İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm
İkinci BölümBaşvuru No: 2013/5091Tarih: 21 Nisan 2016

Veysel Tekin Başvurusu (B. No: 2013/5091)

Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

VEYSEL TEKİN BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2013/5091)

Karar Tarihi: 21/4/2016

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, terör örgütü üyeleri tarafından babası öldürüldüğü,

kardeşi yaralandığı dikkate alınmaksızın 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör

ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında

yapılan başvurunun kısmen reddedilmesi ve bunun üzerine açılan davanın retle

sonuçlanması nedeniyle mülkiyet ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiği

iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 10/7/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan

yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi

neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 30/4/2015 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 6/3/2014 tarihinde, başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 11/3/2016 tarihli yazısında Anayasa

Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen

başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu; babası M.Ş.T. Batman ili Sason ilçesi Tekevler köyünde köy korucusu olarak görev yapmakta iken

terör örgütü mensupları tarafından köy korucularının evlerine yapılan

saldırılardan kaynaklanan güvenlik kaygısı nedeniyle 1993 yılında ailesi ile

birlikte köyünü terk etmek zorunda kaldıklarını ve İstanbul iline göç

ettiklerini, babasının eski köy korucusu olması sebebiyle terör örgütü

üyelerinin talimatları doğrultusunda örgüt mensuplarınca 28/8/1998 tarihinde İstanbul

ili Güngören ilçesinde öldürüldüğünü ve kardeşi C.T.nin

yaralandığını iddia etmiştir.

8. İstanbul 3 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 14/5/2003

tarihli ve E.1999/44, K.2003/145 sayılı kararı ile terör örgütü üyeleri

tarafından 28/8/1998 tarihinde başvurucunun babası M.Ş.T.nin

öldürülmesi ve kardeşi C.T.nin yaralanması da gerekçe

gösterilerek bazı sanıklar hapis cezası ile cezalandırılmıştır.

9. Başvurucu 29/12/2005 tarihinde 5233 sayılı Kanun kapsamına

giren zararlarının karşılanması talebiyle Batman Valiliği Zarar Tespit

Komisyonuna (Komisyon) başvurmuştur.

10. Komisyon tarafından 14/10/2010 tarihli kararla başvurucunun

zirai zararları için toplam 3.959 TL ödenmesine, evinin tapusu ve enkazı

olmadığından bu kısım için ödeme yapılmamasına karar verilmiştir. Belirlenen

zarar miktarını kabul etmemesi nedeniyle başvurucu ile idare arasında 3/3/2011

tarihinde uyuşmazlık tutanağı imzalanmıştır.

11. Başvurucunun tazmin talebinin kısmen reddine ilişkin işlemin

iptali istemiyle açtığı dava, Batman İdare Mahkemesinin 23/11/2011 tarih ve

E.2011/804, K.2011/1055 sayılı kararı ile reddedilmiştir. İlgili gerekçe

şöyledir:

“5233 sayılı Yasanın yukarıda aktarılan maddelerinin

değerlendirilmesinden; "terör eylemleri" veya "terörle mücadele

kapsamında yürütülen faaliyetler" sonucunda bir yerleşim yerinin tamamen

boşalmış/boşaltılmış olması nedeniyle malvarlığına ulaşamayan kişilerce

uğranılan maddi zararın, sözü edilen Yasa hükümlerine göre idarece sulh yoluyla

ödenmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, bir yerleşim yerinin güvenlik nedeniyle

idarece veya güvenlik kaygısıyla o yerleşim yerinde yaşayan halk tarafından

"tamamen" boşaltılmış olması halinde, yerleşim yerinin

boşaltılmasından yerleşim yerine dönüşün başladığı tarihe kadar Yasada tek tek

sayılmak suretiyle belirlenen maddi zararın idarece karşılanması mümkündür.

Sosyal güvenlik kaygısına dayanılarak bir yerleşim yerinin kısmen boşalmış

olması nedeniyle malvarlığına ulaşılamamasından kaynaklanan maddi zararın

idarece ödenmesine yasal olanak bulunmamaktadır.

Yerleşim yerinin "kısmen" boşalmış olması, o yerleşim yerinde

güvenli bir şekilde, yaşayabilme olanağını sağlayan asgari güvenlik şartlarının

idarece yerine getirilmiş olduğunun nesnel bir göstergesidir. Güvenlik

kaygısının, yerleşim yerinde sürekli yaşayan kişilere ve sözü edilen kaygı

nedeniyle aynı yerleşim yerini terk eden kişilere göre değişmemesi

gerekmektedir. Terör olayları nedeniyle toplumda oluşan korku ve endişe

karşısında her bireyin farklı tepki göstermesi mümkündür. Bu nedenle, kişiden

kişiye değişebilen bir duygu olan güvenlik kaygısının yukarıda belirtildiği

şekilde nesnel bir ölçüte dayandırılması zorunludur. Ancak, bir yerleşim

yerinde meydana gelen terör olayları nedeniyle yerleşim yerinde sadece köy

korucuları ile bunların aileleri kalmış, diğer köy halkının yerleşim yerini

terk etmiş olması halinde ise, yerleşim yerini kısmen terk eden köy halkının da

güvenlik kaygısıyla köyden ayrıldığının kabul edileceği ve bu nedenden dolayı

malvarlığına ulaşılamamasından kaynaklanan maddi zararın 5233 sayılı Yasa

hükümlerine göre idarece karşılanacağı açıktır.

Bu itibarla, bir yerleşim yerinde asgari güvenlik düzeyinin

gerçekleştirilmiş olmasına ve bu yerde köy korucuları ile bunların aileleri

dışındaki diğer köy halkının yaşamasına karşın, yerleşim yerinde yaşayan

kişilerin bir kısmının, yerleşim yerini terk etmeleri sonucunda uğranıldığı

ileri sürülen maddi zararın, güvenlik kaygısından kaynaklandığından bahisle

5233 sayılı Yasa hükümlerine göre idarece karşılanmasına olanak bulunmamaktadır.

Olayda, dava dosyasının Batman İli, Soson

İlçesi, Tekevler Köyü'ne ait bilgi ve belgelerin

birlikte incelenmesinden, Batman İl Jandarma Komutanlığı'nın 25.03.2011 tarih

ve 18647 sayılıyazısında, Tekevler

Köyü'nün "kısmen boşaldığı", ayrıca Batman Valiliği'nin 04.03.2005

tarihli yazısı ekinde yer alan "Terör Nedeniyle Terkedilen Köyler Listesi"nde bulunmadığı, 09.05.2006 tarih ve 30571

sayılı yazısında, "terör olaylarından etkilenen köy" olarak

belirtildiği, 09.10.2009 tarih ve 63966 sayılı yazısı ekinde, 1987-2000 yılları

arasında GKK ve GÖKKgörevlendirildiği ve koruculuk

sisteminin bulunduğu, korucu aileleri haricinde köyde 92 hanenin ikamet ettiği,

Batman Valiliği'nin 17.04.2006 tarih ve 406 sayılı yazı ekleri uyarınca, köy

nüfusunun 1990 yılında 999, 1997 yılında 585, 2000 yılında 2.064 kişi olduğu,

Sason İlçe Seçim Kurulu Başkanlığı'nın 04.09.2009 tarih ve 11851 sayılı

yazısında, aralarında davacının Köyünün de bulunduğu köylerde 1990-2000 yılları

arasında muhtarlık seçiminin yapıldığının belirtildiği görülmektedir.

Bu durumda; aralarında davacının da bulunduğu Tekevler

Köyü halkının bir kısmının, güvenlik kaygısıyla da olsa köyden göç etmelerinden

dolayı uğradıkları zararın, anılan köyün tamamen boşalmamış olması diğer bir

ifadeyle anılan köyde nesnel güvenlik kaygısının yaşanmamış olması ve davacıya

yönelik bir terör tehdidi ya da saldırısının bulunmaması nedenleriyle, 5233

sayılı Yasa hükümlerine göre idarece karşılanmasına hukuki olanak

bulunmadığından, davacının isteminin reddi yolunda tesis edilen dava konusu

işlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır…”

12. Kararın temyiz edilmesi üzerine Danıştay Onbeşinci

Dairesinin 13/6/2012 tarihli ve E.2012/1214, K.2012/4599 sayılı kararıyla Tekevler köyünün ilçe merkezine olan yakınlığı (4 km),

ayrıca Tekevler köyünün 2008 yılında Sason ilçesine

bağlı bir mahalle hâline dönüştürüldüğü hususları birlikte değerlendirildiğinde

Tekevler köyünde asgari güvenlik düzeyinin bulunduğu

ve güvenlik kaygısı nedeniyle yerleşim yerinin tamamen boşaltılmadığı sonucuna

ulaşıldığı, bu itibarla 20/9/2010 tarihli jandarma tutanağında yer alan

ifadelere itibar edilmediği belirtilerek kararın esastan onanmasına karar

verilmiştir.

13. Başvurucunun karar düzeltme istemi Danıştay Onbeşinci Dairesinin19/2/2013 tarihli ve E.2012/11040,

K.2013/1363 sayılı kararıyla reddedilmiş, karar başvurucuya 12/6/2013 tarihinde

tebliğ edilmiştir.

14. Başvurucu 10/7/2013 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

14. 5233 sayılı Kanun’un 1., 2., 4., 6., 7., 8., geçici 1.,

geçici 3., geçici 4. maddeleri, 24/6/2013 tarihli ve 2013/5034 sayılı Bakanlar

Kurulu Kararı Eki Karar’ın 1. maddesi, Danıştay Onuncu Dairesinin 30/12/2008

tarihli ve E.2008/4141, K.2008/9584 sayılı kararı, Danıştay Onuncu Dairesinin

31/12/2008 tarihli ve E.2008/5548, K.2008/9733 sayılı kararı, Danıştay Onuncu

Dairesinin 20/2/2009 tarihli ve E.2008/6679, K.2009/1227 sayılı kararı (Celal Demir, B. No: 2013/3309, 6/2/2014,

§§ 15-28).

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

15. Mahkemenin 21/4/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

16. Başvurucu 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı başvurunun ve

akabinde açtığı davanın reddedildiğini, babasının terör örgütü mensuplarınca

öldürülmesi ilegüvenlik nedeniyle köyün boşaltılmış

olduğunu belirten belgeler dikkate alınmaksızın ve köy halkının güvenlik

güçleri tarafından yapılan mayın taramasında kobay olarak kullanılması hususuna

ilişkin TBMM İnsan Hakları Komisyonunun incelemeleri gözönünde

bulundurulmadan köyün tamamen boşalmamış olduğu soyut gerekçesine dayanılarak,

tarafından sunulan belgeler değerlendirilmeksizin idare tarafından sunulan

belgelerin dikkatealındığını, sunulan bu belgeler

kendisine tebliğ edilmek suretiyle savunma yapma imkânı tanınmadan verilen

kararın adil olmadığını, kararların yeterli gerekçe ihtiva etmediğini,

tarafından sunulan belgeler dikkate alınmaksızın idarece sunulan belgelere

dayalı olarak karar veren Mahkemenin tarafsız olmadığını, benzer başvurularda

tazminata hükmedilmesine rağmen başvurusu reddedilmek suretiyle eşitlik

ilkesine aykırı davranıldığını, idarenin can ve mal güvenliğini sağlama

yükümlülüğünü yerine getirmemesi sonucu mülkiyet hakkından yoksun kaldığını ve

Derece Mahkemelerinin yaptığı hatalı değerlendirme nedeniyle zararının tazmin

edilmediğini ve yaptığı başvuru hakkında yürütülen işlemlerin makul sürede

sonuçlandırılmadığını belirterek Anayasa’nın 2., 7., 10., 35., 36., 87., 125.

ve 141. maddelerinde güvence altına alınan haklarının ihlal edildiğini iddia

etmiş ve maddi tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

17. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde başvurucunun 5233

sayılı Kanun kapsamındaki zararlarının tazmini amacıyla açtığı davanın

reddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 2., 7., 10., 35., 36., 87., 125. ve

141.maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia ettiği

anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki

nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi

takdir eder (Tahir Canan, B. No:

2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu, Mahkemece verilen ret kararı neticesinde

idarenin can ve mal güvenliğini sağlama yükümlülüğünü yerine getirmemesi sonucu

maruz kaldığı mülkiyet hakkından yoksun kalma durumu karşısında bir giderim

sağlanması imkânının kendisine tanınmadığını belirterek Anayasa’nın 35.

maddesinde tanımlanan mülkiyet hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Anılan

ihlal iddiaları, hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlali iddiasının incelenmesi

sonucu verilen karara bağlı olarak değerlendirileceğinden bu ihlal iddiası

yönünden ayrıca inceleme yapılmamıştır. Başvurucunun diğer ihlal iddiaları

aşağıdaki başlıklar altında incelenmiştir:

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

a. Eşitlik İlkesinin

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

18. Başvurucu 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı giderim

talebinin ve akabinde açtığı davanın reddedildiğini ancak aynı köyde yaşayan

bir kısım müracaat sahibine bahse konu Kanun kapsamında ödeme yapıldığını

belirterek Anayasa’nın 10. maddesinde tanımlanan eşitlik ilkesinin ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

19. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda tazminat

taleplerinin reddedilmesi nedeniyle ayrımcılığa maruz kalındığı iddiası daha

önce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği

kararlarında, başvurucuların kendilerine hangi temele dayalı olarak ayrımcılık

yapıldığına ilişkin herhangi bir beyanda bulunmadıkları gibi belirtilen

iddialarını temellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt da sunmamış

oldukları dikkate alınarak başvurucuların anılan iddialarının açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (Mesude Yaşar, B. No: 2013/2738, 16/7/2014,

§§ 43-48; Cahit Tekin, B. No:

2013/2744, 16/7/2014, §§ 39-44).

20. Somut başvuru açısından yapıldığı iddia edilen ayrımcılığın

hangi temele dayalı olduğuna dair bir beyanda bulunulmadığı, belirtilen

iddiaları temellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt sunulmadığı gibi

farklı karar verilmesini gerektiren bir yön de bulunmamaktadır.

21. Açıklanan nedenlerle başvurucunun eşitlik ilkesinin ihlal

edildiği iddialarının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

i. Tarafsız Mahkemede Yargılanma Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

22. Başvurucu, idare tarafından sunulan ve kendisine tebliğ

edilmeyen belgelere göre karar veren Mahkemenin tarafsız olmadığını iddia

etmiştir.

23. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda benzer

iddialar daha önce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu

konuda verdiği kararlarında, başvurulara konu yargılamalarda hâkimin

tarafsızlığına ilişkin karineyi ortadan kaldıracak şekilde yargılamayı yürüten

hâkimin taraflardan birine yönelik ön yargılı ve taraflı bir tutumu, kişisel

bir kanaati veya menfaati, bu bağlamda kişisel bir taraflılığının söz konusu

olduğunu ortaya koyan bir bulgu saptanmadığı anlaşıldığından başvurucuların

anılan iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğu sonucuna varılmıştır (Mesude Yaşar,

§§ 38-41; Cahit Tekin, §§ 34-37).

24. Somut başvuru açısından hâkimin tarafsızlığına ilişkin

karineyi ortadan kaldıracak bir olgu ya da bulgu saptanmadığı gibi farklı karar

verilmesini gerektiren bir yön de bulunmamaktadır.

25. Açıklanan nedenlerle başvurucunun tarafsız mahkemede

yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarının diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

ii. Çelişmeli Yargılama ve Silahların Eşitliği

İlkelerinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia

26. Başvurucu sunduğu bilgi, belge ve deliller dikkate alınmadan

sadece idare tarafından sunulan ve kendisine tebliğ edilmeyen belgelere

dayanılarak İlk Derece Mahkemesi tarafından davanın reddine karar verildiğini

belirtmiş; bu nedenle çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin

ihlal edildiğini iddia etmiştir.

27. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda çelişmeli

yargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiği iddiası daha önce

bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği

kararlarında, başvurulara konu tazminat taleplerinin 5233 sayılı Kanun

kapsamında karşılanıp karşılanmayacağı noktasında Danıştay tarafından ihdas

edilen içtihadi kriter olan “yerleşim yerinin tamamen

boşalmış/boşaltılmış olması” ölçütünden yararlanıldığı, bu hususun tespiti için

de bir kısım idari birimden gelen tahkikat sonuçlarına dayanıldığı, bu

belgelerin ve içeriklerinin Komisyon ya da İlk Derece Mahkemesi kararlarına

aktarıldığı, bu suretle ilgili belgeler ve içeriklerine en geç İlk Derece

Mahkemesi kararıyla başvurucuların vakıf olduğu tespit edilmiştir.

Başvurucuların temyiz ve karar düzeltme talep dilekçelerinde bu belgeler

ışığında yapılan tespitlere karşı itiraz ve savunmalarını ileri sürme

imkânlarının bulunduğu, başvurucular tarafından ibraz edilen delil ve beyan

dilekçeleri kapsamında Mahkemelerce idare ve başvurucular tarafından sunulan

belgeler değerlendirilerek başvuruculara dava malzemesine ilişkin olarak tetkik

ve beyanda bulunma olanağının tanındığı, bu çerçevede başvuru dosyaları

kapsamından başvurucuların yargılamanın sonucunu etkileyecek usule ilişkin bir

imkândan mahrum bırakılmadığı anlaşıldığından başvuruların bu kısmının açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir (Mesude Yaşar, §§ 74-76; Cahit Tekin, §§ 70-72).

28. Somut başvuruda yukarıda değinilen ilkeler ışığında yapılan

incelemelerde başvurucunun usule ilişkin bir imkândan mahrum bırakılmadığı ve

başvurucu açısından farklı karar verilmesini gerektiren bir yön bulunmadığı sonucuna

varılmıştır.

29. Açıklanan nedenlerle başvurucunun çelişmeli yargılama ve

silahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiği iddialarının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

iii. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

30. Başvurucu, mahkeme kararında talep sonucuna etki eden

hususlara dair yeterli gerekçeye yer verilmediğini iddia etmiştir.

31. Mahkeme kararlarının gerekçeli olması, kanun yoluna başvurma

olanağını etkili kullanabilmek ve mahkemelere güveni sağlamak açısından hem

tarafların hem kamunun menfaatini ilgilendirmekte olup, kararın gerekçesi

hakkında bilgi sahibi olunmaması, kanun yoluna müracaat imkânını da işlevsiz

hâle getirecektir. Bu nedenle mahkeme kararlarının dayanaklarının yeteri kadar

açık bir biçimde gösterilmesi zorunludur (Tahir

Gökatalay, B. No: 2013/1780, 20/3/2014, §

67).

32. Mahkeme kararlarının gerekçeli olması adil yargılanma

hakkının unsurlarından biri olmakla beraber bu hak, yargılamada ileri sürülen

her türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi gerektiği

şeklinde anlaşılamaz. Bu nedenle gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı

kararın niteliğine göre değişebilir. Bununla birlikte başvurucunun ayrı ve açık

bir yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddialarının cevapsız

bırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır. Bunun yanı sıra kanun yolu

mahkemelerince verilen karar gerekçelerinin ayrıntılı olmaması da bu hakkın

ihlal edildiği şeklinde yorumlanmamalıdır. Kanun yolu mahkemelerince verilen bu

tür kararların, ilk derece mahkemesi kararlarında yer verilen gerekçelerin

kabul edilmiş olduğu şeklinde yorumlanması uygun olup bu durumda üst dereceli

mahkeme tarafından önceki mahkeme kararının gerekçesinin benimsendiği kabul

edilmelidir (Muhittin Kaya ve Muhittin Kaya

İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda Turizm Pazarlama Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.,

B. No: 2013/1213, 4/12/2013, § 26). NitekimAvrupa

İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatları da bu yöndedir (Van de Hurk/Hollanda,

B. No: 16034/90, 19/4/1994, § 61).

33. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, gerekçeli

karar hakkının ihlal edildiği iddiası daha önce bireysel başvuruya konu olmuş

ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği kararlarda başvurucuların hakkaniyete

uygun yargılanma hakkı kapsamında olan özel durumlarının değerlendirilmesi

hariç olmak üzere, başvurucular tarafından ileri sürülen ve hüküm sonucunu

etkilediği iddia edilen taleplerin derece mahkemeleri kararlarında denetlenerek

reddedildiği, bu nedenlerle başvuruların bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (Mesude Yaşar, §§ 79-82; Cahit Tekin, §§ 75-77). Başvurucunun da

aynı içerikli taleplerinin Derece Mahkemelerince aynı gerekçelerle reddedildiği

için somut başvuru açısından bu sonuçtan ayrılmayı gerektirecek herhangi bir

husus bulunmamaktadır.

34. Başvurucunun 1996 yılında köy halkının mayın taramasında

güvenlik güçleri tarafından kobay olarak kullanıldığı yönündeki argümanının

Derece Mahkemelerinin karar gerekçelerinde karşılanmadığı yönündeki iddiasına

gelince; başvurucu tarafından dosyaya sunulan bilgi ve belgelerin

incelenmesinden 1996 yılının Aralık ayındaki tarihte Batman ili Sason ilçesi Tekevler ve Kelhasan köylerinde

ikamet etmekte olan otuz civarında köy sakininin askerler ve geçici köy

korucuları tarafından resmî araca bindirilerek mayınlı olduğu sanılan bir

araziye götürüldükleri ve mayınların yerlerini göstermemeleri hâlinde söz konusu

alanda kendilerinin yürütüleceklerinin belirtilerek burada zorla

yürütüldükleri, bir süre sonra da serbest bırakıldıkları yönündeki iddiaların

köylüler tarafından Kaymakamlığa iletildiği, kamuoyuna yansıyan söz konusu

iddiaların yerinde incelenmesi amacıyla TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanlığı

tarafından üç milletvekilinden oluşan bir heyetin Batman’a gönderildiği, 21

Şubat 1997 günü yapılan tahkikat sonrasında Heyetçe hazırlanan raporda olayın

aydınlatılması amacıyla adli ve idari soruşturmaların başlatılması gerektiğinin

belirtildiği, Sason Cumhuriyet Başsavcılığınca söz konusu iddianın müsebbibi

olarak gösterilen jandarma üsteğmen hakkında efrada kötü muamele suçunu

işlediği iddiasıyla açılan kamu davasında 2/12/1999 tarihli ve 2/12/1999 tarihli

ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında

Kanun gereğince görevsizlik kararı verilerek evrakın gereğinin takdir ve ifası

için Kaymakamlığa gönderilmesine karar verildiği, Mahkememiz tarafından resen

yapılan incelemeden de Sason Kaymakamlığınca 4483 sayılı Kanun kapsamında

yapılan soruşturma sonucunda sanığın men’i

muhakemesine karar verildiği ve yapılan itiraz üzerine dosyayı inceleyen

Diyarbakır Bölge İdare Mahkemesinin 24/9/1999 tarihli kararıyla sanığın üstüne

atılı suçu işlediği kanısını doğrulayacak ve hakkında kamu davasının açılmasını

gerekli kılacak yeterli kanıt elde edilemediği gerekçesiyle yöntem ve yasaya

uygun bulunan kararın onanmasına karar verilerek kararın bu şekilde

kesinleştiği görülmektedir.

35. Buna göre başvuruya konu iddia üzerine ilgili makamlarca

siyasal ve yargısal denetim süreçlerinin başlatıldığı ve hukuki süreç sonucunda

söz konusu iddianın sübut bulduğuna ilişkin yeterli kanıt olmadığı gerekçesiyle

sanık kamu görevlisinin yargılanmasına gerek olmadığı yönünde karar verildiği

anlaşılmaktadır.

36. Öte yandan anılan iddianın sübut bulduğu kabul edilse dahi

başvurucunun köyü terk etmesinin üzerinden birkaç yıl geçtikten sonra köyde

ikamet etmeye devam eden başka köy sakinlerinin başına geldiği ileri sürülen bu

iddianın başvurucunun köyü terk etme gerekçesi olamayacağı açıktır. Dolayısıyla

hukuken doğruluğu ispat edilemediği gibi doğruluğu hâlinde dahi mağduru

olmadığı ve köyü terk etmesine neden olmadığı açık olan başvuru konusu iddianın

hüküm sonucunu etkiler nitelikte olmadığı görüldüğünden anılan iddiaya ayrı ve

açık bir yanıt vermeksizin nesnel güvenlik kaygısı kriterini esas alarak davayı

reddeden yerel Mahkeme ve bu kararı onayan Yüksek Mahkeme kararlarının

gerekçeli karar hakkını ihlal ettiği iddiası açıkça dayanaktan yoksundur.

37. Açıklanan nedenlerle başvurucunun gerekçeli karar haklarının

ihlal edildiği iddiasının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

v. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

38. Başvurucu 5233 sayılı Kanun kapsamında ileri sürdüğü giderim

talebinin değerlendirilmesi hususundaki idari süreç ve yargılama prosedürlerinin

makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle Anayasa’nın 36. maddesinde

tanımlanan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

39. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan müracaatlarda idari

yargı makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki

iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesinin bu

konuda verdiği kararlarında, Komisyon ve yargılama aşamalarında geçen süreler

ile davanın tüm koşulları, karara bağlanan başvuru sayısı ve yargılama

sürecinde Komisyon ve yargılama makamlarınca yapılan işlemler dikkate alınarak

uyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikle

yargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olmadığı ve toplamda sekiz

yılın altında gerçekleşen başvuruların karara bağlanma süresinin makul sürede

yargılanma hakkının ihlaline yol açmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Sabri Çetin, B. No: 2013/3007, 6/2/2014,

§§ 61-69; Mahmut Can Arslan, B.

No: 2013/3008, 6/2/2014, §§ 60-68; Mehmet

Gürgen, B. No: 2013/3202, 6/2/2014, §§ 58-66; Celal Demir, §§ 58-66). Başvurunun kesin

olarak karara bağlanmasının daha uzun bir sürede gerçekleştiği ve bu durumun

başvuruculara atfedilebilecek bir kusurdan kaynaklanmadığı durumlarda ise makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır (İsmet Kaya, B. No: 2013/2294, 8/5/2014, §§

46-70).

40. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“Mahkeme,

… açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

41. Somut davaya bir bütün olarak bakıldığında Komisyona başvuru

tarihi (29/12/2005) ile nihai karar tarihi (19/2/2013) arasında geçen 7 yıl 1

ay 20 günde uyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve

özellikle yargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olduğu tespit

edilemediğinden ve başvuru açısından farklı karar verilmesini gerektiren bir

yön de bulunmadığından yargılama süresinin makul olduğu sonucuna varılmıştır.

42. Açıklanan nedenlerle başvurucunun makul sürede yargılanma

hakkına yönelik bir ihlalin olmadığının açık olduğu anlaşıldığından başvurunun

bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

v. Hakkaniyete Uygun

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

43. Başvuru formu ile eklerinin incelenmesi sonucunda açıkça

dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini

gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun bu kısmının

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

44. Başvurucu 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı başvurunun;

babası M.Ş.T. köy korucusu olarak görev yapmakta iken terör örgütü mensupları

tarafından köy korucularının evlerine yapılan saldırılardan kaynaklanan

güvenlik kaygısı nedeniyle 1993 yılında ailesi ile birlikte köyünü terk etmek

zorunda kalması, eski köy korucusu olması sebebiyle terör örgütü üyelerinin

talimatları doğrultusunda örgüt mensuplarınca 28/8/1998 tarihinde İstanbul ili

Güngören ilçesinde babası M.Ş.T.nin öldürülmesi ve

kardeşi C.T.nin yaralanması noktasındaki özel durumu

dikkate alınmaksızın Mahkemece mukim olduğu köyün tamamen boşaltılmamış olduğu

şeklindeki nesnel ölçütten hareketle reddedildiğini belirterek Anayasa’nın 36.

maddesinde tanımlanan hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğini

iddia etmiştir.

45. 5233 sayılı Kanun’un 2. maddesinde terör dışındaki ekonomik

ve sosyal sebeplerle uğranılan zararlar ile güvenlik kaygıları dışında kendi

istekleriyle bulundukları yerleri terk edenlerin bu sebeple uğradıkları

zararların kapsam dışında olduğu açıkça belirtilmiştir.

46. Esasen taleplerin yapıldığı bölge itibarıyla özellikle

ekonomik ve sosyal nedenlerle yaşanan göç olayları ve bundan kaynaklanan

zararların yoğunluğu karşısında 5233 sayılı Kanun kapsamında tazmin

edilebilecek zararların tespitinde temel alınacak objektif bir ölçütün ihdas

edilmesi zorunlu görünmektedir. Bu kapsamda güvenlik kaygısının yerleşim

yerinde sürekli yaşayan kişilere ve sözü edilen kaygı nedeniyle aynı yerleşim

yerini terk eden kişilere göre değişmemesi gereğinden, terör olayları nedeniyle

toplumda oluşan korku ve endişe karşısında her bireyin farklı tepki

göstermesinin mümkün olduğu gerçeğinden hareket eden yargısal makamlar, kişiden

kişiye değişebilen bir duygu olan güvenlik kaygısının “köyün ya da mezranın

tamamen boşalmış/boşaltılmış olması veya anılan yerleşim yerlerinde sadece

geçici köy korucularının kalması” şeklinde nesnel bir ölçüte dayandırılmasını

zorunlu görerek güvenlik kaygısına dayanılarak bir yerleşim yerinin kısmen

boşalmış olması hâlinde o yerleşim yerinde güvenli bir şekilde yaşayabilme

olanağını sağlayan asgari güvenlik şartlarının idarece oluşturulduğundan

hareketle 5233 sayılı Kanun kapsamında maddi zararların idarece ödenmesine

yasal olanak bulunmadığı ilkesini benimsemiştir (Mesude Yaşar, §§ 89, 90; Cahit

Tekin, §§ 84, 85).

47. 5233 sayılı Kanun uyarınca ileri sürülen taleplerin

belirtilen Kanun kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği hususu ve

Kanun’un kapsamının belirlenmesi noktasındaki mevzuat hükümlerinin yorumu ile

bu hususta içtihadi bir ölçütün belirlenmesi ve somut

olayın bu ölçüt uyarınca değerlendirilmesi hususundaki takdir, esasen derece

mahkemelerine ait olup 5233 sayılı Kanun’un uygulanması bağlamında daha önce

bireysel başvuru konusu yapılmış olan taleplere ilişkin olarak Anayasa

Mahkemesi tarafından yapılan değerlendirmeler neticesinde de belirtilen

hususlara ilişkin iddiaların maddi olayın ve hukuk kurallarının yorumlanması ve

uygulanması bağlamında kanun yolu mahkemelerince değerlendirilmesi gereken

hususlara ilişkin olduğu belirtilerek açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna

varılmıştır (Sabri Çetin, §§

45-50; benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Akbayır/Türkiye, B. No: 30415/08, 28/06/2011, § 88). Bu konudaki

takdir esasen derece mahkemelerine ait olmakla beraber derece mahkemesi

kararlarının bariz takdir hatası içermesi durumunda anayasal bir temel hak veya

özgürlüğün ihlal edilip edilmediğinin tespiti noktasında farklı bir

değerlendirme yapılması gerekebilecektir (Mesude

Yaşar, § 93; Cahit Tekin,

§ 88).

48. Başvurucunun; babasının Batman ili Sason ilçesi Tekevler köyünde köy korucusu olarak görev yaptığı dönemde

terör örgütü üyelerince köy korucularının evlerine yapılan saldırılardan

kaynaklanan güvenlik kaygısıyla 1993 yılında köyünü terk ettiğini, İstanbul

iline ailesi ile birlikte göç ettiğini ve bu çerçevede oluşan zararlarının 5233

sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürdüğü ve köy

korucularının evlerine yapılan saldırılara ilişkin tutanağı Derece Mahkemesine

ibraz ederek yerleşim yerini terör olaylarından kaynaklanan güvenlik kaygısı

nedeni ile terk ettiği noktasındaki özel durumunun dikkate alınmasını talep

ettiği anlaşılmaktadır.

49. Başvurucu, köy korucularının evlerine terör örgütü

mensupları tarafından saldırılarda bulunulduğu iddiasına delil olarak olay yeri

tespit tutanağı sunmuştur. Jandarma astsubay kıdemli çavuş, jandarma astsubay

çavuş, uzman jandarma çavuş, jandarma çavuş, jandarma onbaşı ve jandarma er

rütbelerini haiz altı görevli tarafından düzenlenen 7/10/1993 tarihli olay yeri

tespit tutanağının incelenmesi neticesinde tutanakta olayların meydana geliş

şeklinin izah edildiği, terör örgütü üyelerinin saldırısı nedeniyle ev, ahır,

eşya ve hayvanları zarar gören köy korucularının adlarına tutanakta yer

verildiği tespit edilmiştir.

50. Olay yeri tespit tutanağının incelenmesi neticesinde olay tarihinde

köy korucusu olduğu iddia edilen başvurucunun babası M.Ş.T.nin

zarar gören köy korucuları arasında adının geçmediği belirlenmiştir.

51. Başvurucu, babası M.Ş.T.nin eski

köy korucusu olması sebebiyle terör örgütü mensupları tarafından öldürüldüğü ve

kardeşi C.T.nin yaralandığı iddiasına delil olarak

İstanbul 3 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesi kararını (bkz. § 8) sunmuştur.

Anılan kararda başvurucunun babası M.Ş.T.nin eski köy

korucusu olduğu ve terör örgütü üyeleri tarafından öldürüldüğü ve başvurucunun

kardeşi C.T.nin de aynı saldırıda yaralandığı hususu

gerekçede belirtilerek sanıkların mahkûmiyetine esas alınmıştır.

52. İstanbul 3 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesi kararında yer

alan tespitler ile başvurucunun babasının köy korucusu olduğu dönemde köy

korucularına yönelik terör örgütü üyelerinin saldırılarından kaynaklanan

güvenlik kaygısı nedeniyle başvurucunun yerleşim yerinden ayrıldığı iddiası

karşısında başvurucunun talebinin 5233 sayılı Kanun kapsamında

değerlendirilebilmesi için nesnel ölçütten yararlanılması tek başına yeterli

olmayıp terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler

nedeniyle yerleşim yerini terk edip etmediği noktasında farklı bir karine veya

ölçüt arayışına girilmesi gerekmesine rağmen Derece Mahkemesince anılan

incelemelerin yapılmadığı tespit edilmiştir. Talep hakkında değerlendirme

yapılırken başvurucunun özel durumunun incelenmemesi, Kanun’un amacının yanı

sıra köy korucusu olan babası terör örgütü mensuplarınca öldürülen başvurucunun

terör olaylarından kaynaklanan güvenlik kaygısı ile yerleşim yerini terk edip

etmediği konusundaki maddi vakıanın tespitine de uygun görülmemektedir.

53. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun

yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

3. 6216 Sayılı Kanun’un

50. Maddesi Yönünden

54. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya

da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali

ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya

ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel

mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla

yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

55. Başvurucu, başvuru formunda belirttiği maddi tazminat

miktarlarının ödenmesi talebinde bulunmuştur.

56. Mevcut başvuruda Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına

alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının

ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

57. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlalinin sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılamasında hukuki yarar bulunduğundan

ihlal kararının bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Batman İdare

Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

58. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için

başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal

arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucunun bu konuda herhangi bir belge

sunmamış olması nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi

gerekir.

59. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.998,35 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlal

edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

6. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının İHLAL

EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin hakkaniyete uygun yargılanma hakkının

ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak

üzere Batman İdare Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminata ilişkin taleplerinin REDDİNE,

E. 198,35 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

1.998,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

21/4/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz

PAKSÜT

Recep KÖMÜRCÜ

Alparslan ALTAN

Raportör

:

Elif KARAKAŞ

Başvurucu

:

Veysel TEKİN

Vekili

:

Av. Saim BOZKURT

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/5091, 21 Nisan 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

Karar Bilgileri

  • Mercii: Anayasa Mahkemesi
  • Bölüm: İkinci Bölüm
  • Başvuru No: 2013/5091
  • Tarih: 21 Nisan 2016

İlgili Kararlar

  • Hasan Gökalp ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/9058)
  • AYM Bireysel Başvuru B. No: 2013/5198
  • Mehmet Denk ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/6264)
  • Ali Yanar Başvurusu (B. No: 2013/5216)
  • Ferdi Koç Başvurusu (B. No: 2013/3398)
  • Şaban Karaman Başvurusu (B. No: 2013/5527)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.