İçeriğe geç
AC
Birinci Bölüm Başvuru No: 2017/1436 Tarih:

Ramazan Çaylı Başvurusu (B. No: 2017/1436)

Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

RAMAZAN ÇAYLI BAŞVURUSU (2)

(Başvuru Numarası: 2017/1436)

Karar Tarihi: 12/2/2020

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, bağımsız ve tarafsız mahkemede yargılama yapılmaması

nedeniyle adil yargılanma hakkının; ceza soruşturması kapsamında mal varlığı

hakkında verilen el koyma tedbiri nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği

iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 23/11/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas

incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

9. Türkiye 15 Temmuz 2016 gecesi silahlı bir darbe teşebbüsüyle

karşı karşıya kalmış ve Bakanlar Kurulu tarafından ülke genelinde 21/7/2016

tarihinden itibaren doksan gün süreyle olağanüstü hâl (OHAL) ilan edilmesine

karar verilmiştir. Müteaddit defalar uzatılan OHAL 19/7/2018 tarihinde son

bulmuştur. Darbe teşebbüsüne ilişkin süreç, OHAL ilanı, OHAL döneminin

gerektirdiği tedbirlere ilişkin detaylı açıklamalar Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri ([GK], B. No:

2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-20, 47-66) kararında yer almaktadır.

10. Başvurucu hakim olarak görev yapmakta iken darbe teşebbüsü

sonrasında anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs ve silahlı terör

örgütüne üye olma suçlarını işlediği şüphesiyle Zonguldak Cumhuriyet

Başsavcılığınca 17/7/2016 tarihinde gözaltına alınmıştır. Zonguldak Sulh Ceza

Hâkimliği (Hâkimlik) 21/7/2016 tarihinde başvurucunun anayasal düzeni ortadan

kaldırmaya teşebbüs etme suçundan tutuklanmasına karar vermiştir.

11. Zonguldak Cumhuriyet Başsavcılığı 28/7/2016 tarihinde

anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs ve silahlı terör örgütüne üye olma

suçlarından haklarında soruşturma yürütülen başvurucu dâhil bazı şüphelilerin

mal varlığı hakkında el koyma tedbiri uygulanmasını talep etmiştir.

12. Hâkimlik 28/7/2016 tarihinde talebi kabul ederek diğer

şüphelilerle birlikte başvurucunun tüm bankalardaki hesaplarına, tapuda kayıtlı

tüm gayrimenkullerine ve aracına el konulmasına karar vermiştir. Kararda

4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 128. maddesi ile

27/7/2016 tarihli ve 29783 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 668 sayılı

Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler ile Bazı Kurum ve Kuruluşlara

Dair Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin (KHK) 3.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının (ı) bendi dayanak olarak gösterilmiştir.

13. Kararın gerekçesinde, şüphelilerin Fetullahçı Terör

Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) kapsamında fikir ve eylem birliği

içinde hareket ettiklerine ve soruşturma konusu suçların işlendiğine dair

kuvvetli şüphenin bulunduğuna işaret edilmiştir. Şüphelilerin, el koyma

tedbirine konu mal varlıklarını örgüt faaliyetleri kapsamında edindikleri ve

söz konusu mal varlıklarını muvazaalı olarak başkalarına devredeceklerine veya

yurtdışına kaçıracaklarına ilişkin ciddi deliller olduğu vurgulanmıştır. Bu

bağlamda telafisi imkansız zararların engellenmesi amacıyla el koyma tedbirine

karar verildiği belirtilmiştir.

14. Başvurucu, 25/8/2016 tarihli ve 29812 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunun 24/8/2016 tarih

ve 2016/426 sayılı kararı ile meslekten ihraç edilmiştir. Bu karar 29/11/2016

tarihinde kesinleşmiştir.

15. Başvurucu 21/9/2016 tarihinde el koyma kararına itiraz

etmiştir. İtiraz dilekçesinde; el koyma tedbirine konu mal varlıklarının suçtan

elde edildiğine dair somut delil olmadığı, gerekli araştırma yapılmadan tedbir

kararı verildiği ve tedbirin hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek el koyma

tedbirinin kaldırılması talep edilmiştir.

16. Bir kısım şüphelilerle birlikte başvurucunun da itirazını

inceleyen Bartın Sulh Ceza Hâkimliği 27/10/2016 tarihinde; her ay şüpheli

hesabına yatan maaşın varlığı halinde maaş

kadar paranın aylık harcamalar için kullanılmak üzere çekilmesine izin

verilmesine, bunun dışındaki el koyma kararına karşı yapılan itirazların ise

ayrı ayrı reddine kesin olarak karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, el koyma

tedbirinin dosya kapsamı ve kararda dayanılan gerekçelere göre usul ve yasaya

uygun olduğu belirtilmiştir.

17. Bu karar başvurucuya 14/11/2016 tarihinde tebliğ edilmiştir.

18. Başvurucu 23/11/2016 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

19. Ankara 4. Sulh Ceza Hâkimliğinin 21/11/2016 tarihli ve

2016/6195 Değişik İş sayılı kararı ile ekteki listede isimleri bulunan

şüphelilerin mal varlıkları üzerindeki el koyma tedbirleri kaldırılmıştır. Söz

konusu listede başvurucu da bulunmaktadır.

20. Hâkimlik, Ankara 4. Sulh Ceza Hâkimliğinin 21/11/2016

tarihli kararına istinaden 23/11/2016 tarihli ve 2016/4257 Değişik İş sayılı

kararı ile başvurucu hakkında 28/7/2016 tarihinde verilen tedbir ve el koyma

kararını kaldırmıştır.

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

21. Mahkemenin 12/2/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Adli Yardım Talebi

Yönünden

22. Başvurucu bireysel başvuru harç ve masraflarını karşılayacak

geliri olmadığını beyan ederek adli yardım talebinde bulunmuştur.

23. Anayasa Mahkemesinin Mehmet

Şerif Ay (B. No: 2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkeler

dikkate alınarak geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin yargılama

giderlerini ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun açıkça

dayanaktan yoksun olmayan adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi

gerekir.

B. Bağımsız ve Tarafsız

Mahkemede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia Yönünden

24. Başvurucu; el koyma kararını veren hakimliğin savcılık

talebini inceleme yapmadan olduğu gibi kabul ettiğini ve KHK hükümlerinin bir

talimat gibi algılanarak el koyma kararı verildiğini belirterek bağımsız ve

tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

25. 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama

Usulleri Hakkında Kanun’un 47. maddesinin (3), 48. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları uyarınca bireysel başvuruda, kamu gücünün neden olduğu iddia

edilen ihlale dair olayların tarih sırasına göre özeti yapılmalı, bireysel

başvuru kapsamındaki hakların ne şekilde ihlal edildiği ve buna ilişkin

gerekçeler ve deliller açıklanmalıdır (Veli

Özdemir, B. No: 2013/276, 9/1/2014, §§ 19, 20).

26. Somut olayda başvurucu, el koyma kararını veren hakimliğin

savcılık talebini olduğu gibi kabul ettiğini ve KHK hükümlerinin talimat gibi

uygulandığını belirtmiş ise de bu hususun başvuruya konu kararı ne şekilde ve

nasıl etkilediğine ilişkin somut açıklamada bulunmamış, bu durumu ortaya koyan

herhangi bir belge veya bilgi sunmamıştır. Bu itibarla, başvurucu ihlal

iddiasına ilişkin delillerini sunma ve temel hak ve özgürlüğünün ihlal

edildiğine ilişkin açıklamalarda bulunma yönündeki yükümlülüğünü yerine

getirmemiştir. Dolayısıyla başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların

temellendirilemediği sonucuna ulaşılmıştır.

27. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının, diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna

karar verilmesi gerekir.

C. Mülkiyet Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia Yönünden

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

28. Başvurucu; 668 sayılı KHK ile 5271 sayılı Kanun'un 128.

maddesindeki güvencelerin ortadan kaldırıldığını, yetkili ve görevli olmayan

mahkemenin el koyma kararı verdiğini ve kanuna aykırı olarak keyfi bir şekilde

tedbirin uygulandığını vurgulamıştır. Başvurucu, suçtan elde edilip edilmediği

araştırılmadan tüm mal varlığı hakkında el koyma kararı verildiğini ve kararda

mal varlığının suçtan elde edildiğine dair herhangi bir gerekçe

belirtilmediğini, ayrıca tedbire karşı yapılan itirazın da gerekçesiz olarak

reddedildiğini iddia etmiştir. El koyma tedbiri nedeniyle ailesinin başkalarına

muhtaç hale geldiğini belirten başvurucu, söz konusu tedbir kararının 668

sayılı KHK'nın bir talimat gibi algılanması neticesinde verildiğini ve benzer

soruşturmalarda el koyma tedbirinin uygulanmadığını belirtmiştir. Başvurucu

sonuç olarak bu gerekçelerle mülkiyet, adil yargılanma ve özel hayata saygı

hakları ile eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

29. Bakanlık görüşünde başvurucu hakkındaki ceza yargılamasının

devam ettiği belirtilmiştir. Bakanlık, el koyma kararının şartları oluşmadığı

iddiasının 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi uyarınca tazminat davasında ileri

sürülebileceğinden başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle başvurunun kabul

edilemez bulunması gerektiğini ifade etmiştir. Bakanlık son olarak FETÖ ile

bağlantılı olunduğu şüphesiyle yürütülen soruşturma kapsamında mal kaçırma

şüphesi nedeniyle 5271 sayılı Kanun'un 128. maddesine uygun olarak verilen

kararda herhangi bir keyfilik ya da takdir hatası bulunmadığı, dolayısıyla

müdahalenin kanuni, meşru ve orantılı olduğu yönünde görüş bildirmiştir.

30. Başvurucu Bakanlık görüşüne karşı beyanında, el koyma kararı

verildiği tarihte aleyhinde hiçbir delil olmadığını ve mahkumiyetine gerekçe

olarak gösterilen ByLock

kullanımına ilişkin isnadın ceza dosyasına sonradan girdiğini belirtmiştir.

Başvurucu, tedbir kararına karşı tazminat yolunun el koyma kararının

kaldırılmasını sağlamayacağından etkili bir yol olmadığını ifade etmiştir.

Başvurucu, soruşturma dosyasında somut delil olmadan keyfi bir kararla tüm mal

varlığına el konulduğu vurgulamıştır.

2. Değerlendirme

31. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu gerekçeli karar hakkı ve özel

hayata saygı hakları ile eşitlik ilkesinin de ihlal edildiğini ileri

sürmektedir. Ancak başvurucunun mal varlığı hakkında el koyma tedbirinin

uygulanmasına ilişkin şikâyeti esas itibarıyla mülkiyet hakkını

ilgilendirdiğinden başvurucunun söz konusu ihlal iddialarının mülkiyet hakkı

bağlamında incelenmesi uygun görülmüştür.

32. Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir."

denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye bağlanmıştır. Anayasa'nın anılan

maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve

parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM,

E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20).

33. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 4/7/2013 tarihli ve

E.2013/8830, K.2013/18335 sayılı, 23/9/2013 tarihli ve E.2013/14435,

K.2013/21106 sayılı ve 14/12/2015 tarihli ve E.2014/19906, K.2015/19237 sayılı

ilamlarından da anlaşıldığı üzere 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde

düzenlenen yol, bir yandan başvurucunun maruz kaldığı elkoyma işleminin hukuka

aykırılığının tespitini, diğer yandan da uğradığı zararın tazmini imkânını

sağlamaktadır. Bu nedenle 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesi ile öngörülen hukuk

yolu başvurucunun şikâyetleri açısından erişilebilir ve elverişli bir çözüm

olanağı ve makul ölçüde bir başarı imkânı sunmaktadır (Mehmet Ali Aslan, B. No: 2013/2429,

30/3/2016, § 28).

34. Somut olayda, başvurucu hakkında FETÖ/PDY üyeliği

suçlamasıyla yürütülen ceza soruşturması kapsamında başvurucunun taşınır ve

taşınmaz mal varlığına tedbir konulmuş ve söz konusu tedbir işlemi 21/11/2016

tarihinde kaldırılmıştır. Bu doğrultuda başvurucunun mülkiyet hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddialarını 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesi ile öngörülen

hukuk yolunda ileri sürmeden bireysel başvuruda bulunduğu anlaşılmıştır.

35. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun mal varlığına tedbir

konulmasına ilişkin şikâyetinin de diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,

B. 1. Bağımsız ve tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

C. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyete

neden olacağından başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF

TUTULMASINA 12/2/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Burhan ÜSTÜN

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Selahaddin MENTEŞ

Raportör

:

Kamber Ozan TUTAL

Başvurucu

:

Ramazan ÇAYLI

Vekili

:

Av. Hatice YILDIZ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2017/1436, 12 Şubat 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası