İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ali Suat Ertosun Başvurusu (B. No: 2013/1542)

1. Başvuru, ulusal ölçekte yayın yapan Zaman Gazetesinde

Başvuru No2013/1542Tarih25 Haziran 2015Okuma17 dk · 3.301 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Ali Suat Ertosun Başvurusu (6)

Karar tarihi
25 Haziran 2015
Başvuru Numarası
2013/1542
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.301 kelime·17 dk okuma·10 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, ulusal ölçekte yayın yapan Zaman Gazetesinde

yayımlanan bir köşe yazısında kullanılan ifadelerin başvurucunun kişilik

haklarını zedelediği iddiaları hakkındadır.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 14/2/2013 tarihinde

Ankara 17. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan

ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumunun bulunmadığı

tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca, 28/10/2013

tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına,

dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 6/12/2013

tarihinde kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve

başvurunun bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar

verilmiştir.

5. Adalet Bakanlığının 4/2/2014

tarihli görüş yazısı başvurucuya tebliğ edilmiş ve başvurucu süresi içinde,

Adalet Bakanlığı görüşüne karşı beyanlarını sunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve ekleri ile başvuruya konu yargılama

dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu, adli yargıda hâkimlik, adalet müfettişliği,

başmüfettişliği, Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü

ile Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) üyeliği yapmıştır. Başvurucu

halen Yargıtay üyesi olarak görev yapmaktadır.

8. Ulusal düzeyde yayın yapan Zaman Gazetesinin 25/7/2009 tarihli nüshasında Mehmet Kamış imzası ile “HSYK, KCK’nın bitmesini

niye istemez?” başlıklı bir köşe yazısı yayımlanmıştır. Yazıda şu

ifadelere yer verilmiştir:

"…

HSYK'nın, herkesin gözünün içine baka baka özel yetkili savcı ve hakimleri görevden almak, yerlerine yenilerini atamak

istemesindeki ısrarı dikkat çekerken, Diyarbakır'daki KCK operasyonu da

müdahalenin merkezinde yer alıyor. HSYK'daki bazı

üyelerin PKK ile ilgili bu soruşturmayı yürüten savcıyı değiştirmek istemesi

hayli ilginç. Bildiğiniz gibi KCK, PKK'nın şehir yapılanması olarak

adlandırılıyor. Türkiye'yi saran bir ahtapot ile mücadele eden savcıların,

herkesin gözleri önünde, insanı dehşete düşüren bir aymazlıkla görevden

uzaklaştırılmak istenmesi, bıçağın kemiğe dayanması olarak algılanabilir.

Çevreden gelen tepkilere rağmen bazı HSYK üyelerinin taleplerinde ısrar

etmesini insafla izah etmek mümkün değil. Hele de KCK savcısının alınmak

istenmesinin izah edilir hiçbir tarafı yok. Bu durum, "Savcı biraz daha

eşelese altından hiç hoş olmayan gerçekler mi ortaya çıkacak?" sorusunu

akıllara getiriyor.

Bugün derin devletin var olmak için öne

süreceği tek bir sebep kaldı. O da PKK. Terör örgütünün ya da başka bir deyişle

etnik terörün varlığı, derin yapıların ayakta kalabilmesi için hayati önem

taşıyor. Çünkü dindarları terörize edemediler.

Türkiye'deki dindar kesimler şiddeti tasvip eden hiçbir düşünceyi yanlarına

yaklaştırmadı. Aleviler de terörist olmadı. Yıllarca körükledikleri Alevi-Sünni

kavgasının bugün herkes farkında ve bu oyuna gelmemeye azami özen gösteriyor.

Devlet içinde bazı gruplarla irtibatlı olarak varlıklarını sürdürmek isteyen

sol terör yapılanmaları da birer ikişer çökertildi. Türkiye'yi karıştırıp terör

ile siyaseti tanzim etme çabaları eskisi kadar kolay değil. Bugün sadece PKK

kaldı, bu konuda kendilerine yardım edecek örgüt. Onlar için örgütün yanında

Kürt meselesinin de çözülmemesi lazım. "Ermeni meselesinin ortadan

kalkması, Kıbrıs'ta çözüme yönelik adım atılması, Yunanistan ile barış

havasının esmesi, Suriye ile iyi ilişkiler içinde olmamız ne kadar

tehlikeliyse, Kürt meselesinin de çözülmesi o denli tehlikeli." diyorlar.

Derin devletin, bütün bu meselelerin çözümü konusunda atılan her adımdan bir

hayli rahatsız olduğunu söylemek mümkün.

Türkiye'nin kadim sorunları birer ikişer

çözülürken elde sadece PKK ve etnik terör kaldı. Bu nedenle devletin Kürt

meselesi konusunda atacağı her adım öncesinde olduğu gibi yeni süreçte de

PKK'nın toplumun sinir uçlarına yönelik bir eylem yapması muhtemel. Dünkü Taraf

gazetesinin manşetine bakılırsa hükümet dağdakileri indirebilmek için birtakım

planlar üzerinde çalışıyor. Bu çabalar bakalım derin PKK içinde nasıl bir

yansıma bulacak? Başbakan'ın önceki konuşmalarında, "Ne zaman DTP ile

görüşmek istesem bir yerlerde bombalar patlamaya başlıyor." dediği gibi

sinir uçlarımıza değen bombalar patlamaya başlayacak mı, hep birlikte

göreceğiz. Bir tarafta derin PKK, derin devlet ilişkisi bu kadar gün yüzüne

çıkmışken, bir taraftan KCK'ya yönelik operasyonlar yapan

ve PKK'nın şehir yapılanmasını ortaya çıkartmak isteyen bir savcı görevinden

alınmak isteniyor. Siz olsanız bu konuyu çok iyi niyetli olarak yorumlar

mısınız? Bazı çevreleri bu kadar rahatsız ettiğine göre bu operasyonlardan

sonra KCK'nın arkasından kimler çıkacak, doğrusu çok

merak ediyorum."

9. Başvurucu, söz konusu yazı nedeniyle kişilik haklarına

saldırıda bulunulduğunu ileri sürerek, 26/7/2010

tarihinde, Ankara 4. Asliye Hukuk Mahkemesinde ilgililer aleyhine manevi

tazminat davası açmıştır.

10. Ankara 4. Asliye Hukuk Mahkemesi, 7/12/2010

tarihli kararla davanın reddine karar vermiştir. Mahkemenin gerekçesi şöyledir:

“...Dava konusu haber incelendiğinde davacının

adının haberin hiçbir yerinde anılmadığı, ancak gerek mahkememizde davacı

tarafından davalı aleyhine açılan 2010/343 ve 2010/351 Esas sayılı dava

dosyalarındaki delillerden gerekse değişik görsel ve yazılı basın organlarının

haberlerinden davacının kastedildiği bu suretle matufiyet

unsurunun oluştuğu ve haberde davacının kastedildiğinin kabulü gerekmiştir.

…

Yazı incelendiğinde davacı tarafından HSYK

görüşmeleri sırasında sunulduğu iddia edilen kararnamenin eleştirildiği,

kararnamede Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanan taslakta bir takım hâkim ve

savcıların görev yerlerinin değiştirilmesi isteminin geniş biçimde ve değişik

yorumlar katılarak eleştirildiği görülmektedir. Keza HSYK toplantıları

sırasında kararname krizi yaşandığı gerek basın yayın organları gerekse basına

HSYK Başkanı olan Adalet Bakanı'nın bizzat verdiği beyanlardan anlaşılmaktadır.

Yani kararname krizinin yaşandığı bir gerçektir.

Bu olgular

doğrultusunda yukarıda yazılı bulunan dava konusu haberin normal bir vatandaş

için yapıldığı takdirde tazminat sorumluluğunu gerektirebilecek nitelikte

olduğu anlaşılmakla beraber Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin de uygulamalarında

belirtildiği üzere bu tür eleştirilerde eleştirilenin konumunun da nazara

alınması gerektiği, davacı ise HSYK Üyesi ve Yargıtay üyesi sıfatlarını taşıyan

yüksek yargıç olup kritik görevlerde bulunan önemli bir kişi olması nedeniyle

dava konusu haberde yapılan yayınların davacıyı sert nitelikte de olsa

eleştirdiğinin kabulü gerektiği(nin) anlaşıldığı ve

kabul edildiğinden davanın reddine karar vermek gerekmiştir.”

11. Başvurucunun temyizi üzerine karar, Yargıtay 4. Hukuk

Dairesinin 9/4/2012 tarihli ilâmıyla onanmıştır.

12. Başvurucunun karar düzeltme talebi, Yargıtay 4. Hukuk

Dairesinin 13/12/2012 tarihli ilâmıyla reddedilmiştir.

13. Anılan karar, 16/1/2013

tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş ve başvurucu 14/2/2013 tarihinde Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

14. 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk

Borçlar Kanunu’nun 49. maddesi şöyledir:

“Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına

zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.

Zarar

verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir

fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

15. Mahkemenin 25/6/2015 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 14/2/2013 tarihli ve 2013/1542 numaralı

bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

16. Başvurucu,

i. Davaya konu yazıda kendisinin,

görevini kötüye kullanan, yasa dışı işler yapan, PKK (Kürdistan İşçi Partisi)

ve onun şehir yapılanması olan KCK’yi (Kürdistan

Topluluklar Birliği) koruyan, özel yetkili hâkim ve savcılar ile KCK

yapılanmasıyla ilgili soruşturma yürüten Cumhuriyet savcılarının görevden alınması

için çaba harcayan, taraflı, derin ve kirli ilişkiler içerisinde bulunan bir

kişi olarak gösterildiğini,

ii. Yazıda

ismi kullanılmamış olsa bile olayların gerçekleştiği tarihlerde gerek diğer

basın organlarında gerek Zaman Gazetesinde yayımlanan haber ve yazılar bir

bütün olarak değerlendirildiğinde söz konusu köşe yazısında bahsedilen kişinin

kendisi olduğunun açık olduğunu,

iii. Bahsi

geçen yazıda, ifade özgürlüğünün ve eleştiri yapma hakkının sınırlarının

aşıldığını, kullanılan ifadelerin şeref ve haysiyetine saldırı niteliğinde

olduğunu, derece mahkemelerinin davalının haber ve yorum yapma özgürlüğü ile

kendisinin itibarının korunması arasındaki dengeyi sağlayamadığını,

iv. Açmış olduğu davanın hakkaniyete

aykırı olarak reddedildiğini, ret kararının temyizi üzerine Yargıtayca

verilen onama ve karar düzeltme ilâmlarının gerekçeden yoksun olduğunu,

ileri sürmüş, Anayasa’nın 17., 25.,

26., 28., 36., 40., 90. ve 141. maddelerinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.

Başvurucu, ihlalin tespiti ile yargılamanın yenilenmesi veya 20.000,00 TL

manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

17. Başvurucu tahkir içeren sözler nedeniyle şeref ve

itibarın korunması hakkının, derece mahkemelerinin değerlendirmelerinin

kendisini korumaması nedeniyle ihlal edildiğini belirterek, Anayasa’nın 17., 25., 26., 28., 36., 40., 90. ve 141. maddelerinin ihlal

edildiğini ileri sürmüş ise de başvurucunun şikâyet ettiği koşullar ve şikâyetlerini

dile getirme biçimi dikkate alınarak bu şikâyetlerin Anayasa’nın 17. maddesi

bağlamında incelenmesi uygun görülmüştür.

18. Adalet Bakanlığı görüş yazısında, Anayasa Mahkemesi ve

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatları hatırlatılmıştır. Bakanlık

görüşüne karşı başvurucu, başvuru dilekçesindeki görüşlerini tekrar etmiştir.

19. Başvuru konusu olaya benzer olaylarda uygulanacak ilkeler

ilk olarak İlhan Cihaner

kararında (İlhan Cihaner, B.No:

2013/5574, 30/6/2014, §§ 42-74) ortaya konulmuştur.

Daha sonra aynı ilkeler Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu tarafından benimsenmiş

(bkz. Kadir Sağdıç, B.No: 2013/6617, 8/4/2015 [GK], §§

35-66; Nihat Özdemir, B.No: 2013/1997, 8/4/2015 [GK], §§ 29-61) ve Bölümler

önlerine gelen şikayetlerde sözü geçen ilkeleri uygulamışlardır (Ali Suat Ertosun, B.No:

2013/1047, 15/4/2015, §§ 21-52; Ali Suat

Ertosun (2), B.No: 2013/1640, 15/4/2015,

§§ 19-50).

20. Başvuruya konu sözler ve iddialar (bkz. § 8) nedeniyle

başvurucunun kişisel itibarının korunması hakkına müdahale edildiği kabul

edilmelidir. Bu sebeple mevcut davada başvurucunun,

Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında koruma altına alınan kişisel

itibarın korunmasını isteme hakkı ile ulusal günlük gazetenin ve şikâyet konusu

köşe yazısının yazarı gazetecinin Anayasa’nın 28. maddesinde güvence altına

alınan basın özgürlüğü ve bu özgürlükle bağlantılı olarak Anayasa’nın 26.

maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğü arasında bir denge kurulması

gerekmektedir.

21. Bireyin kişisel şeref ve itibarı, Anayasa’nın 17.

maddesinde yer alan “manevi varlık”

kapsamında yer almaktadır. Devletin, bireyin manevi varlığının bir parçası olan

kişisel şeref ve itibara keyfi olarak müdahale etmemek şeklinde negatif

yükümlülüğü ve üçüncü kişilerin saldırılarını önlemek şeklinde pozitif

yükümlülüğü bulunmaktadır (Abdullah Doğtaş,

B.No: 2013/1123, 2/10/2013,

§ 33). Şeref ve itibarı etkileyen sözlü saldırılar veya basın ve yayın yolu ile

yapılan yayınlara karşı bireyin korunmaması halinde Anayasa’nın 17. maddesinin

birinci fıkrası ihlal edilmiş olabilir (Kadir

Sağdıç, 36; İlhan Cihaner, § 42). Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın

17. maddesinin birinci fıkrasının olaya uygulanabilmesi için kişinin itibarına

yapılan saldırının kişinin itibarına saygı gösterilmesini isteme hakkından

başvurucunun kişisel olarak yararlanmasına zarar verecek şekilde yapılmış olup

olmadığını olayın şartlarına göre değerlendirir (bkz. Kadir Sağdıç, § 39; İlhan Cihaner, §

45).

22. Öte yandan ifade özgürlüğü, demokratik toplumun temelini

oluşturan ana unsurlardan ve toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için

gerekli temel şartlardan birini oluşturmaktadır. Anayasa’nın 26. maddesinin

ikinci fıkrası saklı tutulmak üzere, ifade özgürlüğünün sadece toplum

tarafından kabul gören veya zararsız ya da ilgisiz kabul edilen bilgi ve

fikirler için değil, incitici, şoke edici ya da rahatsız edici bilgi ve

düşünceler için de geçerli olduğu yinelenmelidir. İfade özgürlüğü, yokluğu

halinde “demokratik bir toplum”dan söz edilemeyen

çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir ve bazı istisnalara

tabi ise de, bu istisnaların dar yorumlanması ve bu hakkın sınırlandırılmasının

ikna edici olması gerekir (bkz. Abdullah Öcalan,

B.No: 2013/409, 25/6/2014

[GK], § 95; Kadir Sağdıç, § 48; İlhan Cihaner, §

55; Handyside/Birleşik Krallık, B. No: 5493/72, 7/12/1976, § 49).

23. Mevcut olaydaki gibi başvurularda başvurunun sonucu,

prensip olarak başvurunun, ihtilaflı yazı ve sözlerin sahibi tarafından

Anayasa’nın 26. maddesine dayanılarak yapılmış olması ile bu yazıya veya

sözlere konu olan kişi tarafından Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasına

dayanılarak yapılmış olmasına göre değişmez. Aksi halde Anayasa’nın anılan maddelerinde

korunan hakların dengelenmesinde, benzeri olaylarda çelişkili sonuçlar ortaya

çıkabilir. Yargı mercilerinin bu iki maddede düzenlenen haklar arasında Anayasa

Mahkemesi içtihadında ortaya konulan kriterlere uygun

şekilde bir denge kurmaları gerekir.

24. Basın özgürlüğü ile itibarın korunması hakkı arasında bir

denge kurulmasıyla ilgili olarak mevcut olaya uygulanabilecek olan kriterler şu şekilde sayılabilir: Genel yarara ilişkin bir

tartışmaya katkı sağlanıp sağlanmadığı, hedef alınan kişinin konumu (siyasetçi,

kamu görevlisi veya sıradan birey olup olmaması ve ünlülük derecesi gibi),

haber, köşe yazısı veya makalenin konusu, ilgili kişinin önceki davranışları,

yayımın içeriği, şekli ve sonuçları ile haber, köşe yazısı veya makalenin

yayımlanma şartları (bkz. İlhan Cihaner, §§ 66-73; Kadir Sağdıç, §§ 58-66; Nihat

Özdemir, §§ 54-61; Ali Suat

Ertosun, §§ 44-52; Ali Suat

Ertosun (2), §§ 42-50).

25. Somut davanın kendine has koşullarında mahkemelerin

başvurucuyu eleştiri sınırını aşan bir müdahaleden korumakta yetersiz kalıp

kalmadıkları incelenmelidir. Bu bağlamda somut başvuruda taraflar arasındaki

ihtilaf, büyük ölçüde, dava konusu yazının maddi vakıaların açıklanması veya

değer yargısı olarak nitelendirilmesi ile ilgilidir. Bu noktada, maddi olgular

ile değer yargısı arasında dikkatli bir ayrıma gidilmelidir. Maddi olgular

ispatlanabilse de, değer yargılarının doğruluğunu ispatlamanın mümkün olmadığı

hatırda tutulmalıdır (bkz. Kadir Sağdıç,

§ 57; İlhan Cihaner,

§ 64; bkz. Lingens/Avusturya, B. No: 9815/82, 8/7/1986, § 46). Yine de yeterli bir olgusal temele sahip

olması beklenmekle birlikte yargılamaya konu bir yazının bir bütün olarak ele

alındığında kamu yararını ilgilendirmesi, değer yargısı kavramının geniş

yorumlanması gerekliliğini ortaya koymaktadır. Bir suç isnadının sağlam bir

nedene dayandığının ortaya konulmasında aranan kesinlik derecesinin, kamu

yararı ile ilgili bir konuda, gazetecilerin değer yargısı içeren ifadeleri

bakımından da aranmasını beklemek basın özgürlüğünün amacı ile bağdaşmaz (aynı

yönde bkz. Scharsach ve News Verlagsgesellschaft

GmbH/Avusturya, B. No: 39394/98, 13/2/2004, §§ 39-43).

26. Başvurucu, her ne kadar bahsi geçen

yazıda ismi verilmemiş ise de yazının yayımlandığı dönem yaşanan olaylar

dikkate alındığında kendisinin hedef alındığını, PKK ve onun şehir yapılanması

olan KCK’yi koruyan, özel yetkili hâkim ve savcılar

ile KCK yapılanmasıyla ilgili soruşturma yürüten Cumhuriyet savcılarının

görevden alınması için çaba harcayan bir kişi olarak gösterildiğini iddia etmektedir.

Buna

karşın İlk Derece Mahkemesi, söz konusu yazının basın özgürlüğünün sınırlarını

aşmayan eleştirel nitelikte bir yazı olduğunu kabul etmiştir.

27. Başvurucunun, davalının sözlerinin şahsiyet haklarına

yönelik bir saldırı olduğu yönündeki değerlendirmelerine karşı davalı, söz

konusu yazının bütünü değerlendirildiğinde kişilik haklarına saldırı

niteliğinde ifadelerin bulunmadığının anlaşılacağını, yapılan eleştirinin

kamuoyunun ilgisine matuf olduğunu ve basın özgürlüğü kapsamında kaldığını ileri

sürmüştür. İlk Derece Mahkemesi, dava konusu yazıda başvurucunun isminin

anılmadığını, bununla birlikte gerek başvurucu tarafından davalı aleyhine

açılan benzer dava dosyalarındaki deliller gerek çeşitli yayın organlarının

haberleri incelendiğinde, başvurucunun kastedildiğinin anlaşıldığını ifade

etmiştir. Mahkemeye göre, dava konusu yazıda, başvurucu tarafından HSYK

görüşmeleri sırasında sunulduğu iddia edilen kararname eleştirilmiştir. İlk

Derece Mahkemesi, başvurucunun, olayların gerçekleştiği tarihlerde HSYK üyesi

olduğunu, HSYK toplantıları sırasında hâkimler ve savcıların atanmalarına

ilişkin kararnamenin hazırlanması hususunda üyeler arasında bir kriz

yaşandığını, söz konusu krizin HSYK Başkanı’nın açıklamaları ile basın ve yayın

organlarında yer aldığını tespit etmiştir. İlk Derece

Mahkemesi bu olgular doğrultusunda, bahsi geçen yazının sıradan bir vatandaş

hakkında yapıldığı takdirde tazminat sorumluluğunu gerektirebilecek nitelikte

olduğunu, bununla birlikte bu tür eleştirel yazılarda eleştirilenin konumunun

da nazara alınması gerektiğini, başvurucunun ise HSYK üyesi ve Yargıtay üyesi

sıfatlarını taşıyan yüksek yargıç olup kritik görevlerde bulunan önemli bir

kişi olması nedeniyle açıklanan düşüncelerin eleştiri sınırlarında kaldığını

belirterek, başvurucunun kişisel haklarına herhangi bir saldırı olmadığını

kabul etmiştir.

28. Başvurucu ayrıca, başvuru konusu

yazıda kendisinin, görevini kötüye kullanan, yasa dışı işler yapan, PKK ve onun

şehir yapılanması olan KCK’yi koruyan, özel yetkili

hâkim ve savcılar ile KCK yapılanmasıyla ilgili soruşturma yürüten Cumhuriyet

savcılarının görevden alınması için çaba harcayan, taraflı, derin ve kirli

ilişkiler içerisinde bulunan bir kişi olarak tanımlandığını ve böylece

kendisine hakaret edildiğini ileri sürmüştür. İlk Derece Mahkemesi, davalının

kullandığı şikâyet konusu sözlerin, davacı tarafın kişisel haklarına herhangi

bir saldırı oluşturmadığını kabul

ederek davayı reddetmiştir. Somut davada İlk

Derece Mahkemesi, davalının kullandığı sert sözlere onun verdiği anlamın

ötesinde anlam yüklemeyi reddetmiştir.

29. Başvurucu, davalı tarafından kaleme

alınan köşe yazısında şahsiyet haklarına yönelik bir saldırı olduğunu ileri

sürmektedir. Buna karşılık davalı, yazıda yer verilen bilgilerin güncel ve

kamuoyunun ilgisine matuf olduğunu ve hukuka aykırı bir yönünün bulunmadığını

iddia etmiştir. İlk Derece Mahkemesi de başvurucunun talebini, söz konusu

yazının bir bütün olarak görünür gerçeğe uygun olduğu ve özle biçim arasındaki

dengenin bozulmadığı yönünde değerlendirme yaparak reddetmiştir.

30. İlk olarak, davalının, başvuruya konu gazete yazısında

dile getirdiği düşüncelerin olgular temelinde gelişen bir tartışmaya katkı

sunup sunmadığı ve içeriğinin kamunun merakını giderme isteğinin ötesine geçip

geçmediği sorularına cevap verilmelidir. Bu bağlamda, bir haber, köşe yazısı

veya makalenin kamuyu bilgilendirme değeri ne kadar yüksek ise kişinin söz

konusu haber, köşe yazısı veya makalenin yayımlanmasına o kadar çok katlanması

gerekir. Aksine, yazının bilgilendirme değeri ne kadar düşükse kişinin korunan

çıkarına da o kadar çok üstünlük tanınması gerekir (İlhan Cihaner, § 74). Basının

genel yarar nitelikli bütün sorunlarla ilgili olarak bilgi ve fikir yayma

fonksiyonuna, kamunun bu bilgi ve fikirleri alma hakkının eklendiği

hatırlanmalıdır.

31. Şikâyet konusu köşe yazısının yayımlandığı dönem, ülkede

sivil hükümete karşı darbe hazırlığı yapıldığına ilişkin iddialar üzerine

başlatılan ve “Ergenekon soruşturmaları”

adı verilen bir dizi soruşturmanın devam ettiği ve özel yetkili hâkim ve

savcıları da etkileyecek bir kararname hazırlığının yapıldığı bir dönemdir.

Köşe yazısının yayımlandığı tarihte basın ve yayın organlarında, HSYK

toplantıları sırasında hâkimler ve savcıların atanmalarına ilişkin kararnamenin

hazırlanması hususunda üyeler arasında bir kriz yaşandığı, bazı HSYK

üyelerinin, Ergenekon ve KCK davaları olarak nitelendirilen davalara bakmakta

olan hâkim ve savcıların görevden alınmalarına ilişkin talepleri olduğu yönünde

pek çok haber yayınlanmıştır.

32. Başvuruya konu köşe yazısının yayımlandığı dönemde

başvurucu ile ilgili olarak bir süre basın ve yayın organlarında haber yapılmış

ve yazılar yazılmıştır. Nitekim başvurucunun bireysel başvuru dosyasına

eklediği gazete kupürleri de bunu doğrulamaktadır.

Başvurucu uzun bir süre Adalet Bakanlığında genel müdürlük, Yargıtay üyeliği ve

HSYK üyeliği yapmıştır. Başvuruya konu yazıda, HSYK’daki bazı üyelerin, özel yetkili hâkim ve savcıların

görevden alınmasına yönelik müdahalelerinin olduğu, bu müdahalelerin merkezinde

KCK operasyonlarının yer aldığı, zira Türkiye'nin kadim sorunlarının çözülmeye

başladığı bir dönemde derin devletin varlığını sürdürebilmesinin etnik terörün

devam etmesine bağlı olduğu belirtilmekte ve etnik teröre ilişkin çözüm

sürecinden bazı çevrelerin rahatsız olduğu ifade edilmektedir. Şikâyet

konusu yazıda dile getirilen iddialar ile köşe yazısının yayımlandığı dönemdeki

olaylar ve başvurucunun beyanları birlikte değerlendirildiğinde söz konusu

yazıda sarf edilen sözlerin ve iddiaların bir ölçüde, genel yarar nitelikli bir

tartışmaya katkı sundukları kabul edilebilir.

33. Adalet sisteminin düzgün işlemesi için görev yapan kamu

görevlileri olan hâkim ve savcılarla yüksek mahkeme üyeleri de diğer kamu

görevlileri gibi kamunun güvenine sahip olmalıdırlar (benzer bir karar için

bkz. Saday/Türkiye, B. No: 32458/96, 30/3/2006, § 33). Bu sebeple adalet sisteminde görev alan

hâkimler ve savcılarla birlikte diğer yargı çalışanlarını asılsız suçlamalardan

korumak devletin görevlerindendir. Demokratik bir toplumda, bireylere, yargı

sistemi ve ona dâhil olan kamu görevlilerini eleştirme ve onlar hakkında yorum

yapma hakkı tanınmış olmakla birlikte bu eleştirilerin kişilerin şeref ve

itibarlarının korunmasını isteme haklarını ihlal eder boyuta ulaşmaması gerekir

(benzer değerlendirmeler için bkz. İlhan Cihaner, § 85).

34. Buna karşılık başvurucu, şikâyet konusu yazıda, sözü

edilen özel yetkili hâkim ve savcılar ile KCK yapılanmasıyla ilgili soruşturma

yürüten Cumhuriyet savcılarının görevden alınmasına ilişkin iddiaların dile

getirildiği dönemde HSYK üyesidir ve HSYK’ya Yargıtay

üyelerince seçilmiştir. Ayrıca HSYK’nın yönetsel bir

kurul olduğu göz önünde bulundurulmalıdır. Başvurucunun, olayların geçtiği

zaman diliminde ve halen Türkiye kamuoyunda tanınan bir yüksek bürokrat olduğu

ve tanınmışlık derecesi dikkate alındığında, onun az bilinen bir kişi olduğu

iddia edilemez. Dolayısıyla başvurucu, Türk yargı sistemi için önemli olan ve

köşe yazısının yayımlandığı sırada bulunduğu HSYK üyeliği görevi nedeniyle

eleştirilere sıradan kişilere göre daha fazla katlanmalıdır.

35. Diğer yandan, söz konusu köşe yazısı nedeniyle

başvurucunun kişisel kariyerinin ve mesleğinin önemli ölçüde etkilenmediği göz

önünde tutulmalıdır. Nitekim köşe yazısının yayımlandığı dönemde başvurucunun

HSYK üyeliği devam etmiştir ve başvurucu halen Yargıtay üyesi olarak kariyerine

devam etmektedir.

36. Son olarak başvuruya konu köşe yazısında abartıya

kaçılmadığı da söylenemez. Ne var ki basın özgürlüğünün kapsamının, demokrasi

ile yakın ilişkisinin doğal sonucu olarak, bir dereceye kadar abartıya ve hatta

kışkırtmaya izin verecek şekilde geniş yorumlanması gerektiği kabul edilmelidir

(Kadir Sağdıç, § 76; Radio France ve Diğerleri/Fransa, B. No: 53984/00, 30/3/2004, §

37).

37. Anayasa Mahkemesi veya derece mahkemeleri, gazetecilik

mesleğinin nasıl yapılması gerektiğini ve gazetecilerin haber verme tekniğini

belirleyemezler. Zira bir düşüncenin en iyi hangi üslup ve biçimle

aktarılacağına bizzat düşünceyi dile getirenler karar verebilir. Bu bağlamda

Anayasa’nın 26. maddesinin, sadece ifade edilen haber ve fikirlerin içeriğini

değil, fakat aynı zamanda bunların nakledilme biçimlerini de koruduğu hatırda

tutulmalıdır (bkz. Ali Suat Ertosun,

§ 66; Oberschlick/Avusturya, B. No: 11662/85, 23/5/1991, § 57).

38. Somut olayda İlk Derece Mahkemesi, davalının basın

özgürlüğü ve bu bağlamda ifade özgürlüğü ile başvurucunun şeref ve itibarının

korunması hakları arasında bir denge kurma işlemi yapmıştır. İlk Derece

Mahkemesi, değer yargılarına dayanan söz konusu yazının genel çıkarı

ilgilendiren bir tartışmaya katkı sunup sunmadığı sorusuna özel bir önem

vermiş, ayrıca haberin yapıldığı şartlar üzerine de eğilmiştir. Mahkeme, davaya konu yazıda geçen olayların gerçekliği meselesine

değinmiş, başvurucunun, olayların gerçekleştiği tarihlerde HSYK üyesi olduğunu,

HSYK toplantıları sırasında hâkimler ve savcıların atanmalarına ilişkin

kararnamenin hazırlanması hususunda üyeler arasında bir krizin yaşandığına

ilişkin HSYK Başkanı’nın açıklamalarının basın ve yayın organlarında yer

aldığını belirterek, dava konusu yazının yeterli bir olgusal temele sahip

olduğunu ortaya koymuş ve yayının yapıldığı tarihte meydana gelen olaylarla

yayının içeriği arasındaki öz-biçim ilişkisinin bozulmadığı, başvuruya konu

köşe yazısında geçen olayların “gerçekliğe

uygun” olduğu yönünde değerlendirme yapmıştır.

39. Bu şartlarda, yukarıdaki

değerlendirmelerin tamamı ve yargı mercilerinin farklı çıkarları dengelerken

sahip oldukları takdir payları da dikkate alındığında, Anayasa’nın 17.

maddesinin birinci fıkrasında yer alan pozitif yükümlülüklere uyulduğu, Derece

Mahkemelerince tarafların haklarının değerlendirilmesinde açık bir dengesizlik

saptanmadığı ve bu kapsamda bir ihlalin olmadığı açık olduğundan, başvurunun

diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması”

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurunun “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,

25/6/2015 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar

verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör Yrd.

:

Derya ATAKUL

Başvurucu

:

Ali Suat ERTOSUN

Vekili

:

Av. Rabiya

BALKANLI

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/1542, 25 Haziran 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. M. Emin KUZ
  12. Balkanlı
  13. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/1542
Tarih
25 Haziran 2015

İlgili Kararlar

  • Cem Ateşkan Başvurusu (B. No: 2013/4694)
  • Vechettin Yakut Başvurusu (B. No: 2014/9943)
  • Ensari Ekin Başvurusu (B. No: 2014/3625)
  • Mehmet Körkü Başvurusu (B. No: 2013/1628)
  • Erdal Sözer Başvurusu (B. No: 2014/369)
  • Naime Çaltı ve Hüseyin Murat Çaltı Başvurusu (B. No: 2014/150)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.