İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Emine Dilek Onaran ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2017/19987)

1. Başvuru, mahkemece hükmedilen tazminatın düşük belirlenmesi

Başvuru No2017/19987Tarih12 Şubat 2020Okuma28 dk · 5.629 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Emine Dilek Onaran Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
12 Şubat 2020
Başvuru Numarası
2017/19987
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.629 kelime·28 dk okuma·18 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, mahkemece hükmedilen tazminatın düşük belirlenmesi

ve değer kaybına uğratılarak ödenmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal

edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 3/4/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. 2017/19987 numaralı bireysel başvuru ile 2017/19989 ve

2017/19991 numaralı bireysel başvuruların konu yönünden hukuki irtibatlarının

bulunması nedeniyle 2017/19987 numaralı bireysel başvuru dosyası ile

birleştirilmesine, incelemenin bu dosya üzerinden yürütülmesine karar

verilmiştir.

4. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

5. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

6. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

A. Uyuşmazlığın Arka

Planı

9. Başvuru konusu İstanbul'un Silivri İlçesine bağlı Piri Mehmet

Paşa Mahallesinde bulunan 229 ada 21 parsel sayılı 3.183,35 m² yüz ölçümlü

taşınmaz, tapuda tarla vasfıyla başvurucuların murisi adına kayıtlıyken

16/6/1983 tarihinde kesinleşen kıyı kenar

çizgisine göre kıyı kenarında kalmıştır.

10. Anılan taşınmaz, İstanbul 2 Numaralı Kültür Varlıkları

Koruma Kurulunca 1/3/1991 tarihinde köprü koruma bandında kaldığı gerekçesiyle koruma altına alınmıştır.

11. Silivri Asliye Hukuk Mahkemesinin taşınmazın kıyı kenar

çizgisinde kaldığı gerekçesiyle tapu kaydının iptaline ve tescil harici

bırakılmasına dair 21/2/2002 tarihli kararı 11/4/2004 tarihinde onanarak

kesinleşmiştir.

12. İstanbul 2 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma

Kurulunun 21/3/2002 tarihli kararıyla taşınmazın 1. derece arkeolojik sit alanında ve kesin yapılaşma yasağının

içerisinde kaldığı anlaşılmıştır.

13. İstanbul 1 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma

Kurulunun 23/3/2006 tarihli kararıyla taşınmazın bulunduğu alan 1. derece arkeolojik sit alanı vasfı

kaldırılarak koruma alanı olarak

belirlenmiştir. Bununla birlikte aynı Kurulun 13/4/2006 tarihli kararıyla

başvuru konusu taşınmazın kesin yapılaşma yasağının dışında kaldığı

anlaşılmıştır.

B. Tazminat Davası Süreci

14. Başvurucular tarafından 16/6/2004 tarihinde İzmir 2. Asliye

Hukuk Mahkemesinde açılan davada 2/5/2006 tarihinde idare mahkemesinin görevli

olduğu gerekçesiyle dava dilekçesinin reddine karar verilmiştir. Bunun üzerine

7/9/2006 tarihinde İstanbul 8. İdare Mahkemesinde açılan davada ise 27/6/2007

tarihinde idare mahkemelerinin görevli olmadığına karar verilmiştir.

15. Adli yargı ve idari yargı arasında verilen görevsizlik

kararları sonrasında yargı yolu uyuşmazlığının giderilmesine ilişkin olarak

Uyuşmazlık Mahkemesince 2/2/2009 tarihinde İzmir 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin

görevsizlik kararının kaldırılmasına karar verilmiştir. Bunun üzerine İzmir 2.

Asliye Hukuk Mahkemesince 11/6/2009 tarihinde yetkisizlik kararı verilmiştir.

16. Görevsizlik ve yetkisizlik kararları sonrasında nihayet

Silivri 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) 27/7/2009 tarihinde görülmeye

başlanan davada başvurucular, bahsi geçen tapu kaydının iptali nedeniyle

22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanun’un 1007. maddesi uyarınca

tazminat talep etmişlerdir.

17. Mahkemece yapılan keşif sonrası alınan 17/12/2010 tarihli

Bilirkişi Kurulu raporunda seçenekli hesaplama yapılmıştır. Raporda taşınmazın

1. derece sit alanında yapılaşma yasağının olduğu dava tarihindeki değeri

313.835 TL olarak tespit edilmişken koruma alanında ve yapılaşma yasağının

olmadığı 22/10/2009 tarihindeki değeri 941.505 TL olarak tespit edilmiştir.

18. Mahkemece 23/2/2011 tarihinde davanın kısmen kabulüne karar

verilerek 313.835 TL tazminata hükmedilmiştir. Kararın gerekçesinde, anılan

taşınmazın kıyıda kaldığı ve kumluk olduğu, başka tarzda değerlendirilmesinin

mümkün olmadığı belirtilerek dava tarihi itibarıyla değerinin tespit edildiği

ifade edilmiştir.

19. Temyiz edilen karar, Yargıtay 1. Hukuk Dairesi tarafından

17/4/2012 tarihinde bozulmuştur. Bozma kararının gerekçesinde, mahkemece

yapılan araştırma ve inceleme ile alınan bilirkişi raporlarının hükme elverişli

ve yeterli olmadığı belirtilmiştir.

20. Bozma kararına uyularak yeni bilirkişi kurulu raporları

alınmıştır. Mahkemece hükme esas alınan 19/11/2013 havale tarihli ek bilirkişi

raporunun ilgili kısmı şöyledir:

"...4/12/1989 tarihli imar planı

örneğinde 2 kat cafe-restaurant, yüzme havuzu şeklinde imar izni bulunmasına

rağmen dava tarihinde imar izni durdurulmuş bulunmaktadır. Yine dava tarihinden

sonra da demontabi yapıların H=Maks. 4.50 m ve TAKS: %1,5 (Taban alanı 47,75 m²

oturumlu) inşaat izni bulunmaktadır.

Yukarıda açıklanan imar izinleri dava

tarihinde uygulaması bulunmadığından m² birim fiyatı belirlenmesinde parselin

imar izni bulunmadığı da değerlendirmeye tabi tutulmuştur

...

tapu kaydının iptali ile taşınmazın tescil

harici bırakılma işlemine ait mahkeme kararının kesinleştiği 11/4/2004 tarihi

itibarıyla m² birim fiyatının 140 TL/m² . Tamamının [değeri] ise 3.189,35x140

TL = 445.669 TLolarak değerlendirilmiştir. "

21. Mahkemece 29/12/2015 tarihinde davanın kısmen kabulüne karar

verilerek 445.669 TL tazminatın 11/4/2004 tarihinden itibaren yasal faiziyle

ödenmesine hükmedilmiştir. Kararın gerekçesinde; taşınmazın değerinin

tespitinde başvurucunun iddiasının aksine dava tarihinin esas alınması

gerektiği açıklanmıştır. Öte taraftan idarenin kamulaştırma yapmadan tapu

kaydını iptal etmesinin hakkaniyete aykırı olduğu, başvurucuların zararlarının

tazmin edilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Sonuç itibarıyla kıyı kenar çizgisi

içerisinde kalan başvuru konusu taşınmazın dava tarihi esas alınarak ve son

bilirkişi raporuna göre tespit edilen değerine itibar edildiği belirtilmiştir.

22. Temyiz edilen karar, Yargıtay 20. Hukuk Dairesi tarafından

20/12/2016 tarihinde onanmıştır.

23. Nihai karar, başvurucular vekiline 28/3/2017 tarihinde

tebliğ edilmiştir.

24. Başvurucular 3/4/2017 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuşlardır.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. İlgili Mevzuat

25. Alacağın değer kaybı hakkında ilgili hukuk için bkz. Ali Şimşek ve diğerleri, B. No: 2014/2073,

6/7/2017, §§ 18-33.

26. 4/4/1990 tarihli ve 3621 sayılı Kıyı Kanunu'nun 4.

maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

"Bu Kanunda geçen deyimlerden;

Kıyı çizgisi: Deniz, tabii ve suni göl ve

akarsularda, taşkın durumları dışında, suyun karaya değdiği noktaların

birleşmesinden oluşan çizgiyi,

Kıyı Kenar çizgisi: Deniz, tabii ve suni göl

ve akarsularda, kıyı çizgisinden sonraki kara yönünde su hareketlerinin

oluşturulduğu kumluk, çakıllık, kayalık, taşlık, sazlık, bataklık ve benzeri

alanların doğal sınırını,

Kıyı: Kıyı çizgisi ile kıyı kenar çizgisi arasındaki

alanı,

...

ifade eder."

27. 3621 sayılı Kanun'un 5. maddesinin ilgili bölümleri

şöyledir:

" ...

Kıyılar, Devletin hüküm ve tasarrufu

altındadır. Kıyılar, herkesin eşit ve serbest olarak yararlanmasına açıktır.

..."

28. 4721 sayılı Kanun’un 715. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"Sahipsiz yerler ile yararı kamuya ait

mallar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır."

29. 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesi şöyledir:

"Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün

zararlardan Devlet sorumludur.

Devlet, zararın doğmasında kusuru bulunan

görevlilere rücu eder.

Devletin sorumluluğuna ilişkin davalar, tapu

sicilinin bulunduğu yer mahkemesinde görülür."

30. 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun “Kamulaştırma bedelinin tespiti esasları”

kenar başlıklı 11. maddesi şöyledir:

“15 inci madde uyarınca oluşturulacak

bilirkişi kurulu, kamulaştırılacak taşınmaz mal veya kaynağın bulunduğu yere

mahkeme heyeti ile birlikte giderek, hazır bulunan ilgilileri de dinledikten

sonra taşınmaz mal veya kaynağın;

a) Cins ve nevini,

b) Yüzölçümünü,

c) Kıymetini etkileyebilecek bütün nitelik ve

unsurlarını ve her unsurun ayrı ayrı değerini,

d)Varsa vergi beyanını,

e)Kamulaştırma tarihindeki resmi makamlarca

yapılmış kıymet takdirlerini,

f) Arazilerde, taşınmaz mal veya kaynağın

kamulaştırma tarihindeki mevkii ve şartlarına göre ve olduğu gibi kullanılması

halinde getireceği net gelirini,

g) Arsalarda, kamulaştırılma gününden önceki

özel amacı olmayan emsal satışlara göre satış değerini,

h) Yapılarda, (…) resmi birim fiyatları ve

yapı maliyet hesaplarını ve yıpranma payını,

ı) Bedelin tespitinde etkili olacak diğer

objektif ölçüleri,

Esas tutarak düzenleyecekleri raporda bütün bu

unsurların cevaplarını ayrı ayrı belirtmek suretiyle ve ilgililerin beyanını da

dikkate alarak gerekçeli bir değerlendirme raporuna dayalı olarak taşınmaz

malın değerini tespit ederler.

Taşınmaz malın değerinin tespitinde,

kamulaştırmayı gerektiren imar ve hizmet teşebbüsünün sebep olacağı değer

artışları ile ilerisi için düşünülen kullanma şekillerine göre getireceği kâr

dikkate alınmaz."

2. Anayasa Mahkemesi

Kararı

31. Anayasa Mahkemesinin 24/9/2008 tarihli ve E.2008/26,

K.2008/147 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:

"Başvuru kararında, geçerli tapu kaydına dayanarak

yıllarca bir taşınmazı iyi niyetle kullanan bireylerin taşınmazlarının hiçbir

bedel ödenmeksizin tapu kayıtlarının iptal edilerek sicilden silinmesinin

Anayasa'nın 35. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne Ek 1. Protokolün 1.

maddelerinde güvence altına alınan mülkiyet hakkını ihlal edeceği savıyla 3621

sayılı Kıyı Kanunu'nun 5. maddesinin birinci fıkrasının Anayasa'ya aykırı

olduğu ileri sürülmüştür.

...

Kıyıların bu hukuksal durumu nedeniyle,

uygulamada Anayasal ve yasal düzenleme yapılmadan ya da yasaya uygun olarak

kıyı kenar çizgisi belirlenmeden önce özel mülkiyete konu olmuş ve tapu

siciline tescil edilmiş olan taşınmazlar üzerinde kazanılmış hak doğmayacağı,

buraların zamanaşımı yoluyla iktisap edilemeyeceği, tapu sicili hükümlerine bağlı

tutulamayacağı ve haczedilmeyeceği kabul edilmektedir.

...

Temel bir insan hakkı olan mülkiyet hakkı

bireyin eşya üzerindeki hâkimiyetini güvence altına almaktadır. Eşya üzerindeki

hâkimiyet bir yönüyle bireye devletin müdahale edemeyeceği özel bir alan

yaratırken, diğer taraftan emeğinin karşılığını güvence altına almakla bireye

kendi hayatını yönlendirme ve geleceğini tasarlama olanağı sunmaktadır. Bu

nedenle birey özgürlüğü ile mülkiyet hakkı arasında yakın bir ilişki vardır.

Ancak mülkiyet hakkının mutlak bir hak

olmadığı ve kamu yararı amacıyla sınırlandırılabileceği, kıyıların devletin

hüküm ve tasarrufu altında olması nedeniyle özel mülkiyete konu yapılamaması

Anayasa'da öngörülmektedir.

Kıyıların devletin

hüküm ve tasarrufu altında olması, buraların özel mülkiyete konu olamayacağı ve

doğasına uygun olarak, genellik, eşitlik ve serbestlik ilkeleri gereği herkesin

ortak kullanımına açık bulunmaları gerektiği anlamına gelmektedir. Hukukumuzda

kıyılar, sahipsiz doğal nitelikli ve herkese açık bir kamu malı olarak

düzenlenmiştir.

Anayasa'nın 43. maddesi kıyıların devletin

hüküm ve tasarrufu altında olduğu hükmünü içermektedir. Buna göre anayasa

koyucu kıyıların toplum için önemini dikkate alarak mülkiyet konusu olmasını

yasaklamaktadır. İptali istenilen 3621 sayılı Yasa'nın 5. maddesinin birinci

fıkrası, Anayasa'nın 43. maddesindeki hükmün bir tekrarı niteliğindedir. Bu

nedenle 5. maddenin Anayasa'ya aykırı bir yönü bulunmamaktadır.

İtiraz başvurusunda değinilen uygulama sorunu,

son yıllarda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kararları çerçevesinde kıyı

kenar çizgisi içinde kalan tapu siciline kayıtlı taşınmazların karşılıklı hak

dengesini sağlamak amacıyla mülk sahibine tazminat niteliğinde bir bedelin

ödenmesi gerektiği yolundaki yargı kararları ile ortadan kalkmıştır.

Açıklanan nedenlerle kural Anayasa'ya aykırı

değildir, iptal isteminin reddi gerekir..."

32. Anayasa Mahkemesinin 12/5/2011 tarihli ve E.2009/31,

K.2011/77 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:

"A- 5841

sayılı Kanun’un 2. maddesi ile 21.6.1987 günlü, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun

12. Maddesinin Üçüncü Fıkrasına Eklenen 'Bu hüküm iddia ve taşınmazın

niteliğine yahut Devlet veya diğer kamu tüzel kişileri dâhil, tarafların

sıfatına bakılmaksızın uygulanır' Cümlesinin İncelenmesi

Dava konusu kuralın uygulanması halinde kıyı

ya da orman niteliğinde olduğu belirlenen alanlar kadastro işlemleri sırasında

özel mülk olarak tespiti yapılmış ve kadastro işlemlerinin kesinleşmesinden

itibaren on yıldan daha fazla bir süre geçmiş ise bu alanlara ilişkin olarak

kamu idaresi tarafından tapu iptali davası açılması olanağı ortadan

kalkacaktır. Bunun sonucunda tapu kayıtları kesinlik kazanacak ve özel

mülkiyete ilişkin tapular geçerli kabul edilecektir. Böylece dava konusu

kuralın uygulanması ile kıyı ya da orman alanına dâhil olan bir taşınmaz

üzerinde özel mülkiyet mümkün hale gelecektir.

Anayasa’nın 43. ve 169. maddelerinde temel bir

değer olarak çevrenin korunması ve herkesin çevreden eşit şekilde yararlanması

hakkını güvence altına almak amacıyla kıyıların ve ormanların devletin hüküm ve

tasarrufu altında olduğu belirtilerek bu alanlarda özel mülkiyet

yasaklanmıştır. Bu nedenle belli bir sürenin geçmesiyle söz konusu alanlarda

özel mülkiyet edinilmesi olanaklı değildir.

Ancak, hukuk devletinin en temel unsurlarından

birisi olan hukuki güvenlik ilkesi bireyleri keyfi yönetimlere ve hukuki

sürprizlere karşı korumak ve bireylerin ileride başlarına gelebilecekleri

öngörebilmesi ve hareketlerini buna göre ayarlayabilmesi amacıyla hukuk kurallarının

açık, anlaşılabilir ve öngörülebilir olmasını gerektirir. Hukuki güvenlik

ilkesini eşya hukuku alanında somutlaştıran kurum tapuya güven ilkesidir. Tapu

sicilinin temel işlevi bir taşınmazla ilgili tüm hakların bu sicile

kaydedilerek herkese karşı ileri sürülebilmesi ve sicile kayıtlı olmayan

hakların da iyi niyetli üçüncü kişilere karşı ileri sürülememesidir. Bu aynı

zamanda mülkiyet hakkının sağladığı güvencenin de bir sonucudur.

Anayasa’nın 35. maddesi ise kişi özgürlüğü ile

yakından ilişkili olan mülkiyet hakkını güvence altına almaktadır. Ancak

mülkiyet hakkı mutlak bir hak olmayıp kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilir

ve bu sınırlandırmanın ölçülü ve orantılı olması gerekir. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi hem kıyılar

hem de ormanlarla ilgili kararlarında kadastro tespiti ya da satın alma yoluyla

tapulu taşınmazları edinen kişilerin tapularının, kıyı kenar çizgisi ya da

orman alanı içinde kaldığı gerekçesiyle ve herhangi bir tazminat ödenmeksizin

iptal edilmesini Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine ek 1. protokolün 1.

maddesinin ihlali olarak nitelendirmiştir. AİHM bu kararlarında çevrenin

korunmasına ilişkin kamu yararı ile bireyin mülkiyet hakkının korunması

arasında makul bir dengenin bulunması gerektiğini belirterek, karşılığı ödenmeksizin

mülkiyet hakkına müdahale edilemeyeceği sonucuna ulaşmıştır.

Kıyıların ya da ormanların korunması amacıyla

mülkiyet hakkına müdahale edilmesi meşru olmakla birlikte bu kamusal külfetin

tamamının mülk sahiplerine yüklenemeyeceği ve yasa koyucunun buna uygun çözüm

yolları bulması gerekeceği açıktır.

Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 43. ve

169. maddelerine aykırıdır; iptali gerekir...

B- 5841 sayılı Kanun’un 3. maddesi ile

21.6.1987 günlü, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’na Eklenen Geçici 10. maddenin

İncelenmesi

Dava dilekçesi ve başvuru kararlarında dava

konusu kuralın aleyhe bir hüküm olduğu ve kazanılmış hakları ihlal ettiği

belirtilerek Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devleti ilkesine aykırı

olduğu ileri sürülmüştür.

Dava ve itiraz konusu kural, Kadastro

Kanunu’nun 12. maddesinin üçüncü fıkrasına eklenen hükmün devletin hüküm ve

tasarrufu altında olduğu iddiası ile kanunun yürürlük tarihinden önce açılmış

ve henüz kesin hükme bağlanmamış davalarda da uygulanmasını öngörmektedir.

Kadastro Kanunu’nun 12. maddesinin üçüncü

fıkrasına eklenen kuralın yukarıda yapılan incelenmesi neticesinde Anayasa’ya

aykırı olduğu sonucuna ulaşıldığından aynı gerekçelerle kural, Anayasa’nın

43.ve 169. maddelerine aykırıdır; iptali gerekir..."

B. Uluslararası Hukuk

33. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne ek 1 No.lu Protokol'ün "Mülkiyetin

korunması" kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:

"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk

dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak

kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun

genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin

kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da

başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli

gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.

34. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) davanın esasını teşkil

eden zararı giderecek tazminatın ulusal mahkemeler tarafından hesaplanması

gereken hâllerde kendini bu konuda karar vermeye yetkili görmemektedir. Doğrusu

AİHM, kamulaştırılan yerin değerini belirleyecek ve buna karşılık ödenecek

tazminatın kriterlerini belirlemede kendini Türk mahkemelerinin yerine koyamaz.

Ne var ki somut olaydaki dava dosyası içeriğine göre AİHM, başvurucunun ulusal

mahkemelerce hükmedilen tazminat bedelinin mülkün değeri ile makul bir bağlantı

kurmadığını gösterebildiğini gözlemlemektedir (Yıltaş

Yıldız Turistik Tesisleri A.Ş./Türkiye, B. No: 30502/96, 24/4/2003,

§ 38).

35. AİHM'e göre bir taşınmazın orman veya kıyı kenar çizgisi ya

da başka bir kamu alanında olduğu gerekçesiyle tapusunun iptal edilmesi,

hukuken öngörülebilir olup kamu alanlarının korunmasına yönelik kamu yararına

dayalı meşru bir amaç da içermektedir. Ancak AİHM, mülkiyet tespitine ilişkin

hukuki hatalar nedeniyle tapuların iptal edilerek kişilerin mülkiyetlerinden

yoksun bırakıldıkları başvurular bakımından istikrarlı olarak hiçbir tazminat

ödenmemesini haklı gösterecek herhangi bir istisnai durum da bulunmadığı hâlde

bir tazminat ödenmeksizin bireylerin tapu kayıtlarının iptal edilmesi

şeklindeki mülkiyetten yoksun bırakmaya yol açan müdahalenin kamunun yararı ile

bireylerin hakları arasında olması gereken adil dengeyi bozduğu ve bu

müdahalelerin başvurucuları aşırı bir yük altına soktuğu kanaatine vararak

başvurucuların mülkiyet haklarının ihlal edildiğine karar vermiştir (N.A. ve diğerleri/Türkiye, B. No:

37451/97, 11/10/2005, §§ 36-43; Rimer ve diğerleri/Türkiye,

B. No: 18257/04, 10/3/2009, §§ 34-41).

36. Kahyaoğlu ve

diğerleri/Türkiye (B. No: 37203/05, 31/5/2016, §§ 4-19) kararında

AİHM, bilirkişi raporunda taşınmazda oluşan değer kaybı taşınmazın gerçek

değerinin %9'u olarak tespit edildiği hâlde mahkemenin Yargıtay içtihadından

hareketle zarar miktarını taşınmaz değerinin %2'si ile sınırlandırdığına işaret

etmiştir. AİHM, Yargıtayın farklı durumların gözönünde bulundurulmasını

dışlayan katı yorumu nedeniyle başvurucuların taşınmaz değerinin %7'sine

tekabül eden zararlarının karşılanamadığını belirtmiştir. AİHM ayrıca özellikle

ulusal mahkemelerin başvurucuların iddialarını hangi sebeplerle reddettiklerini

ve tazminat miktarını taşınmazın değerinin %2’si ile sınırlandırmalarının

gerekçelerini açıklamadıklarına vurgu yapmışlardır. AİHM bu sebeple müdahalenin

kamu yararı ile mülkiyet hakkının korunması arasındaki adil dengeyi bozduğunu

ifade ederek mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır (Kahyaoğlu ve diğerleri/Türkiye, §§ 33-40).

37. Halil Göçmen/Türkiye

(B. No: 24883/07, 12/11/2013) kararında ise kamulaştırmasız el atma nedeniyle

mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar veren AİHM, derece mahkemelerince

hükmedilen tazminatın yeterliliğini de ölçülülük bağlamında tartışmıştır.AİHM

bu bağlamda öncelikle ulusal mahkemelerin yerine geçerek kamulaştırma bedelini

belirleme gibi bir görevinin bulunmadığını ancak mahkemelerin adil veya makul

olmayan kararlar verilmesini sağlamakla yükümlü olduğunu belirtmiştir. AİHM

somut olayda kamulaştırmasız el atma tazminatına ilişkin iki ayrı bilirkişi

raporu bulunduğuna dikkat çekmiş ve derece mahkemelerince yeterli bir gerekçe

gösterilmeden daha az bir bedel öngören raporun hükme esas alınmasının

müdahaleyi ölçüsüz kıldığını belirtmiştir (Halil

Göçmen/Türkiye, §§ 37-43).

38. Son alarak bu bağlamda Kutlu

ve diğerleri/Türkiye (B. No: 51861/11, 13/12/2016) kararına da

değinmek gerekir. Somut olayda bilirkişilerin taşınmazın kullanımını etkileyen

kısıtlamaları dikkate alarak değer kaybı oranını %40 olarak belirlediklerini

ifade eden AİHM, bilirkişi raporunun derece mahkemelerini bağlamadığını kabul

etmiş ancak bilirkişi raporunun sonuçlarının bertaraf edilmesi nedenlerinin

mahkemelerce açıklanması gerektiğini vurgulamıştır. AİHM, mahkemelerce

gözönünde bulundurulacak ölçütlerin basit bir anlatımıyla değer düşüklüğünün

%25 ile sınırlandırılmasının ise yeterli bir gerekçe olarak kabul

edilemeyeceğini belirtmiştir. AİHM bu sebeple tazminat miktarının belirlenme

şekli nedeniyle mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçüsüz olduğuna karar

vermiştir (Kutlu ve diğerleri/Türkiye, §§

70-76).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

39. Mahkemenin 12/2/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Değer Kaybı Nedeniyle

Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların

İddiaları

40. Başvurucular; mahkemelerce hükmedilen alacağın değer kaybına

uğratılarak ödenmesi ve kanuna aykırı olarak dava harcına hükmedilmesi

nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir. Başvuruculara

göre uzun yargılama ve enflasyonun dikkate alınmaması alacağın değer

kaybetmesine yol açmaktadır.

2. Değerlendirme

41. Anayasa’nın "Mülkiyet

hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına

sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz.”

42. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucular, adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmektedirler. Ayrıca başvurucular davada kabul edilen harcın

kanuna aykırı olarak davalı tarafa yükletilmediğinden yakınmışlarsa da

hükmedilen harcın dava dilekçesinde belirtilen ve sonrasında ıslah dilekçesiyle

arttırılan dava konusu üzerinden davanın kabul ve ret oranına göre belirlendiği

anlaşıldığından ayrıca bir değerlendirme yapılmasına gerek görülmemiştir.

Başvurucuların hükmedilen tazminatın değer kaybına uğratıldığı yönündeki

şikâyetlerinin mülkiyet hakkına ilişkin olduğu anlaşıldığından başvurucunun

belirtilen şikâyetlerinin mülkiyet hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği

değerlendirilmiştir.

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

43. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

44. Başvuruya konu olayda uygulanacak ilkeler Anayasa

Mahkemesinin Mehmet Akdoğan ve diğerleri

(B. No: 2013/817, 19/12/2013, §§ 41-65) ile Ali

Şimşek ve diğerleri, §§ 58-69. kararlarında belirtilmiştir.

45. Buna göre kamulaştırma yoluyla mülkiyet hakkına yapılan

müdahalenin orantılı olabilmesi için taşınmazın gerçek bedelinin malike

ödenmesi ve ayrıca ödenen bedelin tespitinde esas alınan tarih ile ödeme tarihi

arasında geçen dönemde gerçekleşen enflasyona nispetle taşınmazın hissedilir

derecede değer kaybetmemiş olması gerekir (Mehmet

Akdoğan ve diğerleri, § 59). Ödenen tutarların enflasyonun

etkilerinden arındırılarak güncelleştirilmesi yani kamulaştırma tarihi ile

ödeme tarihi arasında geçen süredeki hissedilir değer kaybını telafi edecek biçimde

faiz uygulanması, kamulaştırma bedelinin enflasyon karşısında değer

kaybetmesini önleyebilecek bir araçtır (Mehmet

Akdoğan ve diğerleri, § 42).

46. Anayasa Mahkemesince yapılan incelemede başvurucunun

mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçülü olup olmadığı hususunda bir sonuca

varmak için derece mahkemelerince tespit edilen gerçek değer ile başvurucuya

yapılan ödemelerin enflasyon etkisi arındırılmış sonuçlarının karşılaştırılması

gerekmektedir. Elde edilmek istenen kamu yararı ile başvurucunun mülkünden

mahrum kalması arasında makul dengenin sağlanıp sağlanmadığını ve müdahalenin

ölçülü olup olmadığını tespit etmede önemli olan, yapılan ödemelerin değer

kaybının toplam bedele oranı üzerinden başvurucunun maruz kaldığı yükü

belirlemektir (Ali Şimşek ve diğerleri,

§ 66).

47. Aynı yöndeki şikâyete ilişkin başvuru konusu olayda da bu

ilkelerden ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

48. Yargılama makamlarının, 11/4/2004 tarihi itibarıyla

başvurucuların tazminata hak kazandığını tespit ettiği ve bu tarihten itibaren

tazminata yasal faiz işletilmesine karar verildiği görülmektedir (bkz. § 21).

49. Başvurucuların yargılama sırasında alacağının değer

kaybettiğinden yakındığı ve kararıninfaz edilmediği yönünde bir şikâyetinin de

olmadığı gözetildiğinde ödemeye esas karar tarihi dikkate alınarak

başvuruculara yasal faiz ödemesi yapıldığı kabul edilmelidir. Bu durumda

tüketici fiyat endeksi verileri uyarınca Türkiye İstatistik Kurumu verilerine

göre tazminata uygulanan yasal faize rağmen alacağın hak kazanıldığı tarihten

bireysel başvuru tarihine kadar enflasyonun toplam yaklaşık %21 oranında

olduğu, diğer bir deyişle başvurucuların alacağının yargılama sırasında

enflasyon karşısında önemli ölçüde değer kaybına uğradığı görülmektedir.

50. Sonuç olarak başvurucuların tazminata hak kazandığı tarihten

bireysel başvurunun yapıldığı tarihe kadar geçen on bir yıllık süredeki

enflasyon oranları dikkate alındığında mülkiyet hakkı kapsamında

değerlendirilen söz konusu alacağın değer kaybına uğratılarak ödendiği

anlaşılmaktadır. Belirtilen değer kaybının miktarı gözetildiğinde müdahaleyle

başvuruculara şahsi olarak aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklendiği, bu

sebeple söz konusu müdahalenin kamunun yararı ile başvurucuların mülkiyet

hakkının korunması arasında kurulması gereken adil dengeyi başvurucular

aleyhine bozduğu sonucuna varılmıştır.

51. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence

altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

B. Tazminatın Düşük

Belirlenmesi Nedeniyle Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların

İddiaları

52. Başvurucular tazminatın düşük belirlendiğinden

yakınmaktadırlar. Başvuruculara göre idare tarafından tazminat miktarı

taşınmazın dava açıldığı tarihteki durumuna göre tespit edildiği bilindiğinden

imar durumunda dava açılmadan önce ve sonra değişiklikler yapılmıştır. Bu

itibarla tapu kaydının iptalinden bir ay sonra taşınmazın bulunduğu alanın 1.

derece sit alanına çevrilmesinin ve yapılaşma yasağı getirilmesi ve tazminat

davası açıldıktan sonra bu kez 1. derece sit alanı statüsünün kaldırılarak

koruma alanına dönüştürülmesi ve yapılaşma yasağının kaldırılmasının amacı

davanın açıldığı tarihe göre yapılan tazminatın düşük belirlenmesini

sağlamaktır. Başvurucular ayrıca 2004 yılında açılan davanın kendi kusurları

olmaksızın görev ve yetki uyuşmazlıkları nedeniyle ancak 2009 yılında yetkili

ve görevli mahkemede görülmeye başlandığını bu nedenle taşınmazın değerinin bu

tarihe göre belirlenmesi gerektiğini ifade etmişlerdir. Başvurucular bu

gerekçelerle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

2. Değerlendirme

53. Anayasa’nın "Mülkiyet

hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına

sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz.”

54. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

§ 16). Başvurucular, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmektedirler. Bununla birlikte başvurucuların tapunun iptali nedeniyle doğan

gerçek zararlarının tespit edilmemesine ilişkin şikâyetlerinin esas itibarıyla

ilgili olduğu mülkiyet hakkının ihlali iddiası kapsamında incelenmesi gerektiği

değerlendirilmiştir.

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

55. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Mülkün ve Müdahalenin

Varlığı ile Türü

56. Somut olayda başvurucuların tapu kaydı iptal edilmiştir.

Taşınmaz mal varlığının Anayasa’nın 35. maddesinde yer alan mülkiyet hakkının

kapsamına dâhil olduğunda tereddüt bulunmamaktadır. Başvurucuların

taşınmazlarının kıyı kenar çizgisinde kaldığı gerekçesiyle tapularının iptal

edilmesinin mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiği açıktır. Anayasa

Mahkemesinin çok sayıda kararında da belirtildiği üzere taşınmazın tapusunun

iptal edilmesi mülkiyetten yoksun bırakma niteliği taşımaktadır (benzer yöndeki

karar için bkz. Mehmet Akdoğan ve diğerleri).

ii. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

57. Anayasa'nın 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

58. Anılan madde uyarınca temel hak ve özgürlükler, demokratik

toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaksızın,

Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak

kanunla sınırlanabilir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin

Anayasa'ya uygun düşebilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı

amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir.

(1) Kanunilik

59. Mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde ilk incelenmesi

gereken ölçüt kanuna dayalı olma ölçütüdür. Bu ölçütün sağlanmadığı tespit

edildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet hakkının

ihlal edildiği sonucuna varılacaktır. Müdahalenin kanuna dayalı olması,

müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir, belirli ve öngörülebilir kanun

hükümlerinin bulunmasını gerektirmektedir (Türkiye

İş Bankası A.Ş. [GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44; Ford Motor Company, B. No: 2014/13518,

26/10/2017, § 49; Necmiye Çiftçi ve

diğerleri, B. No: 2013/1301, 30/12/2014, § 55).

60. Somut olayda başvurucuların taşınmazı 3621 sayılı Kanun

hükümlerine göre yapılan belirleme neticesinde kıyı kenar çizgisinin kıyıda

kalan kısmında bırakılmıştır. Dolayısıyla müdahalenin kanuni bir dayanağının

olduğu kuşkusuzdur.

(2) Meşru Amaç

61. Kamu yararı, doğası gereği geniş bir kavramdır. Yasama ve

yürütme organları toplumun ihtiyaçlarını dikkate alarak neyin kamu yararına

olduğunu belirlemede geniş bir takdir yetkisine sahiptir. Kamu yararı konusunda

bir uyuşmazlığın çıkması hâlinde ise örneğin kamulaştırma gibi hususlarda

uzmanlaşmış ilk derece ve temyiz yargılaması yapan mahkemelerin uyuşmazlığı

çözmek konusunda daha iyi konumda oldukları açıktır. Bu nedenle müdahalenin

kamu yararına uygun olmadığını ispat yükümlülüğü bunu iddia edene aittir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, § 35).

62. Anayasa'nın 43. maddesine göre, devletin hüküm ve tasarrufu

altında bulunan kıyılar, özel mülkiyete konu olamazlar. Doğasına uygun olarak,

genellik, eşitlik ve serbestlik ilkeleri gereği herkesin ortak kullanımına açık

bulunmalıdırlar ve bunlardan yararlanma, ancak kıyının herkese açık olması ile

mümkün olabilir (AYM, E.1990/23, K.1991/29, 18/9/1991). 3621 sayılı Kanun'un

kıyıların ortak kullanımını düzenlemek, yararlanmaya ilişkin karar ve önlemleri

almak amacıyla düzenlendiği belirtilmiştir. Kanun'un amacı çerçevesinde kıyı

kenar çizgisindeki taşınmazların kamu hizmetine tahsis edilmesi, bu bağlamda somut

olayda olduğu gibi kıyıdan herkesin istifade edebileceği değerlendirildiğinde

müdahalenin kamu yararına dayalı meşru bir amacının bulunduğu kabul edilmiştir.

(3) Ölçülülük

(a) Genel İlkeler

63. Son olarak kamu makamlarınca başvurucuların mülkiyet hakkına

yapılan müdahaleyle gerçekleştirilmek istenen amaç ile bu amacın

gerçekleştirilmesi için kullanılan araçlar arasında makul bir ölçülülük

ilişkisinin olup olmadığı değerlendirilmelidir.

64. Ölçülülük ilkesi elverişlilik,

gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden

oluşmaktadır. Elverişlilik

öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli

olmasını, gereklilik ulaşılmak

istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif

bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile

ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini

ifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53,

27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016, § 18; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, § 38).

65. Orantılılık ilkesi gereği kişilerin mülkiyet hakkının

sınırlandırılması hâlinde elde edilmek istenen kamu yararı ile bireyin hakları

arasında adil bir dengenin kurulması gerekmektedir. Bu adil denge, başvurucunun

şahsi olarak aşırı bir yüke katlandığının tespit edilmesi durumunda bozulmuş

olacaktır. Müdahalenin orantılılığını değerlendirirken Anayasa Mahkemesi; bir

taraftan ulaşılmak istenen meşru amacın önemini, diğer taraftan da müdahalenin

niteliğini, başvurucunun ve kamu otoritelerinin davranışlarını gözönünde

bulundurarak başvurucuya yüklenen külfeti dikkate alacaktır (Arif Güven, B. No: 2014/13966, 15/2/2017,

§§ 58, 60; Osman Ukav, B. No:

2014/12501, 6/7/2017, § 71).

66. Devletin hüküm ve tasarrufu altında olan malların korunması

amacıyla mülkiyet hakkına müdahale edilmesi meşru olmakla birlikte bu kamusal

külfetin tamamının mülk sahiplerine yüklenemeyeceği ve kanun koyucunun buna

uygun çözüm yolları bulması gerekeceği açıktır (AYM, E.2009/31, K.2011/77,

12/5/2011). Kamuya ait orman ve diğer malların korunmasındaki kamu yararı amacı

ile başvurucunun mülkiyet hakkı arasında olması gereken adil denge, başvurucuya

tazminat ödenmesi veya başvurucunun zararının başka yollarla telafi edilmesi

şartıyla sağlanabilir (Hüseyin Akbulut ve

Yusuf Akbulut, B. No: 2014/7643, 6/4/2017, § 32).

67. Diğer taraftan mülkiyet hakkının usule ilişkin güvenceleri

hem özel kişiler arasındaki mülkiyet uyuşmazlıklarında hem de taraflardan

birinin kamu gücü olduğu durumlarda geçerlidir. Bu bağlamda mülkiyet hakkının

korunmasının söz konusu olduğu durumlarda usule ilişkin güvencelerin somut

olayda yerine getirildiğinden söz edilebilmesi için derece mahkemelerinin

kararlarında konu ile ilgili ve yeterli gerekçe bulunmalıdır (Kamil Darbaz ve Gmo Yapı Grup End. San. Tic. Ltd.

Şti., B. No: 2015/12563, 24/5/2018, § 53).

68. İdarenin ölçülülük bağlamında iyi yönetim ilkesine uygun hareket etme yükümlülüğü

bulunmaktadır. İyi yönetim

ilkesi, kamu yararı kapsamında bir konu söz konusu olduğunda kamu

otoritelerinin uygun zamanda, uygun yöntemle ve her şeyden önce tutarlı olarak

hareket etmelerini gerektirir (Kenan

Yıldırım ve Turan Yıldırım, B. No: 2013/711, 3/4/2014, § 68). Bu

bağlamda idarelerin kendi hatalarının sonuçlarını gidermeleri ve bireylere

yüklememeleri gerekir (Reis Otomotiv Ticaret

ve Sanayi A.Ş. [GK], B. No: 2015/6728, 1/2/2018, § 100).

(b) İlkelerin Olaya

Uygulanması

69. Başvurucular, tapusu iptal edilen taşınmazın gerçek

değerinin ödenmediğinden yakınmaktadırlar.

70. Taşınmazın tapusu iptal edildiğinden mülkiyet hakkına

yapılan müdahale ancak gerçek değerinin ödenmesiyle ölçülü olabilir. Taşınmazın

gerçek karşılığı olan bedelinin tespiti ise -kural olarak- uzman mahkemelerin

ve Yargıtayın bu konudaki uzman dairelerinin yetki ve görevindedir. Mülkiyet

hakkına yapılan müdahale ile ödenen bedel arasındaki ilişki yönünden Anayasa

Mahkemesinin yapacağı tespit, orantılılık incelemesinden ibarettir.

71. Somut olayda başvurucuların taşınmazının değeri derece

mahkemelerince dava tarihindeki durumuna ve niteliğine göre belirlenmiştir.

Buna göre bilirkişi kurulu dava tarihi itibarıyla taşınmazın 1. derece sit

alanında ve kesin yapılaşma yasağı içinde kaldığını belirterek değeri buna göre

hesaplamış, derece mahkemeleri de bu hesaplamaya göre tazminatı

belirlemişlerdir. Hükme esas alınan bilirkişi raporlarında söz konusu

taşınmazın 1. derece sit alanı olduğunun kabulü hâlinde değerinin 445.669 TL

olduğu, koruma alanı içinde olduğu değerlendirildiği takdirde ise değerinin

941.505 TL olduğu belirtilmektedir (bkz. §§ 15-19).

72. Diğer taraftan 16/6/1983 tarihinde kesinleşen kıyı kenar çizgisi içerisinde kalan bu

taşınmaz 1/3/1991 tarihinde köprü koruma bandında kaldığı gerekçesiyle koruma altına alınmış; 21/3/2002 tarihinde

1. derece arkeolojik sit alanında ve kesin

yapılaşma yasağının içerisinde kaldığına karar verilmiş; ancak

başvurucuların 16/6/2004 tarihinde açtığı tazminat davasından kısa bir süre

sonra 23/3/2006 tarihinde bu defa taşınmazın bulunduğu alanın 1. derece arkeolojik sit alanı vasfı

kaldırılarak koruma alanı olarak

belirlenmesine karar verilmiştir. Buna göre başvuru konusu taşınmazın kesin

yapılaşma yasağının dışında kaldığı anlaşılmaktadır (bkz. §§ 7-11).

73. Esas itibarıyla tapusu iptal edilen taşınmazın değerinin

dava tarihine göre belirlenmesi tek başına bir sorun teşkil etmemektedir.

Bununla birlikte somut olayda taşınmazın

arkeolojik sit alanında olmayıp aslında koruma alanında olduğu dava tarihinden kısa bir süre

sonraki Kurul kararı ile ortaya çıkmıştır. Bu bağlamda taşınmazın 1. derece

arkeolojik sit alanında olmasıyla koruma alanında olması ve kesin yapılaşma

yasağı kapsamında olması ile olmamasının taşınmazın değerini önemli derecede

etkileyen bir farklılığa yol açtığı ortadadır.

74. Buna göre olayda söz konusu taşınmazın tapu kaydının

iptaline ilişkin mahkeme kararının verilmesinden sonra temyiz aşamasındayken 1.

derece arkeolojik sit alanı olarak ilan edildiğine dikkati çekmek gerekir.

Diğer bir deyişle başvurucuların taşınmazının tapu kaydının iptal edildiği

aşamada kültür varlığı statüsü taşınmazın

değerini önemli ölçüde azaltacak şekilde değiştirilmiş, başvurucuların açtığı

tazminat davasında da dava tarihi itibarıyla mevcut olan bu statüye göre

taşınmazın değeri belirlenmiş, ancak söz konusu dava devam ederken taşınmazın

belirtilen statüsü bir defa daha bu defa taşınmazın değerini arttıracak biçimde

yeniden tapunun iptalinden önceki hâline getirilmiştir. Dolayısıyla

başvurucuların taşınmazlarından yoksun bırakıldığı sürece bir bütün olarak

bakıldığında aslında yalnızca koruma

alanında olması gereken taşınmazın 1.

derece sit alanı olarak kabul edilerek değerinin belirlendiği, buna

göre söz konusu süreç sonunda başvuruculara taşınmazının gerçek değerinin

ödenmemiş olduğu sonucuna varılmıştır.

75. Nitekim başvurucular söz konusu iddialarını dava sırasında

da dile getirmişler ancak derece mahkemeleri bu iddia ve itirazları konu ile

ilgili ve yeterli bir gerekçe ile karşılamamıştır.

76. Sonuç olarak derece mahkemelerince somut olayın kendine özgü

koşulları çerçevesinde bir değerlendirme yapılmadan tapusu iptal edilen

taşınmazın dava tarihindeki değerine göre tazminata hükmedilmiş olması, bu

taşınmazın aslında dava tarihindeki kültür varlığı statüsünün doğru olmadığının

ortaya çıkması karşısında gerçek değerin tazminat olarak ödenmemesine yol

açmıştır. Bu durumda tapunun iptali suretiyle mülkiyet hakkına yapılan

müdahalenin başvuruculara şahsi olarak aşırı bir külfet yüklediği ve kamu

yararı amacı ile mülkiyet hakkı arasında olması gereken adil dengenin

kurulamadığı, başvurucular aleyhine bozulduğu sonucuna varılmıştır.

77. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence

altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

C. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

78. 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

ilgili kısmı ve (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir.”

79. Başvurucu ihlalin tespit edilmesini istemiş ve tazminat

talebinde bulunmuştur.

80. Anayasa Mahkemesinin Mehmet

Doğan kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan

kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir (B. No: 2014/8875,

7/6/2018, [GK]). Mahkeme diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal

kararının yerine getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin

devamı anlamına geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle

sonuçlanacağına da işaret etmiştir (Aligül

Alkaya ve diğerleri (2), B.No: 2016/12506, 7/11/2019).

81. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin, yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,

ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların

giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması

gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55,

57).

82. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda Anayasa

Mahkemesi, 6216 sayılı Kanunun 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile

İçtüzük’ün 79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca, ihlalin

ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere

kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal

düzenleme, usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı olarak, ihlali

ortadan kaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel

başvuruya özgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa

Mahkemesi tarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılama kararı

verildiğinde, usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı

olarak ilgili mahkemenin yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda

herhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir karar

kendisine ulaşan mahkemenin yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek

devam eden ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerine

getirmektir. (Mehmet Doğan, §§

58-59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2),

§§ 57-59, 66-67).

83. Somut olayda Mahkememizce başvuruculara ait taşınmazın tapu kaydının

iptali nedeniyle açılan tazminat davasında hükmedilen bedelin taşınmazın gerçek

değerinin çok altında olması ve bu tazminata hak kazanılan tarihten ödemenin

yapıldığı tarihe kadar geçen süredeki enflasyon oranları dikkate alarak faiz

ödenmemesi nedeniyle söz konusu tazminatın önemli ölçüde değer kaybına

uğratılarak ödenmesi nedenleriyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar

verilmiştir. Dolayısıyla ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığı

anlaşılmaktadır.

84. Bu durumda mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır.

Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgü düzenleme içeren 6216

sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının

ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda yapılması gereken iş yeniden

yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran

nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar

verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden yargılama

yapılmak üzere Silivri 1. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar

verilmesi gerekmektedir.

85. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden

yargılamanın yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin

reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

86. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 772,50 TL harçtan ve

3.000 TL vekalet ücretinden oluşan toplan 3.772,50 TL yargılama giderinin

başvuruculara müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Silivri

1. Asliye Hukuk Mahkemesine (E.2012/548, K.2015/645) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucuların tazminat taleplerinin REDDİNE,

E. 772,50 TL harçtan ve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 3.772,50 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

12/2/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler : Serdar ÖZGÜLDÜR Burhan ÜSTÜN Yusuf Şevki HAKYEMEZ Selahaddin MENTEŞ Raportör : Mahmut ALTIN Başvurucular : 1. Emine Dilek ONARAN 2. Fatoş GENÇTÜRK 3. Ömer Nail GENÇTÜRK Vekili : Av. Rifat DURAN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2017/19987, 12 Şubat 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Uyuşmazlığın Arka
  7. B. Tazminat Davası Süreci
  8. IV. İlgili Hukuk
  9. A. Ulusal Hukuk
  10. "A- 5841
  11. B. Uluslararası Hukuk
  12. V. İnceleme Ve Gerekçe
  13. A. Değer Kaybı Nedeniyle
  14. B. Tazminatın Düşük
  15. C. 6216 Sayılı Kanun'un
  16. A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL
  17. B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet
  18. C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin
  19. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve
  20. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  21. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2017/19987
Tarih
12 Şubat 2020

İlgili Kararlar

  • Oktay Yazıcı Başvurusu (B. No: 2015/18874)
  • Mehmet Sabri Şirin Başvurusu (B. No: 2016/10825)
  • S.p. Başvurusu (B. No: 2016/54768)
  • Mehmet Güzeloglu Başvurusu (B. No: 2017/22361)
  • Ali Ekiztaş Başvurusu (B. No: 2017/19654)
  • Sedat Laçiner Başvurusu (B. No: 2016/47628)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.