargılamanın da karmaşıklığına

işaret ederek netice itibarıyla başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğu

sonucuna varmıştır (Köksal/Türkiye,

§§ 34-39).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

26. Mahkemenin 29/1/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

27. Başvurucular 22/3/2011 tarihinde 270.000 TL ödeyerek satın

aldıkları ön alım davasına konu taşınmaz bedelinin yaklaşık dört yıl sonra

4/2/2015 tarihinde aynı miktarda depo edildiğini belirtmişlerdir. Başvurucular

bu dört yıllık sürede Türk lirasında meydana gelen değer kaybının derece

mahkemelerince dikkate alınmamasından yakınmışlardır. Ayrıca taşınmazda kendi

emek ve masraflarıyla meydana getirdikleri değer artışının da göz ardı

edildiğinden şikâyetçi olmuşlardır. Öte yandan bu yöndeki itirazlarının, tanık

dinletilmesi ve keşif yapılması taleplerinin gerekçesiz ve tartışılmadan reddedildiğini

vurgulamışlardır. Sonuç olarak başvurucular; taşınmazın satın alınma tarihi ile

ön alım bedelinin depo ettirildiği tarih arasında geçen sürede ön alım

bedelinin değer kaybına uğradığını belirterek adil yargılanma, gerekçeli karar,

hukuki dinlenme, savunma ve mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri

sürmüşlerdir.

B. Değerlendirme

28. Anayasa’nın

"Mülkiyet hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına

sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz.”

29. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucular, mülkiyet hakkının ihlal

edildiği iddiası yanında adil yargılanma, gerekçeli karar, hukuki dinlenme ve

savunma haklarının da ihlal edildiğini ileri sürmektedirler. Ancak

başvurucuların ön alım bedelinin değer kaybına uğratılarak ödenmesi yönündeki

şikâyetlerinin mülkiyet hakkına ilişkin olduğu anlaşıldığından mülkiyet hakkı

kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

30. Somut olayda başvurucuların uyuşmazlığa konu taşınmaz

paylarını tapuda satın aldığı dikkate alındığında başvurucular yönünden

Anayasa'nın 35. maddesi anlamında mülkün mevcut olduğu kuşkusuzdur.

31. Başvuru konusu olayda başvurucuların mülkiyet hakkına

yönelik olarak kamu makamlarınca doğrudan yapılan bir müdahale mevcut olmayıp

özel kişiler arası bir uyuşmazlık söz konusudur. Dolayısıyla başvuruda,

devletin mülkiyet hakkına ilişkin pozitif yükümlülükleri yönünden inceleme

yapılması gerekmektedir.

1. Genel İlkeler

32. Mülkiyet hakkının korunmasının devlete birtakım pozitif

yükümlülükler yüklediği hususu Anayasa'nın 35. maddesinin lafzında açık bir

biçimde düzenlenmemiş ise de bu güvencenin sadece devlete atfedilebilen

müdahalelere yönelik sınırlamalar getirdiği, bireyi üçüncü kişilerin

müdahalelerine karşı korumasız bıraktığı düşünülemez. Pozitif yükümlülüklerin

ortaya çıkmasının nedeni gerçek anlamda

koruma sağlanmasıdır. Buna göre anılan maddede bir temel hak olarak

güvence altına alınmış olan mülkiyet hakkının gerçekten ve etkili bir şekilde

korunabilmesi yalnızca devletin müdahaleden kaçınmasına bağlı değildir. Gerçek

anlamda koruma sağlanması için devletin negatif yükümlülükleri dışında pozitif

yükümlülüklerinin de olması gerekir. Dolayısıyla Anayasa'nın 5. ve 35.

maddeleri uyarınca devletin mülkiyet hakkının korunmasına ilişkin pozitif yükümlülükleri

bulunmaktadır. Bu bağlamda söz konusu pozitif yükümlülükler, kimi durumlarda

özel kişiler arasındaki uyuşmazlıklar da dâhil olmak üzere mülkiyet hakkının

korunması için belirli tedbirlerin alınmasını gerektirmektedir (Türkiye Emekliler Derneği, B. No:

2012/1035, 17/7/2014, §§ 34-38; Eyyüp

Boynukara, B. No: 2013/7842, 17/2/2016, §§ 39-41; Osmanoğlu İnşaat Eğitim Gıda Temizlik Hizmetleri

Petrol Ürünleri Sanayi Ticaret Limitet Şirketi, B. No: 2014/8649,

15/2/2017, § 43).

33. Devletin pozitif yükümlülükleri, mülkiyet hakkına yapılan

müdahalelere karşı usule ilişkin güvenceleri sunan yargısal yolları da içeren

etkili hukuksal bir çerçeve oluşturma, oluşturulan bu hukuksal çerçeve

kapsamında yargısal ve idari makamların bireylerin özel kişilerle olan

uyuşmazlıklarında etkili ve adil bir karar vermesini temin etme

sorumluluklarını da içermektedir (Selahattin

Turan, B. No: 2014/11410, 22/6/2017, § 41).

34. Özel kişiler arasındaki uyuşmazlıklarda tarafların

birbirleriyle çatışan menfaatleri bulunmaktadır. Dolayısıyla tarafların karşı

karşıya gelen menfaatleri çerçevesinde mülkiyet hakkını korumakla yükümlü

bulunan devletin maddi ve usule ilişkin pozitif yükümlülüklerini yerine getirip

getirmediği dikkate alınarak sonuca varılmalıdır. Bu bağlamda ilk olarak

belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir bir kanun hükmünün mevcut olup olmadığı

irdelenmelidir.

35. İkinci olarak mülkiyet hakkına yapılan müdahaleye etkin bir

biçimde itiraz edebilme, savunma ve iddialarını yetkili makamlar önünde ortaya

koyabilme olanağının başvuruculara tanınıp tanınmadığı incelenmelidir.

Anayasa'nın 35. maddesi usule ilişkin açık bir güvenceden söz etmemektedir.

Bununla birlikte mülkiyet hakkının gerçek anlamda korunabilmesi bakımından bu

madde, Anayasa Mahkemesinin çeşitli kararlarında da ifade edildiği üzere mülk

sahibine müdahalenin makul olmayan şekilde ya da kanun dışı veya

keyfîuygulandığına ilişkin savunma ve itirazlarını sorumlu makamlar önünde

etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağının tanınması güvencesini kapsamaktadır.

Bu değerlendirme ise uygulanan sürecin bütününe bakılarak yapılmalıdır (Züliye Öztürk, B. No: 2014/1734,

14/9/2017, § 36; Bekir Yazıcı

[GK], B. No: 2013/3044, 17/12/2015, § 71).

36. Mülkiyet hakkının usule ilişkin güvenceleri hem özel kişiler

arasındaki mülkiyet uyuşmazlıklarında hem de taraflardan birinin kamu gücü

olduğu durumlarda geçerlidir. Bu bağlamda mülkiyet hakkının korunmasının söz

konusu olduğu durumlarda usule ilişkin güvencelerin somut olayda yerine

getirildiğinden söz edilebilmesi için derece mahkemelerinin kararlarında konu

ile ilgili ve yeterli gerekçe bulunmalıdır. Ayrıca belirtmek gerekir ki bu

zorunluluk davacının bütün iddialarına cevap verilmesi anlamına gelmemekle

birlikte mülkiyet hakkını ilgilendiren, davanın sonucuna etkili, esasa ilişkin

temel iddia ve itirazların yargılama makamlarınca özenli bir şekilde

değerlendirilerek karşılanması gerekmektedir (Kamil

Darbaz ve GMO Yapı Grup End. San. Tic. Ltd. Şti., B. No: 2014/12563,

24/5/2018, § 52).

37. Son olarak başvurucuların mülkiyet haklarını koruyacak ve

yeterli güvenceler sağlayacak hukuksal mekanizmaların oluşturulup

oluşturulmadığı incelenmelidir. Özel kişilerin mülkiyet haklarının çatıştığı bu

gibi durumlarda bunlardan hangisine üstünlük tanınacağının takdiri, kanun

koyucuya ve somut olayın koşulları gözönünde bulundurularak derece

mahkemelerine ait bir yetkidir. Bununla birlikte her iki tarafın menfaatlerinin

mümkün olduğunca dengelenmesi ve sürecin taraflardan biri aleyhine ölçüsüz bir

sonuca da yol açmaması gerekir. Menfaatler dengesinin kurulmasında taraflardan

biri aleyhine bireysel olarak aşırı ve olağan dışı bir külfetin yüklenmesi,

pozitif yükümlülüklerin ihlali sonucunu doğurabilir. Olayın bütün koşulları ve

taraflara tanınan tüm imkânlar ile tarafların tutum ve davranışları gözönünde

bulundurularak menfaatlerin adil bir şekilde dengelenip dengelenmediği

değerlendirilmelidir (Faik Tari ve Sultan

Tari, B. No: 2014/12321, 20/7/2017, § 52).

2. İlkelerin Olaya

Uygulanması

38. Somut başvurunun konusu, ön alım hakkına dayalı tapu iptali

ve tescil davasında ön alım bedelinin değer kaybına uğratılarak ödenmesi

nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasıdır.

39. Bu bağlamda ilk olarak ön alım hakkının kullandırılması ile

ilgili belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir bir kanun hükmünün varlığı hususu

değerlendirilmelidir. Somut olayda başvurucuların taşınmaz üzerindeki payları

4721 sayılı Kanun'un 732., 733. ve 734. maddelerine istinaden davacı adına

tescil edilmiştir. Ön alım hakkı, paylı mülkiyet malikinin taşınmaz üzerindeki

payını dilediği kişiye satmasını engellediğinden diğer paydaşlar lehine malikin

taşınmazı üzerinde tasarrufta bulunma yetkisini sınırlandırıcı bir mahiyeti

bulunmaktadır. Bu nedenle paylı maliklerinin menfaatleri arasında bir denge

kurulması amacıyla ön alım hakkı sahibi adına tescile karar verilebilmesi için

4721 sayılı Kanun'un 734. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca satış bedeli ile

alıcıya düşen tapu giderlerinin ödenmesi gerektiği düzenlenmiştir. Buna göre

derece mahkemelerince mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına konu edilen

uyuşmazlığın çözümüne ilişkin olarak önceden oluşturulan, öngörülebilir,

ulaşılabilir ve belirli nitelikte olduğu anlaşılan bu hukuksal çerçeve

kapsamında delillerin değerlendirildiği ve hukuk kurallarının yorumlanarak sonuca

varıldığı görülmektedir. Ancak somut olayda ön alım bedelinin geç ödenmesi

sebebiyle uğranan zararın menfaatler dengesinde başvurucular aleyhine bir

dengesizliğe yol açıp açmadığı irdelenmelidir.

40. İkinci olarak mülkiyet haklarına yapılan müdahaleye etkin

bir biçimde itiraz edebilme, savunma ve iddialarını yetkili makamlar önünde

ortaya koyabilme olanağının başvuruculara tanınıp tanınmadığı incelenmelidir.

Mülkiyet hakkının ihlali iddiasına konu edilen yargılama sürecinin bütününe

bakıldığında başvurucuların kendilerini vekil ile temsil ettirdikleri, itiraz

ve savunmalarını ortaya koyabilme ve delillerini sunabilme olanağının

başvuruculara tanındığı anlaşılmaktadır.

41. Son olarak ön alım hakkının kullandırılmasının ve ön alım

hakkına dayalı tapu iptali ve tescil davasında depo edilen bedelin değer

kaybına uğratılarak ödenmesinin mülkiyet hakkı yönünden başvuruculara şahsi

olarak aşırı ve olağan dışı bir külfet yükleyip yüklemediği

değerlendirilmelidir. Özel kişilerin mülkiyet haklarının çatıştığı bu gibi

durumlarda bunlardan hangisine üstünlük tanınacağının takdiri, kanun koyucuya

ve somut olayın koşulları gözönünde bulundurularak derece mahkemelerine ait bir

yetkidir. Bununla birlikte her iki tarafın menfaatlerinin mümkün olduğunca

dengelenmesi ve sürecin taraflardan biri aleyhine ölçüsüz bir sonuca da yol

açmaması gerekir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Abbas Korkmaz ve diğerleri, B. No:

2014/17715, 9/11/2017, § 48).

42. Bu bağlamda başvurucular taşınmaz üzerinde kendi emek ve

masrafları nedeniyle oluşan değer artışının dikkate alınmadığını iddia

etmişlerse de iddia edilen emek ve masraflar açıklanmadığı gibi değer artış

miktarı da belirtilmediğinden bu yöndeki şikâyetlerin temellendirilmediği

sonucuna varılmıştır.

43. Başvurucular esas itibarıyla satış tarihi ile depo tarihi

arasında söz konusu bedelin enflasyon karşısında değer kaybına uğratıldığından

yakınmaktadırlar. Diğer bir deyişle taşınmazın 22/3/2011 tarihindeki ön alım

bedelinin depo edildiği 4/2/2015 tarihindeki enflasyon etkisinden arındırılmış

karşılığının ödenmemesinden şikâyet etmektedirler.

44. Faiz ekonomik açıdan paranın

fiyatıdır. Herhangi bir kimse kendisine ait olmayan bir parayı

-hangi isim altında olursa olsun- belli bir süre kullandığında paranın asıl

sahibine faiz ödemek zorundadır.

Çünkü paranın likidite özelliği onun her an, her türlü üretim faktörünü, mal ve

hizmeti satın alabilmesine olanak verir. Daha açık bir deyişle parayı nakit

olarak elinde bulunduran kimse bugünkü

ihtiyaçlarını karşılayabildiği gibi piyasanın yarına

dönük olanaklarından da yararlanabilir. Elindeki parayı başkasına

veren veya kendine belli tarihte ödenmesi gereken bir miktar para olduğu hâlde

bu parası ödenmeyen kimse ise bu imkânlardan yararlanamaz. Bu nedenle parayı

kullanan kimsenin parayı kullanmaktan vazgeçen kimseye bu kaybını ödemesi

gerekir. İşte faizi doğuran temel neden budur (AYM, E. 1988/7, K. 1988/27,

27/9/1988).

45. Bu temel neden paranın değerini sürekli olarak kaybettiği

enflasyon dönemlerinde ayrı bir önem kazanır. Dönem başında kullanmaktan

vazgeçilen ya da hak edildiği hâlde alınamayan bir miktar paranın satın alma

gücü, dönem sonunda enflasyon oranında azalmış olacaktır. Bu durumda dönem

sonunda paranın asıl sahibine ödenmesi gereken faiz sadece belli bir dönem için

yapılan fedakârlığın karşılığından ibaret olmayacak, aynı zamanda söz konusu

dönemde paranın satın alma gücündeki kaybı da karşılayacak miktarda olacaktır.

Teknik deyişle hem para sahibinin tasarrufta bulunmasının bedeli ödenecek hem

de paranın satın alma gücü korunacaktır (AYM, E.1988/7, K.1988/27, 27/9/1988).

46. Anayasa Mahkemesi daha önce kamu kurum ve kuruluşlarından

olan çeşitli para alacaklarının değer kaybına uğratılarak ödenmesine ilişkin

şikâyetleri karara bağlamıştır. Buna göre kamu makamlarının para borçlarını

makul olmayan bir gecikme ile ödediği durumlarda para alacağında meydana gelen

değer aşınmalarının başvurucular üzerinde şahsi olarak aşırı bir yük

oluşturması hâlinde müdahale ölçülü olmadığından mülkiyet hakkının ihlal

edildiğine karar vermiştir (kamulaştırma bedeli yönünden bkz. Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No:

2013/817, 19/12/2013; Ali Şimşek ve

diğerleri, B. No: 2014/2073, 6/7/2017; bir sosyal güvenlik ödemesi

yönünden bkz. Ferda Yeşiltepe

[GK], B. No: 2014/7621, 25/7/2017; ihale alacağı yönünden bkz. ANO İnşaat ve Ticaret Ltd. Şti. [GK], B.

No: 2014/2267, 21/12/2017; vergi iadesi alacağı yönünden bkz. Akel Gıda San. ve Tic. A.Ş., B. No:

2013/28, 25/2/2015; deprem nedeniyle tazminat yönünden bkz. Abdulhalim Bozboğa, B. No: 2013/6880, 23/3/2016;

açığa alınan memurun maaş farklarının iadesi yönünden bkz. Vildan Utku Atalay, B. No: 2015/4812,

7/2/2019).

47. Somut olayda ise yukarıda da değinildiği üzere özel kişiler

arası bir uyuşmazlık mevcut olup bir kamu kurumundan olan alacağın ödenmemesi

veya geç ödenmesi gibi bir durum söz konusu değildir. Bu bağlamda Anayasa

Mahkemesinin kamu kuruluşlarından olan alacakların ödenmemesi sorunuyla

bağlantılı olarak değer kaybının şikâyet edildiği uyuşmazlıklar yönünden

Anayasa'nın 35. maddesi kapsamında yapacağı değerlendirme ile özel kişiler

arasındaki uyuşmazlıklarla ilgili pozitif yükümlülükleri çerçevesinde dikkate

alacağı ölçütler farklı olacaktır. Zira Anayasa'nın 35. maddesindeki

mülkiyetten barışçıl yararlanma ilkesi gereği kural olarak kişilerin kamudan

olan alacaklarının herhangi bir yargısal sürece veya icra takibine gerek

olmadan ödenmesi beklenir. Bununla birlikte özel kişiler arası alacak

uyuşmazlıkları yönünden ise böyle bir durum söz konusu olmadığı için Anayasa

Mahkemesi devletin pozitif yükümlülükleri kapsamında öngörülen mekanizmaların

etkin işletilip işletilmediği ile sınırlı bir değerlendirme yapacaktır. Bu

kapsamda yapılacak değerlendirmede her somut olayın kendine özgü koşulları

dikkate alınacaktır.

48. Yine özel kişiler arası icrai bir uyuşmazlığın söz konusu

olduğu Fatma Yıldırım (B. No:

2014/6577, 16/2/2017, §§ 53-63) başvurusunda ihale bedelinin icra sürecinde

nemalandırılmamasının mülkiyet hakkının devlete yüklediği pozitif yükümlülüğün

ihlali sonucunu doğurduğu değerlendirilmiştir. Ancak somut başvuru, Fatma Yıldırım kararından farklılık arz

etmektedir. Fatma Yıldırım

başvurusunda ön alım bedelinin depo edilmesinden sonraki sürece ilişkin şikâyet

değerlendirilmişken somut başvuruda ön alım bedelinin depo edildiği tarihe

kadarki süreç şikâyet konusu edilmiştir.

49. Ön alım hakkının kullandırılmasına ilişkin süreç dikkate

alındığında pozitif yükümlülükler bağlamında başvuruculara aşırı bir külfet

yüklenmemesi için iptal edilen tapu karşılığında ödenen ön alım bedelinin

önemli ölçüde değer kaybına uğratılmaması gerekmektedir.

50. Somut olayda depo tarihine kadarki yargılama sürecinin

uzunluğunun, davanın karmaşıklığının ve ön alım bedelinin geç depo edilmesi

nedeniyle oluştuğu iddia edilen değer kaybı yönünden tarafların kusurlu olup

olmadığının ve devletin pozitif yükümlülükleri kapsamında öngörülen

mekanizmaların etkin işletilip işletilmediğinin dikkate alınması gerekmektedir.

51. Olayda 22/3/2011 tarihinde satın alınan taşınmaza ilişkin

2/11/2011 tarihli noter ihtarnamesinden sonra ön alım hakkına dayalı olarak

başvurucular aleyhine 10 ay 10 gün geçtikten sonra 1/2/2012 tarihinde tapu

iptali ve tescil davası açılmış, başvurucuların savunma ve itirazları dikkate

alınarak 7 ay 24 gün sonra 25/9/2013 tarihinde davanın reddine karar

verilmiştir. Davacı tarafından temyiz edilen karar, Dairece 29/4/2014 tarihinde

bozulmuş ve bozma kararından sonra 4/2/2015 tarihinde 270.000 TL ön alım bedeli

mahkeme veznesine depo edilmiştir. Başvurucuların satışı davacıya geç

bildirmeleri nedeniyle davanın süresinde açıldığı belirtilerek bozma kararı

verildiği anlaşıldığından 29/4/2014 tarihine kadar davacının kusurlu olduğu

söylenemez.

52. Öte yandan davacının söz konusu satışa vekil olarak katılmış

olması dolayısıyla satıştan haberdar olduğu, davanın süresinde açılmadığı,

davacının iyi niyetli olmadığı yönündeki savunma ve itirazları nedeniyle

başvurucuların da kusurlu olduğu söylenemez. Ancak başvurucuların noter

aracılığı ile satışı bildirdiği tarih dikkate alındığında satış tarihi ile dava

tarihi arasındaki sürenin geçmesine kendi davranışları ile sebebiyet verdikleri

anlaşılmaktadır.

53. İlk derece mahkemesince yargılamanın başlarında depo kararı

verilmeyip bozma kararından sonra 28/1/2015 tarihinde ön alım bedelinin depo

edilmesine karar verilmiş ve davacı tarafından 4/2/2015 tarihinde söz konusu

bedel mahkeme veznesine depo edilmiştir.

54. 4721 sayılı Kanun'un 734. maddesinde ön alım hakkının ancak

dava yoluyla kullanılabileceği ve ön alım bedelinin hâkim tarafından belirlenen

süre içinde hâkimin belirleyeceği yere nakden yatırılacağı düzenlenmiştir.Somut

olayda ilk derece mahkemesi makul bir süre içinde verebileceği depo kararıyla

alacağın değer kaybına uğramasını önleyebilecek iken ancak üç yıl geçtikten

sonra bozma kararı akabinde ön alım bedelinin depo edilmesine karar vermiştir.

Dolayısıyla tarafların kusurlu olmadığı başvuru konusu yargılamada, ön alım

bedelinin değer kaybına uğraması ve böylece menfaatler dengesinin bozulmasının

nedeni davanın açılmasından sonra makul süre içinde depo kararı verilmemesidir.

55. Bu açıklamalar ışığında yapılan değerlendirmede ön alım

hakkına dayalı tapu iptali ve tescil davasında ön alım bedelinin depo

edilmesine kadar geçen sürede oluşan değer kaybı şikâyeti yönünden Mahkemenin

dava açıldıktan sonra makul bir süre içinde ön alım bedelinin vadeli bir

mevduat hesabına yatırılması biçiminde alacağı basit bir tedbirle yargı

sürecinin hızlı işlememesinin başvurucular üzerinde oluşturduğu olumsuz

etkileri asgari seviyeye indirememiş olması mülkiyet hakkının devlete yüklediği

pozitif yükümlülüğün ihlali sonucunu doğurmaktadır.

56. Açıklanan gerekçelerle başvurucuların Anayasa’nın 35.

maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

57. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve YargılamaUsulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının ilgili kısmı ve (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden

yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında

açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya

üzerinden karar verir.”

58. Başvurucular 154.125,64 TL maddi tazminat ve 100.000 TL

manevi tazminat talebinde bulunmuşlardır.

59. Anayasa Mahkemesinin Mehmet

Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna

varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler

belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte

ihlal kararının yerine getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun

ihlalin devamı anlamına geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal

edilmesiyle sonuçlanacağına işaret etmiştir (Aligül

Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).

60. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,

ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların

giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması

gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§

55, 57).

61. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda Anayasa

Mahkemesi, 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa

Mahkemesi İçtüzüğü’nün 79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi

uyarınca ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama

yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder.

Anılan yasal düzenleme, usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı

olarak ihlali ortadan kaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve

bireysel başvuruya özgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle

Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılama

kararı verildiğinde usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı

olarak ilgili mahkemenin yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda

herhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir karar

kendisine ulaşan mahkemenin yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek

devam eden ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerine

getirmektir (Mehmet Doğan, §§ 58,

59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2),

§§ 57-59, 66, 67).

62. İncelenen başvuruda dava açıldıktan sonra makul bir süre

içinde önalım bedelinin vadeli bir mevduat hesabına yatırılması biçiminde bir

tedbirin alınmamış olması sebebiyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna

ulaşılmıştır. Dolayısıyla ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığı

anlaşılmaktadır.

63. Bununla birlikte ihlalin mahkeme kararının sonucundan değil

yargılama sürecinde alınmayan tedbirlerden kaynaklanmış olduğu dikkate alındığında

yeniden yargılamaya hükmedilmesinde hukuki yarar bulunmadığı

değerlendirilmiştir.

64. Mülkiyet hakkının ihlali nedeniyle başvurucuların uğradığı

zarar miktarı, mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilen alacağının uğradığı

değer kaybı bedelidir. Başvurucuların noter ihtarnamesini davacıya 10 ay 10 gün

geç bildirdiği de dikkate alınarak başvuruculara 50.000 TL maddi tazminat

ödenmesine karar verilmesi gerekir (bkz. § 51).

65. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 257,50 TL harç ve 3.000

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.257,50 TL tutarındaki yargılama giderinin

başvuruculara müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvuruculara net 50.000 TL maddi tazminatın MÜŞTEREKEN

ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

D. 257,50 TL harç ve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

3.257,50 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine

ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin bilgi için Yargıtay Başkanlığına

GÖNDERİLMESİNE,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

29/1/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler : Serdar ÖZGÜLDÜR Hicabi DURSUN Kadir ÖZKAYA Yusuf Şevki HAKYEMEZ Raportör : Mahmut ALTIN Başvurucular : 1. Ali İMANCI 2. Eşref AYDIN Vekili : Av. Ahmet ŞENOL

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2017/15134, 29 Ocak 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Başvurucuların
  11. B. Değerlendirme
  12. A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL
  13. B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet
  14. C. Başvuruculara net 50.000 TL maddi tazminatın MÜŞTEREKEN
  15. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine
  16. F. Kararın bir örneğinin bilgi için Yargıtay Başkanlığına
  17. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2017/15134
Tarih
29 Ocak 2020

İlgili Kararlar

  • Ruhşen Mahmutoğlu Başvurusu (B. No: 2015/22)
  • Ali Taştan Başvurusu (B. No: 2017/5809)
  • İbrahim Kaya Başvurusu (B. No: 2017/29474)
  • İbrahim Çeliktaş Başvurusu (B. No: 2016/63862)
  • Asım Uzun ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2018/26593)
  • Ramazan Çaylı Başvurusu (B. No: 2017/1436)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.