İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Alper Kurtuldu Başvurusu (B. No: 2013/8064)

1. Başvurucu, kimlik

Başvuru No2013/8064Tarih26 Şubat 2015Okuma27 dk · 5.415 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Alper Kurtuldu Başvurusu

Karar tarihi
26 Şubat 2015
Başvuru Numarası
2013/8064
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.415 kelime·27 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, kimlik

bilgilerini bilen bir şahıs tarafından işlenen değişik suçlar nedeniyle maruz

kaldığı kovuşturma ve ceza davalarının sebep olduğu maddi ve manevi zararın

karşılanması istemiyle açtığı tam yargı davasının reddedildiğini, yargılamanın

çok uzun sürdüğünü, kişi güvenliği hakkına müdahale edildiğini belirterek

Anayasa’nın 19., 36. ve 40. maddelerinde düzenlenen haklarının ihlal edildiğini

ileri sürmüş, maddi ve manevi tazminat taleplerinde bulunmuştur.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, başvurucu vekili

tarafından 1/11/2013 tarihinde İstanbul Anadolu 5. Asliye Hukuk Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede başvurunun

Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Üçüncü

Komisyonunca, 6/12/2013 tarihinde başvurunun karara bağlanması için Bölüm tarafından

ilke kararı alınması gerekli görüldüğünden, dosyanın Bölüme gönderilmesine

karar verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 7/1/2014

tarihinde yapılan toplantıda kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve

olgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiş,

Adalet Bakanlığınca 4/2/2014 tarihli yazı ile görüş sunulmayacağı

bildirilmiştir.

III. OLAYLAR VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru dilekçesinde ifade

edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu, Kartal Cumhuriyet

Savcılığının 2006/37784 Sor. sayılı dosyası kapsamında

şüpheli olarak ifadesinin alınmasının akabinde sabıka kaydında işlemediği

suçlar için kayıtlar bulunduğunu görmüş, 17/4/2007 tarihinde Kartal Cumhuriyet

Savcılığına şikayet dilekçesi vermiş ve sonrasında yaptığı araştırma

neticesinde pek çok suçtan arandığını yahut hakkında hüküm verildiğini

görmüştür.

8. Kartal Cumhuriyet

Savcılığının 2007/17642 Sor. sayılı dosyasında 26/6/2007 tarihli şüpheli ifade

alma tutanağında kendini Alper Kurtuldu olarak tanıtan Ferdi Ramadan Mehmed’in vermiş olduğu

ifadede, başvurucunun teyzesinin oğlu olduğunu, aranmamak için tüm işlemlerde

bu ismi verdiğini kabul etmiş, savcılık tarafından 2007/4283 İddianame numarası

ile Ferdi Ramadan Mehmed

hakkında iftira ve resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyanda bulunmak

suçlarından kamu davası açılmış, Kartal 4. Asliye Ceza Mahkemesi 17/10/2007

tarih ve E.2007/742, K.2007/1047 sayılı kararı ile Alper Kurtuldu’nun

adını kullanmak suretiyle 12 kez adli takibata uğratmaktan 12 kez birer yıl

hapsine karar vermiştir.

9. Başvurucu, haksız yere

hakkında uygulanan takibatlar ve açılan davalar nedeniyle işini kaybettiğini,

nişanlısından ayrılmak zorunda kaldığını, işlediği iddia edilen cinsel

istismar, hırsızlık, uyuşturucu madde kullanmak ve satmak gibi suçlar nedeniyle

toplumda saygınlığını kaybettiğini ve dışlandığını, bu süreç içerisinde birçok

kere tutuklandığını, ifadesinin alındığını, sorguya çekildiğini ve bunun

idarenin kusurundan kaynaklandığını belirterek maddi ve manevi zararının

karşılanması için 18/12/2007 tarihli dilekçesi ile Adalet Bakanlığına başvurmuş

ancak Bakanlık 26/12/2007 tarihli cevabi yazısında tazminat talebine ilişkin

kesinleşmiş mahkeme kararı bulunmadığından bahisle başvurucunun talebini

reddetmiştir.

10. Başvurucu, Adalet Bakanlığı

aleyhine 25/1/2008 tarihinde İstanbul 4. İdare Mahkemesinde tam yargı davası

açmış, Mahkeme 9/10/2008 tarih ve E.2008/144, K.2008/1967 sayılı kararı ile

davanın reddine karar vermiştir. Mahkeme kararının gerekçesinde şu ifadelere

yer verilmiştir;

“ İdarelerin, yerine getirmekle görevli oldukları hizmetlerin ifası sırasında

kusurlu fiil ya da eylemi nedeniyle üçüncü şahısların zarara uğraması, zararın

da hizmetin ya da eylemin doğal sonucu olması durumunda tazmin yükümlülüğü

doğacaktır. Eğer zarar, 3. kişinin kusurlu fiili ya da eylemi neticesi

gerçekleşmişse fiil ile zarar arasındaki illiyet bağı kopacaktır.

…

Olayda davasının kimlik bilgilerinin başka bir

şahıs tarafından kullanılması sonucu son derece ağır ve üzücü bir durumla

karşılaştığı, mağdur duruma düştüğü hususunun açık olduğu, ancak bu durumun

meydana gelmesinde Adalet Bakanlığının hizmet kusuru bulunmadığı, zira hâkim ve

savcıların yargısal işlemler yönünden Adalet Bakanlığına bağlı olmadığı, suç

işleyen kişinin kimliğinin belirlenmesi noktasında Adalet Bakanlığının açık ve

net bir sorumluluğunun bulunmadığı, davacının şüpheli konuma düşürülmesine Ferdi

Ramadan MEHMED’in fiilinin

sebebiyet verdiği, dolayısıyla zararın meydana gelmesinde 3. Şahsın fiil ya da

eyleminin etkili olduğu görülmektedir.

… olayın meydana gelmesinde 3. şahsın

kusurunun bulunması sebebiyle fiil ile zarar arasındaki illiyet bağının koptuğu

anlaşıldığından tazminata ilişkin şartların gerçekleşmediği görülmektedir.”

11. Başvurucu tarafından karar

temyiz edilmiş, Danıştay Onuncu Dairesi 4/7/2013 tarih ve E.2009/2758,

K.2013/5872 sayılı kararı ile kararın onanmasına karar vermiştir.

12. Karar, başvurucuya 4/10/2013

tarihinde tebliğ edilmiş ve karar düzeltme yoluna başvurulmaksızın

kesinleşmiştir.

13. Anayasa Mahkemesine

1/11/2013 tarihinde bireysel başvuru yapılmıştır.

B. İlgili Hukuk

14. 4/12/2004 tarih ve 5271

sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Tazminat

istemi” kenar başlıklı 141. Maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“(1) Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında;

a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan,

tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,

…

d) Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul sürede

yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm

verilmeyen,

…

g) Yakalama veya tutuklama nedenleri ve haklarındaki

suçlamalar kendilerine, yazıyla veya bunun hemen olanaklı bulunmadığı hâllerde

sözle açıklanmayan,

…”

15. 5271 sayılı Kanun’un “Tazminat isteminin koşulları” kenar

başlıklı 142. maddesi şöyledir:

“(1) Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine

tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya

hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde

bulunulabilir.

(2) İstem, zarara

uğrayanın oturduğu yer ağır ceza mahkemesinde ve eğer o yer ağır ceza mahkemesi

tazminat konusu işlemle ilişkili ise ve aynı yerde başka bir ağır ceza dairesi

yoksa, en yakın yer ağır ceza mahkemesinde karara bağlanır.

(3) Tazminat isteminde bulunan kişinin dilekçesine, açık

kimlik ve adresini, zarara uğradığı işlemin ve zararın nitelik ve niceliğini

kaydetmesi ve bunların belgelerini eklemesi gereklidir.

(4) Dilekçesindeki bilgi ve belgelerin yetersizliği

durumunda mahkeme, eksikliğin bir ay içinde giderilmesini, aksi hâlde istemin

reddedileceğini ilgiliye duyurur. Süresinde eksiği tamamlanmayan dilekçe,

mahkemece, itiraz yolu açık olmak üzere reddolunur.

(5) Mahkeme, dosyayı inceledikten sonra yeterliliğini

belirlediği dilekçe ve eki belgelerin bir örneğini Devlet Hazinesinin kendi

yargı çevresindeki temsilcisine tebliğ ederek, varsa beyan ve itirazlarını onbeş gün içinde yazılı olarak bildirmesini ister.

(6) İstemin ve ispat belgelerinin değerlendirilmesinde ve

tazminat hukukunun genel prensiplerine göre verilecek tazminat miktarının

saptanmasında mahkeme gerekli gördüğü her türlü araştırmayı yapmaya veya

hâkimlerinden birine yaptırmaya yetkilidir.

(7) (Değişik: 25/5/2005 - 5353/20 md.) Mahkeme, kararını duruşmalı olarak verir. İstemde

bulunan ile Hazine temsilcisi, açıklamalı çağrı kâğıdı tebliğine rağmen

gelmezlerse, yokluklarında karar verilebilir.

(8) Karara karşı, istemde bulunan, Cumhuriyet savcısı veya

Hazine temsilcisi, istinaf yoluna başvurabilir; inceleme öncelikle ve

ivedilikle yapılır.”

16. 6/1/1982 tarih ve 2577

sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 1. maddesinin (2) numaralı fıkrası, 14.

maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkraları, 20. maddesinin (5) numaralı fıkrası,

49. maddesinin (3) numaralı fıkrası ile 60. maddesi.

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

17. Mahkemenin 26/2/2015

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 1/11/2013 tarih ve 2013/8064

numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

18. Başvurucu, suç işleyen

kişinin kimliğinin gereği gibi araştırılmayarak idarenin kusurundan kaynaklanan

sebeplerle haksız yere maruz kaldığı soruşturma ve kovuşturmalar neticesinde

meydana gelen maddi ve manevi zararının karşılanması talebinin hukuka aykırı

olarak reddedildiğini, yargılamanın makul süreyi aştığını, kişi güvenliği

hakkına müdahale edildiğini belirterek Anayasa’nın 19., 36. ve 40. maddelerinde

düzenlenen haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş, maddi ve manevi tazminat

taleplerinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

19. Başvurucunun şikâyetleri

yargılamanın adil yapılmadığı, makul sürede sonuçlandırılamadığı ve kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği hususlarına yönelik olup,

değerlendirmenin bu üç şikâyet kapsamında yapılması gerekmektedir.

20. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü ve 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama

Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkraları uyarınca,

Anayasa’da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve buna ek Türkiye’nin taraf olduğu protokoller

kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiğini iddia eden

kişilere Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkı tanınmıştır.

21. Anayasa’nın 148. maddesinin

dördüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken

hususlarda inceleme yapılamaz.”

22. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları

ve incelenmesi” kenar başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Mahkeme, …açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul

edilemezliğine karar verebilir.”

23. 6216 sayılı Kanun’un “Esas hakkındaki inceleme” kenar başlıklı

49. maddesinin (6) numaralı fıkrası şöyledir:

“Bölümlerin, bir mahkeme kararına karşı yapılan bireysel başvurulara

ilişkin incelemeleri, bir temel hakkın ihlal edilip edilmediği ve bu ihlalin

nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi ile sınırlıdır. Bölümlerce kanun

yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz.”

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Kişi

Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlali İddiası

24. Başvurucu, üçüncü bir

kişinin işlediği suçlardan sonra hakkında yapılan soruşturma ve kovuşturma

aşamalarında kendisine ait nüfus bilgilerini ilgili kamu görevlilerine

verdiğini, ilgili kamu görevlilerin gerekli incelemeyi ve araştırmayı

yapmamaları nedeniyle birçok soruşturma ve kovuşturmaya maruz kaldığını ve

hakkında bu nedenle tutuklama kararlarının verildiğini, soruşturma ve

kovuşturma aşamalarında gerekli özenin gösterilmemesi nedeniyle Anayasa'nın 19.

maddesinde düzenlenen kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

25. Anayasa'nın 19. maddesinin

birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir."

26. Anayasa'nın 19. maddesinde

özgürlük ve güvenlik hakkı güvence altına alınmış ve hiç bir

bireyin özgürlüğünden keyfi bir biçimde yoksun bırakılamayacağı belirtilmiştir.

Anılan maddenin birinci fıkrasında herkesin kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına

sahip olduğu vurgulanmıştır.

27. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

“... Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır.”

28. 30/3/2011 tarih ve 6216

sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı

45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”

29. Anılan Anayasa ve Kanun

hükümlerine göre bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek

için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekir. Temel hak ve

özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının anayasal ödevi olup, bu ödevin

ihmal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi idari ve

yargısal makamların görevidir. Bu nedenle, temel hak ve özgürlüklerin ihlal

edildiği iddialarının öncelikle derece mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu

makamlar tarafından değerlendirilmesi ve bir çözüme kavuşturulması esastır (B.

No: 2012/403, 26/3/2013, § 16).

30. Bu nedenle Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece

mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir

kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca, başvurucunun Anayasa

Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili idari ve

yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi

ve kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması ve aynı zamanda bu süreçte dava

ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş olması gerekir (B. No:

2012/403, 26/3/2013, § 17).

31. Tutukluluk hâli sona ermiş

olan bir başvurucunun, devam eden tutukluluk hâlinden farklı olarak, tutuklama

nedenlerinin bulunmadığı yönünde bir iddiayı ileri sürmesi halinde, iddia

edilen ihlalin tespitini ve tazminat ödenmesini sağlayabilecek bir hukuk yolu

mevcut ise öncelikle bu yolu tüketmesi gerekir (benzer AİHM kararları için bkz.

Gavril Yosifov/Bulgaristan,

B. No: 74012/01, 6/11/2008, § 40; Rahmani ve

Dinevac/Bulgaristan, B. No: 20116/08,

10/5/2012, § 66; Şefik Demir/Türkiye,

B. No: 51770/07, 16/10/2012, § 23).

32. Başvurucu kendisi hakkında

açılan birçok ceza davasının başvuru tarihi itibarıyla sonuçlandığını, İstanbul

20. Ağır Ceza Mahkemesinden istediği yargılamanın yenilenmesi talebinin ise

devam ettiğini, bu davaların bazılarında tutuklandığını belirtmiş, ancak

hangileri olduğu konusunda bir bilgiye yer vermemiştir.

33. Diğer taraftan başvurucunun

devam ettiğini belirttiği yargılamaya ilişkin olarak İstanbul 20. Ağır Ceza

Mahkemesinin yargılamanın yenilenmesi talebini kabul ettiği, 10/3/2014 tarihli

karar ile başvurucunun beraatına karar verdiği ve bu kararın da temyiz

edilmeyerek 18/3/2014 tarihinde kesinleştiği UYAP sorgulamasından

anlaşılmaktadır.

34. Bu çerçevede, 5271 sayılı

Kanun'un 141. ve 142. maddelerinde öngörülen tazminat yolunun, başvurucunun

şikâyetleri açısından tüketilmesi gereken bir yol olup olmadığı hususu

incelenmelidir.

35. 5271 sayılı Kanun'un 141.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde, kanunlarda belirtilen koşullar

dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen, (d)

bendinde, makul sürede hakkında hüküm verilmeyen, (g) bendinde, yakalama veya

tutuklama nedenleri ve haklarındaki suçlamalar kendilerine, yazıyla veya bunun

hemen olanaklı bulunmadığı hâllerde sözle açıklanmayan bir tutuklu için

tazminat talebinde bulunabilme imkânı tanınmaktadır. Bu yol, bir yandan

başvurucunun maruz kaldığı tutukluluk nedenleri ve süresinin uzunluğunun

tespiti, diğer yandan da uğradığı zararın tazmini imkânını sağlamaktadır. Bu

nedenle, 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi ile öngörülen hukuk yolu,

başvurucunun şikâyetleri açısından erişilebilir ve elverişli bir çözüm olanağı

ve makul ölçüde bir başarı imkânı sunmaktadır (B. No: 2012/1205, 8/5/2014, §

34).

36. Başvurucu, hakkındaki

hükümlerin kesinleştiği tarihten itibaren 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesine

dayanarak tazminat talebinde bulunma imkânına sahiptir. Etkin ve erişilebilir

bir çözüm imkânı sunan hukuk yoluna başvurmaksızın yapılan bireysel

başvuruların Mahkemece incelenmesi, bireysel başvuru yolunun ikincilliği ilkesi

gereği mümkün değildir.

37. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat yoluna

başvurmadığı anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının "başvuru yollarının tüketilmemesi" nedeniyle

kabul edilemezliğine karar verilmesi gerekir.

b. Yargılamanın Sonucu İtibarıyla Adil Olmadığı iddiası

38. Başvurucu, açtığı tazminat

davasının reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

39. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi

gereken hususlarda inceleme yapılamaz.”

40. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve

incelenmesi” kenar başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

41. 6216 sayılı Kanun’un “Esas hakkındaki inceleme” kenar başlıklı

49. maddesinin (6) numaralı fıkrası şöyledir:

“Bölümlerin, bir mahkeme kararına karşı

yapılan bireysel başvurulara ilişkin incelemeleri, bir temel hakkın ihlal

edilip edilmediği ve bu ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi ile

sınırlıdır. Bölümlerce kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme

yapılamaz.”

42. 6216 sayılı Kanun’un 48.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların

Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın

148. maddesinin dördüncü fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular

kapsamında değerlendirilen kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin

şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

43. Anılan kurallar uyarınca,

ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve

olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının

yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili

varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesine

konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının

adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir hatası veya açık keyfilik

içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve

özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyeti

niteliğindeki başvurular bariz takdir hatası veya açık keyfilik bulunmadıkça

Anayasa Mahkemesince esas yönünden incelenemez (B. No: 2012/1027, 12/2/2013, §

26).

44. Başvuru konusu olayda,

başvurucu, haksız yere hakkında uygulanan takibatlar ve açılan davalar

nedeniyle işini kaybettiğini, nişanlısından ayrılmak zorunda kaldığını,

işlediği iddia edilen cinsel istismar, hırsızlık, uyuşturucu madde kullanmak ve

satmak gibi suçlar nedeniyle toplumda saygınlığını kaybettiğini ve

dışlandığını, bu süreç içerisinde birçok kere tutuklandığını, ifadesinin

alındığını, sorguya çekildiğini ve bunun idarenin kusurundan kaynaklandığını

belirterek uğradığını ileri sürdüğü maddi ve manevi zararların tazmini

istemiyle dava açmıştır.

45. Davaya bakan İlk Derece

Mahkemesi, idarelerin, yerine getirmekle görevli oldukları hizmetlerin ifası

sırasında kusurlu fiil ya da eylemi nedeniyle ortaya çıkan zararı karşılaması

gerektiğini, zararın üçüncü kişi tarafından verilmesi durumunda fiil ile zarar

arasındaki illiyet bağının kesileceğini belirtmiş olup, olayda başvurucunun

uğramış olduğu mağduriyetin üçüncü bir kişinin eylemi sebebiyle meydana geldiği

ve başvurucu hakkında yapılan soruşturma ve kovuşturmalar ile zarar arasındaki

illiyet bağının bu nedenle koptuğu sonucuna vararak açılan tazminat davasının

reddine karar vermiştir.

46. Adil yargılanma hakkı

bireylere dava sonucunda verilen kararın değil, yargılama sürecinin ve usulünün

adil olup olmadığını denetletme imkânı verir. Bu nedenle, bireysel başvuruda

adil yargılanmaya ilişkin şikâyetlerin incelenebilmesi için başvurucunun

yargılama sürecinde haklarına saygı gösterilmediğine, bu çerçevede yargılama

sürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığı

veya bunlara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığı, kendi

delillerini ve iddialarını sunamadığı ya da uyuşmazlığın çözüme

kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının derece mahkemesi tarafından dinlenmediği

veya kararın gerekçesiz olduğu gibi, mahkeme kararının oluşumuna sebep olan

unsurlardan değerlendirmeye alınmamış eksiklik, ihmal ya da açık keyfiliğe

ilişkin bir bilgi ya da belge sunmuş olması gerekir. Somut olayda başvurucunun

yargılama sürecinin hakkaniyete aykırı olduğuna dair bir bilgi ya da belge

sunmadığı, aksine yargılama sonucunda verilen kararın içeriğinin adil olmadığı

şikâyetini dile getirdiği anlaşılmaktadır.

47. Diğer yandan, 5271 sayılı

Kanun'un 141. maddesi uyarınca başvurucunun haksız tutuklamalara karşı tazminat

davası açma imkânı olduğu gibi, aynı zamanda kendisinin kimliğini kullanmak

suretiyle yargılanmasına sebebiyet veren kişiye karşı uğradığı maddi ve manevi

zararlarının tazmini istemiyle özel hukuk hükümlerine göre dava açma imkânı

bulunmaktadır.

48. Açıklanan nedenlerle,

başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde

olduğu, İlk Derece Mahkemesi kararında bariz takdir hatası veya açık bir

keyfilik de bulunmadığı anlaşıldığından, başvurunun bu bölümünün diğer kabul

edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

49. Hicabi DURSUN ve Hasan Tahsin

GÖKCAN bu görüşe katılmamıştır.

c. Yargılama Süresinin Makul Olmadığı İddiası

50. Başvurucu, açtığı davanın

makul sürede sonuçlandırılamadığı gerekçesiyle Anayasa'nın 36. ve AİHS’in 6. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

51. Açıklanan nedenlerle, açıkça

dayanaktan yoksun olmayan ve kabul edilemezliğine karar verilmesini

gerektirecek başka bir neden de bulunmayan başvurunun bu kısmının kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas İnceleme

52. Başvurucu, yargılamanın

makul sürede sonuçlandırılmayarak Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

53. Anayasa ve Sözleşme’nin

ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün olmayıp (B. No: 2012/1049,

26/3/2013, § 18), Sözleşme metni ile AİHM kararlarından ortaya çıkan ve adil

yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, esasen

Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da

unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme

yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı

ışığında yorumlamak suretiyle, Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM

içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara,

Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir Somut başvurunun dayanağını

oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca

adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle

ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten

Anayasa’nın 141. maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul

sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması

gerektiği açıktır (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38–39).

54. Davanın karmaşıklığı,

yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup

olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No:

2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).

55. Anayasa’nın 36. maddesi ve

Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin

uyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekir. Hukuk sisteminde yer

alan mevzuat hükümleri gereğince “kamu hukuku”

alanına dâhil olan, ancak sonucu itibarıyla özel nitelikteki haklar ve

yükümlülükler üzerinde belirleyici olan uyuşmazlıkları konu alan davalar da, Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesinin

koruması kapsamına girmektedir. Bu anlamda, belirtilen düzenlemelerde yer

verilen güvenceler, başvurucunun haklarına zarar verdiği iddia edilen idari bir

kararın iptali talebiyle açılan davalara da uygulanacaktır. Başvuruya konu

davanın, başvurucunun haksız olarak soruşturma ve kovuşturmaya maruz kalmasından

dolayı uğradığını ileri sürdüğü maddi ve manevi zararların tazminine ilişkin

olduğu görülmekle, somut yargılama faaliyetinin, medeni hak ve yükümlülükleri

konu alan bir yargılama olduğunda kuşku yoktur.

56. Medeni hak ve

yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde,

sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama

sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiği

tarih olmakla beraber, bazı özel durumlarda girişimin niteliği göz önünde

tutularak uyuşmazlığın ortaya çıktığı daha önceki bir tarih başlangıç tarihi

olarak kabul edilebilmektedir Somut başvuru açısından bu tarih idareye başvuru

tarihi olan 18/12/2007 tarihidir.

57. Sürenin bitiş tarihi ise,

çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme

tarihidir. (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 52). Bu kapsamda, somut yargılama

faaliyeti açısından sürenin bitiş tarihinin, başvurucunun temyiz talebi

hakkında verilen Danıştay Onuncu Dairesinin E.2009/2758, K.2013/5872 sayılı

kararının tarihi olan 4/7/2013 tarihi olduğu anlaşılmaktadır.

58. Başvuruya konu yargılama

sürecinde, başvurucu uğradığını ileri sürdüğü maddi ve manevi zararlarının

tazmini istemiyle 25/1/2008 tarihinde dava açmış olup, İlk Derece Mahkemesi

8/10/2008 tarihinde davanın reddine karar vermiş, bu karara karşı başvurucu

22/12/2008 tarihinde temyiz talebinde bulunmuş, İlk Derece Mahkemesi 11/3/2009

tarihinde dava dosyasını Danıştaya göndermiş,

Danıştay Onuncu Dairesi 4/7/2013 tarihli kararı ile İlk Derece Mahkemesi

kararını onamış, bu karara karşı başvurucu karar düzeltme talebinde

bulunmamıştır.

59. İlgili yargılama evrakının

incelenmesinden, başvuruya konu yargılama sürecinin idari yargı makamları

nezdinde sürdüğü görülmekle, 2577 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine

tabi bir yargılama faaliyetinin söz konusu olduğu ve idari yargı alanına dâhil

uyuşmazlıkları konu alan yargılama faaliyetleri için geçerli genel usuli hükümler içeren 2577 sayılı Kanun’un muhtelif

maddelerinin, uyuşmazlıkların makul sürede çözümlenmesi gerekliliğini ortaya

koyduğu anlaşılmaktadır (§ 16).

60. Hukuk sistemimizde idari

yargı alanında yer alan uyuşmazlıklara ilişkin dava sürelerinin makul yargılama

süresini aştığı yönündeki tespitlere, AİHM tarafından verilen birçok ihlal

kararında yer verilmiş olup, özellikle idari yargı alanındaki yapısal sorunlar

ve Danıştay nezdinde temyiz ve karar düzeltme incelemelerinde geçirilen uzun

yargılama sürelerinin ihlal kararlarına temel oluşturduğu anlaşılmaktadır. Bu

kapsamda idari yargı makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede

tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve

Anayasa Mahkemesi tarafından, özellikle 2577 sayılı Kanun’da yer alan usul

hükümleri de göz önünde bulundurularak makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiği yönünde karar verilmiştir (B. No: 2012/1198, 7/11/2013, § 54-60).

61. Başvuruya konu davada yer

alan kişi sayısı ve davanın mahiyeti nedeniyle icrası gereken usul işlemlerinin

niteliği başvuruya konu yargılamanın karmaşık olmadığını ortaya koyduğu, davaya

bütün olarak bakıldığında, 2577 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine tabi

bir yargılama sürecine ilişkin somut başvuru açısından farklı bir karar

verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı ve söz konusu beş yıl altı ayı

aşkın yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna

varılmıştır.

62. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi

Yönünden

63. Başvurucu, 12.000,00 TL

maddi ve 10.000,00 TL manevi zararının tazminine hükmedilmesini talep etmiştir.

64. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal

bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak

şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

65. Başvurucunun tarafı olduğu

uyuşmazlığa ilişkin beş yıl altı ayı aşkın yargılama süresi nazara alındığında,

yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlal tespitiyle

giderilemeyecek olan manevi zararı karşılığında başvurucuya takdiren

net 4.150,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

66. Başvurucu tarafından maddi

tazminat talebinde bulunulmuş olmakla beraber, tespit edilen ihlal ile iddia

edilen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından,

başvurucunun maddi tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

67. Başvurucu tarafından yapılan

ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1. Kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının "başvuru yollarının tüketilmemesi" nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA, OY BİRLİĞİYLE,

2.

Yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığı yönündeki iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA, Hicabi DURSUN ve Hasan

Tahsin GÖKCAN’ın karşı oyları ve OY ÇOKLUĞUYLA,

3.

Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA, OY BİRLİĞİYLE,

4.

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE, OY BİRLİĞİYLE,

B. Başvurucuya net 4.150,00 TL MANEVİ TAZMİNAT ÖDENMESİNE,

başvurucunun tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE, OY BİRLİĞİYLE,

C. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 harç ve 1.500,00 TL vekâlet

ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE, OY BİRLİĞİYLE,

D. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına, OY BİRLİĞİYLE,

26/2/2015

tarihinde karar verildi.

KARŞIOY YAZISI

2013/8064

nolu Bireysel Başvuru kararındaki çoğunluk görüşüne,

Mahkememiz Üyesi Sayın Hasan Tahsin GÖKCAN’ın karşıoy yazısında belirtilen görüş ve düşüncelerle

katılmıyorum.

Başkan y.

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Nuri NECİPOĞLU

Hicabi

DURSUN

Erdal TERCAN

Hasan Tahsin GÖKCAN

Raportör

:

Bahadır YALÇINÖZ

Başvurucu

:

Alper KURTULDU

Vekili

:

Av. Neslihan Sultan BİLGE

KARŞIOY GEREKÇESİ

Bireysel başvuruya konu olayda başvurucu, 2007

yılında Kartal C. Başsavcılığının çağrısı üzerine şüpheli sıfatıyla ifade

vermiş ve akabinde gerek bu soruşturma dosyasında ve gerekse diğer birtakım

soruşturma dosyalarında işlemediği suçlardan dolayı şüpheli olarak hakkında

işlem yapıldığını ve ayrıca adli sicil kayıtlarında mahkumiyet hükümlerinin

bulunduğunu öğrenmiş, bu konudaki şikayeti üzerine başlatılan soruşturmalar ve

açılan dava sonucunda, cinsel istismar, hırsızlık ve uyuşturucu kullanma ve

satma suçlarının faili olan Ferdi R. Mehmet adlı kişinin kendisine ait kimlik

bilgilerini kullanması nedeniyle hakkında bu soruşturma dosyalarının ve ceza

davalarının açıldığını öğrenmiştir. Başkasının kimlik belgesini kullanma

suçundan yargılanan Ferdi R.M. ise, Kartal 4. Asliye Ceza Mahkemesinin

17.10.2007 tarihli kararı ile 12 ayrı soruşturma dosyasında mağdurun kimliğini

kullanması nedeniyle 12 kez birer yıl hapis cezası ile cezalandırılmıştır.

Başvurucu, hakkındaki her bir ceza dosyası yönünden gerçeği açığa çıkarmak için

çaba göstermiş ve uzun süreler sonunda bunu başarmıştır. Ancak başvuru tarihi

itibariyle halen bir dosyayla ilgili yeniden yargılama süreci devam etmektedir.

Başvurucu bu süreçte birkaç kez de

tutuklanmış, bundan ayrıca toplumda yüz kızartıcı olarak görülen bu tür

suçların şüphelisi veya hükümlüsü olarak çevresinde algılanması nedeniyle yakın

ve uzak çevresinden soyutlandığını, saygınlığını kaybettiğini, nişanlısından ayrılmak

durumunda kaldığını ve açıklanan şekilde kişilik haklarının ihlali dolayısıyla

maddi ve manevi zarara uğradığını ileri sürerek, idarenin tazminat istemini

reddi üzerine, İstanbul 4. İdare Mahkemesinde maddi ve manevi zararlarının

giderilmesi amacıyla tam yargı davası açmıştır. İdare mahkemesi davacının maddi

ve manevi zararlarının üçüncü kişinin fiilinden kaynaklandığını, davalı Adalet

Bakanlığının hizmet kusurunun bulunmadığını ve olayın meydana gelmesinde fiil

ile zarar arasındaki illiyet bağının 3. kişinin kusuru nedeniyle koptuğu

gerekçeleriyle davanın reddine karar vermiş, temyiz incelemesi sonucunda

Danıştay 10. Dairesi de bu gerekçeleri yerinde görerek kararı onamıştır.

Başvurucu; 1- tutuklanması nedeniyle kişi

güvenliği ve hürriyet haklarının ihlal edildiğini, 2- idare mahkemesinde açtığı

tazminat davasının, a- sonucu itibariyle adil olmaması nedeniyle, b- bu dava

süresinin uzunluğu dolayısıyla, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür. Birinci Bölüm sayın çoğunluğunun, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

ile makul sürede yargılanma hakları yönünden ulaştığı sonuçlara iştirak

etmekteyiz. Ancak, tazminat davasıyla ilgili yargılama sonucunun adil

olmadığına yönelik başvuru bakımından farklı görüşümüz nedeniyle karşı oy yazmaktayız.

Anayasanın 148/4. maddesi uyarınca, bireysel

başvuruda kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz. Bu

kural, bireysel başvurunun ikincilliği ilkesinin bir yansımasıdır. Nitekim bu

husus AİHM'e yapılan bireysel başvurular yönünden

anılan Mahkeme tarafından da kabul edilmektedir. AİHM çeşitli kararlarında,

kendisini 3. veya 4. derece temyiz merci gibi gören ve derece mahkemelerinin

kararlarının adil olmadığına, delil değerlendirmesinin yetersizliğine, hukuki

vasıfta hata olduğuna vb. yönelik iddiaların incelenemeyeceğine karar

vermektedir (örn.; Garcia Ruiz v. İspanya, prg. 28; Perlala v. Yunanistan, prg. 25; Kemmache v. Fransa, no 3, prg. 44). Temyiz denetimi boyutunda inceleme yapma

yasağının istisnası ise, açık ve bariz takdir hatasının veya keyfiliğin

bulunmasıdır. Fakat, Sözleşmenin 6. maddesinde öngörülen adil yargılamaya

ilişkin usuli güvencelerin başvuruda ileri sürülmesi

halinde, bu yöndeki itirazlar temyiz denetimi yasağı içerisinde

görülmemektedir. Bu anlamda örneğin, gerekçeli karar hakkı, silahların eşitliği

ve çelişmeli yargılama hakkı, mahkemeye erişim hakkı, aleni yargılanma hakkı,

masum sayılma hakkı, ceza davasına etkili bir biçimde katılma hakkı, bizzat

savunma hakkı, tanığı sorgulama hakkı, tercüman hakkı, hakkaniyetli yargılanma

hakkı, sayılabilir. AİHM'nin bu tür haklarla ilgili kararlarında tespit

edileceği üzere, bu haklara yönelik başvurularda konu kanun yolu denetimi

yasağı alanında görülmemiş ve başvurular, söz konusu hakların ihlal edildiği

tespitiyle sonuçlandırılmıştır.

Başvurucu dilekçesinde, tazminat davası

bakımından adil yargılanma hakkına ve bu hakkın alt ilke ve haklarından olan

'hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine dayanmıştır. Bu hakka

yönelik başvuru, kanun yolu başvurusu olarak değerlendirilemez. Yukarıda

açıklandığı üzere, 'hakkaniyete uygun yargılanma hakkı', sonucun adilliğiyle

ilgili olmayıp, usuli yargılama güvencesi

niteliğindedir. Bu güvence içerisinde, aleni duruşma hakkı, meramını anlatma

hakkı, silahların eşitliği hakkı ve gerekçeli karar hakkı gibi diğer usuli güvenceler de girmektedir. Bu nedenle, tazminat

davasına ilişkin gerekçeli karar denetimi yapılmalıdır. Tarafımızca konu

hakkaniyete uygun yargılanma hakkı ve bu kapsamda gerekçeli karar hakkı

çerçevesinde ele alınmaktadır. Bu nedenle, idarenin sorumluluğuna ilişkin temel

ilkelerden hareketle gerekçeli karar hakkı değerlendirilecektir. Esasında

gerekçeli karar hakkı, adil yargılanma hakkına yönelik başvurularda açıkça

dayanaktan yoksunluk kriterinin değerlendirilmesi bakımından da gözönünde tutulması gereken bir hak mahiyetindedir.

Bilindiği üzere haksız bir fiil ile başkasına

zarar veren kimse, bu fiillerinin neden olduğu maddi ve manevi zararlardan

sorumludur. Ancak kimi durumda zarara, birden fazla kişinin fiili de neden

olabilir. Bu durumda zarara neden olan failler müteselsilen

sorumludurlar.

Başvuru konusu olayda başkasının kimlik

bilgilerini kullanan failin suç teşkil eden eylemi ile, Devletin suç faillerini

tespit edip yargılama konusunda yetkili olan adli kolluk ve yargı mercilerinin

failin gerçek kimliğini tespit konusundaki özen yükümlülüğüne aykırı davranışı

birleşmiştir. Nitekim başvurucunun idare mahkemesindeki davadaki iddiası da, idarenin hizmet kusurunun bulunduğu yolundadır. Bu

iddiaya karşı idare mahkemesi ve Danıştay, bir yandan idarenin hizmet kusurunun

bulunmadığını, diğer taraftan ise fiil ile zarar arasındaki illiyet bağının,

suç faili kişinin eylemi nedeniyle koptuğunu ileri sürerek davayı

reddetmişlerdir.

İdarenin sorumluluğunun kabul edilebilmesi

için; idareye izafe edilebilir bir fiilin bulunması, idarenin fiilinde kusurlu

olması, bu kusurlu fiil neticesinde bir kişinin zarara uğraması ve zarar ile

idari fiil arasında illiyet bağının tespit edilebilmesi zorunludur.

İncelenen olayda, başkasının kimlik

bilgilerini kullanan suç failinin bu eylemine, idarenin suç faillerini

araştırıp gerçeği tespit etmekle ilgili görevine ilişkin özensiz davranışı

eklenmektedir. Başvuranın iddiası açısından, kasıtlı ve taksirli eylemleriyle

zarara nedene olan yan yana iki haksız fiil faili söz konusudur. İki haksız

fiil sorumlusunun bulunduğu durumda zarar görenin bu iki kişinin her ikisi veya

yalnızca birinden talepte bulunması olanaklıdır. Nitekim başvurucu idareden

tazminat istemiştir. Bu noktada incelenecek husus, idarenin kusurunun bulunup

bulunmadığı ve bu kusuru ortadan kaldırır nitelikte illiyet bağını kesen bir

nedenin olup olmadığı hususlarıdır.

Hukuki açıdan kusur, hukuk düzeni tarafından

onaylanmayan ve zararın nedeni olarak kabul edilen davranış olarak kabul

edilmektedir. Kusur sübjektif yönüyle de kast ve taksir biçiminde tasnif

edilir. İdare hukuku alanında kusur, 'hizmet kusuru' olarak adlandırılmaktadır.

Hizmet kusuru, bir kamu hizmetinin örgütlenmesinde, düzenlenmesinde veya

işleyiş biçimindeki bozukluk veya aksaklık olarak ifade edilebilir. Diğer bir

ifadeyle, hizmetin hiç işlememesi, geç işlemesi veya gereği gibi işlememesi

(aksak/kötü işlemesi) halinde hizmet kusurunun bulunduğu düşünülür. Hizmet

kusuru kimi zaman belirli bir veya birden fazla kamu görevlisinin tespit

edilebilen kusurlu davranışlarından kaynaklanır. Ancak kiminde ise, belirli bir

veya daha fazla kamu görevlisinin davranışında somutlaşmayan, fakat hizmetin

kuruluş ve yürütülüşündeki çeşitli aksaklıklardan veya çok sayıdaki görevlinin

birleşen kusurlarından, farklı bir deyişle 'anonim

kusur' biçiminde ortaya çıkabilir.

Kusur açısından idarenin davranışı

incelendiğinde, Devletin suç faillerini takip ve yargılamayla ilgili

fonksiyonunu yerine getirmeye yönelik kamu hizmetinin gerektiği gibi işlemiş

olup olmadığı değerlendirilmelidir. Görülüyor ki, ortada başkasının kimlik

bilgilerini kullanma suçları işlenmiştir. Bu suçlar bir fail tarafından, aynı

mağdura yönelik olarak 12 kez işlenmiştir. Bir suçun işlendiği bilgisini alan

adli merci veya kolluğun temel görevi, suçun gerçek failini bulmaktır. Ortada,

kimlik bilgilerine ilişkin beyana dayalı bir sahtecilik bulunmaktadır. Sahteciliğin

bulunduğu durumda, fiilin aldatma kabiliyetini haiz olup olmadığı incelenir.

Kimi zaman belgeye dayalı sahtecilikler o kadar ustaca icra edilmektedir ki,

görevlinin bu sahteciliği tespit etmesi mümkün olamamaktadır. Bu takdirde

sahteciliğin tespit edilememesi nedeniyle görevliye ve dolayısıyla idareye bir

kusur izafe edilemeyebilir. Bu olayda ise gerçek failin beyanına dayalı bir

sahtecilik söz konusudur. Bu sahteciliğin ustaca olduğu da düşünülebilir.

Fakat, bir kez veya üç kez değil, 12 kez işleyen bir sahtecilik varsa, ortada

yürütülen hizmetin kusurunun bulunmadığını düşünmek hayatın olağan akışına ve

temel mantık bilimine uygun düşmez. Bir suç nedeniyle soruşturmaya

başlatıldığında failin gerçek kimliğinin tespit edilmesi en temel görev

niteliğindedir. Başvuru dilekçesinde birkaç kez vurgulandığı üzere görevliler

suç failinin beyanıyla yetinmişler ve gerçek kimliğin belirlenmesiyle ilgili

bir çaba içerisine girmemişlerdir. Tek dosyada böyle bir yanılgı makul

görülebilir ise de, 12 dosya için bu hatanın

tekrarlanması, hizmetin kötü yürütüldüğünü ve bir hizmet kusurunun varlığını

göstermektedir. Buna karşın temyiz mahkemesince de onaylanan ilk derece

mahkemesinin gerekçesinde, başvurucunun maruz kaldığı isnatlar dolayısıyla

yürütülen işlemler nedeniyle kamu hizmetinde bir aksama olup olmadığı, her bir

işlem bazında değerlendirilmeksizin, soyut bir biçimde kusur olmadığı

belirtilmiştir. Bu durum bir gerekçede bulunması gereken zorunlu unsurların

yokluğunu göstermektedir.

Bilindiği üzere gerekçeli karar hakkı

bakımından bir gerekçenin; 1- tarafın ileri sürdüğü önemli bir iddiaya cevap

verilmesi, 2- gerekçenin maddi vakıa ve hukuki sorun yönünden tatmin edici,

mantıksal bütünlüğe sahip olması, yönlerinden denetlenmesi gerekir. İlk olarak,

başvurucu, görevlilerin suç failinin beyanını kabulle yetindiklerini, gerçek

kimliği araştırmadıklarını ileri sürmesine karşın, gerekçede bu iddialar

cevaplandırılmamıştır. İkinci olarak, gerekçe bir iddiayı yeterli bir dayanak

göstermeden, soyut ifadelerle karşılamaktaysa, gerekçenin yetersiz olduğundan

söz edilir ve gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği kabul edilir (örn.; AİHM Georgiadis v.

Yunanistan; H. v. Belçika, pr. 53).

Diğer taraftan gerekçede yer alan diğer bir

yanlışlık da, suç failinin eylemiyle illiyet bağının

kesildiği görüşüdür. Yukarıda açıklandığı üzere başvurucu yalnızca suç failinin

isnadından değil, bu isnadı araştırıp gerçek failin kimliğini tespit etmekle

görevli kamu ajanlarının özensiz davranışlarından dolayı zarara uğradığını

ileri sürmüştür. Bilindiği üzere kimi zaman üçüncü kişi ile idare aynı zararın birlikte faili olabilmektedir (Bkz.; Atay,

E.Ethem/Odabaşı, Hasan,

İdarenin Sorumluluğu ve Tazminat Davaları, 2.B. Ankara 2010, s. 213).

Dolayısıyla gerçeğe aykırı isnat üzerine, özen yükümlülüğüne aykırı biçimde

başvurucunun kimliği üzerinden işlem yapma biçimindeki idarenin eylemi de

zarara yol açan nedenlerden biridir. İdari davaya konu idarenin müstakil bir

eylemi bulunduğuna göre, bu eylemin kusurlu olup olmadığı incelenmelidir. Bunun

için, ilgili soruşturma işlemlerinin ayrıca değerlendirilip kusur incelemesi

yapılması gerekir. Hizmetin yürütülüşünde kusurun bulunmadığı ise ancak,

gereken özen gösterilseydi dahi gerçek failin kimliğinin tespitinin mümkün

olmayacağının açıklığa kavuşturulması halinde söylenebilir. Hizmetin

yürütülüşünde bir kusur bulunamazsa, zaten illiyet bağı araştırması

gerekmeyecektir. Buna karşılık, özenli davranıldığında başvurucunun bu

isnatlara maruz kalmayabileceği sonucuna ulaşılıyorsa, hizmetin kötü yürüdüğü

ve hizmet kusurunun bulunduğu anlaşılacaktır. Bu tespitin yapılması durumunda

ise, suç failinin eyleminin illiyet bağını kestiği gibi bir sonuca ulaşılamaz.

Böyle bir kabul, kanunun uygulanmasında açık bir takdir hatasına işaret edeceği

gibi, gerekçeli karar hakkı bakımından mantık çelişkisi içermesi nedeniyle

yetersiz gerekçeyle (veya diğer bir anlatımla, gerekçedeki temel çelişki

gerekçeyi ortadan kaldırdığından gerekçesiz bir biçimde) karar oluşturulduğu

anlamına gelecektir. Her iki durumda da başvurucunun gerekçeli karar hakkı ve

dolayısıyla hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği

anlaşılmaktadır.

Açıkladığım hukuki nedenlerle, başvurucunun

hakkaniyetli yargılanma hakkının ihlal edildiği kanaatinde olduğumdan karşı oy

kullanmış bulunmaktayım. Üye Hicabi DURSUN Üye Hasan Tahsin GÖKCAN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/8064, 26 Şubat 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olaylar Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili Hukuk
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. B. No: 74012/01, 6/11/2008, § 40; Rahmani ve
  16. D. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  17. Karşıoy Yazısı
  18. Dursun
  19. Karşıoy Gerekçesi
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/8064
Tarih
26 Şubat 2015

İlgili Kararlar

  • Fulpet Akaryakıt Tic. ve San. Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2013/1834)
  • Akel Gıda San. ve Tic. A.ş. Başvurusu (B. No: 2013/28)
  • Sedat Pahsa Başvurusu (B. No: 2014/7202)
  • Ümit Yalçın Başvurusu (B. No: 2014/12984)
  • Murat Boynuz Başvurusu (B. No: 2014/7478)
  • AYM Bireysel Başvuru B. No: 2013/2264

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.