İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Alirıza Aksoy Başvurusu (B. No: 2013/4836)

1. Başvuru, 12 Eylül 1980 döneminde maruz kalındığı iddia edilen

Başvuru No2013/4836Tarih9 Mart 2016Okuma20 dk · 3.944 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Alirıza Aksoy Başvurusu

Karar tarihi
9 Mart 2016
Başvuru Numarası
2013/4836
R.G. Tarih ve Sayı
12/4/2016-29682
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.944 kelime·20 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, 12 Eylül 1980 döneminde maruz kalındığı iddia edilen

işkence ve kötü muamelelere ilişkin şikâyet sonucunda verilen kovuşturmaya yer

olmadığına dair karar nedeniyle Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına

alınan işkence, eziyet ve insan haysiyeti ile bağdaşmayan muamele yasağının

ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 25/6/2013 tarihinde Bursa 3. Asliye Hukuk Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 16/6/2014 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

5. Başvurucu "12 Eylül 1980 Askerî Müdahalesi"

sonrasındaki süreçte, 1980 yılı Ekim ayında gözaltına alınmasını müteakip

tutuklanmış ve aynı yıl Aralık ayı sonunda

salıverilmiştir. Başvurucu, 17/2/1981 tarihinde tekrar gözaltına alınmış,

Gölcük Donanma ve Sıkıyönetim Komutanlığı Askerî Mahkemesinin 15/5/1981 tarihli

ve 750-327 sayılı gıyabi tevkif kararına istinaden Bursa 1. Sulh Ceza

Mahkemesinin 23/5/1981 tarihli ve 981/340 sayılı kararı ile tutuklanmıştır.

6. Gölcük Donanma ve Sıkıyönetim Komutanlığı Askerî Mahkemesinin

21/7/1982 tarihli ve E.1981/328, K.1982/505 sayılı kararı ile başvurucunun "yasa dışı silahlı çeteye

girme" suçunu işlediği sabit görülerek altı sene iki ay 20 gün ağır hapis

cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.

7. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının (CMK 250. madde ile görevli

ve yetkili) 25/1/2012 tarihli ve 2012/73 Soruşturma, 2012/44 sayılı görevsizlik

kararıyla başvurucunun iddiaları ile benzer mahiyetteki şikâyetlere ilişkin

soruşturma dosyasının ilgili kısımlarının gönderildiği Bursa Cumhuriyet

Başsavcılığınca 2012/7689 sayılı soruşturma başlatılmıştır.

8. Başvurucu, 29/5/2012 tarihli dilekçe ile Bursa Cumhuriyet Başsavcılığınamüracaat ederek kendisine işkence yaptıkları

iddiasıyla, gözaltına alındığı 17/2/1981 ve sonraki tarihlerde görev alan

kolluk görevlileri hakkında şikâyetçi olmuştur. Anılan dilekçenin ilgili

kısımları şöyledir:

"12 Eylül 1980 darbe sürecinde 'yasa dışı

örgüte üye' olmak gerekçesiyle 17/02/1981 tarihinde Gemlik İlçe... Emniyet

Müdürlüğü ekiplerince gözaltına alındım. Gözaltına alındığımda 15 yaşında

(l)ise 1. (s)ınıf öğrencisiydim. Gemlik'te gözaltına

alındıktan sonra hemen Bursa İl Emniyet Müdürlüğüne getirildim.

... sonra suçlandığım konu bana bildirilmeden

doğrudan işkenceye alındım. Bursa Emniyet Müdürlüğünün Fomara

Fevzi Çakmak Cad...desinde

bulunan binasının 5. katına çıkarıldım ve burada diğer gözaltına alınanlarla

birlikte şiddete ve işkenceye maruz kaldım.

Bana imzalatılmak istenen gerçek dışı

beyanların bulunduğu ifade metinini kabul etmediğim için vücuduma elektrik

verildi ve kaba dayak uygulandı. Daha sonra bu işkence zoruyla imzaladığım

ifade metni nedeniyle yargılandım ve ne yazık ki cezaya çarptırıldım.

Gölcük Donanma ve Sıkıyönetim Komutanlığı

Askeri Mahkemesince işkenceyle alınan ifademden başka delil bulunmamasına

rağmen yasa dışı örgüt üyeliği gerekçesiyle 6 sene 20 gün ağır hapis cezasına

çarptırıldım. (...)

82 Anayasası (g)eçici

15. madde nedeniyle gözaltında kaldığım süre içinde uğradığım işkenceleri dava

edemediğim gibi, haksız tutuklama nedeniyle uğradığım hak kayıpların(ı) da dava

edemedim. 12 Eylül 2010 tarihinde yapılan referandum ile anayasa değişiklik

maddeleri kabul edilmiş, 23.10.2010 tarihinde ... Resmi

Gazete'de yayınlanmıştır. Bu nedenle cezai ve hukuki

anlamda tarafıma yapılan işkence ve kötü muameleyle ilgili hak aramanın

önündeki engel kalkmıştır.

Ayrıca tarafıma yapılan işkence suçu bir

insanlık suçudur ve bu suç için hem yasalarımızda hem de kabul ettiğimiz

uluslararası anlaşma metinlerinde zaman aşımı bulunmamaktadır.

1981 yılında tarafıma işkence yapan kolluk

güçleri devletin kayıtlarında mevcuttur. Gözaltına alındığım tarih bellidir.

Ayrıca aynı tarihte daha bir çok gençle beraber Gemlik

ilçesinde gözaltına alınmış ve Bursa'ya getirilmiştik. Bu nedenle olaya şahit bir çok insan da mevcuttur.

Bu işkenceyle alınan ifadeler nedeniyle haksız

bir şekilde cezalandırıldım ve yıllarca ceza evlerinde kaldım. Bu nedenle bana

bu acıyı ve zulmü yaşatanlardan şikayetçiyim.

... "

9. Cumhuriyet savcısı tarafından aynı tarihte başvurucunun

ifadesi alınmıştır. İfade tutanağının ilgili kısımları şöyledir:

"...

12 Eylül 1980 darbe sürecinde yasadışı örgüte

üye olduğum gerekçesi ile 17/02/1981 tarihinde 15 yaşında bulunduğum sırada

Gemlik Emniyet Müdürlüğü ekiplerince göz altına alındım. Daha sonra Bursa İl

Emniyet Müdürlüğüne getirildim. Burada neyle suçlandığım bana bildirilmeden

gözlerim bağlandı. İşkenceye alındım. Bana imzalatılmak istenen gerçek dışı

beyanların bulunduğu ifade metnini kabul etmediğim için vücuduma elektrik

verildi. Tarafıma kaba dayak uygulandı. Bunun sonucunda beyanlarım olmadığı

halde gerçek dışı beyanlarla dolu ifadeyi imzalamak zorunda kaldım. Gölcük

Donanma ve Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Mahkemesinde yargılandım. 1981/321

Esas, 1982/505 Karar sayılı kararı ile 6 yıl 20 gün ağır hapis cezasına

çarptırıldım. Yaklaşık 3 yıl cezaevinde yattım.

12/09/2010 tarihindeki referandumla kabul

edilen anayasa değişikliği çerçevesinde, 12 Eylül darbesi sonrasına koruma

getiren geçici 15. [m]addenin yürürlükten

kaldırılması nedeniyle bu dilekçeyi veriyorum. Tarafıma yapılan işkence suçu

bir insanlık suçudur. Ülkemizin de taraf olduğu [u]luslararası

[a]n[d]laşmalar

çerçevesinde, bu tür suçlarda zaman aşımı bulunmamaktadır. O dönem Gemlik

ilçesinde benim gibi pekçok insan mağdur olmuştur.

İşkenceyle alınan ifadeler neticesi haksız bir şekilde cezalandırıldım.

Belirttiğim gibi yıllarca cezaevinde kaldım.

17/02/1981 tarihinde Gemlik ilçesinde göz

altına alındıktan sonra Bursa İl Emniyet Müdürlüğü Siyasi Şubede bana işkence

ve kötü muamelede bulunan, zorla istemediğim ifadeyi imzalattıran kamu

görevlilerinden şikayetçiyim. ... "

10. Başvurucunun şikâyeti üzerine başlatılan 2012/33256 numaralı

soruşturma, "aralarında fiili ve hukuki

irtibat bulunduğu" gerekçesiyle 5/6/2012 tarihli ve 2012/500

sayılı kararla Bursa Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen 2012/7689 numaralı

soruşturma (bkz.§ 7) ile birleştirilmiştir.

11. Bursa Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma

sonucunda şüpheliler hakkında 30/1/2013 tarihli ve 2012/7689 Soruşturma ve

2013/2825 sayılı kararla kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir. Kararın

ilgili kısımları şöyledir:

"...

Müştekilerin şikayet

dilekçelerinde belirtmiş oldukları iddiaların araştırılması ve şüphelilerin

savunmalarının alınması için İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube

Müdürlüğüne talimat yazıldığı,

Bursa İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele

Şube Müdürlüğünün hazırlamış olduğu 04/06/2012 tarihli evrakta; şüphelilerden

... savunmalarının alındığı, ... atılı suçlamaları kabul etmedikleri,

şüphelilerden ... vefat ettiği, tespit edilen diğer şüphelilerin de yeni görev

yerleri ve ikamet adreslerinin bildirildiği,

Şüphelilerden ... bulundukları İllere

savunmalarının alınması için talimat yazılmış, talimat ile ifadeleri alınan

şüpheliler savunmalarında, atılı suçlamaları kabul etmediklerini beyan

ettikleri,

Müştekilerin iddialarının 12/09/1980 darbesi

sonrasında 1980-1985 yılları arasındaki dönemde kendilerine yönelik kötü

muamele, işkence suçlarına ilişkin olduğu anlaşılmıştır.

Müştekilerin iddialarının aradan geçen zaman

ve dönem dikkate alındığında somut olarak belgelendirilemeyip iddia konusu

eylemlerin şüphelilerce gerçekleştirildiğine dair ilişkilendirme yapılabilecek

delil mevcut olmadığı gibi olay tarihi ve Cumhuriyet Başsavcılıklarınca

soruşturmaya başlama tarihleri dikkate alındığında dava zaman aşımı süresinin

aşılmış olduğu anlaşılmış olmakla;

..."

12. Başvurucunun anılan karara karşı itirazı, Yalova Ağır Ceza

Mahkemesinin 30/5/2013 tarihli ve 2013/742 Değişik İş sayılı kararı ile

reddedilmiştir. Anılan karar başvurucuya 17/6/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

13. Başvurucu 25/6/2013 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

1. Anayasa

14. Anayasa’nın mülga geçici 15. maddesi şöyledir:

"12 Eylül 1980

tarihinden, ilk genel seçimler sonucu toplanacak Türkiye Büyük Millet

Meclisinin Başkanlık Divanını oluşturuncaya kadar geçecek süre içinde, yasama

ve yürütme yetkilerini Türk milleti adına kullanan, 2356 sayılı Kanunla kurulu

Millî Güvenlik Konseyinin, bu Konseyin yönetimi döneminde kurulmuş

hükümetlerin, 2485 sayılı Kurucu Meclis Hakkında Kanunla görev ifa eden Danışma

Meclisinin her türlü karar ve tasarruflarından dolayı haklarında cezaî, malî

veya hukukî sorumluluk iddiası ileri sürülemez ve bu maksatla herhangi bir

yargı merciine başvurulamaz.

Bu karar ve tasarrufların idarece veya yetkili

kılınmış organ, merci ve görevlilerce uygulanmasından dolayı, karar alanlar,

tasarrufta bulunanlar ve uygulayanlar hakkında da yukarıdaki fıkra hükümleri

uygulanır."

2. İlgili Ceza Kanunları

15. 13/3/1926 tarihli ve 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu’nun

zamanaşımı sürelerini düzenleyen 102. maddesi şöyledir:

"Kanunda başka türlü

yazılmış olan ahvalin maadasında hukuku amme davası:

1- Ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis ve müebbed ağır hapis cezalarını müstelzim cürümlerde yirmi

sene,

2- Yirmi seneden aşağı olmamak üzere muvakkat

ağır hapis cezasını müstelzim cürümlerde on beş sene,

3- Beş seneden ziyade ve yirmi seneden az ağır

hapis veya beş seneden ziyade hapis yahud hidematı ammeden müebbeden

mahrumiyet cezalarından birini müstelzim cürümlerde on sene,

4- Beş seneden ziyade olmamak üzere ağır hapis

veya hapis yahud sürgün veya hidematı

ammeden muvakkaten mahrumiyet cezalarını ve ağır para cezasını müstelzim

cürümlerde beş sene,

5- Bir aydan ziyade hafif hapis veya otuz

liradan ziyade hafif para cezasını müstelzim fiillerde iki sene,

6- Bundan evvelki bendlerde

beyan olunan mikdardan aşağı cezaları müstelzim

kabahatlerde altı ay geçmesile ortadan kalkar.

Bu kanunun ikinci kitabının birinci babında

yazılı ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis veya müebbed

yahud muvakkat ağır hapis cezalarını müstelzim

cürümlerin yurd dışında işlenmesi halinde dava müruru

zamanı yoktur."

16. 765 sayılı mülga Kanun’un

zamanaşımını kesen sebepleri düzenleyen 104. maddesi şöyledir:

"Hukuku amme davasının müruru zamanı, mahkumiyet hükmü yakalama, tevkif, celb

veya ihzar müzekkereleri, adli makamlar huzurunda maznunun sorguya çekilmesi,

maznun hakkında son tahkikatın açılmasına dair olan karar veya C. müddeiumumisi

tarafından mahkemeye yazılan iddianame ile kesilir.

Bu halde müruru zaman, kesilme gününden

itibaren yeniden işlemeğe başlar. Eğer müruru zamanı kesen muameleler müteaddid ise müruru zaman bunların en sonuncusundan

itibaren tekrar işlemeğe başlar. Ancak bu sebepler müruru zaman müdetini 102 nci

maddede ayrı ayrı muayyen olan müddetlerin yarısının ilavesi ile baliğ olacağı

müddetten fazla uzatamaz."

17. 765 sayılı mülga Kanun’un

243. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Bir kimseye cürümlerini söyletmek,

mağdurun, şahsi davacının, davaya katılan kimsenin veya bir tanığın olayları

bildirmesini engellemek, şikayet veya ihbarda bulunmasını önlemek için yahut

şikayet veya ihbarda bulunması veya tanıklık etmesi sebebiyle veya diğer

herhangi bir sebeple işkence eden veya zalimane veya gayriinsani veya haysiyet

kırıcı muamelelere başvuran memur veya diğer kamu görevlilerine sekiz yıla kadar

ağır hapis ve sürekli veya geçici olarak kamu hizmetlerinden mahrumiyet cezası

verilir."

18. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun "Zaman bakımından uygulama" kenar

başlıklı 7. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"Suçun işlendiği zaman

yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri

farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur."

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

19. Mahkemenin 9/3/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

20. Başvurucu; 12 Eylül 1980 sonrasında çocuk yaşta gözaltına

alınarak hakkındaki suçlamalar kendisine bildirilmeksizin işkenceye maruz

bırakıldığını, suçlamaları kabul etmesi için kendisine defalarca işkence

yapıldığını, bu çerçevede salt alınan ikrara dayalı olarak ağır hapis cezasına

mahkûm edildiğini, tahliye olduktan sonra okul, askerlik ve iş hayatında da

aynı nedenle mağdur olduğunu, kendisine işkence yapan görevliler hakkında

Anayasa'nın mülga geçici 15. maddesi nedeniyle şikâyetçi olamadığını, 12/9/2010

tarihli referandumla kabul edilerek 23/10/2010 tarihinde yürürlüğe giren

Anayasa değişikliğine dair Kanun'la anılan geçici maddenin yürürlükten

kaldırılması üzerine işkence faillerinin soruşturulması önündeki engelin

kalktığını, o dönemde yaşadığı olayların birçok şahidi olduğunu, devlet

kayıtlarına göre kendisine işkence yapanların belli olduğunu, bu çerçevede

Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan işkence

yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüş; yeniden yargılanma ile maddi ve manevi

tazminat taleplerinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

21. Başvurucunun iddiaları ve başvuruya konu soruşturma

kapsamında elde edilen bilgi ve belgeler, Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasının maddi boyutunun ihlal edilip edilmediği konusunda değerlendirme

yapılmasına imkân sağlayacak nitelikte kanıt unsuru içermemektedir. Bu şartlar

altında başvurucunun işkence iddialarının sağlıklı bir şekilde

değerlendirilebilmesi ancak devletin etkili soruşturma yükümlülüğünü gerektiği

gibi yerine getirip getirmediğinin tespiti ile mümkün olabileceğinden

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin de Anayasa’nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrasında güvence altında alınan işkence yasağının usul boyutu ile

sınırlı olarak yapılması gerekli ve yeterli görülmüştür.

22. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve

incelenmesi" kenar başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

"Mahkeme, ... açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir."

23. Başvurucu, ilk defa gözaltına alındığı 1980 yılı Ekim ayında

ve sonraki tarihlerde kolluk görevlilerinin, kendisine işkence yaptıklarını

ileri sürmektedir. Başvurucu bu iddialarını 29/5/2012 tarihine kadar yetkili

herhangi bir soruşturma mercii önüne taşımaksızın beklemek suretiyle pasif bir

tutum sergilemiştir. Başvurucu, iddia edilen olayın meydana geldiği tarihten 30

yılı aşkın bir süre geçtikten sonra etkili bir soruşturma yapılmasının mümkün

olamayacağı bir aşamada işkence iddialarını soruşturma makamlarının bilgisine

sunmuştur. Başvurucu ve diğer şikâyetçilerin şikâyetleri üzerine derhâl

soruşturmaya başlayan Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından şüphelilerin

savunmaları alındıktan ve gerekli yazışmalar yapıldıktan sonra "[Başvurucunun] ... iddialarının aradan geçen zaman ve

[gelinen] dönem dikkate alındığında somut olarak belgelendirilemeyip iddia

konusu eylemlerin şüphelilerce gerçekleştirildiğine dair ilişkilendirme

yapılabilecek delil mevcut olmadığı gibi olay tarihi ve Cumhuriyet

Başsavcılıklarınca soruşturmaya başlama tarihleri dikkate alındığında dava

zaman aşımı süresinin aşılmış olduğu ..." gerekçelerine

dayanılarak kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir.

24. Her ne kadar başvurucu, işkence iddiaları ile ilgili olarak

Anayasa'nın geçici 15. maddesinin sorumlular hakkında şikâyetçi olmasını

engellediğini ileri sürmekte ise de benzer şikâyetlerin Anayasa'nın geçici 15.

maddesine dayanılarak reddedildiğine dair herhangi bir karar ve işlem örneği

ibraz etmemiştir.

25. Kaldı ki geçici 15. maddenin lafzı incelendiğinde “12 Eylül

1980 Askerî Müdahalesi” sonrasında oluşturulan Hükûmetin veya Meclisin karar ve

tasarruflarını yerine getiren kişi ve organları güvence altına aldığı, kamu

görevlilerine işledikleri kişisel suçlar bakımından koruma sağlamadığı

anlaşılmaktadır (Zeycan Yedigöl

[GK], B. No: 2013/1566, 10/12/2015, § 41).

26. Bu çerçevede 29/5/2012 tarihli şikâyet üzerine yürütülen

soruşturma sonucunda işkence, eziyet veya insan haysiyeti ile bağdaşmayan

muamele iddialarının gerçekliğinin tespitinin ve varsa sorumluların

belirlenerek etkili bir şekilde cezalandırılmalarının sağlanamamış olmasında,

iddia edilen olay tarihi ile soruşturmanın başlatıldığı tarih arasında geçen 30

yılı aşkın sürenin etkili olduğu kuşkusuzdur. Anılan süre zarfında

başvurucunun, işkence iddialarını, etkili soruşturma yürütülmesinin mümkün olduğu

bir dönemde, bu konuda herhangi bir engelleyici durum söz konusu olmamasına

rağmen soruşturma makamlarının önüne taşımamış olmasından soruşturma

makamlarının sorumlu tutulması ve dolayısıyla işkence yasağı bağlamında devlet

tarafından etkili soruşturma yükümlülüğünün ihlal edildiğinin kabulü mümkün

değildir.

27. Belirtilen nedenlerle Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasında güvence altına alınan etkili soruşturma yükümlülüğünün ihlal

edilmediği açık olduğundan başvurunun diğer kabul edilebilirlik şartları

yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

Osman Alifeyyaz PAKSÜT bu görüşe

katılmamıştır.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

9/3/2016 tarihinde Osman Alifeyyaz PAKSÜT'ün karşıoyu ve

OYÇOKLUĞUYLA karar verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. Başvurucu, 12 Eylül 1980 askeri darbesini takip eden günlerde

güvenlik güçlerince gözaltına alınıp işkence gördüğünü, işkence ile alınan

ifadelerine dayanarak ağır hapis cezasına mahkum edildiğini, tahliye olduktan

sonra da okul, askerlik ve iş hayatında da mağduriyete uğradığını, kendisine

işkence yapan görevliler hakkında Anayasa’nın geçici 15. maddesi nedeniyle

şikayetçi olamadığını, referandumla kabul edilerek 23/10/2010 tarihinde

yürürlüğe giren Anayasa Değişikliğine Dair Kanun’la anılan Geçici Madde’nin

yürürlükten kaldırılması üzerine kendisine işkence yapan görevliler hakkında

şikayetçi olduğunu, ancak açılan soruşturmanın da kovuşturmaya yer olmadığı kararı

ile sonuçlandığını, anılan karara karşı itirazının da reddedildiğini belirterek

Anayasa’nın 17. maddesinde yer alan haklarının ihlal edildiğine ve tazminata

hükmedilmesini talep etmiştir.

2. Başvuru, Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen

işkence ve kötü muamele yasağının usuli boyutunun

ihlal edilip edilmediği yönünden incelenmiştir. Anayasa Mahkemesi İkinci

Bölümü, bu inceleme sonucunda başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğu

gerekçesiyle, kabul edilemez olduğuna oyçokluğuyla karar vermiştir.

3. Başvuruya konu olan olayların incelenmesinden önce, 12 Eylül

1980 askeri darbesi döneminin yüzlerce kişinin işkenceyle öldürüldüğü,

binlercesinin sakat bırakıldığı, onbinlerce

vatandaşın işinden atıldığı, yüzbinlerce kişinin fişlendiği bir dönem olduğunu

hatırda tutmak gerekir. Askeri müdahalenin liderinin “Asmayalım da besleyelim mi”ve “Bir soldan bir sağdan astık” gibi, tarihe

geçen sözleriyle hatırlanan bu dönem, hukukun tam anlamıyla geçersiz hale

geldiği bir dönemdir. Bu dönemde gözaltına alınan bir kişinin işkenceye

uğraması normal, aksi durum istisna kabul edilmelidir. Bu dönemde henüz 15

yaşında iken gözaltına alınan ve ağır hapse mahkum

edilen başvurucunun, bütün hayatını olumsuz etkileyen bu muamelelerden dolayı

somut kanıt sunmasını beklemek hayatın olağan akışına uygun olmadığı gibi

hakkaniyete de aykırıdır.

4. Bunun da ötesinde, askeri darbe döneminden Anayasalı

demokratik düzene tedrici geçiş yılları olan ve askeri darbe liderinin

Cumhurbaşkanlığını sürdürdüğü 1989’a kadar aynı kadroların görevde kalması ve

devlet yönetimine hakim olan cezasızlık kültürü nedeniyle, çok somut delillere

dayalı ve inkarı mümkün olmayan işkence ve öldürme olayları için yürütülen az

sayıdaki soruşturma ve kovuşturmalar dışında, yapılan gözaltında öldürme,

yargısız infaz ve işkencelerin çok büyük çoğunluğu hakkında yargısal işlem

yapılmamış veya yapılamamıştır. Başvurucunun da bu kapsamda mağdur olan ve

hakkını arayamayan kişilerden olduğu anlaşılmaktadır.

5. Başvurucunun iddiaları

Anayasa’nın Geçici 15. maddesiyle ilgili olduğundan öncelikle bu yönden bir

inceleme yapılması gerekmektedir. Hemen belirtmek gerekir ki Geçici 15. madde

12 Eylül döneminde işlenmiş işkence ve kötü muamele suçlarının soruşturulmasını

veya kovuşturulmasını engelleyen bir madde değildi. Ancak yukarıda değindiğimiz

cezasızlık kültürü ve kamu görevlilerinin yargılanmasında karşılaşılan direnç,

Geçici 15. maddenin bir yargılama engeli olduğu şeklinde toplumda bir algı

yerleşmesine yol açmış ve bu algı da yargılanabilecek kişilerin işine

gelmiştir.

6. Başvurucunun da gerek olay tarihinde çocuk yaşta olması gerek

yaratılmış olan “kamu görevlileri yargılanamazlar” algısının etkisiyle,

zamanında suç duyurusu yapamamış, hakkını arayamamış ve son olarak açılan

soruşturmada da (başvurucunun şikayetinin benzer diğer şikayetlerle

birleştirilmesi suretiyle)somut delil bulunmadığı,

ayrıca dava zamanaşımı süresinin de dolduğu gerekçesiyle ilgililer hakkında

KYOK kararı verilmiştir. Dolayısıyla, başvuruyu incelerken Geçici 15. madde

etrafında biraz da kasıtlı olarak yaratılmış olan kafa karışıklığını gidermek,

daha sonra da etkili soruşturma yapılmamış olması yönünden başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas değerlendirmesini yapmak gerekir.

7. Anayasanın Geçici 15. maddesinin 12 Eylül

döneminde işlenen suçlara etkisi:

2709 sayılı Türkiye

Cumhuriyeti Anayasası, Kurucu Meclis tarafından 18.10.1982’de halkoylamasına

sunulmak üzere kabul edilmiş ve 20.10.1982 tarihli, 17844 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

7.11.1982 tarihinde

halkoylaması ile kabul edildikten sonra 9.11.1982 tarihli ve 17863 sayılı

mükerrer resmi Gazete’de

yeniden yayımlanmıştır.

Bu şekilde kabul edilerek

yürürlüğe giren Anayasanın Geçici 15. Maddesinde şöyle denilmekteydi:

“12

Eylül 1980 tarihinden, ilk genel seçimler sonucu toplanacak Türkiye Büyük

Millet Meclisinin Başkanlık Divanı oluşturuluncaya kadar geçecek süre içinde,

yasama ve yürütme yetkilerini Türk Milleti adına kullanan, 2356 sayılı Kanunla

kurulu Milli Güvenlik Konseyinin, bu Konseyin yönetimi döneminde kurulmuş

hükümetlerin, 2485 sayılı Kurucu Meclis Hakkında Kanunla görev ifa eden Danışma

Meclisinin her türlü karar ve tasarruflarından dolayı haklarında cezai, mali

veya hukuki sorumluluk iddiası ileri sürülemez ve bu maksatla herhangi bir

yargı merciine başvurulamaz.

Bu

karar ve tasarrufların idarece veya yetkili kılınmış organ, merci ve

görevlilerce uygulanmasından dolayı, karar alanlar,tasarrufta bulunanlar veya uygulayanlar

hakkında da yukarıdaki fıkra hükümleri uygulanır.

Bu

dönem içinde çıkarılan kanunlar, kanun hükmünde kararnameler ile 2324 sayılı

Anayasa Düzeni Hakkında Kanun uyarınca alınan karar ve tasarrufların Anayasaya

aykırılığı iddia edilemez”

Maddenin son fıkrası,

3.10.2001 tarihli ve 4709 sayılı Kanun’un 34. maddesi ile yürürlükten

kaldırılmıştır.

8. Maddenin tümü, 7.5.2010 tarihli ve 5982 sayılı Kanun’un 24.

maddesiyle yürürlükten kaldırılmıştır. Yürürlükten kaldırmaya ilişkin maddenin

gerekçesinde “Maddeyle, demokrasi ve hukuk

devleti ilkeleriyle bağdaşmayan, Anayasanın geçici 15 inci maddesi yürürlükten

kaldırılmaktadır” denilmiştir. Maddenin kaldırılması öncesinde kamu oyunda yapılan tartışmalarda darbenin ve darbecilerin

yargılanması, dönemin ve ilgililerin mahkum edilmesi, kamu görevlileri

tarafından işlenen suçların geçmişe dönük olarak yeniden soruşturulması ve

sorumluların yargılanması şeklinde özetlenebilecek, hukuki yönden tartışmalı

olsa da toplumsal talebe dayanan, çok güçlü beklentiler oluşmuştur. Ancak bu

konuda yapılanlar, Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya hakkında darbe suçundan

dolayı dava açmakla sınırlı kalmış, sanıkların vefatı üzerine ilk derece

mahkemesince verilen mahkumiyet kararları Yargıtay’ca

onanarak kesin hüküm haline gelemeden dava düşmüştür.

9. Geçici 15. maddenin suç işlemek konusunda dönemin kamu

görevlilerine bir imtiyaz sağlamadığı, işkence veya benzeri suçlarda

dokunulmazlık veya yargılanmazlık garantisi

vermediği, ayrıca zaman aşımını da durdurmadığı açıktır. Ancak Geçici 15.

madde, Milli Güvenlik Konseyi ile dönemin hükümetlerinin karar ve

tasarruflarını uygulayanlar hakkında yargı yolunu kapatmaktadır. Bu dönemin

kamu görevlilerinin bu dokunulmazlıktan yararlanmaları için Milli Güvenlik

Konseyinin veya hükümetin karar ve tasarruflarını uygulamış olmaları

gerekmektedir. Madde, bu nedenle, genel bir “cezasızlık

kültürünün” doğmasına yol açmıştır.

10. Türkiye Cumhuriyeti’nin bir hukuk devleti olduğu (Madde 2),

yaşama hakkı ve işkence yasağı (Madde 17), ceza sorumluluğunun şahsi olduğu

(Madde 38),kanunsuz emrin yerine getirilemeyeceği ve

konusu suç teşkil eden emri yerine getirenin sorumluluktan kurtulamayacağı

(Madde 137) gibi evrensel nitelikteki temel ilkeler de baştan beri Anayasada

yer almıştır.

11. Buna göre, 12 Eylül döneminde Milli Güvenlik Konseyinin veya

hükümetin karar ve tasarrufları bağlamında verilmiş olabilecek, konusu suç

teşkil eden herhangi bir emrin, bu kapsamda adam öldürme veya işkence yapma

emri veya talimatının, Geçici 15. madde kapsamında bir korumanın konusu

olamayacağı açıktır. Madde ile korunan ve ceza davasına da konu olamayacağı

belirtilen iş ve işlemler, yürütme erki kapsamında yerine getirilen, takdir

yetkisinin kullanımı kapsamındaki idari iş ve işlemler olup, “karar ve tasarruflar” tabirinin de başka türlü

anlaşılması mümkün değildir. Bu nedenle dönemin kamu görevlilerinin işlemiş

olabilecekleri adam öldürme veya işkence eylemleri tamamen bunların kişisel

suçlarıdır ve Geçici 15. madde kapsamında değildir. Esasen Milli Güvenlik

Konseyi başkan ve üyeleri veya dönemin hükümet mensupları hakkında işkence veya

adama öldürme emri verme iddiasıyla herhangi bir delil sunulmadığından, dava da

açılmadığından, o dönemde işkence yapan veya adam öldüren kamu görevlilerinin

Milli Güvenlik Konseyinin veya Hükümetin karar ve tasarrufları çerçevesinde

hareket ettikleri sübut bulmamıştır. Bu suçların kovuşturulmasına Geçici 15.

Madde değil, “cezasızlık kültürü”

engel olmuştur.

12. Açıklanan nedenlerle Geçici 15. maddenin dönemin işkence

suçları için bir yargı engeli teşkil ettiği söylenemeyeceği gibi, Geçici 15.

maddenin kaldırılmasının ceza hukukunun zamanaşımına ilişkin evrensel

kurallarına, hukuk güvenliği ve kesin hüküm kurumunun istikrarına tamamen

aykırı olarak, 12 Eylül 1980 sonrasında vuku bulmuş olayların yeniden

soruşturulması ve kovuşturulması şeklinde mağdurlar lehine bir hak

doğurmayacağını kabul etmek gerekir. Diğer bir deyişle, dönemin icraatları,

zamanaşımı, delillerin toplanması, soruşturma açılması veya takipsizlik kararı

verilmesi gibi hukuki iş ve işlemler yönünden, eylemin vuku bulduğu zamandaki

ceza hukuku kurallarına tabi olmaya devam etmektedirler. Bu durumda Devletin,

işlenmiş olabilecek işkence ve kötü muamele suçlarının faillerini cezalandırma imkanı ortadan kalkmıştır.

13. Etkin soruşturma yapılmadığı ve işkenceden

dolayı her hangi bir giderimin sağlanmadığı iddiasının

incelenmesi:

Hemen belirtmek gerekir

ki, olayda failler yönünden zamanaşımı bulunması, bir temel hak ihlali olarak

otuz yıl önce meydana gelen işkence eyleminin etkili soruşturma incelemesi

yönünden Anayasa Mahkemesinin yetkisi kapsamına girmediği anlamına

gelmemektedir.

14. Bu dosyada incelenenin, otuz yıldan fazla zaman önce vuku

bulan olayın maddi boyutu olmadığı açıktır. Öte yandan, bu döneme ait

soruşturmalarda tanıklar dinlenmemiş, gerçekleri ortaya çıkartmak için gereken

özen gösterilmemiş, adeta suçluların kayırılması ve olayın üstünün örtülmesi

için gayret sarf edilmiştir.Başka

bir ifadeyle, kamu gücünün tamamen keyfi davranması olgusundan söz edilebilir.

15. Etkili bir soruşturma yapılmayışının en açık göstergesi,

olay tarihindeki Türk Ceza Kanunu ve Ceza Muhakemesi Usul Kanunu hükümlerine

göre resen soruşturulması gereken bir suç olan işkence konusunda kamu

makamlarının, cumhuriyet savcılarının resen harekete geçmek şöyle dursun tam

bir isteksizlikle hareket etmeleri ve bunun yaygın ve sistematik bir adli

pratik haline gelmesidir.

16. Başvurucu 2010 yılında gerçekleştirilen ve 12 Eylül 2010

referandumuyla kabul edilen Anayasa değişiklikleri kapsamında Geçici 15. maddenin

kaldırılması üzerine ilk kez bir girişimde bulunmuştur. Başvurucu, Anayasa’nın

Geçici madde 15'inin kaldırılması sonucu 12 Eylül 1980 darbe döneminin

yargılanması için yeni ve farklı bir hukuki durum yaratıldığını düşünmekte

haksız değildir. Zira bu bağlamda:

a) 12 Eylül 1980 askeri müdahalesinin başı ve 7. Cumhurbaşkanı

Kenan EVREN ve komuta kademesi hakkında 8 Nisan 2011 tarihinde Ankara

Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma açılmış,

b) 10 Ocak2012 tarihinde iddianame Ankara 12. Ağır Ceza

Mahkemesince kabul edilmiş,

c) Mahkemenin 6 Nisan 2012 tarihli ara kararıyla:

- Başbakanlık, TBMM, CHP,

MHP, DİSK, HAK-İŞ gibi kurum ve kuruluşlar ile birlikte, gözaltında iken

kaybolan bazı kişilerin yakınlarının davaya müdahil olarak kabulüne,

-İşkence iddialarıyla ilgili suç duyurusunda bulunulmasına

karar verilmiştir.

17. Kenan EVREN’in, yargılamanın

Anayasaya aykırı olduğu iddiasıyla Anayasa Mahkemesine 13.2.2013 tarihinde

yaptığı Bireysel Başvuru, Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü’nün 25.6.2014

tarihli ve 2013/1276 sayılı kararı ile “başvuru

yollarının tüketilmemesi” nedeniyle reddedilmiştir.

18. Kenan EVREN ve Komuta Kademesinden hayatta olan diğer sanık

Tahsin ŞAHİNKAYA, yargılamayı yapan 12. Ağır Ceza Mahkemesinin kapatılması

üzerine davaya bakan Ankara 10. Ağır Ceza Mahkemesince 18.6.2014 günü açıklanan

kararla, müebbet hapse mahkum edilmişlerdir.

19. Karar sanıklarca temyiz edilmiş; ancak temyiz safhasında,

önce Kenan EVREN’in bilahare de Tahsin ŞAHİNKAYA’nın vefat etmeleri nedeniyle dava düşmüştür.

20. Sonuç olarak, Geçici 15. maddenin kaldırılması konusunda

toplumda ve siyasi partiler arasında tam bir oybirliği olmasının, siyaseten 12

Eylül darbe dönemiyle hukuki yollarla da hesaplaşılması yolunda kamuoyunda

güçlü beklentiler yaratılmasının da gösterdiği gibi, 12 Eylül darbe dönemi

suçlarına ilişkin genel olarak o dönemlerde etkili soruşturma yapılmadığı

hususunda tüm kamuoyunda ve devlet kurumlarında görüş birliği bulunmaktadır.

21. Olayda suçlular Devletin zamanında etkili soruşturma

yapmaması nedeniyle zamanaşımından yararlanmışlar ve cezasız kalmışlardır.

Resen soruşturulması gereken işkence suçunda zamanaşımı süresi doluncaya kadar

etkili hiçbir soruşturma yapılmamış olması karşısında, başvurucunun Anayasa’nın

17. maddesinde güvence altına alınan temel haklarının usuli

boyutunun ihlal edildiğini ve ihlalin başvuru tarihi itibariyle devam ettiğinin

kabulü gerekir

22. Bu nedenle, Başvurunun KABUL EDİLEBİLİRLİĞİNE karar

verilmelidir.

23. Başvurucunun bu güne kadar elde

edemediği giderimin nasıl sağlanabileceğine gelince, başka yolla giderim

sağlanması artık mümkün olmayan başvurucuya talebi doğrultusunda manevi

tazminat ödenmesi gerekir.

24. Başvurunun kabulü halinde, Türkiye’nin karanlık bir

dönemiyle yüzleşmesi, hukuk devletine yaraşır şekilde, başvurucu ve benzer

durumdaki diğer kişilerin mağduriyetlerinin giderilmesiyle geç de olsa

gerçekleştirilebilecekti. Başvurunun reddi, adil ve hakkaniyete uygun olan bu imkanın kaçırılmasına yol açmıştır. Bu nedenle hukuken

olduğu kadar yerindelik yönünden de doğru bulmadığım karara katılmamaktayım.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep

KÖMÜRCÜ

M. Emin KUZ

Raportör

:

Recep ÜNAL

Başvurucu

:

Alirıza

AKSOY

Üye Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/4836, 9 Mart 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. A. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiğine
  12. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  13. Karşıoy Gerekçesi
  14. Yıldırım
  15. Özgüldür
  16. Kömürcü
  17. M. Emin KUZ
  18. Aksoy
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/4836
Tarih
9 Mart 2016

İlgili Kararlar

  • Serpil Toros Başvurusu (B. No: 2013/6382)
  • Vahibe Yılmaz Başvurusu (B. No: 2013/5202)
  • Şehmus Özsubaşı Başvurusu (B. No: 2013/2582)
  • Mehmet Halit Gösteriş Başvurusu (B. No: 2013/3532)
  • Tasfiye Halinde Ss Çamlıkoru Konut Yapı Kooperatifi Başvurusu (B. No: 2013/7373)
  • İbrahim Kirkin ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/8141)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.