İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Alpay Dinç ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/12678)

1. Başvuru, askerlik görevinden kaynaklanan psikiyatrik

Başvuru No2014/12678Tarih6 Temmuz 2017Okuma23 dk · 4.686 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Alpay Dinç Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
6 Temmuz 2017
Başvuru Numarası
2014/12678
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.686 kelime·23 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, askerlik görevinden kaynaklanan psikiyatrik

rahatsızlık nedeniyle oluşan zararların tazmini istemiyle açılan davanın Askeri

Yüksek İdare Mahkemesitarafından süre aşımı

gerekçesiyle reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği

iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Birinci başvurucuya ait 2014/12678 sayılı başvuru 5/8/2014 tarihinde, ikinci ve üçüncü başvuruculara ait

2014/19552 ve 2014/19553 sayılı başvurular ise 16/12/2014 tarihinde

yapılmıştır.

3. Başvurular, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan

ön incelemesinden sonra Komisyonlara sunulmuştur.

4. Komisyonlarca başvuruların kabul edilebilirlik incelemesinin

Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. 2014/12678 sayılı başvuruya ait belgelerin bir örneği bilgi

için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, Anayasa

Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen

başvuru hakkında görüş sunmayacağını bildirmiştir.

6. Başvurular, aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle 2014/12678

sayılı başvuru dosyası üzerinde incelenmek üzere birleştirilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucular, bir dönem Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) Özel

Kuvvetler Komutanlığı da dâhil olmak üzere çeşitli birimlerinde muvazzaf olarak

görev yapmış olan askerlerdir.

9. Kendi ifadelerine göre başvurucular; meslek hayatları

süresince farklı yer ve zamanlarda iç güvenlik faaliyetlerine iştirak etmiş ve

bu kapsamda birçok kez törör örgütü üyeleriyle

silahlı çatışmaya girmiş, mayın patlaması vakaısıyla

karşılaşmışlardır. Bu görevler sırasında bazen yaralanmışlar, bazen de

arkadaşlarının yaralandığı ve şehit olduğu olaylara tanıklık etmişlerdir.

Başvurucular yaşadıkları bu olaylara bağlı olarak bir müddet sonra psikolojik

ve psikiyatrik tedavi görmeye başlamışlardır. Bu tedavilerin ardından aşağıda

belirtilen süreçlerin sonunda başvurucuların TSK ile ilişiği kesilmiştir.

A. Alpay Dinç'e İlişkin Olay ve Olgular

10. Alpay Dinç ilk defa 2006 yılında psikiyatrik tedaviye

başlamıştır. 20/5/2008 ile 27/5/2013 tarihleri arasında psikiyatrik

rahatsızlığı nedeniyle yaklaşık iki yıl istirahat ve hava değişiminde

bulunmasını müteakiben GATA Asker Hastanesinin 29/5/2013 tarihli raporuyla

hakkında ''1-F43.1 Travma sonrası stres

bozukluğu (Kronik nitelik kazanmış travma sonrası

stres bozukluğu)'' teşhisi ile ''TSK'da

görev yapamaz, hastanın rahatsızlığında; 1- Askerlik mesleğinin sebep ve tesiri

vardır. 2- Bölücü terör örgütüne karşı katıldığı operasyonlardan ve girmiş

olduğu çatışmalardan kaynaklanmıştır.'' tespiti yapılmıştır.

11. Başvurucu, söz konusu raporun düzenlenmesinin ardından 10/6/2013 tarihinde idareye başvurarak askerlik sebebiyle

anılan rahatsızlığa yakalandığı iddiasıyla tazminat talebinde bulunmuş ancak

başvurusuna cevap verilmeyerek başvurusu reddedilmiştir. Bunun üzerine

başvurucu, Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde (AYİM) tam yargı davası açmıştır.

12. AYİM İkinci Dairesi, dava açma süresinin başvurucunun ilk

psikiyatrik tedaviye 2006 yılında başladığı gerekçesiyle davayı süre aşımı

nedeniyle reddetmiştir. gerekçesi şöyledir:

"... davacının

2006 yılından itibaren psikiyatrik tedavi görmeye başladığı, bu durumda

davacının 2007 yılından itibaren bir yıl içinde ve her halükarda 5 yıl

içerisinde davalı idareye müracaatla haklarının yerine getirilmesini istemesi

gerekirken, bir ve beş yıllık süreyi geçirdikten sonra ilk olarak 10.06.2013

tarihinde davalı idareye müracaatı müteakip, sonrasında 03.09.2013 tarihinde

açılan davada süre aşımı bulunduğu, davacının 2006 yılından itibaren

psikiyatrik tedavi görmesi nedeniyle GATA Asker Hastanesinin 29.05.2013 tarih

ve 6572 sayıl raporu ile rahatsızlığa sonradan tanı konulmasının zararın

öğrenilmesine ve dava açma süresine bir etkisinin bulunmadığı..."

B. Ali Sayın'a İlişkin Olay ve Olgular

13. Ali Sayın ilk defa 2008 yılında psikiyatrik tedaviye

başlamıştır. 7/6/2012 ile 11/7/2013 tarihleri arasında psikiyatrik rahatsızlığı

nedeniyle kendisine on üç ay istirahat verilmesinin ardından GATA Asker

Hastanesinin 12/9/2013 tarihli raporuyla hakkında ''1-F43.1 Travma sonrası stres bozukluğu (Kronik nitelik kazanmış travma sonrası stres bozukluğu)'' teşhisi ile ''TSK'da görev yapamaz.''tespiti yapılmıştır.

14. Başvurucu, söz konusu raporun düzenlenmesinin ardından 18/9/2013 tarihinde idareye başvurarak askerlik sebebiyle

anılan rahatsızlığa yakalandığı iddiasıyla tazminat talebinde bulunmuş ancak

başvurusuna cevap verilmeyerek başvurusu reddedilmiştir. Bunun üzerine

başvurucu, AYİM'de tam yargı davası açmıştır.

15. AYİM İkinci Dairesi dava açma süresinin başvurucunun ilk

psikiyatrik tedaviye 2008 yılında başladığı gerekçesiyle davayı süre aşımı

nedeniyle reddetmiştir. Gerekçesi ise şöyledir:

"...davacının

2008 yılından itibaren bir yıl içinde ve her halükarda 5 yıl içerisinde davalı

idareye müracaatla haklarının yerine getirilmesini istemesi gerekirken, bir ve

beş yıllık süreyi geçirdikten sonra ilk olarak 19.09.2013 tarihinde davalı

idareye müracaatı müteakip, sonrasında 19.11.2013 tarihinde açılan davada süre

aşımı bulunduğu, GATA Asker Hastanesinin 12.09.2013 tarih ve 11354 sayılı

raporunda, 2007-2009 yılları arasına görev yaptığı birliklerde ve bu birliklerin

bulunduğu mahalde görev yapmasının psikolojisini etkileyip rahatsızlandığına,

2009-2012 yılları arasında davacının var ise yaşadığı ve bu rahatsızlığa neden

olabilecek diğer olayların bu rahatsızlığa neden olmadığına dair bir açıklama

bulunmaması, davacının 05.02.2010 tarihinde yapılan periyodik muayenesi ile

27.07.2010 tarihinde yurt dışı geçici görev kapsamında yapılan muayenesi

sonucunda düzenlenen sağlık kurulu raporlarında psikiyatrik rahatsızlığına

ilişkin bir tespit ve değerlendirme bulunmaması karşısında 07.06.2012 tarihinde

başlayan süreç sonunda 19.09.2013 tarihli raporun ve rapordakı

tespit ve değerlendirmelerin zararın öğrenilmesine ve dava açma süresine bir

etkisinin bulunmadığı, anılan raporların davacının vazife malulü olarak kabul

edilip edilmemesinin değerlendirilmesinde etkisinin olabileceği sonuç ve

kanaatine ulaşılmıştır."

C. İhsan Demirağ'a İlişkin Olay ve Olgular

16. İhsan Demirdağ ilk defa 2009

yılında psikiyatrik tedaviye başlamıştır. 3/9/2009 ile 21/3/2013 tarihleri

arasında psikiyatrik rahatsızlığı nedeniyle kendisine on sekiz ayistirahat verilmesinin ardından GATA Asker Hastanesinin

19/6/2013 tarihli raporuyla hakkında ''1-F43.1Travma

sonrası stres bozukluğu (Kronik nitelik kazanmış travma sonrası stres

bozukluğu), 2.F33.9 Yineleyen depresif bozukluk, (Kronik nitelik kazanmış

depresif bozukluk)" teşhisi ile ''TSK'da görev yapamaz,hastanın

rahatsızlığında 1- Askerlik mesleğinin sebep ve tesiri vardır. 2- Bölücü terör

örgütüne karşı katıldığı operasyonlardan ve girmiş olduğu çatışmalardan

kaynaklanmıştır...'' tespiti yapılmıştır.

17. Başvurucu, söz konusu raporun düzenlenmesinin ardından

28/6/2013 tarihinde idareye başvurarak askerlik sebebiyle anılan rahatsızlığa

yakalandığı iddiasıyla tazminat talebinde bulunmuş ancak başvurusuna cevap

verilmeyerek başvurusu reddedilmiştir.Bunun

üzerine başvurucu,AYİM'de tam yargı davası açmıştır.

.

18. AYİM İkinci Dairesi davayı süre aşımı nedeniyle oyçokluğuyla

reddetmiştir. Gerekçesi ise şöyledir:

"Davacının hizmet

safahatı incelendiğinde; 05.07.1993- 01..01.2000

tarihleri arasında ilk atma yeri olan Kayseri'de, 02.08.2000-16.07.2006

tarihleri arasında İzmir'de, 17.07.2006-14.08.2008 tarihleri arasında

Hakkari'de görev yaptığı, 15.08.2008 tarihinden sonra ayrıldığı tarihe kadar

Isparta Eğirdir'de görev yapan davacının 19.06.2013 tarihli raporla TSK'da

görev yapamaz raporu aldığı anlaşılmış ise de; davacı vekilince davacının

rahatsızlığına sebep olduğu ileri sürülen katıldığı olayların 1993-2000 yılları

ve Hakkari'de görev yaptığı 2006-2008 yılları arasındaki zaman dilimlerine atfediIdiği, bu zaman dilimlerinde ise, somut bir olaya,

zaman ve yer gösterilerek bir eylem belirtilmediği, bu durumda 1602 sayılı AYiM Kanunu'nun 43 üncü maddesi uyarınca 1 ve 5 yıllık

süreler geçtikten sonra 28.06.2013 tarihinde yapılan idari müracaatı müteakip

açılan bu davada süre aşımı bulunduğu sonuç ve kanaatine varılmıştır."

19. Karşıoyda ise özetle başvurucunun

rahatsızlığının fiziksel olmadığı, bir anksiyete

bozukluğu olan post travma sonrası stres bozukluğu

olduğu ve bu rahatsızlığın travmaya sebep olan olaydan çok sonra da ortaya

çıkabildiği, dava konusu olayda hastalığın kronik hâle geldiğine karar

verilerek "TSK'da Görev Yapamaz" sağlık raporu verilen başvurucunun

söz konusu zararını anılan raporun onaylanmasını müteakip kendisine tebliğ

edildiği tarihte öğrendiğinin kabul edilmesi gerektiği, bu itibarla davada süre

aşımı bulunmadığı görüşü savunulmuştur.

20. Başvurucuların karar düzeltme istemlerinin reddedilmesiyle

kararlar kesinleşmiştir. Başvurucular, süresi içinde bireysel başvuruda

bulunmuşlardır.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. Anayasa ve Kanun

Hükümleri

21. Anayasa’nın 125. maddesinin son fıkrası şöyledir:

“İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan

zararı ödemekle yükümlüdür.”

22. 4/7/1972 tarihli ve 1602 sayılı

Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun43. maddesinin

birinci fıkrası şöyledir:

"İdari eylemlerden

hakları ihlal edilmiş olanların Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde dava açmadan

önce, bu eylemlerin yazılı bildirimi üzerine veya başka suretle öğrendikleri

tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde

yetkili makama başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri lazımdır.

Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde bu konudaki işlemin tebliği

tarihinden ve altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği

tarihten itibaren altmış gün içinde tam yargı davası açabilirler."

23. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı

İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 13. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir şöyledir:

"İdari eylemlerden

hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı

bildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleri

tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde

ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri

gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki

işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde

cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi

içinde dava açılabilir."

2. Danıştay İçtihadı

24. Danıştay Onuncu Dairesinin 4/11/2011

tarihli ve E.2008/7182, K.2011/4711 sayılı kararı şöyledir:

"Bir eylemin idariliği ve doğurduğu zarar bazı durumlarda eylemin

gerçekleşmesiyle, kimi zaman da değişik araştırma ve incelemelerden, hatta ceza

davalarından sonra ortaya çıkabilmektedir.

Özelikle, kamu

görevlilerinin idari tasarrufta bulunurken uyulması zorunlu görülen kurallara

uymamaları nedeniyle kendilerine izafe edilebilecek nitelikte olmakla birlikte,

resmi yetkilerin kullanımı sırasında gerçekleştiği için idaresinden de

ayrılamayan görev kusurlarından doğan zararın tazmini istemiyle açılacak tam

yargı davalarında eylemin idariliği, zararın, kamu

görevlisinin kişisel kusurundan mı, görev kusurundan mı kaynaklandığının ceza

muhakemesi sonucunda belirlenmesiyle ortaya çıkabilmektedir.

Bu nedenlerle, 2577 sayılı Kanun’un 13.

maddesinde öngörülen 1 ve 5 yıllık sürelerin eylemin idariliğinin

ve doğurduğu zararın ortaya çıktığı tarihten itibaren hesaplanması zorunludur.

Aksi yorumun, dava açma yolunun kullanımını güçleştirerek hak arama hürriyetini

olumsuz etkileyeceğini belirtmek gerekir. Anılan Yasa hükmünde öngörülen tam

yargı davalarının, idari eylem nedeniyle uğranılan zararın tazminine yönelik

olması sebebiyle davanın açılabilmesi için eylemin idariliğinin

ve yol açtığı zararın ortaya çıkması zorunludur."

25. Aynı Dairenin 31/5/2016 tarihli ve

E.2016/4241, K.2016/3896 sayılı kararı şöyledir:

"2577 sayılı İdari

Yargılama Usulü Kanunu'nun 13. maddesinde, idari eylemlerden hakları ihlal

edilen ilgililerin, idari eylemleri öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve

herhalde idari eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye

başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gerektiği hükme

bağlanmıştır.

Anılan Kanun hükmünde idareye başvuru için

öngörülen en geç beş yıllık sürenin hangi tarihten itibaren başlatılacağı zaman

zaman duraksamalara yol açtığından, bu hususun irdelenmesi gerekmektedir.

Tam yargı davaları, idari eylem nedeniyle

uğranılan zararın tazminini ifade etmektedir. Bu nedenle, tam yargı davasının

açılabilmesi için eylemin idariliğinin ve yol açtığı

zararın ortaya çıkması zorunludur.

İdari eylem, idarenin işlevi sırasında bir hareketi,

bir davranışı, bir tutumu veya hareketsizliği; idari karar ve işlemle ilgisi

olmayan, başka bir deyişle öncesinde, temelinde bir idari karar veya işlem

olmayan salt maddi tasarrufları ifade etmektedir. Söz konusu eylemlerin idariliği ve doğurduğu zarar bazen eylemin yapılmasıyla

birlikte ortaya çıkarken, bazen de çok sonra, değişik araştırma, inceleme ve

hatta ceza yargılamaları sonucu ortaya çıkabilmektedir.

Özellikle kamu

görevlilerinin idari bir tasarruf yaparken, mevzuatın, üstlendiği ödevin ve

yürüttüğü hizmetin kural, usul ve gereklerine aykırı olarak, kendisine izafe

edilebilecek boyutta ve biçimde, ancak yine de resmi yetki, görev ve

olanaklardan yararlanarak, onları kullanarak hareket ettiği, bu nedenle de

idaresinden tamamen ayrılmasını önleyen ve engelleyen görev kusurları nedeniyle

doğan zararların tazmini istemiyle açılacak tam yargı davalarında eylemin idariliği, bazen ceza davalarıyla personelin şahsi kusuru

sonucu mu yoksa görev kusuru sonucu mu zararın ortaya çıktığının belirlenmesinden

sonra saptanabilmektedir.

Bu itibarla, 2577 sayılı Kanun'un 13'üncü

maddesinde öngörülen 1 ve 5 yıllık sürenin, eylemin idariliğinin

ortaya çıktığı tarihten itibaren hesaplanması zorunludur. Aksi yorumun, zarara

yol açan eylemin idariliğinin ortaya çıkmasıyla

kullanılması mümkün olan dava açma hakkını ortadan kaldıracağı, hak arama

özgürlüğüyle bağdaşmayacağı açıktır."

B. Uluslararası Hukuk

26. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme/AİHS) 6.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes

medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda

kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş

bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde,

hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir...”

27. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin 6.

maddesinin (1) numaralı fıkrasında ifade edilen hakkın kurucu unsurlarından

birinin mahkemeye erişim hakkı olduğunu belirtmiştir (Golder/Birleşik Krallık, B. No: 4451/70, 21/2/1975, § 36).

Mahkemeye erişim hakkı Sözleşme'nin 6. maddesinde yerini bulan güvencelerin

doğal bir parçası olup (Lawyer Partners A.S./Slovakya, B.

No: 54252/07, 16/6/2009, § 52) bu kapsamda (1) numaralı

fıkra, herkesin kişisel hakları ve yükümlülükleriyle ilgili her türlü iddiasını

bir mahkeme veya bir yargı yeri önüne çıkarma hakkını güvence altına alır (Golder/Birleşik Krallık, § 36).

28. Mahkemeye erişim hakkı, niteliği gereği devlet tarafından

düzenleme yapılmayı gerektirdiğinden mutlak bir hak olmayıp sınırlamalara

tabidir. AİHM'e göre bu hak, Sözleşme'nin

tanımlamaksızın kabul ettiği bir hak olduğundan bir hakkın kapsamını belirleyen

(çerçevesini çizen) sınırlardan başka sınırlamalara da tabi olabilir. Ancak

hiçbir durumda bu sınırlamalar hakkın özünü zedelememelidir (Golder/Birleşik Krallık, § 38).

29. Ayrıca bu sınırlama meşru bir amaç izlemeli ve kullanılan

araçlarla gerçekleştirilmek istenen amaç arasında makul bir orantılılık ilişkisi

bulunmalıdır, aksi takdirde sınırlama 6. maddenin (1) numaralı fıkrasıyla

bağdaşmaz (Ashingdane/Birleşik Krallık, B. No: 8225/78,28/5/1985, § 57).

30. Temyize başvurma, dava açma gibi usul kurallarına ilişkin

kanunlarda birtakım sürelerin öngörülmesi, hukuksal güvenlik ilkesi ve

mahkemelerin zamanın geçmesi nedeniyle güvenilirliği kalmayan ve eksik olan

kanıtlara dayanarak uzak geçmişte meydana gelmiş olaylar hakkında karar

vermelerini istemekle oluşabilecek adaletsizliklerin önüne geçmek gibi önemli

ve meşru amaçlara hizmet etmektedir (Stubbings ve digerleri/Birlesik

Kralık, B. No: 22083/93, 22/10/1996, § 51).

31. Süre koşulu gibi dava açmaya ilişkin usul koşulları birden

fazla yoruma neden olabilecek nitelikte ise mahkemeye erişim hakkı kapsamında o

yorumlardan birinin davayı açmak isteyen kişileri engelleyecek şekilde katı bir

şekilde kullanılmaması veya söz konusu koşulların katı bir uygulamaya tabi

olmaması gerekir (Beles ve diğerleri/Çek Cumhuriyeti, B. No:

47273/99, 12/11/2002, § 51).

32. AİHM, Eşim/Türkiye (B.

No: 59601/09, 17/9/2013) kararında süre aşımı

nedeniyle davası reddedilen başvurucunun mahkemeye erişim hakkının engellenip

engellenmediği hususunu incelemiştir. Söz konusu olayda başvurucu askerlik

hizmetini yerine getirirken 25/9/1990 tarihinde

yaşanan bir çatışmada yaralanmış, başvurucunun tedavisi uzunca bir süre devam

etmiş ve sonunda 1992 yılında askerlikle ilişiği kesilmiştir. Başvurucu sonraki

yıllarda sürekli baş ağrısından ve baş dönmesinden yakınmış, 2004 yılında

başında belirlenemeyen metal bir cismin olduğu tespit edilmiş, 2007 yılında

GATA'daki muayenesinde başvurucunun başında mermi olduğu anlaşılmıştır.

Başvurucu 19/9/2007 tarihinde tazminat almak amacıyla

idareye başvurmuş ancak başvurucunun bu talebi reddedilmiştir. Bunun üzerine

başvurucunun idare aleyhine maddi ve manevi tazminat istemiyle açtığı davada

AYİM söz konusu olayın yaşandığı tarihten itibaren beş yıl içinde dava

açılmadığı gerekçesiyle davayı süre aşımı yönünden reddetmiştir.

33. AİHM anılan kararında, davanın temelinde yer alan konunun

aslen beş yıllık süre sınırını başvurucunun yaralandığı tarihten itibaren

hesaplayan yerel Mahkeme kararındaki gerekçelendirme olduğunu ifade etmiş;

başvurucunun 25/9/1995 tarihinde kafatasındaki

mermiden haberdar olmamasının tartışma konusu olmadığından kendisinden beş yıl

içinde tazminat davası açmasının beklenmesinin makul olarak

değerlendirilemeyeceğine, Mahkemenin nazarında şahsi yaralanmayla ilgili

tazminat davalarında dava açma hakkının tarafların uğradığı zararı gerçekte

değerlendirebildiğinde kullanılabilmesi gerektiğine hükmetmiş ve AYİM’in süre sınırı hakkındaki katı yorumunun davanın

esasının tam olarak incelenmesine engel olması nedeniyle mahkemeye erişim

hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır (Eşim/Türkiye,

§§ 23, 25, 26).

34. AİHM, Howald Moor ve diğerleri/İsviçre (B.

No: 52067/10 ve 41072/11, 11/3/201) başvurusunda daEşim/Türkiye başvurusundaki içtihadını

sürdürmüştür. Başvuruya konu olayda başvuranlar, 1965 yılından 1978 yılına

kadar çalışma ortamında amyanta (asbest) maruz kalması sebebiyle oluşan

hastalık nedeniyle 2005 yılında vefat eden bir teknisyenin eşi ve çocuklarıdır.

Olayda hastalığın amyanttan kaynaklandığı 2004 yılında belli olmuş ve

başvuranların mirasçısı 25/10/2005 tarihinde işveren aleyhine

maddi ve manevi tazminat davası açmıştır. İsviçre Federal Mahkemesi, on yıllık

zamanaşımı süresinin zararın ortaya çıktığı andan değil olayın oluş anından

itibaren başlayacağını belirterek davacının 1995 yılından sonra amyanta maruz

kalmadığına, 1995'ten önceki olaylar açısından ise taleplerin zamanaşımına

uğradığına karar vermiştir.

35. AİHM söz konusu başvuruda, zamanaşımına ilişkin kuralların

amyantın yol açtığı gibi tetikleyici olaylardan ancak yıllar sonra teşhis

edilebilen hastalıklardan muzdarip kişilere

sistematik olarak uygulanmasının bu kişileri iddialarını mahkemeler önünde

ortaya koyma olanağından yoksun bırakma ihtimali bulunduğuna dikkat çekmiştir.

AİHM, kişinin belli bir hastalıktan muzdarip olduğunu

bilemeyeceğinin bilimsel olarak kanıtlanmış olduğu durumlarda bu gerçeğin

zamanaşımı süresinin hesaplanmasında dikkate alınması gerektiğini belirterek

zamanaşımı sürelerinin uygulanmasının başvuranların mahkemeye erişimini, söz

konusu haklarının özüne halel getirecek derecede kısıtlamış olduğuna karar

vermiştir (Howald Moor ve Diğerleri/İsviçre,§§

77,78).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

36. Mahkemenin 6/7/2017 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

37. Başvurucular; hastalıklarının askerliğin

sebep ve tesiriyle meydana geldiğinin ancak 2013 yılında düzenlenen raporlarla

anlaşıldığını, söz konusu raporlar üzerine süresi içinde idari başvuru

yapılarak davaların açıldığını, AYİM'in gerekirse

yeniden rapor aldırarak hastalığın tam olarak hangi tarihte oluştuğunu tespit

edilebileceği hâlde bunu yapmadığını, kaldı ki mesleğe devam edebilir durumda

iken böyle bir dava açmanın hakkaniyete aykırı olacağını belirterek AYİM'in dava açma süresini, hastalığı doğuran olayların

yaşandığı tarih ile tedaviye başlanılan ilk tarihten başlatması nedeniyle adil

yargılanma hakkının ve kanun önünde eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri

sürmüş ve tazminata karar verilmesini istemişlerdir.

B. Değerlendirme

38. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:

“Herkes, meşru vasıta

ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı

olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

39. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Bu itibarla

başvurucular her ne kadar kanun önünde eşitlik ilkesinin de ihlal edildiğini

ileri sürmüş ise de başvurucuların iddialarının özü mahkemeye erişim hakkına

ilişkin olduğundan başvuru adil yargılanma hakkı kapsamında mahkemeye erişim

hakkı yönünden incelenmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

40. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Müdahalenin

Varlığı ve Hakkın Kapsamı

41. Anayasa’nın 36. maddesinin birici

fıkrasında, herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı

mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma

hakkına sahip olduğu belirtilmiştir.

42. Anayasa'nın 36. maddesine 2001 yılı değişiklikleriyle

eklenen "adil yargılanma" ibaresine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin

taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce güvence altına alınan adil yargılanma

hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Bu sözleşmelerden AİHS

ile AİHS'i yorumlayan AİHM içtihadındaki adil

yargılanma hakkı güvencelerinden birini mahkemeye erişim hakkı oluşturmaktadır

(bkz. § 27).

43. Anayasa Mahkemesi içtihadına göre de bir uyuşmazlığı mahkeme

önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını

isteyebilmek anlamına gelen mahkemeye erişim hakkı, Anayasa'nın 36. maddesinde

güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün temel unsurlarından biridir (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).

44. Başvurucuların açtıkları davaların, AYİM İkinci Dairesi

tarafından süresinde açılmadığı gerekçesiyle reddedilerek davaların esasının

incelenmemesinin, başvurucuların mahkemeye erişim hakkına müdahale olduğu

açıktır.

b. Müdahalenin

İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

45. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve

hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde

belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu

sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik

Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

46. Adil yargılanma hakkının görünümlerinden biri olan mahkemeye

erişim hakkı, mutlak bir hak olmayıp bu hakkın sınırlandırılması mümkündür.

Ancak mahkemeye erişim hakkına müdahalede bulunulurken temel hak ve

özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa'nın

13. maddesinin gözönünde bulundurulması gerekmektedir

(Murat Kara ve diğerleri, B. No:

2014/6042, 9/3/2017, § 59).

47. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde

belirtilen koşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa’nın 36. maddesinin

ihlalini teşkil edecektir.

48. Bu sebeple müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen

ve somut başvuruya uygun düşen; kanun tarafından öngörülme, haklı bir sebebe

dayanma, ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının

belirlenmesi gerekir.

i. Kanunilik

49. Başvuruya konu olayda AYİM İkinci Dairesinin, 1602 sayılı

Kanun’un 43. maddesine(bkz. § 42) göre süre aşımı gerekçesiyle davaların

reddine karar verdiği anlaşılmaktadır. AYİM Dairesinin bu maddeye göre verdiği

kararla yapılan müdahalenin kanun tarafından öngörülme ölçütünü karşıladığı

açıktır.

ii. Meşru Amaç

50. Anayasa'nın 36. maddesinde, hak arama özgürlüğü için

herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte bunun hiçbir

şekilde sınırlandırılması mümkün olmayan mutlak bir hak olduğu söylenemez. Özel

sınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da hakkın doğasından kaynaklanan bazı

sınırları bulunduğu kabul edilmektedir. Ayrıca hakkı düzenleyen maddede

herhangi bir sınırlama nedenine yer verilmemiş olsa da Anayasa'nın başka

maddelerinde yer alan kurallara dayanarak bu hakların sınırlandırılması mümkün

olabilir. Dava açma hakkının kapsamına ve kullanım koşullarına ilişkin bir

kısım düzenlemelerin hak arama özgürlüğünün doğasından kaynaklanan sınırları

ortaya koyan ve hakkın norm alanını belirleyen kurallar olduğu açıktır. Ancak

bu sınırlamalar Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan güvencelere aykırı olamaz

(AYM, E.2014/112, K.2014/203, 25/12/2014).

51. Diğer taraftan hukuki güvenlik ve hukuki istikrar ilkeleri

Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin temel ilkelerindendir. Bu

ilkelerin sağlanması amacıyla adil yargılanma hakkı kapsamında yer alan

mahkemeye erişim hakkına sınırlama getirilebilir. Bu çerçevede idari işlem ve

eylemlerin sürekli bir biçimde dava açılma tehdidi altında kalmasını

engellemek, kamu hizmetinin hızlı ve etkin biçimde yürütülmesini sağlamak amacıylahukuki istikrar ve hukuki güvenlik ilkeleri gereği

idari davaların açılmasının belli sürelerle sınırlandırıldığını söylemek

mümkündür.

52. Bunun yanında dava ya da hukuki işlemler için tanınan

süreler, mahkemelerin zamanın geçmesi nedeniyle güvenilirliği kalmayan, eksik

ya da ulaşılması zor kanıtlara dayanarak uzak geçmişte meydana gelmiş olaylar

hakkında karar vermelerini istemekle oluşabilecek adaletsizliklerin önüne

geçmek ve hukuk güvenliğini sağlamak gibi önemli ve meşru amaçlara hizmet

ederler (AYM, E.2014/92, K.2016/6, 28/1/2016, § 17).

53. Bir başka ifadeyle süre gibi usul kuralları adaletin iyi

yönetimini ve bilhassa hukuki güvenlik ve istikrara saygının temin edilmesini

amaçlarlar.

54. Bu açıklamalar çerçevesinde idari işlem ve eylemlere karşı

açılan davalarda süre koşulunun öngörülmesi meşru amaçlara sahiptir.

iii. Ölçülülük

55.Muvazzaf askerlik sırasında yaşanan

olaylardan kaynaklı psikiyatrik rahatsızlığa yakalanma nedeniyle uğranıldığı

ileri sürülen zararın tazmini istemiyle açılan davada AYİM Dairesinin, dava

açma süresini "hastalığı doğurduğu ileri sürülen olayların yaşandığı tarih

ile psikiyatrik tedaviye başlanılan ilk tarihten" başlatarak davayı süre

aşımı gerekçesiyle reddetmesi nedeniyle başvurucuların mahkemeye erişimine

getirilen sınırlamanın ölçülü olup olmadığı hususunundeğerlendirilmesi

gerekir.

(1) Genel İlkeler

56. Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca hak ve özgürlüklerin

sınırlandırılmasında dikkate alınacak ölçütlerden biri olan ölçülülük, hukuk

devleti ilkesinden doğmaktadır. Hukuk devletinde hak ve özgürlüklerin

sınırlandırılması istisnai bir yetki olduğundan bu yetki ancak durumun

gerektirdiği ölçüde kullanılması koşuluyla haklı bir temele oturabilir.

Bireylerin hak ve özgürlüklerinin, somut koşulların gerektirdiğinden daha fazla

sınırlandırılması kamu otoritelerine tanınan yetkinin aşılması anlamına

geleceğinden hukuk devletiyle bağdaşmaz (AYM, E.2013/95, K.2014/176, 13/11/2014).

57. Mahkemelerin usul kurallarını uygularken bir yandan davanın

hakkaniyetine zarar verecek kadar katı şekilcilikten öte yandan kanunla

öngörülmüş olan usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak kadar aşırı

esneklikten kaçınmaları gerekir (Kamil Koç,

B. No: 2012/660, 7/11/2013, § 65). Bu çerçevede

mahkemeye erişim hakkına yapılacak sınırlandırmanın ölçülü olup bireylerin

mahkemeye erişim hakkını aşırı derecede zorlaştırmaması ya da imkânsız hâle

getirmemesi gerekir.

58. Öte yandan bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği

ilgili mevzuatı yorumlamak derece mahkemelerinin görevi olup Anayasa

Mahkemesinin bireysel başvuruda incelediği husus derece mahkemelerinin

gerekçelerine esas yorumun ölçülü olup olmadığı ve buna göre Anayasa'da güvence

altına temel hak ve özgürlükleri ihlal edip etmediğidir. Bu kapsamda dava açma

sürelerinin hangi tarihte başlayacağını belirlemek Anayasa Mahkemesinin görevi

olmayıp Anayasa Mahkemesi, dava açma sürelerinin başlatıldığı tarihle ilgili

derece mahkemelerin yorumlarının Anayasa'da güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkını ihlal edip etmediğini

incelemektedir.

59. Askerlik hizmeti sırasında meydana gelen eylemden dolayı

uğranılan zararın tazmini istemiyle açılan davanın süre aşımı gerekçesiyle

reddedilmesi üzerine mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiası daha önce

Anayasa Mahkemesince incelenmiştir ( Kemal

İnan, B. No: 2013/1524, 6/10/2015; Haluk Pek, B.No:

2013/9094, 4/2/2016; Nahit Aydın, B.No: 2013/4072, 6/1/2016; Sezai

Balta, B. No:

2013/8834, 4/2/2016; Mesut Ekinci,

B. No: 2014/956, 18/5/2016).

60. Anayasa Mahkemesinin anılan başvurularda ortaya koyduğu içtihata göre kişinin idari eyleme ilişkin tam yargı davası

açma hakkını, idari eylem nedeniyle bir zarara uğramış olduğunu ve uğradığı

zararın hangi sebep veya sebeplerden kaynaklandığını gerçekte

değerlendirebildiğinde kullanabilmesi gerekir.

61. Bu bağlamda, bir kısmına yukarıda yer verilen (§§ 24, 25)

Danıştay içtihatlarında ortaya konulduğu üzere idari eylem nedeniyle uğranılan

zararın tazmini istemiyle açılan tam yargı davasında idarenin tazminle yükümlü

tutulabilmesi için ortada idari eylem ve zarar olmalı, ayrıca zararla idari

eylem arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Bu çerçevede eylemin idariliğinin veya yol açtığı zararın ya da arasındaki

illiyet bağının eylemden çok sonra anlaşıldığı veya ortaya konulabildiği

durumlarda dava açma süresinin bu tarihlerden sonra başlayacağı kabul

edilmektedir.

62. Anayasa Mahkemesi yukarıda yer

verilen içtihadında, askerlik hizmeti sırasında meydana gelen eylemden dolayı

zarara uğranıldığı iddiasında erken terhis durumunun varlığı hâlinde söz konusu

zararın erken terhisle öğrenilerek değerlendirilebileceği, erken terhis

işleminden sonra sağlık raporunun onaylanarak başvurucuya tebliğ edilmesinin

ise ancak açılan tazminat davasında rahatsızlığın seviyesine göre talep

edilecek olan tazminat tutarının hesaplanmasına etki edebileceği kabul

edilmektedir. Erken terhis durumunun olmadığı durumlarda ise mahkemeye

erişim hakkının ihlal edilip edilmediğinin tespitinde zarardan bilgi sahibi

olup olmadıklarına dair başvurucuların ortaya koyacakları argümanlar

bu çerçevede zararın öğrenilmesine elverişli nitelikteki sağlık raporunun

varlığı ve derece mahkemelerinin bunlara dair gerekçeleri önem arz eder.

63. Ayrıca, derece mahkemesi kararlarında başvurucuların uğradıklarını

ileri sürdükleri zararı öğrendikleri veya öğrenmeleri gereken tarih hakkında

hiçbir değerlendirme yapılmaksızın dava açma süresine ilişkin bazı kategorik

kabul ve değerlendirmelerle davaların süre yönünden reddedilmesi mahkemeye

erişim hakkını ihlal edebilir.

(2) İlkelerin Olaya Uygulanması

64. Başvurucular, dava açma süresinin başlangıç tarihi olarak

psikiyatrik rahatsızlığın tedavisine başlanılan tarih ile söz konusu

rahatsızlığa neden olduğu ileri sürülen olayların yaşandığı tarihin esas alınmasının

mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiğinden şikâyet etmektedirler.

65. Somut olayda başvurucuların, uğradıkları zararlarını

değerlendirebilecekleri tarihin belirlenmesi ve bu tarihe ilişkin AYİM

Dairesinin gerekçesi, başvurucuların mahkemeye erişim hakkının ihlal edilip

edilmediğinin tespitinde önem arz etmektedir.

66. Başvurucuların psikiyatrik rahatsızlıklarının TSK'da görev

yapılamayacağına ilişkin olan sağlık raporlarının düzenlenmesinden çok önce

başladığında ve hastalığa neden olduğu ileri sürülen olayların da çok önce

yaşandığında tartışma bulunmamaktadır. Bununla birlikte fiziksel

rahatsızlıklarda, rahatsızlığın ilk defa bilindiği veya bilinmesi gerektiği

tarihten itibaren zararın değerlendirilebileceği kabul edilebilir ise de

psikiyatrik rahatsızlıklar açısından rahatsızlığın ilk defa bilindiği tarihte

uğranılan zararın değerlendirebilmesi çoğunlukla mümkün olmayabilir. Zira somut

olayda olduğu gibi psikiyatrik hastalıklar, hastalığa sebep olduğu ileri

sürülen olaylarla aynı tarihlerde ortaya çıkmamakta, çok sonraki bir tarihte ve

anılan olaylara bağlı olarak ortaya çıkabilmektedir. Dolayısıyla psikiyatrik

hastalığa neden olan olayların yaşandığı anda başvurucuların uğradıkları zararı

öğrenmeleri ve değerlendirmeleri her zaman beklenemez.

67. Nitekim başvuruya konu olayda olduğu gibi ilk psikiyatrik

tedaviye başlandıktan sonra başvurucular yedi yıla yakın bir süre daha TSK'da

görevini sürdürmüş ve en son 2013 yılında düzenlenen raporlarla artık

başvurucuların görevlerini sürdüremeyecekleri tespit edilmiştir.

68. Dolayısıylabaşvurucuların anılan

hastalıkları nedeniyle artık TSK'da görev yapamayacaklarını ortaya koyan sağlık

raporunun ardından zararlarını değerlendirebildiklerinin kabulü gerekir.

Hastalığın bu seviyeye ve bu sonuçlara yani TSK'da görev yapılamayacak derecede

ileri sonuçlara gideceğinden başvurucuların haberdar olmasının ve dolayısıyla

henüz görevleri başında iken sonradan uğrayacakları bu zararla ilgili tazminat

davası açmalarının beklenmesinin başvuruculara orantısız bir sorumluluk

yüklediği açıktır.

69. Tüm bu açıklamalar çerçevesinde AYİM'in başvurucuların uğradıkları zararı öğrenmelerine ve

değerlendirmelerine imkân tanımayan "psikiyatrik rahatsızlığa neden olduğu

ileri sürülen olayların yaşandığı tarih ile psikiyatrik tedaviye başlanılan ilk

tarihi" esas alarak dava açma sürelerini belirlemesine ilişkin yorumunun

başvurucuların mahkemeye erişim hakkına yönelik katı bir yorum olduğu ve bu

yorumun başvurucuların mahkemeye erişim hakkını aşırı derecede güçleştirerek neredeyse

imkânsız hâle getirdiği açıktır.

70. Öte yandan anılan rahatsızlığa konu eylemlerin idarenin

tazmin sorumluluğunu gerektirip gerektirmediği hususu ancak davanın esastan

incelenmesi sonucu AYİM'in belirleyeceği bir

husustur. Anayasa Mahkemesinin yukarıda anılan değerlendirmesi ve vardığı sonuç

yalnızca mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin olup davanın

esasına ilişkinbir değerlendirme içermediği açıktır.

71. Açıklanan nedenlerle başvurucuların Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye

erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

72. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı

Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50.

maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

73. Başvurucular, maddi ve manevi tazminat talebinde

bulunmuşlardır.

74. Adil yargılanmahakkı kapsamındaki

mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

75. Mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan

kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Askeri Yüksek İdare

Mahkemesi İkinci Daire Başkanlığına gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

76. Mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasına karar verildiğinden maddi ve

manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

77. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 618,30 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.418,30 TL yargılama giderinin

başvuruculara müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin adil yargılanma hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için -Anayasa'nın 21/1/2017

tarihli ve 6771 sayılı Kanun ile getirilen geçici 21. maddesinin birinci

fıkrasının (E) bendiyle Askeri Yüksek İdare Mahkemesi kaldırılmış olduğundan

anılan bendin (b) alt bendi gereğince- yetkili idari yargı merciine

GÖNDERİLMESİNE (Karar, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi İkinci Dairesinin Alpay

Dinç'e ilişkin 12/3/2014 tarihli ve E.2014/37, K.2014/351; Ali Sayın'a ilişkin

24/6/2014 tarihli ve E.2014/502, K.2014/861; İhsan Demirdağ'a

ilişkin 4/6/2014 tarihli ve E.2013/1902, K.2014/849 sayılı kararlarıyla

ilgilidir.),

D. 618,30 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.418,30 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına

başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması

hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için

yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 6/7/2017tarihinde

OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Burhan ÜSTÜN Üyeler : Serruh KALELİ Nuri NECİPOĞLU Kadir ÖZKAYA Rıdvan GÜLEÇ Raportör : Mehmet Sadık YAMLI Başvurucular : 1. Alpay DİNÇ 2. Ali Sayın 3. İhsan Demirdağ Vekili : Av. Halil ÖZTÜRK

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/12678, 6 Temmuz 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Alpay Dinç'e İlişkin Olay ve Olgular
  7. B. Ali Sayın'a İlişkin Olay ve Olgular
  8. C. İhsan Demirağ'a İlişkin Olay ve Olgular
  9. IV. İlgili Hukuk
  10. A. Ulusal Hukuk
  11. B. Uluslararası Hukuk
  12. V. İnceleme Ve Gerekçe
  13. A. Başvurucuların
  14. B. Değerlendirme
  15. B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Bu itibarla
  16. B. No: 2012/660, 7/11/2013, § 65). Bu çerçevede
  17. A. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının
  18. B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil
  19. C. Kararın bir örneğinin adil yargılanma hakkının ihlalinin
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/12678
Tarih
6 Temmuz 2017

İlgili Kararlar

  • Barış İnan Başvurusu (B. No: 2014/17424)
  • Adnan Kuşaksız Başvurusu (B. No: 2014/12395)
  • Dursun Kanber Eroğlu ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/11724)
  • Rıza Tekin Başvurusu (B. No: 2014/3084)
  • Abdullah Dayan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/9835)
  • Bis Enerji Elektrik Üretim A.ş. Başvurusu (B. No: 2014/11933)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.