İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Selim Adıyaman Başvurusu (B. No: 2013/8846)

1. Başvuru, boşanma davasında, çocuk ile kişisel ilişki

Başvuru No2013/8846Tarih9 Mart 2016Okuma31 dk · 6.270 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Selim Adıyaman Başvurusu

Karar tarihi
9 Mart 2016
Başvuru Numarası
2013/8846
R.G. Tarih ve Sayı
27/4/2016-29696
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.270 kelime·31 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, boşanma davasında, çocuk ile kişisel ilişki

kurulması yönündeki taleplerin reddedilmesi nedeniyle aile hayatına saygı

hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 9/12/2013 tarihinde Urla Asliye Hukuk

Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil

edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca kabul edilebilirlik

incelemesi Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 15/9/2015 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvurunun bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 24/11/2015 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş

9/12/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın

görüşüne karşı beyanlarını 28/12/2015 tarihinde ibraz etmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

ilgili olaylar özetle şöyledir.

8. Başvurucu aleyhine 1/2/2013 tarihinde İzmir 12. Aile

Mahkemesinin E.2013/90 sayılı dosyasına kayden açılan davada, tarafların

boşanmaları talebinin yanı sıra müşterek çocuğun velâyetinin davacı anneye

verilmesi ve başvurucunun davacıya yönelttiği iddia edilen tehditlerden dolayı

4/8/2007 doğumlu müşterek çocuk ve başvurucu baba arasında kişisel münasebet

tesisinden kaçınılması ile gerekirse uzman raporu temininden sonra bu hususun

karara bağlanması talep edilmiş olup Mahkemece 6/2/2013 tarihinde tensip

tutanağı düzenlenmiştir.

9. Başvurucu tarafından ibraz edilen 5/3/2013 havale

tarihli dilekçe ile dava tarihinden beri çocuğunu göremediği, davacı annenin de

çocuğu kendisine göstermeme yönünde bir iradeye sahip olduğu, kişisel ilişki

tesisine karar verilmemesi durumunda uzun bir süre daha çocuğunu göremeyeceği,

çocuğuna dönük görev ve sorumluluklarını sürdürme kararlılığı içinde olduğu,

boşanma sürecinin çocuğu ile olan bağına zarar vermesini istemediği, baba ile

çocuk arasındaki ilişkilerin zaman içinde zedelenmemesi için kişisel ilişki

düzenlemesinin uygun olacağı, bu ilişkinin kurulma koşullarının tespitinin,

güvenilir üçüncü kişi nezaretinde görüşme şartı da dahil olmak üzere mahkemenin

takdirine bırakıldığı belirtilerek, karar verilirken başvurucunun çalışıyor

olmasının gözönünde tutularak görüşme günlerinin hafta sonu olarak tayin

edilmesi ve bayram gibi özel günlerde de görüşme imkânı sağlanması talebinde

bulunulmuştur.

10. Mahkemece 6/3/2013 tarihli duruşmada, müşterek

çocuğun dava süresince tedbiren davacı anne yanında kalmasına; çocuk ile

tedbiren şahsi ilişki hususunun ön inceleme aşaması, karşılıklı dilekçelerin

verilmesi ve delillerin bildirilmesi işlemleri tamamlandıktan sonra

değerlendirilmesine karar verilmiştir.

11. Mahkemece9/4/2013 tarihli duruşmada, başvurucu ile

çocuk arasında tedbiren şahsi ilişki kurulması yönündeki talebin, aşamalarda

değişecek duruma göre tekrar değerlendirilmek üzere reddine karar verilmiştir.

12. Başvurucu tarafından 22/4/2013 havale tarihli dilekçe

ile çocuğun ebeveynini görme ve kişisel ilişki kurma hakkı ile anne babanın

çocuk ile kişisel ilişki kurma hakkının anayasal olarak koruma altında olduğu,

belirtilen haklar arasında Mahkemece denge kurulması ve bu kapsamda orantılı

ölçüde tedbirler uygulanması gerektiği belirtilerek kişisel ilişki kurulması

talebinin reddine dair kararın tekrar gözden geçirilmesi suretiyle karardan

dönülmesi ve serbest kişisel ilişki kurulması noktasında tereddüt var ise

görüşmelerin üçüncü kişi nezaretinde gerçekleştirilmesinin sağlanması talep

edilmiştir.

13. 4/6/2013 tarihli ön inceleme duruşmasında, başvurucu

tarafından şahsi ilişki talebi yinelenmiştir. Mahkemece 4/6/2013 tarihli ara

kararı ile çocuk hazır edildiğinde mahkeme uzmanından tedbiren şahsi ilişki

konusunda rapor alınmasına ve şahsi ilişki talebinin ilgili rapor sunulduktan

sonra değerlendirilmesine karar verilmiştir.

14. Mahkemece görevlendirilen pedagog tarafından,

taraflar ve müşterek çocuk ile yapılan görüşme sonrasında tanzim edildiği

anlaşılan 8/7/2013 tarihli sosyal inceleme raporunda; başvurucu gibi annenin de

çocuk ve baba arasında şahsi ilişki kurulmasını arzu ettiği ancak güvenlik

kaygıları nedeniyle bunun uygun şartlarda gerçekleştirilmesini istediği, çocuk

ve babanın görüştürülmesi esnasında çocuğun çekingen tavırları nedeniyle

başvurucunun agresif davranmasının çocuk üzerinde olumsuz etki oluşturduğu,

çocuğun baba figürüne güvenmediği, zarar vereceği endişesi taşıdığı, mevcut

yaşı itibarıyla babası ile yalnız olarak aynı ortamda bulunmak istemediğinin

anlaşıldığı, bu nedenle tedbiren anne yanında bulunan çocuğun psikososyal

gelişimi açısından başvurucu baba ile güvenli bir bağ kurulabilmesi için dava

sürecinde iki haftada bir Pazar günleri 13:00-16:00 saatleri arasında şahsi

ilişki kurulmasının, bu süreçte çocuğa bir kolluk görevlisinin eşlik etmesinin

çocuğun yüksek yararına olacağı ve baba ile çocuk arasındaki münasebetin çocuk

üzerindeki etkilerine göre görüşme süresinin daha sonra tekrar

değerlendirilmesinin uygun olacağı ifade edilmiştir.

15. Başvurucu tarafından 9/7/2013 tarihli dilekçe ile

belirtilen rapor dikkate alınarak çocuk ile arasında kişisel ilişki tesisi

talep edilmiş olup mahkemece 12/7/2013 tarihli celsede belirtilen talep

reddedilmiş ve ara kararında, uzman raporu içeriğine göre çocuğun kolluk

görevlisi nezaretinde başvurucu ile tedbiren görüştürülmesinin henüz beş

yaşındaki bir çocuğun yüksek yararına olmayacağı anlaşıldığından, değişen ve

toplanan delillere göre ileride yeniden değerlendirilmek üzere şahsi ilişki talebinin

reddedildiği belirtilmiştir.

16. Foça Açık Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü tarafından

mahkemeye gönderilen yazıda, başvurucunun 9/11/2013 tarihinde ilgili Cezaevine

girişinin yapıldığı bildirilmiştir.

17. 7/11/2013 tarihli duruşmada başvurucu vekilince başvurucunun

cezaevine gireceği belirtilerek çocuk ile başvurucu arasında cezaevinde belirli

günlerde görüşme sağlanması talep edilmiş, mahkemece çocuğun yaşı gözönünde

bulundurulduğunda bu yaştaki bir çocuğun cezaevinde babası ile şahsi ilişki

kurmasının uygun olmayacağı belirtilerek başvurucu vekilinin talebi

reddedilmiş; 9/12/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.

18. Bireysel başvuru sonrasında ve yargılamanın 11/2/2014

tarihli celsesinde, celse arasında başvurucunun cezaevinden çıktığının bildirilmesi

durumunda, tedbiren şahsi ilişki kurulması hususunda değerlendirme yapılmasına,

8/9/2014 tarihli celsede ise müşterek çocuk hazır edildiğinde başvurucunun

cezaevinde bulunması da dikkate alınarak şahsi ilişki yönünden davanın esasına

yönelik olarak mahkeme uzmanından rapor alınmasına, rapor sonucuna göre çocuk

ile başvurucu arasında tedbiren görüşme tesis edilmesi hususunun

değerlendirilmesine ve ilgili cezaevinden başvurucunun açık görüş günlerinin ve

saatlerinin sorulmasına karar verilmiştir.

19. 10/9/2014 tarihli sosyal inceleme raporunda; çocuk

ile baba arasında cezaevinde yapılan görüşmelerden çocuğun olumlu yönde

etkilendiği, her ne kadar çocuğun yaşı ve gelişimi gözönüne alındığında cezaevi

ziyaretlerinden olumsuz yönde etkilenme ihtimali bulunuyor ise de çocuğun

babaannesi eşliğinde babası ile yapacağı görüşmenin psikososyal gelişimi

açısından fayda sağlayacağı, çocuğun baba çocuk diyaloğunu yeni yakalamaya

başladığı ve babası ile kurduğu bu ilişkiyi kaybetmekten korktuğu, birarada

geçirdikleri süreçten keyif aldığı belirtilerek çocuğun her ay bir defa

babaannesi eşliğinde babası ile cezaevinde görüşmesinin uygun olacağı ifade

edilmiştir.

20. Takip eden 10/10/2014 tarihli celsede, çocuğun

yargılama aşamasında başvurucunun o ayki ilk açık görüş gün ve saatlerinde

tedbiren başvurucu ile görüştürülmesine karar verilmiştir.

21. Yargılamanın ertelendiği 28/10/2014 tarihli celsede

mahkemenin E.2013/90 sayılı kararıyla davanın kabulü ile tarafların

boşanmalarına, müşterek çocuğun velâyetinin anneye verilmesine, başvurucu

şartla tahliye olana kadar çocuğun her ay başvurucunun o ayki ilk açık görüş

gün ve saatlerinde başvurucu ile görüştürülmesi suretiyle şahsi ilişki

tesisine, başvurucu şartla tahliye olduktan sonra ise çocuğun her ayın 1. ve 3.

Cumartesi günleri saat 09.00 ile Pazar günleri saat 17.00 arası, dinî

bayramların ilk günü saat 09.00 ile 2. günü saat 09.00 arası ve her yıl Temmuz

ayının ilk günü saat 09.00 ile son günü saat 17.00 arası başvurucu yanına

verilerek şahsi iliski tesisine karar verilmiştir. Hüküm, yasal süresi içinde

taraflarca temyiz yoluna başvurulmamış olması nedeniyle 13/1/2015 tarihi

itibarıyla kesinleşmiştir. Gerekçeli kararda, yargılama sırasında ileri sürülen

şahsi ilişki taleplerinin reddine ilişkin olarak başvurucunun cezaevinde

bulunması ve çocuğun yaşı da dikkate alınarak o yaştaki bir çocuğun cezaevinde

babası ile şahsi ilişki kurmasının uygun olmayacağı kanaatine varıldığı, söz

konusu talebin başvurucu tanıklarının dinlenilmesinden ve bu yönde uzman raporu

alınmasının ardından değerlendirilmesinin uygun olacağının düşünüldüğü, zira

çocuğun cezaevinde bulunan babasının orada bulunma sebebi ile ilgili

tereddütler yaşayacağı ve yaşı itibarıyla bunu anlayamayabileceğinin

değerlendirildiği belirtilmiştir. Gerekçede yukarıdaki değerlendirmeden sonra

aradan geçen süre de dikkate alınarak çocuğun velâyeti ve şahsi ilişki yönünden

uzman raporu alındığı, söz konusu 10/9/2014 tarihli raporda çocuğun

başvurucunun annesi tarafından cezaevine götürüldüğünün ve babası ile

görüşmesinin sağlandığının; çocuğun babasının daha önce kendisi ile bu kadar

ilgilenmediği, şu anki ilgisinden mutlu olduğu, babaannesi ile babasını görmeye

gitmeye devam etmek istediği yönünde beyanda bulunduğunun, her ne kadar çocuğun

yaşı ve gelişimi gözönüne alındığında cezaevi ziyaretlerinden etkilenme

ihtimali bulunuyor ise de babaannesi eşliğinde babası ile görüşebileceğinin

belirlendiğinin ifade edildiği ve bu kapsamda 10/10/2014 tarihli celsede çocuk

ve baba arasında tedbiren kişisel ilişki kurulmasına karar verildiği

belirtilmiştir.

B. İlgili Hukuk

22. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni

Kanunu’nun “Geçici önlemler” kenar başlıklı 169. maddesi şöyledir:

“Boşanma

veya ayrılık davası açılınca hâkim, davanın devamı süresince gerekli olan,

özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, eşlerin mallarının yönetimine ve

çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri re'sen alır.”

23. 4721 sayılı Kanun’un “Kural” kenar başlıklı

323. maddesi şöyledir:

“Ana

ve babadan her biri, velâyeti altında bulunmayan veya kendisine bırakılmayan

çocuk ile uygun kişisel ilişki kurulmasını isteme hakkına sahiptir.”

24. 4721 sayılı Kanun’un “Sınırları” kenar

başlıklı 324. maddesi şöyledir:

“Ana

ve babadan her biri, diğerinin çocuk ile kişisel ilişkisini zedelemekten, çocuğun

eğitilmesi ve yetiştirilmesini engellemekten kaçınmakla yükümlüdür.

Kişisel

ilişki sebebiyle çocuğun huzuru tehlikeye girer veya ana ve baba bu haklarını

birinci fıkrada öngörülen yükümlülüklerine aykırı olarak kullanırlar veya çocuk

ile ciddî olarak ilgilenmezler ya da diğer önemli sebepler varsa, kişisel

ilişki kurma hakkı reddedilebilir veya kendilerinden alınabilir.”

25. Türkiye açısından 14/10/1990 tarihinde imzalanan ve

27/1/1995 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 20/11/1989 tarihli

Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 3. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“(1)Kamusal

ya da özel sosyal yardım kuruluşları, mahkemeler, idari makamlar veya yasama

organları tarafından yapılan ve çocukları ilgilendiren bütün faaliyetlerde,

çocuğun yararı temel düşüncedir.”

26. Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 9. maddesinin

ilgili fıkraları şöyledir:

“(1)Yetkili

makamlar uygulanabilir yasa ve usullere göre ve temyiz yolu açık olarak,

ayrılığın çocuğun yüksek yararına olduğu yolunda karar vermedikçe, Taraf

Devletler, çocuğun; ana–babasından, onların rızası dışında ayrılmamasını

güvence altına alırlar. Ancak, ana–babası tarafından çocuğun kötü muameleye

maruz bırakılması ya da ihmâl edilmesi durumlarında ya da ana–babanın

birbirinden ayrı yaşaması nedeniyle çocuğun ikametgâhının belirlenmesi amacıyla

karara varılması gerektiğinde, bu tür bir ayrılık kararı verilebilir.

(2)Bu

maddenin birinci fıkrası uyarınca girişilen her işlemde, ilgili bütün taraflara

işleme katılma ve görüşlerini bildirme olanağı tanınır.

(3)Taraf

Devletler, ana–babasından veya bunlardan birinden ayrılmasına karar verilen

çocuğun, kendi yüksek yararına aykırı olmadıkça, ana babanın ikisiyle de

düzenli bir biçimde kişisel ilişki kurma ve doğrudan görüşme hakkına saygı

gösterirler.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

27. Mahkemenin 9/3/2016 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

28. Başvurucu, çocuğu ile şahsi ilişki kurması isteminin

gerekçe gösterilmeksizin Mahkemece reddedildiğini, bilirkişi tarafından

hazırlanan raporun dikkate alınmadığını, ceza infaz kurumunda kalacağı bir yıl

boyunca çocuğunu görmesinin engellendiğini, cezaevinde bulunmasına ve geçmişte

birtakım suçlar işlediğine dair adli sicil kaydı bulunmasına rağmen çocuğuna

karşı daima sevgi dolu olduğunu, hiçbir zaman menfi bir davranış tarzı

sergilemediğini, mahkemenin kişisel ilişki tesisine ilişkin talepleri ret kararlarının

çocuğun üstün menfaatine de hizmet etmediğini, zira kişisel ilişki tesis

edilmeksizin geçen sürenin baba ile çocuk arasındaki bağı tamamen yok etme

tehlikesi taşıdığını, bu durumun çocuğu ile yapıcı bir ilişki kurma imkânını da

engellediğini, mahkemenin ret kararı gerekçelerinin anayasal haklarının

sağladığı güvenceler bakımından yeterli olmadığını, mahkemenin çocuğu ile

kişisel ilişki kurmasının uygun olduğunu belirten bilirkişi raporuna itibar

etmemesi durumunda dahi yeni bir rapor alma yoluna gitmesi gerektiğini, verilen

kararın cezaevinde olan şahısların hiçbir şart altında çocukları ile görüşme

imkânı elde edemeyecekleri anlamına geldiğini; olgusal, duygusal, psikolojik,

maddi ve tıbbi nitelikteki bütün faktörler ile ailenin durumunun mahkemece

derinlemesine incelenmediğini ve çocuğun üstün menfaatine dayanılmakla birlikte

baba ile çocuğun üçüncü bir kişi nezaretinde görüşmesinin bu menfaate nasıl bir

aykırılık oluşturacağının açıklanmadığını, söz konusu uygulamada ilgili

menfaatler arasında adil bir denge gözetilmediğini ve bu suretle ilgili

anayasal güvencelerin tamamen ortadan kaldırıldığını, taleplerinin makul

sürelerde incelenerek değerlendirilmediğini, başvurunun incelenmesi için

yargılamanın bitmesi şartının aranmayacağını çünkü çocuğu ile kişisel ilişki

kurulması yönünde karar verilmemesi ile ihlalin devam eder nitelikte olduğunu

belirterek Anayasa’nın 20. ve 36. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal

edildiğini ileri sürmüş ve tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

29. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucu tarafından Anayasa’nın 20. ve 36. maddelerinde tanımlanan

haklarının ihlal edildiği iddia edilmiş olmakla beraber ihlal iddialarının

mahiyeti gereği, başvurunun aile hayatına saygı hakkı kapsamında incelenmesi

uygun görülmüştür.

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

30. Somut başvuru, müdahale iddiasına konu ara kararı

üzerine ve ilgili yargılamanın derdest olduğu süreçte yapılmış olmakla beraber

başvurucu tarafından5/3/2013 tarihli dilekçe ile yöneltilen şahsi ilişki

talebinin mahkemenin 9/4/2013 tarihli kararı ile reddedilmesi üzerine söz

konusu ara kararına yapılan itirazın da reddedildiği ve başvurucu tarafından

devam eden yargılama sürecinde aynı hususta yöneltilen taleplerin de mahkemece

kabul edilmediği anlaşılmaktadır. Başvurucu tarafından, verilen son ret kararı

ile çocuğunu cezaevinde bulunacağı gelecek bir yıl içinde de görme ihtimalinin

ortadan kalktığı ve yapılan ısrarlı itirazlar değerlendirmeye alınmadığından

yeni bir karar beklemenin faydasız olacağı düşünülerek 7/11/2013 tarihli ret

kararından sonra başvuruda bulunulduğu ifade edilmiştir.

31. Bu kapsamda, çocuk ile şahsi ilişki kurulması

hususunda müteaddit defalar talepte bulunulduğu ve verilen ret kararlarına

yapılan itirazın da kabul görmediği, son defa 7/11/2013 tarihli celsede ileri

sürülen talebin mahkemece aynı tarihli ara kararı ile reddedildiği

görülmektedir. Başvurucu tarafından, ara kararından dönülmesi talebinin etkisiz

olacağı değerlendirilerek bireysel başvuruda bulunulduğu anlaşılmaktadır.

Mahkemenin, başvurucu ile çocuk arasında şahsi ilişki kurulması noktasında

ileri sürülen talepleri ret ve ara kararlarından dönülmesi yönünde yapılan

itirazları kabul etmeme noktasındaki ısrarlı tutumu, başvurucunun son olarak

verilen ara kararının tekrar değerlendirilmesi talebiyle yapılacak itirazı

etkisiz görme hususundaki kanaatini makul göstermektedir.

32. Bunun yanı sıra bireysel başvuru tarihinde

uyuşmazlığın esası hakkında karar verilmemiş olmakla birlikte baba ve çocuk

arasındaki bağa ilişkin tehlikede olan menfaatin niteliği gözönünde

bulundurulduğunda söz konusu ara kararları bağlamında, iddiaya konu temel hak

üzerindeki etkinin, yargılamanın sonucundan bağımsız olarak doğması söz konusu

olduğundan, başvuru yollarının tüketilmesi koşulunun yerine getirildiği

sonucuna ulaşılmıştır.

33. Başvurunun incelenmesi neticesinde açıkça dayanaktan

yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka

bir neden de bulunmadığı anlaşıldığından kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

34. Başvurucu, boşanma davası sürecinde çocuğu ile

arasında kişisel ilişki tesis edilmesi hususundaki taleplerin reddedildiğini

belirterek aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

35. Bakanlık görüş yazısında, başvurucunun gerekçeli

karar hakkı ve makul sürede yargılanma hakkına ilişkin ihlal iddiaları için

daha önce benzer hususlarda verilen görüşlere atfen ayrıca görüş sunulmadığı

bildirilmiştir. Aile hayatına saygı hakkının ihlali iddiası kapsamında ise

Anayasa Mahkemesinin aile hayatına saygı hakkı bağlamında verdiği kararlarda

yer alan tespitlere yer verilerek bu tespitler çerçevesinde çocuk ile başvurucu

arasında kişisel ilişki tesisi ile ilgilikararlardaki gerekçelerin; aile

hayatına saygı hakkı bağlamında ilgili ve yeterli olup olmadığı, kurulması

öngörülen kişisel ilişkinin uygulanabilir ve etkili olmasını temin edecek

şekilde hareket etme yükümlülüğü açısından etkisiz kalıp kalmadığı ve

başvurucunun çocuğu ile kişisel ilişki kurma hakkının yerine getirilmesinde

kamusal makamlarca gereken çabanın gösterilip gösterilmediği hususundaki

takdirin Anayasa Mahkemesine ait olduğuifade edilmiştir.

a. Genel İlkeler

36. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile

30/11/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama

Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası hükümlerine göre

Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi

için kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da

güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin

(Sözleşme) ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerin kapsamına da girmesi

gerekir. Bir başka ifadeyle Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında

kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi mümkün değildir (Onurhan Solmaz, B. No. 2012/1049,

26/3/2013, § 18).

37. Anayasa’nın “Özel hayatın gizliliği” kenar

başlıklı 20. maddesi şöyledir:

“Herkes,

özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir.

Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.

Millî

güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel

ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması

sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak, usulüne göre verilmiş hâkim

kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan

hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin

üstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz. Yetkili

merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim,

kararını el koymadan itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, el

koyma kendiliğinden kalkar.

Herkes, kendisiyle ilgili kişisel

verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle

ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların

düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp

kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen

hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına

ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.”

38. Anayasa’nın “Ailenin korunması ve çocuk hakları”

kenar başlıklı 41. maddesi şöyledir:

“Aile,

Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır.

Devlet,

ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile

planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır,

teşkilatı kurar.

Her

çocuk, korunma ve bakımdan yararlanma, yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça,

ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahiptir.

Devlet,

her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirleri alır.”

39. Sözleşme’nin “Özel ve aile hayatına saygı hakkı”

kenar başlıklı 8. maddesi şöyledir:

“(1)

Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi

hakkına sahiptir.

(2)

Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin

yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği,

ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi,

sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için

gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”

40. Aile yaşamına saygı hakkı, Anayasanın 20. maddesinin

birinci fıkrasında güvence altına alınmıştır. Madde gerekçesi de dikkate

alındığında resmî makamların özel hayata ve aile hayatına müdahale edememesi

ile kişinin ferdî ve aile hayatını kendi anladığı gibi düzenleyip yaşayabilmesi

gereğine işaret edildiği görülmekte olup söz konusu düzenleme Sözleşme’nin 8.

maddesi çerçevesinde korunan aile yaşamına saygı hakkının Anayasa'daki

karşılığını oluşturmaktadır. Ayrıca Anayasa’nın 41. maddesinin, Anayasa’nın

bütünselliği ilkesi gereği, özellikle aile yaşamına saygı hakkına ilişkin

pozitif yükümlülüklerin değerlendirilmesi bağlamında gözönünde bulundurulması

gerektiği açıktır.

41. Aile yaşamındaki temel ilişkiler, kadın ve erkek ile

ebeveyn ve çocuk arasındaki ilişkilerdir. Resmî evlilik birliklerinin aile

hayatı kapsamında korunduğu kuşkusuz olup evlilik içinde doğan çocuklar da

kendiliğinden evlilik ilişkisinin bir parçası sayılırlar.Bu çerçevede, çocuğun

doğumundan itibaren çocuk ve ebeveyn arasında aile yaşamı anlamına gelen bir

bağ kurulduğunun kabulü gerekir (Murat Atılgan, B. No: 2013/9047,

7/5/2015, § 23; N.Ö., B. No: 2013/19725, 19/11/2015, § 33. Benzer

yöndeki AİHM kararı için bkz. Gluhakovic/Hırvatistan, B. No: 21188/09,

12/4/ 2011, §§54, 60). Başvuru konusu olayda, başvurucunun çocuğu evlilik

içinde dünyaya gelmiş olup hukuken mevcut olan ailenin bir parçasıdır. Bu

bağlamda, başvurucu ile çocuğu arasındaki söz konusu ilişki, aile yaşamının

kurulması için yeterlidir.

42. Aile yaşamının temel unsuru, aile ilişkilerinin

normal bir şekilde gelişebilmesi ve bu bağlamda aile fertlerinin birlikte

yaşama hakkıdır. Bu hakkın kapsamının ise aile yaşamına saygı yükümlülüğünden

ayrı düşünülmesi mümkün değildir (Murat Atılgan, § 24; Marcus Frank

Cerny, § 38).

43. Ebeveyn ile çocukların birlikte yaşama istekleri aile

yaşamının vazgeçilmez bir unsuru olup boşanma veya ayrılık davaları kapsamında

aile ilişkisine müdahalede bulunulmuş olması, aile yaşamını ortadan kaldırmaz.

Ebeveyn ve çocuk arasındaki aile yaşamının anne ve babanın boşanmasının

ardından da devam edeceği açıktır. Buna bağlı olarak anne babanın ve çocuğun aile

yaşamlarına saygı hakları, belirtilen durumlarda ailenin yeniden

birleştirilmesine yönelik tedbirleri de içermektedir. Söz konusu yükümlülük,

yalnızca çocukların kamusal makamlarca koruma altına alınması bağlamındaki

uyuşmazlıklar açısından değil, ebeveyn veya diğer aile bireyleri arasındaki

velâyet ve kişisel ilişki tesisine ilişkin uyuşmazlıklar için de geçerlidir (Murat

Atılgan, § 25; N.Ö.,§ 35. Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Berrehab/Hollanda,

B. No: 10730/84, 21/6/1988, § 21; Gluhakovic/Hırvatistan, §§56, 57).

44. Aile yaşamına saygı hakkı kapsamında devlet için söz

konusu olan yükümlülük, sadece belirtilen hakka keyfî surette müdahaleden

kaçınmakla sınırlı olmayıp öncelikli olan bu negatif yükümlülüğe ek olarak aile

yaşamına etkili bir biçimde saygının sağlanması bağlamında pozitif

yükümlülükleri de içermektedir. Söz konusu pozitif yükümlülükler, bireyler

arası ilişkiler alanında olsa da aile yaşamına saygıyı sağlamaya yönelik

tedbirlerin alınmasını zorunlu kılar (Murat Atılgan, § 26; N.Ö.,

§ 36. Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. X ve Y/Hollanda, B. No:

8978/80, 26/3/1985, § 23).

45. Devletin pozitif tedbirler alma yükümlülüğü konusunda

Anayasa’nın 20. ve 41. maddeleri; ebeveynin, mevcut olayda babanın, çocuğuyla

bütünleşmesinin sağlanması amacıyla tedbirler alınmasını isteme hakkını ve

kamusal makamların bu tür tedbirleri alma yükümlülüğünü içermektedir. 41.

maddede her çocuğun yüksek yararına aykırı olmadıkça anne ve babasıyla kişisel

ve doğrudan ilişki kurma ve ilişkiyi sürdürme hakkına sahip olduğu açıkça

belirtilmektedir. Söz konusu yükümlülüğün uluslararası sözleşmelerde de yer

bulduğu görülmektedir (bkz. § 26). Bu noktada anne ve baba ile düzenli bir

kişisel ilişki sürdürülmesinde çocuğun üstün menfaatinin bulunduğu da gözardı

edilmemelidir.

46. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) de önüne gelen

birçok davada, aile yaşamına saygının kamu makamlarına, ebeveynler ve

çocuklarını bir araya getirmek şeklinde pozitif bir görev yüklediğini ve bu

durumun, ayrılığa devletin değil ebeveynin yol açtığı durumlarda dahi geçerli

olduğunu, bu alandaki pozitif yükümlülüğün bireyler arasındaki ilişkiler

alanında dahi aile yaşamına saygıyı güvence altına almak için tasarlanmış ve

hem bireylerin haklarını koruyan düzenleyici yargısal bir çerçeve

oluşturulmasını hem de fiilen hayata geçirilecek uygun tedbirlerin alınmasını

gerektirdiğini ifade etmektedir (Hokkanen/Filnadiya, B. No: 19823/92,

23/9/1994, § 58; Glaser/Birleşik Krallık, B. No: 32346/96, 19/9/2000, §

63; Bajrami/Arnavutluk, B. No: 35853/04, 12/12/2006, § 52).

47. Bununla birlikte aile yaşamına saygı hakkı

kapsamındaki pozitif yükümlülüklerin, hangi koşullarda olumlu edimde bulunmayı

gerektirdiğinin kesin çizgilerle belirlenmesi, söz konusu hak kapsamındaki

ilişkilerin mahiyeti gereği kolay değildir (Murat Atılgan, § 28; N.Ö.,

§ 39). AİHM de özellikle pozitif yükümlülükler söz konusu olduğunda saygı

kavramının çok kesin bir tanımının bulunmadığını ve taraf devletlerde

karşılaşılan durumlar ve izlenen uygulamalardaki farklılıklar dikkate

alındığında bu kavramın gereklerinin olaydan olaya önemli ölçüde değiştiğini

kabul etmektedir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Abdulaziz, Cabales ve

Balkani/Birleşik Krallık, B. No: 9214/80, 28/5/1985, § 67).

b. Müdahalenin Mevcudiyeti

48. Anne-baba ve çocukların birlikte yaşama hakkı aile

hayatının esaslı bir unsuru olup, anne ve baba arasındaki ilişkinin sona ermesi

durumunda hukuksal düzenlemelerden kaynaklanan ve bu ilişkiyi kısıtlayan ya da

engelleyen tedbirler, aile hayatına saygı hakkına bir müdahale oluşturur (Murat

Atılgan, § 29; N.Ö., § 40. Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Hoppe/Almanya,

B. No: 28422/95, 5/12/2002, § 44; Johansen/Norveç, B. No: 17383/90,

7/8/1996, § 52; Elsholz/Almanya, B. No: 25735/94 13/7/2000, § 43). Somut

başvuru açısından, boşanma davası sürecinde velâyeti tedbiren anneye verilen

çocuk ile görüşme hususunda başvurucuya imkân tanınmaması ve kişisel ilişki

konusundaki kısıtlamaların, başvurucunun aile hayatına saygı hakkına müdahale

oluşturduğu açıktır.

c. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

49. Anayasa’nın 20. maddesinde, bu hakkın tüm boyutlarına

ilişkin olmadığı anlaşılan birtakım sınırlama sebeplerine yer verilmiş olmakla

beraber özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından

kaynaklanan bazı sınırları bulunmakta, ayrıca Anayasa’nın diğer maddelerinde

yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün

olabilmektedir. Bu noktada Anayasanın 13. maddesinde yer alan güvence ölçütleri

işlevsel niteliği haizdir (Sevim Akat Ekşi, B. No: 2013/2187,

19/12/2013, § 33).

50. Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin

sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

“Temel

hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde

belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu

sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik

Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

51. Belirtilen Anayasa hükmü, hak ve özgürlükleri

sınırlama ve güvence rejimi bakımından temel öneme sahip olup Anayasa'da yer

alan bütün hak ve özgürlüklerin yasa koyucu tarafından hangi ölçütler gözönünde

bulundurularak sınırlanabileceğini ortaya koymaktadır. Anayasanın bütünselliği

ilkesi çerçevesinde, Anayasa kurallarının birarada ve hukukun genel kuralları

gözönünde tutularak uygulanması zorunlu olduğundan, belirtilen düzenlemede yer

alan başta yasa ile sınırlama kaydı olmak üzere tüm güvence ölçütlerinin,

Anayasa’nın 20. maddesinde yer verilen hakkın kapsamının belirlenmesinde de

gözetilmesi gerektiği açıktır (Sevim Akat Ekşi, § 35).

i. Kanunilik

52. Hak ve özgürlüklerin yasayla sınırlanması ölçütü

anayasa yargısında önemli bir yere sahiptir. Hak ya da özgürlüğe bir müdahale

söz konusu olduğunda öncelikle tespiti gereken husus, müdahaleye yetki veren

bir kanun hükmünün, yani müdahalenin hukuki bir temelinin mevcut olup

olmadığıdır (Sevim Akat Ekşi, § 36).

53. Kişisel ilişkinin tesisine ilişkin olarak 4721 sayılı

Kanun’un 169., 323. 324. maddelerinde ayrıntılı düzenlemelere yer verilmiş olup

başvurucunun aile yaşamının uygulamada ve etkili bir şekilde korunmasını

güvence altına alan yasal bir çerçevenin mevcut olduğu ve velâyet hakkı ile

kişisel ilişki tesisine dair somut başvuruya konu uygulamanın, belirtilen hüküm

temelinde yürütüldüğü anlaşılmaktadır.

ii. Meşru Amaç

54. Anayasa'nın 41. maddesinde her çocuğun yüksek

yararına aykırı olmadıkça anne ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve

ilişkiyi sürdürme hakkına sahip olduğu açıkça belirtilmektedir. 4721 sayılı

Kanun’un ilgili maddelerinde de velâyetin kullanılması kendisine verilmeyen

eşin, çocuk ile kişisel ilişkisi düzenlenirken çocuğun özellikle sağlık, eğitim

ve ahlâk bakımından yararlarının esas tutulacağı ifade edilmiştir. Bu bağlamda,

velâyet ile kişisel ilişkiye ilişkin düzenlemeler kapsamında alınan

tedbirlerin; çocuğun eğitimi, sağlığı ve ahlakı ile çocuk ve ebeveynin hak ve

özgürlüklerini koruma şeklindeki meşru temellere dayandığı anlaşılmaktadır.

iii. Demokratik Toplum Düzeninde Gerekli Olma ve

Ölçülülük

55. Belirtilen meşru temellere rağmen bireyin temel

haklarına yapılan müdahale ile bu müdahaleyle güdülen meşru amaç arasında bir

orantı bulunması zorunludur. Anayasa’nın 13. maddesinde, bu orantının

değerlendirilmesi noktasında nazara alınmak üzere, demokratik toplumda

gereklilik, hakkın özü ve ölçülülük unsurlarına riayet edilmesi şeklinde üç

ayrı güvence ölçütüne daha yer verilmiştir.

56. Çağdaş demokrasiler, temel hak ve özgürlüklerin en

geniş ölçüde sağlanıp güvence altına alındığı rejimlerdir. Temel hak ve

özgürlüklerin özüne dokunup onları büyük ölçüde kısıtlayan veya tümüyle

kullanılamaz hâle getiren sınırlamaların demokratik toplum düzeninin

gerekleriyle de bağdaştığı kabul edilemez. Demokratik hukuk devletinin amacı

kişilerin hak ve özgürlüklerden en geniş biçimde yararlanmalarını sağlamak

olduğundan yasal düzenlemelerde insanı öne çıkaran bir yaklaşımın esas alınması

gerekir. Bu nedenle getirilen sınırlamaların yalnız ölçüsü değil; koşulları,

nedeni, yöntemi ve kısıtlamaya karşı öngörülen kanun yolları gibi unsurların

tamamı, demokratik toplum düzeni kavramı içinde değerlendirilmelidir (Murat

Atılgan, § 37; N.Ö., § 48).

57. Hakkın özü, dokunulduğunda söz konusu temel hak ve

özgürlüğü anlamsız kılan asli çekirdeği ifade etmekte olup bu yönüyle her temel

hak açısından kişiye dokunulmaz asgari bir alan güvencesi sağlamaktadır. Bu

çerçevede, hakkın kullanılmasını önemli ölçüde güçleştiren, hakkı kullanılamaz

hâle getiren veya ortadan kaldıran sınırlamaların, hakkın özüne dokunduğu kabul

edilmelidir. Aile hayatına saygı hakkı bağlamında da bu hakkın ortadan

kaldırılması, kullanılamaz hâle getirilmesi veya kullanılmasının aşırı derecede

güçleştirilmesi sonucunu doğuran müdahalelerin, bu hakkın özünü zedeleyeceği

açıktır. Ölçülülük ilkesinin amacı da temel hak ve özgürlüklerin gereğinden

fazla sınırlandırılmasının önlenmesidir. Anayasa Mahkemesi kararları uyarınca

ölçülülük ilkesi, sınırlama için kullanılan aracın sınırlama amacını

gerçekleştirmeye uygun olmasını ifade eden elverişlilik, sınırlayıcı önlemin

sınırlama amacına ulaşmak bakımından zorunlu olmasına işaret eden zorunluluk ve

araçla amacın orantısız bir ölçü içinde bulunmaması ile sınırlamanın ölçüsüz

bir yükümlülük getirmemesini deyimleyen orantılılık unsurlarını içermektedir (Murat

Atılgan, § 38; N.Ö., § 49; AYM, E.2012/100, K.2013/84, 4/7/2013).

58. Anayasa’nın 13. maddesi vasıtasıyla Anayasa’da yer

alan tüm temel hak ve özgürlüklerin sınırlanması hususunda geçerli olan bu

denge, aile hayatına saygı hakkının sınırlanmasında da gözönünde

bulundurulmalıdır. Aile hayatına saygı hakkının sınırlanması mümkün olmakla

beraber sınırlamada öngörülen meşru amaç ile sınırlandırma aracı arasında

orantısızlık bulunmamalı, sınırlandırmayla ulaşılabilecek yarar ile temel hak

ve özgürlüğü sınırlandırılan bireyin kaybı arasında adil bir denge kurulmasına

özen gösterilmelidir. Bu noktada, belirtilen ölçütlere riayetle bir sınırlama

yapılıp yapılmadığının tespiti için müdahale teşkil ettiği ve aile hayatına

saygı hakkını ihlal ettiği iddia edilen önlemin temelini oluşturan meşru amaç

karşısında, bireye düşen fedakârlığın ağırlığının gözönünde bulundurulması ve

özellikle velâyet ve kişisel ilişki tesisine dair uyuşmazlıklar söz konusu

olduğunda ebeveyn ve çocuğun menfaatleri arasında adil bir dengenin kurulup

kurulmadığının belirlenmesi gerekmektedir (Murat Atılgan, § 39; N.Ö.,

§ 50).

59. Başvuruya konu yargısal uygulamanın yukarıda

belirtilen meşru temellere dayandığı açık olmakla birlikte başvurucunun aile

hayatına bir müdahale teşkil ettiği anlaşılan sınırlamanın, belirtilen hakkın

özüne dokunarak onu anlamsız kılacak ölçüde olmaması gerekmektedir.

60. Kamusal makamların izlenen meşru amaçlar bağlamında

bir hakkın sınırlanması sürecinde takdir yetkisi bulunmakla birlikte belirtilen

takdir yetkisi, her bir vakıa özelinde ayrı bir kapsama sahiptir. Güvence

altına alınan hakkın veya hukuksal yararın niteliği ve bunun birey bakımından

önemi gibi unsurlara bağlı olarak bu yetkinin kapsamı daralmakta veya

genişlemektedir.

61. Aile hayatına saygı hakkı kapsamındaki negatif ve

pozitif yükümlülükler arasındaki sınırları kesin biçimde tanımlamak mümkün

olmayıp ilgili makamların, her iki yükümlülük çerçevesinde de belirli bir

takdir alanına sahip olduğu kabul edilmekle birlikte her iki yükümlülük

kapsamında da benzer ilkelerin gözönünde bulundurulması, özellikle her iki

durumda da kamusal makamlarca olayın bağlamı ve müdahalenin türüne göre birey

menfaatleri ile toplum menfaatleri ve çocuk ile ebeveyn menfaatleri arasında

adil bir denge kurulmasına özen gösterilmesi gerekmektedir. Bu dengenin

tesisinde niteliği gereği çocuğun menfaatlerine özel bir önem verilmesi

gerektiği açıktır (Murat Atılgan, § 53; N.Ö., § 42. Benzer

yöndeki AİHM kararları için bkz. Hokkanen/Finlandiya, § 55; Hoppe/Almanya,

§ 49). Kamu makamları, söz konusu uyuşmazlıklarda, ebeveyn arasındaki

işbirliğini kolaylaştıracak tedbirleri almakla yükümlüdür. Ebeveyn ile

görüşmenin aile yaşamına saygı hakkı kapsamındaki menfaatleri tehdit ettiği

durumlarda ilgili makamların görevi, söz konusu menfaatler arasında gereken

dengenin tesisi olacaktır. Bu dengenin kurulmasında ilgili kamu makamları

belirli bir takdir alanına sahip olmakla birlikte burada önemli olan husus,

ilgili makamların ailenin yeniden bütünleşmesini kolaylaştırmak için olayın

özel şartlarının gerektirdiği her türlü tedbiri almış bulunup

bulunmadıklarıdır.

62. Şüphesiz çocuğun üstün yararının ne olduğuna ilişkin

tespit, bu tür davalarda dikkate alınması gereken en önemli unsurdur. Bu

bağlamda ilgili taraflarla doğrudan temas hâlinde olan yargısal organların,

belirtilen hususun tespiti noktasında daha avantajlı konumda olduğu açıktır. Bu

nedenle Anayasa Mahkemesinin görevi, derece mahkemelerinin yerine geçerek

koruma ve kişisel ilişki tesisine ilişkin davalarda, belirtilen hususun bizzat

tanzim ve tespiti olmayıp ilgili Anayasal normlar bağlamında, derece

mahkemelerinin kendilerine tanınmış olan takdir yetkileri çerçevesinde hareket

edip etmediklerinin denetlenmesidir.

63. Özellikle müdahalenin ölçülülüğü noktasında, derece

mahkemelerinin takdir yetkilerini makul ve sağduyulu bir şekilde kullanıp

kullanmadıkları hususunu değerlendirme durumunda olan Anayasa Mahkemesi, bu

bağlamda müdahaleyi haklı göstermek için öne sürülen gerekçelerin ilgili ve

yeterli olup olmadığını incelemek durumundadır(Murat Atılgan, § 44; N.Ö.,

§ 55. Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Johansen/Norveç, § 64).

64. Derece mahkemelerinin; takdirlerinin gerekçelerini,

ilgili ebeveynin kanun yoluna müracaat imkânını da etkili şekilde

kullanabilmelerini sağlayacak surette ayrıntılı olarak ortaya koymaları ve

ulaşılan sonuçların yeterli açıklıktaki bilimsel görüş ve raporlar gibi

objektif verilere dayandırılması gerekmektedir (Murat Atılgan, § 56; N.Ö.,

§ 45. Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Saviny/Ukrayna, B. No:

39948/06, 18/12/2008, §§ 56-58; Gluhakovic/Hırvatistan, § 62).

65. Derece mahkemelerinin, kendisine velâyet hakkı

tanınmayan anne veya baba ile çocuk arasında kişisel ilişki tesis ettiği

durumlarda, kurulması öngörülen ilişkinin uygulanabilir ve etkili olmasını

temin edecek şekilde hareket etmesi zaruridir. Bu anlamda lehine kişisel ilişki

tesis edilen anne veya babanın çalışma saatlerinin ve sair öznel durumlarının gözetilmediği

veya görüşme için uygun ortam tespitinin dikkate alınmadığı kararların, aile

hayatının korunması noktasında etkisiz kalacağı açıktır (Murat Atılgan,

§ 57; N.Ö., § 46. Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Gluhakovic/Hırvatistan,

§§ 60-80).

66. AİHM de benzer başvurular açısından ilgili

müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığının denetlenmesinde,

müdahalenin haklılığını ortaya koymak üzere ileri sürülen nedenlerin,

Sözleşme’nin 8. maddesinin ikinci fıkrası bağlamında ilgili ve yeterli olup

olmadığını dikkate almaktadır (Hoppe/Almanya, § 48).

67. Başvuru konusu yargısal sürecin

değerlendirilmesinden, başvurucu ve eşi arasında devam eden boşanma davası

neticesinde tedbiren velâyet hakkı anneye tanınan müşterek çocuk ile başvurucu

baba arasında kişisel ilişki tesisine ilişkin ilk talebin 5/3/2013 havale

tarihli dilekçe ile mahkemeye iletildiği; mahkemece 6/3/2013 tarihli duruşmada

çocuk ile tedbiren şahsi ilişki hususunun ön inceleme aşaması, dilekçelerin

karşılıklı verilmesi ve delillerin bildirilmesi işlemleri tamamlandıktan sonra

değerlendirilmesine karar verildiği ve 9/4/2013 tarihli duruşmada, başvurucu

ile çocuk arasında tedbiren şahsi ilişki kurulması yönündeki talebin,

aşamalarda değişecek duruma göre tekrar değerlendirilmek üzere reddine karar

verildiği; başvurucu tarafından çocuğun ebeveynini görme ve kişisel ilişki

kurma hakkı ile anne babanın çocuk ile kişisel ilişki kurma hakkının anayasal

olarak koruma altında olduğu, mahkemece belirtilen haklar arasında denge

kurulması ve bu kapsamda orantılı ölçüde tedbirler uygulanması gerektiği

belirtilerek kişisel ilişki kurulması talebinin reddine dair kararın tekrar

gözden geçirilmesi suretiyle karardan dönülmesi ve serbest kişisel ilişki

kurulması noktasında tereddüt var ise görüşmelerin üçüncü kişi nezaretinde

gerçekleştirilmesinin sağlanması hususunda 22/4/2013 havale tarihli dilekçe ile

ileri sürülen itirazın da reddedildiği görülmektedir. Devam eden yargılama

sürecinde 4/6/2013 tarihli ön inceleme duruşmasında, başvurucu tarafından şahsi

ilişki talebi yinelenmiş ancak mahkemece çocuk hazır edildiğinde mahkeme

uzmanından tedbiren şahsi ilişki konusunda rapor alınmasına ve şahsi ilişki

talebinin ilgili rapor sunulduktan sonra değerlendirilmesine karar verilmiştir.

Mahkemece görevlendirilen pedagog tarafından taraflar ve müşterek çocuk ile

yapılan görüşme sonrasında tanzim edildiği anlaşılan 8/7/2013 tarihli sosyal

inceleme raporunda, tedbiren anne yanında bulunan çocuğun psikososyal gelişimi

açısından başvurucu baba ile güvenli bağlanmasının oluşabilmesi için dava

sürecinde iki haftada bir Pazar günleri 13.00 ile 16.00 saatleri arasında şahsi

ilişki kurulmasının, bu süreçte çocuğa bir kolluk kuvvetinin eşilik etmesinin

çocuğun yüksek yararına olacağı ve baba ile çocuk arasındaki münasebetin çocuk

üzerindeki etkilerine göre görüşme süresinin daha sonra tekrar

değerlendirilmesinin uygun olacağının ifade edilmiştir. Bunun üzerine başvurucu

tarafından 9/7/2013 tarihli dilekçe ile belirtilen rapor dikkate alınarak çocuk

ile arasında kişisel ilişki tesisi talep edildiği, ancak mahkemece 12/7/2013

tarihli celsede talebin reddedildiği ve ara kararda, uzman raporu içeriğine

göre çocuğun kolluk görevlisi nezaretinde başvurucu ile tedbiren

görüştürülmesinin henüz beş yaşındaki bir çocuğun yüksek yararına olmayacağı

anlaşılmakla, değişen ve toplanan delillere göre ileride yeniden

değerlendirilmek üzere şahsi ilişki talebinin reddedildiğinin belirtildiği

anlaşılmaktadır. Başvurucunun bir ceza hükmü nedeniyle (hakaret, memura

mukavemet suçları kapsamında) cezaevine girişini müteakip 7/11/2013 tarihli

duruşmada başvurucu vekilince başvurucunun cezaevine gireceği belirtilerek

çocuk ile başvurucu arasında cezaevinde belirli günlerde görüşme sağlanması

talep edilmiştir. Mahkemece çocuğun yaşı gözönünde bulundurulduğunda bu yaştaki

bir çocuğun cezaevinde babası ile şahsi ilişki kurmasının uygun olmayacağı

belirtilerek başvurucu vekilinin talebi reddedilmiş, 9/12/2013 tarihinde

bireysel başvuruda bulunulmuştur.

68. Bireysel başvuru sonrasında devam eden süreçte alınan

uzman raporunu takiben 10/10/2014 tarihli celsede, çocuğun yargılama aşamasında

başvurucunun o ayki ilk açık görüş gün ve saatlerinde tedbiren başvurucu ile

görüştürülmesine karar verilmiş ve yargılama neticesinde verilen nihai karar

ile velâyeti anneye bırakılan çocuk ile baba arasında, başvurucu şartla tahliye

olana kadar çocuğun her ay başvurucunun o ayki ilk açık görüş gün ve

saatlerinde başvurucu ile görüştürülmesi suretiyle şahsi ilişki tesisine,

başvurucu şartla tahliye olduktan sonra ise çocuğun her ayın 1. ve 3. Cumartesi

günleri saat 09.00 ile Pazar günleri saat 17.00 arası, dinî bayramların ilk

günü saat 09.00 ile 2. günü saat 09.00 arası ve her yıl Temmuz ayının ilk günü

saat 09.00 ile son günü saat 17.00 arası başvurucu yanına verilerek şahsi ilişki

tesisine hükmedilmiştir.

69. Yukarıda yer verilen tespitler uyarınca kişisel

ilişki kurulması talebinin ilk defa mahkemeye iletildiği 5/3/2013 tarihi ile

mahkemece başvurucu ve çocuğu arasında tedbiren kişisel ilişki tesisine

hükmedilen 10/10/2014 tarihli ara kararı arasında ve bir yıl yedi ayı aşkın bir

süre, mahkemenin şahsi ilişki taleplerini reddeden muhtelif tarihli ara

kararlarına istinaden başvurucuya çocuğu ile görüşme imkânı sağlanmadığı

anlaşılmaktadır.

70. Söz konusu karar gerekçeleri değerlendirildiğinde

bazı ara kararlarında, talebin aşamalarda ortaya çıkacak duruma göre yeniden

değerlendirilmek üzere reddedildiğinin ifade edildiği, son olarak verilen

7/11/2013 tarihli ret kararında ise çocuğun yaşı gözönünde bulundurulduğunda bu

yaştaki bir çocuğun cezaevinde babası ile şahsi ilişki kurmasının uygun

olmayacağının belirtildiği görülmektedir.

71. Bu bağlamda son ara kararı öncesinde dosyaya sunulan

ve mahkemece görevlendirilen pedagog tarafından taraflar ve müşterek çocuk ile

yapılan görüşme sonrasında tanzim edildiği anlaşılan 8/7/2013 tarihli sosyal

inceleme raporunda; başvurucu gibi annenin de çocuk ve baba arasında şahsi

ilişki kurulmasını arzu ettiğinin ancak güvenlik kaygıları nedeniyle bunun

uygun şartlarda gerçekleştirilmesini istediğinin, tedbiren anne yanında bulunan

çocuğun psikososyal gelişimi açısından başvurucu baba ile güvenli bir bağ

kurulabilmesi için dava sürecinde iki haftada bir Pazar günleri 13.00 ile 16.00

saatleri arasında şahsi ilişki kurulmasının, bu süreçte çocuğa bir kolluk

kuvvetinin eşlik etmesinin çocuğun yüksek yararına olacağının ve baba ile çocuk

arasındaki münasebetin çocuk üzerindeki etkilerine göre görüşme süresinin daha

sonra tekrar değerlendirilmesinin uygun olacağı ifade edilmiş olmasına rağmen

söz konusu rapora neden itibar edilmediğinin ve çocuk ile baba arasındaki

muhtemel bir kişisel ilişkinin çocuğun sağlık ve güvenliği açısından nasıl bir

menfi etki doğurabileceği kanaatinin, belirtilen rapordan ayrılmayı haklı

kılabilecek hangi nedenlere dayanılarak edinildiğinin gerekçede belirtilmediği

görülmektedir.

72. Bu noktada başvurucunun, çocuğun ebeveynini görme ve

kişisel ilişki kurma hakkı ile anne babanın çocuk ile kişisel ilişki kurma hakkının

anayasal olarak koruma altında olduğu, mahkemece belirtilen haklar arasında

denge kurulması ve bu kapsamda orantılı tedbirler uygulanması gerektiği

belirtilerek kişisel ilişki kurulması talebinin reddine dair kararın tekrar

gözden geçirilmesi suretiyle karardan dönülmesi ve serbest kişisel ilişki

kurulması noktasında tereddüt var ise görüşmelerin üçüncü kişi nezaretinde

gerçekleştirilmesinin sağlanması hususundaki taleplerinin de mahkemece dikkate

alınmamış olması, bunun yanı sıra bireysel başvuru sonrasında devam eden

yargısal süreçte alınan ve daha önce temin edilen raporla benzer tespitler

içeren bilirkişi raporunda çocuğun, başvurucunun annesi tarafından cezaevine

götürüldüğünün ve babası ile görüşmesinin sağlandığının; çocuğun, babasının

daha önce kendisi ile bu kadar ilgilenmediği, şu anki ilgisinden mutlu olduğu,

babaannesi ile babasını görmeye gitmeye devam etmek istediği yönünde beyanda

bulunduğunun, her ne kadar çocuğun yaşı ve gelişimi gözönüne alındığında

cezaevi ziyaretlerinden etkilenme ihtimali bulunuyor ise de babaannesi

eşliğinde babası ile görüşebileceğinin belirlendiğinin ifade edildiği yönündeki

tespitlere istinaden 10/10/2014 tarihli celsede çocuk ve baba arasında tedbiren

kişisel ilişki kurulmasına karar verilmesi ve aynı kanaatin nihai karara da

yansıtılmış olması dikkate değerdir.

73. Yukarıda yer verilen tespitler uyarınca başvurucunun

çocuğu ile kişisel ilişki tesis edilmesi hususunda ileri sürdüğü taleplerin

reddine ilişkin olarak söz konusu takdirin gereklerinin derece mahkemesi

kararlarında somut verilerle bağlantı kurulmak suretiyle yeterli şekilde ortaya

konulmadığı görülmektedir.

74. Bu çerçevede çocuk ile başvurucu arasında kişisel

ilişki kurulmasına imkân vermeyen kararlardaki gerekçelerin aile hayatına saygı

hakkı bağlamında ilgili ve yeterli olmadığı, ebeveyn ve çocuğun bütünleşmesini

temin edecek şekilde hareket etme yükümlülüğü açısından etkisiz kaldığı, sonuç

olarak başvurucunun çocuğu ile kişisel ilişki kurma hakkının yerine

getirilmesinde kamusal makamlarca gereken çabanın gösterilmemiş olduğu

anlaşılmaktadır.

75. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 20.

maddesinde güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine

karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

76. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1)

Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da

edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2)

Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili

mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan

hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava

açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

77. Başvurucu, kendisi ve çocuğunun aile hayatına saygı

hakkının ihlal edildiği iddiasıyla toplam 30.000 TL manevi tazminata

hükmedilmesini talep etmiştir.

78. Somut başvuruda aile hayatına saygı hakkının ihlal

edildiği sonucuna varılmıştır.

79. Aile hayatına saygı hakkının ihlali nedeniyle

yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında

başvurucuya net 5.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

80. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL harç ve

1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.998,35 TL yargılama giderinin

başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan aile

hayatına saygı hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 5.000 TL manevi tazminat

ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

D. 198,35 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 1.998,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Bakanlığa GÖNDERİLMESİNE

9/3/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep KÖMÜRCÜ

M. Emin KUZ

Raportör : Şebnem NEBİOĞLU ÖNER Başvurucu : Selim ADIYAMAN Vekili : Av.Esra KATIMAN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/8846, 9 Mart 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru
  5. Süreci
  6. III. Olay Ve
  7. Olgular
  8. A. Olaylar
  9. B. İlgili Hukuk
  10. IV. İnceleme Ve
  11. Gerekçe
  12. A. Başvurucunun
  13. B. Değerlendirme
  14. A. Aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin
  15. B. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan aile
  16. C. Başvurucuya net 5.000 TL manevi tazminat
  17. E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun
  18. F. Kararın bir örneğinin Bakanlığa GÖNDERİLMESİNE
  19. M. Emin KUZ
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/8846
Tarih
9 Mart 2016

İlgili Kararlar

  • Nurettin Mutlu ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/7030)
  • Bekir Sağırdak Başvurusu (B. No: 2013/5669)
  • Aslan Faruk Toprak Başvurusu (B. No: 2013/2957)
  • Hüseyin Dayan Başvurusu (B. No: 2013/5033)
  • Veysel Tekin Başvurusu (B. No: 2013/5091)
  • Hasan Gökalp ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/9058)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.