İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mehmet Sabri Şirin Başvurusu (B. No: 2016/10825)

1. Başvuru, tutuklamanın hukuki olmaması ve tutukluluğun makul

Başvuru No2016/10825Tarih12 Şubat 2020Okuma32 dk · 6.469 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Mehmet Sabri Şirin Başvurusu

Karar tarihi
12 Şubat 2020
Başvuru Numarası
2016/10825
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.469 kelime·32 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, tutuklamanın hukuki olmaması ve tutukluluğun makul

süreyi aşması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği

iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 3/6/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı

beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

A. İlgili Yargılama

Süreci

7. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, başvurucu ve bir kısım

şüpheli hakkında yürüttüğü 2012/2265 sayılı soruşturma sonunda 12/9/2013

tarihli iddianame ile başvurucu hakkında uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti

yapma, suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve öldürmeye teşebbüs suçlarından

cezalandırılması istemiyle aynı yer ağır ceza mahkmesinde kamu davası açmıştır.

8. İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi iddianameyi kabul etmiş ve

Mahkemenin E.2013/57 sayılı dosyası üzerinden kovuşturma aşaması başlamıştır.

9. İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesinin -kaçak olan ve 25/04/2013

tarihinde ulusal düzeyde aranması için hakkında yakalama emri çıkarılan-

başvurucunun uluslararası seviyede aranması için Kırmızı Bülten çıkarılması

yönündeki talebi üzerine başvurucu hakkında 6/3/2014 tarihinde Kırmızı Bülten

çıkarılmıştır.

10. Uluslararası seviyede aranan başvurucu, Hollanda

makamlarınca yakalanmış ve Bakanlığın talebi üzerine 9/5/2014 tarihinde "basitleştirilmiş usule" göre

Türkiye'ye iade edilmiştir.

11. İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi başvurucunun tutuklanmasına

karar vermiştir. Mahkeme 12/2/2016 tarihinde ise başvurucunun tahliyesine karar

vermiştir.

12. Başvurucu hakkındaki söz konusu yargılama -kanun değişikliği

ile İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesinin kapatılması nedeniyle dosyasının

devredildiği- İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2014/336 sayılı dosyası

üzerinden devam etmiştir. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih

itibarıyla derdesttir.

B. Bireysel Başvuruya Konu Tutuklama ve Yargılama

Süreci

13. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca 2013/113379 sayılı

soruşturma dosyası üzerinden kasten öldürme ve ruhsatsız ateşli silahlarla

mermileri satın alma veya taşıma veya bulundurma suçlarından yürütülen başka

bir soruşturma kapsamında Bakırköy 6. Sulh Ceza Hâkimliğinin 21/11/2013 tarihli

kararı ile başvurucu hakkında ulusal düzeyde aranması için yakalama emri

çıkarılmıştır.

14. Başsavcılık soruşturmanın sonunda 5/3/2014 tarihli iddianame

ile başvurucu hakkında kasten öldürme ve ruhsatsız ateşli silahlarla mermileri

satın alma veya taşıma veya bulundurma suçlarından cezalandırılması istemiyle

aynı yer ağır ceza mahkemesinde kamu davası açmıştır.

15. Bakırköy 9. Ağır Ceza Mahkemesi iddianameyi kabul etmiş ve

Mahkemenin E.2014/106 sayılı dosyası üzerinden kovuşturma aşaması başlamıştır.

16. Bakırköy 9. Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) 25/6/2014

tarihinde yaptığı duruşmada başvurucunun savunmasını almıştır. Başvurucu

müdafii özetle iadede hususilik kuralı gereği başvurucu hakkında yargılama yapılamayacağını,

dolayısıyla tutuklama tedbirine başvurulamayacağını ileri sürmüştür. Mahkemece

duruşma sonunda başvurucunun kasten öldürme suçundan

tutuklanmasına karar vermiştir. Tutuklama kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Sanık vekilince sanığın suçluların

iadesine dair Avrupa sözleşmesi uyarınca Hollanda dan İstanbul 16. Ağır Ceza

Mahkemesinin dosyasına istinaden iade edildiği ve başka suçtan dolayı

tutuklanamayacağı belirtilmiş ise de; dosyada bu konuda henüz bir bilgi ve

belgenin bulunmadığı, yöneltilen suçun CMK'nın 100. maddesinde sayılan

suçlardan olması ve bu suçun işlendiği yönünde kuvvetli suç şüphesinin

varlığını ciddi anlamda gösteren tanık beyanları, teşhisler, kamera kayıtları

şeklindeki somut delillerin bulunması, buna bağlı olarak sanığın kaçma ve

saklanma şüphesinin ortadan kalkmamış olması, sanık hakkında tutuklama

sebeplerinin varlığı nedeniyle, yöneltilen suça öngörülen ceza miktarı

itibariyle uygulanabilecek adli kontrol tedbirlerinin uygulanmasının sanık

açısından yeterli güvence olamayacağı kanaatine varıldığından sanık Mehmet

Sabri Şirin'in CMK'nın 100. ve devamı maddeleri uyarınca tutuklanmasına... [karar

verildi.]"

17. Mahkeme 8/8/2014 tarihinde başvurucunun tahliyesine karar

vermiştir. Tahliye kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Mahkememiz dosyasında sanık bulunan

Mehmet Sabri Şirin'in Hollanda'dan ülkemize iadesinin 9/5/2014 tarihinde

gerçekleştiği, yani sanığın ülkemize iadesinin mahkememizde yargılandığı suç

tarihi olan 19/11/2013 tarihinden sonra olduğu, Suçluların İadesine Dair Avrupa

Sözleşmesinin 14/1. maddesinde ' iade edilen şahıs, iadeden evvel ika ettiği ve

iadeye esas olandan başka bir fiilden dolayı takip veya muhakeme edilemeyeceği

gibi bir ceza veya emniyet tedbirinin infazı için tevkif dilemez ve kezalik her

hangi bir suretle hürriyeti kısılamaz' hükmünün yer aldığı, Mahkememiz

dosyasında iade eden devlet olan Hollanda devleti tarafından aynı sözleşmenin

14/1-a maddesinde belirtilen her hangi bir talep ve muvafakatın bulunmadığı

hususları hep birlikte değerlendirilmekle tutuklu sanık Mehmet Sabri Şirin'in

tahliyesine... [karar verildi.]"

18. Mahkeme 6/1/2015 tarihinde

Hollanda

makamlarından 21/11/1959 tarihli Suçluların İadesine Dair Avrupa Sözleşmesi'nin

14. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca yargılamaya muvafakat

verilmesi talebine ilişkin yazıyı Bakanlık Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler

Genel Müdürlüğüne göndermiştir.

19. Bakanlık Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü

30/1/2015 ve 25/2/2015 tarihli yazılarla; İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesinin

talebi üzerine uluslararası düzeyde aranması için hakkında Kırmızı Bülten

çıkarılan başvurucunun Hollanda adli makamlarınca yakalandıktan sonra

Türkiye'ye iadeye rıza göstermesi üzerine "hızlandırılmış prosedür"

ile iadesinin gerçekleştirildiğini, söz konusu usule göre iadesi

gerçekleştirilen kişinin yakalamaya konu suçlar dışındaki başka suçlardan da

yargılamasının yapılabilmesi için iade eden devletin muvafakatinin

aranmayacağını yani hususilik ilkesinin istisnasının söz konusu olduğunu

belirterek Bakırköy 9. Ağır Ceza Mahkemesince başvurucu hakkında tüm yargılama

işlemlerinin yapılabileceği yönünde görüş bildirmiştir.

20. Mahkeme 14/4/2015 tarihinde yaptığı duruşmada başvurucunun savunmasını almıştır. Başvurucunun

savunmasının ilgili kısmı şöyledir:

"Benim yöneltilen bu suçlamalarla alakam

yoktur. Bu nedenle [suçlamaları] kabul etmiyorum. Yine benim hakkımda İstanbul 2. Ağır Ceza

Mahkemesinde çok miktarda uyuşturucu olduğu, 5 kişinin yaralı bulunduğu

iddiasıyla Hollanda ülkesinden iade edildim. Ancak o dosyayla da hiçbir ilgim

olmadığı halde hakkımda dosyalar oluşturulmuş. Biz diğer sanıklarla birlikte bu

suçu işlemedik. İddianamede adı geçen maktul B.Y.yi daha önceden tanımıyorum.

Önceden de herhangi bir öldürme veya yaralama olayı nedeniyle husumet olmadı.

Yine bana sorduğunuz şekilde Porsche Cayenne cipte benim karımın arabasını

verip aldığım ancak bir süre sonra iade ettiğim 1 hafta 10 gün kadar bende

kalan arabadır. Bu arabanın plakasının alınması hususunu bilemiyorum. Benim

eşim bugüne kadar karakola gitmemişken Çağlayan'daki davada o da sanık yapılmış

yine Anadolu yakasında Fenerbahçe tribün cinayeti diye bilinen duyulan olaya

beni dahil ettiler. Beni bu olayda azmettirici olarak söylemişler ancak ben ona

ilişkin takipsizlik kararı aldım. O olaylarda olduğu gibi ilgim yoktur. Yine

bana sorduğunuz ve olay yerinde olduğunu belirttiğiniz kişilerin yaptıkları

teşhisleri de size nasıl izah edeyim bu konuda benim Avukatımda gereken

savunmaları yapacaktır. Bu teşhisleri kabul etmiyorum."

21. Mahkeme aynı tarihte başvurucunun kasten öldürme suçundan yeniden tutuklanmasına karar

vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

"Yöneltilen suçun CMK'nın 100. maddesinde

sayılan suçlardan olması, otopsi tutanağı, teşhis tutanakları, tanık beyanları,

olay tutanakları gibi bu suçun işlendiği yönünde kuvvetli suç şüphesinin

varlığını ciddi anlamda gösteren somut delillerin bulunması, buna bağlı olarak

sanığın kaçma ve saklanma şüphesinin ortadan kalkmamış olması, sanık hakkında

tutuklama sebeplerinin varlığı nedeniyle, yöneltilen suça öngörülen ceza

miktarı itibariyle uygulanabilecek adli kontrol tedbirlerinin uygulanmasının

sanık açısından yeterli güvence olamayacağı kanaatine varıldığından sanık

Mehmet Sabri Şirin'in CMK'nın 100. ve devamı maddeleri uyarınca

tutuklanmasına... [karar verildi.]"

22. Mahkeme 26/4/2016 tarihinde yaptığı duruşmada başvurucunun

tutukluluk hâlinin devamına karar vermiş, anılan karara başvurucunun yaptığı

itirazı Bakırköy 10. Ağır Ceza Mahkemesi 10/5/2016 tarihinde kesin olarak reddetmiştir.

23. Başvurucu 3/6/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

24. Mahkeme 19/1/2017 tarihinde yaptığı duruşmada başvurucunun

tahliyesine karar vermiştir. Mahkeme; hâkim tarafından belirlenen yerlere,

belirtilen süreler içinde, düzenli olarak başvurmak ve yurt dışına çıkamamak

suretiyle başvurucunun adli kontrol altına alınmasına karar vermiştir.

25. Mahkeme 6/7/2017 tarihinde yaptığı duruşmada başvurucunun ve

diğer iki sanığın tüm suçlardan beraatine karar vermiştir. Karar gerekçesinin

ilgili kısmı şöyledir:

"... dosyada mevcut 27.11.2013 tarihli CD

izleme ve fotoğraftan teşhis tutanağında yaptırılan teşhis işlemi; 'Şüphelinin

fotoğrafı üzerinden de teşhis yaptırılabilir. Ancak tek bir fotoğraf veya aynı

kişinin farklı fotoğrafları üzerinden teşhis yaptırılamaz. Değişik kişilerin

fotoğraflarının aynı büyüklük ve özellikte olmaları gerekir.' şeklindeki yasal

düzenlemelere aykırı olarak, teşhis eden tanıklar H.S, K.B. ve İ.A.ya yalnızca

sanıkların, fotoğrafı gösterilmek suretiyle gerçekleştirilmiştir. Bu durum

karşısında yapılan teşhis işleminin kanuna ve usulüne aykırı olarak

yapıldığının kabulü gerekmektedir.

Kaldı ki aynı teşhis işleminde tanıklara 34 HK

6617 plaka sayılı aracın 15/11/2013 günü Tuzla İlçesi Fatih mahallesi Katip

Çelebi caddesi no:2 adresinde faaliyet gösteren Mehmetçik Vakfı Opet benzin

istasyonundan yakıt alması nedeniyle saat 23:00 ve 23:30 arasına ait görüntü

kayıtlarının da gösterildiği, fakat bu görüntü kayıtları üzerinde yaptırılan

bilirkişi incelemesi neticesinde dosyaya sunulan bilirkişi raporuna göre,

görüntülerin sanıklardan Mehmet Sabri Şirin ve M.Ş. ile uyumlu olduğu, ancak

karşılaştırılan kişilerin bu kişiler olup olmadığı hususunda tam bir kanıya

varılamadığının bildirildiği, bu nedenle yapılan teşhis işleminin teknik rapor

doğrultusunda itibardan yoksun olduğu anlaşılmıştır.

Diğer yandan tanıkların aşamalardaki

beyanlarının birbiriyle çelişkili ve tutarsız olduğu, görgü tanığı olarak

beyanları alınan tüm tanıkların daha önce yaptıkları teşhis işlemini inkar ettikleri,

bu kapsamda tanıklar H.S., K.B. ve İ.A.nın kovuşturma aşamasındaki ortak

beyanlarında, yaptıkları teşhisten emin olmadıklarını, tutanakların teşhis

yapılmış gibi düzenlendiğini, duruşma salonunda kendilerine gösterilen

tanıkları daha önce görmediklerini söylemişlerdir.

Yine tanıklardanH.S., olay anında içeride olan

şahıslardan birinin önce ateş ettiğini, daha sonra diğerinin maktulün yanına

gelerekdört el ateş ettiğini beyan etmiş olmasına rağmen 3/12/2013 tarihli

uzmanlık raporuna göre, olay yerinde üç adet boş kovan bulunduğu ve üç kovanın

da aynı silahtan atıldığının tespit edildiği, bu yönüyle tanığın anlatımlarının

tereddüt uyandırdığı, Adli Tıp Kurumunca maktülün cesedi üzerinde yapılan

otopsi işlemi sonucunda düzenlenen otopsi raporunda maktülün, vücûduna isabet

eden 4 adet ateşli silah mermi çekirdeği sonucunda öldüğünün tespit edildiğinin

belirtildiği, ancak tanığın soruşturma aşamasındaki beyanı ile kovuşturma

aşamasındaki beyanı arasında ''maktulün vurulmasından önce içeride ateş edilmesi

olayı' yönünden de çelişki bulunduğu, diğer tanıkların beyanlarının da bu

yönden tanığın anlatımları ile örtüşmediği,bu yönüyle tanığın beyanlarının

itibardan yoksun olduğu kanaatine varılmıştır.

Davanın 14/4/2015 tarihli celsesinde yine

tanık H.nin sanıklardan Ü.yü teşhis ettiği, içeriye girerek yatın diye bağıran

ve elinde silah tutan şahsın sanık Ü. olduğunu beyan ettiği, bu şahsın elinde

dövme olduğunu ileri sürdüğü, ancak mahkemece yapılan tespitte sanıklardan

hiçbirinin elinde dövme olmadığının anlaşıldığı, diğer yandan sanık Ü.nün olay

tarihinde Trabzon ilinin Of ilçesinde olduğunun ileri sürülmesi nedeniyle

müzekkere tarihinde adı Telekominikasyon İletişim Başkanlığı olan kuruma

yazılan müzekkere sonucu alınan cevabi yazıya göre sanığın kullandığı cep

telefonunun olay tarihinde Trabzon ilinin Of ilçesinde bulunan baz

istasyonlarından sinyal verdiğinin görüldüğü, bu yönüyle sanığın olay yerinde

olduğuna dair beyanda bulunan tanıkların beyanlarının dayanaksız kaldığı, bir

kısım tanık beyanlarının da bahse konu HTS raporunu doğruladığıanlaşılmıştır.

Açıklanan tüm bu nedenlerle gerek teşhis

işleminin usulsüz olması, gerek aşamalardaki tanık anlatımlarının birbiriyle

ciddi çelişkiler barındırması ve gerekse bu anlatımların dosyada mevcut teknik

raporlar ve iletişim tespit tutanakları ile uyumsuz olması hususları bir bütün

olarak değerlendirildiğinde, sanıkların atılı suçları işlediklerine dair

dosyaya yansıyan şüpheden uzak ve kesin bir delilin bulunmadığı anlaşılmakla

ceza yargılamasının evrensel ilkelerinden olan ''şüpheden sanık yararlanır''

ilkesi uyarınca her bir sanığın atılı suçlardan ayrı ayrı beraatine karar

vermek gerekmiş...[tir.]"

26. Bir kısım katılan, anılan karara karşı istinaf kanun yoluna

başvurmuştur.

27. Dava, UYAP sisteminde yapılan incelemeye göre bireysel

başvurunun incelendiği tarih itibarıyla istinaf kanun yolunda derdesttir.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. Kanun Hükümleri

28. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Kasten öldürme" kenar başlıklı

81. maddesi şöyledir:

"Bir insanı kasten öldüren kişi, müebbet

hapis cezası ile cezalandırılır."

29. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Tutuklama nedenleri" kenar

başlıklı 100. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını

gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli

veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi

beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama

kararı verilemez.

(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni

var sayılabilir:

a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması

veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.

b) Şüpheli veya sanığın davranışları;

1. Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,

2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı

yapılması girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

..."

30. 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklama

kararı" kenar başlıklı 101. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

"(1) Soruşturma evresinde şüphelinin

tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi

tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının

istemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir. Bu istemlerde mutlaka gerekçe

gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten hukukî ve

fiilî nedenlere yer verilir.

(2) Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu

husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda;

a) Kuvvetli suç şüphesini,

b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,

c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,

gösteren deliller somut olgularla

gerekçelendirilerek açıkça gösterilir. Kararın içeriği şüpheli veya sanığa

sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği yazılmak suretiyle kendilerine

verilir ve bu husus kararda belirtilir."

31. 5271 sayılı Kanun'un "Adlî

kontrol" kenar başlıklı 109. maddesinin (1) numaralı fıkrası

ile (3) numaralı fıkrasının ilgili kısımları şöyledir:

"(1) Bir suç sebebiyle yürütülen

soruşturmada, 100 üncü maddede belirtilen tutuklama sebeplerinin varlığı

halinde, şüphelinin tutuklanması yerine adlî kontrol altına alınmasına karar

verilebilir.

…

(3) Adlî kontrol, şüphelinin aşağıda

gösterilen bir veya birden fazla yükümlülüğe tabi tutulmasını içerir:

a) Yurt dışına çıkamamak.

b) Hâkim tarafından belirlenen yerlere,

belirtilen süreler içinde düzenli olarak başvurmak.

c) Hâkimin belirttiği merci veya kişilerin

çağrılarına ve gerektiğinde meslekî uğraşlarına ilişkin veya eğitime devam

konularındaki kontrol tedbirlerine uymak.

...

f) Şüphelinin parasal durumu göz önünde

bulundurularak, miktarı ve bir defada veya birden çok taksitlerle ödeme

süreleri, Cumhuriyet savcısının isteği üzerine hâkimce belirlenecek bir güvence

miktarını yatırmak.

g) Silâh bulunduramamak veya taşıyamamak,

gerektiğinde sahip olunan silâhları makbuz karşılığında adlî emanete teslim

etmek.

...

j) Konutunu terk etmemek.

k) Belirli bir yerleşim bölgesini terk

etmemek.

l) Belirlenen yer veya bölgelere

gitmemek."

32. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat

istemi" kenar başlıklı 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

ilgili kısımları şöyledir:

"Suç soruşturması veya kovuşturması

sırasında;

a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında

yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,

b) Kanunî gözaltı süresi içinde hâkim önüne

çıkarılmayan,

...

Kişiler, maddî ve manevî her türlü

zararlarını, Devletten isteyebilirler."

33. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat

isteminin koşulları" kenar başlıklı 142. maddesinin (1) numaralı

fıkrası şöyledir:

"Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin

ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin

kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde

bulunulabilir."

34. 5237 sayılı Kanun'un "Geri

verme" kenar başlıklı mülga 18. maddesinin (8) numaralı fıkrası

şöyledir:

"Geri verme halinde, kişi ancak verme

kararına dayanak teşkil eden suçlardan dolayı yargılanabilir."

35. 23/4/2016 tarihli ve 6706 sayılı Cezaî Konularda

Uluslararası Adlî İş Birliği Kanunu'nun "Rızaya

dayalı iade usulü" kenar başlıklı 17. maddesi şöyledir:

"(1) Kişi, iadeye rıza göstermesi hâlinde

normal iade usulü uygulanmadan talep eden devlete iade edilebilir.

(2) Ağır ceza mahkemesince kişiye, Ceza

Muhakemesi Kanununda belirtilen haklarıyla birlikte rızaya dayalı iadenin

mahiyeti ve hukukî sonuçları anlatılır. Kişiye rızaya dayalı iade usulünü kabul

edip etmediği sorulur.

(3) Mahkeme, kişinin rızaya dayalı iade

usulünü kabul etmesi üzerine bu Kanun ve Türkiye’nin taraf olduğu milletlerarası

andlaşma hükümlerine göre iade talebinin kabul edilebilir olup olmadığına karar

verir. Bu karara karşı itiraz yoluna başvurulabilir. Kararın kesinleşmesi

hâlinde iade evrakı Merkezî Makama gönderilir.

(4) Rızaya dayalı iade usulü uygulanarak

verilen iade kararının yerine getirilmesi, Merkezî Makamın onayına

bağlıdır."

36. 6706 sayılı Kanun'un "Türkiye’nin

iade talepleri ve şartları " kenar başlıklı 22. maddesi

şöyledir:

"(1) Soruşturma veya kovuşturmanın

sonuçlandırılabilmesi ya da verilen mahkûmiyet kararlarının infazı amacıyla

yabancı bir ülkede bulunan ve hakkında yakalama emri veya tutuklama kararı

verilen kişinin Türkiye’ye iadesi, adlî merciler tarafından istenebilir.

(2) Üst sınırı bir yıl veya daha fazla hapis

cezasını gerektiren bir suçtan dolayı kişinin iadesi talep edilebilir.

Kesinleşmiş mahkûmiyet kararları bakımından iade talebinde bulunulabilmesi için

hükmolunan hapis cezasının en az dört ay olması gerekir. İadesi istenen kişinin

birden fazla suçu bulunması hâlinde, bunlardan bazılarının cezası belirtilen

sürelerin altında olsa dahi birlikte iadeye konu edilebilir.

(3) Merkezî Makam tarafından uygun görülmesi

hâlinde talep, yabancı devlete gönderilir. Ancak, aşağıdaki durumlarda Merkezî

Makam iade talebini yabancı devlete göndermeden reddedebilir:

a) Talebin, iade için gerekli şartları

taşımaması.

b) Ceza infaz kurumlarında geçirilecek süre

dikkate alındığında, iade yoluna başvurulmasının kişi yararı ve kamu yararı

arasında açık bir orantısızlığa sebep olması.

c) Türkiye’nin millî güvenliğinin veya

uluslararası ilişkilerinin zarar görme ihtimalinin bulunması.

(4) Türkiye’ye iadesine karar verilen kişinin

üçüncü ülkelerden transit geçişi ve teslim konusunda, uygun olduğu ölçüde 20

nci ve 21 inci maddelerde yer alan hükümler uygulanır."

37. 6706 sayılı Kanun'un "Türkiye’den

yabancı devlete iade" kenar başlıklı 10. maddesinin (4)

numaralı fıkrası şöyledir:

"İade hâlinde, kişi ancak iade kararına

dayanak teşkil eden suçlardan dolayı yargılanabilir veya kişinin mahkûm olduğu

ceza infaz edilebilir."

2. Yargıtay İçtihatları

38. Yargıtay 1. Ceza Dairesinin17/6/2019 tarihli ve E.2019/858,

K.2019/3136 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...

1-)Dosya içeriğinden sanık M.S.Snin 31/3.2010

tarihinde Azerbeycan ülkesi tarafından Türkiye'ye iade edildiği, iadeye konu

suç nedeniyle yapılan yargılama sırasında İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinin

2004/305 esas sayılı dosyasından 31/12/2013 tarihinde tahliyesine karar

verildiği ancak iade kararının dosya içerisinde bulunmadığı anlaşılmakla; İadesine

ilişkin Azerbeycan ülkesinin mahkemesince verilen 31/3/2010 tarih 9(101)-1/2010

dosya nolu suçluların iadesi kararının ve sanığın bu iade kararı dışında iade

kararından önce işlemiş olduğu suç yada hakkında verilen kesinleşmiş cezaların

infazı amacıylaSuçluların İadesine İlişkin Avrupa Sözleşmesinin 14. maddesi

uyarınca iade eden Azarbaycan Devletinden muvafakat talep edilip edilmediğinin

araştırılması, Azerbeycan ülkesinin mahkemesince verilen 31/3/2010 tarih

9(101)-1/2010 dosya nolu suçluların iadesi kararının ve varsa muvafakat ile

ilgili yazışma ve kararların denetime imkan verecek şekilde dosya içerisine

alınması,

2-)Suçluların İadesine İlişkin Avrupa

Sözleşmesinin 14. maddesinde düzenlenen iade edilen kişinin iade tarihinden

önce işlediği ve iade kararına dahil olmayan suçlar nedeni ile

yargılanamamasına ilişkin olan ve 'hususiyet kuralı' denilen kurala aynı

maddede getirilen 'iade edilen şahsın nihai olarak serbestisine kavuşmasını

takip eden 45 gün zarfında iade edildiği tarafın arazisini elinde imkan olduğu

halde terk etmemesi veya terk ettikten sonra buraya geri dönmesi halinde'

iadeden önce işlediği ancak iade kararına dahil olmayan suçlardan da

yargılanabileceğine ilişkin istisna kuralının uygulanmasına esas teşkil etmek

üzere sanığın atılı suçtan tahliye edildiği 31/12/2013 tarihinden hakkında

diğer suçlar nedeni ile yakalandığı 30/10/2016 tarihine kadar başka suçlardan

tutukluluk veya kesinleşmiş hürriyeti bağlayıcı cezaların infazı gibi nedenler

ile cezaevinde kalıp kalmadığı, Türkiye'yi terk edip etmediğinin araştırılması,

31/1272013 tarihinde tahliye edildiği sırada mahkemece CMK'nın 109/3-a. maddesi

uyarınca yurt dışına çıkışının yasaklanmasına, infazı için İstanbul Emniyet

Müdürlüğüne yazı yazılmasına karar verilmesine rağmen bu kararın gereği için

İstanbul Emniyet Müdürlüğüne yazı yazıldığına dair dosya içinde herhangi bir

belge bulunmadığından, bu konuda varsa yazılan yazı ve yurt dışına çıkış yasağı

ile ilgili yapılan işlemlere ile yazışmaların mahkemesinden ve İstanbul Emniyet

Müdürlüğünden araştırılarak dosya içerisine alınması[na]... [karar verildi.]"

39. Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 23/1/2017 tarihli ve

E.2016/7545, K.2017/211 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...6706 sayılı Kanunun 17/2. maddesinde

düzenlenen rızaya dayalı iade edilmesi hususunu kabul edip etmediği hakkında,

mahiyeti ve hukuki sonuçları hatırlatılmak suretiyle, sanığın beyanının

alınması gerektiğinin gözetilmemesi,

...

...hukuka aykırıdır."

B. İlgili Yabancı Mevzuat

40. 9/3/1967 tarihli Hollanda İade Kanunu, Kısım 12 şöyledir:

"(1) Adalet Bakanının açıkça rızası

dışında, iadesi istenen şahsın, iadesinden önce işlediği suçlar ve iadeyle

ilgili olmayan suçlara istinaden kovuşturulmayacağı, cezalandırılmayacağı veya

şahsi özgürlüğünün kısıtlanmayacağı genel koşulu haricinde, iade

gerçekleştirilmez.

(2) Adalet Bakanı, aşağıdaki hususlarla

ilgili yukarıdaki maddeye istinaden rıza gösterebilir:

(a) iadesi istenen şahıs, geçerli sözleşme

sebebiyle rıza gösteren devlete iade edilebileceği suçlar;

(b) Gerek rıza talep eden devletin gerekse

Hollanda kanunları uyarınca cezalandırıla bilir olması kaydıyla diğer suçlar ve

bununla ilgili iade ihtimalinin bu Kanunun 8-11. Kısımlarınca engellenmemesi.

(3) Bununla birlikte, iadesi istenen kişinin,

Adalet Bakanının açıkça rızası olmadan, iadesinden önce işlediği suçlara

istinaden üçüncü bir devletin makamına verilmeyeceği genel koşulu dışında iade

gerçekleştirilmez. Bu tür rıza, iadesi istenen kişinin Hollanda tarafından

üçüncü bir devlete iade edilebileceği suçlar için gösterilebilir.

(4) 1. ve 3. fıkralarda bahsedilen rıza

talebiyle ilgili Adalet Bakanının kararı, sözleşmede başka şekilde

öngörülmediği taktirde, söz konusu talepte bulunan devlete diplomatik kanallar

aracılığıyla iletilir.

(5) Sözleşmede öngörüldüğü ölçüde, 1. ve 3.

fıkralarda bahsedilen rızaya; iadesi istenen şahsa, rıza talebinde bulunan

devletin topraklarını terk etmesi için iadesinden sonra en az otuz günlük bir

süre verilmesi halinde gerek duyulmaz.

(6) Belçika ve Lüksemburg'la ilgili,

yukarıdaki maddede belirtilen durumlardaki istisnalar, sözleşmede

öngörülmüştür."

41. Aynı Kanun'un

"Hızlandırılmış Prosedür"başlıklı Kısım 41'i şöyledir:

"(1) Geçici olarak tutuklanması veya

iadesi, başka bir devlet tarafından talep edilen yabancı, kısım 24 uyarınca

bölge mahkemesi tarafından belirlenen günden en geç bir gün önce, derhal

iadesine razı olduğunu beyan eder.

(2) Sözleşmede aksi belirtilmedikçe,

yukarıdaki fıkrayla ilgili beyan yalnızca ceza işlerine bakan soruşturma hakimi

huzurunda yapılabilir.

(3) Böyle bir beyanda bulunan yabancı, avukat

yardımı alabilir. Avukatı olmadan mahkeme huzuruna çıkması durumunda, beyanı

alma yetkisi olan makam tarafından böyle bir hakkı olduğuna dikkat çekilir.

(4) Beyanda bulunmadan önce yabancıya beyanın

sonuçlarından bahsedilir. Beyanın resmi kaydı tutulur.

(5) Beyanın huzurunda verildiği makam,

beyanın resmi kaydını, geçici tutuklama veya iade talebi ile birlikte bu yasa

ile ilgilenen savoya gönderir."

42. Aynı Kanun'un Kısım 42'si şöyledir:

"(1) Kısım 41 uyarınca beyanda

bulunulduktan sonra savcı, yabancının geçici olarak tutuklanmasına veya iade

talebinde bulunan devletin makamlarına teslim edilmesine karar verebilir.

(2) Yukarıdaki fıkra, şu hallerde uygulanmaz:

(a) Kısım 2 ve 9'un hükümleri uyarınca,

geçici tutuklamanın veya iadenin talep eldiği suç veya suçlarla bağlantılı

olarak iadenin yerine getirilmemesi durumunda,

(b) Hollanda'da yabancı şahıs hakkında devam

eden cezai işlemlerin olması veya şahsın bir Hollanda mahkemesi tarafından

hüküm giymesi ve bu hükmün tamamen veya kısmen infaz edilebilir olması

durumunda.

(3) Savcı, Adalet Bakanını bu kısmın 1.

Fıkrası uyarınca alınan her karardan haberdar eder."

43. Aynı Kanun'un Kısım 43'ü şöyledir:

"(1) Savcının, kısım 42 uyarınca yabancı

şahsın diğer devlet makamlarına teslim edileceği kararını vermesi halinde,

kısım 23 uygulanmaz.

(2) Kısım 23'te bahsedilen başvurunun hali

hazırda mahkemeye sunulması halinde, başvu hemen geri çekilir. Mahkeme kalemi

bunun ardından, ilgili belgelerle birlikte iade talebini savcı yollar.

(3) Savcı, iadesi istenen şahsi başvurunun

geri çekildiğine dair bilgilendirilir."

44. Aynı Kanun'un Kısım

45'i şöyledir:

"(1) Kısım 42, 1. Fıkranın uygulanması

durumunda, savcı, yetkili yabancı makamlarla istişarede bulunduktan sonra,

gecikme olmaksızın, iadenin gerçekleştirileceği zamanı ve yeri belirler.

(2) Bu kısımdaki hükümlere uyarak iadenin

gerçekleştirilmesinde savcı, gerekli olduğunda yabancı şahsın tutuklanmasını

emredebilir. Kısım 40, 2. ve 3. Fıkralar gerekli değişiklikler yapılarak

uygulanır.

(3) Bu kısmın hükümleri gereğince iadenin

gerçekleşmesi durumunda Kısım 12 uygulanmaz."

C. Uluslararası Hukuk

1. Suçluların İadesine

Dair Avrupa Sözleşmesi

45. 18/11/1959 tarihli ve 7376 sayılı Suçluların İadesine Dair

Avrupa Sözleşmesi'nin Tasdiki Hakkında Kanun ile Türkiye'nin de taraf olduğu

21/11/1959 tarihli Suçluların İadesine Dair Avrupa Sözleşmesi'nin "Hususilik kaidesi" kenar

başlıklı 14. maddesi şöyledir:

"1. İade edilen şahıs iadeden evvel ika

ettiği ve iadeye esas olandan başka bir fiilden dolayı takip veya muhakeme

edilemiyeceği gibi bir ceza veya emniyet tedbirinin infazı için tevkif edilemez

ve kezalik her hangi bir surette hürriyeti kısılamaz.

Aşağıdaki haller müstesnadır :

a) İade eden tarafın buna muvafakat etmesi.

Muvafakati istihsal için bir talepte bulunulacak ve buna 12'nci maddede mezkûr

belgeler ile iade edilen şâhsın suça mütaallik olarak yaptığı beyanın zaptı

eklenecektir. Muvafakat, ancak şahsın talep edilmesine sebep olan suçun

bizatihi bu Sözleşmeye göre İadeyi icabettirmesi halinde gösterilir.

b) İade edilen şahsın, nihai olarak

serbestisine kavuşmasını takip eden 45 gün zarfında iade edildiği tarafın

arazisini, elinde imkan olduğu halde terk etmemesi veya terk ettikten sonra

buraya geri dönmesi halinde.

2. Bununla beraber İadeyi talep eden taraf,

gerek bu şahsı memleketinden çıkarmak gerek -gıyap yoliyle muhakeme usulüne

müracaat dâhil olmak üzere- mevzuatına göre müruruzamanı kesmek gayesiyle

lüzumlu göreceği diğer tedbirleri ittihaz edebilir.

3. Suç addolunan fiilin evsafı takibat

esnasında değişmişse, iade edilen şahıs hakkında ancak yeniden tavsif edilen

suçun unsurları İadeyi icabettiriyorsa, takibat ve muhakeme yapılabilir."

46. Suçluların İadesine Dair Avrupa Sözleşmesi'nin "Usul" kenar başlıklı 22.

maddesi şöyledir:

"Suçlunun iadesi ve muvakkat tevkif

usulüne işbu Sözleşmedeki aksine hükümler müstesna, kendisinden iade

talebedilen Taraf kanunu tatbik olunur."

2. Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi Kararı

47. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) başvurucunun hapis cezasının kalan kısmının infazı

için İsviçre'den İngiltere'ye iade edilmesi üzerine İngiltere makamlarının

başta verilen hapis cezasına ilaveten bir müsadere emrinin yerine getirilmemesi

dolayısıyla ek bir hapis cezası vermesi nedeniyle yapılan başvuru üzerine

verdiği Wolley/Birleşik Krallık

(B. No: 28019/109, 10/4/2012) kararında "Temerrüt

süresi, baştaki cezaya dahil olan müsadere emrinin ayrılmaz bir parçasıdır ve

bu nedenle makul olanın dışında ya da keyfi değildir. Müsadere emrinin yerine

getirilmemesinden ötürü verilen hapis cezasının infazı Sözleşme'nin 6/1.

maddesinin amaçları doğrultusunda herhangi yeni bir 'cezai suçlamanın'

getirilmesiniiçermez. Hususilik ilkesinin ihlaline ilişkin söz konusu iki Devlet

arasında bir uyuşmazlık olduğu sürece, Mahkeme Suçluların İadesine Dair Avrupa

Sözleşmesi'nin uyuşmazlıkların çözümü için herhangi bir çözüm mekanizmasına

sahip olmadığını gözlemlemektedir ve özünde diplomatik bir uyuşmazlık olan bu

meseleyi çözmenin Mahkemeye düşmediği kanısındadır. Başvuran, İngiltere

makamları hususunda kötü niyet veya aldatmak kastı olduğunu iddia etmemiştir.

Başvuran, isviçre makamlarının, iade davasında ingiltere makamlarının tutumuyla

ilgili bir yanlış anlaşılmanın olduğuna daha çok dayanmaktadır. Mahkeme, bu

gibi herhangi bir yanlış anlaşılmanın, başvuranın hapis cezasını hiçbir koşulda

keyfi kılmadığı kanısındadır. [par. 83. ve 84.]" şeklinde değerlendirmelerde

bulunmuştur.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

48. Mahkemenin 12/2/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Tutuklamanın Hukuki

Olmadığına İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

49. Başvurucu, iadede hususilik ilkesine aykırı olarak

tutuklanması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini

iddia etmiştir.

50. Bakanlık görüşünde öncelikle tutuklama kararında kuvvetli

suç şüphesinin ortaya konulduğu, somut olayda tutuklama nedenlerinin bulunduğu

ve tutuklamanın ölçülü olduğu belirtilmiştir. Ayrıca başvurucu hakkındaki

davayı gören Mahkemenin talebi üzerine Bakanlık Uluslararası Hukuk ve Dış

İlişkiler Genel Müdürlüğünün Hollanda makamları ile yazışmalar yaptığı ve

Hollanda makamlarının "başvurucunun

kendi rızası ile Türkiye'ye iade edildiğini, Hollanda kanunlarına göre

basitleştirilmiş iade usulüne göre iade edilmiş olması sebebiyle Suçluluların

İadesine Dair Avrupa Sözleşmesi'nin 14. maddesinde düzenlenen hususilik

ilkesinin işletilmesine gerek olmaması sebebiyle Hollanda makamları nezdinde

muvafakat alınmasına gerek olmadığını" bildirdiği belirtilerek

başvurucunun başvuruya konu suçtan yargılanması için Hollanda devletinin

muvafakat vermesine gerek bulunmadığı, dolayısıyla somut olayda tutuklama

yönünden kanundan ya da uluslararası hukuktan kaynaklanan bir engel olmadığı

ileri sürülmüştür.

51. Başvurucu, Bakanlık görüşüne cevabında başvuru formundakine

benzer beyanlarda bulunmuştur.

2. Değerlendirme

52. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve

ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

53. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci

fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini veya değiştirilmesini

önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda

gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir."

54. Başvurucunun bu bölümdeki şikâyetlerinin Anayasa'nın 19.

maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında incelenmesi gerekir.

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

55. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Genel İlkeler

56. Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak ortaya konulduktan

sonra ikinci ve üçüncü fıkralarında, şekil ve şartları kanunda gösterilmek

şartıyla kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı

olarak sayılmıştır (Murat Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).

57. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik bir müdahale

olarak tutuklamanın Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen ve tutuklama

tedbirinin niteliğine uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, Anayasa'nın

ilgili maddelerinde belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına

dayanma ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının

belirlenmesi gerekir (Halas Aslan, B. No: 2014/4994, 16/2/2017, §§ 53, 54).

58. Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasına göre tutuklama

ancak suçluluğu hakkında kuvvetli belirti

bulunan kişiler bakımından mümkündür. Bir başka anlatımla

tutuklamanın ön koşulu, kişinin suçluluğu hakkında kuvvetli belirtinin

bulunmasıdır. Bunun için suçlamanın kuvvetli sayılabilecek inandırıcı

delillerle desteklenmesi gerekir (Mustafa

Ali Balbay, B. No: 2012/1272, 4/12/2013, § 72).

59. Öte yandan Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında,

tutuklama kararının kaçma ya da delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini

önlemek amacıyla verilebileceği belirtilmiştir. 5271 sayılı Kanun'un 100.

maddesine göre de şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı

şüphesini uyandıran somut olguların bulunması, şüpheli veya sanığın

davranışlarının delilleri yok etme, gizleme yahut değiştirme, tanık, mağdur ya

da başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma hususlarında kuvvetli

şüphe oluşturması hâllerinde tutuklama kararı verilebilecektir. Maddede ayrıca

işlendiği konusunda kuvvetli şüphe bulunması şartıyla tutuklama nedeninin

varsayılabileceği suçlara ilişkin bir listeye yer verilmiştir (Halas Aslan, §§ 58, 59).

60. Diğer taraftan Anayasa'nın 13. maddesinde temel hak ve

özgürlüklere yönelik sınırlamaların ölçülülük

ilkesine aykırı olamayacağı belirtilmiştir. Bu bağlamda dikkate alınacak

hususlardan biri tutuklama tedbirinin isnat edilen suçun önemi ve uygulanacak

olan yaptırımın ağırlığı karşısında ölçülü olmasıdır (Halas Aslan, § 72).

61. Her somut olayda tutuklamanın ön koşulu olan suçun

işlendiğine dair kuvvetli belirtinin olup olmadığının, tutuklama nedenlerinin

bulunup bulunmadığının ve tutuklama tedbirinin ölçülülüğünün takdiri öncelikle

anılan tedbiri uygulayan yargı mercilerine aittir. Zira bu konuda taraflarla ve

delillerle doğrudan temas hâlinde olan yargı mercileri Anayasa Mahkemesine

kıyasla daha iyi konumdadır (Gülser Yıldırım

(2) [GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, § 123). Bununla birlikte

yargı mercilerinin belirtilen hususlardaki takdir aralığını aşıp aşmadığı

Anayasa Mahkemesinin denetimine tabidir. Anayasa Mahkemesinin bu husustaki

denetimi, somut olayın koşulları dikkate alınarak özellikle tutuklamaya ilişkin

süreç ve tutuklama kararının gerekçeleri üzerinden yapılmalıdır (Erdem Gül ve Can Dündar [GK], B. No:

2015/18567, 25/2/2016, § 79; Selçuk Özdemir,

§ 76; Gülser Yıldırım (2), §

124).

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

62. Başvurucu, 5237 sayılı Kanun'un 81. maddesinde suç olarak

düzenlenen kasten öldürme suçlamasıyla 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi

uyarınca tutuklanmıştır.

63. Öte yandan başvurucu, İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesinde

E.2013/57 sayılı dosya (hâlen İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesinde E.2014/336

sayılı dosya) üzerinden uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma veya

sağlama, uyuşturucu veya uyarıcı madde imal etme, suç işlemek amacıyla örgüt

kurma ve tasarlayarak öldürme suçlarındanyargılamasına devam edilen dosya

kapsamındaki yakalama kararına istinaden hakkında Kırmızı Bülten çıkarıldığını,

Hollanda'da yakalandığını, rızası üzerine Türkiye'ye iade edildiğini, söz

konusu dosyada tahliyesine karar verildiğini, buna rağmen Bakırköy 9. Ağır Ceza

Mahkemesinde kasten öldürme ve ruhsatsız ateşli silahlarla mermileri satın alma

veya taşıma veya bulundurma suçlarından devam

eden yargılama kapsamında savunması alındıktan sonra tutuklandığını, Suçluların

İadesine Dair Avrupa Sözleşmesi'nin göre hususilik ilkesiuyarınca söz konusu

tutuklama kararının verilebilmesi için Hollanda devletinden muvafakat alınması

gerektiğini, anılan usule uyulmadan yürütülen yargılama kapsamında

tutuklanmasının hukuka aykırı olduğunu iddia etmektedir.

64. Bu aşamada ulusal ve uluslararası hukukta iade usulüne

ilgili hukuk çerçevesinde özetle değinildikten sonra somut olaydaki uygulamaya

yer vermek suretiyle başvurucunun hukuki durumu ile ilgili değerlendirme

yapılacaktır.

65. Suçluların İadesine Dair Avrupa Sözleşmesi'nin 22.

maddesinde iade işlemlerinde "iade eden

devletin usul kurallarının uygulanacağı" belirtilmiştir.

Dolayısıyla somut olayda iade usulü ile ilgili değerlendirme yapılırken

Hollanda İade Kanunu'na göre değerlendirme yapmak gerekecektir.

66. Başvurucu; temel olarak Suçluların İadesine Dair Avrupa

Sözleşmesi'nin 14. maddesinde düzenlenen hususilik ilkesi gereğince hakkında

yargılama yapılamayacağını, dolayısıyla tutuklanmasının hukuka aykırı olduğunu

iddia etmiştir.

67. Başvurucu iadesine ilişkin olarak Hollanda adli makamlarınca

düzenlenen iade evraklarını bireysel başvuru dosyasına sunmamıştır. Ancak dosya

kapsamında bulunan, Bakanlık Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel

Müdürlüğü tarafından Bakırköy 9. Ağır Ceza Mahkemesine yazılan 30/1/2015 ve

25/2/2015 tarihli yazılarda İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesinin talebi üzerine

Türkiye'ye iadeye rıza gösteren başvurucunun "basitleştirilmiş

iade prosedürü" ile iadesinin gerçekleştirildiği

belirtilmiştir.

68. Hollanda İade Kanunu'nun 45. maddesinin (3) numaralı

fıkrasında iade edilenin rızasına istinaden "hızlandırılmış

prosedüre" göre iade edilme söz konusu olduğunda aynı Kanun'un

12. kısmının uygulanmayacağı şeklinde düzenlemeye yer verilmiştir. Benzer bir

düzenlemeye 6706 sayılı Kanun'un 17. maddesinin (1) numaralı fıkrasında "basitleştirilmiş iade prosedürü" adı

altında yer verilmiştir. Suçluların İadesine Dair Avrupa Sözleşmesi'nde ise söz

konusu düzenlemelere benzer bir düzenleme bulunmamaktadır.

69. Bu aşamada, Suçluların İadesine Dair Avrupa Sözleşmesi'nde

yer almayan ancak taraf devletler hukukunda yer verilen "basitleştirilmiş iade prosedürü"

veya "hızlandırılmış prosedüre" göre iade işlemi

yapılmasının aynı Sözleşme'nin 14. maddesinde "Hususilik

Kaidesi" başlığı ile yer verilen -özetle kişinin ancak iadeye

konu suçlardan yargılanmasına imkan tanıyan- düzenlemenin bir istisnası olup

olmadığının veya iade edilen kişinin baştaki rızasının ve buna istinaden

gerçekleştirilen iadenin bir ön muvafakat olarak değerlendirilip

değerlendirilemeyeceğinin tartışılması gerekmektedir.

70. Bu bağlamda Suçluların İadesine Dair Avrupa Sözleşmesi'nin

14. maddesinde genel ilke ortaya konduktan sonra aynı maddenin devamında

istisnalara yer verilmiştir. Bu istisnalar iade eden tarafın muvafakat etmesi,

kişinin serbest kalmasına rağmen kırk beş gün içinde iade edildiği ülke

topraklarını terk etmemesi, zamanaşımını kesecek işlemlerin tesis edilmesi ve

eylem aynı olmakla birlikte suçun vasfının değişmesi ve yeni nitelemeye göre

oluşan suçun da iadeye konu olabilecek suçlardan olması hâlleridir.

71. Yargıtay ve AİHM içtihatlarında somut başvuruda şikâyet

konusu edilen hususa dair doğrudan temas eden bir karar yer almamaktadır.

"İlgili Hukuk"

bölümünde yer verilen kararlar daha çok hususilik ilkesinin sair yönlerine

ilişkin kararlardır.

72. Türkiye ve Hollanda devletlerinin de taraf olduğu Suçluların

İadesine Dair Avrupa Sözleşmesi'nde taraf devletlerin anlaşması durumunda

hususilik ilkesinin istisnalarını kısıtlayan açık bir düzenleme mevcut

değildir. Yine Türkiye ve Hollanda devletlerinin suçluların iadesini düzenleyen

kanunlarında benzer şekilde kişinin rızası olması durumunda genel usule göre

iade yargılaması yapılmadan basitleştirilmiş ya da hızlandırılmış usule göre

iade yapılabileceği şeklinde düzenlemeler mevcuttur. Ayrıca Hollanda İade Kanunu'nda

hızlandırılmış prosedüre göre iade gerçekleştirilmesi durumunda genel iade

kurallarının uygulanmayacağı da açıkça belirtilmiştir (bkz. §§ 28-47).

73. Somut olayda başvurucu, rızası olmadan iade edildiğini ileri

sürmemekte; sadece söz konusu hızlandırılmış prosedüre göre iade hâlinde ancak

iadeye konu suçlardan yargılama yapılabileceğini iddia etmektedir. Buradan

hareketle Hollanda devleti tarafından başvurucunun rızası üzerine

hızlandırılmış prosedüre göre iade gerçekleştirildiği tespitini yapmak yerinde

olacaktır. Yine Suçluların İadesine Dair Avrupa Sözleşmesi'nde yukarıda da

değinildiği gibi suçluların iadesinde iade eden devletin usul kurallarının

uygulanacağı yönünde düzenleme bulunduğu hususunu da yeniden vurgulamak yerinde

olacaktır.

74. Bu tespitler bağlamında başvurucunun Hollanda İade Kanunu

uyarınca rızası üzerine hızlandırılmış prosedüre göre iade edildiği ve bu iade

işlemi sırasında -genel iade kuralları uyarınca öngörülen iade yargılaması

yapılmadan- sonuçları hatırlatılarak sadece başvurucunun rızası mahkeme ya da

hâkim tarafından tespit edildikten ve iadeye konu suçunSuçluların İadesine Dair

Avrupa Sözleşmesi'nde yer verilen iadeye konu olamayacak suçlardan olup

olmadığı denetlendikten sonra iade işleminin gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır.

75. Anayasa Mahkemesi birçok kararında derece mahkemelerince

yapılan değerlendirmeleri denetlerken derece mahkemelerinin mevzuatı ve somut

olayı değerlendirme konusunda belli bir takdir aralığı olduğunu belirtmekte

ancak bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden,

bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik içeren tespit ve sonuçları yargı

mercilerinin belirtilen hususlardaki takdir aralığını aşıp aşmadığı bakımından

denetleyeceğini vurgulamaktadır (Gülser

Yıldırım (2), § 123; Erdem Gül ve

Can Dündar, § 79; Selçuk Özdemir,

§ 76; Ahmet Sağlam, B. No:

2013/3351, 18/9/2013, § 42). AİHM de

Wolley/Birleşik Krallık (B. No: 28019/109, 10/4/2012) kararında

özetle hususilik ilkesinin ihlaline ilişkin taraf devletler arasındaki uyuşmazlıklarla

ilgili olarak Suçluların İadesine Dair Avrupa Sözleşmesi'nin uyuşmazlıkların

çözümü için herhangi bir çözüm mekanizması öngörmediğini ve uyuşmazlığın özünde

diplomatik bir uyuşmazlık olduğunu vurgulayarak bunu çözmenin kendisinin görevi olmadığı sonucuna

varmıştır.

76. Bu bağlamda somut olayda Hollanda İade Kanunu'na göre hızlandırılmış prosedüre göre iadesi

gerçekleştirilen başvurucunun -özellikle Hollanda İade Kanunu hükümleri nazara

alındığında- başka suçlardan yargılanabilmesi için muvafakat aranmayacağı

yönündeki Bakırköy 9. Ağır Ceza Mahkemesinin yorumunun açık bir keyfîlik

içerdiği veya söz konusu yorumda bariz bir takdir hatası olduğu söylenemez.

Dolayısıyla başvurucu hakkında iadeye konu edilmeyen başka bir suçtan yargılama

yapılmasının ve bu yargılama kapsamında tutuklama tedbiri uygulanmasının kanuni

dayanağının bulunmadığı söylenemez.

77. Sonuç olarak başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır.

78. Bu aşamada tutuklamanın ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti bulunup

bulunmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.

79. Somut olayda başvurucu, kasten öldürme suçundan

tutuklanmıştır. Bakırköy 9. Ağır Ceza Mahkemesi; tutuklama kararında isnat

edilen suçlamaya ilişkin olarak otopsi

tutanağı, teşhis tutanakları, tanık beyanları ve olay tutanaklarına değinerek

kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu sonucuna varmıştır (bkz. § 21).

80. Tutuklama kararına dayanak yapılan 27/11/2013 tarihli CD

İzleme Ve Fotoğraftan Teşhis Tutanağı'nda, tanıklar H.S., K.B. ve İ.A.nın

başvurucuyu maktül B.Y.yi ateşli silahla vurmak suretiyle öldüren kişi olarak

teşhis ettikleri belirtilmektedir. Tutanakta ayrıca tanıkların -olay sonrasında

bir benzin istasyonunun güvenlik kamerasından elde edildiği belirtilen

görüntüler gösterilmek suretiyle- başvurucu ve bir kısım sanığın olay yerine

geldiğini belirttikleri, aracın şoför koltuğundan inen kişinin başvurucu

olduğunu da ifade ederek başvurucuyu teşhis ettikleri anlaşılmaktadır.

81. Buna göre tutuklama kararında gösterilen delillerin suç

işlendiğine dair kuvvetli belirti olarak kabul edilmesinin temelsiz olduğu

söylenemez.

82. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu

değerlendirmede somut olayın tüm özellikleri dikkate alınmalıdır.

83. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilirken işlediği iddia

olunan suçun niteliğine, suça ilişkin kanunda öngörülen cezanın

ağırlığına ve dosya kapsamına göre adli kontrolün yetersiz kalacak olmasına

dayanıldığı görülmektedir (bkz. § 21).

84. Somut olayda başvurucu, maktul B.Y.yi silahla vurarak kasten

öldürme suçlamasıyla tutuklanmıştır. Dolayısıyla somut olayın özelliği ve

Mahkeme tarafından verilen kararın içeriği birlikte değerlendirildiğinde

başvurucu yönünden özellikle -suçun ağırlığına atfen- kaçma şüphesine yönelen

tutuklama nedenlerinin olgusal temellerden yoksun olduğu söylenemez.

85. Öte yandan başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü

olup olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın

13. ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm

özellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser

Yıldırım (2), § 151).

86. Mahkemenin somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri ile

birlikte isnat edilen suç için öngörülen yaptırımın ağırlığını, işin niteliğini

ve önemini de gözönünde tutarak başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin ölçülü olduğu ve adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı

sonucuna varmasının (bkz. § 21) keyfî ve temelsiz olduğu söylenemez.

87. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukuki

olmadığı iddiasına ilişkin olarak Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası ile

güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edilmediğine

karar verilmesi gerekir.

B. Tutukluluğun Makul

Süreyi Aştığına İlişkin İddia Yönünden

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

88. Başvurucu, iadede hususilik ilkesine aykırı şekilde

yargılamanın tutuklu olarak devam ettirilmesinin hukuka aykırı olduğunu

belirterek adil yargılanma hakkı ile kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğini iddia etmiştir.

89. Bakanlık bu konuda görüş sunmamıştır.

90. Başvurucu, Bakanlık görüşüne cevabında başvuru formundakine

benzer beyanlarda bulunmuştur.

2. Değerlendirme

91. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin yedinci

fıkrası şöyledir:

"Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde

yargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme

hakları vardır. Serbest bırakılma ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır

bulunmasını veya hükmün yerine getirilmesini sağlamak için bir güvenceye

bağlanabilir."

92. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun şikâyetinin özü tutukluluğunun

devam ettirilmesinin hukuka aykırı olduğu iddiasıdır. Buna göre başvurucunun

şikâyetlerinin Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrası çerçevesinde

değerlendirilmesi gerekir.

93. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi

şöyledir:

"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır."

94. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

95. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak

ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek

ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği

gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunulabilmesi için öncelikle

olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur. (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,

26/3/2013, § 17).

96. Anayasa Mahkemesi, tutukluluğun kanunda öngörülen azami

süreyi veya makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılan bireysel başvurular

bakımından bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla başvurucu tahliye

edilmiş ise asıl dava sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf

yaparak- 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma

imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğunu belirtmektedir (Erkam Abdurrahman Ak, B. No: 2014/8515,

28/9/2016, §§ 48-62; İrfan Gerçek,

B. No: 2014/6500, 29/9/2016,§§ 33-45).

97. Somut olayda bireysel başvuruda bulunduktan sonra

tahliyesine karar verilen başvurucunun tutukluluğunun makul süreyi aştığına

ilişkin iddiası 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi kapsamında açılacak davada

incelenebilir. Bu madde kapsamında açılacak dava sonucuna göre başvurucunun

tutukluluğunun makul süreyi aştığının tespiti hâlinde görevli mahkemece

başvurucu lehine tazminata da hükmedilebilecektir. Buna göre 5271 sayılı

Kanun'un 141. maddesinde belirtilen dava yolu, başvurucunun durumuna uygun,

telafi kabiliyetini haiz, etkili bir hukuk yoludur ve bu olağan başvuru yolu

tüketilmeden yapılan bireysel başvurunun incelenmesi bireysel başvurunun ikincillik niteliği ile bağdaşmamaktadır.

98. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutukluluğun makul

süreyi aştığı iddiasına ilişkin olarak yargısal başvuru yolları tüketilmeden

bireysel başvuru yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Tutukluluğun makul süreyi aşmasından dolayı kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 19. maddesinin 3. fıkrasında güvence altına

alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

12/2/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler : Serdar ÖZGÜLDÜR Burhan ÜSTÜN Yusuf Şevki HAKYEMEZ Selahaddin MENTEŞ Raportör : Fatih HATİPOĞLU Başvurucu : Mehmet Sabri ŞİRİN Vekili : Av. Nazan SELÇUK

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2016/10825, 12 Şubat 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. İlgili Yargılama
  7. B. Bireysel Başvuruya Konu Tutuklama ve Yargılama
  8. IV. İlgili Hukuk
  9. A. Ulusal Hukuk
  10. B. İlgili Yabancı Mevzuat
  11. C. Uluslararası Hukuk
  12. V. İnceleme Ve Gerekçe
  13. A. Tutuklamanın Hukuki
  14. B. Tutukluluğun Makul
  15. B. Anayasa'nın 19. maddesinin 3. fıkrasında güvence altına
  16. C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2016/10825
Tarih
12 Şubat 2020

İlgili Kararlar

  • S.p. Başvurusu (B. No: 2016/54768)
  • Mehmet Güzeloglu Başvurusu (B. No: 2017/22361)
  • Ali Ekiztaş Başvurusu (B. No: 2017/19654)
  • Sedat Laçiner Başvurusu (B. No: 2016/47628)
  • Veysi Güneş Başvurusu (B. No: 2015/4993)
  • Cihan Mutlu Başvurusu (B. No: 2016/9422)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.