İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Aligül Yüksel Başvurusu (B. No: 2016/9213)

1. Başvuru, kolluk görevlilerinin gereksiz güç kullanması

Başvuru No2016/9213Tarih18 Kasım 2020Okuma18 dk · 3.576 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Aligül Yüksel Başvurusu (2)

Karar tarihi
18 Kasım 2020
Başvuru Numarası
2016/9213
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.576 kelime·18 dk okuma·18 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, kolluk görevlilerinin gereksiz güç kullanması

sonucu gerçekleştiği ileri sürülerek ölüm olayından kaynaklanan maddi ve manevi

zararların karşılanması istemiyle açılan tam yargı davasında ilgisiz ve

yetersiz gerekçeyle karar verilmesi, hakkaniyete uygun yargılama yapılmaması

nedenleriyle gerekçeli karar ve hakkaniyete uygun yargılanma haklarının ihlal

edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 11/5/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirilmesine gerek

görülmediğini bildirmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

7. Başvuru

formu ve ekleri ile Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden erişilen

belgelere, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) Şimşek ve

diğerleri/Türkiye (B. No: 35072/97, 37194/97, 26/7/2005) kararındaki

tespitlere ve başvuruya konu edilen İstanbul 5. İdare Mahkemesinin (İdare

Mahkemesi) E.2008/782 sayılı dava dosyasına göre ilgili olaylar özetle

şöyledir:

8. Başvurucunun annesi İ.Y. 12/3/1995-13/3/1995

tarihlerinde yaşanan ve kamuoyunda Gazi olayları olarak bilinen

hadiseler sonrasında 15/3/1995 günü o tarihte Ümraniye (İstanbul) sınırlarında

bulunan Mustafa Kemal Mahallesi'nde toplanıp Gazi olayları sırasında

ölenlerin cenazelerine doğru ilerleyen kalabalıkta yer almış ve bu sırada

ateşli bir silahla vurularak öldürülmüştür. Meydana gelen olayda İ.Y. dışında

dört kişi ölmüş, birçok şahıs da yaralanmıştır.

A. Ölüm Olayı

Hakkında Yürütülen Ceza Soruşturmasına ve Sonrasında Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesine Yapılan Başvuruya İlişkin Süreç

9. İ.Y.nin ölümü hakkında Üsküdar Cumhuriyet

Başsavcılığınca (Cumhuriyet Başsavcılığı) yürütülen soruşturma 15/4/1997

tarihli takipsizlik kararıyla (kovuşturmaya yer olmadığına dair karar) son

bulmuştur. Cumhuriyet Başsavcılığı söz konusu kararı verirken ölümün polis

memurlarınca yapılan atış sonucu meydana gelmemesi nedeniyle polis memurları

hakkında kamu davası açılmasını gerektirecek yeterlikte ve nitelikte delil

bulunmamasına dayanmıştır. Bu karara yapılan itiraz reddedilmiştir.

10. Gazi olayları veya Ümraniye'de yaşanan olaylar

sırasında vefat eden bazı kişilerin yakınları ile başvurucu, yakınlarının

polisin gereğinden fazla güç kullanması sonucu öldüğü ve ölüm olaylarıyla

ilgili soruşturmaların hem yetersiz hem de etkisiz olduğu iddiasıyla 1997

yılında AİHM'e başvuru yapmıştır.

11. AİHM 26/7/2005 tarihinde;

- Başvurucuların yakınlarının ölümüne neden olan kuvvetin

kesinlikle gerekli olandan fazla olduğu ve başvurucuların yakınlarının ölümü

hakkında yürütülen soruşturmanın hızlı ve yeterli olmadığı gerekçesiyle yaşam

hakkının,

- Yakınlarının ölümü konusunda etkili bir hukuk yolundan

ve dolayısıyla tazminat talebi gibi diğer hukuk yollarından başvurucuların

yararlanmalarının engellendiği gerekçesiyle de yaşam hakkıyla bağlantılı olarak

etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.

12. Verilen ihlal kararlarının ciddiyetini dikkate alarak

başvuruculara ayrı ayrı 30.000 avro manevi tazminat ödenmesine karar veren

AİHM, ölen kişilerin ailelerine yardımda bulunulup bulunulmadığına dair bir

bilginin olmaması nedeniyle başvurucuların maddi tazminat istemlerini

reddetmiştir.

B. Ölüm

Olayından Doğan Zararların Tazmini İstemiyle Açılan Tam Yargı Davasına İlişkin

Süreç

13. Annesinin ölümü nedeniyle uğradığı maddi ve manevi

zararların tazmini istemiyle başvurucu tarafından İçişleri Bakanlığına başvuru

yapılmış ancak bu başvuruya cevap verilmemiştir.

14. Başvurucu, olayda hizmet kusuru bulunduğunu iddia

ederek 10/7/1996 tarihinde idare mahkemesi nezdinde annesinin öldürülmesi

nedeniyle ortaya çıkan maddi ve manevi zararlarının tazmini istemiyle tam yargı

davası açmıştır. Bu davada başvurucu; olay esnasında polisin öldürmek ve

yaralamak kastıyla hareket ettiğini, kolluk amirlerinin ise olayı hukuka uygun

yöntemlerle önleyemedikleri gibi emrindeki polislerin hukuka uygun

davranmalarını da sağlayamadıklarını öne sürmüştür.

15. Yaptığı yargılama sonunda İdare Mahkemesi,

başvurucunun annesinin izinsiz bir gösteride yer almasının idareyi tazmin

yükümlülüğünden kurtarmadığı ve davalı idarenin ölüm olayından sosyal risk

ilkesi gereğince sorumlu olduğu sonucuna varmıştır. Bu nedenle 25/5/1999

tarihli kararla, maddi tazminatın hesaplanabilmesi için ihtiyaç duyulan

bilirkişi avansını yatırmaması ve müteveffanın ölmeden önceki işi ve gelirini

gösteren belgeleri sunmaması nedeniyle başvurucunun maddi tazminat isteminden vazgeçtiği

kabul edilerek maddi tazminat istemi reddedilmiş ancak başvurucuya bir miktar

manevi tazminat ödenmesine hükmedilmiştir.

16. Anılan karar gerek davalı idare gerekse başvurucu

tarafından temyiz edilmiştir. Yaptığı temyiz isteminde maddi tazminat talebinin

reddiyle ilgili olarak herhangi bir şikâyette bulunmayan başvurucu, hükmedilen

manevi tazminata faiz uygulanması gerektiğini iddia etmiştir.

17. Danıştay Onuncu Dairesi (Onuncu Daire) 11/12/2002

tarihinde, münferit olaydan kaynaklanması nedeniyle uğranılan zararın sosyal

risk ilkesine göre tazmininin lazım gelmediğini ancak tazmini istenen

zararın meydana gelmesinde davalı idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığının

araştırılması gerektiğini belirterek İdare Mahkemesince verilen kararın bozulmasına

karar vermiştir.

18. Bozma sonrası yaptığı yargılama sonunda 21/10/2002

tarihinde İdare Mahkemesi kamu hizmetinin olay öncesinde, olay sırasında ve

olay sonrasında hiçbir şekilde kusurlu işlemediği, bu nedenle tazmini istenen

zararın meydana gelmesinde davalı idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı, olayda

maddi ve manevi tazminat sorumluluğu için gereken koşulların oluşmadığı

gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir. İdare Mahkemesi söz konusu

kararda, yapılacak yürüyüşler sırasında çıkması muhtemel olaylara karşı hangi

önlemlerin alınabileceği konusunda yapılan toplantılara ve bu toplantılarda

ulaşılan sonuçlara istinaden sokağa çıkma yasağı dâhil alınan güvenlik

tedbirlerine işaret etmiştir.

19. Başvurucunun anılan karara yönelik temyiz istemini

inceleyen Onuncu Daire 14/4/2006 tarihinde, izinsiz gösteri yürüyüşü içinde yer

almakla birlikte başvurucunun annesinin 15/3/1995 tarihinde meydana gelen

olaylara katkısının olduğuna ve emniyet güçlerine aktif biçimde mukavemet

ettiğine dair somut bilgi ve belgenin bulunmadığı, izinsiz gösteri yürüyüşüne

katılmanın idarenin hukuki sorumluluğunu ortadan kaldıran bir sebep olarak

nitelendirilemeyeceği, bu durumda ölüm olayında müteveffanın kusurunun

bulunmadığını kabul edilerek annesinin ölümü nedeniyle başvurucunun uğradığı

maddi ve manevi zararların sosyal risk ilkesi gereğince tazmin edilmesi

gerektiği gerekçesiyle İdare Mahkemesince verilen kararın bozulmasına karar

vermiştir. Davalı idarenin bu karara yönelik karar düzeltme istemi de 21/3/2008

tarihinde reddedilmiştir.

20. İdare Mahkemesi 26/5/2009 tarihinde, Onuncu Dairenin

bozma ilamına karşı davanın reddine dair önceki kararında ısrar etmiştir.

21. Başvurucunun ısrar kararına yönelik temyiz istemini

inceleyen Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu (İDDK) 27/5/2013 tarihinde İdare

Mahkemesince verilen 26/5/2009 tarihli kararın sonucunu farklı gerekçeyle

onamıştır. Söz konusu kararın ilgili kısmı şöyledir:

“...

Uyuşmazlık konusu olayda, davacının

annesinin dava konusu olaya katkısı ve olaylar sırasında aktif biçimde emniyet

güçlerine mukavemet ettiği konusunda bilgi ve belge bulunmamaktadır.

Bu itibarla, davacının annesinin ölümü

nedeniyle davacının uğradığı zararın ‘sosyal risk’ ilkesi uyarınca tazmini

gerektiği sonucuna varılmıştır.

Ancak ... Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi

İkinci Dairesi'nin 26/07/2005 tarihli kararıyla davacıya uyuşmazlık konusu olay

nedeniyle 30.000 Euro (otuzbin Euro) manevi tazminat ödenmesine karar

verildiğinden bu davada ayrıca aynı olay nedeniyle manevi tazminat ödenmesine

olanak bulunmamaktadır.

Davacının maddi tazminat istemine

gelince: İstanbul 5. İdare Mahkemesi'nin 26/02/2009 günlü ara kararı ile davacı

vekilinden, 3. kez, davacının miras bırakanı [İ.Y.nin] bir işte çalışıp

çalışmadığının sorulduğu, çalışmış ise ücret veya maaş tutarını gösterir bilgi

ve belgeler istenildiği; Davacı vekili tarafından ara kararına verilen cevapta,

davacı Ali Gül Yüksel ve annesi [İ.Y.nin] 15/03/1995 tarihinde ve öncesinde bir

işte çalışmadıklarının, bu nedenle herhangi bir gelirlerinin bulunmadığının

belirtildiği anlaşılmaktadır.

Yukarıda da belirtildiği üzere davacının

maddi tazminat talebi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İkinci Dairesi'nin

26/07/2005 tarihli kararıyla da maddi zarara uğranıldığını kanıtlayamadığından

bahisle reddedilmiştir.

Dolayısıyla ortada tazmini gereken bir

maddi zararın bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

Bu itibarla davanın reddi yolundaki

temyize konu İdare Mahkemesi kararında sonucu itibarıyla isabetsizlik

görülmemiştir.

...”

22. Başvurucu; başka hususlar yanında AİHM tarafından

hükmedilen manevi tazminatın niteliği ve gerekçesinin farklı olduğunu, bu

sebeple söz konusu tazminatın manevi tazminat hesabında dikkate

alınamayacağını, maddi zararın bulunmadığı sonucuna nasıl varıldığına ilişkin bir

gerekçe sunulmadığını, ölmeden önce annesinin ev hanımı olarak sağladığı

desteğin maddi zarar yönünden tartışılmadığını, davaya konu edilen olayda

yaşamını yitiren bir başkasının yakını lehine aynı İdare Mahkemesince maddi ve

manevi tazminata hükmedildiğini ve bu kararın AİHM tarafından hükmedilen

tazminat dikkate alınmadan Onuncu Daire tarafından 2008 yılında onandığını

ileri sürerek karar düzeltme talebinde bulunmuştur.

23. Karar düzeltme isteminde bulunmasından çok kısa bir

süre sonra başvurucu, tam yargı davasıyla ilgili süreç hakkında Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuru yapmıştır. Yaptığı 2013/9507 sayılı bu başvuruda

başvurucu özetle;

i. Annesinin çalışmadığı gerekçesiyle maddi tazminata

hükmedilmediğine ancak gelirin tespit edilememesi durumunda dahi asgari

ücretten maddi tazminata hükmedilmesi gerektiğine,

ii. AİHM'in verdiği manevi tazminat ile tam yargı

davasında talep ettiği manevi tazminatın konusunun, gerekçesinin ve niteliğinin

farklı olduğuna,

iii. Tam yargı davasında yeterli inceleme yapılmadığına

ve AİHM kararının tartışılmadığına,

iv. Temyiz itirazlarının dışında bir gerekçeyle İdare

Mahkemesi kararının onadığına,

v. İDDK’nın tazminat hakkını kabul etmesine karşın neden

tazminat ödenmemesi gerektiğine dair yeterli gerekçe sunmadığına,

vi. Tam yargısının makul sürede yapılmadığına ve

yargılamanın uzunluğu nedeniyle başvurulabilecek bir yol bulunmadığına ilişkin

şikâyetlerini dile getirmiştir.

24. İDDK 19/11/2015 tarihinde başvurucunun karar düzeltme

istemini reddetmiştir. Sözü edilen kararın ilgili kısmı şöyledir:

“...

Destekten yoksun kalma tazminatının

amacı, zarar verici olay meydana gelmeseydi zarar gören, malvarlığı açısından

hangi durumda bulunacak idiyse, o durumun yeniden kurulmasıdır. Bu zarar, eğer

destek ölmeseydi, destekten yoksun kalanın gelecekte faydalanacağı yardımı

tespit etmek suretiyle belirlenir. Burada karşılanması gereken zarar, desteğin

sağlayacağı yardımların toplamıdır. Bu itibarla, davacının annesinin ölümü

nedeniyle muhtemel destek kaybının herhangi bir kanıta ihtiyaç duyulmaksızın

davalı idarece karşılanması gerekmektedir. Burada davacıya verilecek destek,

davacının destek alma yaşı ile sınırlı olacaktır. Ancak, davacı destek alma

yaşından sonra da annesinin desteğine muhtaç olduğunu kanıtlar ise, destek alma

yaşından sonrası içinde destekten yoksun kalma tazminatı hesaplanacaktır.

Bu açıklamalar ışığında, olay meydana

geldiğinde davacı 28 yaşında olup, anne ve babası tarafından destek alma yaşını

aştığından ve destek alma yaşından sonrada annesinin desteğine muhtaç olduğunu

kanıtlayıcı bir bilgi ve belge sunamadığından, davacı için destekten yoksun

kalma tazminatına hükmedilmesine olanak bulunmamaktadır.

...”

25. İDDK kararı başvurucuya tebliğ edilmeden önce Anayasa

Mahkemesi 20/1/2016 tarihinde, başvurucunun yaptığı bireysel başvuruyu karara

bağlamıştır. Başvurucunun bütün iddialarının adil yargı hakkı kapsamında

incelendiği söz konusu kararda varılan sonuçlar şöyledir:

- Makul sürede yargılanma hakkı ihlal edilmiş olup bu

nedenle başvurucuya 28.000 TL manevi tazminat ödenmelidir.

- Başvurucu, karar düzeltme talebi hakkında karar

verilmeden başvuru yapmıştır. Bu bakımdan yargılamanın sonucu itibarıyla adil

olmadığına ve gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin diğer iddialar

başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez niteliktedir.

26. İDDK'nın 19/11/2015 tarihli kararı başvurucuya

20/4/2016 tarihinde tebliğ edilmiş olup başvurucu bireysel başvuruyu 11/5/2016

tarihinde yapmıştır.

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. Ulusal Hukuk

27. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü

Kanunu'nun “Doğrudan doğruya tam yargı davası açılması” kenar başlıklı

13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“1.

İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu

eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten

itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili

idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu

isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini

izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği

takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava

açılabilir.

...”

B. Uluslararası

Hukuk

28. AİHM, Refik Güzüpek/Türkiye ((k.k.), B.

No: 51181/10, 26/2/2019, §§ 35-48) ve Zekine Tercan ve diğerleri/Türkiye ((k.k.),

B. No: 64964/09, 19/9/2017, §§ 13-16) kararlarında başvurucuların güvenlik

güçlerince kullanılan ve yakınlarının ölümüne neden olan gücün gerekli ve

orantılı olmadığı iddialarıyla açtıkları tam yargı davasına ilişkin yargısal

süreci tamamlamalarının ardından yaşam hakkının ihlal edildiğini belirterek

yaptıkları bazı başvurularda şikâyetlerine ilişkin olarak yeterli telafiyi

sağlayabilecek iç hukuk yolunun ceza soruşturması yolu olduğunu ve tam yargı

davasının başvuru süresine bir etkisinin bulunmadığını ifade etmiştir.

29. Öte yandan AİHM, Zekine Tercan ve

diğerleri/Türkiye kararında yakınlarının polis memurları tarafından

öldürüldüğünün tartışmaz oluğunu belirterek polis memurlarının haksız

eylemlerinden kaynaklanan zararları devletin tazmin etmekle yükümlü olduğuna,

idare mahkemelerinin objektif sorumluluk ilkesi uyarınca da gördükleri zarar

karşılığında başvuruculara tazminat ödenmesine karar verebileceğine ve

yargılama süresinin makul olamayacak ölçüde uzun olduğuna yönelik şikâyetlerini

adil yargılanma hakkı kapsamında incelemiştir (anılan kararda bkz. §§ 17-21).

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

30. Mahkemenin 18/11/2020 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

31. Başvurucu, annesinin polisler tarafından

öldürüldüğünün ve yaşam hakkının ihlal edildiğinin AİHM tarafından tespit

edildiğini ifade edip İDDK'ya yaptığı karar düzeltme başvurusunda dile

getirdiği hususlar ile 2013/9507 sayılı bireysel başvuruda öne sürdüğü

şikâyetlerini -makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiası hariç-

yinelemiştir.

32. Ayrıca başvurucu;

i. Olayda idarenin bir kusuru olmasa bile annesinin

ölümünden doğan zararların sosyal risk ilkesi gereğince karşılanması

gerektiğini,

ii. AİHM'in ihlal kararının gerekçelerinden birisinin de

başvurucuların tazminat taleplerinin karşılanmaması olduğunu,

iii. İdare Mahkemesinin deliller ile varılan sonuç

arasında dosya kapsamına uygun mantıksal ve hukuksal bir bağ kuramadığını,

tazminat sorumluluğunun idare yönünden neden doğmadığına dair yeterli gerekçe

sunmadığını,

iv. Ne kendilerinin ne de davalı idarenin AİHM kararına

dayanmasına ve söz konusu karar hakkında derece mahkemelerinin görüşlerini

almamalarına rağmen İDDK'nın AİHM tarafından hükmedilen tazminatın ödenip

ödenmediğini araştırmadan resmî niteliği bulunmayan ve nereden temin edildiği

belli olmayan AİHM kararı çevirisini esas alarak sonuca vardığını,

v. İDDK'nın, uğradığı zararın sosyal risk ilkesi uyarınca

tazmini gerektiğini kabul etmesine rağmen İdare Mahkemesinin maddi ve manevi

tazminat sorumluluğu için gereken koşulların oluşmadığı gerekçesiyle davanın

reddine dair kararını onadığını,

vi. İDDK'nın tazminat talebinin haklılığını kabul etmesi

nedeniyle avukatlık ücreti de dâhil olmak üzere lehine yargılama giderlerine

hükmedilmesi gerektiğini,

vii. Karar düzeltme taleplerinde öne sürdüğü iddialarının

büyük kısmına cevap vermeyen İDDK'nın karar düzeltme talebini reddettiğini

iddia etmiştir.

33. Başvurucu göre Anayasa'nın 2., 36., 125. ve 141.

maddeleri ihlal edilmiştir.

B. Değerlendirme

1. İddiaların

Hukuki Vasıflandırılması Yönünden

34. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Bu nedenle başvurucu esas olarak adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğinden yakınmış olsa da başvurucu tarafından açılan tam yargı davası

polisin kullandığı güç sonucu annesinin öldüğü iddiasına dayandığından

başvurunun yaşam hakkı kapsamında incelenmesinin olanaklı olup olmadığının

tespit edilmesi gerekir.

35. Anayasa Mahkemesi, yaşam hakkının ihlal edildiğine

ilişkin şikâyetleri devletin negatif ve pozitif yükümlülüklerini dikkate alarak

maddi ve usul boyutları bakımından ayrı ayrı incelemektedir. Devletin negatif

yükümlülüğü, kamusal bir yetkiyle güç kullanan görevlilerin kasıtlı ve hukuka

aykırı bir şekilde hiçbir bireyin yaşamına son vermeme ödevini (öldürmeme

yükümlülüğü) içerirken pozitif yükümlülük hem her türlü tehlikeye karşı

bireylerin yaşam hakkını korumayı (yaşamı koruma yükümlülüğü) hem de doğal

olmayan her ölüm olayının tüm yönleriyle ortaya konulmasına, sorumlu kişilerin

belirlenmesine ve gerektiğinde bu kişilerin cezalandırılmasına imkân tanıyan

bir soruşturma yapmayı (etkili soruşturma yükümlülüğü) içermektedir. Yaşam

hakkının maddi boyutu, negatif yükümlülük ile yaşamı koruma yükümlülüğünü

kapsamakta iken yaşam hakkının usul boyutu, pozitif yükümlülüğün bir başka

unsuru olan etkili soruşturma yükümlülüğünden ibarettir (benzer değerlendirme

için bkz. Aziz Biter ve diğerleri, B. No: 2015/4603, 19/2/2019, § 58).

36. Pozitif yükümlülüğün usule ilişkin boyutunun bir

olayda gerektirdiği soruşturma türü, yaşam hakkının esasına ilişkin

yükümlülüklerin cezai bir yaptırım gerektirip gerektirmediğine göre değişir.

Kasten ya da saldırı veya kötü muameleler sonucu meydana gelen ölüm olaylarında

Anayasa'nın 17. maddesi gereğince devletin, sorumluların tespitine ve

cezalandırılmalarına imkân verebilecek nitelikte cezai soruşturmalar yürütme

yükümlülüğü bulunmakta olup bu tür olaylarda, yürütülen idari ve hukuki

soruşturmalar ve davalar sonucunda sadece tazminat ödenmesi, yaşam hakkı

ihlalini gidermek ve mağdur sıfatını ortadan kaldırmak için yeterli değildir (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 55).

37. Mevcut başvuruya konu tam yargı davasında yaşam

hakkının öldürmeme yükümlülüğüne ilişkin maddi boyutunun ihlal edildiği öne

sürüldüğünden olayda sorumluluğu bulunanların tespit edilmesi ve

cezalandırılması konusunda makul bir başarı şansı sunabilecek olan başvuru yolu

etkili bir ceza soruşturması yolu olup aynı iddialarla açılan tam yargı

davasıyla ilgili yargısal sürecin başvuru süresine veya Anayasa Mahkemesinin

zaman bakımından yetkisine bir etkisi bulunmamaktadır (benzer değerlendirme ve

inceleme yöntemi için bkz. Nevzat Koçak, B. No: 2015/11217, 9/10/2019,

§§ 32-50).

38. Öte yandan başvurucu, öldürmeme yükümlülüğünün ihlal

edildiği iddiası ile annesinin ölümüyle ilgili olarak etkili bir ceza

soruşturması yürütülmediği şikâyetini AİHM önünde dile getirmiştir. AİHM,

yaptığı inceleme sonunda yaşam hakkının maddi ve usul boyutları yanında

annesinin ölümü konusunda etkili bir hukuk yolundan ve dolayısıyla tazminat

talebi gibi diğer hukuk yollarından başvurucunun yararlanmasının engellendiği

gerekçesiyle etkili başvuru hakkının da ihlal edildiğini tespit ederek

başvurucu lehine 30.000 avro manevi tazminata hükmetmiştir (bkz. §§ 11, 12). O

hâlde -başvuruda yaşamı koruma yükümlülüğüyle ilgili bir meselenin de

bulunmadığı gözetildiğinde- somut olay yönünden devletin yaşam hakkı kapsamındaki

bütün yükümlülükleri AİHM tarafından tetkik edilmiştir.

39. Bu nedenlerle Anayasa Mahkemesi; AİHM'in Şimşek ve

diğerleri/Türkiye kararının kapsam ve sonucunu, başvurucunun iddialarını

dile getirme şeklini, başvurunun etkisiz yürütüldüğü saptanan ceza soruşturmasının

AİHM kararından sonra yeniden ele alınmamasına veya yeniden ele alınsa dahi söz

konusu ceza soruşturmasının etkisizliğine ilişkin olmadığını ve daha önemlisi

Anayasa'nın 125. maddesine dayalı tazminat taleplerinin de medeni hak

kapsamında olduğunu dikkate alarak başvurucunun bütün iddialarının adil

yargılanma hakkı kapsamında incelenmesinin gerekli ve yeterli olduğu sonucuna

varmıştır.

40. Anayasa’nın iddiaların değerlendirilmesinde dayanak

alınacak “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci

fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan

faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve

savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

2. İncelemenin

Kapsamı Yönünden

41. Başvurucu, tazminat talebinin haklılığını kabul

etmesi nedeniyle avukatlık ücreti de dâhil olmak üzere lehine yargılama

giderlerine hükmedilmediği için adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini öne

sürmüştür ancak adil yargılanma hakkı davayı kazananın avukata ödediği ücretin

karşı taraftan alınarak kendisine ödenmesine hükmedilmesini garanti

etmemektedir. Medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin bir yargısal sürecin veya

kararın adil yargılanma hakkı kapsamında incelenebilmesi için bu yargılamanın

bir uyuşmazlığın çözümüne ilişkin olması gerekir. Vekâlet ücreti ve diğer

yargılama giderleri davaya konu uyuşmazlığın kendisi olmayıp asıl uyuşmazlığın

bir parçası olarak görülemez. Dolayısıyla yargılama giderlerine ilişkin hüküm

fıkrasının Anayasa'nın 36. maddesi kapsamında incelenmesi -yargılama

giderlerine hükmedilmemesinin adil yargılanma hakkı kapsamındaki diğer

güvencelere tesir ettiği ortaya konulmadıkça- mümkün değildir (Aksaray Tır

Nakliyat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti., B. No: 2017/36736, 19/9/2018, §§ 84,

85).

42. Başvurucu, lehine vekâlet ücreti ve diğer yargılama

giderlerine hükmedilmemesi nedeniyle adil yargılanma hakkı kapsamındaki

güvencelerden hangisinin nasıl etkilendiğine dair bir açıklama yapmadığından

anılan ihlal iddiası hakkında adil yargılanma hakkı kapsamında bir inceleme

yapılması mümkün olmamıştır. Bununla birlikte başvurucunun İdare Mahkemesinin

deliller ile varılan sonuç arasında dosya kapsamına uygun mantıksal ve hukuksal

bir bağ kuramadığına ve tazminat sorumluluğunun idare yönünden neden doğmadığına

dair yeterli gerekçe sunmadığına, İDDK'nın karar düzeltme taleplerinde öne

sürdüğü iddialarının büyük bir kısmına cevap vermeden ve yeterli hukuki gerekçe

sunmadan karar düzeltme talebini reddettiğine, başvuruya konu edilen olaylar

sırasında yaşamını yitiren bir başkasının yakınları lehine aynı İdare

Mahkemesince maddi ve manevi tazminata hükmedildiğini, bu kararın 2008 yılında

Onuncu Daire tarafından onandığına dair iddialarının gerekçeli karar hakkı,

diğer iddialarının ise hakkaniyete uygun yargılanma hakkı kapsamında

incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

3. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

a. Gerekçeli

Karar Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

43. Anayasa Mahkemesinin gerekçeli karar hakkının ihlal

edildiği iddialarını incelerken kullandığı genel ilkeler Abdullah Topçu

(B. No: 2014/8868, 19/4/2017, §§ 75, 76), Sencer Başat ve diğerleri [GK]

(B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34, 35, 39) ve Yasemin Ekşi (B. No:

2013/5486, 4/12/2013, §§ 56, 57) kararlarında yer almaktadır. Anılan ilkelere

göre;

i. Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma

hakkı gerekçeli karar hakkı güvencesini de kapsar. Ayrıca mahkeme kararlarının

gerekçeli olarak yazılması anayasal bir zorunluluktur. Bununla birlikte anılan

zorunluluk, yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya karar

gerekçesinde ayrıntılı olarak yanıt verilmesi gerektiği şeklinde anlaşılamaz.

ii. Mahkemenin davanın sonucuna etkili olduğunu kabul

ettiği bir husus hakkında ilgili ve yeterli bir yanıt vermemesi veya

yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddiaları cevapsız bırakmış

olması gerekçeli karar hakkının ihlaline neden olabilir.

iii. Temyiz merciinin yargılamayı yapan mahkemenin

kararını uygun bulması hâlinde bunu ya aynı gerekçeyi kullanarak ya da bir

atıfla kararına yansıtması gerekçeli karar hakkı için yeterlidir. Önemli olan,

temyiz merciinin bir şekilde temyizde dile getirilmiş ana unsurları

incelediğini, derece mahkemesinin kararını inceleyerek onadığını ya da

bozduğunu göstermesidir.

44. İDDK İdare Mahkemesince verilen 26/5/2009 tarihli

kararı değişik gerekçeyle 27/5/2013 tarihinde onamış, başvurucunun karar

düzeltme istemini ise 19/11/2015 tarihli kararıyla reddetmiştir. Bu sebeple

gerekçeli karar yönünden dikkate alınması gereken karar İDDK'nın sözü edilen

kararlarıdır. İDDK sözü edilen kararlarda başvurucunun manevi zararlarının

neden karşılanması gerektiğine, neden AİHM tarafından hükmedilen tazminat

nedeniyle başvurucuya yeniden manevi tazminat ödenemeyeceğine ve başvurucunun

neden maddi bir zarara uğramadığına etkili tüm iddialarına ilişkin ilgili ve

yeterli gerekçe sunduğu görülmektedir (bkz. §§ 21, 24).

45. Öte yandan başvurucu, davaya konu edilen olaylar

sırasında yaşamını yitiren bir başkasının yakını lehine aynı İdare Mahkemesince

maddi ve manevi tazminata hükmedildiğini, bu kararın AİHM tarafından hükmedilen

tazminat dikkate alınmadan Onuncu Daire tarafından onadığını ve böylece

biribiriyle çelişen kararlar verildiğini ileri sürmüş ise defarklı kararların

aynı mahkemeden çıkmış olması tek başına adil yargılanma hakkının ihlali

anlamına gelmediği gibi derece mahkemeleri veya temyiz mercilerinin uyuşmazlıklara

ilişkin olarak tarafların talepleri ve delilleri arasındaki yorum farklılıkları

da tek başına adil yargılanma hakkının ihlali niteliğinde kabul edilemez (Miraş

Mümessillik İnş. Taah. Reklam. Paz. Bas. Yay. San. Tic. A.Ş., B. No:

2012/1056, 16/4/2013, § 36; Türkan Bal [GK], B. No: 2013/6932, 6/1/2015,

§ 53).Kaldı ki gerekçeli karar hakkı yönünden dikkate alınan İDDK kararlarında

başvurucunun uyuşmazlığın esasına etki eden bütün iddialarına ilişkin ilgili ve

yeterli gerekçe bulunmaktadır (bkz. § 44).

46. Açıklanan gerekçelerle gerekçeli karar hakkının ihlal

edildiği iddiasının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Hakkaniyete

Uygun Yargılanma Hakkı Yönünden

47. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında,

kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel

başvuruda incelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler

önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile

uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvuru konusu

olamaz. Ancak bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil

eden, bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik içeren yorum, uygulama ve

sonuçlar Anayasa Mahkemesinin denetim yetkisi kapsamındadır (Ahmet Sağlam,

B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 42).

48. Başvurucu tarafından ileri sürülen iddialar, mahkemelerce

delillerin değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının yorumlanmasına ilişkin olup

mahkeme kararlarında bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik oluşturan bir

hususun da bulunmadığı dikkate alındığında ihlal iddialarının kanun yolu

şikâyeti niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır. Kaldı ki AİHM tarafından

hükmedilen manevi tazminatın devletçe ödenmediğine ilişkin bir iddiası

bulunmayan başvurucu, karar düzeltme talep ederken İDDK'nın onama kararına esas

aldığı AİHM kararına ilişkin beyanlarını sunabilmiştir.

49. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer

kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin

açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde

BIRAKILMASINA 18/11/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler : Burhan ÜSTÜN Hicabi DURSUN Yusuf Şevki HAKYEMEZ Selahaddin MENTEŞ Raportör : Murat İlter DEVECİ Başvurucu : Aligül YÜKSEL Vekili : Av. Faruk Nafiz ERTEKİN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2016/9213, 18 Kasım 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Ölüm Olayı
  10. B. Ölüm
  11. IV. İlgili
  12. Hukuk
  13. A. Ulusal Hukuk
  14. B. Uluslararası
  15. V. İnceleme Ve
  16. Gerekçe
  17. A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
  18. B. Değerlendirme
  19. A. 1. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin
  20. B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde
  21. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2016/9213
Tarih
18 Kasım 2020

İlgili Kararlar

  • Recep Baş Başvurusu (B. No: 2017/22400)
  • İbrahim Halil Sönmez ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2017/37210)
  • Özlem Gümüştaş ve Sezin Uçar Başvurusu (B. No: 2018/2014)
  • Kadir Tanrıkulu Başvurusu (B. No: 2017/5916)
  • Trakya Kalıp ve Plastik Kapak İmalatı Sanayi ve Tic. Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2017/30526)
  • Cem Taylan Erden ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2017/32445)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.