İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm
Birinci BölümBaşvuru No: 2017/13568Tarih: 12 Şubat 2020

A.e.s. Başvurusu (B. No: 2017/13568)

Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

GİZLİLİK TALEBİ KABUL

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

A.E.S. BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2017/13568)

Karar Tarihi: 12/2/2020

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; yakalama,

gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması, tutuklama ve tutukluluğun

devamı kararlarının gerekçesiz olması, tutukluluk hâlinin makul süreyi aşması,

tutukluluğun devamı ve itirazın reddine dair kararlarındoğal hâkim ilkesine

aykırı olarak kurulmuş, bağımsız ve tarafsız olmayan bir hâkimlik tarafından

verilmesi, tutukluluk incelemeleri öncesinde sunulan Savcılık talebinin ve

tutukluluk incelemesi sırasında alınan Savcılık görüşünün bildirilmemesi,

tutukluluğun devamı yönündeki kararlara itiraz taleplerinin

değerlendirilmemesi, tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne

çıkarılmaksızın yapılması ve soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması

nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; soruşturma aşamasında arama

ve elkoyma işlemlerinin yöntemince yapılmaması nedeniyle özel hayata ve aile

hayatına saygı hakkının; soruşturma sürecindeki birtakım uygulamalar nedeniyle

adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 6/1/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Aralarında konu ve kişi yönünden irtibat bulunması nedeniyle

2018/11159 numaralı başvuru dosyasının 2017/13568 numaralı başvuru dosyasıyla

birleştirilmesine, incelemenin bu dosya üzerinden yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

7. Türkiye 15/7/2016 tarihinde askerî darbe teşebbüsüyle karşı

karşıya kalmış ve bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hâl

ilan edilmiştir. Olağanüstü hâl19/7/2018 tarihinde son bulmuştur. Kamu

makamları ve yargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün

arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son

yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması

(PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No:

2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).

8. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde darbe

girişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile

FETÖ/PDY ile bağlantılı olan ve aralarında yargı mensuplarının da bulunduğu çok

sayıda kişi hakkında Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından soruşturma

başlatılmıştır. Bu kapsamda teşebbüsün savuşturulduğu gün Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığınca -aralarında Yüksek Mahkeme üyelerinin de bulunduğu- üç bine

yakın yargı mensubu hakkında FETÖ/PDY ile bağlantılarının bulunduğu iddiasıyla

başlatılan soruşturmada bu kişilerin büyük bölümü hakkında gözaltı ve tutuklama

tedbirlerine başvurulmuştur (Aydın Yavuz ve

diğerleri, §§ 51, 350).

9. Hâkim olarak görev yapmakta olan başvurucu, Mersin Cumhuriyet

Başsavcılığınca FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardan yürütülen bir soruşturma

kapsamında 17/7/2016 tarihinde gözaltına alınmıştır.

10. Başvurucu 20/7/2016 tarihinde Mersin Cumhuriyet

Başsavcılığında müdafii huzurunda ifade vermiştir. Başvurucunun ifade alma

işlemi sırasında müdafii de hazır bulunmuştur.Başvurucu ifadesinde özetle;

Konya Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olduğunu, 2002 yılında Kaş

Adliyesinde hâkim olarak göreve başladığını, yabancı dil puanının yüksek olması

sebebiyle 2008 yılında Adalet Bakanlığı Avrupa Birliği Genel Müdürlüğünde

tetkik hâkimi olarak görevlendirildiğini, 2009 yılında Adalet Bakanlığı

(Bakanlık) tetkik hâkimi iken kendi isteği olmaksızın Bakanlık kanalı ile

Amerika Birleşik Devletleri'ne yabancı dil eğitimi için gönderildiğini, bu

eğitimin sona ermesinden sonra Jean Monnet Burs Programı'nı kazanarak 2011

yılında Belçika'da yüksek lisans eğitimi aldığını, bu eğitimi tamamlamasından

sonra da 2012 ve 2014 yılları arasında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde

çalıştığını, 2014 yılı yaz kararnamesi ile de Mersin hâkimliğine atandığını,

isnat edilen suçu kabul etmediğini beyan etmiştir. Başvurucunun müdafii,

dosyada atılı suçları işlediğine dair bir delil bulunmaması nedeniyle

müvekkilinin serbest bırakılmasını talep etmiştir.

11. Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı 20/7/2016 tarihinde silahlı

terör örgütüne üye olma ve anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme

suçlarından tutuklanması istemiyle başvurucuyu -başka şüphelilerle birlikte-

Mersin 2. Sulh Ceza Hâkimliğine sevk etmiştir.

12. Başvurucunun sorgusu Mersin 2. Sulh Ceza Hâkimliğinde

20-21/7/2016 tarihlerinde yapılmıştır. Sorgu tutanağına göre başvurucuya

yüklenen suç anlatılmış, Mersin Barosunca görevlendirilen başvurucunun müdafii

de sorgu esnasında hazır bulunmuştur. Başvurucu ifadesinde özetle silahlı terör

örgütüne üyelik suçlamasını kabul etmediğini belirtmiştir.

13. Sorgu sonucunda başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma

ve anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçlarından tutuklanmasına

karar verilmiştir. Bu kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"... üzerine atılı ... suçlarının vasıf

ve mahiyeti, kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin ve

tutuklama nedenlerinin bulunması, aleyhlerine mevcut adli bulgular, delillerin

tamamen toplanmamış olması, suçun kanundaki ceza miktarı,suçun CMK 100.

maddesinde sayılan katolog suçlardan olduğu, tutuklamanın bir tedbirden ibaret

olması, işin önemi, verilmesibeklenen ceza ile tutuklama tedbirinin ölçülü

olması ve adli kontrolün yetersiz kalacağının anlaşılması nedenleri ile

şüphelilerin atılı suçdan CMK 100 vd. maddeleri uyarınca ayrı

ayrıtutuklanmasına ... [karar

verildi.] "

14. Başvurucu 22/7/2016 tarihinde tutuklama kararına itiraz

etmiş, Mersin 3. Sulh Ceza Hâkimliğince 26/7/2016 tarihinde itirazın kesin

olarak reddine karar verilmiştir.

15. Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı yetkisizlik kararı vererek

dosyayı Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir.

16. Başvurucu hakkında Ankara Sulh Ceza Hâkimliklerince

müteaddit defa tutukluluk hâlinin uzatılmasına karar verilmiş olup başvurucunun

müdafii başvuru formunda müvekkili hakkında verilen en son tutukluluğun devamı

kararına itiraz ettiğini, kendisine bir tebligat yapılmadığını, itirazının

7/12/2016 tarihli karar ile kesin olarak reddedildiğinin13/12/2016 tarihinde

soruşturma kalemi personelince sözlü olarak tarafına bildirildiğini ancak

soruşturma dosyasındaki gizlilik kararından dolayı anılan kararın tebliğinin

yapılmadığını, sadece itirazın reddedildiği tarihin söylendiğini belirtmiştir.

17. Başvurucu 6/1/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

18. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 6/1/2017 tarihli ve 29940

Mükerrer sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 680 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında

Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin (KHK) 7.

maddesi ile 24/2/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun

93/1. maddesinde, hâkim ve savcıların kişisel suçları hakkında soruşturma yapma

yetkisinin ilgilinin görev yaptığı yerin bağlı olduğu bölge adliye mahkemesinin

bulunduğu yerdeki il Cumhuriyet başsavcılığına ait olduğu şeklinde değişiklik

yapılmış olması gerekçesiyle 12/1/2017 tarihinde yetkisizlik kararı vererek

dosyayı Antalya Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir.

19. Soruşturmayı yürüten Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı,

başvurucu hakkındaki 22/9/2017 tarihli yetkisizlik kararıyla -başvurucunun son

görev yerinin Mersin olması ve Mersin'in bağlı olduğu Adana Bölge Adliye

Mahkemesinin faaliyete geçmiş olması nedeniyle- dosyayı Adana Cumhuriyet

Başsavcılığına göndermiştir.

20. Adana Cumhuriyet Başsavcılığı 10/1/2018 tarihinde başvurucu

hakkında anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan kovuşturma

yapılmasına yer olmadığına karar vermesinin yanı sıra aynı tarihli iddianamesi

ile de başvurucunun silahlı terör örgütü üyesi olma suçundan cezalandırılması

istemiyle aynı yer ağır ceza mahkemesinde dava açmıştır. FETÖ/PDY'ye ve ByLock programına ilişkin genel

açıklamaların yer aldığı iddianamede ilk olarak FETÖ/PDY'nin hangi amaç ve

saikle kurulduğuna, hangi alanlarda faaliyet gösterdiğine, hiyerarşik yapısına

ve hukuka aykırı hangi tür eylemlerde bulunduğuna değinilmiştir.

21. İddianamede, başvurucunun gerek organik olarak gerekse

örgütsel nitelikli eylemleri bakımından FETÖ/PDY hiyerarşisi içinde yer aldığı

ileri sürülmüştür. Suçlamaya esas alınan olgular şöyle özetlenebilir:

i. FETÖ/PDY ile irtibatlı olduğu gerekçesiyle Hâkimler ve

Savcılar Yüksek Kurulunun (HSYK) 24/8/2016 tarihli ve 426 sayılı kararı ile

başvurucunun meslekten çıkarılmasına karar verildiği, bu kararın 29/11/2016

tarihinde kesinleştiği belirtilmiştir.

ii. Başvurucunun FETÖ/PDY'nin kendi üyeleri arasında iletişim

amaçlı kullandığı ByLock isimli

şifreli haberleşme programını 399024 İD numarası ile kullandığı ileri

sürülmüştür.

iii. Başvurucunun kullanmakta olduğu cep telefonu üzerinde

yapılan HTS analizi sonucu düzenlenen rapor içeriğine göre haklarında FETÖ/PDY

ile bağlantılı suçlardan soruşturma yürütülen kişilerle telefon irtibatının

bulunduğu iddia edilmiştir.

iv. FETÖ/PDY'ye aidiyeti, iltisakı veya örgütle irtibatı olduğu

gerekçesiyle 23/7/2016 tarihli ve 29779 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 667

sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin KHK ile kapatılan

Yargıçlar ve Savcılar Birliği (YARSAV) isimli (ayrıntılı bilgi için bkz. Selçuk Özdemir [GK], B. No: 2016/49158,

26/7/2017, § 22) derneğe

başvurucunun 6/11/2008 tarihinde üye olduğunun belirlendiği belirtilmiştir.

v. Başvurucunun örgüt üyesi olduğuna yönelik tanık beyanlarının

bulunduğu ileri sürülmüştür.

22. İddianamede ayrıca başvurucu hakkında beyanda bulunan bazı

kişilerin anlatımlarına yer verilmiştir. Bu beyanların ilgili kısımları

şöyledir:

- M.Y. alınan ifadesinde, "...

Mersinde görevde olan Mersin 5. Ağır Ceza Mahkemesi üyeleri Dr. [A.E.S.] ile

..., Asliye Ceza hakimi ...'nın da paralel yapı olarak adlandırılan yapının

içinde oldukları yönünde adliyede söylentiler vardı. Ancak bu hususta görgüye

dayalı bilgim yoktur." şeklinde beyanda bulunmuştur.

- M.O.C. ifadesinde "M.A.

isimli şahısla, yakın arkadaşı olan bir dönem doktora öğrencisi FETÖ'cü (açığa

alınmıştır) hakim [A.E.S.] yüzünden tartıştığım günden beri hiçbir diyaloğum

yoktur. ...,[A.E.S.] isimli şahıslar Adalet Bakanlığında bürokrat hakim

statüsündeyken kendilerine hızlı ve kıyak doktoralar yaptırılmıştır ve darbe

girişiminin akabinde üç isimde açığa alınmıştır." şeklinde

anlatımda bulunmuştur.

- M.Y. alınan ifadesinde, "...Mersinde

görevde olan Mersin 5. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı ..., Mersin 5. Ağır Ceza

Mahkemesi üyeleri Dr. [A.E.S.] ile ..., Asliye Ceza hakimi ...'nın da paralel

yapı olarak adlandırılan yapının içinde oldukları yönünde adliyede söylentiler

vardı. Ancak bu hususta görgüye dayalı bilgim yoktur." şeklinde

beyanda bulunmuştur.

- M.Ö. ifadesinde "Benim

dönemimde yani 2000-2004 yılları arasında birden fazla hukuk fakültesi

mezunları evi vardı. Bu evler Konya Meramda idi. Bu evlerde ..., [A.E.S.],,

....... ile birlikte ders çalıştık, daha sonra bunlarda benimle birlikte sınavı

kazandılar. ...İstanbul Anadolu hakimi ...'ın cemaatçi olduğunu ortak

arkadaşımız olan [A.E.S.] ile Ankara'da örgüt/cemaatin stajyer evinde

kalmasından biliyorum. ..., Mersin hakimi [A.E.S.] ve ...'in cemaatçi

olduklarını fakülte arkadaşlarım olmaları nedeni ile biliyorum"

şeklinde beyanda bulunmuştur.

23. Başvurucuya isnat edilen suça dayanak olan olgulara ilişkin

hukuki değerlendirmeler iddianamede şöyle ifade edilmiştir:

"...örgütün gizli ve şifreli haberleşme

aracı olan bylock'u kullanmasının yanısıra üniversiteden mezun olduktan sonra

örgütün Konya'da bulunan çalışma evlerinde kaldığının, yine hakim-savcı

adaylığı döneminde örgütün Ankara'da bulunan evlerinde kaldığının, hakim olarak

görev yaptığı dönemde FETÖ/PDY terör örgütü üyeleri ile iletişim halinde

kalarak irtibat kurduğunun,... FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne aidiyeti,

iltisakı veya irtibatı olması nedeniyle KHK ile kapatılan YARSAV derneğine

06.11.2008 tarihinde üye olduğunun ve söz konusu dernek kapatılana kadar

üyeliğini devam ettirdiğinin, yine hakim olarak görev yaptığı dönem içerisinde

örgüt üyeleri tarafından kendi aralarında haberleşmek için kullanılan örgütün

gizli ve şifreli haberleşme aracı olan bylock programını kullanmak suretiyle

hem örgüt üyeleri ile hemde örgütle olan iletişimini ve bağını koparmamaya

çalışıp örgüt üyeleriyle iletişim halinde kalarak örgüt ile arasında olan

bağını dahada sağlamlaştırdığının ve örgüt yapılanması içerisinde gönüllü

olarak kalmaya devam ettiğinin, bu şekilde örgütle organik bağ kurup, örgütün

kuruluş amaçlarını faaliyet ve eylemlerini benimseyerek, gönüllü olarak bilerek

ve isteyerek örgütün hiyerarşik yapısına dahil olmayı tercih ettiğinin ve

FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olduğunu gösteren eylem çeşitliliği,

sürekliliği ve yoğunluğu olduğunun anlaşıldığı, şüphelinin FETÖ/PDY silahlı

terör örgütünün organik ve hiyerarşik yapısı içerisine dahil ve üyesi olduğuna ilişkin

hakkında Cumhuriyet Başsavcılığımızca kamu davası açılmasına yetecek kuvvetli

suç şüphesinin ve somut delillerin bulunduğu tüm dosya kapsamından

anlaşılmakla..."

24. Adana 13. Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) 22/1/2018 tarihinde iddianamenin kabulüne karar

vermiş ve E.2018/20 sayılı dosya üzerinden kovuşturma aşaması başlamıştır.

25. Mahkemece 12/3/2018 tarihli duruşmada başvurucunun

tahliyesine karar verilmiştir.

26. Yapılan yargılama sonunda Mahkemenin 7/11/2018 tarihli

kararıyla başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 6 yıl 3 ay

hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.

27. Başvurucu, bu karara karşı istinaf yoluna başvurmuş olup

bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla davanın istinaf incelemesi

devam etmektedir.

IV. İLGİLİ HUKUK

28. İlgili hukuk için bkz. Salih

Sönmez (B. No: 2016/25431, 28/11/2018, §§ 33-56) başvurusuna ilişkin

karar.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

29. Mahkemenin 12/2/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişi Hürriyeti ve

Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

1. Yakalama ve Gözaltının

Hukuki Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

30. Başvurucu; yasal koşulları bulunmadan hakkında yakalama

kararı verilerek gözaltına alınmasının hukuka aykırı olduğunu belirterek kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

31. Bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek

için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekir. Anayasa Mahkemesine

bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece mahkemelerince

düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir hak arama yoludur

(Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt,

B. No: 2012/403, 26/3/2013, §§ 16, 17).

32. Anayasa Mahkemesi, kanunda öngörülen gözaltı süresinin

aşıldığı veya yakalama ve gözaltına alınmanın hukuka aykırı olduğu iddialarına

ilişkin olarak bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla asıl dava

sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak- 4/12/2004

tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 141. maddesinde öngörülen

tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu

sonucuna varmıştır (Hikmet Kopar ve

diğerleri [GK], B. No: 2014/14061, 8/4/2015, §§ 64-72; Hidayet Karaca [GK], B. No: 2015/144,

14/7/2015, §§ 53-64; Günay Dağ ve diğerleri

[GK], B. No: 2013/1631, 17/12/2015, §§ 141-150; İbrahim Sönmez ve Nazmiye Kaya, B. No: 2013/3193,

15/10/2015, §§ 34-47).

33. Buna göre 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilen

dava yolunun başvurucunun durumuna uygun, telafi kabiliyetini haiz, etkili bir

hukuk yolu olduğu ve bu olağan başvuru yolu tüketilmeden yapılan bireysel

başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincillik

niteliği ile bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır.

34. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun hukuka aykırı olarak

gözaltına alındığı iddiasıyla ilgili olarak yargısal başvuru yolları

tüketilmeden bireysel başvuru yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Tutuklamanın Hukuki

Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

35. Başvurucu; suç şüphesi ve bunu haklı kılan somut olgu ya da

deliller olmamasına rağmen görevinden kaynaklanan güvencelere de riayet

edilmeksizin hakkında tutuklama kararı verildiğini, delilleri karartma

tehlikesi ve kaçma şüphesinin de somut olayda bulunmadığını, tutuklama ve

itiraz üzerine verilen kararlarda şikâyetleri incelenmeden, gerekçesiz olarak karar

verildiğini belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

36. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

37. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci

fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini veya değiştirilmesini

önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda

gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir."

38. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Bu itibarla somut olayda başvurucunun bu

bölümdeki iddialarının özünün tutuklanmasının hukuki olmadığına yönelik olduğu

anlaşılmakla bu bölümdeki şikâyetlerinin Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü

fıkrası kapsamında incelenmesi gerekir.

i. Uygulanabilirlik

Yönünden

39. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması" kenar

başlıklı 15. maddesi şöyledir:

"Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya

olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl

edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin

kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada

öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.

Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da,

savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin

yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din,

vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı

suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile

saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."

40. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin

uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları

incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere

ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir. Buna göre olağanüstü

bir durumun bulunması ve bunun ilan edilmesinin yanı sıra bireysel başvuruya

konu temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden tedbirin olağanüstü durumla

bağlantılı olması hâlinde inceleme Anayasa'nın 15. maddesi uyarınca

yapılacaktır (Aydın Yavuz ve diğerleri,

§§ 187-191).

41. Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen ve tutuklama

tedbirine konu olan suçlama, başvurucunun darbe teşebbüsünün arkasındaki

yapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY üyeliği iddiasıdır. Anayasa Mahkemesi,

anılan suçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarla ilgili

olduğunu değerlendirmiştir (Selçuk Özdemir

[GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, § 57).

42. Bu itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin hukuki olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi

kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun

tutuklanmasının başta Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer

maddelerinde yer alan güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek,

aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin bu

aykırılığı meşru kılıp kılmadığı değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 193-195, 242;

Selçuk Özdemir, § 58).

ii. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

43. Başvurucu, FETÖ/PDY üyesi olma suçundan 5271 sayılı Kanun'un

100. maddesi uyarınca tutuklanmıştır. Dolayısıyla başvurucu hakkında uygulanan

tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır.

44. Diğer taraftan başvurucu bir hâkim olarak mesleğinden

kaynaklanan güvencelere riayet edilmeksizin tutuklandığını iddia etmektedir.

45. Anayasa Mahkemesi, darbe teşebbüsünden sonraki dönemde bu

teşebbüsün arkasındaki yapılanma olduğu kabul edilen FETÖ/PDY ile bağlantılı

suçlardan yürütülen soruşturmalar kapsamında yargı mensupları hakkında

uygulanan tutuklama tedbirlerinin hukukiliğine ilişkin bireysel başvuruları

incelediği birçok kararında, başvurucu yargı mensuplarının mesleklerinden veya görevlerinden kaynaklanan

güvencelere riayet edilmeksizin tutuklandıkları ve bu nedenle tutuklamanın

kanuni dayanağının bulunmadığı iddialarını incelemiştir. Anayasa

Mahkemesi bu inceleme sonucunda gerek Yüksek Mahkeme üyeleri gerekse diğer

yargı mensupları bakımından tutuklamaya konu olaylara ilişkin olarak soruşturma

mercilerince veya tutuklamaya karar veren yargı organlarınca isnat edilen ve

tutuklamaya konu olan suçların kişisel suç

olduğu ve ayrıca ağır cezayı gerektiren suçüstü hâlinin bulunduğu yönündeki

değerlendirmelerin olgusal ve hukuki temellerinin bulunduğu, dolayısıyla

tutuklama tedbirlerinin kanuni dayanaktan yoksun olduğunun söylenemeyeceği

sonucuna varmıştır. Kaldı ki -Yüksek Mahkeme üyelerinden farklı olarak- hâkim

ve Cumhuriyet savcıları yönünden ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü

hâli bulunmasa da kişisel suçlarına ilişkin olarak soruşturma yürütülmesi için

bir izin şartı bulunmadığı Yargıtay Ceza Genel Kurulunun birçok kararında

belirtilmiştir (Mustafa Özterzi[GK],

B. No: 2016/14597, 31/10/2019, § 93).

46. Başvurucunun 15/7/2016 tarihinde başlayan ve ertesi gün de

devam eden darbe teşebbüsünün savuşturulması sonrasında gözaltına alınıp darbe

teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen ve yargı makamlarınca

silahlı bir terör örgütü olduğuna karar verilen FETÖ/PDY üyeliği suçundan

tutuklandığı dikkate alındığında başvurucuya isnat edilen silahlı terör örgütü

üyesi olma suçu bakımından suçüstü hâlinin bulunduğu yönünde soruşturma

mercilerince yapılan değerlendirmelerin olgusal ve hukuki temelden yoksun ve

keyfî olduğunun kabulü mümkün görülmemiştir (Mustafa

Özterzi, § 94).

47. Dolayısıyla somut olayın koşullarında başvurucunun hâkim

olması nedeniyle Anayasa veya 2802 sayılı Kanun'dan kaynaklanan güvenceler

uygulanmaksızın kanuna aykırı olarak tutuklandığı iddiası yerinde değildir. Bu

itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı

bulunmaktadır (Mustafa Özterzi,§

95).

48. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin

meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın

ön koşulu olan suçun işlendiğine dair

kuvvetli belirti bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

49. Mersin 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin tutuklama kararında,

başvurucu yönünden kuvvetli suç şüphesini oluşturan somut olguların bulunduğuna

genel ifadelerle değinilmiş ancak bu somut olguların neler olduğu

açıklanmamıştır (bkz. § 13).

50. Başvurucu hakkında düzenlenen iddianamede ise başvurucunun

isnat edilen suçu (silahlı terör örgütüne üye olma) işlediğine dair delil

olarak HSYK'nın meslekten çıkarma kararına, başvurucunun FETÖ/PDY üyelerinin

kendi aralarındaki iletişimi sağladığı ifade edilen ByLock uygulamasının kullanıcısı olmasına, haklarında

FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardan soruşturma yürütülen bazı kişilerle telefon

irtibatının bulunduğuna dair HTS raporuna, YARSAV isimli derneğe üye olmasına

dayanılmıştır. İddianamede ayrıca başvurucunun FETÖ/PDY üyesi olduğuna yönelik

tanık ifadelerine de yer verilmiştir (bkz. §§ 21/v, 22).

51. Soruşturma mercilerince suçlamaya esas alınan olgular

arasında başvurucunun ByLock

uygulamasının kullanıcısı olmasının yer aldığı görülmektedir. Anayasa Mahkemesi,

ByLock uygulamasının özellikleri

gözönüne alındığında kişilerin bu uygulamayı kullanmalarının veya kullanmak

üzere elektronik/mobil cihazlarına yüklemelerinin soruşturma makamlarınca

FETÖ/PDY ile olan ilgi bakımından bir belirti olarak değerlendirilebileceğini

belirtmektedir (Aydın Yavuz ve diğerleri,

§§ 106, 267). Buna göre soruşturma makamlarınca ve tutuklama tedbirine karar

veren mahkemelerce FETÖ/PDY üyesi olmakla suçlanan başvurucunun ByLock uygulamasını kullanmasının somut

olayın koşullarına göre suçun işlendiğine dair kuvvetli

belirti olarak kabul edilmesi, anılan programın özellikleri

itibarıyla temelsiz ve keyfî bir tutum olarak değerlendirilemez (aynı yöndeki

değerlendirme için bkz. Selçuk Özdemir,

§ 74; Neslihan Aksakal, B. No:

2016/42456, 26/12/2017, § 57).

52. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu

değerlendirmede tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar göz ardı

edilmemelidir.

53. Darbe teşebbüsü sırasında gerçekleşen vahim olayların

toplumda oluşturduğu kaygı, teşebbüsün faili olduğu belirtilen FETÖ/PDY'nin

örgütlenmesinin karmaşıklığı ve bu yapılanmanın arz ettiği tehlike (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 15-19, 26)

darbe teşebbüsüne ilişkin faaliyetler kapsamında ülke genelinde binlerce kişi

tarafından icra edilen, suç oluşturabilecek nitelikteki on binlerce eylemin

aynı anda işlenmesi, bunun yanı sıra çoğunluğu önemli yerlerde kamu görevlisi

olan on binlerce şüpheli hakkında doğrudan darbeyle ilişkili olmasa da

FETÖ/PDY'ye mensubiyet nedeniyle ivedilikle soruşturma yapılması ihtiyacı

birlikte dikkate alındığında soruşturma konusu olaylara ilişkin delillerin

sağlıklı bir şekilde toplanabilmesi ve soruşturmaların güvenlik içinde yürütülebilmesi

için tutuklama dışındaki koruma tedbirlerinin yetersiz kalması söz konusu

olabilir (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri, § 271; Selçuk Özdemir, § 78).

54. Darbe teşebbüsüyle bağlantılı veya darbe teşebbüsüyle

bağlantılı olmasa bile teşebbüsün faili olduğu belirtilen FETÖ/PDY ile

bağlantılı kişilerin teşebbüs sırasında veya sonrasında ortaya çıkan kargaşadan

yararlanmak suretiyle kaçma imkânı ve bu dönemde delillere etki edilmesi

ihtimali normal zamanda işlenen suçlara göre çok daha fazladır. Diğer taraftan

FETÖ/PDY'nin ülkedeki neredeyse tüm kamu kurum ve kuruşlarında örgütlenmiş

olması, yüz elliyi aşkın ülkede faaliyet göstermesi ve ciddi seviyede

uluslararası ittifaklarının bulunması, bu yapılanma ile ilgili olarak soruşturmaya

tabi tutulan kişilerin yurt dışına kaçmasını ve yurt dışında barınmasını büyük

ölçüde kolaylaştıracaktır (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri, § 272; Selçuk Özdemir, § 79).

55. Başvurucunun tutuklanmasına esas alınan silahlı terör örgütü

üyesi olma suçu, Türk hukuk sistemi içinde ağır cezai yaptırımlar öngörülen suç

tipleri arasında olup isnat edilen suça ilişkin olarak kanunda öngörülen

cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden durumlardan biridir (aynı yöndeki

değerlendirmeler için bkz. Hüseyin Burçak,

B. No: 2014/474, 3/2/2016, § 61; Devran

Duran [GK], B. No: 2014/10405, 25/5/2017, § 66). Ayrıca anılan suç

5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan ve kanun

gereği tutuklama nedeni varsayılabilen

suçlar arasındadır (Gülser Yıldırım (2)

[GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, § 148).

56. Somut olayda Mersin 2. Sulh Ceza Hâkimliğince başvurucunun

tutuklanmasına karar verilirken; işlendiği iddia olunan silahlı terör örgütüne

üye olma suçunun niteliğine, kanunda öngörülen yaptırımın ağırlığına,

delillerin tamamen toplanmamış olmasına, 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin

(3) numaralı fıkrasında yer alan katalog suçlar arasında olmasına, adli kontrol

tedbirinin yetersiz kalacak olmasına dayanıldığı görülmektedir (bkz. § 13).

57. Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andaki genel

koşullar ve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile Mersin 2. Sulh

Ceza Hâkimliği tarafından verilen kararın içeriği birlikte değerlendirildiğinde

başvurucu yönünden özellikle -suçun ağırlığına atfen- kaçma ve delilleri

etkileme şüphesine yönelen tutuklama nedenlerinin olgusal temellerinin olduğu

söylenebilir.

58. Başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü olup

olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın 13.

ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm

özellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser

Yıldırım (2), § 151).

59. Öncelikle terör suçlarının soruşturulması kamu makamlarını

ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organize

olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesini

aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır (aynı

yöndeki değerlendirmeler için bkz. Süleyman

Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756, 16/11/2016, § 214; Devran Duran, § 64). Özellikle darbe

teşebbüsüyle veya FETÖ/PDY ile bağlantılı soruşturmaların kapsamı ve niteliği

ile FETÖ/PDY'nin özellikleri (gizlilik, hücre tipi yapılanma, her kurumda

örgütlenmiş olma, kendisine kutsallık atfetme, itaat ve teslimiyet temelinde

hareket etme gibi) de dikkate alındığında bu soruşturmaların diğer ceza

soruşturmalarına göre çok daha zor ve karmaşık olduğu ortadadır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 350).

60. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkate

alındığında Mersin 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin isnat edilen suç için öngörülen

yaptırımın ağırlığını, işin niteliğini ve önemini de gözönünde tutarak

başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve adli kontrol

uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varmasının (bkz. § 13) keyfî ve

temelsiz olduğu söylenemez.

61. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukuki

olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan

başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

62. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına

tutuklama yoluyla yapılan müdahalenin Anayasa'da bu hakka dair (13. ve 19.

maddelerde) yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden

Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme

yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

3. Tutukluluğun Makul

Süreyi Aştığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

63. Başvurucu; tutukluluğunun makul süreyi aştığını,

tutukluluğun devamına ilişkin gerekçelerin ilgili ve yeterli olmadığını

belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

b. Değerlendirme

64. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının

tüketilmesi zorunludur.(İsmail Buğra İşlek,

B. No: 2013/1177, 26/3/2013, § 17).

65. Anayasa Mahkemesi, tutukluluğun kanunda öngörülen azami

süreyi veya makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılan bireysel başvurular

bakımından bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla başvurucu tahliye

edilmiş ise asıl dava sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf

yaparak- 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma

imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Erkam Abdurrahman Ak, B. No: 2014/8515,

28/9/2016, §§ 48-62; İrfan Gerçek,

B. No: 2014/6500, 29/9/2016, §§ 33-45).

66. Somut olayda bireysel başvuruda bulunduktan sonra 12/3/2018

tarihinde tahliyesine karar verilen başvurucunun tutukluluğunun makul süreyi

aştığına ilişkin iddiası, 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi kapsamında açılacak

davada incelenebilir. Bu madde kapsamında açılacak dava sonucuna göre

başvurucunun tutukluluğunun makul süreyi aştığının tespiti hâlinde görevli

mahkemece başvurucu lehine tazminata da hükmedilebilecektir. Buna göre 5271 sayılı

Kanun'un 141. maddesinde belirtilen dava yolu başvurucunun durumuna uygun,

telafi kabiliyetini haiz, etkili bir hukuk yoludur ve bu olağan başvuru yolu

tüketilmeden yapılan bireysel başvurunun incelenmesi bireysel başvurunun ikincillik niteliği ile bağdaşmamaktadır.

67. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutukluluğun makul

süreyi aştığı iddiasına ilişkin olarak yargısal başvuru yolları tüketilmeden

bireysel başvuru yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

4. Sulh Ceza

Hâkimliklerinin Doğal Hâkim, Bağımsız ve Tarafsız Hâkim İlkelerine Aykırı

Olduğuna İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

68. Başvurucu; tutukluluğuna ilişkin karar veren sulh ceza

hâkimliklerinin doğal hâkim

ilkesine aykırı olduğunu, tarafsız ve bağımsız bir mahkeme niteliğinde

bulunmadığını, bu hâkimliklerin kapalı devre sistemiyle çalıştığını belirterek

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

69. Anayasa Mahkemesince sulh ceza hâkimliklerinin doğal hâkim

güvencesini sağlamadıkları, tarafsız ve bağımsız mahkeme olmadıkları ve

tutukluluğa itirazın bu yargı mercilerince karara bağlanmasının hürriyetten

yoksun bırakılmaya karşı etkili bir itirazda bulunmayı imkânsız hâle

getirdiğine ilişkin iddialar birçok kararda incelenmiş; bu kararlarda sulh ceza

hâkimliklerinin yapısal özellikleri dikkate alınarak söz konusu iddiaların

açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varılmıştır (diğerleri arasından bkz. Hikmet Kopar ve diğerleri, §§ 101-115; Mehmet Baransu (2), B. No: 2015/7231,

17/5/2016, §§ 64-78, 94-97).

70. Somut başvuruda, aynı mahiyetteki iddialara ilişkin olarak

anılan kararlarda varılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

71. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun sulh ceza

hâkimliklerinin doğal hâkim, bağımsız ve tarafsız hâkim ilkelerine aykırı

olduğu iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan

başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

5. Tutukluluğun Devamı

Yönündeki Kararlara İtiraz Taleplerinin Değerlendirilmediğine İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

72. Başvurucu, tutukluluğun devamı yönündeki kararlara itiraz

taleplerinin değerlendirilmediğini belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

73. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe

Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, §§ 16, 17).

74. 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

(k) bendi yakalanan veya tutuklanan kişilere, yakalama ve tutuklama işlemine

karşı kanunda öngörülen başvuru imkânlarından yararlandırılmamaları durumunda

maddi ve manevi her türlü zararlarının tazminini isteyebilmelerine imkân

sağlamaktadır. Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurunun incelendiği tarih

itibarıyla tahliyesine karar verilmiş ya da hükümlü hâle gelmiş başvurucular

yönünden asıl dava sonuçlanmamış da olsa anılan yolun tüketilmesi gereken

etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (tahliye olmuş başvurucular

yönünden bkz. Cafer Yıldız, B.

No: 2014/9308, 9/1/2018, §§ 37-40; Yaşar

Saçlı, B. No: 2014/9311, 24/1/2018, §§ 37-40; hükümlü hâle gelmiş

başvurucular yönünden bkz. Özgür Arıbaş, B.

No: 2015/2394, 31/10/2018, §§ 57-60).

75. Somut başvuruda, aynı mahiyetteki iddialara ilişkin olarak

anılan kararlarda varılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum

bulunmamaktadır.

76. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

6. Tutukluluk

İncelemelerinin Hâkim/Mahkeme Önüne Çıkarılmaksızın Yapıldığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

77. Başvurucu; soruşturma süresince tüm tutukluluk

incelemelerinin dosya üzerinden yapıldığını, bu incelemelerde duruşma

yapılmadığını ve dinlenilmediğini belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

78. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe

Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, §§ 16, 17).

79. Anayasa Mahkemesi Salih

Sönmez kararında tutukluluk incelemelerinin duruşmasız yapılması

ve/veya makul sürede hâkim/mahkeme önüne çıkarılmama şikâyetini incelemiştir.

Anayasa Mahkemesi anılan kararda inceleme tarihi itibarıyla başvurucunun hâkim/mahkeme

önüne çıkarılmış olması hususunu nazara alarak verilecek bir ihlal kararının

yeniden hâkim önüne çıkarılmasını sağlamayacağını ve serbest kalması sonucunu

doğurmayacağını belirtmiş ve bu durumda yalnızca kişinin uzun süre

hâkim/mahkeme önüne çıkarılmamasıyla ilgili bir hak ihlalinin tespiti ve

gerekiyorsa belli bir miktar tazminata hükmedilmesiyle yetinileceği sonucuna

varmıştır (Salih Sönmez, §§

166-177).

80. Öte yandan Anayasa Mahkemesi; anılan kararda, bu tür ihlal

iddiaları bakımından öncelikle aynı giderim imkânını sağlayan başvuru

yollarının tüketilmesi ve bunlardan sonuç alınamaması hâlinde bireysel

başvuruda bulunulması gerektiğini belirterek 5271 sayılı Kanun'un 141.

maddesinde belirtilen dava yolunun başvurucunun durumuna uygun, telafi

kabiliyetini haiz, etkili bir hukuk yolu olduğu tespitini yapmış ve başvuru

yollarının tüketilmediği sonucuna varmıştır.

81. Somut olayda başvurucu 21/7/2016 tarihinde tutuklandıktan 1

yıl 7 ay 19 gün sonra 12/3/2018 tarihinde mahkeme önüne çıkmış ve itirazlarını

etkili bir biçimde ileri sürme fırsatına sahip olmuştur. Dolayısıyla somut

başvuru yönünden anılan karardan ayrılmayı gerektiren bir durum söz konusu

değildir.

82. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutukluluk

incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapıldığına ilişkin iddiası

ile ilgili olarak yargısal başvuru yolları tüketilmeden bireysel başvuru

yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul

edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

7. Soruşturma Dosyasına

Erişimin Kısıtlandığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

83. Başvurucu; soruşturma dosyasında gizlilik kararının

bulunması nedeniyle hakkındaki suçlamaları öğrenemediğini ve savunmasını

yeterince hazırlayamadığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

i. Uygulanabilirlik

Yönünden

84. Başvurucunun şikâyetlerine konu kısıtlama kararının

verildiği belirtilen soruşturmada başvurucuya yöneltilen suçlamanın olağanüstü

hâl ilanına sebebiyet veren olaylarla ilgili olduğu kabul edildiğinden

öncelikle kısıtlamanın Anayasa'nın 19. maddesinde yer alan güvencelere aykırı

olup olmadığı tespit edilecek, aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15.

maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp kılmadığı

değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve

diğerleri, §§ 193-195, 242).

ii. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

85. Anayasa Mahkemesi, soruşturma dosyalarına erişime yönelik

olarak verilen kısıtlama kararlarının tutuklu kişilerin özgürlüklerinden mahrum

bırakılmalarına karşı itirazda bulunma hakkı üzerindeki etkisini birçok

kararında incelemiştir. Bu kararlarda, öncelikle yakalanan veya tutuklanan

kişiye yakalama ya da tutuklama sebeplerinin ve hakkındaki iddiaların bildirilmesi

gerektiği ancak buradaki bildirim yükümlülüğünün isnat edilen suçlamalara esas

tüm bilgi ve delilleri kapsamadığı belirtilmiş; bu bağlamda başvurucunun

tutuklamaya konu suçlamalara ilişkin temel unsurları bilip bilmediği dikkate

alınmıştır (Günay Dağ ve diğerleri,

§§ 168-176; Hidayet Karaca, §§

105-107; Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri,

§§ 248-257).

86. Somut olayda ifade ve sorgu tutanakları, tutukluluğa ilişkin

kararlar, başvurucu veya müdafileri tarafından verilen tutukluluğa ilişkin

dilekçeler ve soruşturma dosyasındaki bilgi ve belgeler incelendiğinde

başvurucunun tutukluluğuna temel teşkil eden bilgi ve belgelerden haberdar

olduğu, bunların içeriği hakkında yeterli bilgiye sahip bulunduğu, tutukluluk

durumuna karşı itirazlarını sunma konusunda kendisine yeterli imkânın tanındığı

görülmektedir.

87. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

88. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına

yapılan müdahalenin Anayasa'da bu hakka dair (13. ve 19. maddelerde) yer alan

güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden Anayasa'nın 15. maddesinde

yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek

bulunmamaktadır.

8. Tutukluluk

İncelemeleri Öncesinde Sunulan Savcılık Talebinin ve Tutukluluk İncelemesi

Sırasında Alınan Savcılık Görüşünün Bildirilmediğine İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

89. Başvurucu, tutukluluk incelemeleri öncesinde sunulan

Savcılık talebinin yanı sıra tutukluluğun devamı kararlarına karşı yaptığı

itirazların incelenmesi sırasında alınan Savcılık görüşlerinin de kendisine

tebliğ edilmediğini belirterek silahların eşitliği ilkesi bağlamında kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

90. Anayasa Mahkemesi, Devran

Duran (aynı kararda bkz. §§ 106-112) kararında; tutukluluk

incelemeleri sırasında alınan Savcılık görüşünün şüpheli veya sanıklara

bildirilmemesinin anayasal önem taşımadığını, içeriğinde başvurucunun cevap

vermesini gerektirmeyen ve daha önce ileri sürülmemiş yeni bir olgudan

bahsedilmeyen durumlarda Savcılık görüşünün başvurucuya bildirilmemesinin

önemli bir zarara da neden olmadığını ifade etmiştir.

91. Somut olayda tutukluluk incelemeleri sırasında alınan

Savcılık görüşünün bildirilmediği ileri sürülmüşse de başvuru formu ve

eklerinde başvurucu, bu görüş yazısında kendisinin cevap vermesini gerekli

kılan ve daha önce haberdar olmadığı yeni bir olgu bulunduğunu dile

getirmemiştir. Ayrıca tutukluluğun devamı kararlarının Savcılık görüşüne

dayanılarak verildiği yönünde bir tespit de bulunmamaktadır. Dolayısıyla somut

olayda başvurucunun iddiaları bakımından anılan karardan ayrılmayı gerektiren

bir durum mevcut değildir.

92. Açıklanan gerekçelerle

anayasal ve kişisel önemden yoksun olması nedeniyle başvurunun bu

kısmının kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Özel Hayata ve Aile

Hayatına Saygı Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

93. Başvurucu, görevli ve yetkili olmayan merciler tarafından

hukuka aykırı bir şekilde ağır cezalık suçüstü hâli olmadan arama kararı

verildiğini, haksız olarak evinde ve işyerinde yapılan arama ve elkoyma

işlemleri nedeniyle özel hayata ve aile hayatına saygı haklarının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

a. Arama Kararı Yönünden

94. Anayasa Mahkemesi Hülya

Kar (B. No: 2015/20360, 27/2/2019) kararında, koruma tedbirlerinin

maddi hakları ihlal ettiği iddiaları yönünden bireysel başvuruda yapılması

gereken denetimin sınırlarını çizmiştir. Koruma tedbirine karar veren

makamların tedbir uygulanmasının gerekliliğine dair daha iyi değerlendirme

yapabilecek konumda olmaları nedeniyle geniş takdir yetkisine sahip oldukları

kabul edilmiştir. Bu doğrultuda ancak koruma tedbiri nedeniyle uğranılan

zararın kaçınılmaz olandan ağır sonuçlara yol açtığının veya keyfî

uygulandığının ilk bakışta anlaşılacak kadar açık olduğu hâllerde esas yönünden

daha ileri bir değerlendirme yapılması gerektiği kabul edilmiştir (Hülya Kar, §§ 21-46).

95. Somut olayda soruşturma mercilerince verilmiş arama kararına

dayanılarak başvurucunun konutunda ve işyerinde arama yapılmıştır. Başvurucu,

bu tedbir nedeniyle özel hayatın gizliliği ve aile hayatına saygı haklarının

ihlal edildiğini iddia etmektedir. Söz konusu tedbirin suç delillerini elde

etme amacıyla gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır.

96. Koruma tedbirine yönelik şikâyetlerde Anayasa Mahkemesi

kararın verildiği dönemin şartlarını dikkate alır. Başvuruya konu koruma

tedbiri maddi gerçeğin ortaya çıkmasını temin etmek amacıyla ve suç şüphesi

bulunan hâllerde uygulanmıştır. Söz konusu tedbir öngörülebilir ve kesin bir

hukuki düzenlemeye dayanmakta olup itirazlarını sorumlu makamlar önünde etkin

bir biçimde ortaya koyabilme olanağı başvurucuya tanınmıştır. Bundan başka

tedbir süreklilik arz eder biçimde uygulanmamıştır. Koruma tedbirinin durumun

gerektirdiğinden daha uzun sürdüğü veya hedeflenen amaca ulaşmak bakımından

açıkça elverişsiz olduğu değerlendirilmemiştir.

97. Başvuru konusu koruma tedbirinin türü, süresi, uygulanma

tarzı ve kişinin yaşamı üzerindeki etkileri birlikte değerlendirildiğinde

başvurucunun uğradığı zararın kaçınılmaz olandan ağır olduğu veya koruma

tedbirinin keyfî uygulandığı değerlendirilmemiş; başvurucu da bireysel başvuru

formunda aksini kanıtlayacak bir açıklamada bulunmamıştır.

98. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Elkoyma Kararı

Yönünden

99. Somut olayda başvurucunun dijital materyallerine 5271 sayılı

Kanun'un 134. maddesi kapsamında el konulmuştur. Bu elkoyma işleminin

hukukiliği ve kesin sonuçları derece mahkemeleri tarafından yapılacak yargılama

sonucunda ortaya çıkacaktır. Öte yandan el konulan dijital materyaller ve cep

telefonlarının incelenmesi tamamlandıktan başvurucuya iade edilmesi mümkün

olacaktır. Son olarak 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının (j) bendinde "Eşyasına veya

diğer malvarlığı değerlerine, koşulları oluşmadığı halde elkonulan veya

korunması için gerekli tedbirler alınmayan ya da eşyası veya diğer malvarlığı

değerleri amaç dışı kullanılan veya zamanında geri verilmeyen"

kişilerin uğramış olduğu maddi zararları isteyebileceği belirtilmiştir.

Başvurucunun yargılama sonunda elkoyma nedeniyle uğradığı zararları bu tazminat

yoluna başvurmak suretiyle tazmin edebilmesi de mümkün olacaktır. Öte yandan

başvurucu, elkoyma kararına karşı itiraz yoluna başvurduğu yönünde bir iddia ve

kanıt da sunmamıştır. Dolayısıyla başvurunun hukuk sisteminde mevcut idari ve

yargısal yollar tüketilmeksizin yapıldığı anlaşılmaktadır.

100. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. Adil Yargılanma

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

101. Başvurucu; hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillere

yargı makamlarınca itibar edildiğini ve savunma hakkının kısıtlandığını

belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

102. Bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek

için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekir (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, §§ 16,

17).

103. Somut olayda başvuruya konu yargılamanın istinaf aşamasında

devam ettiği tespit edilmiştir (bkz. § 27). Bu kapsamda başvurucunun bu başlık

altındaki şikâyetlerine ilişkin hukuk sisteminde mevcut yargısal yolları

tüketmeksizin bireysel başvuruda bulunduğu anlaşılmaktadır.

104. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli

tutulması talebinin KABULÜNE,

B. 1. Yakalama ve gözaltına almanın hukuka aykırı olması

dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Tutuklamanın hukuki olmaması dolayısıyla kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

3. Tutukluluğun makul süreyi aşması dolayısıyla kişi hürriyeti

ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne

çıkarılmaksızın yapılması dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru

yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Sulh ceza hâkimliklerinin doğal hâkim, bağımsız ve tarafsız

hâkim ilkelerine aykırı olduğuna ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

6. Tutukluluğun devamı yönündeki kararlara itiraz taleplerinin

değerlendirilmemesi dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

7. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması dolayısıyla kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

8. Tutukluluğa itiraz incelemesinde alınan Savcılık görüşünün

bildirilmemesi dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın anayasal ve

kişisel önemden yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

9. Özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın arama kararı yönünden

açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

10. Özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın elkoyma kararı yönünden başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

11. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiaların

başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

12/2/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Burhan ÜSTÜN

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Selahaddin MENTEŞ

Raportör

:

Ali Rıza SÖNMEZ

Başvurucu

:

A.E.S.

Vekili

:

Av. Fazıl Eren ALKAN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2017/13568, 12 Şubat 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

Karar Bilgileri

  • Mercii: Anayasa Mahkemesi
  • Bölüm: Birinci Bölüm
  • Başvuru No: 2017/13568
  • Tarih: 12 Şubat 2020

İlgili Kararlar

  • Hasan Demirtaş Başvurusu (B. No: 2017/16252)
  • Farmasol Tıbbi Ürünler San. ve Tic. A.ş. Başvurusu (B. No: 2017/33177)
  • Mustafa Küçükaslan Başvurusu (B. No: 2016/65541)
  • Haci Boğatekin Başvurusu (B. No: 2017/20962)
  • Medine Eren Başvurusu (B. No: 2016/14588)
  • Ürfi Çetinkaya Başvurusu (B. No: 2017/29275)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.