İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mehmet Kulaksızoğlu Başvurusu (B. No: 2013/8841)

1. Başvuru, yargı kararlarının uygulanmaması ve yargılamaların

Başvuru No2013/8841Tarih23 Mart 2016Okuma26 dk · 5.281 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Mehmet Kulaksızoğlu Başvurusu

Karar tarihi
23 Mart 2016
Başvuru Numarası
2013/8841
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.281 kelime·26 dk okuma·13 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, yargı kararlarının uygulanmaması ve yargılamaların

makul sürede sonuçlandırılamaması nedenleriyle makul sürede yargılanma, etkili

başvuru ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 9/12/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan

yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi

neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 30/11/2015 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 23/12/2015 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 15/1/2016 tarihli yazısında Anayasa

Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen

başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

1. Ceza Soruşturmasına İlişkin Süreç

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO)

bünyesinde daire başkanı olarak görev yapmakta iken hakkında tesis edilen atama

ve görevlendirme işlemlerine karşı açtığı davalarda lehine verilen kararları

uygulamayan TPAO YönetimKurulu üyeleri hakkında ceza

davası açılmasına izin verilmesi yönünde talepte bulunmuş; talebin zımnen

reddedilmesi üzerine Ankara 8. İdare Mahkemesinde dava açmıştır.

8. Ankara 8. İdare Mahkemesi 21/12/1999 tarihli ve E.1999/348,

K.1999/1401 sayılı kararı ile dava konusu işlemin iptaline karar vermiştir.

Davalı İdarenin temyizi üzerine karar, Danıştay Beşinci Dairesinin 26/3/2003

tarihli kararıyla bozulmuştur.

9. İlk Derece Mahkemesi, kararında ısrar ederek 25/9/2003

tarihli ve E.2003/1398, K.1003/1034 sayılı kararıyla dava konusu işlemin

iptaline karar vermiştir. Kararın ilgili kısımları şöyledir:

“Dava dosyasının incelenmesinden, 1970

yılından itibaren davalı idarede çeşitli kademelerde görev yapan davacının,

1994 yılında Sondaj Grup Başkanlığı görevine atandığı, bu görevde çalışmakta

iken 27.1.1998 gün ve 1260/11 sayılı işlemle bu görevden alınarak İnceleme ve

Geliştirme Kurulu Üyeliğine atandığı bu işleme karşı açtığı davada Ankara 2.

İdare Mahkemesi'nin 30.4.1998 gün ve E: 1998/266 sayılı kararı ile dava konusu

işlemin yürütülmesinin durdurulduğu ve aynı mahkemenin 1.7.1998 gün ve E:

1998/266, K: 1998/749 karar sayılı kararı ile davaya konu işlemin iptaline

karar verildiği, Ankara 2. İdare Mahkemesi'nde bu dava görüşülmekte iken yine

davalı idarece tesis olunan 12.6.1998 gün ve 1271/15 sayılı kararla davacının

Sondaj Grup Başkanlığı görevinden, İnceleme ve Araştırma Kurulu üyeliğine

atandığı, davalı idare bu işlemi ile Ankara 2. İdare Mahkemesi'nin yürütmenin

durdurulması yolundaki kararı kağıt üzerinde uygulayarak, mahkemenin esasına

ilişkin kararını beklemeden ve bu kararı yok sayarak yeni bir işlem tesis

ettiği, bunun üzerine açılan davada da Ankara 8. İdare Mahkemesi'nin 11.9.1998

gün ve E: 1998/818 sayılı kararıyla yürütmenin durdurulmasına ve bilahare

23.2.1999 gün ve E: 1998/818, K: 1999/99 sayılı kararla işlemin iptaline karar

verildiği, bu kez Ankara 2. ve 8. İdare Mahkemelerinde bu davalar derdest iken

davalı idarenin 9.11.1998 gün ve 169 sayılı işlemi ile davacının Batman Bölge

Müdürlüğü'nde geçici olarak görevlendirildiği ve açılan davada da Ankara 6.

İdare Mahkemesi'nin 13.11.1998 gün ve E: 1998/1105 sayılı kararıyla davaya konu

işlemin yürütülmesinin durdurulduğu ve son olarak da Ankara 2. İdare

Mahkemesi'nin 29.6.1999 gün ve E: 199/475, K: 199/479 karar sayılı kararıyla

davacının naklen atanması işleminin iptal edildiği, bunun üzerine adı geçenin

Ankara Cumhuriyet Savcılığına Yönetim Kurulu üyeleri hakkında şikayette

bulunduğu, yakınma üzerine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 16.10.1998 gün ve

Hz: 1998/68285, K: 1998/29171 sayılı kararla takipsizlik kararı verdiği bu

karara karşı yapılan itiraz üzerine Kırıkkale Ağır Ceza Mahkemesinin 27.11.1998

gün ve 1998/686 sayılı kararıyla, takipsizlik kararının kaldırıldığı ve

soruşturma izni alınması gerektiğine karar verildiği ve davacının bu yoldaki

talebine davalı idarece yanıt verilmemesi üzerine görülmekte olan iş bu davanın

açıldığı anlaşılmaktadır.

...

Yukarıda belirlenen yasal mevzuat, dosyada

bulunan belgeler ve oluşa göre idare mahkemelerince verilen yürütmenin

durdurulması ve iptal yönündeki kararları uygulamayan ya da uygulayıp kısa

sürede aksi yönde işlemde bulunan ilgililer hakkında yasal kovuşturma

yollarının açık tutulması ve Hukuk Devleti kurallarının işletilmesi için izin

verilmesi gerekirken aksine tesis edilen işlemde hukuka uygunluk

görülmemiştir.”

10. Davalı idarenin anılan kararı temyiz etmesi üzerine Danıştay

İdari Dava Daireleri Kurulunun 22/11/2007 tarihli ve E.2004/125, K.2007/2320

sayılı kararıyla ısrar kararının bozulmasına karar verilmiştir.

11. Söz konusu karara karşı başvurucu tarafından karar düzeltme

yoluna başvurulması sonucunda ise Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun

27/9/2012 tarihli ve E.2008/643, K.2012/1298 sayılı kararıyla başvurucunun

karar düzeltme talebinin kabulüne, davalı idarenin temyiz isteminin reddi ile

ısrar kararının onanmasına, dosyanın Mahkemesine gönderilmesine kararın tebliğ

tarihinden itibaren on beş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere

karar verilmiştir.

12. Anılan kararakarşı davalı idarece

karar düzeltme yoluna başvurulması sonucu Danıştay İdari Dava Daireleri

Kurulunun 30/5/2013 tarihli ve E.2013/576, K.2013/2156 sayılı kararıyla

6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 54. maddesi

hükmünden bahisle karar düzeltme aşamasında verilen kararlara karşı yeniden

karar verilmesine hukuken imkân bulunmadığı, bu hususun kararda sehven yer

aldığından bahisle karar düzeltme talebinin incelenmeksizin reddine karar

verilmiştir.

13. Karar, başvurcuya 11/11/2013

tarihinde tebliğ edilmiştir.

14. Başvurucu 9/12/2013 tarihinde bireysel başvuruda başvurmuştur.

2. Meslek Tazminatı Ödenmemesine İlişkin

Süreçler

15. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

16. Başvurucu tarafından, TPAO'da çalıştığı döneme ilişkin

olarak 1/9/1999 tarihinden itibaren bir yıl süreyle meslek tazminatının

ödenmesinin durdurulmasına ilişkin işlemin iptali istemiyle 27/10/1999

tarihinde Ankara 6. İdare Mahkemesinde dava açılmıştır.

17. Ankara 6. İdare Mahkemesi 20/2/2001 tarihli ve E.199/1155,

K.2001/252 sayılı kararıyla davanın reddine karar vermiş, karar Danıştay Onbirinci Dairesinin 16/4/2002 tarihli ve E.2001/2317,

K.2002/1245 sayılı kararıyla bozulmuştur.

18. İlk Derece Mahkemesi 10/10/2002 tarihli ve E.2002/1401,

K.2002/1179 sayılı kararıyla ilk kararında ısrar ederek yeniden davanın reddine

karar vermiş; karar, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 1/4/2004 tarihli

ve E.2003/23, K.2004/411 sayılı kararıyla bozulmuştur.

19. İlk Derece Mahkemesi 22/2/2008 tarihli ve E.2008/223,

K.2008/196 sayılı kararıyla meslek tazminatının ödenmesinin bir yıl süreyle

durdurulmasına ilişkin işlemin iptaline ve davanın açıldığı 27/10/1999

tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte yoksun kalınan parasal

hakların başvurucuya ödenmesine karar vermiştir.

20. Bu karara karşı yapılan temyiz başvurusu Danıştay Onbirinci Dairesinin 8/2/2011 tarihli ve E.2008/6063,

K.2011/1029 sayılı kararıyla reddedilmiş ve karar onanmıştır.

21. Karar düzeltme talebi de aynı Dairenin 27/9/2013 tarihli ve

E.2011/4773, K.2013/8323 sayılı kararıyla reddedilmiştir.

22. Karar, başvurucuya 13/11/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

23. Başvurucu 9/12/2013 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

24. Diğer yandan TPAO'da çalıştığı döneme ilişkin olarak

1/9/2000 tarihinden itibaren bir yıl süreyle meslek tazminatının ödenmesinin

durdurulmasına ilişkin işlemin iptali istemiyle de başvurucu tarafından Ankara

6. İdare Mahkemesinde dava açılmıştır.

25. Ankara 6. İdare Mahkemesi 9/5/2001 tarihli ve E.2000/1627,

K.2001/594 sayılı kararıyla davanın reddine karar vermiş; karar, Danıştay Onbirinci Dairesinin 16/4/2002 tarihli ve E.2001/4863,

K.2002/1244 sayılı kararıyla bozulmuştur.

26. İlk Derece Mahkemesi 9/10/2002 tarihli ve E.2002/1388,

K.2002/1146 sayılı kararıyla ilk kararında ısrar ederek yeniden davanın reddine

karar vermiş, karar Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 1/4/2004 tarihli ve

E.2003/22, K.2004/412 sayılı kararıyla bozulmuş, karar düzeltme talebi de

28/6/2007 tarihli ve E.2004/2291, K.2007/1656 sayılı kararıyla reddedilmiştir.

27. İlk Derece Mahkemesi 11/9/2007 tarihli ve E.2007/890,

K.2007/1372 sayılı kararıyla meslek tazminatının ödenmesinin bir yıl süreyle

durdurulmasına ilişkin işlemin iptaline ve davanın açıldığı tarihten itibaren

işletilecek yasal faiziyle birlikteyoksun kalınan

parasal hakların başvurucuya ödenmesine karar verilmiştir.

28. Karar, kanun yollarına başvuru yapılmaksızın kesinleşmiştir.

B. İlgili Hukuk

29. 2577 sayılıKanun’un28. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve

vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının

icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya

mecburdur. Bu süre hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz

günü geçemez. Ancak, ancak disiplin hükümleri saklıdır.”

30. 2577 sayılı Kanun’un52. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

birinci cümlesişöyledir:

“Temyiz veya istinaf yoluna başvurulmuş

olması, hakim, mahkeme veya Danıştay kararlarının

yürütülmesini durdurmaz.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

31. Mahkemenin 23/3/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

32. Başvurucu, TPAO bünyesinde görev yaptığı süre içinde

hakkında tesis edilen atama ve görevlendirme işlemlerine karşı açtığı davalarda

verilen kararların idarece uygulanmaması nedeniyle kararı uygulamayanların

yargılanmaları yönünde yaptığı başvurunun reddedilerek bu kişilerin

yargılanmalarına izin verilmediğini, anılan işleme karşı açtığı davanın makul

olmayacak şekilde on beş yıl sürdüğü için açılan davadan da sonuç alamadığını

ve 2005 yılında resen emekli olmak zorunda kaldığını, bunun yanında meslek

tazminatının ödenmesinin durdurulması işlemlerine karşıaçtığı

davaların da makul sürede sonuçlandırılmadığını ve iptal kararları verilmesine

karşın Mahkeme kararlarının uygulanmayarak tazminatların ödenmediğini

belirterek makul sürede yargılanma, etkili başvuru ve adil yargılanma

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş; ihlalin tespiti ile tarafına 91.400

TL maddi ve 392.400 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi talebinde

bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

33. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu, hakkında tesis edilen atama ve

görevlendirme işlemleri hakkında verilen kararları uygulamayan kişilerin

yargılanmalarına izin verilmemesinden, mesleki tazminat ödenmemesine ilişkin

kararların uygulanmamasından ve davaların makul sürede sonuçlandırılmamasından

şikâyet etmektedir. Başvurucunun şikâyetlerinin ayrı başlıklar hâlinde

değerlendirilmesi gerekmiştir.

a. Suç Duyurusuna İlişkin

İddia

34. Başvurucu, atama ve görevlendirme işlemleri hakkında verilen

Mahkeme kararlarını uygulamayan kişilerin yargılanmalarına izin verilmemesinden

şikâyet etmektedir.

35. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış

temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki

herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa

Mahkemesine başvurabilir…”

36. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45. maddesinin (1)

numaralı fıkrası şöyledir:

“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış

temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek

Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü

tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.”

37. 6216 sayılı Kanun’un

“Bireysel başvuru hakkına sahip olanlar” kenar başlıklı 46.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuru ancak ihlale yol açtığı

ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı

doğrudan etkilenenler tarafından yapılabilir.”

38. Anılan Anayasa ve Kanun hükümlerine göre Anayasa Mahkemesine

yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için kamu gücü

tarafından ihlal edildiği iddia edilen hakkın -Anayasa’da güvence altına

alınmış olmasının yanı sıra- Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve Türkiye’nin

taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka

ifadeyle Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak

ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi

mümkün değildir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §

18).

39. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin meşru

vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya

davalı olarak iddiada bulunma ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip

olduğu belirtilmiştir. Anayasa’da adil yargılanma hakkının kapsamı

düzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriğinin Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.

maddesi çerçevesinde belirlenmesi gerekir.

40. Sözleşme’nin adil yargılanma hakkını düzenleyen 6.

maddesinde adil yargılanmaya ilişkin hak ve ilkelerin “medeni hak ve yükümlülükler ile ilgili uyuşmazlıkların” ve

bir “suç isnadının” esasının

karara bağlanması esnasında geçerli olduğu belirtilerek hakkın kapsamı bu

konularla sınırlandırılmıştır. Hak arama hürriyetinin ihlal edildiği

gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunabilmek için başvurucunun ya medeni hak ve

yükümlülükleriyle ilgili bir uyuşmazlığın tarafı olması ya da başvurucuya

yönelik bir suç isnadı hakkında karar verilmiş olması gerekir. Dolayısıyla

bahsedilen hâller dışında kalan adil yargılanma hakkının ihlali iddiasına

dayanan başvurular, Anayasa ve Sözleşme kapsamı dışında kalacağından bireysel

başvuruya konu olamaz (Onurhan Solmaz, § 23).

41. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarına göre bir

ceza davasında üçüncü kişilerin suçlanması veya cezalandırılmasını talep eden

mağdur, suçtan zarar gören, şikâyetçi veya katılan sıfatını haiz kişiler

Sözleşme’nin 6. maddesinin koruma alanı dışında kalmaktadır. Bu kuralın istisnaları,

ceza davasında medeni hak talebine imkân veren bir sistemin benimsenmiş olması

veya ceza davası sonucunda verilen kararın hukuk davası açısından etkili ya da

bağlayıcı olması hâlleridir (Perez/Fransa,

B. No: 47287/99, 12/2/2004, § 70).

42. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun

yürürlüğe girmesi ile ceza muhakemesinde şahsi hak iddiasında bulunma imkânı

ortadan kalkmıştır. Dolayısıyla başvurucunun ceza muhakemesi sürecinde medeni

haklarını ileri sürme imkânı bulunmamaktadır. Ayrıca soruşturma izni

verilmemesine dair kararın etkileri ceza muhakemesi süreci ile sınırlı olup

hukuk mahkemeleri açısından bu kararın bağlayıcı bir etkisi bulunmamaktadır.

43. Başvurucu, suç işlediğini düşündüğü üçüncü kişiler hakkında

soruşturma açılmasını sağlamak amacıyla suç duyurusunda bulunmuş olup talebi

üçüncü kişilerin cezalandırılmasıyla sınırlıdır. Başvurucu, üçüncü kişilerin

fiili nedeniyle medeni haklarına yönelik bir müdahalenin bulunduğunu düşünüyor

ve buna ilişkin zararının giderilmesini istiyorsa hukuk mahkemeleri önünde dava

açma imkânı vardır.

44. Sonuç itibarıyla başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesine

dayanan ihlal iddiasının konusu, Anayasa’da güvence altına alınmış ve Sözleşme

kapsamında olan temel hak ve özgürlüklerin koruma alanı dışında kalmaktadır.

45. Açıklanan nedenlerle başvuru konusu ihlal iddialarının

Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kaldığı anlaşıldığından

başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin konu bakımından yetkisizlik

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Ankara 6. İdare Mahkemesinin 11/9/2007

Tarihli ve E.2007/890, K.2007/1372 Sayılı Kararının Uygulanmaması Nedeniyle

Yargı Kararının İcrası Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

46. Başvurucu, 1/9/2000 tarihinden itibaren bir yıl süreyle

meslek tazminatının ödenmesinin durdurulmasına ilişkin işlemin iptali istemiyle

açtığı dava hakkında verilen kararın uygulanmaması nedeniyle mahkemeye erişim

hakkının ihlal edildiğinden şikâyet etmektedir.

47. 6216 sayılı Kanun'un geçici 1. maddesinin (8) numaralı

fıkrası şöyledir:

"Mahkeme,

23/9/2012 tarihinden sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine

yapılacak bireysel başvuruları inceler."

48. Anılan Kanun hükmü uyarınca Anayasa Mahkemesinin zaman

bakımından yetkisinin başlangıcı 23/9/2012 tarihi olup Mahkeme, ancak bu

tarihten sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılan bireysel

başvuruları inceleyebilir. Niteliği itibarıyla kamu düzenine ilişkin olan bu

başvuru şartını taşımayan bireysel başvuruların incelenebilmesi mümkün değildir

(Doğan Yıldırım, B. No:

2013/9831, 10/3/2015, § 23).

49. Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisi için kesin bir

tarihin belirlenmesi ve Mahkemenin yetkisinin geriye yürür şekilde uygulanmaması

hukuk güvenliği ilkesinin gereğidir (Zafer

Öztürk, B. No: 2012/51, 25/12/2012, § 18).

50. Başvuru konusu olayda İlk Derece Mahkemesi sonuç itibarıyla

11/9/2007 tarihli ve E.2007/890, K.2007/1372 sayılı kararıyla meslek

tazminatının ödenmesinin bir yıl süreyle durdurulmasına ilişkin işlemin

iptaline ve davanın açıldığı tarihten itibaren işletilecek yasal faiziyle

birlikte yoksun kalınan parasal hakların başvurucuya ödenmesine karar vermiş,

anılan karar kanun yoluna başvurulmaksızın kesinleşmiştir.

51. Başvurucu anılan kararın uygulanmadığını ileri sürmüş olup

Mahkememizin 18/1/2016 tarihli bilgi istem yazısı ile kararın uygulanıp

uygulanmadığı hakkında TPAO'dan bilgi istenmiş, TPAO da 29/1/2016 tarihli

yazısı ile bilgi istem yazısına cevap vermiştir.

52. TPAO'nun verdiği cevapta, İlk Derece Mahkemesinin 11/9/2007

tarihli ve E.2007/890, K.2007/1372 sayılı kararı üzerine yoksun bırakılan

meslek tazminatının faiziyle birlikte (2.180,59 TL)21/9/2007 tarihinde

başvurucun banka hesabına yatırıldığı bildirilmiş ve buna ilişkin banka dekontu

sunulmuştur.

53. Bu durumda İlk Derece Mahkemesinin 11/9/2007 tarihli ve

E.2007/890, K.2007/1372 sayılı kararı üzerine yoksun bırakılan meslek

tazminatının faiziyle birlikte 21/9/2007 tarihinde başvurucuya ödenerek Mahkeme

kararının uygulandığı görülmektedir.

54. Açıklanan nedenle bireysel başvuruya konu edilen şikâyete

ilişkin yargılama sürecinin ve yargı kararının icrasının 23/9/2012 tarihinden

önce sonlanmış olduğu anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik

şartları yönünden incelenmeksizin zaman

bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

c. Ankara 6. İdare Mahkemesinin22/2/2008

Tarihli ve E.2008/223, K.2008/196 Sayılı Kararının Uygulanmaması Nedeniyle Yargı

Kararının İcrası Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

55. TPAO'da çalıştığı döneme ilişkin olarak 1/9/1999 tarihinden

itibaren bir yıl süreyle meslek tazminatının ödenmesinin durdurulmasına ilişkin

işlemin iptali ve yoksun kaldığı parasal haklarının tazimini istemiyle

başvurucu tarafından Ankara 6. İdare Mahkemesinde dava açılmıştır.

56. İlk Derece Mahkemesi sonuç itibarıylaİlk

Derece Mahkemesi 22/2/2008 tarihli ve E.2008/223, K.2008/196 sayılı kararıyla

meslek tazminatının ödenmesinin bir yıl süreyle durdurulmasına ilişkin işlemin

iptaline ve davanın açıldığı 27/10/1999 tarihinden itibaren işletilecek yasal

faiziyle birlikte yoksun kalınan parasal hakların başvurucuya ödenmesine karar

vermiş, karar kanun yollarının tüketilmesi ile kesinleşmiştir.

57. Başvurucu anılan kararın uygulanmadığını ileri sürmüş olup

Mahkememizin 18/1/2016 tarihli bilgi istem yazısı ile kararın uygulanıp

uygulanmadığı hakkında TPAO'dan bilgi istenmiş, TPAO da 29/1/2016 tarihli

yazısı ile bilgi istem yazısına cevap vermiştir.

58. TPAO'nun verdiği cevapta, İlk Derece Mahkemesinin 22/2/2008

tarihli ve E.2008/223, K.2008/196 sayılı kararına yönelik olarak başvurucu

vekili tarafından yapılan bir takip veya başvuru bulunmadığı belirtilerek

Mahkeme kararının uygulanmadığı hakkında bilgi verilmiştir.

59. Bu durumda başvurucunun mahkemeye erişim hakkının ihlal

edildiği yönündeki şikâyeti açıkça dayanaktan yoksun olmayıp başka bir kabul

edilemezlik nedeni de bulunmadığından başvurunun bu kısmının kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

c. Yargılama Süresinin

Makul Olmadığına İlişkin İddia

60. Başvurucu, açtığı davaların makul sürede

sonuçlandırılamaması nedeniyle Anayasa'nın 36. maddesinde tanımlanan adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

61. Başvurucu tarafından makul sürede sonuçlandırılmadığından

şikâyet edilen Ankara 8. İdare Mahkemesinde görülen davaya konu yargılama

hakkında; konu bakımından yetkisizlik kararı verilmesi, Ankara 6. İdare

Mahkemesinin 2007/890 esasına kayıtlı dava hakkında; zaman bakımından

yetkisizlik kararı verilmesi nedenleriyle bu davalar yönünden makul süre

incelemesi yapılmasına gerek görülmemiştir.

62. Diğer taraftan başvurucu tarafından Ankara 6. İdare

Mahkemesine açılan ve Mahkemenin 2/2/2008 tarihli ve E.2008/223, K.2008/196

sayılı kararı ile sonuçlanıp kanun yollarından geçerek 27/9/2013 tarihinde

kesinleşen davaya ilişkin olarak makul süre incelemesi yapılması gerekir.

63. Bu durumda başvurucunun, Ankara 6. İdare

Mahkemesinin2/2/2008 tarihli ve E.2008/223, K.2008/196 sayılı kararı ile

sonuçlanan davaya ilişkin olarak yargılama süresinin makul olmadığı yönündeki

şikâyeti, açıkça dayanaktan yoksun olmayıp başka bir kabul edilemezlik nedeni

de bulunmadığından başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi

gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Yargı Kararının İcrası Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

64. Başvurucu, TPAO'da çalıştığı döneme ilişkin olarak 1/9/1999

tarihinden itibaren bir yıl süreyle meslek tazminatının ödenmesinin

durdurulmasına ilişkin işlemin iptali ve yoksun kaldığı parasal haklarının

tazmini istemiyle Ankara 6. İdare Mahkemesinde açtığı davada verilen kararın

uygulanmadığı gerekçesiyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

65. Anayasa’nın “Hak arama

hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile

adil yargılanma hakkına sahiptir.”

66. Sözleşme’nin “Adil

yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile

ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar

konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme

tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak

görülmesini isteme hakkına sahiptir.”

67. Sözleşme metni ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)

kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan

alt ilke ve haklar, Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma

hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca

inceleme yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM

içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan

AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve

haklara Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,

2/7/2013, § 38).

68. Anayasa’nın 36. maddesinde ifade edilen hak arama özgürlüğü,

diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların

korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biri olmakla birlikte aynı zamanda

toplumsal barışı güçlendiren, bireyin adaleti bulma, hakkı olanı elde etme,

haksızlığı önleme uğraşının da aracıdır. Hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma

hakkı, sadece yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunmada

bulunma hakkını değil; yargılama sonunda hakkı olanı elde etmeyi de kapsayan

bir haktır (AYM, E.2009/27, K.2010/9, 14/1/2010).

69. Adil yargılanma hakkının unsurlarından biri de mahkemeye

erişim hakkıdır. Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne götürme

ve aynı zamanda mahkemece verilen kararın uygulanmasını isteme haklarını da

kapsar. Mahkeme kararlarının uygulanması, yargılama sürecini tamamlayan ve

yargılamanın sonuç doğurmasını sağlayan bir unsurdur. Karar uygulanmazsa

yargılamanın da bir anlamı olmayacaktır (Kenan

Yıldırım ve Turan Yıldırım, B. No: 2013/711, 3/4/2014, § 41).

70. Yargılama sonucunda mahkemenin bir karar vermiş olması

yeterli değildir, ayrıca bu kararın etkili bir şekilde uygulanması da gerekir.

Hukuk sisteminde nihai mahkeme kararlarını taraflardan birinin aleyhine sonuç

doğuracak şekilde uygulanamaz hâle getiren düzenlemeler bulunması veya mahkeme

kararlarının icrasının herhangi bir şekilde engellenmesi durumunda “mahkemeye erişim hakkı” da anlamını

yitirir (Ahmet Yıldırım, B. No:

2012/144, 2/10/2013, § 28).

71. AİHM; kesinleşmiş ve bağlayıcı bir yargı kararının, lehine

karar verilen tarafın zarar görmesine rağmen infaz edilmemesi durumunda

Sözleşme’nin 6. maddesinin teminat altına aldığı mahkemeye erişim hakkının bir

anlam ifade etmeyeceğini vurgulamaktadır. Hangi yargı makamı verirse versin

hükmün infaz edilmesi, 6. madde kapsamında “dava”nın

tamamlayıcı unsuru olarak değerlendirilmelidir (Burdov/Rusya, B. No: 59498/00, 7/5/2002, § 34).

72. Davaya taraf olan kişinin etkin korunması ve hukuka

uygunluğun sağlanması, idarenin kendisi hakkında verilebilecek nihai yargı

kararlarına uymasını gerektirmektedir. İdare, yargı kararını uygulamayı

reddediyor, ihmal ediyor ya da onu uygulamayı geciktiriyorsa bu durumda davada

taraf olan kişinin davanın safahatı süresince yararlandığı Sözleşme’nin 6.

maddesinde öngörülen teminatlar her türlü varlık nedenini kaybetmektedir (Süzer ve Eksen Holding A.Ş./Türkiye, B.

No: 6334/05, 23/10/2012, § 115).

73. AİHM, Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında bir yargı yerine

ulaşma hakkının sadece teorik olarak tanınmasını değil; aynı zamanda o yargı

yerinden alınan nihai kararın icrasına yönelik meşru bir beklentiyi de

koruduğunu kabul etmiştir (Apostol/Gürcistan, B. No: 40765/02, 28/2/2007, §

54).

74. Başvuru konusu olayda, TPAO'da çalıştığı döneme ilişkin

olarak 1/9/1999 tarihinden itibaren bir yıl süreyle meslek tazminatının

ödenmesinin durdurulmasına ilişkin işlemin iptali istemiyle 27/10/1999

tarihinde başvurucu tarafından Ankara 6. İdare Mahkemesinde dava açılmış,

Mahkeme 20/2/2001 tarihli ve E.1999/1155, K.2001/252 sayılı kararıyla davanın

reddine karar vermiş, karar Danıştay Onbirinci

Dairesince bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi ilk kararında ısrar ederek yeniden

davanın reddine karar vermiş, karar bu defa Danıştay İdari Dava Daireleri

Kurulunca bozulmuştur.

75. İlk Derece Mahkemesi 22/2/2008 tarihli ve E.2008/223,

K.2008/196 sayılı kararıyla meslek tazminatının ödenmesinin bir yıl süreyle

durdurulmasına ilişkin işlemin iptaline ve davanın açıldığı 27/10/1999

tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte yoksun kalınan parasal

hakların başvurucuya ödenmesine karar vermiş, karara karşı yapılan temyiz

başvurusu Danıştay Onbirinci Dairesince reddedilerek

karar onanmış ve karar düzeltme talebi de aynı Daire tarafından reddedilmiştir.

76. Başvurucu, meslek tazminatı ödenmemesine ilişkin işlemin

iptaline ve davanın açıldığı 27/10/1999 tarihinden itibaren işletilecek yasal

faiziyle birlikteyoksun kalınan parasal hakların

ödenmesine ilişkin İlk Derece Mahkemesinin 22/2/2008 tarihli kararının

uygulanmadığını belirterek bireysel başvuruda bulunmuştur.

77. Mahkememizinkararın uygulanıp

uygulanmadığı hakkında 18/1/2016 tarihli bilgi istem yazısına TPAO tarafından

29/1/2016 tarihli yazı ile verilen cevapta, İlk Derece Mahkemesinin 22/2/2008

tarihli ve E.2008/223, K.2008/196 sayılı kararına yönelik olarak başvurucu

vekili tarafından yapılan bir takip veya başvuru bulunmadığı belirtilerek

Mahkeme kararının uygulanmadığı bilgisi verilmiştir.

78. Davaya taraf olan kişinin etkin korunması ve hukuka

uygunluğun sağlanması, idarenin kendisi hakkında verilebilecek nihai yargı

kararlarına uymasını gerektirmektedir. İdareler yargı kararını uygulamayı

reddediyor, ihmal ediyor ya da onu uygulamayı geciktiriyorsa bu durumda davada

taraf olan kişinin davanın safahatı süresince yararlandığı Sözleşme’nin 6.

maddesinde öngörülen teminatlar, her türlü varlık nedenini kaybedecektir. AİHM,

bu yorumuyla yargı yerine ulaşma hakkının sadece teorik olarak tanınmasını

değil; aynı zamanda o yargı yerinden alınan nihai kararın icrasına yönelik

meşru bir beklentiyi de koruduğunu kabul etmektedir (Arman Mazman, B. No: 2013/1752,

26/6/2014, § 60).

79. Anayasa'nın 138. maddesinde mahkeme kararlarına uyma, bu

kararları değiştirmeksizin yerine getirme hususunda yasama ve yürütme organları

ile idare makamları lehine herhangi bir istisna kurala yer verilmemiştir. Yargı

kararlarının ilgili kamu otoritelerince zamanında yerine getirilmediği bir

devlette, bireylerin yargı kararıyla kendilerine sağlanan hak ve özgürlükleri

tam anlamıyla kullanabilmesi mümkün olmaz. Dolayısıyla devlet, yargı

kararlarının zamanında yerine getirilmesini sağlayarak bireyler aleyhine

oluşabilecek hak kayıplarını engellemekle ve bu yolla bireylerin kamu

otoritelerine ve hukuk sistemine olan güven ve saygılarını korumakla

yükümlüdür. Bu sebeple hukukun üstünlüğünün geçerli olduğu bir devlette,

bireylerin kamu otoritesi ve hukuk sistemine olan güven ve saygılarını koruma

adına vazgeçilemez bir görev ifa eden yargı kararlarının zamanında yerine

getirilmeyerek sonuçsuz bırakılması kabul edilemez (Arman Mazman, § 61).

80. 2577 sayılı Kanun'un 28. maddesinde idari yargı organlarınca

verilen esas ve yürütmenin durdurulması kararlarının icaplarına göre idarenin

gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecbur olduğu

belirtilmiş ve bu sürenin hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak

otuz günü geçemeyeceği kural altına alınmıştır. Yine aynı Kanun'un 52.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde kanun yoluna başvurulmuş

olunmasının yargı kararının yürütülmesinin durdurmayacağı ifade edilmiştir.

81. Başvuru konusu olaya bakıldığında TPAO'da çalıştığı döneme

ilişkin olarak 1/9/1999 tarihinden itibaren bir yıl süreyle meslek tazminatının

ödenmesinin durdurulmasına ilişkin işlemin iptali ve yoksun kaldığı parasal

hakların tazimini istemiylebaşvurucu tarafından

Ankara 6. İdare Mahkemesinde açılan dava hakkında Mahkemenin,meslek

tazminatının ödenmesinin bir yıl süreyle durdurulmasına ilişkin işlemin iptaline

ve davanın açıldığı 27/10/1999 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle

birlikte yoksun kalınan parasal hakların başvurucuya ödenmesine ilişkin

22/2/2008 tarihli kararının bugüne kadar uygulanmadığı anlaşılmaktadır.

82. 2577 sayılı Kanun'da yer alan düzenlemelerde iptal

kararlarının yerine getirilmesi için idareye başvuru şartı bulunmadığı gibi

2577 sayılı Kanun'un 28. maddesinin bu başvuruya konu yargılamaya ilişkin karar

verildiği tarih itibarıyla yürürlükte bulunan hâliyle konusu belli bir miktarparanın ödenmesini gerektiren davalarda verilen

kararların icrası için davacı veya vekilinin davalı idareye yazılı şekilde

banka hesap numarasını bildirmesi şartı da bulunmamaktadır.

83. Bu durumda İlk Derece Mahkemesinin,meslek

tazminatının ödenmesinin bir yıl süreyle durdurulmasına ilişkin işlemin

iptaline ve davanın açıldığı 27/10/1999 tarihinden itibaren işletilecek yasal

faiziyle birlikte yoksun kalınan parasal hakların başvurucuya ödenmesine

ilişkin 22/2/2008 tarihli kararının davalı TPAO tarafından bugüne kadar

uygulanmadığı ve uygulanması için bir çalışmanın da yapılmadığı anlaşılmış olup

sonuç itibarıyla başvurucunun mahkemeye erişim hakkın ihlal edildiği sonucuna

varılmıştır.

84. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında mahkemeye erişim

hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

b. Yargılama Süresinin Makul Olmadığına İlişkin

İddia

85. Başvurucu, TPAO'da çalıştığı döneme ilişkin olarak 1/9/1999

tarihinden itibaren bir yıl süreyle meslek tazminatının ödenmesinin

durdurulmasına ilişkin işlemin iptali ve yoksun kaldığı parasal haklarının

tazimini istemiyle Ankara 6. İdare Mahkemesinde açtığı davanın makul sürede

sonuçlandırılamaması nedeniyle Anayasa'nın 36. maddesinde tanımlanan adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

86. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir

hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi mümkün olmayıp (Onurhan Solmaz, § 18), Sözleşme metni ile AİHM

kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan

alt ilke ve haklar, esasen Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil

yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36.

maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin

6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle Sözleşme’nin lafzi

içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil

edilen ilke ve haklara Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir.

Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda

belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup

ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının

yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141. maddesinin de -Anayasa’nın

bütünselliği ilkesi gereği- makul sürede yargılanma hakkının

değerlendirilmesinde dikkate alınması gerektiği açıktır (Güher Ergun ve diğerleri, §§ 38, 39).

87. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,

tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun

davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir

davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde dikkate alınması gereken

kriterlerdir (Güher Ergun ve diğerleri,

§§ 41–45).

88. Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesine göre

medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması

gerekir. Hukuk sisteminde yer alan mevzuat hükümleri gereğince “kamu hukuku” alanına dâhil olan ancak sonucu

itibarıyla özel nitelikteki haklar ve yükümlülükler üzerinde belirleyici olan

uyuşmazlıkları konu alan davalar da Anayasa’nın 36. maddesi ile Sözleşme’nin 6.

maddesinin koruması kapsamına girmektedir. Bu anlamda belirtilen düzenlemelerde

yer verilen güvenceler, başvurucunun haklarına zarar verdiği iddia edilen idari

bir kararın iptali talebiyle açılan davalara da uygulanacaktır (Selahattin Akyıl, B. No: 2012/1198,

7/11/2013, § 44).

89. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin

makul süre değerlendirmesinde sürenin başlangıcı kural olarak uyuşmazlığı

karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle

davanın ikame edildiği tarih olup bu tarih, somut başvuru açısından davanın

açıldığı tarih olan 27/10/1999'dur.

90. Sürenin bitiş tarihi ise çoğu zaman icra aşamasını da

kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihidir (Güher Ergun ve diğerleri, § 52). Bu kapsamda somut yargılama

faaliyeti açısından sürenin bitiş tarihi, başvurucunun karar düzeltme talebinin

reddedildiği 27/9/2013'tür.

91. Hukuk sistemimizde idari yargı alanında yer alan

uyuşmazlıklara ilişkin dava sürelerinin makul yargılama süresini aştığı

yönündeki tespitlere AİHM kararlarında yer verilmiş olup özellikle idari yargı

alanındaki yapısal sorunlar ve Danıştay nezdinde temyiz ve karar düzeltme

incelemelerinde geçirilen uzun yargılama sürelerinin ihlal kararlarına temel

oluşturduğu anlaşılmaktadır. Bu kapsamda idari yargı makamları nezdindeki

yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce

bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesi tarafından usul hükümleri

de dikkate alınarak makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde

karar verilmiştir (Selahattin Akyıl, §§

54-60).

92. Başvuru konusu yargılama süreci değerlendirildiğinde İlk

Derece Mahkemesinde 27/10/1999 tarihinde açılan dava, son olarak karar düzeltme

talebinin reddine ilişkin verilen karartarihi olan

27/9/2013'te sonuçlandırılmıştır. Yukarıda yer verilen tespitler ışığında

özellikle yargı sisteminin yapısından kaynaklanan iş yükü ve organizasyon

eksikliğinin somut başvuruya ilişkin yargılama süresinin uzaması üzerinde

baskın bir etkiye sahip olduğu anlaşılmaktadır. Ancak Anayasa’nın 36. maddesi

ile Sözleşme’nin 6. maddesi gereğince yargılama sistemi mahkemelerin davaları

makul bir süre içinde karara bağlama yükümlülüğü de dâhil olmak üzere adil

yargılama koşullarını yerine getirebilecek biçimde düzenlenmesini zorunlu

kıldığından hukuk sisteminde var olan yapısal ve organizasyona ilişkin

eksikliklerin yargılama faaliyetinin makul sürede gerçekleştirilmemesine

mazeret sayılamaz.

93. Başvurunun değerlendirilmesi neticesinde başvurucunun tutumunun

yargılamanın uzamasına özellikle bir etkisi olduğunun tespit edilmediği,

başvuruya konu uyuşmazlığın meslek tazminatının ödenmemesine yönelik olduğu ve

davanın esastan çözümünün 13 yıl 11 ay sürdüğü, 2577 sayılı Kanun’da yer alan

usul hükümlerine tabi bir yargılama sürecine ilişkin somut başvuru açısından

farklı bir karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı ve sonuç olarak

yargılamada makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

94. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

95. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

96. Başvurucu, anayasal haklarının ihlal edilmesi nedeniyle

uğradığını ileri sürdüğü zararlara karşılık 91.400 TL maddi ve 392.400 TL

manevi tazminata hükmedilmesi talebinde bulunmuştur.

97. Başvurucunun, mahkemeye erişim hakkı yönünden ve

yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmamasından Anayasa’nın 36. maddesinin

düzenlenen adil yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

98. Ödenmeyen meslek tazminatının yasal faiziyle birlikte

ödenmesine ilişkin İlk Derece Mahkemesinin 22/2/2008 tarihli kararının bugüne

kadar uygulanmaması ve yargılamanın 13 yıl 11 ay sürmesi nedeniyle başvurucunun

adil yargılanma hakkının ihlal edildiği dikkate alındığında yalnızca ihlal

tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya takdiren net 25.740 TL manevi tazminat ödenmesine, fazlaya

ilişkin manevi zarar tazmini isteminin reddine karar verilmesi gerekir.

99. Başvuruya konu yargılama sonunda verilen kararın icra

edilmediği ve bu hususun başvurucunun adil yargılanma hakkını ihlal ettiği

gözetilerek hukuka, adalete ve mahkemeye güven ilkesinin gördüğü zararın devam

etmesinin önlenmesi amacıyla Mahkeme kararlarının mümkün olan en kısa sürede

yerine getirilmesini teminen kararın bir örneğinin

TPAO'ya gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

100. TPAO'da çalıştığı döneme ilişkin olarak 1/9/1999 tarihinden

itibaren bir yıl süreyle meslek tazminatının ödenmesinin durdurulmasına ilişkin

işlemin iptali ve yoksun kaldığı parasal haklarının tazimini istemiyle

başvurucu tarafından Ankara 6. İdare Mahkemesinde açılan davada sonucunda verilen

kararının uygulanmaması nedeniyle oluşan maddi zararın tazmini talebinde

bulunulmuş olup mevcut başvuruda Anayasa’nın 36. maddesinin ihlal edildiği

tespit edilmiş ve ilgili idareye yargı kararının uygulanması gerektiğine

ilişkin bildirim yapılmasına karar verilmiş olduğundan bu aşamada tazminat

taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

101. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.998,35 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Suç duyurusunun sonuçsuz kaldığına ilişkin iddianın konu bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Ankara 6. İdare Mahkemesinin 11/9/2007 tarihli ve E.2007/890,

K.2007/1372 sayılı kararının uygulanmaması nedeniyle yargı kararının icrası

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın zaman

bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Ankara 6. İdare Mahkemesinin22/2/2008 tarihli ve E.2008/223,

K.2008/196 sayılı kararının uygulanmaması nedeniyleyargı

kararının icrası hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddia ile yargılamanın makul

sürede sonuçlandırılmadığına ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. 1. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamında mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

2. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin mahkemeye

erişim hakkı yönünden adil yargılanma hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için gereği yapılmak üzere Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığına

GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucuya, Mahkemeye erişim

hakkının ihlal edilmesi ve yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmaması

nedeniyle net 25.740 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer

taleplerin REDDİNE

E. 198,35 TL harç ve 1.800 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.998,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini

takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay

içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği

tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet

Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

23/3/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Burhan ÜSTÜN Üyeler : Nuri NECİPOĞLU Hicabi DURSUN Erdal TERCAN Rıdvan GÜLEÇ Raportör : Bahadır YALÇINÖZ Başvurucu : Mehmet KULAKSIZOĞLU Vekilleri : Av. Enver Arsal YILDIRIM, Av. İrem Bilge YILDIRIM

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/8841, 23 Mart 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. C. Kararın bir örneğinin mahkemeye
  12. D. Başvurucuya, Mahkemeye erişim
  13. E. 198,35 TL harç ve 1.800 TL
  14. F. Ödemelerin, kararın tebliğini
  15. G. Kararın bir örneğinin Adalet
  16. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/8841
Tarih
23 Mart 2016

İlgili Kararlar

  • Gülşin Oral Başvurusu (B. No: 2013/6231)
  • Selim Adıyaman Başvurusu (B. No: 2013/8846)
  • Nurettin Mutlu ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/7030)
  • Bekir Sağırdak Başvurusu (B. No: 2013/5669)
  • Aslan Faruk Toprak Başvurusu (B. No: 2013/2957)
  • Hüseyin Dayan Başvurusu (B. No: 2013/5033)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.