İçeriğe geç
AC
Birinci Bölüm Başvuru No: 2016/65541 Tarih:

Mustafa Küçükaslan Başvurusu (B. No: 2016/65541)

Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

MUSTAFA KÜÇÜKASLAN BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2016/65541)

Karar Tarihi: 12/2/2020

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 25/11/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyon tarafından başvurucunun tutuklamanın hukuki olmaması

nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiası

bakımından kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına,

diğer temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiğine yönelik iddiaların ise kabul

edilemez olduğuna karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

6. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formları ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

8. Türkiye 15/7/2016 tarihinde askerî bir darbe teşebbüsüyle

karşı karşıya kalmış, bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü

hâl ilan edilmesine karar verilmiş ve olağanüstü hâl 19/7/2018 tarihinde son

bulmuştur. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu

teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve

son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması

(PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu değerlendirmişlerdir

(Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).

9. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde darbe

girişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile

FETÖ/PDY'nin kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı sıra eğitim, sağlık,

ticaret, sivil toplum ve medya gibi farklı alanlardaki yapılanmasına yönelik

olarak Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından soruşturmalar yürütülmüş; çok

sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirleri uygulanmıştır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 51; Mehmet Hasan Altan (2) [GK], B. No:

2016/23672, 11/1/2018, § 12).

10. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) İkinci Dairesinin

16/7/2016 tarihli kararı ile -Çorlu Adliyesinde hâkim olarak görev yapmakta

olan- başvurucunun görevden uzaklaştırılmasına ve 24/8/2016 tarihinde meslekten

çıkarılmasına karar verilmiştir.

11. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının HSYK kararıyla görevden

uzaklaştırılanlar hakkında soruşturma işlemlerinin yapılması yönündeki yazısı

üzerine başvurucu, Çorlu Cumhuriyet Başsavcılığının talimatıyla 18/7/2016

tarihinde gözaltına alınmıştır.

12. Başvurucu, aynı tarihte Çorlu Cumhuriyet Başsavcılığı

tarafından ifadesinin müdafii huzurunda alınması sonrasında anayasal düzeni

ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan

tutuklanması istemiyle Çorlu Sulh Ceza Hâkimliğine sevk edilmiştir.

13. Başvurucunun sorgusu Çorlu Sulh Ceza Hâkimliğinde 18/7/2016

tarihinde yapılmıştır. Sorgu tutanağına göre başvurucunun müdafii de sorgu

esnasında hazır bulunmuştur. Başvurucuifadesinde özetle liseyi bitirdikten

sonra Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünde veri hazırlama ve kontrol

işletmeni olarak çalışmaya başladığını, hâkim adaylığı sınavını kazanmasının

ardından da 2004 yılında mesleğe başladığını, 2013 yılında Hakkâri Ağır Ceza

Mahkemesi başkanı olarak atandığını, 2015 yılındaki kararname ile de Çorlu

Hâkimliğine tayin edildiğini, darbe teşebbüsünün yaşandığı tarihte memleketi

Konya'da yıllık izinde olduğunu, darbe teşebbüsüne doğrudan katılan kişilerle

herhangi bir ilişkisinin bulunmadığını, hakkındaki yakalama ve gözaltı kararını

öğrenir öğrenmez Çorlu'ya geldiğini, dolayısıyla kaçma şüphesinin

bulunmadığını, isnat edilen suçlamaları kabul etmediğini belirtmiştir.

Başvurucunun müdafii, dosyada atılı suçları işlediğine dair bir delil

bulunmaması nedeniyle müvekkilinin serbest bırakılmasını talep etmiştir.

14. Sorgu sonucunda başvurucunun anayasal düzeni ortadan

kaldırmaya teşebbüs etme suçundan tutuklanmasına karar verilmiştir. Kararın

ilgili bölümü şöyledir:

" ... isnad edilen suçun şüpheli

tarafından işlendiğine dair somut delil ııiteliğindeki; soruşturma dosyasmda

mevcut Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genet Sekreterliği ... Sayılı

şüphelilerin darbeye teşebbüs eylemlermin ardında olduğu belirtilen FETÖ Terör

Örgütü ilc ilişkilendirmeleri sonucu tedbiren görevden uzaklaştırılmalarına dair

yazısı, bu yazıya dayanak teşkil eden HSYK 3 Dairesi .... soruşturma izni

verilmesi teklifi ve HSYK 2 Daire .... sayılı görüşme tutanağına göre

şüphelinin de aralarında bulunduğu darbe girişiminde bulunan FETÖ/ PDY terör

örgütü mensubu olan askerler ile birlikte şüphelinin de fikir ve eylem birliği

içerisinde hareket ederek aynı terör örgütüne mensup olduğuna dair kuvvetli

delil ve şüphe bulundultundanbu kapsamında HSYK soraşturmasmın ve darbe

kalkışmasına dair soruşturmalarm devam etmesi, darbe katkışmasında ve darbenin

başarılı olması halinde sonrasında uyumlu olduğu değerlendirilen şüphelinin

devlet içinde bulundukları Hakimlik Savcılık makamı itibariyle sahip oldukları

nitelik ve vasıfları, şüpheli hakkındaki başlatılan soruşturmanın önem ve mahiyeti:

şüphelinin savcılıktaki ifadesi ve hakimliğimizdeki ayn ayrı sorgusu birlikte

değerlendirildiğinde; şüphelinin müsned suçu işlediğine dair 5271 sayılı CMK,'

nın 100/1. maddesi gereği somut delillere dayanan kuvvetli suç şüphesi

bulunduğu, şüpheli üzerine atılı isnad edilen suçlamanın 5271 sayılı CMK 100/3.

uyarınca katalog suçlardan olduğu ve tutuklama nedeni bulunduğu; ülke çapındaki

bir çok şehit1erin verildiği, çatışmaların yaşandığı, TBMM'nin bombalandığı

Cumhurbaşkanma saldırı düzenlendiği sivil halkın üzerine rastgele ateş

edildiği, MİT'in bombalandığı, emniyettin bazı birimlerine ve askeri tesislere

yönelik saldırtların yapıldığı, bu anlamda işin önemi, verilmesi beklenen ceza

veya güvenlik önlcmi değerlendirildiğinde şüpheli hakkında adli kontrol tedbirinin

uygulamasından sonuç alınamayacağı hususunda hakimliğimizde oluşan kanaat ve

ölçülük ilkesi uyarınca daha hafif koruma önlemiolan adli kontrol redbirinin

uygulamasının bu aşamada soruşturmaya konu suç, ortaya çıkan netice dikkate

alındığında yetersiz kalacağı ve amaca hizmet etmeycceği değerlendirilmekle

şüphelinin tutuklanması talebinin kabulü ile ... TUTUKLANMASINA... [karar

verildi.] "

15. Başvurucu tutuklama kararına 18/7/2016 tarihinde itiraz

etmiş, Tekirdağ 1. Sulh Ceza Hâkimliği 19/7/2016 tarihinde itirazın kesin

olarak reddine karar vermiştir.

16. Çorlu Sulh Ceza Hâkimliği 7/10/2016 tarihinde, Çorlu

Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine yaptığı inceleme sonunda başvurucunun

da aralarında bulunduğu bir kısım şüphelinin tutukluluk hâlinin devamına karar

vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şu şekildedir:

" ...isnad edilen Anayasal düzeni ortadan

kaldırmaya teşebbüs etme suçu nedeniyle şüpheliler hakkındaki HSYK Genel

Kurulu'nun tutuklu şüphelilerin Fetö Pdy terör örgütü ile üyeliklerine dair

görevden uzaklaştırılmaları kararı nedeniyle somut delillere dayanan kuvvetli

suç şüphesi ve tutuklama nedeninden dolayı tutuklandıkları, devam eden süreçte

tutuklu şüphelilerin HSYK'nın ... kararları ile hakim savcılık mesleğinden aynı

gerekçe ile ihraç edildikleri, tutuklu şüphelilerin tahliyesini gerektirecek

nitelikte şüpheliler lehine yeni delil bulunmadığı, şüpheliler yönünden ayrı

ayrı tutuklanmalarına esas kararlarında belirtilen somut delillere dayalı

kuvvetli suç şüphesinin ve tutuklama nedeninin varlığını sürdürdüğü,

soruşturmanın sürmekte olduğu ve şüphelilerin salıverilmesini gerektirecek

nitelikte hukuki durumlarında ve delil durumunda bir değişiklik bulunmadığı,

5271 sayılı CMK katalog suç düzenlemesine göre tutuklama nedeni bulunduğu,

şüphelilere isnad edilen suçun niteliği, 15/07/2016 gecesinde Türk tarihinde

görülmemiş şekilde halkın üzerine, halkın temsilcilerinin üzerine, devlet

başkanına dönük saldırılar silahlı saldırılar düzenlendiği, tutuklu

şüphelilerin belirlenen eylemler ile irtibatına dair HSYK kararı çerçevesinde

tutuklama kararının ölçülü olduğu, adli kontrol tedbirlerinin beklenen yararı

sağlamayacağı nazara alınarak ... şüphelilerin AYRI AYRI TUTUKLULUK HALLERİNİN

DEVAMINA... [karar verildi.] "

17. Başvurucu karara itiraz etmiş, Tekirdağ 1. Sulh Ceza

Hâkimliği 27/10/2016 tarihinde itirazın kesin olarak reddine karar vermiştir.

18. Anılan karar, başvurucuya 2/11/2016 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

19. Başvurucu 25/11/2016 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

20. Çorlu Cumhuriyet Başsavcılığı yetkisizlik kararı vererek

dosyayı Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir.

21. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı başvurucu hakkında yürüttüğü

soruşturmada yetkisizlik kararı vererek dosyayı İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına

göndermiştir.

22. Soruşturma belgeleri incelendiğinde, bazı kişilerin

başvurucu hakkında anlatımlarının bulunduğu görülmüştür. Bu beyanların ilgili

kısımları şöyledir:

i. İ.O. (HSYK eski üyesi) 23/12/2016 tarihinde Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığında şüpheli olarak verdiği ifadesinde "Kendisi bakanlıkta memur olarak çalıştığı dönemde hukuk

fakültesini bitirmişti. Kendisi Feıullah Gülen cemaati ile ilgisi olmadığını

biliyorduk. Bir yerden başlasın diye Hakkari'ye ACM Başkanı yapılmasına karar

verdik." şeklinde beyanda bulunmuştur.

ii. S.Ö. (eski Çorluhâkimi) 12/3/2017 tarihli fotoğraf teşhis

tutanağında "İsmini Mustafa olarak

biliyorum. Hakkari 1. Ağır Ceza Mahkemesinde 2013-2015 yılları arasında başkan

olarak görev yapmış, Çorlu Adliyesine 2015 yılında atandığında yukarıda ismini

vesoy ismini söylediğim M. Ö. ile birlikte takıldılar. FETÖ Mensubudur"

şeklinde ifadede bulunmuş, fotoğraf üzerinden yaptırılan teşhis işleminde

başvurucuyu kesin ve net olarak teşhis etmiştir.

23. Öte yandan soruşturma belgeleri içeriğinden hâkim olarak

yargılamasını yaptığı bir kısım davada FETÖ/PDY ile bağlantılı olduğu

değerlendirilen kişiler lehine sonuç doğuracak şekilde kararlar verdiğine

yönelik HSYK'ya başvurucu hakkında yapılan şikâyetler ve yürütülen idari soruşturmaların

bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu şikâyetlere ilişkin yapılan idari soruşturma

neticesinde verilen HSYK kararlarının içerikleri özetle şu şekildedir:

i. Başvurucunun Hakkâri Ağır Ceza Mahkemesi başkanı olarak

çalıştığı süreçte yakın akrabayı öldürmeye teşebbüs suçundan yargılanan C.E.

tarafından, hâkim O.A. ve Cumhuriyet savcısı İ.D.nin FETÖ/PDY ile bağlantılı

olduğunun duruşmada söylenmesi ve ayrıca konuşma kayıtlarının çıkarılmasının

istenmesi üzerine başvurucunun "Kimseyi

töhmet altında bırakma." diyerek isteneni yapamayacağını

belirttiği iddiasına ilişkin olarak HSYK 3. Dairesinin 20/2/2017 tarihli

kararıyla, ileri sürülen iddianın genel ve soyut mahiyette olduğu, bu iddiaları

doğrulayan somut delil gösterilmediği gerekçesiyle şikâyetin işleme konulmamasına

karar verildiği görülmüştür.

ii. Başvurucunun Çorlu Asliye Ceza hâkimi olarak görev yaptığı

sırada anılan Mahkemenin E.2013/165 sayılı dosyasında sanık olan ve Çorlu'da

FETÖ/PDY'nin imamı olarak bilindiği ileri sürülen K.A.yı beraat ettirip müştekiyi

katılan yapmayarak temyiz hakkını engellediği iddiasına ilişkin olarak HSYK 3.

Dairesinin 27/2/2017 tarihli kararı ile söz konusu iddianın genel ve soyut

mahiyette olduğu, somut delil gösterilmediği gerekçesiyle şikâyetin işleme

konulmamasına karar verildiği anlaşılmıştır.

24. Ayrıca İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 30/1/2017 tarihli

müzekkeresi ile başvurucunun telefonunda kullandığı hatlarda ByLock programının kullanıp

kullanılmadığını ilgili kolluk biriminden sormuştur. Anılan müzekkereye İstanbul

İl Emniyet Müdürlüğünce 3/2/2017 tarihli yazı ile verilen cevapta, başvurucunun ByLock kullanıcısı olduğuna dair bir

veriye rastlanmadığı belirtilmiştir.

25. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 6/3/2017 tarihinde,

başvurucunun adli kontrol altına alınıp tahliyesine karar verilmesini talep

etmiştir.

26. Başvurucu, İstanbul 7. Sulh Ceza Hâkimliğinin 6/3/2017

tarihli kararı ile tahliye edilmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

" ...Şüphelinin devam eden soruşturma

kapsamında hakkındaki digital verilerin incelenmesi de dahil delillerin

toplanma aşamasında olduğu ancak şüphelinin FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü

tarafından şifreli haberleşme aracı olarak kullanılan Bylock uygulamasını bu

aşamada kullanmadığının tespit edildiği, sabit ikametgah sahibi olduğu, soruşturmanın

geldiği aşama ve TC Anayasa'sının 13. Maddesinde düzenlenen 'ölçülülük'

prensibi de dikkate alınarak şüpheli hakkında bu aşamada Adli kontrol

tedbirlerinin uygulanmasının yeterli olacağı kanaatine varılmakla şüpheli

hakkında Çorlu Sulh Ceza Hakimliğinin 18/07/2016 tarih ve 2016/3166 D.iş sayılı

tutuklama kararından TAHLİYESİNE, ... [karar verildi.]"

27. Başvurucu hakkındaki soruşturma, bireysel başvurunun

incelendiği tarih itibarıyla İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığında derdesttir.

IV. İLGİLİ HUKUK

28. İlgili hukuk için bkz. Adem

Türkel (B. No: 2017/632, 23/1/2019, §§ 24-39); Mustafa Özterzi ([GK], B. No: 2016/14597,

31/10/2019, §§ 33-48) başvurularına ilişkin kararlar.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

29. Mahkemenin 12/2/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

30. Başvurucu; suç şüphesi ve bunu haklı kılan somut olgu ya da

deliller olmamasına rağmen mesleğinden kaynaklanan güvencelere de riayet

edilmeksizin hakkında tutuklama kararı verildiğini, delilleri karartma

tehlikesi ve kaçma şüphesinin de somut olayda bulunmadığına karar verildiğini

belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

31. Bakanlık görüşünde, hakkındaki soruşturmada başvurucunun

FETÖ/PDY ile bağlantılı olduğu değerlendirilerek 16/7/2016 tarihinde kamu

görevinden uzaklaştırılmasına ve hakkında HSYK tarafından soruşturma izni

verilmesi kararlarına dayanıldığı ifade edilmiştir. Bakanlık ayrıca başvurucu

hakkında soruşturma yürütülen suçun kişisel suç olduğunu ve başvurucu yönünden

ağır cezalık suçüstü hâlinin bulunduğunu ileri sürmüştür. Bakanlığa göre

tutuklama kararında kaçma şüphesinin ve delilleri karartma ihtimalinin var

olduğu hususu başvurucu hakkında gerekli şahsileştirme yapılarak

belirtilmiştir. Bakanlık; başvurucunun üyesi olduğu iddia edilen terör

örgütünün yapılanma ve toplanma biçimleri de gözönünde bulundurulduğunda

dosyada mevcut olan somut delillere dayanılarak başvurucu hakkında uygulanan

tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu, bu delillerin değerlendirilmesi sonucunda

adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı, tutuklama kararının gerekçesinden

başvurucunun tutuklanmasına karar verilirken kuvvetli suç şüphesini gösteren

somut delillere dayanıldığının anlaşıldığı, tutuklamaya dair verilen kararlara

ilişkin gerekçeler kapsamında başvurucunun tutukluluğunun keyfî olduğunun

savunulamayacağı görüşündedir.

32. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında genel olarak

başvuru formunda belirttiği iddialarını tekrarlamıştır.

B. Değerlendirme

33. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

34. Anayasa'nın "Kişi hürriyeti ve güvenliği" kenar

başlıklı 19. maddesinin birinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi

şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini veya değiştirilmesini

önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda

gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir."

35. Başvurucunun şikâyetinin özü, tutukluluğun hukuki olmadığına

ilişkindir. Dolayısıyla başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19.

maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

kapsamında incelenmesi gerekir.

1. Uygulanabilirlik

Yönünden

36. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması" kenar

başlıklı 15. maddesi şöyledir:

" Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya

olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl

edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin

kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada

öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.

Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da,

savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin

yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din,

vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı

suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile

saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."

37. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin

uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları

incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere

ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir. Buna göre olağanüstü

bir durumun bulunması ve bunun ilan edilmesinin yanı sıra bireysel başvuruya

konu temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden tedbirin olağanüstü durumla

bağlantılı olması hâlinde inceleme Anayasa'nın 15. maddesi uyarınca

yapılacaktır (Aydın Yavuz ve diğerleri,

§§ 187-191).

38. Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen ve tutuklama

tedbirine konu olan suçlama, başvurucunun darbe teşebbüsünün arkasındaki

yapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY üyeliği olduğu iddiasıdır. Anayasa

Mahkemesi, anılan suçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarla

ilgili olduğunu değerlendirmiştir (Selçuk

Özdemir [GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, § 57).

39. Bu itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin hukuki olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi

kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun

tutuklanmasının başta Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer

maddelerinde yer alan güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek,

aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin bu

aykırılığı meşru kılıp kılmadığı değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 193-195, 242;

Selçuk Özdemir, § 58).

2. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

40. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden bulunmadığı anlaşılan bu

bölümdeki iddiaların kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

Selahaddin MENTEŞ bu görüşe katılmamıştır.

3. Esas Yönünden

a. Genel İlkeler

41. Genel ilkeler için bkz. Metin

Evecen (B. No: 2017/744, 4/4/2018, §§ 47-52.) başvurusuna ilişkin

karar.

b. İlkelerin Olaya

Uygulanması

42. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının kanuni

dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Başvurucu, darbe teşebbüsü

sonrasında hakkında yürütülen soruşturma kapsamında anayasal düzeni ortadan

kaldırmaya teşebbüs etme suçlamasıyla 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza

Muhakemesi Kanunu'nun 100. maddesi uyarınca tutuklanmıştır.

43. Diğer taraftan başvurucu, bir hâkim olarak mesleğinden

kaynaklanan güvencelere riayet edilmeksizin tutuklandığını iddia etmektedir.

44. Anayasa Mahkemesi, darbe teşebbüsünden sonraki dönemde bu

teşebbüsün arkasındaki yapılanma olduğu kabul edilen FETÖ/PDY ile bağlantılı

suçlardan yürütülen soruşturmalar kapsamında yargı mensupları hakkında

uygulanan tutuklama tedbirlerinin hukukiliğine ilişkin bireysel başvuruları

incelediği birçok kararında, başvurucu yargı mensuplarının mesleklerinden veya

görevlerinden kaynaklanan güvencelere riayet edilmeksizin tutuklandıkları ve bu

nedenle tutuklamanın kanuni dayanağının bulunmadığı iddialarını incelemiştir.

Anayasa Mahkemesi bu inceleme sonucunda gerek Yüksek Mahkeme üyeleri gerekse

diğer yargı mensupları bakımından tutuklamaya konu olaylara ilişkin olarak

soruşturma mercilerince veya tutuklamaya karar veren yargı organlarınca isnat

edilen ve tutuklamaya konu olan suçların kişisel suç olduğu ve ayrıca ağır

cezayı gerektiren suçüstü hâlinin bulunduğu yönündeki değerlendirmelerin

olgusal ve hukuki temellerinin bulunduğu, dolayısıyla tutuklama tedbirlerinin

kanuni dayanaktan yoksun olduğunun söylenemeyeceği sonucuna varmıştır (bkz.

diğerleri arasından Adem Türkel,

§§ 52-59; Erdem Doğan, B. No:

2017/25955, 7/3/2019 §§ 50-57). Kaldı ki -Yüksek Mahkeme üyelerinden farklı

olarak- hâkim ve Cumhuriyet savcıları yönünden ağır ceza mahkemesinin görevine

giren suçüstü hâli bulunmasa da kişisel suçlarına ilişkin olarak soruşturma

yürütülmesi için bir izin şartı bulunmadığı yargısal içtihatlarda

belirtilmiştir (Mustafa Özterzi,

§ 93). Somut başvuruda anılan kararlarda yer alan değerlendirmelerden ve

varılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

45. Dolayısıyla somut olayın koşullarında başvurucunun hâkim

olması nedeniyle Anayasa veya 24/2/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve

Savcılar Kanunu'ndan kaynaklanan güvenceler uygulanmaksızın, kanuna aykırı

olarak tutuklandığı iddiası yerinde değildir. Bu itibarla başvurucu hakkında

uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır (Mustafa Özterzi,§ 95).

46. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin

meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın

ön koşulu olan suçun işlendiğine dair

kuvvetli belirti bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

47. Çorlu Sulh Ceza Hâkimliğinin tutuklama kararında başvurucu

yönünden kuvvetli suç şüphesini oluşturan somut olguların bulunduğuna ilişkin

olarak darbe teşebbüsünün yanı sıra başvurucunun görevden uzaklaştırılmasına ve

hakkında soruşturma izni verilmesine dayanıldığı görülmektedir (bkz. § 14). Diğer

taraftan başvurucu hakkında verilen 7/10/2016 tarihli tutukluluğun devamı

kararında ayrıca başvurucunun meslekten çıkarılmasına değinilmiştir (bkz. §

16).

48. Anayasa Mahkemesi daha önce verdiği birçok kararda görevden

uzaklaştırma veya kamu görevinden ya da meslekten çıkarma şeklindeki idari

kararların niteliğini dikkate alarak bu kararların verilmesinin karara muhatap

olan kişiler bakımından suç işlediklerine dair kuvvetli bir belirti olarak

kabulünün mümkün olmadığını değerlendirmiştir (bkz. Mustafa Baldır, B. No: 2016/29354, 4/4/2018 § 70; Mustafa Açay, B. No: 2016/66638, 3/7/2019,

§ 54; E.A., B. No: 2016/78293,

3/7/2019, § 57; Ali Aktaş, B. No:

2016/14178, 17/7/2019, § 53; Mustafa Özterzi,

§ 104). Somut olayda başvurucu yönünden de anılan kararlarda yer alan

değerlendirmelerden ayrılmayı gerektiren bir durum söz konusu değildir.

49. Diğer taraftan tanıklar İ.O. ve S.Ö.nün beyanlarında

başvurucunun darbe teşebbüsüyle veya teşebbüsün arkasındaki yapılanma olan

FETÖ/PDY ile örgütsel bir ilişki içinde bulunduğu yönünde somut olguya dayalı

bir ifade bulunmamaktadır. Aksine tanık İ.O. başvurucunun FETÖ/PDY ile

ilgisinin bulunmadığı yönünde bilgi sahibi olduğunu ifade etmiştir (bkz. §

22/i). Diğer tanık S.Ö.nün anlatımlarının ise başvurucunun arkadaşlık

ilişkilerinin yorumlanmasıyla ulaşılan bir kanaate dayalı olduğu görülmektedir

(bkz. § 22/ii). Ayrıca başvurucu hakkında görev yaptığı yerlerde baktığı

davalarda FETÖ/PDY mensupları lehine olacak şekilde taraflı davrandığı

iddialarına yönelik olarak yapılan ihbarların içeriği, bunlara ilişkin HSYK

tarafından yapılan değerlendirmeler sonucunda işleme konulmasına dahi gerek

duyulmaması (bkz. § 23/i, ii) dikkate alındığında söz konusu ihbarların da

örgütsel bir faaliyet bakımından kuvvetli suç belirtisi olarak kabulü mümkün

değildir.

50. Bu itibarla soruşturma belgelerinde yer alan tespit ve

değerlendirmeler kapsamında somut olayda tutuklama için gerekli olan yargı

makamlarının denetimini yapabilecek suç

işlendiğine dair kuvvetli belirtinin yeterince ortaya konulamadığı

sonucuna varılmıştır.

51. Varılan bu sonuç karşısında tutuklama nedenlerinin bulunup

bulunmadığına ve tutuklamanın ölçülü olup olmadığına ilişkin ayrıca bir

inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.

52. Açıklanan gerekçelerle suç işlediğine dair kuvvetli

belirtiler ortaya konulmadan başvurucu hakkında tutuklama tedbirinin

uygulanmasının kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına ilişkin olarak olağan

dönemde Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan güvencelere

aykırı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Serdar ÖZGÜLDÜR ve Selahaddin MENTEŞ bu görüşe katılmamışlardır.

53. Bununla birlikte anılan tedbirin Anayasa'nın olağanüstü

dönemlerde temel hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve

sınırlandırılmasını düzenleyen 15. maddesi kapsamında meşru olup olmadığının

incelenmesi gerekir.

4. Anayasa'nın 15.

Maddesi Yönünden

54. Anayasa Mahkemesi daha önceki pek çok kararında Anayasa'nın olağanüstü hâl döneminde temel hak ve

özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını düzenleyen 15.

maddesinin suç işlendiğine dair belirtilerin varlığı ortaya konulmadan

gerçekleştirilen tutuklamaları meşru kılmadığına, suç işlendiğine dair belirti

olduğu ortaya konulmadan tutuklama tedbirinin uygulanmasının durumun

gerektirdiği ölçüde bir müdahale olmadığına karar vermiştir (Şahin Alpay [GK], B. No: 2016/16092,

11/1/2018, §§ 105-110; Mehmet Hasan Altan

(2), §§ 152-157; Turhan Günay [GK], B. No: 2016/50972,

11/1/2018, §§ 83-89; Mustafa Baldır,

§§ 83-88).

55. Somut olayda bu kararlardan ayrılmayı gerektiren bir yön

bulunmamaktadır. Bu nedenle -Anayasa'nın 15. maddesiyle birlikte

değerlendirildiğinde de- Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

56. Açıklanan gerekçelerle -Anayasa'nın 15. maddesiyle birlikte

değerlendirildiğinde de- başvurucunun Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası

bağlamında, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

5. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

57. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Kararlar" kenar başlıklı 50. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının birinci cümlesi ile (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir."

58. Başvurucu, tahliyesine karar verilmesi istemiyle birlikte

300.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

59. Anayasa Mahkemesinin Mehmet

Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna

varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler

belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte

ihlal kararının yerine getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun

ihlalin devamı anlamına geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal

edilmesiyle sonuçlanacağına da işaret etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri, B. No: 2016/12506, 7/11/2019).

60. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,

ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların

giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması

gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§

55, 57).

61. Başvuruda, tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle

Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiğine karar

verilmiştir. Soruşturma sürecinde 6/3/2017 tarihinde başvurucunun tahliyesine

karar verilmiş ve tutukluluk hâli sona ermiştir.

62. Öte yandan somut olayda ihlalin tespit edilmesinin

başvurucunun uğradığı zararların giderilmesi bakımından yetersiz kalacağı

açıktır. Başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik müdahale

nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları

karşılığında başvurucuya net 30.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

63. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 239,50 TL harçtan oluşan

yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA

Selahaddin MENTEŞ'in karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

B. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle Anayasa'nın 19.

maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının İHLAL

EDİLDİĞİNE Serdar ÖZGÜLDÜR ve Selahaddin MENTEŞ'in karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

C. Başvurucuya net 30.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

D. 239,50 TL harçtan oluşan yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin bilgi için İstanbul Cumhuriyet

Başsavcılığına (S.2017/21895) GÖNDERİLMESİNE,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

12/2/2020 tarihinde karar verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. Dosyanın incelenmesinden; hâkim olan başvurucu hakkındaki

soruşturmanın 15.7.2016 tarihindeki darbe teşebbüsünün hemen ardından 17.7.2016

tarihinde başlatıldığı ve bu tarih itibariyle HSYK tarafından görevinden

uzaklaştırıldığı ve 24.8.2016 tarihinde meslekten çıkarıldığı, 18.7.2016

tarihinde gözaltına alındığı, FETÖ örgütüne üye olmak suçundan 18.7.2016

tarihinde tutuklandığı, bu karar verilirken suçun niteliği (katalog suç oluşu),

darbe girişimi esnasında yaşanan olayların vahameti karşısında adli kontrol

tedbirleri verilmesinin yetersiz kalacak oluşu olgularına dayanıldığı,

tutuklama kararının verildiği andaki ülke genelinde yaşanan koşullar ile isnat

edilen suçun niteliği birlikte değerlendirildiğinde, tutuklamaya dair mahkeme

kararının olgusal temellerinin olmadığının söylenemeyeceği, öte yandan,

soruşturma aşamasında elde edilen delil ve bulguların da bu kanıyı

kuvvetlendirici mahiyette olduğu, bu meyanda bir başka eski hâkim tarafından

başvurucunun FETÖ mensubu olduğu yolunda ifadede bulunulduğu, dolayısıyla

başvurucuya isnat edilen suç için öngörülen yaptırımın ağırlığı, işin mahiyeti

ve önemi gözetildiğinde de başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü

kabul edilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

2. Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu’nun B.Başvuru No: 2016/49158,

Karar tarihi: 26.7.2017 tarihli kararında da (Selçuk Özdemir); başlangıçtaki

(ilk) tutuklama ile ilgili olarak şu değerlendirmelerde bulunulmaktadır:

“.

.

.

63. Başlangıçtaki bir tutuklama için kuvvetli suç şüphesinin

bulunduğunun tüm delilleriyle birlikte ortaya konması her zaman mümkün

olmayabilir. Tutmanın bir amacı da kişi hakkındaki şüpheleri teyit etmek veya

çürütmek suretiyle ceza soruşturmasını ve/veya kovuşturmasını ilerletmektir. Bu nedenle yakalama veya tutuklama anında delillerin

yeterli düzeyde toplanmış olması mutlaka gerekli değildir. Suç isnadına ve

dolayısıyla tutuklamaya esas teşkil edecek şüphelere dayanak oluşturan olgular

ile ceza yargılamasının sonraki aşamalarında tartışılacak olan ve mahkûmiyete

gerekçe oluşturacak olguların aynı düzeyde değerlendirilmemesi gerekir.

.

.

.

68. Başlangıçtaki bir tutuklama için işin doğası gereği Anayasa

ve Kanun’da öngörülen tutuklama nedenlerinin dayandığı tüm olguların somut

olarak belirtilmesi mümkün olmayabilir.

.

.

.

77. Öncelikle terör suçlarının soruşturulması, kamu makamlarını

ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır.

Bu nedenle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik

görevlilerinin – özellikle organize olanlar olmak üzere - suçlarla ve

suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye neden

olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır.

78. Darbe teşebbüsü sırasında gerçekleşen vahim olayların

toplumda oluşturduğu kaygı, teşebbüsün faili olduğu belirtilen FETÖ/PDY’nin

örgütlenmesinin karmaşıklığı ve bu

yapılanmanın arz ettiği tehlike, darbe teşebbüsüne ilişkin

faaliyetler kapsamında ülke genelinde binlerce kişi tarafından icra edilen suç

oluşturabilecek nitelikteki on binlerce eylemin aynı anda işlenmesi, bunun yanı

sıra çoğunluğu önemli yerlerde kamu görevlisi olan on binlerce şüpheli hakkında

doğrudan darbeyle ilişkili olmasa da FETÖ/PDY’ye mensubiyet nedeniyle

ivedilikle soruşturma yapılması ihtiyacı birlikte dikkate alındığında, soruşturma konusu olaylara ilişkin delillerin

sağlıklı bir şekilde toplanabilmesi ve soruşturmaların güvenlik içinde

yürütülebilmesi için tutuklama dışındaki koruma tedbirlerinin yetersiz kalması

söz konusu olabilir.

79. Darbe teşebbüsüyle bağlantılı veya darbe teşebbüsüyle

bağlantılı olamasa bile teşebbüsün faili olduğu belirtilen FETÖ/PDY ile

bağlantılı kişilerin teşebbüs sırasında veya sonrasında ortaya çıkan kargaşadan

yararlanmak suretiyle kaçma imkânı ve bu dönemde delillere etki edilmesi

ihtimali normal zamanda işlenen suçlara göre çok daha fazladır. Diğer taraftan

FETÖ/PDY’nin ülkedeki neredeyse tüm kamu kurum ve kuruluşlarında örgütlenmiş

olması, yüz elliyi aşkın ülkede faaliyet göstermesi ve ciddi seviyede

uluslararası ittifaklarının bulunması, bu yapılanma ile ilgili olarak soruşturmaya

tâbi tutulan kişilerin yurt dışına kaçmasını ve yurt dışında barınmasını büyük

ölçüde kolaylaştıracaktır.

.

.

.

81. Bu itibarla, başvurucu

hakkında tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar ve

somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile Bursa 4. ve 5. Sulh Ceza

Hâkimlikleri tarafından verilen kararların içerikleri birlikte

değerlendirildiğinde, başvurucu yönünden kuvvetli suç şüphesinin bulunmasının

yanısıra, kaçma ve delilleri karartma tehlikesine yönelen tutuklama nedenlerinin

olgusal temellerinin olduğu söylenebilir.

.

.

.

83. Açıklanan nedenlerle başvurucunun tutuklanmasının hukuki

olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlâlin bulunmadığı açık olduğundan,

başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna

karar verilmesi gerekir…”

Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu oybirliğiyle verdiği bu karardaki

yukarıda işaret edilen görüşleri B.Başvuru No: 2016/22169, Karar Tarihi:

20.6.2017 tarih sayılı kararında da (Aydın Yavuz ve diğerleri) tekrarlanmıştır.

(Bkz. anılan kararın 250., 257., 260., 271., 272., 276. ve 277. paragrafları)

3. Dosya kapsamından, başvurucunun 6.3.2017 tarihinde tahliye

edildiği, hakkındaki soruşturmanın ise halen devam ettiği anlaşılmaktadır.

Yukarıda işaret edilen AYM kararında da (26.7.2017 tarihli karar, Paragraf 63)

açıkça belirtildiği üzere, suç isnadına ve dolayısıyla tutuklamaya esas teşkil

edecek şüphelere dayanak oluşturan olgular ile ceza yargılamasının sonraki

aşamalarında tartışılacak olan olguların aynı düzeyde değerlendirilmemesi

gerekir. İlk tutuklama anında ülkenin içinde bulunduğu genel koşullar ile isnat

edilen suçun niteliği, ayrıca HSYK 2.Dairesince başvurucunun FETÖ/PDY üyeliği

şüphesiyle açığa alınmış olması olgusu birlikte dikkate alındığında,

başvurucunun tutukluluğunun hukuki olmadığı sonucuna katılmaya imkân

görülmemiştir. Soruşturma aşamasında elde edilen ve yukarıda işaret edilen

olgular da (başvurucunun FETÖ örgütü mensubu olduğuna ilişkin bir hâkim tanığın

beyanları) bu kararı teyid eder mahiyettedir.

4. Açıklanan nedenlerle; başvurucu hakkındaki ilk tutuklama

kararında suç işlediğine dair kuvvetli belirtilerin yeterince ortaya konulduğu,

dolayısıyla bu tedbirinin uygulanması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkının ihlâl edilmediği kanaatine vardığımızdan; aksi yöndeki çoğunluk

kararına katılmıyoruz.

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Burhan ÜSTÜN

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Selahaddin MENTEŞ

Raportör

:

Ali Rıza SÖNMEZ

Başvurucu

:

Mustafa KÜÇÜKASLAN

Üye

Serdar ÖZGÜLDÜR

Üye

Selahaddin MENTEŞ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2016/65541, 12 Şubat 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası