İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mehmet Şirin Çelik Başvurusu (B. No: 2013/9215)

1. Başvuru, terör örgütü üyeleri tarafından hısımlarına zarar

Başvuru No2013/9215Tarih30 Mart 2016Okuma25 dk · 4.947 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Mehmet Şirin Çelik Başvurusu

Karar tarihi
30 Mart 2016
Başvuru Numarası
2013/9215
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.947 kelime·25 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, terör örgütü üyeleri tarafından hısımlarına zarar

verilmesi dikkate alınmaksızın 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve

Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında

yapılan başvurunun reddedilmesi nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkı

ile mülkiyet hakkının; ret işlemine karşı açılan davaya ilişkin yargılama

işlemlerinin adil olmaması, makul sürede sonuçlandırılmaması nedenleriyle adil

yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 18/12/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan

yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi

neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 31/10/2014 tarihinde,

başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmiştir.

4. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 31/10/2014 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından 5/12/2014 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 29/12/2014 tarihli yazısında Anayasa

Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen

başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, terör örgütü mensupları ile güvenlik güçleri

arasında 7/5/1992 tarihinde çıkan çatışmada hısımları olan M.Sa.Ç.nin

öldürüldüğünü, N.Ç. ve Ay.Ç.nin yaralandığını,

22/4/1994 tarihinde çıkan çatışmada Al.Ç.nin

yaralandığını, M.Şe.Ç.nin yaralandığını ve eşyaları

ile birlikte meskeninin hasar gördüğünü, Ad.Ç.,

M.E.Ç., N.Ç. ve S.Ç.nin meskenlerinin zarara uğradığınıbeyan etmiş ve bu özel durumlarından kaynaklanan

güvenlik kaygısı nedeniyle köyünü terk etmek zorunda kaldığını iddia etmiştir.

9. Başvurucu 20/7/2006 tarihinde 5233 sayılı Kanun kapsamına

giren zararlarının karşılanması talebiyle Batman Valiliği Zarar Tespit

Komisyonuna (Komisyon) başvurmuştur.

10. Komisyon 6/7/2011 tarihli ve 2011/1-1481 sayılı kararında

terör olayları sonucu oluşan zararların karşılanması talebiyle yapılan

başvuruda dosyalarda yer alan bilgi ve belgeler uyarınca Sason ilçesi Gürgenli köyü boşalmadığından, kişiye yönelik bir tehdit ve

saldırı olmadığından, anılan köyde 1990 yılında 983 kişi, 1997 yılında 692

kişi, 2000 yılında 843 kişi yaşadığından bahisle talebin reddine karar

vermiştir.

11. Başvurucu tarafından belirtilen ret işlemi aleyhine Batman

İdare Mahkemesinde iptal davası açılmıştır.

12. Batman İdare Mahkemesinin 22/2/2012 tarihli ve E.2011/2406,

K.2012/1232 sayılı kararı ile Gürgenli köyünün 1991

ile 1995 yılları arasında kısmen boşaldığı, Gürgenli

köyüne bağlı Güvenç, Topluca ve Yuvalıçay

mezralarının 1991 ile 1995 yılları arasında kısmen boşaldığı, 1987 ile 2000

yılları arasında Gürgenli köyünde geçici köy korucusu

ve gönüllü köy korucusu görevlendirildiği ve koruculuk sisteminin olduğu,

korucu aileleri haricinde köyde 152 hanenin bulunduğu, köy nüfusunun 1990

yılında 983, 1997 yılında 692, 2000 yılında 843 kişi olduğu; 1990 ile 2000 yılları

arasında köyde muhtarlık seçimlerinin yapıldığı, 2000 yılı sonrasında da

seçimlerin düzenli olarak yapıldığı, Gürgenli

köyündeki ilköğretim okulunun güvenlik nedeniyle kapanan okullar arasında yer

almadığı, Gürgenli köyü halkının bir kısmının güvenlik

kaygısıyla da olsa köyden göç etmesinden dolayı uğradığı zararın anılan köyün

tamamen boşalmamış olması, diğer bir ifadeyle anılan köyde nesnel güvenlik

kaygısının yaşanmamış olması ve başvurucuya yönelik bir terör tehdidi ya da

saldırısının bulunmaması nedenleriyle 5233 sayılı Kanun hükümlerine göre

idarece karşılanmasına hukuki olanak bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine

hükmedilmiştir.

13. Başvurucunun temyizi üzerine Danıştay Onbeşinci

Dairesinin 25/12/2012 tarihli ve E.2012/5647, K.2012/15050 sayılı ilamı ile

kararların usul ve hukuka uygun olduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz

nedenlerinin kararların bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediği

belirtilerek kararın onanmasına hükmedilmiştir.

14. Başvurucunun karar düzeltme istemi, Danıştay Onbeşinci Dairesinin 19/9/2013 tarihli ve E.2013/9788,

K.2013/6074 sayılı ilamı ile reddedilmiştir. Ret kararı başvurucuya 21/11/2013

tarihinde tebliğ edilmiştir.

15. Başvurucu 18/12/2013 tarihlerde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

16. 5233 sayılı Kanun’un 1., 2., 4., 6., 7., 8., geçici 1.,

geçici 3., geçici 4. maddeleri, 24/6/2013 tarihli ve 2013/5034 sayılı Bakanlar

Kurulu Kararı Eki Karar’ın 1. maddesi, Danıştay Onuncu Dairesinin 30/12/2008

tarihli ve E.2008/4141, K.2008/9584 sayılı kararı, Danıştay Onuncu Dairesinin

31/12/2008 tarihli ve E.2008/5548, K.2008/9733 sayılı kararı, Danıştay Onuncu

Dairesinin 20/2/2009 tarihli ve E.2008/6679, K.2009/1227 sayılı kararı (Celal Demir, B. No: 2013/3309, 6/2/2014,

§§ 15-28).

17. 5233 sayılı Kanun’un 25/4/2013 tarihli ve 6462 sayılı

Kanun’un 1. maddesiyle değişik 9. maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları

şöyledir:

“Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm

hâllerinde (7000) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı

sonucunda bulunan miktarın;

a) Yaralananlara altı katı tutarını geçmemek

üzere yaralanma derecesine göre,

b) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık

kuruluşları tarafından üçüncü derece olarak tespit edilenlere dört katından yirmidört katı tutarına kadar,

c) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık

kuruluşları tarafından ikinci derece olarak tespit edilenlere yirmibeş katından kırksekiz katı

tutarına kadar,

d) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık

kuruluşları tarafından birinci derece olarak tespit edilenlere kırkdokuz katından yetmişiki katı

tutarına kadar,

e) Ölenlerin mirasçılarına elli katı

tutarında,

Nakdî ödeme yapılır.

…

Birinci fıkranın (e) bendine göre belirlenen

nakdî ödemenin mirasçılara intikalinde 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun mirasa

ilişkin hükümleri uygulanır.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

18. Mahkemenin 30/3/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

19. Başvurucu; 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı talebin ve

akabinde açtığı davanın reddedildiğini, köy korucusu olmak yahut köyü terk

etmek şeklinde idarece yapılan baskı ve zorlamaya köy halkının maruz kalmasının

dikkate alınmadığını, dosyadaki zarar tespitine ilişkin raporlar ve güvenlik

nedeniyle köyün boşaltılmış olduğunu belirten belgeler ile terör örgütü

mensuplarınca hısımları olan M.Şe.Ç.nin yaralanmasına

ve eşyaları ile birlikte meskeninin hasar görmesine, Ad.Ç.,

M.E.Ç., N.Ç. ve S.Ç.nin meskenlerinin zarara

uğramasına, terör örgütü mensupları ile güvenlik güçleri arasında çıkan

çatışmalarda hısımları M.Sa.Ç.nin öldürülmesine,

N.Ç., Al.Ç. ve Ay.Ç.nin

yaralanmasına dair özel durumu dikkate alınmadan köyün tamamen boşalmamış

olduğu soyut gerekçesi ve şahsına yönelik bir terör tehdidi ya da saldırısının

bulunmaması ileri sürülerek sunduğu belgeler değerlendirilmeden idare

tarafından sunulan belgelerin dikkate alındığını, bu belgeler tebliğ edilmemek suretiylekendisine savunma yapma imkânı tanınmadan verilen

kararın adil olmadığını belirtmiştir.

20. Başvurucu; ayrıca yerleşim yeri olan Yuvalıçay

mezrasının Aydınlık köyüne bağlı bir mezra iken 2001 yılında Gürgenli köyüne bağlandığını, dolayısıyla maddi gerçeğin

tespiti açısından yargılama konusuna neden olan olayların yoğun olarak

yaşandığı dönemdeki köyün hukuki durumu dikkate alınarak karar verilmesi gerekirken

hatalı şekilde 2001 yılından sonraki hukuki durum dikkate alınarak belge

düzenlendiği ve bu belgelere dayanarak yargılama yapan mercilerin hatalı karar

verdiğini, bu şikâyetinin hiçbir aşamada değerlendirilmediğini,kararların

yeterli gerekçe ihtiva etmediğini, sunduğu belgeleri dikkate almadan idarece

sunulan belgeleri dikkate alarak karar veren Mahkemenin tarafsız olmadığını,

kendi içinde çelişkili ve gerçeği yansıtmayan belgelere dayanılarak karar

verildiğini, davasının reddine karar verilmesi nedeniyle makul ve objektif bir

sebep bulunmamasına rağmen şahsına tazminat ödenmemesi yönünde karar alınarak

ayrımcılığa maruz kaldığını, idarenin can ve mal güvenliğini sağlama

yükümlülüğünü yerine getirmemesi sonucu mülkiyet hakkından yoksun kaldığını ve

Derece Mahkemelerinin yaptığı hatalı değerlendirme nedeniyle zararlarının

tazmin edilmediğini, 5233 sayılı Kanun’da yazmayan bir neden ileri sürülerek

Komisyon ve yargı makamlarınca talebinin reddedildiğini, yaptığı başvuru

hakkında yürütülen işlemlerin makul sürede sonuçlandırılmadığını belirterek

Anayasa’nın2., 7., 10., 35., 36., 87., 125. ve 141.maddelerinde tanımlanan

haklarının ihlal edildiğini iddia etmiş ve maddi tazminat talebinde

bulunmuştur.

B. Değerlendirme

21. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde başvurucunun, 5233

sayılı Kanun kapsamındaki zararlarının tazmini amacıyla açtığı davanın

reddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 2., 7., 10., 35., 36., 87., 125. ve

141.maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia ettiği

anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki

nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi

takdir eder (Tahir Canan, B. No:

2012/969, 18/9/2013, § 16).

22. Başvurucu 7/5/1992 tarihinde terör örgütü mensupları ile

güvenlik güçleri arasında çıkan çatışmada hısımları olan M.Sa.Ç.nin

öldürüldüğünü, N.Ç. ve Ay.Ç.nin yaralandığını,

22/4/1994 tarihinde çıkan çatışmada ise Al.Ç.nin

yaralandığını beyan etmiştir. Başvurucunun 7/7/2015 tarihli dilekçesinde ileri

sürdüğü bu iddialarının başvuru formunda sunulanlardan farklı olduğu ve sonraki

dilekçede ihlal iddialarına ilişkin vakıaların genişletildiği anlaşılmıştır.

Her ne kadar başvurucu başvuru formunda hakkaniyete uygun yargılanma hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüş ise de hısımları olan M.Sa.Ç.nin

öldürülmesi, N.Ç., Al.Ç. ve Ay.Ç.nin

yaralanması vakıalarının olgusal temellerine işaret dahi etmediği tespit

edildiğinden 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve

Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 47. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer

alan açık hüküm karşısında, bu iddiaların hakkaniyete uygun yargılanma hakkı

kapsamında incelenmesine olanak bulunmamaktadır.

23. Başvurucu, ayrıca Mahkemece verilen ret kararı neticesinde

idarenin can ve mal güvenliğini sağlama yükümlülüğünü yerine getirmemesi sonucu

maruz kaldığı mülkiyet hakkından yoksun kalma durumu karşısında gerçek zararını

karşılayacak bir giderim sağlanması imkânının kendisine tanınmadığını belirterek

Anayasa’nın 35. maddesinde tanımlanan mülkiyet hakkının ihlal edildiğini iddia

etmiştir. Anılan ihlal iddiaları, hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ve

gerekçeli karar hakkının ihlali iddiasının incelenmesi sonucu verilen karara

bağlı olarak değerlendirileceğinden bu ihlal iddiası yönünden ayrıca inceleme

yapılmamıştır. Başvurucunun diğer ihlal iddiaları aşağıdaki başlıklar altında

incelenmiştir:

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

a. Eşitlik İlkesinin

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

24. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı giderim

talebi kısmen kabul edilmekle birlikte zararının eksik hesaplandığı

gerekçesiyle açtığı davanın reddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 10. maddesinde

tanımlanan eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.

25. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, tazminat

taleplerinin reddedilmesi nedeniyle ayrımcılığa maruz kalındığı iddiası daha

önce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği

kararlarında, başvurucuların kendilerine hangi temele dayalı olarak ayrımcılık

yapıldığına ilişkin herhangi bir beyanda bulunmadıkları gibi belirtilen

iddialarını temellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt da sunmamış

oldukları dikkate alınarak başvurucuların anılan iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (Mesude

Yaşar, B. No: 2013/2738, 16/7/2014, §§ 43-48; Cahit Tekin, B. No: 2013/2744, 16/7/2014,

§§ 39-44).

26. Somut başvuru açısından yapıldığı iddia edilen ayrımcılığın

hangi temele dayalı olduğuna dair bir beyanda bulunulmadığı, belirtilen

iddiaları temellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt sunulmadığı gibi

farklı karar verilmesini gerektiren bir yön de bulunmamaktadır.

27. Açıklanan nedenlerle başvurucunun eşitlik ilkesinin ihlal

edildiği iddialarının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Adil Yargılanma

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

i. Tarafsız Mahkemede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

28. Başvurucu, idare tarafından sunulan ve kendisine tebliğ

edilmeyen belgelere göre karar veren Mahkemenin tarafsız olmadığını iddia

etmiştir.

29. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, benzer

iddialar daha önce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu

konuda verdiği kararlarında, başvurulara konu yargılamalarda hâkimin

tarafsızlığına ilişkin karineyi ortadan kaldıracak şekilde yargılamayı yürüten

hâkimin taraflardan birine yönelik ön yargılı ve taraflı bir tutumu, kişisel

bir kanaati veya menfaati, bu bağlamda kişisel bir taraflılığının söz konusu

olduğunu ortaya koyan bir bulgu saptanmadığı anlaşıldığından başvurucuların

anılan iddialarının açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (Mesude Yaşar, §§ 38-41; Cahit Tekin, §§ 34-37).

30. Somut başvuru açısından hâkimin tarafsızlığına ilişkin

karineyi ortadan kaldıracak bir olgu ya da bulgu saptanmadığı gibi farklı karar

verilmesini gerektiren bir yön de bulunmamaktadır.

31. Açıklanan nedenlerle başvurucunun tarafsız mahkemede

yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarının, diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

ii. Çelişmeli Yargılama ve

Silahların Eşitliği İlkelerinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia

32. Başvurucu; sunduğu bilgi, belge ve deliller dikkate

alınmaksızın sadece idare tarafından sunulan ve kendisine tebliğ edilmeyen

belgelere dayanılarak İlk Derece Mahkemesi tarafından davanın reddine karar

verildiğini belirtmiş; bu nedenle çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği

ilkelerinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.

33. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, çelişmeli

yargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiği iddiası daha önce

bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği

kararlarında, başvurulara konu tazminat taleplerinin 5233 sayılı Kanun

kapsamında karşılanıp karşılanmayacağı noktasında Danıştay tarafından ihdas

edilen içtihadi kriter olan “yerleşim yerinin tamamen

boşalmış/boşaltılmış olması” ölçütünden yararlanıldığı, bu hususun tespiti için

de bir kısım idari birimden gelen tahkikat sonuçlarına dayanıldığı, bu

belgelerin ve içeriklerinin Komisyon ya da İlk Derece Mahkemesi kararlarına

aktarıldığı, bu suretle ilgili belgeler ve içeriklerine en geç İlk Derece

Mahkemesi kararıyla başvurucuların vakıf olduğu tespit edilmiştir.

Başvurucuların, temyiz ve karar düzeltme talep dilekçelerinde bu belgeler

ışığında yapılan tespitlere karşı itiraz ve savunmalarını ileri sürme

imkânlarının bulunduğu; başvurucular tarafından ibraz edilen delil ve beyan

dilekçeleri kapsamında Mahkemelerce idare ve başvurucular tarafından sunulan

belgeler değerlendirilerek başvuruculara dava malzemesine ilişkin olarak tetkik

ve beyanda bulunma olanağının tanındığı, bu çerçevede başvuru dosyaları

kapsamından başvurucuların yargılamanın sonucunu etkileyecek usule ilişkin bir

imkândan mahrum bırakılmadığı anlaşıldığından başvuruların bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir (Mesude

Yaşar, §§ 74-76; Cahit Tekin,

§§ 70-72).

34. Somut başvuruda, yukarıda değinilen ilkeler ışığında yapılan

incelemelerde başvurucunun usule ilişkin bir imkândan mahrum bırakılmadığı ve

başvurucu açısından farklı karar verilmesini gerektiren bir yön bulunmadığı

sonucuna varılmıştır.

35. Açıklanan nedenlerle başvurucunun çelişmeli yargılama ve

silahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiği iddialarının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

iii. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

36. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında ileri sürdüğü

giderim talebinin değerlendirilmesi hususundaki idari süreç ve yargılama

prosedürlerinin makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle Anayasa’nın 36.

maddesinde tanımlanan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia

etmiştir.

37. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan müracaatlarda idari

yargı makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki

iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesinin bu

konuda verdiği kararlarında; Komisyon ve yargılama aşamalarında geçen süreler

ile davanın tüm koşulları, karara bağlanan başvuru sayısı ve yargılama

sürecinde Komisyon ve yargılama makamlarınca yapılan işlemler dikkate alınarak

uyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikle

yargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olmadığı ve toplamda sekiz

yılın altında gerçekleşen başvuruların karara bağlanma süresinin makul sürede

yargılanma hakkının ihlaline yol açmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Sabri Çetin, B. No: 2013/3007, 6/2/2014,

§§ 61-69; Mahmut Can Arslan, B.

No: 2013/3008, 6/2/2014, §§ 60-68; Mehmet

Gürgen, B. No: 2013/3202, 6/2/2014, §§ 58-66; Celal Demir, §§ 58-66). Başvurunun kesin

olarak karara bağlanmasının daha uzun bir sürede gerçekleştiği ve bu durumun

başvuruculara atfedilebilecek bir kusurdan kaynaklanmadığı durumlarda ise makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır (İsmet Kaya, B. No: 2013/2294, 8/5/2014, §§

46-70).

38. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasının

ilgili kısmı şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

39. Somut davaya bir bütün olarak bakıldığında Komisyona başvuru

tarihi (20/7/2006) ile nihai karar tarihi (19/9/2013) arasında geçen 7 yıl 1

aylık sürede, uyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve

özellikle yargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olduğu tespit

edilemediğinden, başvuru açısından farklı karar verilmesini gerektiren bir yön

de bulunmadığından yargılama süresinin makul olduğu sonucuna varılmıştır.

40. Açıklanan nedenlerle başvurucunun makul sürede yargılanma

hakkına yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğu anlaşıldığından başvurunun bu

kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

iv. Hakkaniyete Uygun

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

41. Başvurucu; 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı başvurunun

terör örgütü üyelerince annesinin amcasının çocuğu M.Şe.Ç.nin

22/4/1994 tarihinde yaralanması ve eşyaları ile birlikte meskeninin hasar

görmesi, dayısı Ad.Ç., annesinin amcası M.E.Ç.,

annesinin amcasının çocuğu N.Ç. ve hısmı olduğunu

beyan ettiği S.Ç.nin meskenlerinin zarara uğraması

noktasındaki özel durumu dikkate alınmaksızın Mahkemece mukim olduğu köyün

tamamen boşaltılmamış olduğu şeklindeki nesnel ölçütten hareketle

reddedildiğini belirterek Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan hakkaniyete

uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

42. İlke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış

maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk

kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla

ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru

incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve

sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz bir takdir hatası

içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve

özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede kanun yolu şikâyeti

niteliğindeki başvurular, derece mahkemesi kararları bariz takdir hatası veya

açık keyfîlik içermedikçe Anayasa Mahkemesince esas

yönünden incelenemez (Necati Gündüz ve Recep

Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).

43. 5233 sayılı Kanun’un 2. maddesinde terör dışındaki ekonomik

ve sosyal sebeplerle uğranılan zararlar ile güvenlik kaygıları dışında

bulundukları yerleri kendi istekleriyle terk edenlerin bu sebeple uğradıkları

zararların kapsam dışında olduğu açıkçabelirtilmiştir.

44. Esasen taleplerin yapıldığı bölge itibarıyla özellikle

ekonomik ve sosyal nedenlerle yaşanan göç olayları ve bundan kaynaklanan

zararların yoğunluğu karşısında 5233 sayılı Kanun kapsamında tazmin

edilebilecek zararların tespitinde temel alınacak objektif bir ölçütün ihdas edilmesi

zorunlu gözükmektedir. Bu kapsamda güvenlik kaygısının yerleşim yerinde sürekli

yaşayan ve sözü edilen kaygı nedeniyle aynı yerleşim yerini terk eden kişilere

göre değişmemesi gereğinden, terör olayları nedeniyle toplumda oluşan korku ve

endişe karşısında her bireyin farklı tepki göstermesinin mümkün olduğu

gerçeğinden hareket eden yargısal makamlar, kişiden kişiye değişebilen bir

duygu olan güvenlik kaygısının “köyün

ya da mezranın tamamen boşalmış/boşaltılmış olması veya anılan yerleşim

yerlerinde sadece geçici köy korucularının kalması” şeklinde nesnel bir ölçüte

dayandırılmasını zorunlu görerek güvenlik kaygısına dayanılarak bir yerleşim

yerinin kısmen boşalmış olması hâlinde o yerleşim yerinde güvenli bir şekilde

yaşayabilme olanağını sağlayan asgari güvenlik şartlarının idarece

oluşturulduğundan hareketle 5233 sayılı Kanun kapsamında maddi zararların

idarece ödenmesine yasal olanak bulunmadığı ilkesini benimsemişlerdir (Mesude Yaşar, §§ 89, 90; Cahit Tekin, §§ 84, 85).

45. 5233 sayılı Kanun uyarınca ileri sürülen taleplerin

belirtilen Kanun kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği hususu ve

Kanun’un kapsamının belirlenmesi noktasındaki mevzuat hükümlerinin yorumu ile

bu hususta içtihadi bir ölçütün belirlenmesi ve somut

olayın bu ölçüt uyarınca değerlendirilmesi noktasındaki takdir, esasen derece

mahkemelerine ait olup 5233 sayılı Kanun’un uygulanması bağlamında daha önce

bireysel başvuru konusu yapılmış olan taleplere ilişkin olarak Anayasa

Mahkemesi tarafından yapılan değerlendirmeler neticesinde de belirtilen

hususlara ilişkin iddiaların maddi olayın ve hukuk kurallarının yorumlanması ve

uygulanması bağlamında kanun yolu mahkemelerince değerlendirilmesi gereken

hususlara ilişkin olduğu belirtilerek açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna

varılmıştır (Sabri Çetin, §§

45-50; benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Akbayır ve diğerleri/Türkiye (k.k.), B.

No: 30415/08, 28/6/2011, § 88). Bu konudaki takdir esasen derece mahkemelerine

ait olmakla beraber derece mahkemesi kararlarının bariz takdir hatası içermesi

durumunda anayasal bir temel hak veya özgürlüğün ihlal edilip edilmediğinin

tespiti noktasında farklı bir değerlendirme yapılması gerekebilecektir (Mesude Yaşar, § 93; Cahit Tekin, § 88).

46. Başvurucunun; hısımları olduklarını iddia ettiği kişilerin

terör örgütü mensuplarınca yaralanmasından, meskenleri ve eşyalarına zarar

verilmesinden kaynaklanan güvenlik kaygısıyla köyünü terk ettiği ve bu

çerçevede oluşan zararlarının 5233 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmesi

gerektiğini ileri sürdüğü, belirtilen vakıaya ilişkin tutanaklar ile soruşturma

evrakını Derece Mahkemesine ibraz ederek terör olaylarından kaynaklanan

güvenlik kaygısı nedeni ileyerleşim yerini terk

ettiği noktasındaki özel durumunun dikkate alınmasını talep ettiği anlaşılmaktadır.

47. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ve 6216 sayılı

Kanun'un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası ile 46. maddesinin (1) numaralı

fıkrasında yer alan hükümler gözetildiğinde bireysel başvuruda bulunacakların

başvuruya konu ettiği kamu gücü işlemi, eylemi ya da ihmali nedeniyle ya

kişisel olarak doğrudan etkilenmiş olması ya da başvurucu ile doğrudan mağdur

arasında şahsi ve özel bir bağın bulunması gerekir (Türk Pediatrik Onkoloji Grubu Derneği, B. No: 2012/95,

25/12/2012, § 21).

48. Aile bireylerinden birisi insan hakları ihlalinden dolayı

mağdur olduğunda başvurucunun maruz kaldığı sıkıntı, insan hakkı ihlalinin

mağduru olan kişinin akrabasında kaçınılmaz olarak meydana geldiği kabul edilen

duygusal çöküntüden daha farklı bir boyut ve karakter arz eden özel nedenlerin

varlığını gerektirir (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Çakıcı/Türkiye, B. No: 23657/94, 8/7/1999,

§ 98; İpek/Türkiye, B. No:

25760/94, 17/2/2004, § 181).

49. Başvurucunun, yakınının mağduriyeti nedeniyle etkilenmiş ve

kendi hayat akışına yön vermiş olduğunun kabul edilebilmesi için yaşanan olay

sonucunda duyulan üzüntünün ötesinde yakınının başına gelen hadise sebebiyle

başvurucuda oluşan algı, bu algının meydana gelmesine temel teşkil eden özel

bağ ve algının yoğunluğu hakkında açıklamada ve kanıtlamada bulunulması

gerekmektedir (Sahibe Çelik ve Necla Çelik,

B. No: 2013/4899, 20/1/2015, § 48).

50. Anayasa Mahkemesinin 5/6/2015 tarihli yazısı ile

başvurucudan, başvuru formunda ileri sürülen iddialarını ispat etmesi için

hısımları olduğu belirtilen ve mağdur olduğu beyan edilen kişiler ile kendisi

arasında şahsi ve özel bağ bulunduğuna dair elverişli delilleri Mahkemeye

sunması istenmiştir.

51. Başvurucu 7/7/2015 tarihli dilekçesinde zarar gördüğü

belirtilen kişilerden S.Ç. hakkında herhangi bilgi yahut beyan sunmamış, diğer

kişiler ile aralarındaki hısımlık derecelerini ve buna ilişkin nüfus

kayıtlarını sunmanın ya da hısım olduklarını belirtmenin dışında başkaca bir

husus beyan etmemiştir.

52. Bu çerçevede başvurucunun nüfus kayıt örneğinden hısım

oldukları tespit edilemeyen S.Ç.nin ve başvurucu ile

aralarında hısımlık ilişkisi bulunan diğer kişilerin yaralanması, meskenleri ve

eşyalarına zarar verilmesi iddiaları hakkında Anayasa Mahkemesi tarafından

başvurucuya yazılan müzekkereye cevap olarak başvurucunun; bu kişiler ile

arasındaki ilişkide şahsi ve özel bağ bulunduğuna dair herhangi bir bilgi veya

belge sunmadığı, anılan kişilerin başına geldiği iddia edilen olay neticesinde

kendisinde oluşan algı ile bu algının oluşmasına temel teşkil eden özel

nedenler ve algının yoğunluğu konusunda yeterince açıklıkta beyanının

bulunmadığı, yarıca meskenlerine zarar verildiği iddia edilen kişiler ile birlikte

yaşadığı iddiasının da olmadığı tespit edilmiştir. Bu tespit karşısında

başvurucunun talebinin 5233 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilebilmesinin,

terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler

nedeniyle yerleşim yerini terk edip etmediği noktasında nesnel ölçütten farklı

bir karine veya ölçüt arayışına girilmesini gerektirecek boyuta ulaşmadığı

anlaşılmaktadır.

53. Açıklanan nedenlerle başvurucu tarafından ileri sürülen

iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu anlaşıldığından başvurunun bu

kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

v. Gerekçeli Karar

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

54. Başvuru formu ile eklerinin incelenmesi sonucunda açıkça

dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini

gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun bu kısmının

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

55. Başvurucu, yerleşim yeri olan Yuvalıçay

mezrasının 2001 yılına kadar Aydınlık köyüne bağlı olduğunu ve 30/10/2001

tarihinde Gürgenli köyüne bağlandığını, dolayısıyla

Mahkeme kararında talep sonucuna etki eden husus olması hasebiyle yargılama

konusuna neden olan olayların yoğun olarak yaşandığı dönemdeki hukuki durum

dikkate alınarak belge düzenlenmesi ve karar verilmesi gerekirken bu

şikâyetlerinin hiçbir aşamada değerlendirilmeyerek karar verildiğini iddia etmiştir.

56. Gerekçeli karar hakkı, adil yargılanma hakkının somut

görünümlerinden biridir. Anayasa Mahkemesi de Anayasa'nın 36. maddesi uyarınca

inceleme yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 6. maddesi veAvrupa İnsan

Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle Sözleşme’nin

lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının

kapsamına dâhil edilen gerekçeli karar hakkı ve silahların eşitliği ilkesi gibi

ilke ve haklara Anayasa'nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,

2/7/2013, § 38).

57. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin

yargı organlarına davacı veya davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu

olarak da iddiada bulunma, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına

alınmıştır. Maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, kendisi bir

temel hak niteliği taşımasının ötesinde diğer temel hak ve özgürlüklerden

gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili

güvencelerden birisidir. Bu bağlamda bütün mahkemelerin her türlü kararlarının

gerekçeli olarak yazılmasını ifade eden Anayasa’nın 141. maddesinin de hak

arama hürriyetinin kapsamının belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır (Vedat Benli, B. No: 2013/307, 16/5/2013, §

30).

58. Mahkeme kararlarının gerekçeli olması adil yargılanma

hakkının unsurlarından birisi olmakla beraber bu hak, yargılamada ileri sürülen

her türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi şeklinde

anlaşılamaz. Bu nedenle gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı kararın

niteliğine göre değişebilir. Bununla birlikte başvurucunun ayrı ve açık bir

yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddialarının cevapsız

bırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır (Muhittin Kaya ve Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda Turizm

Pazarlama Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi, B. No: 2013/1213,

4/12/2013, § 26).

59. Kanun yolu mahkemelerince verilen karar gerekçelerinin

ayrıntılı olmaması, ilk derece mahkemesi kararlarında yer verilen gerekçelerin

onama kararlarında kabul edilmiş olduğu şeklinde yorumlanmakla beraber (Aziz Turhan, B. No: 2012/1269, 8/5/2014, §

53), başvurucuların dile getirmesine rağmen ilk derece mahkemesinin de tartışmadığı

esaslı hususlara ilişkin temyiz başvurularıyla başvurucuların usule ilişkin

haklarının ihlal edildiğine yönelik somut şikâyetlerinin temyiz incelemesinde

tartışılmaması veya yargı mercileri tarafından resen dikkate alınması gereken

hükümlerin gerekçesi açıklanmaksızın uygulanmaması gerekçeli karar hakkının

ihlali olarak görülebilir (Mustafa Kahraman,

B. No: 2014/2388, 4/11/2014, § 37).

60. AİHM’e göre mahkemeler ve yargı

mercileri verdikleri kararlarda yeterli gerekçe göstermelidirler. Gerekçe

gösterme yükümlülüğünün kapsamı, kararın niteliğine göre değişir ve davaya konu

olayın içinde bulunduğu şartlar ışığında değerlendirilerek belirlenir (Higgins ve diğerleri /Fransa, B. No:

134/1996/753/952,19/2/1998, § 42).

61. Bir mahkeme kararının gerekçesi o davaya konu maddi

olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve

hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyar; maddi olgular ile hüküm

arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterir. Tarafların, hangi nedenle haklı veya haksız

görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve hukuka uygunluk denetimini

yapabilmeleri için ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün hangi

nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini kuşkuya yer vermeyecek açıklıkta

gösteren bir gerekçe bölümünün bulunması zorunludur (Nurten Esen, B. No: 2013/7970, 10/6/2015, § 56).

62. Somut olaylarda başvurucu; yerleşim yeri olan Yuvalıçay mezrasının 2001 yılına kadar Aydınlık köyüne

bağlı bir mezra olduğunu ve 2001 yılında Gürgenli

köyüne bağlandığını, dolayısıyla somut gerçeği yansıtması açısından yargılama

konusuna neden olan olayların yoğun olarak yaşandığı yıllarda Yuvalıçay mezrasının hukuki durumu dikkate alınarak karar

verilmesi gerekirken hatalı şekilde 2001 yılından sonraki hukuki durum dikkate

alınarak belge düzenlendiğini ve yargılama mercilerinin bu belgelere dayanarak

karar verdiklerini iddia etmiştir.

63. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvuruda Komisyon

kararında (bkz. § 10) Yuvalıçay mezrasının Gürgenli köyüne bağlı olduğu kabul edilerek

değerlendirmeler yapıldığı tespit edilmiştir.

64. İdare Mahkemesi kararında (bkz. § 12) Batman İl Jandarma

Komutanlığının 25/3/2011 tarihli Batman Valiliğine hitaben yazılan boşalan ve

boşaltılan köylere ilişkin yazısında Gürgenli köyünün

1991 ile 1995 yılları arasında kısmen boşaldığının, Gürgenli

köyüne bağlı Yuvalıçay mezrasının 1991 ile 1995

yılları arasında kısmen boşaldığının ifade edildiği belirtilerek, bu husus ve Gürgenli köyüne ilişkin çeşitli kurumlardan toplanan

belgeler dikkate alınarak Gürgenli köyünde geçici köy

korucusu ve gönüllü köy korucusu görevlendirilmesi ve koruculuk sisteminin

bulunması, Gürgenli köyü nüfus verileri, muhtarlık

seçimleri, Gürgenli köyündeki ilköğretim okulunun

güvenlik nedeniyle kapanan okullar arasında yer almaması gerekçelerine

dayanılarak davanın reddine karar verilmiş; kanun yolu merciince de İlk Derece

Mahkemesi kararı onanmış ve başvurucunun karar düzeltme talebi reddedilmiştir

(bkz. §§ 13, 14).

65. Batman İl Jandarma Komutanlığının yukarıdaki paragrafta

anılan yazısının ekindeki tablonun incelenmesi neticesinde Yuvalıçay

mezrasının Gürgenli köyüne bağlı olarak gösterildiği,

Gürgenli köyü ve bu köye bağlı olan Güvenç, Topluca, Yuvalıçay mezralarının 1991 ile 1995 yılları arasında

kısmen boşaldığının belirtildiği tespit edilmiştir. Aynı belgelerden Aydınlık

köyüne ilişkin kayıtların incelenmesinden köy ve bu köye bağlı olarak

gösterilen Anta, Havrik, Yeniçakmak mezralarının 1995-2002 yılları arasında tamamen

boşaltıldığının, Cirik mezrasının 1994 yılında ve Dodika mezrasının 1995 yılında tamamen boşaltılmış olup

mezraya dönüş yapılmadığının; Gazamusa, Göçbeyli, Keta mezralarında boşalma olmadığının beyan edildiği

anlaşılmaktadır.

66. Başvuru formlarının eklerinin incelenmesi neticesinde Sason

Cumhuriyet Savcılığının 8/8/1994 tarihli ve Hazırlık No: 1994/32, Takipsizlik

Karar No: 1994/17 sayılı görevsizlik kararında “Aydınlık köyü Yuvalıçay mezrasında” yaşanan olaylara ilişkin tespitlere

yer verildiği, M.Şe.Ç.nin hasar tespiti istemi

üzerine düzenlenen tespit tutanağında Sason Sulh Hukuk Mahkemesinin 6/7/1995

tarihli ve 1994/5 Değişik İş sayılı kararında hasar tespiti incelemesinde

“Sason ilçesi Aydınlık köyü Yuvalıçay (Cılkas) mezrasında açık tespite başlandığı”nın

belirtildiği; jandarma astsubay kıdemli çavuş, jandarma astsubay çavuş ve

jandarma onbaşı rütbelerini haiz üç görevli tarafından düzenlenen 27/11/1993

tarihli olay yeri tespit tutanağında “Aydınlık köyü Cılkas

mezrasına” bir grup teröristin saldırıda bulunduğunun belirtildiği; jandarma

astsubay üstçavuş, uzman jandarma I. kademeli çavuş ve uzman jandarma I.

kademeli çavuş rütbelerini haiz üç görevli tarafından düzenlenen 13/3/1995

tarihli olay yeri tespit tutanağında “Aydınlık köyü Cılkaz

(Yuvalıçay) mezrasında” meydana gelen terör

olaylarına yer verildiği tespit edilmiştir.

67. Başvurucu, yerleşim yeri olan Yuvalıçay

mezrasının hukuki durumunda meydana gelen değişiklik hakkındaki iddialarını

Derece Mahkemesi önünde ileri sürmüş ise de kararın gerekçesinden (bkz. § 12)

iddialarının tam olarak karşılanmadığı anlaşılmakta olup kanun yolu merciince

de anılan konu hakkında değerlendirme yapılmamıştır (bkz. §§ 13, 14).

Başvurucunun anılan şikâyetlerini yargılama aşamalarında ileri sürdüğü fakat

varılacak sonuç bakımından önem arz edebilecek bu husus hakkında herhangi bir

değerlendirme yapılmaması, Mahkeme kararında dayanılan belgeler ile dosya

kapsamında mevcut diğer bilgi ve belgeler dikkate alındığında olayların

yaşandığı yıllarda Yuvalıçay mezrasının bağlı

bulunduğu köy hakkındaki çelişki giderilmeksizin hüküm kurulması nedenleriyle

kararların yeterli gerekçe ihtiva etmediği sonucuna varılmıştır.

68. Başvurucunun yerleşim yeri olan Yuvalıçay

mezrasının bağlı olduğu köy konusunda olayların yaşandığı dönemlerde ve

olaylardan sonraki tarihte birtakım kurumlar tarafından düzenlenen belgeler

dikkate alınarak başvurucunun iddiası hakkında değerlendirmede bulunulması

gerekirken başvurucunun yerleşim yerinin Gürgenli

köyüne bağlı olduğu kabulünden hareketle anılan köye ilişkin kayıtlar doğrudan

esas alınarak davanın reddine karar verilmesi, adil yargılanma hakkı kapsamında

gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini ortaya çıkarmaktadır.

69. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar

haklarının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un

50. Maddesi Yönünden

70. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla

yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

71. Başvurucu, başvuru formlarında belirtikleri maddi tazminat

miktarlarının ödenmesi talebinde bulunmuşlardır.

72. Mevcut başvuruda Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına

alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal

edildiği sonucuna varılmıştır.

73. Gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılamasında hukuki yarar bulunduğundan ihlal

kararının bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Batman İdare

Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

74. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için

başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal

arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucunun bu konuda herhangi bir belge

sunmamış olması nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi

gerekir.

75. 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin

başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurucunun adli yardım talebinin KABULÜNE,

B. 1. Eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlal

edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

6. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

D. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Batman

İdare Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,

E. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,

F. 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin

BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

G. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

30/3/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz

PAKSÜT

Recep KÖMÜRCÜ Alparslan ALTAN Raportör Yrd. : Leyla Nur ODUNCU Başvurucu : Mehmet Şirin ÇELİK Vekili : Av. Saim BOZKURT

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/9215, 30 Mart 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. C. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil
  12. D. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin
  13. F. 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin
  14. G. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  15. H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  16. Paksüt
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/9215
Tarih
30 Mart 2016

İlgili Kararlar

  • Mehmet Kulaksızoğlu Başvurusu (B. No: 2013/8841)
  • Gülşin Oral Başvurusu (B. No: 2013/6231)
  • Selim Adıyaman Başvurusu (B. No: 2013/8846)
  • Nurettin Mutlu ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/7030)
  • Bekir Sağırdak Başvurusu (B. No: 2013/5669)
  • Aslan Faruk Toprak Başvurusu (B. No: 2013/2957)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.