İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Cihan Mutlu Başvurusu (B. No: 2016/9422)

1. Başvuru, Gezi Parkı

Başvuru No2016/9422Tarih13 Şubat 2020Okuma24 dk · 4.817 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Cihan Mutlu Başvurusu

Karar tarihi
13 Şubat 2020
Başvuru Numarası
2016/9422
R.G. Tarih ve Sayı
13/3/2020 - 31067
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.817 kelime·24 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, Gezi Parkı

eylemleri olarak bilinen olaylar sırasında gaz fişeği kapsülünün

isabet etmesi sonucu yaralanma ve buna ilişkin ceza soruşturmasının etkili

yürütülmemesi nedeniyle eziyet yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 11/5/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

9. 1981 doğumlu olan ve gazeteci olduğunu belirten başvurucu,

İstanbul'da yaşamaktadır.

10. Başvurucu 31/5/2013 tarihinde Gezi Parkı eylemlerinin

gerçekleştiği Taksim sokaklarından birinde bulunduğu sırada polis müdahalesine

maruz kalmıştır.

11. Başvurucunun anlatımına göre eylemin olduğu sokaktan

geçerken olayları izlediği esnada arkasından yaklaşan kolluk memurları

kendisine hakaret etmiş, ensesinden tutarak yere yatırmış ve tekmelemiştir.

12. Kolluk güçlerinin iddia edilen bu fiziksel müdahalesinin

ardından başvurucu, atılan göz yaşartıcı gaz fişeğinin kapsulüyle başından

yaralanmıştır. Çevrede bulunan kişiler tarafından Taksim Eğitim ve Araştırma

Hastanesine (Hastane) götürülen başvurucuya ilk müdahale burada yapılmıştır.

Başvurucu, kafasının sol temporal bölgesinde çökme kırığı olduğu gözlemlenerek

aynı gün ameliyata alınmış ve bir süre hastanede yatılı tedavi gördükten sonra

taburcu edilmiştir. Başvurucunun yaklaşık iki ay iş göremeyeceği yönünde raporu

bulunmaktadır.

13. Adli Tıp Kurumu (ATK) İstanbul Adli Tıp Şube Müdürlüğünden

alınan 13/1/2014 tarihli sağlık raporuna göre çökme kırığı şeklinde meydana

gelen yaralanma başvurucunun hayat fonksiyonlarını ağır derecede etkileyecek

düzeydedir.

14. Başvurucu; gösterilerde görev alan ve kendisini yaralayan

polis memurları, polis memurlarına talimat veren amirler, Vali, İçişleri Bakanı

ve Başbakan hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığında (Savcılık) şikâyetçi

olmuştur.

15. Başvurucunun kolluk amirleri, Vali, İçişleri Bakanı ve

Başbakan hakkında yaptığı şikâyet nedeniyle açılan soruşturma, görevli polis

memurları hakkında yapılan şikâyet nedeniyle açılan soruşturmadan ayrı olarak

yürütülmüştür. Anılan soruşturma süreci tamamlandıktan sonra başvurucunun bu

soruşturmaya ilişkin şikâyetleri, başvurucu tarafından daha önce bireysel

başvuruya konu edilerek 2015/11702 numaralı başvuru dosyasında 8/1/2020

tarihinde incelenmiş ve açıkça dayanaktan yoksun olduğu değerlendirilerek kabul

edilemez bulunmuştur.

16. Başvuruya konu olaylarda görevli polis memurları hakkında yapılan

şikâyet, Savcılık tarafından 15/1/2016 tarihinde ikiye ayrılmıştır. Hakaret ve

darbedilmeye (bedensel kuvvet kullanımına) ilişkin şikâyet, gaz fişeğiyle

vurulma şikâyetinden ayrılarak ikinci bir soruşturma dosyası oluşturulmuştur.

Savcılıkça yapılan ikinci soruşturma sonucunda eylemlerde görevli üç polis

memuru hakkında yaralama ve zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşıldığı

isnadıyla İstanbul 81. Asliye Ceza Mahkemesinde ceza davası açılmıştır. Bu

davada yargılama devam etmektedir.

17. Başvurucunun gaz fişeği ile yaralanması şikâyeti ile sınırlı

olarak yürütülen başvuruya konu soruşturmada Savcılık, sorumluların

kimliklerinin tespiti amacıyla olay günü görev alan ve gaz fişeği (savunma

tüfeği) kullanan görevlilerin listesini İstanbul Emniyet Müdürlüğünün çeşitli

şubelerine bağlı birimler ile Polis Teftiş Kurulu İstanbul Bölge Başkanlığından

temin etmiştir. Birimlerce olay günü ve mevkiinde savunma tüfeği kullanmak

üzere görevlendiren çok sayıda polis memuru tespit edilmiş, bu memurların

kimlik bilgileri Savcılığa gönderilmiştir.

18. Savcılık, listede ismi bulunan polis memurları A.T ve

S.T.nin savunmalarını almıştır.A.T. ve S.T. olay günü başvurucunun yaralandığı

bölgede görevli olmadıklarını ifade etmişlerdir.

19. Soruşturma dosyasında bulunan iki kamera görüntüsü bilirkişi

aracılığıyla incelenmiş, görüntüler fotoğraf şekline dönüştürülmüş ve

görüntülerdeki ses kayıtlarının çözümleri yapılmıştır. 24/2/2015 tarihli rapora

göre görüntülerin birincisinde başvurucunun arkasından yaklaşan iki kişi başvurucuyu

yere yatırmış ve şahıslardan biri kelepçesini eline aldığı anda kamera açısı

değişmiştir. İkinci görüntüde ise kalabalık bir grubun "Doktor" diye bağırarak başvurucuyu

taşıdığı, başvurucunun sol kulağının kanadığı ve elinde eldiven olan bir kişinin

başvurucunun kulağını bastırmak suretiyle tuttuğu tespit edilmiştir. Ses kaydı

çözümünde ise bir kişinin başvurucudan kendisinde bulunan gazı vermesini istediği ve sinkaflı küfür

ettiği anlaşılmaktadır.

20. Savcılık 19/2/2016 tarihinde şüpheli iki polis memuru

hakkında kovuşturma yapılmasına yer olmadığına, olayla ilgili görüntü kaydı,

tanık beyanı ve şüpheli tespitine yeterli delil ve emareye ulaşılamadığı

gerekçesiyle de soruşturmanın daimî aramaya alınmasına karar vermiştir.

21. Kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararın gerekçesinin

ilgili kısmı şöyledir:

" ...kolluk görevlilerinin toplumsal

olaya müdahale sırasında kullandıkları gaz fişeği kapsülünün müştekinin başına

isabet etmesi sonucu müştekinin İstanbul Adli Tıp Şube Müdürlüğü raporunda belirtildiği

üzere basit tıbbi müdahale ile giderilemez, vücutta kemik kırığı oluşacak ve

kırığın da yaşam fonksiyonlarını ağır (4) derecede etkileyecek nitelikte

yaralandığı anlaşılmış ise de,

...

Yapılan soruşturmada, müştekinin gaz fişeği

ile yaralanması ile ilgili olarak kamera görüntü kaydı tespit edilemediği,

şüpheli tespitine ilişkin tanık ve başka delil de bulunmadığı anlaşıldığından,

şüphelilerin aksi sabit olmayan savunmaları veçhile atılı suçu işledikleri

hususunda haklarında kamu davası açılmasına yeterli ve elverişli delilde

bulunmadığı tespit edildiğinden suç ve şüpheliler ile ilgili olarak Kamu adına

kovuşturmaya yer olmadığına ..."

22. Kovuşturma yapılmamasına ilişkin karara başvurucu tarafından

yapılan itiraz,7/4/2016 tarihinde İstanbul 6. Sulh Ceza Hâkimliğince

reddedilmiştir. Başvurucuya itirazının reddedildiği 12/4/2016 tarihinde

bildirilmiştir.

23. Başvurucu 11/5/2016 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

24. Savcılık, başvurucunun bireysel başvuru yapmasından yaklaşık

iki yıl sonra 24/4/2018 tarihinde, ifadeleri talimat yoluyla alınan şüpheli

polis memurları E.B., H.P., K.S., Y.E.G., Y.A., F.K. ve V.G. hakkında toplu

olarak, başvurucuyu yaraladıklarına dair yeterli delil elde edilemediği

gerekçesiyle kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar vermiştir. Bahse konu

polis memurlarından bir kısmı olay yerinde olmadığını, bir kısmı olay yerinde

olduğunu ancak savunma tüfeği kullanmadığını, bir kısmı ise olay yerinde

savunma tüfeği kullandığını, buna karşın başvurucuyu yaralamadığını ifade

etmiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

25. İlgili ulusal hukuk için bkz. Hüseyin Caruş, B. No: 2013/7812, 6/102015, §§ 28-30; Özlem Kır,B. No: 2014/5097, 28/9/2016, §§

22-30.

B. Uluslararası Hukuk

1. Uluslararası Mevzuat

26. İlgili uluslararası hukuk için bkz. Özlem Kır, §§ 31-35.

2. Uluslararası İçtihat

27. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 3. maddesi ile ilgili içtihatlarında kötü

muamele yasağının demokratik toplumların en temel değeri olduğu vurgulanmıştır.

Terörizmle ya da organize suçla mücadele gibi en zor şartlarda dahi

Sözleşme'nin güvenlik güçlerini mağdurların davranışlarından bağımsız olarak

işkence, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlerden men ettiği

hatırlatılan AİHM kararlarında Sözleşme'nin 15. maddesinde ifade edilen toplum

hayatını tehdit eden kamusal tehlike hâlinde dahi kötü muamele yasağının hiçbir

istisnasına yer verilmediği belirtilmiştir (Selmouni/Fransa

[BD], B. No: 25803/94, 28/7/1999, § 95; Labita/İtalya [BD], B. No: 26772/95, 6/4/2000, § 119).

28. Öte yandan bir muamele veya cezanın kötü muamele olduğunu

söyleyebilmek için eylemin minimum ağırlık

eşiğini aşması beklenir (Raninen/Finlandiya,

B. No: 20972/92, 16/12/1997, § 55; Erdoğan

Yağız/Türkiye, B. No: 27473/02, 6/3/2007 §§ 35-37; Gafgen/Almanya [BD], B. No: 22978/05,

1/6/2010, §§ 88-90; Costello-Roberts/Birleşik

Krallık, B. No: 13134/87, 25/3/1993 § 30). Değerlendirmeye alınacak

bu unsurlara muamelenin amacı ve kastı ile ardındaki saik de eklenebilir (Aksoy/Türkiye, B. No: 21987/93,

18/12/1996, § 64; Eğmez/Kıbrıs,

B. No: 30873/96, 21/12/2000, § 78; Krastanov/Bulgaristan,

B. No: 50222/99, 30/9/2004, § 53). Ayrıca kötü muamelenin, heyecanın ve

duyguların yükseldiği bağlamda meydana gelip gelmediğinin tespiti de (Eğmez/Kıbrıs, § 53; Selmouni/Fransa, § 104) dikkate alınması

gereken diğer faktörlerdendir.

29. AİHM'e göre gaz fişeğinin çan şeklinde (hafif yukarıya

doğru) atılması, -çarpması hâlinde kişilerin yaralanmasını veya ölümüne sebebiyet

vermesini engellediği ölçüde- uygun bir atış tarzı olarak kabul edilebilecektir

(Abdullah Yaşa ve diğerleri/Türkiye, B.

No: 44827/08, 16/7/2013, § 48).

30. AİHM, Sözleşme'nin 3. maddesinin tartışılabilir ve makul

şüphe uyandıran kötü muamele iddialarının etkin biçimde soruşturma yükümlülüğü

getirdiğine dikkat çekmektedir (Labita/İtalya,

§ 131; Tepe/Türkiye, B. No:

31247/96, 21/12/2004, § 48). AİHM’in içtihadında tanımlanan etkinlik için

minimum standartlar; soruşturmanın bağımsız, tarafsız, kamu denetimine açık

olmasını, yetkili makamların titizlikle ve süratli biçimde çalışmasını

gerektirmektedir (Mammadov/Azerbaycan,

B. No: 34445/04, 11/1/2007, § 73; Çelik ve

İmret/Türkiye, B. No: 44093/98, 26/10/2004, § 55).

31. AİHM, işkence veya kötü muameleyle suçlanılan durumlarda etkili başvurunun amaçları çerçevesinde

cezai işlemlerin ve hüküm verme sürecinin zamanaşımına uğramamasının ve genel

affın veya affın mümkün kılınmamasının büyük önem taşıdığına işaret etmiştir.

Ayrıca AİHM, soruşturması veya davası süren görevlinin görevinin askıya

alınmasının ve hüküm alması durumunda meslekten men edilmesinin önemine dikkat

çekmiştir (Abdülsamet Yaman/Türkiye,

B. No: 32446/96, 2/11/2004, § 55; Eski/Türkiye,

B. No: 8354/04, 5/6/2012, § 34; benzer yöndeki Birleşmiş Milletler İşkenceyi

Önleme Komitesinin nihai ve tavsiye kararları için bkz. Türkiye, 27/5/2003, CAT/C/CR/30/5)

V. İNCELEME VE GEREKÇE

32. Mahkemenin 13/2/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

33. Başvurucu; kolluk görevlilerinin toplumsal olaylara

müdahaleleri sırasında kendisinin hedef alınarak gaz fişeği atılması sonucu

kafasında çökme kırığı oluşturacak şekilde yaralandığını, bu yaralanma

nedeniyle hayat fonksiyonlarının ağır derecede etkilendiğinin ATK raporuyla

tespit edildiğini, buna karşın olaya ilişkin soruşturmanın etkili biçimde

yürütülmediğini iddia etmiştir. Başvurucu ayrıca yaralandığı saatte ve bölgede

gaz fişeği kullanan polislerin görüntülerinin MOBESE ve polis kamera kayıtlarında

olmasına rağmen kask numaralarından kimliklerinin tespit edilmediğini, olay

günü savunma tüfeği kullanan görevlilerin isimleri Emniyet Müdürlüğünden ve

Polis Teftiş Kurulundan temin edilmesine rağmen sadece birkaç kişi hakkında

soruşturma yapıldığını iddia etmiş ve bu nedenlerle Anayasa'nın 17., 36. ve 40.

maddelerinde güvence altına alınan kötü muamele yasağı ile adil yargılanma ve

etkili başvuru haklarının ihlal edildiğini ileri sürerek, manevi tazminata

karar verilmesi talebinde bulunmuştur.

34. Bakanlık görüşünde, Anayasa Mahkemesinin önceki içtihatları

hatırlatılarak olaydan uzun bir süre sonra şikâyetçi olan başvurucunun

delillerin kaybolmasına neden olduğu ve soruşturma makamlarının tüm usul

işlemlerini yaptığı belirtilmiştir.

35. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında, başvuru

formunda dile getirdiği iddiaları yinelemiş ve gaz fişeğiyle vurulmasının kötü

muamele yasağını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

36. Anayasa’nın “Kişinin

dokunulmazlığı, maddî ve manevî varlığı” kenar başlıklı 17.

maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Herkes, yaşama, maddî ve manevî

varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

...

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse

insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”

37. Anayasa’nın

"Devletin temel amaç ve görevleri" kenar başlıklı 5.

maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Devletin temel amaç ve

görevleri, … kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak;

kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle

bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri

kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları

hazırlamaya çalışmaktır."

38. Anayasa Mahkemesi olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

Başvurucu tarafından Anayasa’da güvence altına alınan diğer haklar ile bağlantı

kurularak ileri sürülen iddiaların Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında

güvence altına alınan kötü muamele yasağı kapsamında olduğu değerlendirilmiş ve

inceleme bu kapsamda yapılmıştır.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

39. Savcılıkça (ek) kovuşturma yapılmaması ve daimi arama

kararları verilmesi üzerine soruşturmada ilerleme kaydedilmeyeceğini

değerlendiren başvurucu, yasal süresi içinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

40. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kötü

muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Eziyet Yasağının Maddi

Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia

i. Genel ilkeler

41. Herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme

hakkı Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınmıştır. Anılan maddenin

birinci fıkrasında insan onurunun korunması amaçlanmış; üçüncü fıkrasında da

kimseye işkence ve eziyet yapılamayacağı, kimsenin insan haysiyetiyle bağdaşmayan ceza veya muameleye tabi tutulamayacağı hüküm

altına alınmıştır (Cezmi Demir ve diğerleri,

B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 80).

42. Anayasa ve Sözleşme tarafından kötü muamele, kişi üzerindeki

etkisi gözetilerek derecelendirilmiş ve farklı kavramlarla ifade edilmiştir.

Dolayısıyla Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında geçen ifadeler

arasında bir yoğunluk farkının bulunduğu görülmektedir. Bir muamelenin işkence olarak nitelendirilip

nitelendirilmeyeceğini belirleyebilmek için anılan fıkrada geçen eziyet ve insan

haysiyetiyle bağdaşmayan muamele kavramları ile işkence arasındaki

ayrıma bakmak gerekmektedir. Bu ayrımın, özellikle çok ağır ve zalimane acılara

neden olan kasti insanlık dışı muamelelerdeki özel duruma işaret etmek ve bir

derecelendirme yapmak amacıyla Anayasa tarafından getirildiği ve anılan

ifadelerin 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda düzenleme altına

alınmış olan işkence, eziyet ve hakaret

suçlarının unsurlarından daha geniş ve farklı bir anlam taşıdığı

anlaşılmaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri, §

84).

43. Buna göre anayasal düzenleme bağlamında kişinin maddi ve

manevi varlığının bütünlüğüne en fazla zarar veren muamelelerin işkence olarak belirlenmesi mümkündür (Tahir Canan, § 22). Muamelelerin

ağırlığının yanı sıra İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı veya Aşağılayıcı

Muamele veya Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin 1. maddesinde işkence teriminin özellikle bilgi almak,

cezalandırmak veya yıldırmak amacıyla ya da ayrımcı bir nedenle kasten ağır acı

veya ızdırap vermeyi kapsadığı belirtilerek kasıt

unsuruna da yer verilmiştir (Cezmi Demir ve

diğerleri, § 85).

44. İşkence

seviyesine varmayan fakat yine de önceden tasarlanmış, uzun bir dönem içinde

saatlerce uygulanmış, fiziki yaralanmaya veya yoğun maddi veya manevi ızdıraba

sebep olan insanlık dışı muameleler eziyet

olarak tanımlanabilir (Tahir Canan,

§ 22). Bu hâllerde meydana gelen acı, meşru bir muamele ya da cezada kaçınılmaz

bir unsur olarak bulunan acının ötesine geçmelidir. İşkenceden farklı olarak eziyette, ızdırap verme kastının belli bir

amaç doğrultusunda bulunması aranmaz. Fiziksel saldırı, darp, psikolojik sorgu

teknikleri, kötü şartlarda tutma, kişiyi kötü muamele göreceği bir yere sınır

dışı ya da iade etme, devletin gözetimi altında kişinin kaybolması, kişinin

evinin yok edilmesi, ölüm cezasının infazının uzunca bir süre beklenmesinin

doğurduğu korku ve sıkıntı, çocuk istismarı gibi muameleler Anayasa'nın 17.

maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında eziyet

olarak nitelendirilebilir (Cezmi Demir ve

diğerleri, § 88).

45. Devletin bireyin maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkına saygı gösterme yükümlülüğü, öncelikle kamu otoritelerinin bu

hakka müdahale etmemelerini yani anılan maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen

şekillerde kişilerin fiziksel ve ruhsal zarar görmelerine neden olmamalarını

gerektirir. Bu, devletin bireyin vücut ve ruh bütünlüğüne saygı gösterme yükümlülüğünden

kaynaklanan negatif ödevidir (Cezmi Demir ve

diğerleri, § 81).

46. Bununla birlikte her kötü muamele iddiasının Anayasa'nın 17.

maddesinin üçüncü fıkrasının getirdiği korumadan ve Anayasa'nın 5. maddesiyle

birlikte devlete yüklediği pozitif yükümlülüklerden yararlanması beklenemez. Bu

bağlamda kötü muamele konusundaki iddialar uygun delillerle desteklenmelidir.

İddia edilen olayların gerçekliğini tespit etmek için soyut iddiaya dayanan

şüphe ötesinde makul kanıtların varlığı gerekir. Bu kapsamdaki bir kanıt

yeterince ciddi, açık ve tutarlı emarelerden ya da aksi ispat edilmemiş

birtakım karinelerden oluşabilir. Bu bağlamda kanıtlar değerlendirilirken

ilgililerin süreçteki tutumları da dikkate alınmalıdır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 95).

47. Aynı şekilde bir muamelenin Anayasa’nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrası kapsamında olabilmesi için asgari bir ağırlık derecesine ulaşmış

olması gerekir. Bu asgari eşik, göreceli olup her olayın somut koşulları

dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Bu kapsamda muamelenin süresi, bedensel

ve ruhsal etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi faktörler

önem taşır. Ayrıca muamelenin ardındaki saik ve amaç dikkate alınmalıdır.

Muamelenin heyecanın yükseldiği ve duygu yoğunluğunun olduğu bir anda meydana

gelip gelmediği de gözönünde bulundurulmalıdır (Cezmi Demir ve diğerleri,

§ 83).

48. Belirtilmelidir ki Anayasa'nın 17. maddesi bir yakalamayı

gerçekleştirmek için güç kullanımını yasaklamamaktadır. Ancak bu tür bir güç,

sadece kaçınılmaz ve asla aşırı olmamak kaydıyla kullanılabilmektedir. Ayrıca

kişinin kendi davranışından veya tutumundan dolayı fiziksel güce başvurmak

kesinlikle zorunlu hâle gelmedikçe bu neviden fiiller, prensip olarak

Anayasa'nın 17. maddesinde belirtilen yasağı ihlal edecektir (Gülşah Öztürk ve diğerleri, B. No:

2013/3936, 17/2/2016, § 52).

49. Sadece sınırları belli bazı durumlarda güvenlik güçleri

tarafından fiziksel güce başvurulmasının kötü muamele olmadığı kabul

edilebilmektedir. Bu kapsamda toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde yakalamayı

gerektiren durumlarda ve gösteriye katılanların kendi tutumundan dolayı

fiziksel güce başvurmak mümkündür. Ancak bu durumda dahi bu tür bir güce sadece

kaçınılmaz hâllerde ve orantılı olmak koşuluyla başvurulabilir (Ali Rıza

Özer ve diğerleri, § 82).

50. Anayasa Mahkemesi, kolluk görevlilerinin toplumsal olaylara

müdahalesinde araç olarak kabul edilen, kullanılması ulusal ve uluslararası

mevzuatta yasak olmayan göz yaşartıcı gazın kullanım usullerinde öngörülen

kriterlerin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında asgari ağırlık

eşiğine ulaşıp ulaşmadığını denetlediği önceki kararlarında, bu gazın

kullanılmasının bazı sağlık sorunlarına yol açabileceğinin açık olduğuna vurgu

yapmıştır. Ancak kolluk görevlilerini aşmaya çalışan grup dışındaki

göstericilere doğrudan müdahale olduğunun tespit edilemediği, ayrıca göz

yaşartıcı gazın doğal etkisi dışında başvurucuda bir yaralanma olmadığı ve

gazın aşırı kullanıldığına ilişkin herhangi bir doktor raporuna veya başka bir

bulguya rastlanmadığı durumlarda gazdan etkilenmenin Anayasa’nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrası kapsamında asgari ağırlık eşiğini aşmadığı sonucuna varılmıştır

(Ali Rıza Özer ve diğerleri, §§

91, 92).

51. Buna karşılık Anayasa Mahkemesi, göz yaşartıcı gaz

silahlarının uygun olmayan bir şekilde ateşlenmesi sonucunda gaz fişeklerinin

ölümlere ya da somut olayda olduğu gibi yaralanmalara yol açma riski bulunması

nedeniyle ateşli silah kullanımına ilişkin olarakkabul ettiği ilkelerin -uygun

düştüğü ölçüde- bu silahların kullanımında da değerlendirme kriteri olarak

dikkate alınması gerektiğine karar vermiştir. Bu kapsamda gaz silahı kullanımı

konusunda kolluk görevlilerini yetkilendiren ve kullanım yöntemini yeterli ve

etkili bir şekilde düzenleyen mevzuatın bu silahların keyfî ve aşırı

kullanımına engel olacak, kişiyi istenmeyen kazalara karşı koruyacak

güvenceleri içermesi gerekmektedir (Turan

Uytun ve Kevzer Uytun, B. No:2013/9461, 15/12/2015, §§ 59, 60).

52. Bu nedenle doğrudan silah kullanımı sonucu meydana gelen

olaylarda güç kullanımının Anayasa’nın 17. maddesine göre başka bir çarenin

kalmadığı zorunlu bir durumda ve ölçülü bir şekilde gerçekleştiğinin soruşturma makamlarınca resen

ortaya konulması gerekmektedir. Bu çerçevede kolluk görevlilerinin eylemlerinin

yanında kendilerine uygun talimatın verilip verilmediğinin, gaz fişeği atışı

için kullanılan silahlar konusunda bu kişilerin yeterli eğitim alıp

almadıklarının ve olası riskleri önlemek adına tedbir almakta ihmalleri bulunup

bulunmadığının da incelenmesi gerekmektedir (Turan

Uytun ve Kevzer Uytun, § 60).

53. Bu doğrultuda Anayasa Mahkemesi bir başka kararında,

toplumsal bir olayda müdahaleyi gerektiren duruma sebep olan kişilerden olmayan

başvurucunun bu müdahaleden etkilenmemesi için kolluk görevlilerinin gerekli tedbirleri

almadıkları ve olaya müdahaleleri sırasında kontrolsüz bir şekilde gaz fişeği

atmak suretiyle başvurucunun yaralanmasına sebep oldukları kanaatine vararak

Anayasa'nın 17. maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır (Özlem Kır, § 80).

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

54. Somut olayda kolluk görevlilerinin bir gösteriye müdahalesi

sırasında başvurucunun başından ağır derecede yaralandığı anlaşılmaktadır.

Başvurucunun göz yaşartıcı gaz kullanımı sırasında gaz fişeği kapsülünün başına

isabet etmesi sonucu yaralandığı Savcılık karar gerekçesinde açıkça kabul

edildiği gibi kolluk tarafından da buna itiraz edilmemiş ve bu durum sağlık

raporlarıyla doğrulanmıştır.

55. Bununla birlikte olay günü gaz silahı kullanan kolluk

görevlilerinin bu konuda bir eğitim almış olup olmadığı, operasyonun planlama

ve kontrolü kapsamında yürütülen işlemlerin ve alınan tedbirlerin neler olduğu

hususları ile kolluk görevlilerini yetkilendiren ve kullanım yöntemini yeterli

ve etkili bir şekilde düzenleyen mevzuatın bu silahların keyfî ve aşırı

kullanımına engel olacak ve kişiyi istenmeyen kazalara karşı koruyacak

güvenceleri içerip içermediği -Savcılık dosyasındaki eksiklikler nedeniyle- bu

aşamada Anayasa Mahkemesi tarafından incelenememiştir (aynı yöndeki karar için

bkz. Özlem Kır, § 69). Bu nedenle

somut olay bakımından işkence ve kötü muamele yasağının maddi boyutunun ihlal

edildiği iddiasına ilişkin inceleme, sadece olay sırasında gaz fişeğini

kullanan kolluk görevlilerinin eylemleriyle sınırlı olarak yapılacaktır.

56. Başvurucu Savcılığa verdiği ifadesinde, kolluğun

göstericilere müdahale ettiği esnada başından yaraladığını ancak bayıldığı için

sonrasını hatırlamadığını belirtmiştir. Başvurucunun başından yaralandığı

kamera kayıtlarına yansımış ve etrafında bulunan kişiler tarafından hastaneye

götürüldüğü anlaşılmıştır. Başvurucunun kafasında çökme kırığı oluştuğu ve bu

kırığın hayat fonksiyonlarını ağır derecede etkileyecek nitelikte bulunduğu

tespit edilmiş, başvurucu aylar süren bir tedavi sürecine girmiştir.

57. Olaya ilişkin kamera kayıtlarında gaz fişeğinin ne şekilde

atıldığının açık olarak görülme olanağı bulunmasa da başında bisiklet kaskı

bulunan başvurucunun sol kulak üst kısmına denk gelecek şekildeki yaralanma

biçimi ve ağırlığı dikkate alındığında yere paralel ve düz bir hat üzerinde

ilerleyen bir kapsülün isabet etmesi sonucu yaralandığı anlaşılmaktadır. Aksi

takdirde havadan gelen bir kapsülün başvurucunun kaskının bulunduğu kısma

isabet etme olasılığının daha yüksek olduğu ve bu durumda yaralanmasının daha

hafif nitelikte olabileceği öngörülmektedir. Öte yandan kapsülün hangi açıyla

başvurucuya isabet etmiş olabileceğine dair inceleme ve değerlendirme raporu

bulunmaması nedeniyle bu husus net olarak belirlenememiş, kolluğun savunma

tüfeğini Göz Yaşartıcı Gaz Silahları ve Mühimmatları Kullanım Talimatı'na uygun

şekilde havaya doğru ve belli bir açıyla kullanmış olduğu ortaya

konulamamıştır.

58. Bununla birlikte başvuru konusu olayın Gezi Parkı

eylemlerinin bir parçası olmasından ötürü olaylara geniş çapta bir katılımın

bulunduğu ve bu nedenle belli oranda kargaşa ortamının doğabileceği kabul

edilmektedir. Kargaşa ortamlarında kolluk görevlilerinin kontrollü hareket etme

ve müdahaleyi gerektiren duruma yol açan kişiler dışındakilerin müdahaleden

mümkün olduğunca etkilenmemesi için gerekli tedbirleri alma yükümlülükleri

bulunmaktadır.

59. Olay nedeniyle dinlenilen kolluk görevlileri başvurucunun

yaralanmasından haberleri dahi olmadığını, başından yaralanan kimseyi

hatırlamadıklarını beyan etmiş, başvurucunun müdahaleyi gerektiren bir davranış

biçiminden bahsetmemişlerdir. Bu durumda kolluğun yakalamaya veya etkisiz hâle

getirmeye çalışırken başvurucuyu yaraladıkları yönünde bir bulguya

rastlanmamıştır. Dolayısıyla kargaşa ortamına yol açtığı ileri sürülmeyen

başvurucunun başından yaralanması olayında kolluğun gerekli tedbirleri almadığı

ve kontrolsüz bir şekilde gaz fişeği atmak suretiyle başvurucunun yaralanmasına

sebep olduğu değerlendirilmektedir.

60. Somut olayın gerçekleşme koşulları ve özellikleri, başvurucunun

yaralanmasının niteliği ile başvurucu üzerindeki muhtemel fiziksel ve ruhsal

etkileri birlikte dikkate alındığında kolluk görevlileri tarafından

gerçekleştirilen muamelenin belli bir ağırlık derecesine ulaştığı ve olayda

Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının gerektirdiği asgari ağırlık

eşiğinin aşıldığı sonucuna varılmıştır.

61. Bu tespitten sonra kolluk görevlileri tarafından

gerçekleştirilen eylemin hangi boyuta ulaştığı değerlendirilmelidir. Bu

kapsamda somut olay bir bütün olarak değerlendirildiğinde özellikle başvurucuda

yarattığı etki nazara alındığında eylemin eziyetolarak

nitelendirilmesi mümkün görülmüştür.

62. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasında güvence altına alınan eziyet yasağının maddi boyutunun ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

b. Eziyet Yasağının Usul

Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia

i. Genel İlkeler

63. Devletin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı

kapsamındaki pozitif yükümlülüğünün usule ilişkin bir boyutu bulunmaktadır. Bu

usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, her türlü fiziksel ve ruhsal saldırı olayının

sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek

etkili resmî bir soruşturma yürütmek durumundadır. Bu tarz bir soruşturmanın

temel amacı, söz konusu saldırıları önleyen hukukun etkin bir şekilde

uygulanmasını güvenceye almak ve karıştıkları olaylarda kamu görevlilerinin ya

da kurumlarının kendi sorumlulukları altında meydana gelen olaylar için hesap

vermelerini sağlamaktır (Cezmi Demir ve

diğerleri, § 110).

64. Buna göre bireyin bir devlet görevlisi tarafından hukuka aykırı

olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye tabi

tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması hâlinde -Anayasa’nın

17. maddesi “Devletin temel amaç ve

görevleri” kenar başlıklı 5. maddesindeki genel yükümlülükle

birlikte yorumlandığında- etkili resmî bir soruşturmanın yapılmasını

gerektirmektedir. Bu soruşturma, sorumluların belirlenmesini ve

cezalandırılmasını sağlamaya elverişli olmalıdır. Bu mümkün olmazsa bu madde

sahip olduğu öneme rağmen pratikte etkisiz hâle gelecek ve bazı hâllerde devlet

görevlilerinin fiilî dokunulmazlıktan yararlanarak kontrolleri altında bulunan

kişilerin haklarını istismar etmeleri mümkün olacaktır (Tahir Canan, § 25).

65. Yürütülecek ceza soruşturmaları, sorumluların tespitine ve cezalandırılmalarına

imkân verecek şekilde etkili ve yeterli olmalıdır. Soruşturmanın etkili ve

yeterli olduğundan söz edilebilmesi için soruşturma makamlarının resen harekete

geçerek olayı aydınlatabilecek ve sorumluların tespitine yarayabilecek bütün delilleri

toplamaları gerekir. Dolayısıyla kötümuamele iddialarının gerektirdiği

soruşturma bağımsız bir şekilde hızlı ve derinlikli yürütülmelidir. Diğer bir

ifadeyle yetkililer, olay ve olguları ciddiyetle öğrenmeye çalışmalı;

soruşturmayı sonlandırmak ya da kararlarını temellendirmek için çabuk ve

temelden yoksun sonuçlara dayanmamalıdır (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 114). Bu bağlamda soruşturmanın derhâl

başlaması, bağımsız biçimde, kamu denetimine tabi olarak, özenli ve süratli

yürütülmesi ve bir bütün olarak etkili olması gerekir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 116).

66. Mahkemelerin -ve diğer soruşturma makamlarının- özellikle

kötü muamele niteliğindeki bir olayın zamanaşımına uğramaması için ellerinden

gelen tüm gayreti sarf etmesi ve tüm araçlara başvurması gerekir. Kötü muamele

iddialarına ilişkin bir cezasoruşturması söz konusu olduğunda yetkililer

tarafından çabuklukla verilecek bir yanıt, eşitlik ilkesi içinde genel olarak

kamunun güveninin korunması açısından temel bir unsur olarak sayılabilir ve kanun

dışı eylemlere karışanlara karşı gösterilecek her türlü hoşgörüden kaçınmaya

olanak tanır (Cezmi Demir ve diğerleri,

§ 120; Adem Erden, B. No:

2015/4032, 23/1/2019 §34).

67. Soruşturmaların yürütülmesinde bu açıdan önemli olan husus,

-sonuçta alınan kararın (somut olayda daimî arama) niteliğinin ne olduğunun

önemi olmaksızın- özelde başvurucuların ve genel olarak da toplumdaki diğer

bireylerin hukukun üstünlüğüne olan bağlılığını sürdürmesi, hukuka aykırı

eylemlerin hoş gösterildiği ya da bu tür eylemelere kayıtsız kalındığı görünümü

verilmesinin engellenmesi açısından yeterli hız ve özenin gösterilip

gösterilmediğinin ortaya konulmasıdır (Hüseyin

Caruş, § 86).

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

68. Somut olayda başvurucunun şikâyeti üzerine Savcılık tarafından

soruşturma başlatılmış, sorumluların kimliklerinin tespiti amacıyla olay günü

başvurucunun yaralandığı bölgede görev alan ve gerektiğinde savunma tüfeği

kullanmaya yetkili kolluk görevlileri liste usulü tespit edilmiştir. Birden

fazla listede çok sayıda kişinin isminin yer aldığı gözlemlenmiştir.

69. Savcılık, listede bulunan iki polis memurunun savunmasını

almış; şüpheli polis memurlarının olay mahallinde görevli olmadıklarını ifade

etmeleri üzerine haklarında kovuşturma açılmamasına ve dosyanın üçer aylık

sürelerle gözden geçirilmek üzere daimî aramaya alınmasına karar vermiştir.

Daimî arama kararından sonra başvurucu bireysel başvuruda bulunmuş, bu tarihten

yaklaşık iki yıl sonra (2018 yılında) yedi polis memuru hakkında da kovuşturma

yapılmasına yer olmadığına karar verilmiştir. Bu polis memurlarından bir kısmı

olay mahallinde bulunduğunu ve savunma tüfeği kullandığını beyan etmiştir.

İkinci kovuşturmama kararından sonra soruşturma dosyasında hiçbir işlem

yapılmamıştır.

70. Başvurucu, kolluğun toplumsal bir olaya müdahalesi esnasında

kullandığı gaz fişeği kapsülüyle yaralanmıştır. Savcılık tarafından

sorumluların kimlikleri tespit edilmeye çalışılmış ise de olay günü görevli ve

bahse konu tüfeği kullanmaya yetkili tüm kolluk görevlileri tespit edilmesine

rağmen önce iki polis memuru hakkında, iki yıl sonra da yedi polis memuru

hakkında kovuşturma yapılmamasına karar verildiği, dolayısıyla dokuz memur

hakkında soruşturma yapıldığı anlaşılmaktadır. Geriye kalan memurlar hakkında

ceza soruşturması yapılıp yapılmadığı, yapılmadı ise nedeni belirlenememiştir.

Kaldı ki bu görevlilerin tanık olarak dahi beyanları alınmamıştır.

71. Diğer taraftan olay gününe ve mahalline ait kamera

görüntüleri incelendiğinde, başvurucunun yaralandıktan sonraki anlarının tespit

edilmiş olmasına rağmen yaralanmasından önceki zamana ilişkin bir görüntünün

soruşturma dosyasında bulunmadığı ve gaz fişeği atış anına ilişkin görüntünün

mevcut olup olmadığının dahi tespit edilemediği anlaşılmıştır. Bu durumda

-iddia edildiği gibi şayet varsa- tüm görüntüler detaylı şekilde incelenmek

suretiyle fiilen gaz fişeği kullanan memurlar tespit edilmemiş ve soruşturmaya

dâhil edilmemiştir. Ayrıca görüntülere yansıdığı kadarıyla başvurucunun

yaralandığı esnada çevrede olaya tanık olabilecek kişilerin bulunmasına rağmen

bu kişilerin tanıklıklarına başvurulmamıştır.

72. Bununla birlikte hakkında soruşturma yapılan dokuz polis

memurundan bir kaçının olay mahallinde savunma tüfeği kullandığı tespit

edilmesine rağmen başvurucuyu yaralamadıklarına ilişkin beyanları doğrultusunda

haklarında kovuşturma yapılmamasına karar verilmiştir.Şüphelilerin bu beyanları

Savcılıkça diğer delillerle teyit edilmemiştir. Dolayısıyla yukarıda belirtilen

soruşturmaya dair eksiklikler de dikkate alındığında gerekçenin delil

yetersizliğine dayanması hukuken tatmin edici bulunmamıştır.

73. Savcılık tarafından altı yılı aşkın süredir sorumluların

tespitinin yapılamamış olduğu, son üç yıldır soruşturmanın daimî aramada

beklediği ve bu süre içinde beyanı alınan yedi polis memuru hakkında

kovuşturmama kararı verilmesi dışında işlem yapılmadığı dikkate alındığında

soruşturmada uzun zamandır ilerleme kaydedilmediği kanaatine varılmıştır.

Kamera aracılığıyla kayıt altına alınan toplumsal bir olaya müdahale

esnasındabaşvurucuyu gaz fişeği kapsülüyle yaralayan kolluk görevlilerinin

makul sayılamayacak bir süre içinde soruşturma makamları tarafından

kimliklerinin dahi tespit edilememesinin soruşturmanın özenli ve süratli

yürütülmesi yükümlülüğüne aykırı olduğu değerlendirilmiştir.

74. Belirtilen bu tespitler ışığında maddi gerçeğin ortaya

çıkarılması için gerekli delillerin toplanması ve değerlendirilmesi konusunda

Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan soruşturmada, Anayasa'nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağı açısından gerekli

özenin gösterildiği söylenemeyecektir.

75. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasında güvence altına alınan eziyet yasağının usul boyutunun ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

76. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"(1) Esas inceleme

sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar

verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir."

77. Başvurucu, ihlalin tespiti ve manevi tazminat talebinde

bulunmuştur.

78. Anayasa Mahkemesi Mehmet Doğan

([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60) başvurusuna dair vermiş olduğu

kararda, bireysel başvuruya konu olayın incelenmesi sonucunda ihlal kararı

verilmesi durumunda ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenler hususunda detaylı açıklamalarda bulunmuştur. Buna göre bireysel

başvuru kapsamında bir temel hak ve hürriyetin ihlal edildiğine karar verildiği

takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırıldığından söz edilebilmesi için

temel kural, mümkün olduğunca eski hâle getirmenin yani ihlalden önceki duruma

dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için ise öncelikle devam eden ihlalin

durdurulması, ihlale konu kararın veya işlemin ve bunların yol açtığı

sonuçların ortadan kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi

zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin

alınması gerekmektedir (Mehmet Doğan, §

55).

79. Başvurucunun Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında

güvence altına alınan eziyet yasağının maddi ve usul yönünden ihlal edildiği

sonucuna varılmıştır.

80. Bu durumda eziyet yasağının usule ilişkin boyutunun ihlal

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmasında hukuki

yarar bulunmaktadır. Yapılacak yeni soruşturma, hak ihlaline yol açan kararın

ortadan kaldırılmasından ve Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran

nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar

verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden soruşturma

yapılmak üzere ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verilmesi

gerekmektedir.

81. Öte yandan somut olayda ihlalin tespit edilmesinin

başvurucunun uğradığı zararların giderilmesi bakımından yetersiz kalacağı

açıktır. Dolayısıyla eski hâle getirme

kuralı çerçevesinde ihlalin bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılabilmesi için

kötü muamele yasağının maddi ve usul yönünden ihlali nedeniyle yalnızca ihlal

tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya net

50.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

82. Başvurucu, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin

kendisine ödenmesini talep etmiştir. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 239,50

TL harç ve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.239,50 TL yargılama

giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Eziyet yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan eziyet

yasağının maddi ve usule ilişkin boyutlarının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin eziyet yasağının usule ilişkin

boyutunun ihlalinin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden

soruşturma yapılmak üzere İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına GÖNDERİLMESİNE,

D. Eziyet yasağının maddi ve usul boyutunun ihlali nedeniyle net

50.000 TL manevi tazminatın başvurucuya ÖDENMESİNE,

E. 239,50 TL harç ve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

3.239,50 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

13/2/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Recep KÖMÜRCÜ

Üyeler

:

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Yıldız SEFERİNOĞLU Raportör : Elif ÇELİKDEMİR ANKITCI Başvurucu : Cihan MUTLU Vekili : Av. Oya Meriç EYÜBOĞLU

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2016/9422, 13 Şubat 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. B. No: 20972/92, 16/12/1997, § 55; Erdoğan
  10. B. No: 34445/04, 11/1/2007, § 73; Çelik ve
  11. V. İnceleme Ve Gerekçe
  12. A. Başvurucunun İddiaları
  13. B. Değerlendirme
  14. A. Eziyet yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL
  15. B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan eziyet
  16. C. Kararın bir örneğinin eziyet yasağının usule ilişkin
  17. F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve
  18. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  19. M. Emin KUZ
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2016/9422
Tarih
13 Şubat 2020

İlgili Kararlar

  • Aziz Buluntu ve Fırat Savğa Başvurusu (B. No: 2017/22650)
  • Hayati Yıldırım Başvurusu (B. No: 2017/38399)
  • Osman Yalçın Başvurusu (B. No: 2017/27438)
  • A.ş. Başvurusu (B. No: 2016/80630)
  • Alaattin Akdemir Başvurusu (B. No: 2018/33588)
  • M.ç. Başvurusu (B. No: 2017/34600)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.