İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Sedat Laçiner Başvurusu (B. No: 2016/47628)

1. Başvuru; tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması,

Başvuru No2016/47628Tarih12 Şubat 2020Okuma53 dk · 10.533 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Sedat Laçiner Başvurusu

Karar tarihi
12 Şubat 2020
Başvuru Numarası
2016/47628
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

10.533 kelime·53 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru; tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması,

tutuklama kararını veren hâkimlerin bağımsız ve tarafsız olmaması nedenleriyle

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, arama ve elkoyma kararının hukuka aykırı

olması nedeniyle özel hayata saygı hakkının, savunma hakkının kısıtlanması,

haklarının hatırlatılmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının, gözaltındaki

bazı uygulamalar nedeniyle de kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddialarına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 23/8/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvuruların kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

5. Başvuru formları ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve

belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

6. Başvurucu hakkında Çanakkale Cumhuriyet

Başsavcılığınca soruşturma başlatılmıştır. Başvurucu bu soruşturma kapsamında

26/12/2015 tarihinde gözaltına alınmış 29/12/2015 tarihinde serbest bırakılmıştır.

Başvurucu hakkında Çanakkale Sulh Ceza Hâkimliğinin 29/12/2015 tarihli

kararıyla yurt dışına çıkış yasağı şeklinde adli kontrol uygulanmasına karar

verilmiştir.

7. Çanakkale Cumhuriyet Başsavcılığının 1/4/2016 tarihli

iddianamesiyle başvurucu hakkında terör örgütü üyesi olma ve dolandırıcılık

suçlarından kamu davası açılmıştır. İddianamede; Çanakkale 18 Mart

Üniversitesinde (ÇOMÜ) okuyan Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet

Yapılanması'na (FETÖ/PDY) yakın öğrencilere yine aynı yapılanmaya yakın

Çanakkale Girişimci İşadamları ve Sanayicileri Derneği (ÇAGİAD) tarafından

Üniversitenin vakfı olan Eğitim Sağlık ve Bilimsel Araştırma Vakfı (ESBAV)

aracılığıyla burs verileceği ilan edilip bu şekilde Dernek üyelerinden ve iş

adamlarından para toplandığı, bu paranın FETÖ/PDY'nin öğrenci evlerinde kalan

öğrencilere verilip daha sonra geri alındığı, bu suretle FETÖ/PDY için himmet

toplandığı ileri sürülmüştür. 2011-2015 yılları arasında ÇOMÜ'de rektör olarak

görev yapan başvurucunun burs için ÇAGİAD ile protokol yaptığı ve bunu

kamuoyuna duyurduğu, kamu kurumu ve Üniversiteye bağlı ESBAV isimli vakfın

adının da olayda geçmesini sağlayarak yardım yapılmasında etkin rol oynadığı,

alınan tanık beyanlarında FETÖ/PDY'yle bağlantılı bir kişi olduğunun ve Üniversitede

bu yönde kadrolaşma yaptığının ifade edildiği belirtilmiştir. İddianamede

ayrıca başvurucunun ikametinde yapılan aramada tek yapraktan oluşan bir kâğıt

bulunduğu ve bu kâğıdın maddeler hâlinde el yazısı ile yazılmış ve yetkili bir

kişi tarafından tabana verilmiş talimatları içeren bir metin olduğu

belirtilmiştir. Savcılık, metin içeriğinin Fetullah Gülen'in vaaz ve

konuşmalarına benzer olduğunu değerlendirmiştir. İddianameye göre başvurucu bu

belgenin kendisine ait olmadığını ileri sürmüş ise de arama sırasında hazır

bulunan muhtar, polislerin bu kâğıdı kutuya koyduğunu görmediğini ancak

belgenin kutudan çıktığını gördüğünü beyan etmiştir.

8. İddianame Çanakkale 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından

kabul edilmiş ve yargılamaya Mahkemenin E.2016/157 sayılı dosyası üzerinden

başlanmıştır.

9. Türkiye, 15 Temmuz 2016 gecesi askerî bir darbe

teşebbüsüyle karşı karşıya kalmış; bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke

genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiştir. Kamu makamları ve

soruşturma mercileri -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında

Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda

FETÖ/PDY olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu değerlendirmişlerdir

(Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).

10. Bu kapsamda FETÖ/PDY'nin kamu kurumlarındaki eğitim,

sağlık, ticaret, sivil toplum ve medya gibi farklı alanlardaki yapılanmalarına

yönelik soruşturmalar yapılmış ve çok sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama

tedbirleri uygulanmıştır.

11. Darbe teşebbüsünden sonra Çanakkale Cumhuriyet

Başsavcılığı tarafından başvurucu hakkında FETÖ/PDY'nin Çanakkale 18 Mart

Üniversitesi yapılanması kapsamında yeni bir soruşturma başlatılmıştır.

12. Başvurucu bu soruşturma kapsamında20/7/2016 tarihinde

gözaltına alınmıştır.

13. Başvurucunun 22/7/2016 tarihinde müdafii huzurunda

Savcılıkta ifadesi alınmıştır. İfade alma işlemi sırasında başvurucuya sorulan

sorular ve başvurucunun verdiği cevaplar şöyledir:

"Soruldu: Müşteki A.Ş. sizin

döneminizde kadroya alınmış olması nedeniyle kendisini FETÖ/PDY toplantılarına

gitmek zorunda hissettiğini beyan etmiştir. Konuyla ilgili ifadenizi veriniz ?

Ben müşteki A.Ş.yi ismen tanıyorum.

Kendisi eşi ile birlikte benim dönemimde başka bir üniversiteden ÇOMÜ'ye

gelmiştir. Benim Gülen Cemaatinin üniversitedeki yapılanmasında yer aldığım

iddiası doğru değildir. A.K. ile aralarındaki ilişkiyi bilemem. Üniversiteler

malesef cadı kazanı şeklindedir. Büyük bir iç çekişme ve makam kapabilmek için

bölünmeler, çekişmeler söz konusudur. Ben de bunun acısını çekiyorum. Şu an

kominizm popüler olsaydı burada kominizm suçlamasıyla bulunacaktım. Ben meslek

hayatımda üniversitelerden bu nedenle uzak durmuşumdur. İçişleri Bakanlığında,

YÖK'de terör danışmanı olarak görev aldım. A.Ş.nin iddiaları da üniversitedeki

bu çekişmelerden kaynaklanmaktadır. A.K.nın gayriresmi dekanlık yapması mümkün

değildir. Kaldı ki son iki buçuk yılında profesör sayısı az olmasına rağmen ben

A.K.yı idari bir göreve vermedim.

Soruldu: Müşteki A.Ş. ifadesinde; devam

eden bir dizi idari olaylar sonrasında sizin derdiniz ne, sizden çektiğimi

Prof. Dr. T.K.dan çekmedim, bir ön önce kendinize gelin, bu işin sonu iyi

değil, tarafınızı seçin” diyerek tehdit ettiğinizi beyan etmiştir.

Yönetiminizde olan Üniversitenin tarafları kim veya kimlerdir ?

Ben böyle bir şey söylemedim.

Üniversitenin tarafları olması mümkün değildir. Böyle bir durumda kişi rektör

sayılamaz. Okullardaki bazı sorunlar nedeniyle bana görüşmeye gelmişlerdi. Ben

kendileriyle bu konuda görüştüm. Tarafınızı seçin gibi sözler söylemedim.

Soruldu: Müşteki A.Ş. İfadesinde,

Cemaatin rektör seçtirdiği Sedat LAÇİNER’den cesaret alan cemaat üyelerinin,

cemaatin eylem ve hareketlerini açıkça yapmaktan hiçbir sakınca duymadıklarını

beyan etmiştir. Üniversitedeki FETÖ yapılanması kim veya kimlerden oluşmaktadır

? Ne tür faaliyetlerde bulunmaktasınız ? Fetullah gülen cemaatin üniversitede

en etkin isimlerinin başında sizin geldiğinizi beyan etmektedir konuyla ilgili

ifadenizi veriniz ?

Ben ÇOMÜ rektörlüğüne şu anki

Cumhurbaşkanı sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın isteği ve ısrarıyla geldim. Ben

Ankara'da YÖK Başkan Danışmanıydım. YÖK Başkanı Y.Z.Ö. de bunu istedi. O

zamanki Cumhurbaşkanı Sayın A.G. ile de görüştük. Onun da uygun görmesiyle ben

ÇOMÜ'ye gelip seçim çalışması yaptım ve en yüksek oyu aldım. Dolayısıyla beni

cemaat seçtirmemiştir. Cemaatin de benden cesaret aldığı ve faaliyet yürüttüğü

doğru değildir.

Soruldu: Müşteki A.Ş. Demokrat Çanakkale

adı altında yayın yapan internet sitesinin paralel yapı lehine, FETÖ/PDY

muhalif akademisyenler aleyhine yayın yaptığı ve sizinde burda görev

aldığınız/görevlendirdiğinizi beyan etmiştir. Konuyla ilgili ifadenizi veriniz

?

Çanakkale'de bilindiği üzere çok sayıda

yerel basın organı vardır. Demokrat Çanakkale isimli internet sitesinin

üniversite ile bağlantısı yoktur. Ben burada yazı yazmadım. Burada paralel yapı

lehine FETÖ ye muhalif akademisyenler aleyhine yayın yapıldığı konusunda bilgi

sahibi değilim. Ben rektörken Star Gazetesinde köşe yazarıydım, sonra

internethaber sitesinde yazdım hala Haberdar isimli sitede yazı yazmaktayım.

Çanakkalenin sesi isimli internet sitesi bazen benim köşe yazılarımı alıp

yayınlamaktadır. Bunların üniversite ile dediğim gibi bir ilgisi yoktur.

Soruldu: Müşteki A.Ş. idareci olduğunuz

dönemdeki yaptıklarınızdan, FETÖ/PDY nin üniversitedeki yaptıkların ve

Ülkemizin son günlerde yaşamış olduğu kaos ortamındaki rollerinden dolayı

FETÖ/PDY yapılanması içerisinde ülkeye zarar veren herkesten bir vatandaşlık

görevi olarak şikayetçi olduğunu beyan etmiş, sizi de şikayetçi olduklarından

saymıştır. Konuyla ilgili ifadenizi veriniz ?

Bu konudaki iddiaları kabul etmiyorum.

Soruldu: F.K. ifadesinde; 2011 yılı ocak

ayında profesör olup, 2011 yılı şubat ayında rektör olduğunuz ve rektörlük

sürecinde A.K.nın etkin bir rol oynadığını beyan etmiştir. Konuyla ilgili

ifadenizi veriniz ?

Normal şartlarda ben 2010 kasım ayında

profesör olacaktım seçilmesinde benim de çaba gösterdiğim önceki rektör Al. K.

bunu geciktirdi. Sonradan duyduğuma göre benim kendisine aday olmamdan

çekinerek bunu yapmış. Muhtemelen bu durumun kendisine sıkıntıya sokabileceğini

düşünerek 2011 ocak ayında profesörlüğümü onayladı. Ben o dönemde

Cumhurbaşkanı, Başbakan, YÖK Başkanıyla doğrudan görüşebilen bir kişiydim. Başta

da belirttiğim gibi bunların isteği ile ben Çanakkale'ye rektörlük seçimleri

için geldim. A.K.yı tanımıyordum, o dönemde pek çok kişiyle görüşmem oldu.

Rektör olmam konusunda Aziz Kılınç'ın etkin rol oynadığı doğru değildir.

Soruldu: F.K. ifadesinde; Fethullah

Gülen cemaat yapısının, Sedat Laçiner’in göreve gelmesinden sonra Üniversitede

kendini ifade etmekten hiç çekinmediğini, insanların gözlerine sokarcasına

faaliyetlerini sürdürdüklerini, yüksek Lisans, doktora öğrencileri aldıklarını,

akademik kadrolarda da yapılandıklarına ise yakinen şahit olduğunu beyan

etmiştir. Sedat Laçiner döneminde alınan bütün yüksek lisans, doktora

öğrencileri ve akademik personelin Fethullah Gülen Cemaatinin referansı ile,

işe, liyakata bakılmaksızın, Cemaat üyesi olup olmama veya cemaatin çıkarları

doğrultusunda hareket edip etmeyeceğine göre seçildiğini beyan etmiştir.

Konuyla ilgili ifadenizi veriniz ?

Benim dönemimde cemaatin üniversitede

çekinmeden faaliyet yürüttüğü doğru değildir. Yüksek lisans doktora

öğrencilerin nasıl alınacağı yazılı kurallarla bellidir. Ben burada yüksek

lisans öğrenci sayısını artırmaya ve üniversitenin araştırmaya yönelik olması

için çalıştım. Bu konuda hocalardan genelde tepki gördüm. Çünkü mevcut sistemde

hocalar az sayıda asistanı yüksek lisans öğrencisi olarak alıp kullanıyorlardı.

Fazla bilimsel çalışma yapılmıyordu. Bu konuda kültür çatışması oldu. Bu

alımlar sınavla yapılmaktadır. En son bölüm başkanı onaylamaktadır. Rektörün

bir dahili yoktur.

Soruldu: F.K. ifadesinde; Sedat Laçiner

rektörlüğü döneminde, Türkçe Eğitimi bölümünden 30ve üzeri doktor ünvanı ile

mezuniyet gerçekleştiğini, bunların çoğunun A.K.nın kendisine biat eden

öğrencilerden olduğunu beyan etmiştir, Biat etmek nedir , neden biat

edilmelidir ? konuyla ilgili ifadenizi veriniz ? F.K. ifadesinde; arkadaşı ile

birlikte Fetullahçı grubun ÇOMÜ faaliyetleriyle ilişkili olabilecekleri her

şeyi takip ettiklerini, yaptıkları araştırmalar sonucunda sizin bizatihi bu

grubun lideri olduğunuzu beyan etmiştir. Konuyla ilgili ifadenizi veriniz ?

Bu konuda benim bir bilgim

bulunmamaktadır. Ben eğitim fakültesine alınacak yüksek lisans öğrencileri ile

ilgili hiç bir istekte bulunmadım. A.K. Dekan da değildi. O dönemki dekan K.Y.

vefat etmiştir. A.K.dan korkacağını sanmıyorum.

Soruldu: F.K. ifadesinde ; Sonuç olarak

“Fetullah Gülen cemaati Türkiye’ye öğretim elemanı yetiştirmek misyonu ile,

2011-2014 yılları arasında, Rektör Sedat Laçiner yönetiminde, sayısızca Yüksek

Lisans ,doktora öğrencisi yetiştirdiğini, Üniversite kadrolarını Fethullah

Gülen cemaatine mensup ve bu cemaatin çıkarlarını benimseyen araştırma

görevlisi, okutman , öğretim görevlisi, uzman yardımcı doçent, Doçent, Proföser

kadroları ile doldurduklarını, S.T. ve M.T.nin eşlerini üniversiteye

aldırdıktan sonra ilk maaşlarını Cemaate himmet olarak verdiklerini bizzat

ifade ettiklerini, beyan etmiştir. Konuyla ilgili ifadenizi veriniz ?

Bu konudaki suçlamaları kabul etmiyorum.

Ben [S.T.] ve [M.T.]i da tanımam. Eşlerinin ilk maaşlarını cemaate himmet

vermeleri konusunda bilgim de yoktur. Ben üniversitede en üst yöneticilik

yaptım. Herkesin ne olduğunu bilemem. Kaldı ki bu ortamda çok sayıda yüksek

yargı üyesi, milli eğitim personeli, akademik personel görevden alınması söz

konusudur. Bunların alımında devletin üst yönetiminin de bilgisi ve imzası

vardır. Bir gruplaşma olmaması için ben her türlü titizliği yerine getirdim.

Soruldu: F.K. ifadesinde ; Sedat Laçiner

döneminin Fetullah gülen cemaati açısından ÇOMÜ’de altın yılları olduğunu, Bu

yapılanmayı yapan rektör Sedat Laçiner'in de bu yapının dışında olmuş olduğunun

düşünülemeyeceğini beyan etmiştir. Konuyla ilgili ifadenizi veriniz ?

Bu iddiaları kabul etmiyorum. Kadrolaşma

iddiası kontrol edilebilecek bir durumdur. Size gerekirse daha ayrıntılı da

sunabilirim ancak kabaca söyleyeyim ki şu anki rektör benim dönemimde rektör

yardımcısıdır. Halen onun yardımcıları fakülte dekanları 300 civarında bölüm

başkanı benim dönemimden sonra halen görevlerinin başındadır. Eğer kadrolaşma

olsaydı bunun bu şekilde olmaması gerekirdi. Ben 2011 yılında %34 oy aldım.

2015 yılında bunun biraz altında oy aldım. Kadrolaşsam oy oranım artardı.

Soruldu: H.A.E. ifadesinde ; Sizin

rektör olmanız sonrasında Üniversitede kadrolaşma, Devleti ele geçirme

faaliyetlerinin iyice arttığını ve Cemaat yapılanmasını üniversitede açıkça

alenen yapmaya başladıklarını, kendisinin artık bu Cemaat mensubu şahısların

güçlerini Sedat Laçiner’den almakta olduğunu anladığını, Bu şahısların yanına

Emniyet müdürlerinin de geldiğini, hatta il Emniyet müdürü O.Z. nun da sık sık

geliyor olduğunu, ve A.K.nın her ortamda kendilerinin emniyet savcı ve

yargıçlar ile birlikte hareket ettiklerini söyleyerek çok güçlü oldukları

izlenimini verdiğini beyan etmiştir. Konuyla ilgili ifadenizi veriniz ?

Ben belirttiğim gibi cemaat yapılanması

iddialarını kabul etmiyorum. Bir dönem il emniyet müdürlüğünü yapan Osman

Zoroğlu dışında her zaman iyi ilişkilerim olduğu Valiler, Başsavcılar protokol

görüşmelerine gelirdi. Bunlar normal protokol görüşmeleriydi. Benim A.K. ile

yakın ilişkiler içinde olduğum da doğru değildir. Kendisiyle çok az bir araya

gelmişimdir. Halil Ersin Avcı'yı tanırım.

Soruldu: A.R.E. ifadesinde; ÇOMÜ Tıp

Fakültesinde,2011 yılında Rektör olarak seçilen Sedat Laçiner dönemi

başladıktan sonra özellikle görevli olduğu fakültede Fetullahçı kadrolaşma

aşırı bir şekilde hız kazandığını beyan etmiştir. Konuyla ilgili ifadenizi

veriniz ?

Bu konudaki iddiaları da kabul

etmiyorum. Fakültelerin iç çekişmeleri bana mal edilmektedir. Rektörler olarak

bizim fakültelere dahilimi söz konusu değildir. A..R.E. yi ismen tanırım.

Soruldu: A.A. ifadesinde özetle ; Sedat

Laçiner döneminde özellikle A.K.dan izinsiz hiçbir şey yapılamadığını, A.K.nın

üniversitede fettuhallahçıların ağır toplarından olduğunu herkesin bildiğini ve

konuştuğunu beyan etmiştir. Konuyla ilgili ifadenizi veriniz ? Sedat Laçiner

döneminde, paralel yapı üyesi çok sayıda eleman getirildiğini ve

üniversitelerinin paralel yapı elemanları tarafından ele geçirildiğini, son

zamanlarda Ülkemizde yaşanan olaylardan da anlaşılacağı üzere bu yapının tüm

kurumlarda bu şekilde kadrolaşarak devleti ele geçirmek için plan yaptıklarının

anlaşıldığını beyan etmiştir. Konuyla ilgili ifadenizi veriniz ?

A.A.yı inanın tanımıyorum. Üniversitenin

2500 civarı personeli vardır. A.K. ile ilgili yukarıda beyanda bulunuştum.

İddiaları doğru değildir.

Soruldu: A.Ş. ifadesinde; 2011 yılı

Şubat ya da Mart ayında ÇOMÜ’de Sedat Laçiner Rektör olarak göreve başladıktan

sonra ilk işinin kendi kadrolarını kurmak olduğunu ve Tıp fakültesi dekanlığına

İstanbul Bezmi Alem üniversitesinden H.Ö.yü getirdiğini, Sedat Laçiner rektör

olarak atandıktan sonra fetullahçı yapıya mensup olduğu yönünde duyumlar

aldığını, Atamış olduğu dekan H.Ö.nün tıp fakültesinden sınıf arkadaşı

olduğunu, H.Ö.nün öğrencilik dönemlerinde de fetullah gülen cemaatinin mensubu

olduğu açıkça bilindiğini, Fakültelerine dekan olarak atandıktan sonra

fetullahçı kadroların iş başına getirilmeye başlandığının açıkça ortaya

çıktığını, resmin netleştiğini, Bu yapının çekirdek kadrosunun üniversitede

mevcut olduğunu ve bu şahısların alenen Fetullahçı olarak bilindiğini beyan

etmiştir. Konuyla ilgili ifadenizi veriniz ?

A.Ş.yi ismen biliyorum. İddiası doğru

değildir. Ben H.Ö.nün geçmişi hakkında bilgi sahibi değilim. Bana o dönem

herhangi bir uyarı sızlanma da gelmedi. Benim dönemimde 200 civarı başka

üniversitelerden hocalar gelmiştir. H.Ö. de bunlardan biridir. Ayrıca

rektörlerin dekan atama yetkisi yoktur. Önerdiğimiz 6 isimden birini YÖK atama

yapar.

Soruldu: A.Ş. ifadesinde ; ÇOMÜ’de Sedat

Laçiner döneminde TÜBİTAK bursu ile birer ve üçer aylık sürelerle yurt dışına

gidenlerin incelenmesi halinde bu yapının çekirdek kadrosunun ortaya

çıkacağının aşikâr olduğunu, Yurt dışına gidip gelen bütün bu şahısları doçent

yaptıklarını beyan etmiştir. Konuyla ilgili ifadenizi veriniz ?

Benim dönemimde YÖK'ün imkanları da iyi

idi ve ben akademisyen arkadaşların yurt dışına mutlaka gitmeleri konusunda

teşvikte bulundum. Herhalde yarısı gitmiştir. Gidip gelenlerin doçent yapılması

konusunda bilgi sahibi değilim. Yine bizim doçent yapma yetkimiz yoktur.

Doçentlik ünvanını üniversiteler arası kurul verir. Zor bir işlemdir. İfadede

geçen TÜBİTAK bursu bildiğim kadarıyla uzun dönemi ifade eder. Burada bir

karıştırma söz konusudur.

Soruldu: M.F.H. ifadesinde; kendisine

eski rektör Sedat Laçiner'in eşinin üniversiteye kızlık soyadıyla müracaat

ettirilip, evlilik soyadıyla da kadroya geçirilmesini dile getirmesinden dolayı

ceza verildiğini, idari mahkemeye açmış olduğu davaları kazandığını, verilen

cezaların kaldırıldığını beyan etmiştir. Konuyla ilgili ifadenizi veriniz ?

Üniversitedeki cemaat yapılanmasını en büyük müsebbibi başta eski rektör Sedat

Laçiner diyerek bazı isimleri saymıştır. Konuyla ilgili ifadenizi veriniz

?Sedat Laçiner'in dönemi olan 2011-2015 yılları arasındaki kurum dışından

yapılan bütün atamaların Fethullah Gülen cemaati mensuplarından seçilerek

atanmışlar olduğunu, bu atamalar araştırıldığında üniversitedeki cemaat

yapılanması da ortaya çıkacağını beyan etmiştir. Konuyla ilgili ifadenizi veriniz

?

M.F.H.yi tanırım, kendisi beni çok defa

YÖK'e şikayet etmiştir. Bunu inanın bilmiyorum. Dediğim gibi üniversitede çok

sayıda personel mevcuttur. Haklarında yapılan işlemler ile ilgili olarak ilgisi

olsun olmasın üst kademeyi sorunlu görmektedirler. Eşim benim dönemimde başka

kurumdan ÇOMÜ'ye geçiş yapmıştır. Almanca Okutmanıdır. Kendisine eşim ile

ilgili olarak kızlık soyadıyla müracaat ettirildi, evlilik soyadıyla kadroya

geçirildi diye konuştuğundan dolayı ceza verildiği doğru değildir. Benim eşim

Saadet daha önce evliliğimizden önce de çalışmıştır. O dönemde sigorta

primlerinin kızlık soyadıyla yatırılması normaldir. Bu kişinin ifadeleri

tutarsızdır. İdare mahkemesinde açılan dava konusunda bilgi sahibi değilim.

Kendisi kaybettiği idari davadan sonra idare mahkemesi başkanının üniversiteye

gelmesini de gerekçe gösterip BİMER'e şikayet etmiştir. Bunlar normal protokol

ziyaretidir. H.T.nin cemaatçi olduğu ve memurken İdare İşler Daire Başkanı da

yapıldığı doğru değildir, kaldı ki bu mümkün de değildir. Hiç bir zaman H.T.

daire başkanı olmadı. Ambardan sorumlu memurdu. F.A.nın Bayramiç'e hizmet

süresi dolmadığı halde yüksek okul sekreterliğine atanması konusunda bilgim

yoktur. Bu konuda her yıl gerekli denetlemelerde yapılmaktadır.

Soruldu: Ö.K. ifadesinde ; üniversitede

fetö cemaatine mensup hocaların dışında, üniversite rektörü Sedat Laçiner'e

gülen cemaati tarafından görev verildiği, üniversite rektörlüğü döneminde

parlayacağı, daha sonra milli savunma bakanı olarak görevlendirileceği veya

başbakan olacağının üniversite ortamında konuşulduğunu, o dönemde üniversite de

görev yapan H.Ş., A.K., H.Ö., İ.T., C.A.,M.F.Y., ve rektör Sedat Laçiner’in

kardeşi V.L.nin ve adlarını saydığı kşilerin fethullah gülen cemaatinden

olduklarını, üniversitede cemaate bağlı çalışmalar yaptıklarının konuşulduğunu

beyan etmiştir. Konuyla ilgili ifadenizi veriniz ?

Bu kişiyi tanımam. İddiası doğru

değildir. Ben o dönemde parlayan bir yıldızdım. Hükümetin bazı politikalarını

eleştiren konuşmalarım olmasaydı muhtemelen şimdi bakandım. Bana AK Partiden

milletvekilliği teklifi de gelmişti. O dönemde üniversite çevrelerinde benim

gelecekte yükselen kişilerden olduğum konuşulmuş olabilir. Devam eden 2016/157

sayılı dosyada sanık olan kişiler bu dosya da da sanık yapılarak o dosya güçlendirilmeye

çalışılmaktadır. Bu dosyada aleyhe ifade veren kişi sayısı biraz daha

arttırılmıştır. Ancak ifadeler soyut ve birbirine yakın ifadelerdir. YÖK'de de

hakkımda çok sayıda şikayet vardı ve genelde aynı kişilerdir. Benim o dosyada

tutuksuz yargılanmam bunları rahatsız etmiştir.

Soruldu: D.K. ifadesinde ; 2014 yılında

yapılan yerel seçimler sonrasında Üniversite içerisinde, başını Sedat

Laçiner'in çektiği Fetullahçı örgütün baskısının daha çok hissedilmeye

başladığını beyan etmiştir. Konuyla ilgili ifadenizi veriniz ? ÇOMÜ’ye, Sedat

Laçiner dönenimde paralel yapı üyesi çok sayıda eleman getirildiğini ve

Üniversitelerinin, paralel yapı elemanları tarafından ele geçirildiğini, son

zamanlarda Ülkede yaşanan olaylardan da anlaşılacağı üzere, bu yapının tüm

kurumlarda bu şekilde kadrolaşarak devleti ele geçirmek için plan yaptıklarını

beyan etmiştir. konuyla ilgili ifadenizi veriniz ?

D.K.yı tanırım. Kendisini ben rektör

danışmanı olarak da atamıştım. Ayrıca BESYO'nun müdürlüğünü de yaptı. Kendisine

makam odamın karşısında odada vermiştim. Neden böyle bir ifade verdi

anlayamadım. Yarın şu anki rektör hakkında da ifade verebilir. Yakın zamanda

dekan yapılmıştır. Belirttiği şekilde 2014 yılında ve 2015 yılında görevden

ayrıldığım ilk 3 aylık dönem sonunda çok az sayıda personel alımı yapılmıştır.

Kadrosu gelen doçentlere kadrosu verilmiştir ve sayı çok azdır. Ben üniversite

tarafından açığa alınmışım. Bana bu konuda bir tebligat yapılmadı. 17 Temmuz

pazar günü Çomü haber isimli sitede bunu öğrendim. Açığa alınınca maaşlarda

düşüyormuş. Çoluk çocuğumun harcayacağı parayı da düşünerek Ziraat Bankasındaki

değerlendirmeyi ve gerekli ödemeleri yapmayı düşündüm. Kardeşim V. bankaya

gitmene gerek yok, bu ortamda dışarı çıkma, internet bankacılığını kullan dedi.

Ben bu işlerden anlamam. İnternet bankacılığım yoktur. V. bankayı aradı. Sonra

görüşme için kampüste bulunan Ziraat Bankası şubesine gitti. Orada gerekli

formlar hazırlanacaktı, ben sonra imza atmaya gidecektim. Para çekme girişimi

söz konusu değildir. Benim bankada da maaş hesabım dışında 20.000 Dolar

civarında para vardır. Başkaca para yoktur. İfadelerde geçtiği üzere A.B.

isimli kişinin üniversite imamı olduğu konusunda bilgi sahibi değilim. Ben

böyle bir kişi de tanımıyorum. Şüpheli M.F.Y.nin benim hakkımda üniversitede

cemaatin etkin elemanını olduğunu duydum şeklindeki beyanını kabul etmiyorum.

Bu bir duyumdur. Ben darbelere karşı bir insanım. 15 Temmuz gecesi

Sedatlaçinerblogspot isimli sayfamda ve twitter adresimde yazan yazılar

incelenecek olursa buna ilk ve en ağır tepkiyi gösterenlerden birisiyim. Benim

darbeyle bir ilgim alakam yoktur. 17 Temmuz pazar günü Çomühaber isimli sitede

benim kaçtığım yönünde haberler çıktı. Ben buradaydım. Avukatım Ş.T. ile

şikayet dilekçesi hazırlandı. Bana avukatım ortamın karışık ve prokatif

olduğunu söyleyip şikayet dilekçesinin kendisinin götürmesinin uygun olacağını

söyledi. 20 Temmuz sabahı adliyeye kardeşim ile şikayet dilekçesi getirildi.

Benim hakkımda devam eden davada verilmiş yurt dışı yasağı şeklinde adli kontrol

vardır. Dışarı çıkmam mümkün değildir. Ben gerek ilk davada gerekse bu dosyada

evimden polisler tarafından alındım. Yakalanmadım. FETÖ/PDY ile ilgili olarak

hiç bir ilgim olmadığını baştan beri söyledim. Ben 15 Temmuz gecesi yapılanları

görünce dehşete düştüm. Bu şeklide bir yapı olduğunu da bilmiyordum. Devletin

her yerine sızmışlardır, bu da son olayda görülmüştür. Üniversitede benim

farketmem ve önleyebilmem mümkün olmamıştır. Hakkımda yapılan tüm suçlamaları

kabul etmiyorum."

14. Başvurucu 22/7/2016 tarihinde anayasal düzeni ortadan

kaldırmaya teşebbüs etme ve silahlı terör örgütüne üye olma suçlarından

tutuklanması talebiyle Sulh Ceza Hâkimliğine sevk edilmiştir.

15. Başvurucu 22/7/2016 tarihinde yapılan sorgusunda "Ben

eşime ve çocuklarıma ait cihazlardan ayrıca kendime ait cihazlardan da imaj

alınmasını istedim bu isteğim kabul edilmedi imaj alınmaması halinde bu

cihazlara eski tarihli eklemeler yapılabilmektedir Evden cemaat, Gülen

kitapları arıyorlardı. F.B.nin 'Kim bu Fetullah Gülen' isimli kitabını aldılar

daha sonra vazgeçtiler neden vazgeçtiklerini sorduğumda lehe delil olur

dediler. Bildiğim kadarıyla lehe ve aleyhe olan tüm deliller toplanmalıdır.

F.B. bu kitabında cemaate yönelik ağır eleştiriler yapmaktadır Evimde yapılan

arama kanunlara aykırı bir aramadır hakkımda açılmış önceki davada da aynı şeyi

yaptılar. Yakalanmış birisi değilim. Aralık ayı sonunda evimde yatak

kıyafetlerim ile gözaltına alındım. Çarşamba günü de kardeşimi adliyeye

götürmek üzere evden çıkarken beni yine evden gözaltına aldılar. Beni

bıraksanız yine beni evimden gözaltına alacaksınız. Hiç yurt dışına kaçma

eğilimin olmadı anneme babama kayınpederime bakmak zorundayım. Suçlamaya

ilişkin bir tek delil yoktur. Sadece o şunu dedi bu şunu dedi beyanlarlar yer

almaktadır. Üniversiteler cadı kazanı gibidir. İnsanların ahlaki ve karakter

sorunu vardır benim hakkımda şikayetçi olanların yüzde doksanı Eğitim

fakültesindendir. Üniversitemde 40 tane okul varken yüzde doksanı Eğitim

fakültesinden şikayetçi olanlardır. Ve bu şahısların bir çoğu birbirine çok

yakın kimselerdir bu fakülte de arkadaşınız yakalanınca size çok ders yazar ve

daha fazla para kazanırsınız büyük şehirlerde bu şekildedir ancak taşrada bu

olmamaktadır. Bu kişiler iki yıl öncede şikayetlerde bulunuyorlardı ancak bu

şikayetlerinde cemaat cümlesi geçmiyordu. A.Ş. ve eşi E.Ş. o zaman cemaatçi

olarak biliniyordu. Bu şahıslar ile görüşmüşlüğüm yoktur. Bu şahıslar

birbirleriyle ders yüzünden kavga etmektedirler. A.Ş.nin eşi E.Ş. [S.] denilen

kişinin arabasını boydan boya çizmiş kocası da buna gözcülük yapmış olay

savcılığa intikal etti. Bu olaydan dolayı E.Ş. ceza almıştır kavganın cemaat ya

da siyasi boyu yoktur para kavgasıdır. A.Ş. ile E.Ş.nin benim hakkımda hiçbir

şikayeti yoktur. Bugün vardır. Şikayetçi A.A. diye birinin ismini hiç duymadım.

Müşteki iki kişide Tıp fakültesindendir. M.F.H. de ismini bilmiyorum tanıdığım

bir insan değildir. Gerçek dışı beyanları bulunmaktadır beyanlarından normal

birisi olmadığı anlaşılmaktadır. Beyanlarında H.T.cemaat ile bağlantısı olduğu

için İdari ve Mali işler dairesi başkanı yaptığımı söylemiştir. H.T. hiç bir

zaman daire başkanı olmamıştır. Kendisi ambar memuruydu üniversite mezunu

olmadığı için daire başkanı olması da mümkün değildir. Önceki dava ile aynı

suçlamalar söz konusudur aynı konuda iki dava olmaz bu durumda benim aynı

savunmayı burada da yapmam gerekir. Darbeden önce ful mahkemeye gidip

geliyordum müşteki ifadelerini not alıyordum. Mahkeme sabah giriyordum

telefonumu dışarıda bırakıyordum akşam çıkarken telefonuma kavuşabiliyordum.

Eşimi dahi arayamadım. Böyle bir suç içinde olmam mümkün değildir. Duruşma

salonu içerisinde hakim savcı avukat herkes oturuyordu. Akşam eve gidince çok

yorgun oluyordum ve uyuyordum. Cuma günü de duruşma vardı çok yorgundum.

Uyuyacaktım kapı çaldı bir arkadaşım gelmiş bana darbe olduğunu söyledi.

Beraber televizyonu açtık. Şaşkın bir şekilde televizyonu izledik. Eşime

darbeyi söyleyince eşim bana darbe gerçekleşseydi ilk önce seni alırlardı dedi.

Tiwiter hesabımdan saat 00.43 'de Cumhurbaşkanının darbeye tepki vermesi ile

aynı zamanda tiwit atmışım ülkemize , devletimize ve demokrasimize sahip

çıkalım demişim. Daha sonra yine darbe hiçbir şeye çare değildir, sorunun

kaynağını artırır. Diye yazmışım. Daha sonra meclise bomba atıldıktan sonra da tiwit

attım. Sanki Cumhurbaşkanının oğlu gibi tiwit atmışım yatıp uyuyabilirdim bunun

oyun ve rol olma ihtimali var mı. Asker tanıdığım kimse yoktur darbeci cemaatçi

denilen insanlarla bir görüşmüşlüğüm bir yerde bulunduğum telefon görüşmem bile

yoktur. Üniversitedeki ve Çanakkale'deki dedikodu hastalığından

kaynaklanmaktadır. Öyle bir kin oluşmuş ki kardeşimi de işin içine

sokmaktadırlar. Bu işi anlaşarak yapmaktadırlar ifadelerinde aynı cümleler

vardır. Bunun ne cemaatle ne siyasetle ilgisi vardır. Bugün solculuk kominizm

popüler olsaydı solcu kominist Sedat Laçiner vardı. Bugün popüler olan

cemaattir bu nedenle cemaatçilik ile suçluyorlar. Kadrolaşma yaptığım

söyleniyor ancak kanıtını getirmiyorlar. Benim oyum azalmıştır. Benim

dönemimdeki yöneticiler halen yöneticidir. Dekanlar rektör yardımcıları , hatta

rektör yardımcısı Y.A.rektördür. Bana üniversitede cemaatçiler olduğu söylense

de benim yapabileceğim bir şey yoktur. Fakülte kurulu karar alır rektörlüğe

gönderir rektörlükte bunu üniversite yönetim kuruluna gönderir bunlar içinde

cemaatçilerde olabilir Yargıtay üyelerinin de yarısının cemaatçi olduğu

söyleniyor. Ordunun generallerinin üçte birinin cemaatçi olduğu söyleniyor. Tüm

bunların görev almasında devlet büyüklerinin imzaları vardır. Ve bunlar hakkında

raporlar alınmıştır benim rapor alma imkanımda yoktur. Yasaların bana vermiş

olduğu yetkilerle üniversitede gruplaşma olmaması için uğraştım. Sadece atfı

cürümler vardı. Benim dönemimde cemaatçi girmiş olsa bile benim hiçbir etkim

yoktur bunu bilmemde mümkün değildir...Kadrolaşma yoktur. Darbe gecesinin

sabahında bu darbe tüm Türkiye'ye yapılmış bir darbe diye uzun bir yazı yazdım

yüzbinden fazla insan bu yazıyı okudu. Pazartesi ve Salı günleri de yazı yazdım

hukukun üstünlüğünü yazdığım günde gözaltına alındım. 17 Temmuz da ÇOMÜ haberde

Sedat Laçiner yurt dışına kaçtı şeklinde haber çıktı.Ben her gün çarşı pazar

geziyorum benim bu haberi yalanlamalarımı yayınlamadılar bu haber konusunda

Çarşamba sabahı suç duyurusu dilekçesini verdim. Çarşamba günü suç duyurusunu

dilekçini veren şahıs nereye kaçacaktır? yazdıkları okunmadan suçlanan insanım.

Bir varsayım üzerine bir davada sanık oldum. O davadan dolayı burada sanık

oldum burada kardeşim de sanık oldu. Ziraat bankasında 300 bin dolarım olduğu

söylenmiş savcı beyde bankada 170 bin TL'miz varmış diye söyledi. Ziraat

bankasından maaş hesabım dışında 20-25 bin dolar kadar param olması lazım.

Bankadan para çekmek gibi bir girişimim olmadı iftira atan kişilerin beyanları

ile öğretim üyeliği görevinden uzaklaştırılmıştım maaşımda azaldığı için

faturalarımı internet bankacılığı ile ödemek için internet bankacılığını

kullanmak istedim. Kardeşim de bankada tanıdığı memura söyleyip formu

hazırlattıracaktı ben de sadece imzaya gidecektim ancak ben internet bankacılığını

hiç başlatmamışım o gün gözaltına alındım polisin bir insanın bankada kaç TL

parası olduğunu bilmemesi mümkün değildir şahsıma çok ağır suçlama

yapılmaktadır." şeklinde beyanda bulunmuştur.

16. Başvurucu Çanakkale Sulh Ceza Hâkimliğinin 22/7/2016

tarihli kararıyla anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan

tutuklanmıştır. Tutuklama kararının gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Son dönemde yaşanan somut olay ve

olgularla da sabit olduğu üzere demokratik rejimi karşı bir kalkışmanın yaşandığı

bu hususun devletin değişik kurumları tarafından hazırlanan raporları ile

subuta erdiği bu hali ile kuvvetli suç sebeplerini oluşturan somut olay ve

olguların sabit olduğu şüphelilerin üzerine atılı Anayasal Düzeni Ortadan

Kaldırmaya Teşebbüs Etme suçunun CMK.nun 100/3. maddesinde yer alan katalog

suçlardan olduğu ilk tutuklama halinde mahkumiyet halinde yeterli derecede

delil bulunmasının tutuklama yönünden zorunlu olmadığı CMK.nun 100 maddesine

göre kaçma şüphesi ve delilleri karartma tehlikesinin mevcudiyeti halinde

tutuklama tedbirine başvurulabileceği soruşturma dosyası kapsamına göre

şüphelilerin üzerine atılı suçun niteliği ön görülen ceza miktarı sanık ve

müşteki beyanları , CD izleme tutanağı, banka yazısı ve tüm deliller birlikte

değerlendirildiğinde kaçma şüphesi bulunduğu soruşturmanın henüz başlamış

aşamasında olduğu gözönüne alınarak delillerin henüz tam toplanmamış olması

nedeniyle delillerin karartılma şüphesi bulunduğu bu aşamada adli kontrol

koruma tedbirinin yetersiz olacağı anlaşıldığından şüpheliler ... Sedat

Laçiner'in .... CMK'nın 100. ve devamı maddeleri gereğince tutuklanmalarına...

Şüpheliler ... Sedat Laçiner ...hakkında

silahlı terör örgütüne üye olma suçundan Çanakkale 2 Ağır Ceza Mahkemesinin

2016/157 esas dosyasından derdest dava bulunması nedeniyle birden fazla üyelik

söz konusu olamayacağından bu suç bakımından tutuklama talebinin reddine... [karar verildi.]"

17. Başvurucu, tutuklama kararına itiraz etmiştir.

Burhaniye Sulh Ceza Hâkimliği 5/8/2016 tarihinde başvurucunun itirazının

reddine karar vermiştir. Bu karar 16/8/2016 tarihinde başvurucuya tebliğ

edilmiştir.

18. Başvurucu 23/8/2016 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

19. Savcılık 1/2/2017 tarihli iddianamesiyle başvurucunun

anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs etme suçundan cezalandırılması istemiyle

aynı yer ağır ceza mahkemesinde kamu davası açılmıştır.

20. İddianamede, başvurucunun gerek organik olarak

gerekse örgütsel nitelikli eylemleri bakımından FETÖ/PDY hiyerarşisi içinde yer

aldığı ileri sürülmüştür. Bu suçlamalara esas alınan olgular şöyle

özetlenebilir:

- ÇOMÜ Tıp Fakültesinde doktor olarak görev yapan A.Ş.nin

müşteki sıfatıyla alınan beyanında başvurucunun rektör olmasından sonra

başhekim yardımcılığı görevinden alındığını, FETÖ/PDY mensubu kişilerin

akademik kadrolara atandığını, bu yapıya mensup olmayan kişilerin görevlerinden

alındığını, başvurucunun rektörlüğü döneminde Türkiye Bilimsel ve Teknolojik

Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) bursu ile yurt dışına gidenlerin bu yapının çekirdek

kadrosunu oluşturduğunu, doçentlik başvurusunun FETÖ/PDY'ye biat etmemesi

nedeniyle FETÖ/PDY ile bağlantılı jüri üyeleri tarafından engellendiğini ifade

etmesi

- ÇOMÜ Tıp Fakültesinde akademisyen olan H.F.A.nın

müşteki sıfatıyla alınan beyanında başvurucunun rektör olarak atanmasından

sonra Üniversitede FETÖ/PDY lehine kadrolaşma yaşandığını, doçentlik

başvurusunun makul bir sebep gösterilmeden reddedildiğini, kendisine mobbing

yapıldığını, bu olaylar nedeniyle psikolojik travma yaşadığını, bu olaylara

FETÖ/PDY'ye mensup olmadığı için maruz kaldığını, tüm bunların başvurucunun

rektörlüğü döneminde yaşandığını ifade etmesi

- ÇOMÜ Sağlık Meslek Yüksek Okulunda akademisyen olan

M.R.G.nin müşteki sıfatıyla alınan beyanında başvurucunun göreve gelmesiyle

birlikte FETÖ/PDY mensubu olduğu aleni olan ve Üniversitede herkesçe bilinen

kişilerin önemli görevlere atandığını, TÜBİTAK'a sunulan projelerin kabulünde

bu yapıya mensup öğretim üyelerinin projelerinin onaylandığını, başvurucunun

göreve gelmesiyle birlikte kendisinin de dâhil olduğu birçok akademisyenin

baskı, tehdit, şantaj ve haksız soruşturmalar yapılmak suretiyle yıldırıldığını

ifade etmesi

- ÇOMÜ Sağlık Meslek Yüksekokulu Hemşirelik Bölümü

öğretim üyesi olan A.S.T.nin müşteki sıfatıyla alınan beyanında ÇOMÜ bünyesinde

FETÖ/PDY mensubu olarak tanımlanan kesimin kendisine yıllarca mobbing

uyguladığını, hakkı olduğu hâlde kendisine beş yıl doçent kadrosu

verilmediğini, başvurucunun bu yapının başlıca kişilerinden biri olduğunu ifade

etmesi

- ÇOMÜ'de 2000-2014 yılları arasında görev yapan M.Ş.nin

hak ettiği hâlde yıllarca profesör kadrosunun verilmediğini, Çanakkale'den

ayrılıp Şırnak'a gitmek zorunda kaldığını, eşinin de ÇOMÜ'den istifa ettiğini,

FETÖ'nün ÇOMÜ'yü ele geçirme planı çerçevesinde kendilerine kötülük

yapıldığını, tüm bunlardan başvurucunun da dâhil olduğu bazı kişilerin sorumlu

olduğunu ifade etmesi

- ÇOMÜ'de öğretim üyesi olarak çalışan ve tanık olarak

dinlenen F.A.nın ifadesinde rektör olan başvurucunun Üniversitedeki FETÖ

yapılanmasının lideri olduğunu, bu yapıya mensup kişilerin akademik kadrolara

doldurulduğunu, başvurucunun rektör olduğu dönemin bu yapının altın yılları

olduğunu beyan etmesi

- ÇOMÜ'de öğretim üyesi olarak çalışan ve tanık olarak

dinlenen pek çok kişinin ifadesinde başvurucunun FETÖ/PDY'nin Üniversitedeki en

etkili kişilerinden biri olduğunu, rektör seçilmesiyle birlikte FETÖ/PDY

kadrolaşmasının arttığını, Üniversitenin bu yapıya mensup kişilerce ele

geçirildiğini, bu yapıya mensup olmayanların mobbing yoluyla yıldırıldığını,

haksız soruşturmalarla önlerinin kesilip görevden ayrılmalarına veya başka

yerlere tayin yoluyla gitmelerine neden olunduğunu beyan etmesi

21. İddianamede başvurucuya yöneltilen eylemlere ilişkin

olarak yapılan hukuki değerlendirmenin ilgili kısmı şöyledir:

"Buna göre, yukarıda da ayrıntılı

şekilde açıklanmaya çalışıldığı üzere şüphelilerden Sedat'ın Profesör olup,

Siyasal Bilgiler Fakültesinde öğretim üyesi olduğu, 2011-2015 arası rektörlük

görevini yürüttüğü, kardeşi V.L.nin ve diğer şüpheli H.Ş.ninyardımcı doçent

kadrosuyla Siyasal Bilgiler Fakültesinde öğretim üyesi oldukları, şüpheli H.nin

profesör olup, Tıp Fakültesinde görevli olduğu ve bir süre dekanlık yaptığı,

şüphelilerden C. ve İ. profesör olup, Mühendislik Fakültesinde görev

yaptıkları, yine şüpheli A.nın profesör, M.F.nin de doçent olup, Fen Edebiyat

Fakültesinde görevli oldukları, çok sayıda müşteki ve tanığın ifadesinde de

geçtiği üzere iştirak halinde hareket ettikleri, aralarında örgütsel bağlantı

bulunduğu, FETÖ/PDY terör örgütü yapılanması içerisinde yer alıp üyesi

bulundukları yaklaşık 40.000 civarında öğrencisi bulunan ve Ülkemizin önde

gelen üniversiteleri arasında yerini alan Çanakkale 18 Mart Üniversitesinde

örgütün yapılanmasında etkin rol oynadıkları, kadrolaştıkları, iştirak halinde

ve örgüt yapısı içerisinde hareket ederek kendi cemaatlerinden gördükleri

kişilerin diğer kurum veya üniversitelerden tayinen gelmelerini veya işe

alınmalarını ve aynı zamanda görevde yükselmelerini sağlayıp cemaatin

karşısında gördükleri veya görüşlerini beğenmedikleri diğer öğretim üyeleri ve

personeli sindirme yoluna gittikleri, açılan disiplin soruşturmalarıyla bu

kişileri yılgınlığa düşürüp, önlerinin kesildiği, kurumdan tayinen başka yere

gitmelerinin sağlandığı, mobing uygulanıp yine bu kişilere yönelik küçük düşürme

aşağılama eylemlerinde bulunulduğu, yurtdışı eğitim-izin-seminer ve benzeri

konularda zorluklar çıkartıldığı, bu şekilde Fettullah cemaatinin üniversiteyi

tamamen ele geçirmesinin amaçlandığı, FETÖ/PDY üyesi olan şüphelilerin

anlatılan eylem ve faaliyetlerinin terör örgütünün üyesi olmak suçunu aşıp TCK

309 maddesinde düzenlenen Anayasayı İhlal suçunu oluşturduğu, üniversite gibi

önemli bir kurum içerisinde ki yapılanmasında yer alan şüphelilerin doğrudan

cebre yönelik eylemleri belirlenemese bile Anayasayı İhlal Suçundan sorumlu

tutulmaları gerektiği, ülkemizde pek çok kurumda köklenip güçlenen örgütün uzun

zamandır özellikle eğitim faaliyetleriyle güç bulduğunun herkesçe bilindiği,

üniversitelerin de bunun içerisinde yer aldığı, anlatıldığı üzere büyük bir

devlet üniversitesinin bu şekilde ele geçirilip kadrolaşılmasının aynı suç

kapsamında değerlendirilmesi gerektiği... [değerlendirilmiştir.]"

22. İddianame Çanakkale 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından

9/2/2017 tarihinde kabul edilmiş ve dava Mahkemenin E.2017/81 sayılı dosyası

üzerinden yürütülmüştür.

23. Çanakkale 2. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2016/157 sayılı

dosyasında 14/3/2017 tarihinde başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma

suçundan tutuklanmasına karar verilmiştir.

24.E.2016/157 sayılı dosyada Çanakkale 2. Ağır Ceza

Mahkemesi 5/3/2018 tarihli duruşmada bu davanın E.2017/81 sayılı dosyayla

birleştirilmek üzere başvurucu yönünden tefrikine karar vermiştir.

25. Savcılık 19/6/2018 tarihli duruşmada esas hakkındaki

mütalaasını sunmuştur. Mütalaada başvurucunun 2011-2015 yılları arasında

ÇOMÜ'de rektör olarak görev yaptığı, burs için ÇAGİAD ile protokol yaparak ve

bunu kamuoyuna duyurarak yardım yapılmasında etkin rol oynadığı, ÇOMÜ'de göreve

başlamasından kısa bir süre sonra örgüt tarafından Üniversiteye rektör

seçtirildiği, rektör olduğu dönemde örgüt üyelerinin Üniversite içinde

kadrolaşmasına yönelik yoğun faaliyette bulunduğu, rektör olarak atanmasının

ardından bu dosyada da yargılanan sanıkların da aralarında olduğu çekirdek

kadro aracılığıyla örgüt ile irtibatı olmayan diğer akademisyenleri kadro

vermeme, disiplin soruşturmaları açarak sindirmeye yönelik faaliyette

bulunduğu, ikametinde yapılan arama neticesinde çalışma odasındaki kitaplığında

bulunan bir kutunun içinde tek yapraktan oluşan, içeriğinde maddeler hâlinde el

yazısı ile yazılmış ve yetkili bir kişi tarafından tabana verilmiş talimatların

olduğunun değerlendirildiği, söz konusu yazı içeriğinin Fettullah Gülen'in vaaz

ve konuşmalarına benzer olduğu, metinde "...yalan, iftira siz hala itibarınızı

koruyorsunuz ... masamın üstündeki el-klübut dairaya incil, üstünde Türk

bayrağı bulunan seccademe paspas dediler. Yaptığımız şeye dikkat edelim, mahçup

olacak şey söylemeyelim ... akademisyen arkadaşlar geçerli neden yoksa yurt

dışına çıkmasınlar THY liste tutup servis yapıyor....marifetullah yoluna

açılmışsanız sürekli imtihan edileceksiniz ... tamanın moral ve motivasyonunu

yüksek tutmalıyız... riyakarlıkta hiç kimse İranlılarla başedemez, Aliye ve

Nurcu listesi vermiş, Bitliste böyle Tifliste böyle...adetullah gereği zulmü

yapanlar değil destek olanlarda cezalarını görür ... hızı sekize temkili dörde

katlayalım, kriz dönemi 28 saat çalışmak lazım, 4 saati nereden bulacağız,

bereketle 48 saat bile olur. Bu süreçte doğruyu yaptık, ama ihmalerimiz olmuş

olabilir, memleketi perslere peşkeş çekmek isteyenlere destek olmadık ... yeni

elemanları gruplara almayalım, devlet hafızasında fazla isim yok ama kişiler

bireysel fişleme yapıyor ... meseleyi belden aşağıya indirirseniz, onlarda

indirir ... dersane konusu 2004 te Büyükanıta verilmiş bir sözdü ... bunların

söylediklerine söyleme denilmez fırlama denilir, halkın bilinçaltını

zehirliyorlar, müslüman çalar, cemaat kumpas kurar...firavunun yoldan

çıkmasında yüzde elli kendisi ise yüzde elli çevresidir ... bir an Allah'ın

kazasına razı olmak lazım (seçim sonuçlarına binaen) ...Aziz Kocaoğlu seçim

öncesi şöyle söylemiş, öyle bir protokol yapalım ki seçimi kim kazanırsa siz

stadyumları kulanın..." şeklinde cümleler yer aldığı, içerik dikkate

alındığında metnin örgütün faaliyet, görüş ve talimatlarını yansıtan bir belge

niteliğinde olduğu ve başvurucuya bir şekilde ulaştırıldığı ileri sürülmüştür.

Mütalaada, başvurucunun rektörlüğü döneminde Üniversiteye alınanpek çok

akademisyenin örgütün mahrem yapılanması içinde rol oynadığı belirtilmiştir. Bu

kapsamda mütalaada, etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanarak beyanda bulunan

ve mahrem yapılanma içinde bulunan G.E.nin yargılama aşamasında tanık sıfatıyla

alınan ifadesine dayanılmıştır. G.E. beyanında, başvurucunun özel bir programla

Fethullah Gülen'i ziyaret ettiğini ve Fethullah Gülen'e bizzat Suriye

politikası konusunda "İktidar hiçbir şey anlamıyor, sizin ayak

tırnağınız kadar bu meseleyi anlamıyorlar." şeklinde sözler

söylediğini, aynı ortamda bulunan Şamil kod adlı kişinin bunu kendisine

aktardığını, ayrıca tanığın Üniversiteye atanma mevzusunun da Şamil kod adlı

kişi tarafından başvurucuya aynı ortamda iletildiğini iddia etmiştir. Mütalaaya

göre Şamil kod adlı kişi örgüt içinde TSK Deniz Kuvvetleri sorumlusu olarak

faaliyette bulunmuş ve yurt dışında olması nedeniyle hakkında yakalama emri

çıkarılmıştır.

26. Savcılık mütalaasında ayrıca anayasal düzeni

değiştirmeye teşebbüs suçundan ve ilk iddianamedeki dolandırıcılık suçundan

başvurucunun beraatini talep etmiştir.

27. Çanakkale 2. Ağır Ceza Mahkemesi 25/9/2018 tarihli

kararıyla başvurucunun cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti

Anayasası'nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka

bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs ve

dolandırıcılık suçundan beraatine, terör örgütüne üye olma suçundan 9 yıl 4 ay

15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hükümle birlikte tutukluluğunun

devamına karar vermiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir:

"Sanık Sedat Laçiner'in FETÖ/PDY

Silahlı Terör Örgütüyle iltisaklı olduğu gerekçesiye 667 sayılı KHK ile

kapatılmasına karar verilen ve merkezi Ankara İlinde bulunan Uluslararası

Stratejik Araştırmalar Kurumu Derneği'nde (USAK) 2004-2011 yılları arasında

kurucu başkanlık yaptığı, 2011-2015 yılları arasında Çanakkale Onsekiz Mart

Üniversitesinde (ÇOMÜ) Rektör olarak görev yaptığı,yine FETÖ/PDY Silahlı Terör

Örgütüyle iltisaklı olduğu gerekçesiye 667 sayılı KHK ile kapatılmasına karar

verilen Çanakkale Girişimci İş Adamları ve Sanayicileri Derneği (ÇAGİAD)ile

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Eğitim Sağlık Ve Bilimsel Araştırma Vakfı

(ESBAV) arasında muhtaç öğrencilere burs verileceği konusunda protokol

yapıldığı, bu doğrultuda esnaf ve iş adamlarının Vakıf hesabına para

yatırdıkları, burs alacak öğrencilerin olması gerekenin aksine Vakıf ya da

Üniversite tarafından değil, ÇAGİAD tarafından belirlendiği, öğrencilerin

örgüte yakın veya örgütün öğrenci evlerinde ve yurtlarında kalan öğrenciler

oldukları, örgüt içinde ev abisi veya ev ablası olarak veya başkaca üst

konumlarda faaliyet yürüten şahıslar aracılığı ile öğrencilerin hesaplarına

yatan burs paralarının ellerinden alındığı, paranın bir şekilde örgütün üst

yönetimine aktarıldığının tespit edildiği, darbe girişiminin ardından yapılan

soruşturmalar neticesinde burs alan öğrenciler ile ÇAĞİAD ile bağlantılı birçok

kişi hakkındaFETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma suçundan işlem yapıldığı,

bu itibarla ÇAGİAD'ın belirlediği öğrencilerin hesabına yatırılan paraların

burs verilmesinden ziyade örgüte maddi kaynak sağlamaya ve para aktarmaya

yönelik olarak gerçekleştirildiği, sanığın burs olayında ÇAGİAD ile protokol ve

kamuoyuna duyuru yaparak, kamu kurumu ve üniversiteye bağlı ESBAV isimli vakfın

adının da olayda geçmesini sağlayarak para toplanmasında ve örgüte maddi kaynak

sağlanmasında etkin rol oynadığı, dosya kapsamında alınan tanık beyanlarında

görüleceği üzere Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi'nde göreve başlamasından

kısa bir süre sonra örgüt tarafından Üniversiteye Rektör seçtirildiği, rektör

olduğu dönemde örgüt üyelerinin üniversite içerisinde kadrolaşmasına yönelik

olarak yoğun faaliyette bulunduğu , sanığın rektör olarak atanmasının ardından

bu dosyada da yargılanan sanıkların da bulunduğu Üniversitenin idari kadrosunda

görev yapan çekirdek kadrosu (Rektör Yardımcıları, Dekanlar, bazı Yüksek okulu

Müdürleri) aracılığıyla örgüt ile irtibatı olmayan diğer akademisyenleri kadro

vermeme ve disiplin soruşturmaları açarak sindirmeye yönelik faaliyette bulunduğu,

sanığın ikametinde yapılan arama neticesinde çalışma odasındaki kitaplığında

bulunan bir kutunun içerisinde ön ve arka yüzü yazılı A4 büyüklüğünde tek

yapraktan oluşan içeriğinde maddeler halinde el yazısı ile yazılmış ve örgüt

içinde yetkili bir kişi tarafından tabana verilmiş talimatları oluşturduğu

anlaşılan metin olduğu, söz konusu yazı içeriğinin örgüt elebaşı Fettullah

Gülen'in sözde vaaz ve konuşmalarına benzer olduğu, metinde örneğin '...yalan,

iftira siz hala itibarınızı koruyorsunuz ... masamın üstündeki el-klübut

dairaya incil, üstünde Türk bayrağı bulunan seccademe paspas dediler.

Yaptığımız şeye dikkat edelim, mahçup olacak şey söylemeyelim....akademisyen

arkadaşlar geçerli neden yoksa yurt dışına çıkmasınlar THY liste tutup servis

yapıyor ... marifetullah yoluna açılmışsanız sürekli imtihan edileceksiniz ...

tamanın moral ve motivasyonunu yüksek tutmalıyız... riyakarlıkta hiç kimse

İranlılarla başedemez, Aliye ve Nurcu listesi vermiş, Bitliste böyle Tifliste

böyle...adetullah gereği zulmü yapanlar değil destek olanlarda cezalarını görür

... hızı sekize temkili dörde katlayalım, kriz dönemi 28 saat çalışmak lazım, 4

saati nereden bulacağız, bereketle 48 saat bile olur. Bu süreçte doğruyu

yaptık, ama ihmalerimiz olmuş olabilir, memleketi perslere peşkeş çekmek

isteyenlere destek olmadık...yeni elemanları gruplara almayalım, devlet

hafızasında fazla isim yok ama kişiler bireysel fişleme yapıyor...meseleyi

belden aşağıya indirirseniz, onlarda indirir....dersane konusu 2004 te

Büyükanıta verilmiş bir sözdü...bunların söylediklerine söyleme denilmez

fırlama denilir, halkın bilinçaltını zehirliyorlar, müslüman çalar, cemaat

kumpas kurar...firavunun yoldan çıkmasında yüzde elli kendisi ise yüzde elli

çevresidir...bir an Allah'ın kazasına razı olmak lazım (seçim sonuçlarına

binaen) ...A.K. seçim öncesi şöyle söylemiş, öyle bir protokol yapalım ki

seçimi kim kazanırsa siz stadyumları kulanın...' şeklinde cümleler yer aldığı,

belgede ki yazının içeriği dikkate alındığında, örgütün faaliyet, görüş ve talimatlarını

yansıtan belge olduğu ve sanığa bir şeklide ulaştırıldığının anlaşıldığı, sanıkla

ilgili olarak açık kaynaklardan yapılan araştırma neticesinde düzenlenen

tutanak içeriğine göre; 14/4/2015 Tarihli 'yeniakit.com.tr' isimli sitede yer

alan haberde, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Yeni Rektörü Y.A.nın eski

rektör Sedat Laçiner ile ilgili yaptığı açıklamaları konu alan haber yer almış

olup, açıklamada; 'Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Sedat Laçiner döneminde adeta

paralel yapının merkezi olduğunun' belirtildiği, yine haber içeriğinde,'eskiden

cemaatçi olmayana görev yoktu' şeklinde bölüm geçtiği, yine 23/3/2015 tarihli

'Evrensel Haber Net' isimli sitede de benzer nitelikte bir haber geçildiği,

16/12/2014 tarihli 'habervaktim.com' isimli sitede Sedat Laçiner’e ait köşe

yazısı yer almış olup, yazıda özetle; '....hükümeti düşürmek sadece partilerin

değil, sivil toplum aktörlerinin de hakkıdır, dolayısıyla Gülen cemaati veya

başka bir sivil yapının, derneğin, hükümeti devirmek istemesine ahlaken veya dinen

caiz görmeseniz dahi yasa dışı olduğunu iddia etmek mümkün değildir,

cemaatlerinde siyasi görüşleri olabilir ve vardırda, bunların görüşlerini

hükümetleri değiştirecek kadar ileri götürmeleri yasal sınırlarda kalmak kaydı

ile gayrimeşru değildir' şeklinde cümleler yer aldığı, yine 29/5/2014 tarihli

'dinimizan.com' isimli sitede yer alan Sedat Laçiner’e ait köşe

yazısında'Cemaati oyalayabilirsiniz ama yok edemessiniz' şeklinde cümle

geçtiğinin tespit edildiği , söz konusu yazıların ülke genelinde örgüt lehine

algı oluşturmaya elverişli nitelikte olduğu,yine darbe girişimi sonrasında sanığın

üniversitede bulunan odasında yapılan arama neticesinde2 adet Kitap (Ruhumuzun

Heykelini Dikerken-Fettullah Gülen, Gurbette Fettullah Gülen-Nuriye Akman) ile

üzerinde 08 Haziran 2011, Seçim 2011 yazılı, Sedat Laçiner yazılı silinip

yazılabilme özelliği olmayan DVD ile 6 ayrı kağıt üzerindeki el yazılı not ele

geçirildiği , sanığın rektörlüğü döneminde üniversiteye alınan pek çok

akademisyenin örgütün mahrem yapılanması içerisinde rol oynadığı, bu kapsamda

etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak isteyerek beyanda bulunan ve örgütün

Deniz Kuvvetleri Komutanlığı mahrem yapılanması içerisinde Subaylardan Sorumlu

Öğretmen pozisyonunda mahrem imam olarak faaliyet yürüten G.E.nin yargılama

aşamasında tanık sıfatıyla alanın ifadesinde Sedat Laçiner'in özel bir

programla örgüt elebaşı Fethullah Gülen'i ziyaret ettiğini ve Sedat Laçiner'in

örgüt elebaşı Fethullah Gülen'e bizzat Suriye politikası konusunda 'iktidar

hiçbir şey anlamıyor' şeklinde sözler söylediğini, Sedat Laçiner'in de örgüt

elebaşı Fethullah Gülen'e 'sizin ayak tırnağınız kadar bu mesleyi anlamıyorlar'

şeklinde sözler söylediğini, aynı ortamda bulunan Şamil kod adlı kişinin (Şamil

Kod adlı kişinin G.K. olduğu, Kocaeli 5 Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/260 sayılı

dosyasında TCK 'nın 314/1, 309/1, 109/2-a-b-c , 43/1-2 maddeleri gereğince

yargılaması devam etmekte olup yakalama kaydının bulunduğu, şahsın örgüt

içerisinde Türkiye TSK Deniz Kuvvetleri Genel Müdürü olarak faaliyette bulunduğu

iddiası vardır) bunu kendisine ilettiğini, ayrıca tanığın üniversiteye atanma

mevzusunun da Şamil kod adlı kişi tarafından Sedat Laçiner'e aynı ortamda iletildiğini

beyan ettiği, dosya kapsamında yer alan Bank Asya hesaplarına ilişkin bilirkişi

raporuna göre sanığın örgütün finans ayağını oluşturan Bank Asya'nın Tasarruf

Mevduat ve Sigorta Fonu'na devredildiği 29/05/2015 tarihinde bankanın Çanakkale

Şubesinden hesap açtırdığının anlaşıldığı, bu hususların; müşteki/katılan

beyanları, etkin pişmanlıktan yararlanan bir kısım sanık savunmaları, tanık

anlatımları, bilirkişi raporları, tutanak ve diğer raporlar ile tüm dosya

kapsamıyla sabit olduğu, ÇOMÜ'deki örgüt yapılanması hakkında dinlenen tanık ve

müşteki/katılan beyanlarının sanık Sedat Laçiner'in Rektör olarak görev yaptığı

dönemde üniversiteye atanan idari ve akademik personel ile yüksek lisans ve

doktora öğrencilerinin yüzde kaçının Bylock kullanıcısı veya hakkında FETÖ/PDY

kapsamında yürütülen soruşturma-kovuşturma olan kişiler olduğu konusunda bilirkişi

A.B. tarafından düzenlenen rapor ile doğrulandığı... Her ne kadar sanığın sabit

görülen eylemlerinin bir kısmı tek başına örgüt üyeliği suçunun sübutu

açısından yeterli delil sayılmasa da yukarıda açıklandığı üzere, sanığın

eylemleri bir bütün halinde değerlendirildiğinde faaliyetlerinin Yargıtayın

yerleşik içtihatlarında belirtilen süreklilik, çeşitlililik ve yoğunluk

unsurlarını taşıdığı, sanığın örgütün amaçları doğrultusunda hareket ettiği ve

örgüt hiyerarşisine dahil olduğu anlaşılmakla, bu suretle sanığın üzerine atılı

Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma suçunu işlediği kanaati hasıl olmuştur."

28. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih

itibarıyla istinaf kanun yolunda derdesttir.

IV. İLGİLİ

HUKUK

29. İlgili hukuk için bkz. Ömer Ulukapı, B. No:

2017/17771, 17/7/2018, §§ 18-23.

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

30. Mahkemenin 12/2/2020 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

1. Tutuklamanın

Hukuki Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun

İddiaları

31. Başvurucu; kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren

somut olgular ve tutuklama nedenleri ortaya konulmadan daha önce hakkında

açılan ve tahliyesine karar verilen bir soruşturmadan sonra aynı içerikteki başka

bir soruşturma kapsamında tutuklandığını, tutuklama kararının ve bu karara

yaptığı itirazın reddi kararının gerekçeli olmadığını, hukuka aykırı sorgu

yöntemiyle alınan ifadesine dayanılarak tutuklandığını, kendisine isnat edilen

darbeye teşebbüs suçuyla bir alakasının olmadığını, bu isnada ilişkin hiçbir

somut delil gösterilmediğini, bu durumun masumiyet karinesine aykırı olduğunu

belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

32. Başvurucu 15/1/2019 tarihli ek beyan dilekçesinde

Emniyet Genel Müdürlüğünün Savcılığa gönderdiği talimat niteliğindeki yazı

üzerine tutuklandığını, gerekçeli kararın uzun süredir yazılmadığını, bu

nedenle tutukluluğuna itiraz edecek bir mercinin bulunmadığını, sağlık durumunun

kötüleştiğini belirtmiştir. Başvurucunun Emniyet Genel Müdürlüğünün Savcılığa

gönderdiği talimat niteliğindeki yazı üzerine tutuklandığı iddiası tutuklamanın

hukukiliğine bağlı bir iddia niteliğinde olduğundan bu iddia yönünden bir

değerlendirme yapılması gerekmektedir. Ancak ek beyan dilekçesindeki diğer

iddialar -yeni bir bireysel başvuru formunu doldurmak, başvuru harcını yatırmak

gibi usul yükümlülüklerini yerine getirmek koşuluyla- bireysel başvuru konusu

edilecek önceki şikâyetlere bağlı olmayan yeni iddialar niteliğindedir.

Belirtilen nedenle başvurucunun sonradan ileri sürdüğü bu şikâyetler yönünden

ayrıca bir değerlendirme yapılmamıştır.

b. Değerlendirme

33. Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin

sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

34. Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin

kullanılmasının durdurulması" kenar başlıklı 15. maddesi şöyledir:

"Savaş, seferberlik, sıkıyönetim

veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl

edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin

kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada

öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.

Birinci fıkrada belirlenen durumlarda

da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin

yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din,

vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı

suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile

saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."

35. Anayasa'nın "Kişi hürriyeti ve

güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci fıkrası ile üçüncü

fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve

güvenliğine sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti

bulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini veya

değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan

ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir."

36. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Bu itibarla başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19.

maddesinin üçüncü fıkrası bağlamındaki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

kapsamında incelenmesi gerekir.

i. Uygulanabilirlik

Yönünden

37. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin

uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları

incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere

ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir (Aydın Yavuz ve

diğerleri, §§ 187-191). Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen ve

tutuklama tedbirine konu olan suçlama, başvurucunun darbe teşebbüsünün

arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY üyesi olduğu iddiasıdır.

Anayasa Mahkemesi, anılan suçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarla

ilgili olduğunu değerlendirmiştir (Selçuk Özdemir [GK], B. No:

2016/49158, 26/7/2017, § 57).

38. Başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin

hukuki olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında

yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun tutuklanmasının

başta Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer maddelerinde yer alan

güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek, aykırılık saptanması hâlinde

ise Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp kılmadığı

değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 193-195, 242).

ii. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

(1) Genel

İlkeler

39. Tutuklamanın hukukiliğinin incelenmesinde dikkate

alınacak genel ilkeler için bkz. Şahin Alpay ([GK], B. No: 2016/16092,

11/1/2018, §§ 77-91) kararı.

(2) İlkelerin Olaya Uygulanması

40. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının

kanuni dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

41. 5271 sayılı Kanun'un 90. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında kişinin bir suç işlediği şüphesiyle yakalanabilmesi için tutuklama

şartlarının varlığı aranmıştır. Diğer bir ifadeyle yakalama emri düzenlenmesini

gerektiren diğer nedenlerden (örneğin 5271 sayılı Kanun'un 98. maddesi) farklı

olarak tutuklama amacıyla yakalama yapılabilmesi için kuvvetli suç şüphesinin

varlığını gösteren somut deliller bulunmalıdır. Kanun koyucu suç şüphesiyle

yakalanan kimselerin gerek gözaltı süresinin dolması gerekse hâkim kararıyla

serbest kalması üzerine özgürlüğüne yönelebilecek keyfî müdahaleleri önlemek

amacıyla yakalama yasağı öngörmüştür. Bu yasak itiraz mercii tarafından verilen

yakalama kararını kapsamamaktadır.5271 sayılı Kanun'un 91. maddesinin (6)

numaralı fıkrasına göre gözaltı süresinin dolması veya sulh ceza hâkiminin kararı

üzerine serbest bırakılan kişi hakkında yakalamaya neden olan fiille ilgili

yeni ve yeterli delil elde edilmedikçe ve Cumhuriyet savcısının kararı

olmadıkça bir daha aynı nedenle yakalama işlemi uygulanamayacaktır. Bu hüküm

uyarınca aynı fiilden dolayı ikinci kez yakalama yapılabilmesi için yeni ve

yeterli delil elde edilmesi zorunludur. Sözü edilen yeterli delilin 5271 sayılı

Kanun'un 100. maddesinde belirtilen nitelikte olması gerektiği açıktır. Bu

nedenlerle aynı yasağın tutuklama tedbiri açısından da geçerli olması gerekir.

Zira yeni ve yeterli delil elde edilmeden verilen yakalama kararı kanuna aykırı

olduğunda yakalama kararı sonrasında verilen gözaltı ile tutuklama kararları da

evleviyetle kanuna aykırı olacaktır (Atilla Taş, B. No:

2016/30220, 29/5/2019, § 98).

42. Başvurucu, 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi uyarınca

tutuklanmıştır. Başvurucu hakkında başlatılan iki soruşturma da her ne kadar

FETÖ/PDY'ye ilişkin ise de 1/2/2017 tarihli iddianameye bağlanan ikinci

soruşturmanın dayanağının ve muhakeme işlemlerine esas tutulan olguların

1/4/2016 tarihli iddianameye bağlanan birinci soruşturmanın ve bu soruşturma

kapsamında icra edilen yakalama, gözaltı ve adli kontrol tedbirlerinin

dayanağından temel olarak farklılık göstermektedir. Başka bir deyişle esasen

başvurucunun ikinci soruşturma kapsamında tutuklanmasının ilk soruşturma ve o

soruşturmada uygulanan muhakeme işlemlerine nazaran yeni nitelikte olgulara

dayandığı söylenebilecektir. Bu durumda başvurucunun tutuklanmasının kanuni

dayanağı bulunmaktadır (benzer yöndeki karar için bkz. Ebru Doğu, B. No:

2016/78911, 10/10/2019, § 54).

43. Başvurucu, Emniyet Genel Müdürlüğünün 17/7/2016

tarihli talimatı üzerine tutuklandığını ileri sürmüştür. Emniyet Genel

Müdürlüğünün 17/7/2016 tarihli yazısında FETÖ/PDY’nin darbe girişiminde

bulunması ve dolayısıyla suçun mahiyetinin değişmesi nedeniyle daha önceki

operasyonlarda haklarında FETÖ/PDY kapsamında işlem yapılıp serbest kalan,

başta emekli ve fiilen çalışan polisler olmak üzere tüm şüphelilerin tutukluluk

durumlarının yeniden değerlendirilmesi için tüm başsavcılıklara yazılı olarak

başvurulması ve neticenin bildirilmesi istenmiştir. Başvurucu bu yazı üzerine

hakkında Çanakkale Cumhuriyet Başsavcılığınca 20/7/2016 tarihinde yakalama

talimatı verildiğini ileri sürmüştür. Emniyet Genel Müdürlüğünün yazısı

incelendiğinde bunun talimat nilteliğinde değil suç ihbarı niteliğinde olduğu

görülmektedir. Öte yandan Çanakkale Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen yakalama

talimatında ve tutuklama kararında da bu belgeye dayanılmamıştır.

44. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama

tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce

tutuklamanın ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti

bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

45. Somut olayda başvurucu hakkında verilen tutuklama ve

tutukluluğa itirazın reddi kararlarında suç şüphesinin varlığına ilişkin olarak

dosyada somut delillerin olduğu ifade edilmiş fakat buna ilişkin herhangi bir

bilgiye yer verilmemiştir.

46. Başvurucu hakkında hazırlanan iddianamede,

başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatının olduğuna dair tanık anlatımlarına, görev

yaptığı dönemde örgütle irtibatlı olduğu belirtilen diğer yönetici ve

akademisyenler ile yakın ilişkide olduğunun tespit edildiği olgularına

dayanılmış; ayrıca başvurucunun yönetici olarak görev yaptığı dönemde örgütün

aktif olarak Üniversitede faaliyet gösterdiği, başvurucunun da eylem ve

işlemleri ile örgütün Üniversitede hâkim olabilmesi için görev yaptığı

değerlendirmesinde bulunulmuştur. Dosya kapsamında alınan tanık beyanlarında

(bkz. §20) başvurucunun ÇOMÜ'de göreve başlamasından kısa bir süre sonra örgüt

tarafından Üniversiteye rektör seçtirildiği, rektör olduğu dönemde örgüt

üyelerinin üniversite içerisinde kadrolaşmasına yönelik olarak yoğun faaliyette

bulunduğu, rektör olarak atanmasının ardından aralarında yargılandığı davadaki

diğer sanıkların da yer aldığı kişiler(Rektör Yardımcıları, Dekanlar, bazı

Yüksek okulu Müdürleri ) aracılığıyla örgüt ile irtibatı olmayan diğer akademisyenleri,

kadro vermeyerek, disiplin soruşturmaları açarak sindirmeye yönelik faaliyette

bulunduğu belirtilmiştir.

47. Buna göre soruşturma mercilerince, yukarıda özetlenen

tanık beyanlarında yer alan ve belirli olaylara ilişkin olan açıklamaların

başvurucunun ÇÖMÜ'de görev yaptığı dönemde örgütsel bir tavır ile FETÖ/PDY

lehine veya bu yapılanmanın amaçları doğrultusunda faaliyette bulunduğu,

dolayısıyla da bu örgütle bağlantılı bir suç işlediği hususunda kuvvetli

belirti olarak kabul edilmesinin temelsiz ve keyfi bir yaklaşım olduğunu kabul

etmek mümkün değildir. Nitekim Anayasa Mahkemesi şüpheliler ile FETÖ/PDY

arasında örgütsel bir bağlantı bulunduğuna işaret eden ve belirli olaylara

ilişkin somut olgular içeren tanık beyanlarının kuvvetli suç belirtisi olarak

kabul edilebileceğine dair çok sayıda karar vermiştir (Bir dekan ile ilgili

benzer yöndeki bir karar için bkz. Ömer Ulukapı, §§ 44-46;benzer yöndeki

diğer kararlar için bkz. Selçuk Özdemir, § 75; Metin Evecen, B.

No: 2017/744, 4/4/2018, § 58; Recep Uygun, B. No: 2016/76351, 12/6/2018,

§ 43; İsmail Çıtak, B. No: 2016/78629, 28/11/2019, § 52).

48. Öte yandan mütalaada ise başvurucunun ikametinde

bulunan ve talimat niteliğinde olduğu düşünülen bir belgeye, başvurucunun

Fetullah Gülen ile doğrudan görüştüğüne ve Üniversiteye atanma mevzusunun da

bir mahrem imam tarafından başvurucuya iletildiğine ilişkin bir tanık beyanına

değinilmiştir (bkz. § 25).

49. Soruşturma mercilerince ortaya konulan tüm bu

delillerin başvurucunun terörle bağlantılı bir suç işlediğine dair kuvvetli

belirti olarak kabul edilmesinin keyfî ve temelsiz olduğu söylenemeyecektir. Bu

itibarla başvurucu yönünden suç şüphesini doğrulayan kuvvetli belirtilerin

bulunduğu görülmektedir.

50. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu

değerlendirmede tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar göz ardı

edilmemelidir. Darbe teşebbüsü sonrasında teşebbüsle veya FETÖ/PDY ile

bağlantılı suçlara ilişkin soruşturmalarda delillerin sağlıklı bir şekilde

toplanabilmesi ve soruşturmaların güvenlik içinde yürütülebilmesi için

tutuklama dışındaki koruma tedbirlerinin yetersiz kalması söz konusu olabilir.

Yine FETÖ/PDY ile bağlantılı kişilerin teşebbüs sırasında veya sonrasında

ortaya çıkan kargaşadan yararlanmak suretiyle kaçma imkânı ve bu dönemde

delillere etki edilmesi ihtimali normal zamanda işlenen suçlara göre çok daha

fazladır (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 271, 272).

51. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen anayasal

düzeni değiştirmeye teşebbüs suçu Türk hukuk sistemi içinde ağır cezai

yaptırımlar öngörülen suç tipleri arasında olup isnat edilen suça ilişkin

olarak kanunda öngörülen cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden

durumlardan biridir (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hüseyin Burçak,

B. No: 2014/474, 3/2/2016, § 61; Devran Duran [GK], B. No: 2014/10405,

25/5/2017, § 66). Ayrıca anılan suç 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3)

numaralı fıkrasında yer alan ve kanun gereği tutuklama nedeni varsayılabilen

suçlar arasındadır.

52. Tutuklama kararında tutuklama nedenleri ile ilgili

olarak "tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde kaçma şüphesi

bulunduğu soruşturmanın henüz başlangıç aşamasında olduğu gözönüne alınarak

delillerin henüz tam toplanmamış olması nedeniyle delillerin karartılma şüphesi

bulunduğu bu aşamada adli kontrol koruma tedbirinin yetersiz olacağı" olgularına

dayanıldığı görülmüştür. Somut olayda Çanakkale Sulh Ceza Hâkimliğince

başvurucunun tutuklanmasına karar verilirken somut olguların varlığı nedeniyle

tutuklama tedbirinin ölçülü olduğuna ve bu nedenle adli kontrol kararının

yetersiz kalabileceğine dikkat çekildiği görülmektedir. Dolayısıyla tutuklama

kararının verildiği andaki genel koşullar ve somut olayın yukarıda belirtilen

özel koşulları ile Çanakkale Sulh Ceza Hâkimliği tarafından verilen kararın

içeriği birlikte değerlendirildiğinde başvurucu yönünden dayanılan tutuklama

nedenlerinin olgusal temellerinin olduğu söylenebilir.

53. Başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü olup

olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın 13.

ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm

özellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım (2), B. No: 2016/40170,

16/11/2017, §151). Öncelikle terör suçlarının soruşturulması, kamu makamlarını

ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organize

olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesini

aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır (aynı

yöndeki değerlendirmeler için bkz. Devran Duran, § 64). Özellikle darbe

teşebbüsüyle veya FETÖ/PDY ile bağlantılı soruşturmaların kapsamı ve niteliği

ile FETÖ/PDY'nin özellikleri de dikkate alındığında bu soruşturmaların diğer

ceza soruşturmalarına göre çok daha zor ve karmaşık olduğu ortadadır (Aydın

Yavuz ve diğerleri, § 350).

54. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkate

alındığında Çanakkale Sulh Ceza Hâkimliğinin isnat edilen suç için öngörülen

yaptırımın ağırlığını, işin niteliğini ve önemini de gözönünde tutarak

başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve adli kontrol

uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varmasının keyfî ve temelsiz olduğu

söylenemez.

55. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın

hukuki olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık

olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

56. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkına tutuklama yoluyla yapılan müdahalenin bu hakka dair Anayasa'da (13. ve

19. maddelerde) yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden

Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme

yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

2. Tutuklama

Kararı Veren Hâkimlerin Bağımsız ve Tarafsız Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

57. Başvurucu; tutuklanmasına karar veren hâkimlerin

bağımsız ve tarafsız olmadığını, kamuoyunun, basının ve siyasi iktidarın

baskısıyla hareket etmek zorunda kaldıklarını, bu süreçte pek çok hâkim ve

savcının tutuklandığını, böyle bir ortamda hâkim ve savcıların tarafsız ve bağımsız

hareket edebileceğinin söylenemeyeceğini, bu hâkimliklerin doğal hâkim ilkesine

aykırı olduğunu ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

58. Sulh ceza hâkimliklerinin kanuni hâkim güvencesini

sağlamadıkları, tarafsız ve bağımsız mahkeme olmadıkları ve tutukluluğa

itirazın bu yargı mercilerince karara bağlanmasının hürriyetten yoksun

bırakılmaya karşı etkili bir itirazda bulunmayı imkânsız hâle getirdiğine

ilişkin iddialar Anayasa Mahkemesince birçok kararda incelenmiş; bu kararlarda

sulh ceza hâkimliklerinin yapısal özellikleri dikkate alınarak söz konusu

iddiaların açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varılmıştır (Hikmet

Kopar ve diğerleri, §§ 101-115; Mehmet Baransu (2), B. No:

2015/7231, 17/5/2016, §§ 64-78, 94-97).

59. Somut başvuruda aynı mahiyetteki iddialara ilişkin

olarak anılan kararlarda varılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum

bulunmamaktadır.

60. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

B. Özel Hayata

ve Aile Hayatına Saygı ile Konut Dokunulmazlığı Haklarının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

1. Arama Kararı Yönünden

a. Başvurucunun İddiaları

61. Başvurucu, evinde, mahrem alanlarında yasaya aykırı

şekilde arama yapıldığını belirterek özel hayatın gizliliği hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

62. Anayasa Mahkemesi Hülya Kar (B. No:

2015/20360, 27/2/2019) kararında, koruma tedbirlerinin maddi hakları ihlal

ettiği iddiaları yönünden bireysel başvuruda yapılması gereken denetimin

sınırlarını çizmiştir. Koruma tedbirine karar veren makamların tedbir

uygulanmasının gerekliliğine dair daha iyi değerlendirme yapabilecek konumda

olmaları nedeniyle geniş takdir yetkisine sahip oldukları kabul edilmiştir. Bu

doğrultuda ancak koruma tedbiri nedeniyle uğranılan zararın kaçınılmaz olandan

ağır sonuçlara yol açtığının veya keyfî uygulandığının ilk bakışta anlaşılacak

kadar açık olduğu hâllerde esas yönünden daha ileri bir değerlendirme yapması

gerektiği kabul edilmiştir (ilkeler için bkz. Hülya Kar, §§ 21-46).

63. Somut olayda soruşturma mercii tarafından verilmiş

arama kararına dayanılarak başvurucunun konutunda ve işyerinde arama

yapılmıştır. Başvurucu bu tedbir nedeniyle özel hayatın gizliliği ve konut

dokunulmazlığı haklarının ihlal edildiğini iddia etmektedir. Söz konusu

tedbirin suç delillerini elde etme amacıyla gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır.

64. Koruma tedbirine yönelik şikâyetlerde Anayasa

Mahkemesi, kararın verildiği dönemin şartlarını dikkate alır. Başvuruya konu

koruma tedbiri maddi gerçeğin ortaya çıkmasını temin etmek amacıyla ve suç

şüphesi bulunan hâllerde uygulanmıştır. Söz konusu tedbir öngörülebilir ve

kesin bir hukuki düzenlemeye dayanmakta olup başvurucuya da itirazlarını

sorumlu makamlar önünde etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağı tanınmıştır.

Bundan başka tedbir süreklilik arz eder biçimde uygulanmamıştır. Süregelen

koruma tedbirinin durumun gerektirdiğinden daha uzun sürdüğü veya hedeflenen

amaca ulaşmak bakımından açıkça elverişsiz olduğu değerlendirilmemiştir.

65. Başvuru konusu koruma tedbirinin türü, süresi,

uygulanma tarzı ve kişinin yaşamı üzerindeki etkileri birlikte

değerlendirildiğinde başvurucunun uğradığı zararın kaçınılmaz olandan ağır

olduğu veya koruma tedbirinin keyfî uygulandığı değerlendirilmemiş; başvurucu

da bireysel başvuru formunda aksini kanıtlayacak bir açıklamada bulunmamıştır.

66. Özel hayatın gizliliği ve konut dokunulmazlığı

haklarına yönelik bir ihlalin olmadığının açık olması nedeniyle başvurunun

diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça

dayanaktan yoksun bulunması gerektiği değerlendirilmiştir.

2. Elkoyma

Kararı Yönünden

a. Başvurucunun

İddiaları

67. Başvurucu, hakkındaki suçlama ile ilgisi

olmayan özel eşyalarına ve materyallerine el konulduğunu, eşinin ve

çocuklarının bilgisayarlarının alındığını, elkoyma işlemi sırasında imaj

alınmadığını, yerinde kopyalamaları yapılabilecekken yasaya aykırı olarak

toptan el konulduğunu, tutanakla kopyasının verilmediğini belirterek özel hayata

saygı hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

68. Somut olayda başvurucunun dijital materyallerine 5271

sayılı Kanun'un 134. maddesi kapsamında el konulmuştur. Bu elkoyma işleminin

hukukiliği ve kesin sonuçları derece mahkemeleri tarafından yapılacak yargılama

sonucunda ortaya çıkacaktır. Öte yandan el konulan dijital materyaller ve cep

telefonlarının incelenmesi tamamlandıktan başvurucuya iade edilmesi mümkün

olacaktır. Son olarak 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

(j) bendinde "Eşyasına veya diğer malvarlığı değerlerine, koşulları

oluşmadığı halde elkonulan veya korunması için gerekli tedbirler alınmayan ya

da eşyası veya diğer malvarlığı değerleri amaç dışı kullanılan veya zamanında

geri verilmeyen" kişilerin uğramış olduğu maddi zararları

isteyebileceği belirtilmiştir. Başvurucunun yargılama sonunda elkoyma nedeniyle

uğradığı zararları bu tazminat yoluna başvurmak suretiyle tazmin edebilmesi de

mümkün olacaktır. Dolayısıyla başvurunun hukuk sisteminde mevcut idari ve

yargısal yollar tüketilmeksizin yapıldığı anlaşılmaktadır.

69. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru

yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

C. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin

İddia

1. Başvurucunun İddiaları

70. Başvurucu; yakalama, arama, elkoyma, gözaltı, sorgu,

tutuklama ve tutukluluk aşamalarının tamamında müdafiden yararlanma hakkının

elinden alındığını ya da fiilen engellendiğini, sorgusunda müdafi hakkının

şeklen yerine getirildiğini, sorguya katılan zorunlu müdafinin dosya hakkında

bilgisinin olmadığını, özel bir yerde görüşme yapamadıklarını, bu suretle

savunma hakkının fiilen engellendiğini, uykusuz bırakıldığı için doğrudan

kendisini de savunamadığını, avukatıyla belge alışverişinde bulunamadığını,

kendisine zorluklar çıkarıldığını, avukatla görüşmesinin kameralarla kayıt

altına alındığını, bu durumun savunma hazırlıklarının Savcılıkça öğrenilmesine

neden olduğunu, Anayasa ve yasa metinlerine dahi ulaşmakta zorlandığını,

savunmasını hazırlaması için gereken belgelere ulaşamadığını, tüm itirazlarına

rağmen lehine olduğunu iddia ettiği delillerin toplanmadığını belirterek

Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür. Başvurucu ayrıca kimsenin yakınlarını suçlayan beyanda

bulunmaya zorlanamayacağını ancak Savcılık sorgusunda kardeşi hakkında

kendisine sorular sorulduğunu, susma hakkının olduğunun hatırlatılmadığını ve

haklarının okunmadığını ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

71. Anayasa’nın 36. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan

faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve

savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

72. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, § 16). Başvurucunun

iddialarının adil yargılanma hakkının güvencelerinden olan müdafi yardımından

faydalanma ve savunma hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği

değerlendirilmiştir.

73. Bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine

başvurulabilmesi için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekir. Temel

hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının anayasal ödevi olup bu

ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi

idari ve yargısal makamların görevidir. Bu nedenle temel hak ve özgürlüklerin

ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece mahkemeleri önünde ileri

sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve bir çözüme

kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, § 16).

74. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen

hak ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek

ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği

gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunulabilmesi için öncelikle

olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca başvurucunun

Anayasa Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili

idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip

olduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması, aynı zamanda bu

süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş olması

gerekir (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, § 17).

75. Somut olayda başvurucu, hakkında yargılama devam

ederken Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. Anayasa

Mahkemesince inceleme yapıldığı tarih itibarıyla da başvurucu hakkındaki

davanın istinaf incelemesi devam etmektedir. Başvurucunun hakkındaki soruşturma

ve yargılama süreçlerinde yapılan uygulamalar nedeniyle adil yargılanma

hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkin şikâyetlerini kanun yollarında

ileri sürebilme ve ileri sürmüş ise şikâyetlerini bu aşamalarda inceletme

imkânı bulunmaktadır. Bu çerçevede başvurucu tarafından istinaf/temyiz

süreçlerinin sonuçlanması beklenmeden ileri sürülen adil yargılanma hakkının

ihlal edildiği yönündeki şikâyetlerin bireysel başvuruya konu edildiği

görülmüştür.

76. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

D. Kötü Muamele Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

77. Başvurucu; gözaltında sebepsiz yere itilip

kalkıldığını, kolluk görevlilerince kendisine bağrıldığını, yasalara uymayan

tarzda kendisine davranıldığını, gözaltı süresince kendisine uyuyabileceği bir

yatak verilmediğini, 6 metrekarelik hücrede üç kişi tutulduğunu, ışıkların

sabaha kadar açık tutulduğunu, düzenli olarak gürültü çıkarıldığını, uykusuz

bırakıldığını, bu suretle ifade ve sorgusunun alındığını, tüm bunlardan kolluk

görevlilerin, savcının ve hâkimin sorumlu olduğunu belirterek kötü muamele

yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

78. Anayasa'nın "Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve

manevi varlığı" kenar başlıklı 17. maddesinin birinci ve üçüncü

fıkraları şöyledir:

"Herkes, yaşama, maddi ve manevi

varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

...

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz;

kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi

tutulamaz."

79. Herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkı, Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınmıştır. Anılan

maddenin birinci fıkrasında insan onurunun korunması amaçlanmıştır. Üçüncü

fıkrasında da kimseye işkence ve eziyet yapılamayacağı, kimsenin insan

haysiyetiyle bağdaşmayan ceza veya muameleye tabi tutulamayacağı belirtilmiştir

(Cezmi Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 80).

80. Devletin bireyin maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkına saygı gösterme yükümlülüğü, öncelikle kamu otoritelerinin bu

hakka müdahale etmemelerini yani anılan maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen

şekillerde kişilerin fiziksel ve ruhsal zarar görmelerine neden olmamalarını

gerektirir. Bu, devletin vücut ve ruh sağlığını korumadan kaynaklanan negatif

ödevidir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 81). Diğer taraftan devletin -pozitif

bir yükümlülük olarak- yetki alanında bulunan tüm bireylerin maddi ve manevi

varlığını koruma hakkını gerek kamusal makamların ve diğer bireylerin gerekse

kişinin kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma

yükümlülüğü bulunmaktadır. Devlet; bireyin maddi ve manevi varlığını her türlü

tehlikeden, tehditten ve şiddetten korumakla yükümlüdür (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 51). Ayrıca Anayasa'nın 15.

maddesi kapsamında olağanüstü durumlarda dahi kişinin maddi ve manevi

varlığının bütünlüğüne dokunulamaz (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 196).

81. Bireyin bir devlet görevlisi tarafından hukuka aykırı

ve Anayasa'nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye tabi tutulduğuna

ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması hâlinde etkili bir soruşturma

yapılması gerekmektedir. Bu soruşturma, sorumluların belirlenmesini ve

cezalandırılmasını sağlamaya da elverişli olmalıdır. Devletin sahip olduğu

etkili soruşturma yükümlülüğü kapsamında işkence veya kötü muameleyi gösteren

yeterli, kesin belirtiler mevcut olduğunda -kişilere müdahale üçüncü kişilerden

gelmiş olsa dahi- şikâyet ya da ihbarda bulunulmadığında bile resen soruşturma

açılmasının sağlanması gerektiği açıktır (Tahir Canan, § 25).

82. Bununla birlikte bireysel başvuru yoluyla Anayasa

Mahkemesine başvurabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmiş

olması gerekir (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, §§ 16, 17).

83. Somut olayda başvurucu, genel olarak gözaltı

sürecinde kamu görevlileri tarafından kötü muameleye maruz bırakıldığını ve

insani olmayan gözaltı koşullarında kasti bir şekilde tutulduğunu ileri

sürmektedir. Bu bölümdeki iddialar bir bütün olarak değerlendirildiğinde

başvurucunun yakalandığı andan itibaren kamu görevlilerinin kendisine kötü

muamelede bulunduğundan şikâyetçi olduğu görülmektedir. Başvurucu, gözaltında

tutulma koşullarının yetersizliğinden bahsetmişse de bu kapsamda maruz

kaldığını ileri sürdüğü kötü muamelenin kamu görevlilerinin kasıt ve/veya

ihmalinden mi yoksa salt tutulma koşullarından mı kaynaklandığını açıkça

belirtmemiştir. Dolayısıyla söz konusu iddiaların Anayasa Mahkemesince doğrudan

incelenebilmesi için yeterli bilgi ve belge bulunmadığı anlaşılmıştır. Bu

bağlamda somut olayın koşullarının başvurucunun anılan iddialarının kamu

görevlilerinin kasıt ve/veya ihmalinden kaynaklanıp kaynaklanmadığına dair adli

ve/veya idari bir soruşturmayla ortaya konması gerekmektedir.

84. Başvurucunun iddialarını herhangi bir adli ve/veya

idari bir merciye ilettiğine dair bilgi veya belge sunmadığı da gözetildiğinde

hukuk sisteminde mevcut idari veya yargısal başvuru yolları tüketilmeksizin

yapılan bireysel başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincillik

niteliği ile bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır.

85. Açıklanan nedenlerle başvurucunun gözaltı sürecindeki

uygulamalar nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasıyla ilgili

olarak idari ve/veya yargısal başvuru yolları tüketilmeden bireysel başvuru

yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının

tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Tutuklama kararı veren hâkimlerin bağımsız ve tarafsız

olmadığına ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Özel hayata ve aile hayatın saygı ile konut

dokunulmazlığı haklarının ihlal edildiğine ilişkin iddianın arama kararı

yönünden açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

4. Özel hayata ve aile hayatın saygı ile konut

dokunulmazlığı haklarının ihlal edildiğine ilişkin iddianın elkoyma kararı

yönünden başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

5. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

6. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde

BIRAKILMASINA 12/2/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler : Serdar ÖZGÜLDÜR Burhan ÜSTÜN Yusuf Şevki HAKYEMEZ Selahaddin MENTEŞ Raportör : Yusuf Enes KAYA Başvurucu : Sedat LAÇİNER

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2016/47628, 12 Şubat 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru Süreci
  6. III. Olay Ve
  7. Olgular
  8. IV. İlgili
  9. Hukuk
  10. V. İnceleme Ve
  11. Gerekçe
  12. A. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine
  13. B. Özel Hayata
  14. C. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin
  15. D. Kötü Muamele Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
  16. A. 1. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi
  17. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2016/47628
Tarih
12 Şubat 2020

İlgili Kararlar

  • Veysi Güneş Başvurusu (B. No: 2015/4993)
  • Cihan Mutlu Başvurusu (B. No: 2016/9422)
  • Aziz Buluntu ve Fırat Savğa Başvurusu (B. No: 2017/22650)
  • Hayati Yıldırım Başvurusu (B. No: 2017/38399)
  • Osman Yalçın Başvurusu (B. No: 2017/27438)
  • A.ş. Başvurusu (B. No: 2016/80630)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.