İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Genel Kurul

ANAYASA MAHKEMESİ · GENEL KURUL

KARAR

Şehmus Özsubaşı Başvurusu (B. No: 2013/2582)

1. Başvuru, vejetaryen olan bir hükümlünün protein

Başvuru No2013/2582Tarih3 Mart 2016Okuma35 dk · 6.985 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Genel Kurul Şehmus Özsubaşı Başvurusu

Karar tarihi
3 Mart 2016
Başvuru Numarası
2013/2582
RG Tarih ve Sayı
14/7/2016 - 29770
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.985 kelime·35 dk okuma·33 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, vejetaryen olan bir hükümlünün protein

ihtiyacının cezaevi koşullarında karşılanmamasının insan haysiyeti ile bağdaşmayan

muamele yasağını, vejetaryen olup olmadığının tespiti için devlet hastanesine

gönderilmesinin kişinin maddi ve manevi varlığının korunması hakkı ile

ayrımcılık yasağını ihlal ettiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 10/4/2013 tarihinde

Kırıkkale Cumhuriyet Başsavcılığı vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve

eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde belirlenen eksiklikler

tamamlatılmış ve başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Başvurucu, bireysel başvuru harç ve masraflarını

karşılama imkânının bulunmadığını belirterek adli yardım talebinde bulunmuştur.

4. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 21/11/2014

tarihinde, adli yardım talebinin kabulü ile başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından 26/12/2014

tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Başvuru konusu olay ve olgular 26/12/2014 tarihinde Bakanlığa bildirilmiştir. Bakanlık,

tanınan ek süre sonunda görüşünü 26/2/2015 tarihinde

Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

7. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş 10/3/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

8. İkinci Bölümün 7/1/2016

tarihinde yaptığı toplantıda, başvurunun niteliği itibarıyla Genel Kurul

tarafından karara bağlanması gerekli görüldüğünden Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 28. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca

Genel Kurula sevkine karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

9. Başvuru formu, ekleri ve Bakanlık görüşünde ifade

edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:

10. Başvurucu, başvuru tarihinde Kırıkkale F Tipi Yüksek

Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olarak bulunmaktadır.

11. Başvurucu, cezası infaz edilirken Cezaevi idaresine

başvurarak et ve türevlerinden oluşan besin maddelerinden hiçbirini yemediğini

belirtmiş ve protein ihtiyacının dış kantin aracılığıyla karşılanmasını talep

etmiştir.

12. Başvurucunun talebi, Kırıkkale F Tipi Yüksek Güvenlikli

Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü İdare ve Gözlem Kurulunun 15/1/2013

tarihli ve 2013/16 sayılı kararı ile 17/6/2015 tarihli ve 25848 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Ceza İnfaz Kurumlarında

Bulundurulabilecek Eşya ve Maddeler Hakkında Yönetmelik'in 4. maddesi gerekçe

gösterilerek reddedilmiştir. Gerekçede şu hususlar belirtilmiştir:

“… kantinde yumurta satışı

yapılmadığından, ayrıca et ve et ürünleri yemeyenler için kurum mutfağında ayrı

yemek çıkarıldığından ve haftada 2 kez kahvaltıda yumurta verildiğinden

hükümlünün talebi yerinde görülmemiştir.”

13. Başvurucu, İdare ve Gözlem Kurulunun ret kararına karşı

Kırıkkale İnfaz Hâkimliğine itirazda bulunmuştur. Başvurucunun 28/1/2013 tarihli itiraz dilekçesi şöyledir:

“Ben et ve türevleri olan hiçbir şey yemiyorum. Bunu cezaevi

ve doktoru da bilmektedir. Zaten bundan dolayı defalarca protein ihtiyacının

karşılanması için mantar ve yumurtanın getirilip kantinde satılmasını istedim.

Bu talebim kabul görmeyince dış kantin aracığıyla kendi paramla almak

istediğimi bildirdim. Bu istemim de haftada iki kez tüm mahkumlara

verilenin yeterli olduğu ve kantinde satılmadığından kabul edilmemiştir.

Mevcut haliyle hiçbir şekilde protein ihtiyacımı

karşılayamıyorum. Bu durum sağlığımı da bozmaktadır. Yönetmelikte dini

düşüncesi ya da sağlığının el verdiği yiyeceklerin verilmesini öngörmektedir.

Sırf cezaevi kantininde satılmadığı için yumurta almama

engel olunuyor. Oysa domates, biber vb. şeyler de cezaevi kantininde satılmıyor,

ama her hafta sebzelerimizi müdürlük nezaretinde dışarıdan alıyoruz. Özellikle

yumurtaya engel konulmasının hiçbir mantıklı açıklaması olamaz.

Özel ya da lüks bir talepte bulunmuyorum. Sadece vücut ve

sağlık ihtiyacı olan proteinin temini için yumurta alınmasını istiyorum.

Talebin kabul edilmemesi hukuka da aykırıdır. Beslenme ihtiyacım engelleniyor

dolayısıyla sağlığımın bozulmasına neden olunuyor.

Sonuç-Talep

Protein ihtiyacımı karşılayabilmem için ya iç kantine

yumurta getirilip satılması ya da dış kantinden alınması için idare gözlem

kurulunun kararlarının iptal edilmesini istiyorum.”

14. İtirazı inceleyen İnfaz Hâkimliği 4/2/2013

tarihli kararıyla İdare ve Gözlem Kurulu kararının kanuna uygun olduğunu

değerlendirerek itirazı reddetmiştir.

15. Başvurucu anılan karara Kırıkkale Ağır Ceza Mahkemesine

itirazda bulunmuştur. 21/2/2013 tarihli itiraz

dilekçesi şöyledir:

“Hem cezaevi müdürlüğüne hem de infaz hakimliğine

yazdığım dilekçede yeterli düzeyde beslenemediğimi belirtmiş ve gerekçelerimi

izah etmiştim.

Oysa infaz hakimliği sadece cezaevi

müdürlüğünün belirttiği maddeye bile baksaydı talebimin yasalara aykırı

olmadığını görürdü. Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un

(5275) “Hükümlünün Beslenmesi” altında yapılan düzenlemede “… dini ve kültürel gerekleri göz önünde tutularak besin

verilir ve içme suyu sağlanır” denmekte.

Yine “Hasta hükümlüye kurum hekiminin belirleyeceği besinler

verilir” hükmü bulunmaktadır.

Ben et ve hiçbir türevini yemiyorum. Dolayısıyla yeterli bir

besin alma durumum da yok. Sağlık açısından protein alımı zorunludur. Bundan

dolayı kantinden yumurta, mantar vb. satılmasını istedim. Kabul edilmeyince dış

kantin aracılığıyla kendi paramla almayı talep ettim. Bu da kabul edilmedi.

Cezaevi müdürlüğü haftada iki kez yumurtayı tüm mahkumlara veriyor. Diğer alınan besinlerle bu öteki mahkumlar için yeterli olabilir. Ama yukarıda belirttiğim

gibi ben et ve hiçbir türevini yemiyorum. Bir şekilde ihtiyacımı karşılamak

durumundayım. Cezaevi bu ihtiyacımı karşılamadığı için ücretini ödeyerek kendim

karşılamak istiyorum. Talebim budur.

İnfaz hakimliği 5275 sayılı kanunun

“yeterli beslenme” hükmüne dahi uymadan karar vermiştir. Herkesi et yemeye

zorlamak kültürel gerekleri göz önünde bulundurmamak bir insan hakları

ihlalidir. Bu uygulama kanunların tanımadığı keyfi bir cezalandırma ve

eziyettir.”

16. İtirazı değerlendiren Mahkeme 6/3/2013

tarihli ve 2013/245 Değişik İş sayılı kararıyla başvurucunun itirazını kabul

etmiş ve başvurucunun “tam teşekküllü bir

devlet hastanesine sevk edilerek et ve türevlerini yiyip yiyemediği hususunda

rapor aldırılarak et ve türevlerini yiyemediğinin raporla tespit edilmesi

halinde hükümlünün protein ihtiyacının karşılanması amacıyla parasının hükümlü

tarafından karşılanmak üzere iç ya da dış kantin aracılığıyla hükümlüye yumurta

temin edilip verilmesine” karar vermiştir. Karar başvurucuya 11/3/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

17. Mahkemenin anılan kararı gereğince başvurucu, Kırıkkale

Yüksek İhtisas Hastanesine sevk edilmiş ve hazırlanan 12/3/2013

tarihli raporda başvurucunun et ve et ürünleri yemesinde tıbben sakınca

olmadığı belirtilmiştir.

18. Başvurucu 10/4/2013 tarihinde

bireysel başvuruda bulunmuştur.

19. Ceza İnfaz Kurumu tarafından Bakanlık görüşü için

hazırlanan 19/2/2015 tarihli ve 1727 sayılı bilgi

notunda başvurucunun durumuna ilişkin verilen bilgi şöyledir:

“Kurumumuzda hükümlü olarak bulunan Şehmus

Özsubaşı içerisinde kırmızı et bulunan yemekleri

yemediğini beyan etmiş, bu nedenle içerisinde kırmızı et bulunan yemek

çıktığında yemeğin etsiz olarak verildiği (Örn: Etli

patates yemeği yerine patates yemeğinin etsiz olarak verildiği), sadece et

yemeği yerine ise haşlanmış yumurta, haşlanmış patates, domates, biber gibi

gıda maddeleri verildiği (Örn: Köfte yerine haşlanmış

yumurta, biber, domates vb.) tavuk ve balık yemeklerini yediği tespit

edilmiştir.

Hükümlüye 15/1/2013 tarihinden önce

diyet ve vejetaryen yemekleri haftalık tabelasına göre verilmektedir, ayrıca

tutanak tanzim edilmemektedir.”

20. Ceza İnfaz Kurumunun Bakanlık aracılığıyla Mahkememize

sunduğu 8/1/2013 ile 14/1/2013 tarihleri arasındaki

haftalık yemek listesinde “vegan”

ve “vejetaryen” hükümlülere

yönelik ayrı bir menü belirlendiği görülmüştür.

B. İlgili Hukuk

21. 16/5/2001 tarihli ve 4675 sayılı İnfaz

Hâkimliği Kanunu'nun 4. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“İnfaz hakimliklerinin görevleri

şunlardır:

1. Hükümlü ve tutukluların ceza infaz kurumları ve

tutukevlerine kabul edilmeleri, yerleştirilmeleri, barındırılmaları,

ısıtılmaları ve giydirilmeleri, beslenmeleri, temizliklerinin sağlanması,

bedensel ve ruhsal sağlıklarının korunması amacıyla muayene ve tedavilerinin

yaptırılması, dışarıyla ilişkileri, çalıştırılmaları gibi işlem veya

faaliyetlere ilişkin şikayetleri incelemek ve karara

bağlamak.”

22. 4675 sayılı Kanun’un 6. maddesinin ikinci, beşinci ve son

fıkraları şöyledir:

“…

Şikayet başvurusu üzerine infaz hakimi,

duruşma yapmaksızın dosya üzerinden bir hafta içinde karar verir; ancak, gerek

gördüğünde karar vermeden önce şikayet konusu işlem veya faaliyet hakkında

resen araştırma yapabilir ve ilgililerden bilgi ve belge isteyebilir; ayrıca

ceza infaz kurumu ve tutukevi ile ilgili Cumhuriyet savcısının da yazılı

görüşünü alır. (Ek cümle: 22/07/2010-6008 S.K/5.md.)

Disiplin cezasına karşı yapılan şikâyet üzerine infaz hâkimi, hükümlü veya

tutuklunun savunmasını aldıktan ve talep edilen diğer delilleri toplayıp

değerlendirdikten sonra kararını verir. (Ek cümle: 22/07/2010-6008

S.K/5.md.) Hükümlü veya tutuklu, savunmasını, hazır bulunmak ve vekaletnamesini

ibraz etmek koşuluyla avukatıyla birlikte veya avukatı aracılığıyla yapabilir.

(Ek cümle: 22/07/2010-6008 S.K/5.md.) İnfaz hâkimi

gerekli görmesi durumunda hükümlü veya tutuklunun savunmasını ceza infaz

kurumunda da alabilir.

…

İnfaz hakiminin kararlarına karşı

şikayetçi veya ilgili Cumhuriyet savcısı tarafından, tebliğden itibaren bir

hafta içinde Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu hükümlerine göre acele itiraz yoluna

gidilebilir.

…

İtiraz, infaz hakimliğinin

kurulduğu yer ağır ceza mahkemesine, ağır ceza mahkemesinin birden fazla

dairesinin bulunması halinde (2) numaralı daireye yapılır. İnfaz hakimi aynı zamanda bu mahkemenin üyesi olduğu takdirde

itirazla ilgili karara katılamaz.”

23. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza

Muhakemesi Kanunu'nun 268. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Hâkim veya mahkeme kararına karşı itiraz, kanunun

ayrıca hüküm koymadığı hâllerde 35 inci Maddeye göre ilgililerin kararı

öğrendiği günden itibaren yedi gün içinde kararı veren mercie verilecek bir

dilekçe veya tutanağa geçirilmek koşulu ile zabıt kâtibine beyanda bulunmak

suretiyle yapılır. Tutanakla tespit edilen beyanı ve imzayı mahkeme başkanı

veya hâkim onaylar. 263 üncü Madde hükmü saklıdır.

(2) Kararına itiraz edilen hâkim veya mahkeme, itirazı

yerinde görürse kararını düzeltir; yerinde görmezse en çok üç gün içinde,

itirazı incelemeye yetkili olan mercie gönderir.

24. 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve

Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un “Hükümlünün beslenmesi” başlıklı 72. maddesi şöyledir:

“(1) Hükümlüye Adalet ve Sağlık Bakanlıklarınca birlikte

belirlenecek kalori esasına göre, sağlıklı ve güçlü kalması için nitelik ve

nicelik olarak besleyici, sağlık koşullarına uygun, makul çeşitlilikte, yaş,

sağlık, çalıştığı işin özelliği, dinî ve kültürel gerekleri göz önünde

tutularak besin verilir ve içme suyu sağlanır.

(2) Hükümlü, kendisine verilen günlük besin ve ihtiyaç

maddeleri dışındaki ihtiyaçlarını kurum kantininden sağlayabilir. Kantini

bulunmayan kurumlarda, bu maddeler, idarenin izin ve kontrolü altında dışarıdan

sağlanabilir.

(3) Hasta hükümlüye, kurum hekiminin belirleyeceği besinler

verilir.”

25. 20/3/2006 tarihli ve 10218 sayılı Ceza İnfaz

Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük’ün (Tüzük) 77. maddesi şöyledir:

“(1) Hükümlülerin beslenmesinde, 5275 sayılı Kanunun 72’nci

maddesinde belirtilen hükümler uygulanır.

(2) Hükümlülerin beslenmesine ilişkin esas ve usuller

yönetmelikle gösterilir.”

26. 26/10/2005 tarihli ve 25978 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Hükümlü ve

Tutuklular ile Ceza İnfaz Kurumları Personelinin İaşe Yönetmeliği’nin (Yönetmelik)

9. maddesi şöyledir:

“(1) Hasta hükümlü ve tutukluya, diyetisyen veya hekimlerin

belirleyeceği besinler verilir.

(2) İnancı gereği veya vegan,

vejetaryen türü özel bir beslenme şekline sahip hükümlü ve tutukluların

talepleri, iaşe miktarı ile sınırlı kalmak üzere karşılanır.

(3) Eğitim merkezlerinde de bu uygulama yapılır.”

27. 17/6/2005 tarihli ve 25848 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Ceza İnfaz

Kurumlarında Bulundurulabilecek Eşya ve Maddeler Hakkında Yönetmelik'in 4.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Koğuş, oda ve eklentilerinde kantinden temin edilebilen

sebze, meyve ve diğer gıda maddeleri bulunabilir.”

C. Uluslararası Belgeler

28. 11/1/2006 tarihli Avrupa Konseyi Bakanlar

Komitesinin Üye Devletlere Avrupa Cezaevi Kuralları Hakkında Rec (2006) 2 Sayılı Tavsiye Kararı’nın (Avrupa Cezaevi

Kuralları) “Beslenme” başlıklı

bölümü şöyledir:

“1. Mahpuslara, yaşlarını, sağlıklarını, fiziki koşullarını,

dinlerini, kültürlerini ve çalıştıkları işin özelliğini hesaba katan besleyici

gıdalar temin edilmelidir.

2. Asgari enerji ve protein miktarı da dâhil olmak üzere

besleyici bir gıdanın gerekleri ulusal mevzuatta düzenlenmelidir.

3. Yiyecekler hijyenik olarak

hazırlanmalı ve dağıtılmalıdır.

4. Mahpuslara makul aralıklarla günde üç öğün yemek

verilmelidir.

5. Mahpuslar temiz içme suyuna her zaman ulaşabilmelidir.

6. Pratisyen hekim veya nitelikli bir hemşire tıbbi

sebeplerle özel bir mahpusun beslenmesinde değişiklik yapmalıdır.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

29. Mahkemenin 3/3/2016 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

30. Başvurucu; vejetaryen olmasından dolayı et ve

türevlerinden oluşan besin maddelerinden hiçbirini yiyemediğini, protein

ihtiyacının cezaevi koşullarında karşılanmadığından bu ihtiyacının karşılanması

için cezaevi idaresine başvurduğunu, başvurusunun reddedildiğini, buna ilişkin

itirazın Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilmesine rağmen kendisinin onur

kırıcı bir şekilde vejetaryen olmasının hastalık olarak değerlendirilmek

suretiyle vejetaryen olup olmadığının tespiti için hastaneye sevk edildiğini,

et yiyenler için uygulanmayan bir usulün kendisine uygulandığını belirterek

Anayasa'nın 10., 17. ile 25. maddelerinde düzenlenen

eşitlik ilkesi, insan haysiyeti ile bağdaşmayan muamele yasağı ile düşünce ve

kanaat hürriyetinin ihlal edildiğini ileri sürmüş ve tazminat talebinde

bulunmuştur.

B. Değerlendirme

31. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde başvurucunun

şikâyetleri insan haysiyeti ile bağdaşmayan muamele yasağı ve din ve vicdan

hürriyetine ilişkindir. Başvurucunun yeterli protein alamadığına ve kendisine

ek besin verilmesinin reddedilmesine yönelik iddialarının cezaevinde uygun

sağlık şartlarının sağlanması bakımından insan haysiyeti ile bağdaşmayan

muamele yasağı kapsamında incelenmesi gerektiği açıktır. Öte yandan

başvurucunun vejetaryen olup olmadığının tespiti için Mahkeme kararıyla

hastaneye gönderilmesinin din ve vicdan hürriyeti kapsamında olup olmadığının

belirlenmesi gerekmektedir.

32. Bakanlık görüşünde başvurucunun din ve vicdan hürriyeti

temelindeki iddialarının kabul edilebilirliğine ilişkin olarak değerlendirme

yapılmamıştır. Bakanlık tarafından esasa ilişkin görüş sunulmuştur.

33. Anayasa'nın 24. maddesinin birinci fıkrasında yer alan

"vicdan", "dinî inanç" ve "kanaat" kavramlarının tanımlanmasının

zor olduğu açıktır. Bu zorluk sebebiyle kapsamlı bir tanım yapmak yerine bir

davranışın Anayasa'nın 24. maddesinin koruma alanında kalıp kalmadığı her somut

olayın koşullarına göre değerlendirilmelidir. Bununla birlikte bir inanç veya

kanaatin anılan koruma kapsamında olabilmesi için mutlak olarak dinî nitelikte

olması gerektiği söylenemez. Anayasa’nın 24. maddesi, dinî nitelikte olsun ya

da olmasın bir inancın ve bu inancın bir tezahürü olan kanaatin sonucu ortaya

konan değerleri koruma altına alır.

34. Ancak bu kabul; bir din, inanç ya da kanaatten

kaynaklanan veya esinlenilen her türlü davranışı koruma gerekliliği olarak

değerlendirilemez. Bu korumadan yararlanabilmek için ortaya

konulan din, inanç veya kanaatin yeterli derecede ikna ediciliğe, ciddiyete,

tutarlılığa ve etkiye ulaşan bir inanç olması gerekmektedir (Benzer yönde

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararları için bkz. Campbell ve Cosans/Birleşik

Krallık, B. No: 7511/76;

7743/76, 25/2/1982, § 36; Pretty/Birleşik Krallık, B. No: 2346/02, 29/4/2002, § 82; Das Universelle Leben Aller Kulturen

Weltweit E.V./Almanya (k.k.),

B. No: 60369/11, 17/10/2015, § 33).

35. Bu bağlamda bir inanç veya kanaatin din ve vicdan

hürriyeti kapsamında kabul edilebilmesi için ilk olarak bireyin vicdani bir

mesele veya dinî bir itikat olarak korunan bir inanç veya kanaat temelinde

hareket edip etmediğinin, ikinci olarak ise başvurucunun asıl davranışının

korunması gereken inanç veya kanaatlerinin bir dışa vurumu olup olmadığının

değerlendirilmesi gerekir (Skugar ve diğerleri/Rusya (k.k.),

B. No: 40010/04, 3/12/2009). Öte yandan inanç

özgürlüğü, kişinin inançlarını veya kanaatlerini içinde yaşamasını değil; bu

inanç ve kanaatlerinin dışa vurumu olan yaşam tarzını da koruma altına alır. Bu

koruma mutlak olmamakla birlikte ibadet olarak kabul edilecek durumlarda daha

geniş yorumlanmalıdır.

36. Öte

yandan bir yaşam tarzının veya davranışın din ve vicdan hürriyeti kapsamında

değerlendirilebilmesi için bahse konu davranışın din, inanç veya kanaatle

samimi bir bağlantısı olması gerekir. Davranış, din veya inancın genel kabul

görmüş pratik uygulaması şeklinde belirlenen ibadet veya dinî vecibelerin bir

yansıması olmalıdır. Ancak din veya inancın dışa vurumu, belirli bazı

davranışlarla sınırlanamaz. Davranış ve bahse konu inanç arasındaki yeterli

yakınlığın ve bağlantının varlığı, her olayın kendi şartları içinde

belirlenmesini zorunlu kılar.

37. Somut olayda başvurucu, başvuru formunda ve itiraz

dilekçelerinde vejetaryen olmasının neden kaynaklandığına yönelik ayrı bir

beyanda bulunmamış ve herhangi bir inanç temelinde de bir açıklama

getirmemiştir. Bununla birlikte başvurucunun herhangi bir beslenme tercihi veya

sağlık sorunları dışında dinî inancı veya dinî olmayan nedenlerle

vejetaryenliği benimsediğini belirleyebilecek bir hususa da rastlanmamıştır.

Başvurucunun vejetaryen olduğunu beyan ederek et ve türevlerini yememesinin, iç

dünyasının bir dışa vurumu olarak kabul etmek mümkün ise de vejetaryenliğinin

Anayasa’nın 24. maddesi kapsamında korunması gereken bir dinî veya din dışı

inanç veya kanaate dayalı olup olmadığı başvurusundan anlaşılamamaktadır.

Vejetaryenlik dinsel, ahlaki ve beslenmeye ilişkin nedenlere dayanan bir durum

olabilir. Ancak vejetaryenliğin Anayasa’nın 24. maddesi kapsamında ileri

sürülebilmesi ve korunabilmesi için en azından bir inancın motivesi veya etkisi

ile yapılmasının ortaya konması gereklidir. Başvurucunun, cezaevi idaresine

yaptığı başvuru ve daha sonrasında yargı mercilerinde dile getirdiği

itirazlarında vejetaryenlik tercihinin neden kaynaklandığını ortaya koymaması

nedeniyle herhangi bir dine veya din dışı bir inanca dayalı referans ortaya

konmadan korunması talep edilen vejetaryenliğin Anayasa’nın 24. maddesi

kapsamında ele alınabilmesi mümkün değildir.

Zühtü ARSLAN, Engin

YILDIRIM, Recep KÖMÜRCÜ, Celal Mümtaz AKINCI, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Hasan

Tahsin GÖKCAN ve Rıdvan GÜLEÇ bu görüşe katılmamışlardır.

38. Öte yandan başvurucu, İdare ve Gözlem Kurulu kararına

karşı İnfaz Hâkimliğine yaptığı itirazda “Mevcut

haliyle hiçbir şekilde protein ihtiyacımı karşılayamıyorum. Bu durum sağlığımı

da bozmaktadır. Yönetmelikte dini düşüncesi ya da sağlığının el verdiği

yiyeceklerin verilmesini öngörmektedir.” şeklinde şikâyetini

belirtmiştir. Ayrıca Ağır Ceza Mahkemesine yaptığı itirazda ise “Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında

Kanun’un (5275) “Hükümlünün Beslenmesi” altında yapılan düzenlemede “… dini ve kültürel gerekleri göz önüne tutularak besin verilir

ve içme suyu sağlanır.” şeklinde hüküm olduğunu hatırlatmıştır.

Başvurucunun ileri sürdüğü mevzuat hükümleri ile vejetaryenliğin bir yaşam

tarzı olarak kişinin kendini tanımlamadaki önemi bir bütün olarak dikkate

alındığında vejetaryenliğin korunması gereken bir yaşam tarzı olduğu

yadsınamaz. Bu kapsamda başvurucunun beslenmeye ilişkin bir tercihini

yansıttığı kabul edilen vejetaryenliğin Anayasa’nın 17. maddesinin birinci

fıkrası kapsamında kişinin maddi ve manevi varlığın korunması hakkı kapsamında

değerlendirilmesi gerekir.

39. Açıklanan nedenlerle başvurucunun iddialarının Anayasa’nın

17. maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenen insan haysiyeti ile bağdaşmayan

muamele yasağı, Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrası kapsamında kişinin

maddi ve manevi varlığının korunması hakkı ile Anayasa’nın 10. maddesinde

korunan eşitlik ilkesi kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

a. İnsan Haysiyeti İle Bağdaşmayan Muamele

Yasağı Yönünden

40. Başvurucu, vejetaryen olmasından dolayı protein

ihtiyacının karşılanması için ek besin maddeleri verilmesi isteğinin

reddedilmesinin insan haysiyeti ile bağdaşmayan muamele yasağını ihlal ettiğini

ileri sürmüştür.

41. Bakanlık görüş yazısında, AİHM

kararlarına atıfta bulunarak cezaevi sistemindeki kaynakların ilke olarak

sınırlı olduğunu ve cezaevinde verilen diyet yiyeceklerin her zaman başvuranın

hoşuna gidecek türden olmayabileceğinin kabul edildiğini, bu tür meselelerde

esas olanın başvurucu açısından sağlık durumunu önemli ölçüde ve doğal seyrinin

ötesinde kötüleştiren bir beslenmenin veya sağlık hizmetinin yeterli olup

olmadığının olduğu belirtmiştir. Bu bağlamda Bakanlık, somut olayda başvurucunun Kırıkkale

F Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda tutulduğu sırada protein ihtiyacını

karşılayamaması nedeniyle sağlık durumunun kötüye gittiğine ilişkin bir sağlık

raporu bulunmadığını hatırlatmıştır.

42. Anayasa'nın 17. maddesi şöyledir:

"Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkına sahiptir.

...

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan

haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.

..."

43. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "İşkence yasağı" başlıklı 3. maddesi

şöyledir:

"Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı

ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz."

44. Demokratik toplumların en temel değerlerinden biri olarak

herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı Anayasa'nın 17.

maddesinde güvence altına alınmıştır. Anılan maddenin birinci fıkrasında insan

onurunun korunması amaçlanmıştır. Üçüncü fıkrasında da kimseye "işkence" ve "eziyet" yapılamayacağı,

kimsenin "insan haysiyetiyle

bağdaşmayan" ceza veya muameleye tabi tutulamayacağı yasağına

yer verilmiştir (Cezmi Demir ve diğerleri,

B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 80).

45. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasındaki "Kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya

muameleye tabi tutulamaz." şeklindeki kural, hükümlü ve

tutuklulara yönelik uygulamalar için de geçerlidir. Bu husus,

5275 sayılı Kanun'un "İnfazda temel

ilke" başlıklı 2. maddesinin (2) numaralı fıkrasında "Ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazında

zalimane, insanlık dışı, aşağılayıcı ve onur kırıcı davranışlarda

bulunulamaz." ve yine Kanun'un 6. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının (b) bendinde "Hürriyeti

bağlayıcı cezanın zorunlu kıldığı hürriyetten yoksunluk, insan onuruna saygının

korunmasını sağlayan maddî ve manevî koşullar altında çektirilir."

şeklinde düzenleme ile açıkça vurgulanmıştır. Dolayısıyla verilen bir

mahkûmiyet veya tutuklama kararının infazında mahkûmlar için sağlanacak şartlar

insan onuruna saygıyı koruyacak nitelikte olmalıdır (Turan Günana, B. No: 2013/3550, 19/11/2014, § 36).

46. AİHM, Sözleşme'nin 3. maddesi çerçevesinde cezaevinde

tutulma koşullarını değerlendirirken başvurucular tarafından yapılan somut

olaylara ilişkin iddialarla birlikte koşulların bir bütün olarak gözetilmesi

gerektiğini belirtmiştir (Dougoz/Yunanistan, B.

No: 40907/98, 6/3/2001,

§ 46). Bu kapsamda, cezaevinde alınan önlemlerin şiddeti,

amacı ve bireyler için sonuçları birlikte değerlendirilmelidir (Van der Ven/Hollanda,

B. No: 50901/99, 4/2/2003, §

51).

47. Anayasa'nın 17. maddesi, cezaevinde tutulan bir hükümlü

veya tutuklunun içinde bulunduğu şartların insan onuruna yakışır bir şekilde

olmasını koruma altına alır. İnfazın yöntemi ve infaz sürecindeki

davranışların, mahkûmları özgürlükten mahrum kalmanın doğal sonucu olan

kaçınılmaz elem seviyesinden daha fazla sıkıntılı veya eziyetli bir duruma

sokmaması gerekir. Cezaevinde tutulmanın pratik gerekleri çerçevesinde

mahkûmların sağlık ve esenlikleri gibi hususların yeterli bir şekilde güvence

altına alınması ve mahkûmlara gerekli tıbbi yardım sağlanması da insan onuruna

yakışır şartların sağlanması için gereklidir (Piechowicz/Polonya, B. No: 20071/07, 17/4/2012, § 162). Dolayısıyla uygun sağlık hizmetinin

sağlanmayışı veya daha genel olarak hasta bir hükümlü veya tutuklunun uygun

olmayan şartlarda tutulması Anayasa’nın 17. maddesi kapsamında kötü muamele

teşkil edebilir (Benzer yönde AİHM kararları için bkz. Gülay Çetin/Türkiye, B. No: 44084/10, 5/3/2013, § 101). Bu bağlamda hükümlü ve tutukluların

sağlığı göz önünde bulundurmak suretiyle cezaevlerinde uygun beslenmenin

sağlanmasının da Anayasa’nın 17. maddesi kapsamında kamu otoritelerinin pozitif

bir yükümlülüğü olduğu kabul edilmelidir (Benzer yönde

AİHM kararları için bkz. Moisejevs/Litvanya,

B. No: 64846/01, 15/6/2006, § 78). Nitekim 5275 sayılı

Kanun’un 72. maddesi, Tüzük’ün 77. maddesi ve Hükümlü

ve Tutuklular ile Yönetmelik’in 9. maddesinin hükümlü ve tutukluların

beslenmesi kapsamında ilgili kamu otoritelerine pozitif yükümlülük yüklediği

açıktır (§ 22-25).

48. Öte yandan bir muamelenin Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasının kapsamına girebilmesi için asgari bir ağırlık derecesine ulaşmış

olması gerekmektedir. Bu asgari eşik göreceli olup her olayda asgari eşiğin

aşılıp aşılmadığı somut olayın özellikleri dikkate alınarak

değerlendirilmelidir. Bu bağlamda muamelenin süresi, fiziksel ve ruhsal

etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi faktörler önem

taşımaktadır (Tahir Canan, B. No:

2012/969, 18/9/2013, § 23). Değerlendirmeye alınacak

bu unsurlara muamelenin amacı ve kastı ile ardındaki saik de eklenebilir

(Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Aksoy/Türkiye,

B. No: 21987/93, 18/12/1996, § 64; Eğmez/Kıbrıs, B. No: 30873/96, 21/12/2000,

§ 78; Krastanov/Bulgaristan, B. No: 50222/99, 30/9/2004,

§ 53).

49. Başvuru konusu olaya ilişkin olarak başvurucu, et ve

türevlerinden oluşan besin maddelerinden hiçbirini yiyemediğinden protein

ihtiyacını yeterli düzeyde karşılayamadığı gerekçesi ile cezaevi kantininde

yumurta veya mantar gibi besin maddelerinin temin edilmesini talep etmiştir.

Başvurucunun talepleri cezaevi idaresi tarafından reddedilmiştir. Cezaevi

idaresi, başvurucu için ayrı yemek çıkarıldığını, ayrıca başvurucuya haftada

iki gün yumurta verildiğini belirtmiştir (§ 11). Başvurucu, karara yaptığı

itirazda kendisine ayrı bir menü verilmediğini ileri sürmemiş ve sebze

ihtiyaçlarının da kantin vasıtasıyla temin edildiğini belirtmiştir. Dolayısıyla

başvurucunun beslenmesi değerlendirilirken tercihleri dikkate alınmıştır.

Bununla birlikte başvurucu, protein yetersizliğinden kaynaklanan bir sağlık

sıkıntısından da bahsetmemiştir. Protein yetersizliği başvurucunun kendi

değerlendirmesine dayanmaktadır ve başvurucu, bu değerlendirme dışında yaşadığı

bir rahatsızlıktan veya buna ilişkin bir tedavi talebinden bahsetmemiştir (§§

12, 14).

50. Başvurucunun protein yetersizliği nedeniyle sağlık

sıkıntıları yaşadığına dair iddiaları değerlendirilirken başvurucu, sağlığının

kötüleşmesine neden olan bir durum veya kendisinde büyük sıkıntı ya da endişeye

yol açtığını gösteren herhangi bir delil ortaya koymamıştır. Bakanlığın sunduğu

belgeler kapsamında başvurucu gibi vejetaryen olan hükümlü ve tutuklular için

ayrı bir menü hazırlandığı da açıktır. Dolayısıyla somut olayda başvurucunun cezaevinde

tutulduğu sırada başvurucuya tıbbi yardımın sağlanmadığı, bu dönemde sağlık

durumunun önemli ölçüde ve doğal seyrinin ötesinde kötüleştiği veya sağlık

hizmetinin yetersizliği nedeniyle başvurucunun büyük sıkıntı çektiği sonucuna

varmak için hiçbir dayanak bulunamamıştır.

51. Öte yandan başvurucunun bulunduğu Kırıkkale F Tipi Yüksek

Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda vejetaryenler için özel bir menü de

çıkarılmaktadır. Nitekim başvurucunun protein ihtiyacının karşılanması için

kantinde yumurta bulunması talebi de kendisine vejetaryen menü ve haftada iki

kez yumurta verilmesi sebebiyle reddedilmiştir. Başvurucunun protein

yetersizliğinden sağlık sorunları yaşadığına dair somut bir veri de

bulunmamaktadır. Cezaevi idaresi, vejetaryen olan hükümlü ve tutuklular

açısından ayrıca kantinde de alternatifler sunmaktadır. Nitekim cezaevi,

kantininde sebze ve meyve satarak vejetaryenler için imkân da tanımaktadır.

Dolayısıyla vejetaryen başvurucunun beslenme tercihi çerçevesinde gerekli olan

menü cezaevi tarafından sağlanmaktadır.

52. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun insan haysiyeti ile

bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiğine dair iddiasının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Maddi ve Manevi Varlığın Korunması Hakkı

Yönünden

53. Başvurucunun, vejetaryen olup olmadığının tespiti için

Mahkeme kararıyla hastaneye sevki sebebiyle maddi ve manevi varlığın korunması

hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetleri açıkça dayanaktan yoksun

değildir. Ayrıca başka bir kabul edilemezlik nedeni de bulunmadığı için

başvurunun bu şikâyetlere ilişkin kısmının kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi gerekir.

c. Eşitlik İlkesi

Yönünden

54. Başvuru konusu olayda başvurucunun kendine ayrımcılık

yapıldığına dair iddiaları, vejetaryen olup olmadığına yönelik rapor

aldırılması ile ilgili iddialarının incelenmesi neticesinde yeterli bir şekilde

değerlendirilmiştir. Bu bağlamda başvurucunun eşitlik ilkesine yönelik

iddialarının ayrı olarak incelenmesi gerekli görülmemiştir.

2. Esas

Yönünden

55. Başvurucu, vejetaryen olup olmadığına dair Mahkeme

kararıyla rapor aldırılmasının maddi ve manevi varlığın korunması hakkını ihlal

ettiğini ileri sürmüştür.

56. Bakanlık görüşünde, AİHM’in

vejetaryenlik hususunda verdiği kararlara atıfta bulunulmuş ve başvuru konusu

olayda içinde et bulunan yemeklerin vejetaryen olduğunu beyan eden

hükümlü/tutuklulara özel olarak etsiz hazırlanıp Cezaevi yönetimi tarafından

sunulduğunu, ayrıca et yemekleri yerine iaşe miktarı sınırları içinde kendi

beslenmelerine uygun yiyecekler verildiği belirtilmiştir.

57. Anayasa'nın "Kişinin

dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı" kenar başlıklı 17.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkına sahiptir."

58. Sözleşme’nin "Özel

ve aile hayatına saygı hakkı" kenar başlıklı 8. maddesi

şöyledir:

"(1) Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve

yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.

(2) Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi,

ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal

güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç

işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve

özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu

olabilir."

59. Kişinin bireyselliğinin yani bir kişiyi diğerlerinden

ayıran ve onu bireyselleştiren niteliklerin hukuken tanınması ve bu unsurların

güvence altına alınması son derece önemlidir. Birçok uluslararası insan hakları

belgesinde "kişiliğin serbestçe geliştirilmesi" kavramına yer

verilmekle beraber Sözleşme kapsamında bu kavrama açıkça işaret edilmediği

görülmektedir (Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013,

§ 27).

60. Anayasa'nın 17. maddesinin birinci

fıkrasında, herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına

sahip olduğu belirtilmekte olup bu düzenlemede yer verilen maddi ve manevi

varlığı koruma ve geliştirme hakkı, Sözleşme'nin 8. maddesi çerçevesinde özel

yaşama saygı hakkı kapsamında güvence altına alınan fiziksel ve zihinsel

bütünlük hakkı ile bireyin kendisini gerçekleştirme ve kendisine ilişkin

kararlar alabilme hakkına karşılık gelmektedir (Sevim Akat Eşki, § 28). Somut olay açısından bireyin

yaşamıyla özdeşleşen ve kişiliğinin ayrılmaz bir unsuru hâline gelen

vejetaryenliğin bir yaşam tarzı olarak kişinin kendini tanımlamada ortaya

koyduğu önem bir bütün olarak dikkate alındığında vejetaryenliğin kişinin

manevi varlığı kapsamında olduğu açıktır.

61. Öte yandan hükümlü ve tutuklular, Anayasa'nın ve

Sözleşme'nin ortak alanı kapsamında kalan temel hak ve hürriyetlerin tamamına

kural olarak sahiptir (Mehmet Reşit Arslan

ve diğerleri, B. No: 2013/583, 10/12/2014,

§ 65; aynı yöndeki AİHM kararları için bkz. Hirst/Birleşik Krallık (No. 2), B. No: 74025/01, 6/10/2005, §

69). Bu bağlamda hükümlü ve tutukluların maddi ve manevi varlığının korunması

hakkı, cezaevinde tutulmanın doğal sonuçları çerçevesinde Anayasa ve Sözleşme

kapsamında koruma altındadır.

62. Anayasa'nın 17. maddesinde manevi varlığın korunması ve

geliştirilmesi hakkı açısından herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş

olmakla birlikte bunun hiçbir şekilde sınırlandırılması mümkün olmayan mutlak

bir hak olduğu söylenemez. Özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların da hakkın

doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunduğu kabul edilmektedir. Ayrıca

hakkı düzenleyen maddede herhangi bir sınırlama nedenine yer verilmemiş olsa da

Anayasa’nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanarak bu hakların

sınırlandırılması da mümkün olabilir. Bu noktada Anayasa'nın 13. maddesinde yer

alan güvence ölçütleri işlevsel niteliği haizdir (Sevim Akat Eşki, § 33).

63. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca

Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak

kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna,

demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine

aykırı olamaz."

64. Belirtilen Anayasa hükmü,

hak ve özgürlükleri sınırlama ve güvence rejimi bakımından temel

öneme sahip olup Anayasa’da yer alan bütün hak ve özgürlüklerin yasa koyucu

tarafından hangi ölçütler göz önünde bulundurularak sınırlandırılabileceğini

ortaya koymaktadır. Anayasa’nın bütünselliği ilkesi çerçevesinde Anayasa

kurallarının bir arada ve hukukun genel kuralları göz önünde tutularak

uygulanması zorunlu olduğundan belirtilen düzenlemede yer alan başta yasa ile

sınırlama kaydı olmak üzere tüm güvence ölçütlerinin, Anayasa'nın 17.

maddesinde yer verilen hakkın kapsamının belirlenmesinde de gözetilmesi

gerektiği açıktır (Sevim Akat Eşki, § 35).

65. Hak ve özgürlüklerin yasayla sınırlanması ölçütü anayasa

hukukunda önemli bir yere sahiptir. Hak ya da özgürlüğe bir müdahale söz

olduğunda öncelikle tespiti gereken husus, müdahaleye yetki veren bir kanun

hükmünün, yani müdahalenin hukuki bir temelinin mevcut olup olmadığıdır.

66. Bu genel açıklamalardan sonra ilk olarak başvurucunun

hakkına yönelik bir müdahalenin bulunup bulunmadığı belirlenmelidir.

Başvurucunun Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrası tarafından korunan bir

hakkına müdahalenin varlığının tespit edilmesi hâlinde bu müdahalenin

Anayasa'nın 13. maddesi kapsamında kanunla öngörülme, meşru bir amaca matuf

olma ve demokratik toplumda gerekli olma şartlarını sağlayıp sağlamadığı

değerlendirilmelidir.

a. Müdahalenin Varlığı

67. Somut olayda başvurucu vejetaryendir ve bu bağlamda

protein eksikliği olduğunu iddia etmektedir. Protein eksikliğini tamamlamak için

başvurucunun kantinde yumurta bulundurulması talebi reddedilmiştir. Bu karara yapılan

itiraz üzerine Ağır Ceza Mahkemesi, başvurucuyu et ve türevlerini yiyebilip

yiyemediği hususunda sağlık raporu almaya zorlamıştır. Dolayısıyla başvurucunun

vejetaryen olmasına rağmen sağlık raporu almaya zorlanması ile manevi varlığının

korunması arasında doğrudan bir bağ vardır. Bu sebeple başvurucunun maddi ve

manevi varlığın korunması hakkına müdahale edildiğini kabul etmek gerekir.

b. Müdahalenin

İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

68. Anılan müdahale Anayasa'nın 13. maddesinde belirtilen

koşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa'nın 13. maddesinin ve 17.

maddesinin birinci fıkrasının ihlalini teşkil edecektir.

69. Bu sebeple bir temel hak ve özgürlüğe yönelik müdahalenin

Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen öze dokunmama, kanunlar tarafından

öngörülme, Anayasa'nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik

Cumhuriyet’in gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun

olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Bu denetim sırasında öncelikle

müdahalenin kanunilik şartına uyup uymadığı incelenecektir. Daha sonra

müdahalenin Anayasa'da öngörülen sebeple yapılıp yapılmadığı ve diğer ölçütler

yönünden denetim yapılmalıdır.

i. Kanunilik

70. Başvurucu, Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan

müdahalenin “kanun”la yapılması şartına aykırılık

bulunduğuna ilişkin bir iddiada bulunmamıştır. Bununla birlikte hükümlü olan

başvurucunun beslenmesine ilişkin olarak 5275 sayılı Kanun’un 72. maddesinin

(1) numaralı fıkrasında açık bir düzenleme yapılmıştır. Bununla birlikte anılan

Kanun maddesi, Tüzük (§ 25) ve Yönetmelik (§ 26) kapsamında hükümlü ve

tutukluların beslenmesinde dikkat edilecek hususlar ayrıntılı olarak

düzenlenmiştir.

71. Dolayısıyla hem kişiler hem de idare yönünden hukuk

güvenliğini sağlayacak nitelikte “öngörülebilir” ve Ceza İnfaz Kurumu

idaresinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu nitelikte “belirli” bir hukuki

düzenleme olmadığı söylenemez. Sonuç olarak başvurucunun inanç özgürlüğüne

yapılan müdahalelerin yasal dayanağının olduğu açıktır.

ii. Meşru Amaç

72. Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen

kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının hangi amaçlarla

sınırlanabileceği belirtilmemiştir. Buna mukabil Anayasa'nın

14. maddesinin “Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere,

Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada

belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette

bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz.” şeklindeki ikinci

fıkrası, temel hakların Anayasa'nın bütünlüğü içerisinde ele alınmasına ilişkin

çok önemli bir yorum kuralı getirmektedir. “Temel hak ve hürriyetlerin Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde

sınırlandırılması” biçimindeki ifade, kişinin maddi ve manevi

varlığını koruma hakkı da dâhil olmak üzere bütün temel hakların birbirleriyle

ve diğer anayasal ilkelerle birlikte yorumlanması ve sınırlandırma ilişkisi

içinde kavranması zorunluluğunu doğurmaktadır (Esra

Nur Özbey, B. No: 2013/7443 , 20/5/2015, §

70).

73. Bu kavrayış, hakların haklarla sınırlandırılması türünden

bir sonuca işaret etmektedir. Nitekim Anayasa Mahkemesi daha önceki

kararlarında, Anayasa’nın tüm maddelerinin aynı etki ve değerde olduğu ve

aralarında bir üstünlük sıralamasının bulunmadığı, uygulamada bunlardan birine

öncelik tanımanın olanaklı olmadığı, kimi zaman zorunlu olarak birlikte

uygulanan iki Anayasa kuralından birinin diğerinin sınırını oluşturabildiği

belirtilmiştir (AYM, E.2011/134, K.2012/83, 24/5/2012).

Başka bir deyişle hakkı düzenleyen maddede herhangi bir sınırlama nedenine yer

verilmemiş olsa da Anayasa'nın başka maddelerinde yer alan kurallara dayanarak

bu hakların sınırlandırılması mümkün olabilir (AYM, E.2010/83, K.2012/169, 1/11/2012).

74. Bu bağlamda Anayasa'nın 17. maddesinde garanti altına

alınan kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı, sınırlarını toplumu

oluşturan diğer bireylerin haklarında bulmaktadır (§ 64). Öte yandan bu

hakkının sınırlandırılmasında somut olay açısından Anayasa’nın 19. maddesinde

güvence altına alınan kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı bağlamında hükümlü olan

başvurucunun verilmiş bir mahkeme kararı ile özgürlüğünden alıkonulduğunun da

dikkate alınması gereklidir. Bu durumda Anayasa'nın 19. maddesi gereğince

hükümlü ve tutukluların hukuka uygun olarak cezaevinde tutulmanın kaçınılmaz ve

doğal bir sonucu olarak cezaevinde düzenin ve disiplinin sağlanması başvurucunun

maddi ve manevi varlığını korunması hakkına yönelik müdahalenin meşru amacı

olarak değerlendirilmelidir.

iii. Demokratik Toplum Düzeninde Gerekli Olma

ve Ölçülülük

75. Son olarak başvuruya konu olan başvurucunun et ve

türevlerini yiyebilip yiyemediği hususunda sağlık raporu aldırmaya zorlanması

şeklinde yapılan müdahalenin "demokratik bir toplumda gerekli" olup

olmadığı hususu değerlendirilmelidir.

76. Hak ve özgürlüklere yapılacak her türlü sınırlamada

devreye girecek bir başka güvence de Anayasa'nın 13. maddesinde ifade edilen

"ölçülülük ilkesi"dir. Anayasa'nın 13.

maddesinde demokratik toplum düzeninin gerekleri ve ölçülülük kriterleri iki ayrı ölçüt olarak düzenlenmiş olmakla

birlikte bu iki ölçüt arasında ayrılmaz bir ilişki vardır. Nitekim Anayasa

Mahkemesi amaç ile araç arasında makul bir ilişki ve dengenin bulunup

bulunmadığını (Esra Nur Özbey, §

77), başka bir deyişle kamu gücü eylem ve işlemlerini haklılaştırmak

için kullanılan gerekçelerin uygun ve yeterli görünüp görünmediklerini ve

izlenen meşru amaçla orantılı olup olmadıklarını inceler.

77. Anayasa Mahkemesi kararlarına göre ölçülülük, temel hak

ve özgürlüklerin sınırlanma amaçları ile araç arasındaki ilişkiyi yansıtır.

Ölçülülük denetimi, ulaşılmak istenen amaçtan yola çıkılarak bu amaca ulaşılmak

için seçilen aracın denetlenmesidir (Sebahat

Tuncel, B. No: 2012/1051, 20/2/2014, § 84).

Bu sebeple kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkına yapılan

müdahalelerde hedeflenen amaca ulaşabilmek için seçilen müdahalenin elverişli,

gerekli ve orantılı olup olmadığı değerlendirilmelidir. Bu son hususta karar

verebilmek için demokratik bir toplumda başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunmasının

gerekleri ile başvurucunun maddi ve manevi varlığını koruma hakkına yapılan

müdahale ölçülüp değerlendirme işlemi yapılırken kamu gücü eylem ve işlemleri

ile yargı makamlarının kararları, olayın arka planı ile birlikte bir bütün

olarak değerlendirilmelidir.

78. Somut olayda ek besin verilmesi talebini reddeden İnfaz

Hâkimliği kararına itirazı değerlendiren Kırıkkale Ağır Ceza Mahkemesi,

başvurucunun itirazının kabulüne karar vermiştir. Ancak bu kabulü belirli bir

ön şarta bağlamıştır. Mahkeme, kararında başvurucunun tam teşekküllü bir devlet

hastanesine sevk edilerek et ve türevlerinden oluşan besin maddelerinden

hiçbirini yiyemediği hususunun tespitine hükmetmiştir. Mahkemenin bu tespite

neden ihtiyaç duyduğu kararda belirtilmemiştir. Bununla birlikte Mahkeme,

başvurucunun et yemediğinin rapor ile tespit edilmesi hâlinde protein

ihtiyacının karşılanması amacıyla parası başvurucu tarafından karşılanmak üzere

iç ya da dış kantin aracılığıyla yumurta temin edilmesine karar vermiştir.

79. 5275 sayılı Kanun’un 72. maddesinin (1) numaralı

fıkrasında hükümlü ve tutukluların beslenmesinde dinî ve kültürel gereklerin

göz önünde bulundurularak hükümlü ve tutuklulara besin verileceği hükme

bağlanmıştır. Bunun da ötesinde Yönetmelik’in 9. maddesinde açık bir şekilde

vejetaryen türü özel bir beslenme şekline sahip hükümlü ve tutukluların

taleplerinin, iaşe miktarı ile sınırlı kalmak üzere karşılanacağı

belirtilmiştir. Bu kapsamda Kırıkkale F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza

İnfaz Kurumunda vejetaryenler için özel bir menü de çıkarılmaktadır (§ 19).

Anılan mevzuatta vejetaryenliğin belirli bir inanca bağlı olup olmadığı şartı

da aranmamıştır.

80. Mahkemenin itirazı değerlendirirken anılan açık hükümler

karşısında sadece beyanı ile kendisine vejetaryen menü verilmesi gereken

başvurucunun et ve türevlerini yiyip yemediğinin raporla tespit edilmesinin

hangi amaçla yapıldığı gerekçeden anlaşılamamıştır. Böyle bir rapor

aldırılmasının gerekçeden bağımsız olarak da vejetaryen olduğunu beyan eden

başvurucunun talepleri açısından demokratik toplum düzeninde neden gerekli

olduğu belirlenememiştir.

81. Sonuç olarak başvurucunun vejetaryen olduğunu beyan

etmesine ve talepleri açısından vejetaryen olup olmadığını tespit edilmesini

gerekli kılan herhangi bir gerekçe olmamasına rağmen Mahkeme kararı ile

hastaneye sevk edilmesinin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkını

ihlal ettiği sonucuna varılmıştır.

3. 6216 Sayılı

Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

82. Başvurucu ihlal nedeniyle 1.000 TL maddi ve 15.000 TL

manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

83. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa

Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa,

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere

dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel

mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla

yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

84. Başvurucu, uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile ilgili

olarak Anayasa Mahkemesine herhangi bir belge sunmamıştır. Anayasa Mahkemesinin

maddi tazminata hükmedebilmesi için başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi

zarar ile tazminat talebi arasında illiyet bağı kurulması gerekir. Dolayısıyla

Anayasa Mahkemesine herhangi bir belge sunmayan başvurucunun maddi tazminat

talebinin reddedilmesi gerekir.

85. Başvurucunun inanç özgürlüğünün ihlal edilmesi nedeniyle

yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında

başvurucuya net 3.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

86. Adli yardım talebinin kabulü ile muaf tutulan yargılama

giderlerinin tahsilinin başvurucunun mağduriyetine neden olacağı

anlaşıldığından 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk

Muhakemeleri Kanun’un 339. maddesi uyarınca başvurucunun yargılama giderlerini

ödemeden tamamen muaf tutulması ve kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

gönderilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

vejetaryenliğinin tespit edilmesine yönelik şikâyetlerinin Anayasa’nın 24.

maddesi kapsamında değil 17. maddesinin birinci fıkrası kapsamında

İNCELENMESİNE, Zühtü ARSLAN, Engin YILDIRIM, Recep KÖMÜRCÜ, Celal Mümtaz

AKINCI, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Hasan Tahsin GÖKCAN ve Rıdvan GÜLEÇ’in karşıoyu ve

OYÇOKLUĞUYLA,

B. 1.

İnsan haysiyeti ile bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA, OYBİRLİĞİYLE,

2. Kişinin

maddi ve manevi varlığının korunması hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA, OYBİRLİĞİYLE,

C. Anayasa’nın

17. maddesinin birinci fıkrasında güvence altına alınan kişinin maddi ve manevi

varlığının korunması hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE, OYBİRLİĞİYLE,

D. Anayasa’nın

10. maddesinde güvence altına alınan eşitlik ilkesinin ayrıca incelenmesine

GEREK OLMADIĞINA, OYBİRLİĞİYLE,

E. Başvurucuya

net 3.000 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin

REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,

F. Ödemenin,

kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden

itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin

sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ

UYGULANMASINA,

G. Kararın

bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE,

H. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi

mağduriyetine neden olacağından başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten

TAMAMEN MUAF TUTULMASINA

3/3/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. Başvurucu, et ve türevlerini yemediğini belirterek

protein ihtiyacını karşılamak amacıyla cezaevi kantininde yumurta ve mantar

satılmasını talep etmiş, ancak kantinde yumurta satılmadığı ve haftada iki gün

kahvaltıda yumurta verildiği gerekçesiyle bu talep reddedilmiştir. Bu işleme

karşı başvurucunun yaptığı itirazı inceleyen İnfaz Hâkimliği, 4/2/2013 tarihli kararıyla İdare ve Gözlem Kurulu kararının

kanuna uygun olduğunu değerlendirerek itirazı reddetmiştir.

2. Başvurucu İnfaz Hâkimliğinin kararına karşı Kırıkkale

Ağır Ceza Mahkemesi’ne itiraz etmiştir. Mahkeme başvurucunun tam teşekküllü bir

devlet hastanesine sevk edilerek et ve türevlerinden oluşan besin maddelerinden

hiçbirini yiyemediği hususunun tespitine ve bu durumun rapor ile tespit

edilmesi halinde protein ihtiyacının karşılanması amacıyla parasının başvurucu

tarafından karşılanmak üzere iç ya da dış kantin aracılığıyla yumurta temin

edilmesine karar vermiştir. Bunun üzerine başvurucu, Kırıkkale Yüksek İhtisas

Hastanesine sevk edilmiş ve hazırlanan 12/3/2013

tarihli raporda başvurucunun et ve et ürünleri yemesinde tıbben sakınca

olmadığı belirtilmiştir.

3. Mahkememiz çoğunluğu, başvurucunun vejetaryen olup

olmadığının tespiti için Mahkeme kararıyla hastaneye gönderilmesi ve kendisine

vejetaryen olmasına rağmen protein içeren ek besin maddeleri verilmesinin

reddedilmesinin din ve vicdan hürriyeti kapsamında değerlendirilemeyeceği

görüşündedir. Çoğunluk görüşüne göre vejetaryenliğe ilişkin bir başvurunun

Anayasa’nın 24. maddesi kapsamında incelenebilmesi için başvurucunun sadece vejetaryen

olduğunu, et ve türevlerini yemediğini söylemesi yeterli olmayıp bu tercihinin

hangi dini veya din dışı bir inanca dayandığını da göstermesi zorunludur. Somut

olayda başvurucu vejetaryenlik tercihinin neden kaynaklandığını ortaya

koymadığı için başvurunun 24. madde kapsamında incelenmesi mümkün değildir (§ 37).

4. Başvurunun 24. madde kapsamında değerlendirilebilmesi

için vejetaryen olduğunu söyleyen bir kişinin vejetaryenliğinin kaynağını da

açıklamak zorunda olduğunu söylemek, başvuruculara aslında hiç de gerekli

olmayan bir yük yüklemek anlamına gelmektedir. Bilindiği üzere, vejetaryenliğin

kendisi bir inancın, vicdani kanaatin ya da düşüncenin yansımasıdır. Burada

önemli olan husus, başvurucunun hangi inanç temelinde vejetaryen olduğunun değil,

tutarlı bir şekilde vicdani kanaatinin sonucu olarak gerçekten vejetaryen olup

olmadığının tespitidir. Bunu da başvurucunun tutumundan, cezaevi idaresinin

talebini reddetmesi karşısında İnfaz Hâkimliğine, sonrasında Ağır Ceza

Mahkemesine yaptığı itirazlarda ortaya koyduğu gerekçelerden ve son olarak

bireysel başvuru formundaki ifadelerinden anlayabiliriz.

5. Başvurucu, İdare ve Gözlem Kurulu kararına karşı İnfaz

Hâkimliğine yaptığı itirazda “mevcut haliyle

hiçbir şekilde protein ihtiyacımı karşılayamıyorum. Bu durum sağlığımı da

bozmaktadır. Yönetmelikte dini düşüncesi ya da sağlığının el verdiği

yiyeceklerin verilmesini öngörmektedir” şeklinde şikâyetini

belirtmiştir. Ağır Ceza Mahkemesine yaptığı itirazda ise “Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında

Kanun’un (5275) “Hükümlünün Beslenmesi” altında yapılan düzenlemede ‘… dini ve kültürel gerekleri göz önüne tutularak besin verilir

ve içme suyu sağlanır’” şeklinde hüküm olduğunu hatırlatmıştır.

6. Başvurucu, bireysel başvuru formunda “Vejeteryanlık vicdani, inançsal, felsefi bir tutumdur ve kişi

özgürlüğüne dahildir. Oysa mahkeme kararıyla bu hakkım

gasp edilmiştir, tanınmamıştır. Bu tercihimden dolayı adeta cezalandırıldım.

Özgürlüğüm hastalık olarak görülüp yok sayıldı, çiğnendi.” demek

suretiyle din ve vicdan hürriyetinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

7. Dahası, cezaevinde beslenmeye dair mevzuat da kişilerin vegan ya da vejetaryen olmalarını belli tür beslenme

talepleri için yeterli saymakta, vejetaryenliğin belirli bir inanca bağlı

olması gibi bir şartı da aramamaktadır. 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik

Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un “Hükümlünün

beslenmesi” başlıklı 72. maddesinin (1) numaralı fıkrasında

hükümlüye “... dinî ve kültürel gerekleri göz önünde tutularak besin

verilir” denmektedir. Hükümlü

ve Tutuklular ile Ceza İnfaz Kurumları Personelinin İaşe Yönetmeliği’nin 9.

maddesinin ikinci fıkrasına göre de “İnancı

gereği veya vegan, vejetaryen türü özel bir beslenme

şekline sahip hükümlü ve tutukluların talepleri, iaşe miktarı ile sınırlı

kalmak üzere karşılanır.”

8. Başvurucunun vejetaryen beslenmeye ilişkin mevzuata

dayanarak cezaevi yönetiminden ek protein ihtiyacını karşılamaya yönelik

talepte bulunması, talebinin karşılanmaması üzerine yaptığı itirazlarda da aynı

hükümlere atıf yapması ve nihayet Anayasa Mahkemesi’ne başvurusunda

vejetaryenliğin “vicdani, inançsal, felsefi bir tutum” olduğunu belirtmesi onun

vejetaryenlik tercihini vicdani ve felsefi kanaatlere dayandırdığını

göstermektedir. Bu nedenle başvurunun, Anayasa’nın 24. maddesi kapsamında din

ve vicdan hürriyetinin ihlal edilip edilmediği bakımından incelenmesini

engelleyen bir husus bulunmamaktadır.

9. Anayasa'nın "Din

ve vicdan hürriyeti" başlıklı 24. maddesinin birinci fıkrası

uyarınca "Herkes, vicdan, dinî inanç ve

kanaat hürriyetine sahiptir”. Burada yer alan "vicdan", "dini inanç" ve "kanaat" kavramlarının tanımlanması

zordur. Bu zorluk sebebiyle kapsamlı ve tüketici bir tanım yapmak yerine bir

davranışın Anayasa'nın 24. maddesinin koruma alanında kalıp kalmadığı somut

olayın koşullarına göre değerlendirilmelidir (Tuğba

Arslan [GK], B.No: 2014/256, 25/6/2014, § 62). Bununla birlikte bir inanç veya kanaate

dayanan tutumun anılan korumadan faydalanabilmesi için mutlaka dini nitelikte

olmasının gerektiği söylenemez.

10. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 9. maddesi bağlamında

bir din, inanç veya kanaatin dışa vurumunda "uygulama, ibadet, öğretim ve ayin"

gibi birçok yöntem kabul edilebilir. Ancak bu kabul, bir din, inanç ya da

kanaatten kaynaklanan veya esinlenilen her türlü davranışı koruma gerekliliği

olarak değerlendirilemez. Bu korumadan yararlanabilmek için ortaya konulan din, inanç veya kanaatin, yeterli derecede ikna

ediciliğe, ciddiyete, tutarlılığa ve öneme ulaşan bir inanç oluşturması

gerekmektedir (bkz, Jakóbski/Polonya, B.

No. 18429/06, 07/12/2010, § 44).

Bu anlamda bir inanca dayanan veya inançtan esinlenen veganlık ve vejetaryenlik hükümlü ve tutukluların inanç

özgürlüğü kapsamında görülmektedir (bkz. AİHK, W/Birleşik

Krallık (k.k), B.No:

18187/91, 10/02/1993; Jakóbski /Polonya, § 46; Vartic/Romanya, B. No. 14150/08,17/12/2013, § 36).

11. Yukarıda ifade edildiği üzere, vejetaryenlik dinî, ahlaki

ve beslenmeye ilişkin nedenlere dayanan bir uygulamadır. Bu uygulamanın dinî nitelikte

olması Anayasa’nın 24. maddesinin korumasından yararlanabilmesi için gerekli

bir ön şart olarak değerlendirilmemelidir. Bununla birlikte vejetaryenliğin en

azından bir inancın motivasyonu veya etkisi ile

yapılması inanç özgürlüğü kapsamında incelenebilmesi için gereklidir.

Vejetaryenlik toplum içinde yaygınlaşan ve belirli bir inanç temeline dayanan

genel kabul görmüş bir olgudur. Bunun yanında Hükümlü ve Tutuklular ile Ceza

İnfaz Kurumları Personelinin İaşe Yönetmeliği’nin 9. maddesinde vejetaryenliğin

genel kabul gördüğünü teyit eder nitelikte belirli bir inanca dayanmasa bile

hükümlü veya tutukluların vejetaryenliklerine bağlı taleplerinin iaşe miktarı

ile sınırlı olmak üzere karşılanacağı kabul edilmiştir. Bu bağlamda somut

olayda vejetaryenliğin yeterli düzeyde ikna ediciliğe, ciddiyete, tutarlılığa

ve öneme sahip bir kanaatin dışa vurumu olarak kabul edilmesi gerekir. Bu

niteliği gözetildiğinde vejetaryenliğin hangi inanca veya felsefi kökene

dayandığının ortaya konulması zorunluluğundan da söz edilemez.

12. Somut olayda başvurucunun, vejetaryen olup olmadığının

tespiti için mahkeme kararıyla hastaneye gönderilmesi ve kendisine vejetaryen

olmasına rağmen, protein içeren ek besin maddeleri verilmesinin reddedilmesi,

Anayasa’nın 24. maddesinde korunan din ve vicdan hürriyetine yönelik bir

müdahale niteliğindedir.

13. Açıklanan gerekçelerle, başvurunun Anayasa’nın 24.

maddesi kapsamında incelenmesi ve ihlal kararı verilmesi gerekirdi.

Başkan

:

Zühtü

ARSLAN

Başkanvekili

:

Burhan

ÜSTÜN

Başkanvekili

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Serruh KALELİ

Osman

Alifeyyaz PAKSÜT

Recep

KÖMÜRCÜ

Alparslan

ALTAN

Nuri

NECİPOĞLU

Hicabi DURSUN

Celal

Mümtaz AKINCI

Erdal

TERCAN

Muammer

TOPAL

M.

Emin KUZ

Hasan

Tahsin GÖKCAN

Kadir

ÖZKAYA

Rıdvan

GÜLEÇ

Raportör

:

Murat

ŞEN

Başvurucu

:

Şehmus ÖZSUBAŞI

Başkan

Zühtü ARSLAN

Başkanvekili

Engin YILDIRIM

Üye

Recep KÖMÜRCÜ

Üye

Celal Mümtaz AKINCI

Üye

Muammer TOPAL

Üye

M. Emin KUZ

Üye Hasan Tahsin GÖKCAN Üye Rıdvan GÜLEÇ

Anayasa Mahkemesi Genel Kurul, E. 2013/2582, 3 Mart 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru Süreci
  6. III. Olay Ve Olgular
  7. A. Olaylar
  8. B. İlgili Hukuk
  9. C. Uluslararası Belgeler
  10. IV. İnceleme Ve
  11. Gerekçe
  12. A. Başvurucunun
  13. B. Değerlendirme
  14. B. No: 40010/04, 3/12/2009). Öte yandan inanç
  15. B. No: 50901/99, 4/2/2003, §
  16. C. Anayasa’nın
  17. D. Anayasa’nın
  18. E. Başvurucuya
  19. G. Kararın
  20. H. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri
  21. Tamamen Muaf Tutulmasına
  22. Karşıoy Gerekçesi
  23. Arslan
  24. Üstün
  25. Yıldırım
  26. Özgüldür
  27. Kömürcü
  28. Altan
  29. Necipoğlu
  30. Tercan
  31. Topal
  32. Özkaya
  33. Güleç
  34. Şen
  35. M. Emin KUZ
  36. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Genel Kurul
Başvuru No
2013/2582
Tarih
3 Mart 2016

İlgili Kararlar

  • Mehmet Halit Gösteriş Başvurusu (B. No: 2013/3532)
  • Tasfiye Halinde Ss Çamlıkoru Konut Yapı Kooperatifi Başvurusu (B. No: 2013/7373)
  • İbrahim Kirkin ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/8141)
  • İrfan Yücesoy Başvurusu (B. No: 2013/7625)
  • Mehmet Şirin Çelik Başvurusu (B. No: 2013/9215)
  • Mehmet Kulaksızoğlu Başvurusu (B. No: 2013/8841)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.