İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ümit Yalçın Başvurusu (B. No: 2014/12984)

1. Başvurucu, kendisine cinsel

Başvuru No2014/12984Tarih26 Şubat 2015Okuma24 dk · 4.777 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Ümit Yalçın Başvurusu

Karar tarihi
26 Şubat 2015
Başvuru Numarası
2014/12984
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.777 kelime·24 dk okuma·13 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, kendisine cinsel

saldırı eyleminde bulunulduğu iddiasıyla yaptığı şikâyet sonucunda kovuşturmaya

yer olmadığına karar verildiğini ve hakkında atama, disiplin cezası ve düşük

sicil olmak üzere pek çok idari işlem tesis edilerek “mobbing” uygulandığını, bu

nedenlerle, adil yargılanma, kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakları

ile eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 5/8/2014 tarihinde

Kayseri 2. İdare Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin

idari yönden yapılan ön incelemesinde, Komisyona sunulmasına engel bir

eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Birinci

Komisyonunca, 24/11/2014 tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

4. Başvuru formu ve eklerinde

belirtildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:

5. Kara Kuvvetleri Komutanlığı

1. Komando Tugayı Lojistik Destek Komutanlığında (Komutanlık) Astsubay olarak

görev yapan başvurucu, 17/10/2012 tarihinde yemekhanede iken “Loj.Des.K.P.Yb.” N.M.’nin,

sakalı olduğunu bahane ederek “Suratına ağda

mı yaptırdın?” dediğini ve “okşar

vaziyette” yanağına dokunduğunu, bu şekilde cinsel saldırıda

bulunduğunu iddia ederek değişik tarihlerde kendi sıralı amirleri ile

Başbakanlık İletişim Merkezine (BİMER) başvurularda bulunmuş olup, bu

doğrultuda, olayın araştırılması amacıyla Komutanlık bünyesinde idari

soruşturma başlatılmıştır.

6. Başvurucu, ayrıca N.M.

tarafından cinsel saldırıya maruz kaldığını, bu suçla ilgili sıralı amirlerine

yazılı ve sözlü olarak şikâyetlerini iletmesine rağmen mağduriyetini giderici

gerekli kanuni işlemler yapılmadığını, sıralı amirleri tarafından yöneltilen

onur kırıcı davranışlar neticesinde küçük düşürülmek suretiyle kendisine “mobbing”

uygulandığını belirterek, ilgili kişiler hakkında 17/2/2014 tarihinde Kayseri

Cumhuriyet Başsavcılığına şikâyette bulunmuştur.

7. Başvurucunun dilekçesini

kabul eden nöbetçi Cumhuriyet Savcısı, aynı tarihte başvurucunun şikâyetçi

sıfatıyla ifadesini almıştır. Başvurucunun ifadesinin ilgili kısımları şöyledir:

“… 17/10/2012 tarihinde maruz kaldığım cinsel saldırı

hakkında sıralı amirlerim olan … N… M…, … Ü… D... ve … M... K...’a işlem

yapılması için bilgi vermeme rağmen gerekli işlemler yapılmadı. Bunun yanında

gerekli işlemleri yapmayan amirlerimin şahsımı rencide edici, onurumu kırıcı

davranışlarına maruz kaldım. 17/10/2012 tarihinde Lojistik Destek Komutanlığı

yemekhanesinde öğle yemeği sırasında masada yemeğimi yediğim esnada yemekhanede

bulunan amirim … N… M... beni yanına çağırdı; ‘suratına ağda mı yaptırdın’

diyerek yanağıma okşar vaziyette dokundu. Bu el hareketi cinsel amaçla

yaptığını düşünüyorum. Türk örf ve adetlerine göre bir erkeğin bir erkeğe bu

şekilde konuşup bu hareketi yapmaması gerekir. Bu olay nedeniyle psikolojik

sorunlar yaşadım. Kayseri Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Özel Kartal Erciyes …

Hastanesi ile Gülhane Askeri Tıp Akademisinden bu olay nedeniyle yaşadığım

sorunlar nedeniyle tedavi gördüm. Dilekçemde ismi yazılı sıralı amirlerime bu

olayı ve durumu anlattım. Kayıtsız kaldılar. Bu olayla ilgili Başbakanlık

iletişim merkezine de müracaatlarım oldu. Sıralı sicil amirlerim müracaatlarımı

almalarına rağmen herhangi bir işlem yapmadılar. Belirttiğim şekilde bana

cinsel saldırıda bulunan N… M… ile bu olay nedeniyle gerekli tahkikat işlemlerini

yapmayan sicil amirlerim olan … A... A…, … Ü… D… ve … M… K....’dan

şikâyetçiyim. Beni yıldırmak için sürekli başka olaylardan dilekçemin ekinde

ibraz ettiğim evraklardan da anlaşılacağı üzere savunmamı aldılar…”

8. Soruşturma dosyasında görevli

Cumhuriyet Savcısı, 24/3/2014 tarihinde, şüpheli sıfatıyla N.M.’nin savunmasını almıştır. N.M.’nin

ifadesi şöyledir:

“… Ümit YALÇIN, benim … Komutanı olarak görev yaptığım

askeri birimde başçavuş olarak hatırladığım kadarıyla Eylül 2012’de göreve başladı.

Birkaç ay sonra müştekinin sakal t(ı)raşı olmadan

mesaiye geldiğini gördüğümde kendisini neden sakal t(ı)raşı

olmadın diyerek uyardım ve kendisi bana ‘yeni stilimi beğendiniz mi’ şeklinde

karşılık verdi. Ben de kendisine elimle sakalını işaret ederek uyarıda

bulundum. Herhangi bir şekilde müştekinin iddia ettiği gibi yanağına

dokunmadım. Sadece t(ı)raşsız olduğ(u)nu

belirtmek için elimle sakalını işaret ederek, yukarıda belirttiğim sözlerle

kendisini uyardım. Hatta bu davranışı sebebiyle yetkim olmasına rağmen

müştekinin birliğe yeni intikal etmesini nazara alarak hakkında yasal işlem

yapmadım. Kesinlikle tarafıma yöneltilen cinsel saldırı suçlamasını kabul

etmiyorum. Ayrıca müştekinin bu iddiası hakkında Tugay Komutanlığımızca idari

tahkikat heyeti oluşturulmuş ve bu konu hakkında tahkikat yapılmıştır. Hem

benim hem de müştekinin dilekçe ve beyanında bahsetmiş olduğu diğer sıralı

sicil amirlerinin bu konuda yaptığı müracaatını işlemsiz bırakma gibi bir

durumumuz söz konusu değildir. Bu husu(s)lar gerçek dışıdır. Ayrıca hakkımda şikayette bulunan bu

personelin şahsi dosyasını incelediğimde kendisinin daha önceki çalıştığı

birliklerde çeşitli eylemleri sebebiyle oda hapsi ve hapis cezaları aldığını

fark ettim. Zaten bu personel bizim birimimizde çalışmış olduğu yaklaşık 1

yıllık sürenin 8 buçuk ayını raporlu ve izinli olarak geçirmiştir. Yaptığımız

görev gereği yılın büyük bir bölümünü Güneydoğuda geçi(r)mek

durumunda olduğumuz için bu personelin bu şekilde bizim birimimizde çalışması

mümkün olmadığından ilgili üstlerimize durumu arz etmemiz neticesinde

müştekinin çalıştığı birim 2. Ana Bakım Merkez Komutanlığı olarak değiştirildi.

Müştekinin emri altında çalıştığı dönemde psikoloji rahatsızlığı olabileceğini

değerlendirdim ve bunun neticesinde kendisi GATA’da tedavi görmüştür. Bundan

evvel Kayseri Eğitim Araştırma Hastanesinin müşteki hakkında delizyonel bozukluk şüphesi bulunduğu için kendisi GATA’ya

sevk olunmuştur. Haricen kendi yaptığım araştırmalara göre bu hastalığa sahip

insanlarda kendisinin takip edildiğini, kendisine komplo kurulduğunu sık sık

düşünmesi ve adli mercilere bitip tükenmek bilmeyen ısrarlı başvurular yapma

refleksinin mevcut olduğunu öğrendim. Atılı suçlamaları kesinlikle kabul

etmiyorum. Söyleyeceklerim bundan ibarettir…”

9. Kayseri Cumhuriyet

Başsavcılığının 28/3/2014 tarih ve S.2014/5486, K.2014/7308 sayılı kararı ile

“...Yapılan soruşturmada şüphelinin atılı

suçu işlediğine ilişkin, müştekinin soyut iddiası dışında kamu davasının

açılması için yeterli şüphe oluşturacak, objektif ve somut delil elde

edilemediği...” gerekçesiyle şüpheli N.M. hakkında kovuşturmaya yer

olmadığına karar verilmiştir.

10. Başvurucunun, sıralı

amirleri tarafından gerekli yasal işlemlerin yapılmadığı iddiası yönünden

başlatılan soruşturma kapsamında, Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığının 28/3/2014

tarih ve S.2014/10598, K.2014/14 sayılı görevsizlik kararı ile gereğinin takdir

ve ifası için soruşturma dosyasının, yetkili ve görevli Kara Kuvvetleri

Komutanlığı Askeri Savcılığına gönderilmesine karar verilmiştir. Başvuru formu

ve eklerinden, Askeri Savcılık önündeki soruşturmanın akıbeti hakkında bilgi

edinilememiştir.

11. Başvurucunun kovuşturmaya

yer olmadığına dair karara itirazı, Boğazlıyan Ağır Ceza Mahkemesinin 19/6/2014

tarih ve 2014/653 Değişik İş sayılı kararı ile reddedilmiştir.

12. Anılan karar, 15/7/2014

tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

13. Başvurucu 5/8/2014

tarihinde, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili

Hukuk

14. 4/12/2004 tarih ve 5271

sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 172. ve 173. maddeleri, 2/12/1999 tarih ve

4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında

Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrası, 5. maddesinin birinci fıkrası, 6. ve 9.

maddeleri (B. No: 2012/1213, 17/7/2014, § 12; B. No: 2013/3512, 17/7/2014, §

9).

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

15. Mahkemenin 26/2/2015

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 5/8/2014 tarih ve 2014/12984

numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

16. Başvurucu, Yüzbaşı N.M.’nin “suratına ağda mı

yaptırdın?” diyerek, okşar şekilde yanağına dokunmak suretiyle

cinsel saldırı suçu işlemesine rağmen Cumhuriyet Başsavcılığınca kovuşturmaya

yer olmadığına karar verilmesi ve bu karara itirazının, yeterli araştırma

yapılmadan reddedilmesi sebebiyle anılan kişi hakkında herhangi bir yaptırım

uygulanmadığını, hukuk devletinde hiç kimseye imtiyaz tanınamayacağını, kişilik

haklarına saldırı niteliğinde olan eylem nedeniyle ruh sağlığının bozulduğunu,

hakkında, atama, disiplin cezası ve düşük sicil notu verilmesi gibi birçok

idari işlem tesis edilerek “mobbing”

uygulandığını belirterek, Anayasa’nın 10., 12., 17., 36. ve 56. maddelerinin

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

17. Başvurucu ayrıca, cinsel

saldırı suçuyla ilgili sıralı amirlerine yazılı ve sözlü olarak şikâyetlerini

iletmesine rağmen, mağduriyetini giderici gerekli kanuni işlemlerin

yapılmadığını, Askeri Savcılık tarafından silahların eşitliği ilkesi ve makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

1. Adil

Yargılanma Hakkının İhlali İddiası

18. Başvurucu, üstü ve komutanı

olan N.M.’nin “suratına

ağda mı yaptırdın?” diyerek, okşar şekilde yanağına dokunmak

suretiyle cinsel saldırı suçunu işlemesine rağmen, Cumhuriyet Başsavcılığınca

kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmesi ve bu karara itirazının yeterli

araştırma yapılmadan reddedilmesi sebebiyle anılan kişi hakkında herhangi bir

yaptırım uygulanmadığını, hukuk devletinde hiç kimseye imtiyaz

tanınamayacağını, kişilik haklarına saldırı niteliğinde olan eylem nedeniyle

ruh sağlığının bozulduğunu, ayrıca, cinsel saldırı suçuyla ilgili sıralı

amirlerine yazılı ve sözlü olarak şikâyetlerini iletmesine rağmen mağduriyetini

giderici gerekli yasal işlemlerin yapılmadığını, Askeri Savcılık tarafından

silahların eşitliği ilkesi ile makul sürede yargılanma hakkının ve dolayısıyla

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

19. Anayasa’nın “Görev ve yetkileri” kenar başlıklı 148.

maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve

özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin

kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine

başvurabilir. Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş

olması şarttır.”

20. 30/11/2011 tarih ve 6216

sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un, “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve

özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye’nin taraf

olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal

edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.”

21. Anılan Anayasa ve Kanun

hükmüne göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının

incelenebilmesi için, kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen

hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin

kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak

koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (B. No: 2012/1049,

26/3/2013, § 18).

22. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile

adil yargılanma hakkına sahiptir.”

23. Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.

maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile

ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar

konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme

tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak

görülmesini istemek hakkına sahiptir. ….”

24. Anayasa’nın 36. maddesinin

birinci fıkrasında herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil

yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Anayasa’da adil yargılanma

hakkının kapsamı düzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriğinin,

Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı”

kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesinde belirlenmesi gerekir (B. No: 2012/13,

2/7/2013, § 38).

25. Sözleşme’nin adil yargılanma

hakkını düzenleyen 6. maddesinde adil yargılanmaya ilişkin hak ve ilkelerin “medeni hak ve yükümlülükler ile ilgili

uyuşmazlıkların” ve bir “suç

isnadının” esasının karara bağlanması esnasında geçerli olduğu

belirtilerek hakkın kapsamı bu konularla sınırlandırılmıştır. Bu ifadeden, hak

arama hürriyetinin ihlal edildiği gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunabilmek

için, başvurucunun ya medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili bir uyuşmazlığın

tarafı olması ya da başvurucuya yönelik bir suç isnadı hakkında karar verilmiş

olması gerektiği anlaşılmaktadır (B. No: 2012/917, 16/4/2013, § 21).

26. Bir ceza davasında üçüncü

kişilerin suçlanması veya cezalandırılmasını talep eden mağdur, suçtan zarar

gören, şikâyetçi veya katılan sıfatını haiz kişiler, adil yargılanma hakkının

koruma alanı dışında kalmaktadır. Bu kuralın istisnaları, ceza davasında medenî

hak talebine imkân veren bir sistemin benimsenmiş veya ceza davası sonucunda

verilen kararın hukuk davası açısından etkili ya da bağlayıcı olması hâlleridir

(B. No. 2013/1845, 7/11/2013, § 37; Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Perez/Fransa, B. No: 47287/99, 12/2/2004, §

70).

27. Hukuk sistemimiz açısından,

5271 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesi ile ceza muhakemesinde şahsi hak

iddiasında bulunma imkânı ortadan kalkmış olup, başvurucunun ceza muhakemesi

sürecinde medeni haklarını ileri sürme imkânı bulunmamaktadır. Ayrıca somut

olayda başvurucunun isteğinin üçüncü kişilerin cezalandırılmasıyla, verilen

soruşturma izni verilmemesine dair kararın etkilerinin de ceza muhakemesi

süreci ile sınırlı olduğu ve başvurucunun iddiaları göz önünde bulundurulduğunda

hukuk yargılaması açısından bağlayıcı bir etkisi bulunmadığı anlaşılmaktadır

(B. No: 2013/2284, 15/4/2014, § 24).

28. Açıklanan nedenlerle,

Anayasa’nın 36. maddesine dayanan ihlal iddiasının konusunun, Anayasa’da

güvence altına alınmış ve Sözleşme kapsamında yer alan temel hak ve

özgürlüklerin koruma alanı dışında kaldığı anlaşılmakla, başvurunun bu

kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “konu bakımından yetkisizlik” nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Anayasa’nın 17. Maddesinin İhlali İddiası

a. Cinsel Saldırı Suçunun İşlendiği Şüphesiyle Cumhuriyet

Başsavcılığınca Yürütülen Soruşturma

29. Başvurucu, üstü olan N.M.’nin “suratına ağda mı

yaptırdın?” diyerek ve okşar şekilde yanağına dokunarak cinsel

saldırı suçunu işlemesine rağmen Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığınca

kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmesi ve bu karara yaptığı itirazın

yeterli araştırma yapılmadan reddedilmesi sebebiyle anılan kişiye herhangi bir

yaptırım uygulanmadığını, hukuk devletinde hiç kimseye imtiyaz

tanınamayacağını, kişilik haklarına saldırı niteliğinde olan eylem nedeniyle

ruh sağlığının bozulduğunu belirterek, 10., 12., 17. ve 56. maddelerinin ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

30. Anayasa’nın 17. maddesinin

birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkına sahiptir.”

31. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve

incelenmesi” kenar başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul

edilemezliğine karar verebilir.”

32. Başvuru konusu olay, üçüncü

bir kişi tarafından başvurucuya cinsel amaçla yöneltildiği iddia edilen fiziki

saldırı nedeniyle yürütülen adli soruşturmanın etkisizliği ile ilgili olması

nedeniyle, öncelikle burada korunan hakkın kapsamı tespit edilmeli ve

sonrasında ise bu hakkın yeterince korunup korunmadığı belirlenmelidir (B. No:

2012/1128, 8/5/2014, § 30).

33. Somut olay incelendiğinde,

N.M.’nin başvurucuya yönelik cinsel saldırı eyleminin

-başvurucunun iddiasına göre- anlık geliştiği ve sürdürülmediği

anlaşılmaktadır. Anlık bir saldırıdan öte geçmeyen bu eylemin, kişinin maddi ve

manevi varlığını koruma hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa’nın 17. maddesinin

birinci fıkrası kapsamında incelenmesi gerekir (Aynı yönde bkz. B. No:

2012/1128, 8/5/2014, § 31).

34. Herkesin maddi ve manevi

varlığını koruma ve geliştirme hakkını güvence altına alan Anayasa’nın 17. maddesinin

birinci fıkrası insan onurunu korumayı amaçlamıştır. Bu hüküm bir taraftan

Devlete, insan onurunu zedeleyen fiillerden kaçınma ödevi yüklerken, diğer

taraftan bu tür fiillerin Devlet görevlileri ya da üçüncü kişiler tarafından

meydana gelmesi halinde bu fiilleri etkili bir şekilde soruşturma ve failleri

cezalandırma ödevi yüklemektedir (B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 22).

35. Bireyin, bir Devlet

görevlisi ya da üçüncü kişi tarafından hukuka aykırı olarak ve Anayasa’nın 17.

maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye tabi tutulduğuna ilişkin

savunulabilir bir iddiasının bulunması halinde, Anayasa’nın 17. maddesi, “Devletin temel amaç ve görevleri” kenar

başlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında etkili resmi

bir soruşturmanın yapılmasını gerektirmektedir. Bu soruşturma, sorumluların

belirlenmesini ve cezalandırılmasını sağlamaya elverişli olmalıdır (B. No:

2012/969, 18/9/2013, § 25).

36. Etkili bir başvuru yolundan

söz edebilmek için, başvuru yolunun sadece hukuken mevcut bulunması yeterli

olmayıp, bu yolun uygulamada fiilen de etkili olması ve başvurulan makamın

ihlal iddiasının özünü ele alma yetkisine sahip bulunması gereklidir. Başvuru

yolunun bir hak ihlali iddiasını önleyebilme, devam etmekteyse sonlandırabilme

veya sona ermiş bir hak ihlalini karara bağlayabilme ve bunun için uygun bir

tazminat sunabilmesi halinde ancak etkililiğinden söz etmek mümkün olabilir.

Yine, vuku bulmuş bir hak ihlali iddiası söz konusu olduğunda, tazminat

ödenmesinin yanı sıra sorumluların ortaya çıkarılması bakımından da yeterli usuli güvencelerin sağlanması gerekir (B. No: 2012/1128,

8/5/2014, § 34; Benzer yöndeki AİHM kararları

için bkz. Ramirez Sanchez/Fransa, B.

No: 59450/2000, 4/7/2006, §§ 157, 160;

Aksoy/Türkiye, B. No: 21987/93,

18/12/1996, § 95).

37. Yürütülen ceza soruşturmalarının amacı, kişinin maddi ve

manevi varlığını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir şekilde uygulanmasını

ve sorumluların hesap vermelerini sağlamaktır. Bu bir sonuç yükümlülüğü değil,

uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür. Diğer taraftan, burada yer verilen

değerlendirmeler Anayasa’nın 17. maddesinin her durumda, başvuruculara üçüncü

tarafları adli bir suç nedeniyle yargılatma ya da cezalandırma hakkı (benzer

yöndeki AİHM kararı için bkz. Perez/Fransa,

B. No: 47287/99, 22/7/2008, § 70) ya da tüm yargılamaları mahkûmiyetle ya da

belirli bir ceza kararıyla sonuçlandırma ödevi (benzer yöndeki AİHM kararı için

bkz. Tanlı/Türkiye, B. No:

26129/95, 10/4/2001, § 111) yüklediği anlamına gelmemektedir (B. No:

2012/752, 17/9/2013, § 56).

38. Bu açıklamalar ışığında

somut olay incelendiğinde, başvurucunun iddia ettiği cinsel saldırı olayı

nedeniyle 17/2/2014 tarihinde Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak

şikâyette bulunduğu anlaşılmaktadır.

39. Başvurucunun Kayseri

Cumhuriyet Başsavcılığına sunduğu şikâyet dilekçesi şöyledir:

“17.10.2012 tarihinde 3. sicil Amirim … N… M…

(1.Kom.Tug.Loj.Des.K.) tarafından cinsel saldırıya maruz kaldım. Bu suçla

ilgili müteakip defalar amirlerime yazılı ve sözlü şikayetim neticesinde

sorumlu kişi hakkında mağduriyetimi giderici gerekli yasal işlem yapılmamıştır.

Sıralı amirlerim tarafından şikayetlerim neticesinde şahsıma farklı tarihlerde

onur ve haysiyetimi rencide edici davranışlarda bulunarak mobbing

uygulanmıştır. Bu konulara ait dokümanlar EK’te

sunulmuştur. Sonuç olarak söz konusu sıralı sicil amirlerim (…) hakkında cinsel

saldırı ve mobbing suçlarından yüce mahkemeniz

tarafından mağduriyetimin giderilmesini, mahkeme masraf ve giderlerinin karşı

taraflardan tahsil edilmesini saygılarımla arz ederim.”

40. Bu şikâyet üzerine adli

soruşturmanın bağımsız birimlerce denetime açık olacak biçimde derhal

başlatıldığı ve bu kapsamda başvurucunun şikâyet dilekçesinin işleme konulduğu

aynı gün şikâyetçi sıfatıyla ifadesine başvurulduğu anlaşılmaktadır.

41. Başvurucu, anılan ifadesinde

özetle, 17/10/2012 tarihinde Lojistik Destek Komutanlığı yemekhanesinde öğle

yemeği sırasında amiri N.M.’nin kendisini yanına

çağırdığını, “Suratına ağda mı yaptırdın?”

diyerek yanağını okşadığını, bu el hareketini cinsel amaçla yaptığını

düşündüğünü, olay nedeniyle psikolojik sorunlar yaşadığını ve tedavi gördüğünü,

sıralı sicil amirlerine müracaat etmesine rağmen herhangi bir işlem

yapmadıklarını, kendisine cinsel saldırıda bulunduğunu iddia ettiği N.M. ile bu

olay nedeniyle gerekli tahkikat işlemlerini yapmadıklarını iddia ettiği sicil

amirleri A.A., Ü.D. ve M.K.’den şikâyetçi olduğunu

belirtmiştir.

42. Başvurucunun 17/10/2012

tarihinde meydana gelen olay nedeniyle, yaklaşık bir yıl dört ay sonra,

17/2/2014 tarihinde şikâyette bulunduğu anlaşılmaktadır. Diğer yandan

başvurucu, gerek şikâyet dilekçesinde, gerekse Cumhuriyet Savcısı huzurunda

tutanağa aktarılan beyanlarında, iddialarını ispata yarayan herhangi bir somut

delil sunmadığı gibi, soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısına hangi

delillerin toplanması gerektiğini de bildirmemiştir. Ayrıca başvurucu, cinsel

saldırı iddiasını, “… yanağıma okşar vaziyette dokundu. Bu el hareketi

cinsel amaçla yaptığını düşünüyorum. …” şeklinde dile getirmiş olup,

şüphelinin eylemini cinsel amaçla yaptığı düşüncesine nasıl ulaştığı konusunda

da bir açıklamada bulunmamıştır.

43. Bu çerçevede adli

soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı, 24/3/2014 tarihinde, soruşturmaya

görevli ve yetkili olduğu şüpheli N.M.’nin

savunmasını almış, diğer şüphelileri hedef alan iddialar yönünden dosyayı,

görevli ve yetkili soruşturma makamı olan ilgili Askeri Savcılığa göndermiştir.

Şüpheli N.M., 24/3/2014 tarihli ifadesinde özetle, başvurucunun, maiyetinde başçavuş olarak Eylül 2012’de göreve

başladığını, birkaç ay sonra sakal tıraşı olmadan mesaiye geldiğini gördüğünde,

nedenini sorarak başvurucuyu uyardığını, başvurucunun kendisine “Yeni stilimi beğendiniz mi?” şeklinde

karşılık verdiğini, bunun üzerine eliyle sakalını işaret ederek ikaz ettiğini,

iddia edildiği şekilde dokunmadığını, yetkisi olmasına rağmen, başvurucunun

birliğe yeni intikal etmesini nazara alarak, hakkında yasal işlem yapmadığını,

başvurucunun iddiaları hakkında Tugay Komutanlığınca idari tahkikat heyeti

oluşturulduğunu ve konu hakkında soruşturma yapıldığını, başvurucunun daha önce

çalıştığı birliklerde çeşitli eylemleri sebebiyle oda hapsi ve hapis cezaları

aldığını, başvurucunun maiyetindeki bir yıllık görev süresinin sekiz buçuk

ayını raporlu ve izinli olarak geçirdiğini, görev gereği yılın büyük bir

bölümünü Güneydoğuda geçirdiklerinden, başvurucunun bu şekilde kendi biriminde

çalışmasının mümkün olmaması nedeniyle görev yerinin değiştirildiğini, “delüzyonel bozukluk” şüphesi nedeniyle başvurucunun

GATA’ya (Gülhane Askeri Tıp Akademisi) sevk edildiğini ve isnat edilen

suçlamaları kabul etmediğini belirtmiştir.

44. Belirtilen ifade ve

beyanları değerlendiren Cumhuriyet Savcısı, kamu davası açılmasını gerektirecek

düzeyde yeterli delil bulunmadığı gerekçesiyle, başvurucunun cinsel saldırı

eylemine ilişkin şikâyeti ile ilgili olarak kovuşturmaya yer olmadığına karar

vermiştir.

45. Başvurucunun şikâyeti

üzerine soruşturmanın derhâl başlatılmış olması, başvurucunun dilekçesi ve

şikâyetçi sıfatıyla alınan ifadesindeki veriler, şüphelinin savunmasında

sunduğu argümanlar ve başvurucunun, olayın meydana geldiği iddia edilen

tarihten, altı aylık yasal şikâyet süresini de içine alacak şekilde bir yıl

dört ay sonra adli makamlara şikâyetçi olması dikkate alındığında, Cumhuriyet

Başsavcılığınca etkisiz bir soruşturma yürütüldüğü sonucuna ulaşılması mümkün

değildir.

46. Açıklanan gerekçelerle,

Cumhuriyet Başsavcılığınca cinsel saldırı suçunun işlendiği şüphesiyle

yürütülen soruşturma kapsamında, Anayasa’nın 17. maddesi anlamında açık ve

görünür bir ihlal olmadığı anlaşılmakla, başvurunun “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. “Mobbing” İddiası

47. Başvurucu, cinsel saldırı

eylemi iddiasıyla sicil amiri hakkında şikâyette bulunması üzerine, hakkında

atama, disiplin cezası ve düşük sicil notu verilmesi şeklinde işlem ve

uygulamalar ile farklı tarihlerde onur ve haysiyetini rencide edici

davranışlarda bulunularak, Anayasa’nın 17. maddesinde düzenlenen maddi ve

manevi varlığını koruma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

48. Anayasa’nın 17. maddesinin

birinci ve üçüncü fıkraları şöyledir:

“Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkına sahiptir.

...

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan

haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”

49. Sözleşme’nin “İşkence yasağı” kenar başlıklı 3. maddesi

şöyledir:

“Hiç kimseye işkence

veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya ceza uygulanamaz.”

50. Anayasa’nın 17. maddesinin

birinci fıkrasında, herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme

hakkına sahip olduğu belirtilmekte olup, bu düzenlemede yer verilen maddi ve

manevi varlığı koruma ve geliştirme hakkı, Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesinde

özel yaşama saygı hakkı kapsamında güvence altına alınan fiziksel ve zihinsel

bütünlük hakkı ile bireyin kendini gerçekleştirme ve kendine ilişkin kararlar

alabilme hakkına karşılık gelmektedir (B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 30).

51. Anayasa’nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrasında ise kimseye “işkence”,

“eziyet” yapılamayacağı ve

kimsenin “insan haysiyetiyle bağdaşmayan”

muamele ve cezaya tabi tutulamayacağı düzenlenmiş olup, bu hüküm Sözleşme’nin

3. maddesi kapsamında güvence altına alınmış olan hukuksal çıkarları

kapsamaktadır. Belirtilen düzenlemede yer alan ifadeler arasında bir yoğunluk

farkı bulunmakta olup, kişinin maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne en ağır

şekilde zarar veren muamelelerin “işkence”,

bu seviyeye varmayan fakat yine de vücutta zarar ya da yoğun fiziksel veya

ruhsal ızdırap veren insanlık dışı muamelelerin “eziyet”, küçük düşürücü ve alçaltıcı

nitelikteki daha hafif muamelelerin ise “insan

haysiyetiyle bağdaşmayan” muamele veya ceza olarak belirlenmesi

mümkündür (B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 22).

52. Ancak, bir eylemin

Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının kapsamına girebilmesi için asgari

bir ağırlık düzeyine ulaşmış olması gerekir. Bu asgari eşiğin aşılıp

aşılmadığının belirlenmesinde her somut olayın özellikleri dikkate alınarak bir

değerlendirme yapılması esastır. Bu bağlamda, muamelenin süresi, fiziksel ve

manevi etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi faktörler

önem taşımaktadır (B. No. 2012/969, 18/9/2013, § 23). Somut olaydaki veriler

ışığında, belirtilen ağırlık eşiğinin altında kalan muamele ve eylemlerin ise,

diğer haklar kapsamında değerlendirilmesi mümkündür.

53. AİHM içtihadında da, başvuru

konusu iddiaların Sözleşme’nin 3. maddesinin güvence kapsamında yer alması için

minimum bir ağırlığa varması gerektiği kabul edilmekte ve acımasız, insanlık

dışı veya küçük düşürücü muamele veya cezanın ağır ve kasıt içeren şekli olarak

kabul edilen işkencenin, şiddetli acı veya eziyet uygulanması, acının kasıtlı

olarak uygulanması ve bilgi almak, cezalandırmak veya korkutmak gibi amaçlı bir

muameleyi içermesi gerektiği benimsenmektedir. Önceden tasarlanarak saatlerce

uygulanan ve gerçek yaralar ve en azından ağır fiziki ve ruhsal acılar çektiren

muameleler ise insanlık dışı muamele olarak değerlendirilmektedir. Küçük

düşürücü muamelenin ise, mağdurlarda korku ve aşağılık duygusu oluşturan, küçük

düşürücü ve alçaltıcı nitelikte olan muameleleri ifade ettiği kabul edilmekte

ancak, söz konusu muamelenin amacının ilgili kişiyi küçük düşürmek veya

alçaltmak olup olmadığı ve sonuçları itibarıyla mağdurun kişiliğini

Sözleşme’nin 3. maddesi ile uyuşmayan bir olumsuzlukta etkileyip etkilemediği

üzerinde durulmaktadır (B. No: 2013/2284, 15/4/2014, § 34).

54. Yukarıda yer verilen

tespitlerden de anlaşılacağı üzere, doğası gereği cezaların veya menfi hareket

ve eylemler ile olumsuz hayat deneyimlerinin, kişinin fiziki ve ruhsal değerlerini

etkilemesi ve kişide stres, üzüntü ve sair menfi tezahürlere yol açması ve bu

etkileri açısından özellikle küçük düşürücü muamele kavramını çağrıştırması

mümkün olmakla birlikte, belirtilen eylemlerin Sözleşme’nin 3. maddesi

anlamında işkence, insanlık dışı veya küçük düşürücü muamele ve bu kavramların

Anayasa’nın 17. maddesinde yer verilen muadilleri olan işkence, eziyet veya

haysiyetle bağdaşmayan muamele veya ceza olarak nitelendirilebilmesi için,

mağdurun sübjektif niteliklerinin yanı sıra muamelenin uygulanış şekli ve

yöntemi ile özellikle meydana getirdiği fiziksel ve ruhsal etkiler açısından

önemli bir ağırlığa ulaşmış olması gerekmektedir (B. No: 2013/2284, 15/4/2014,

§ 35).

55. Belirtilen tespitler

ışığında somut başvuru incelendiğinde; başvurucu, 17/10/2012 tarihinde üçüncü

sicil amiri olan N.M. tarafından işlendiğini iddia ettiği cinsel saldırı eylemi

ile ilgili olarak birçok defa amirlerine yazılı ve sözlü şikâyetlerini

iletmesine rağmen, mağduriyetini giderici kanuni işlemler yapılmadığını, sıralı

amirleri tarafından bu şikâyetleri nedeniyle şahsına yönelik farklı tarihlerde

onur ve haysiyetini rencide edici davranışlarda bulunulmak ve atama, disiplin

cezası ve düşük sicil notu verilmesi gibi idari işlemler tesis edilmek suretiyle

“mobbing”

uygulandığını belirterek, bu olaylar nedeniyle psikolojisinin bozulduğunu ve

tedavi görmekte olduğunu, bu şekilde uğradığı manevi zararlar nedeniyle

Anayasa’nın 17. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir. Başvurucu

tarafından iddia edilen eylemlerin fiziksel ve manevi etkileri, süresi ve

yoğunluk derecesi gibi unsurların değerlendirilmesi neticesinde; belirtilen

eylemlerin, kişilik haklarını ihlal ederek başvurucu üzerinde fiziki ve ruhsal

etkilerinin olması mümkün olmakla birlikte, özellikle kamu görevlisi olan

başvurucunun yetişkin bir birey olması ve mesleki statüsü de nazara

alındığında, Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında

değerlendirilmesi için gerekli olan asgari eşiği aştığı söylenemez.

56. Belirtilen nedenlerle başvurucunun

şikâyetinin, maddi ve manevi varlığın korunması hakkı ile bağlantılı olarak

Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrası kapsamında değerlendirilmesi uygun

görülmüştür.

57. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

“… Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının

tüketilmiş olması şarttır.”

58. 6216 sayılı Kanun’un, “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal

için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel

başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir”

59. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrasında,

bireysel başvuruda bulunulmadan önce, ihlal iddiasının dayanağı olan işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş olan idari ve yargısal başvuru

yollarının tamamının tüketilmiş olması gerektiği belirtilmiştir. Temel hak

ihlallerini öncelikle derece mahkemelerinin gidermekle yükümlü olması, kanun

yollarının tüketilmesi koşulunu zorunlu kılar (B. No: 2012/1027, 12/2/2013, §§

19–20; B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 26).

60. Ancak belirtilen hükümlerde

yer verilen olağan başvuru yolları ibaresinin, başvurucunun şikâyetleri açısından

makul bir başarı şansı sunabilecek ve bir çözüm sağlayabilecek nitelikte,

kullanılabilir ve etkili başvuru yolları olarak anlaşılması gerekmektedir.

Ayrıca, başvuru yollarını tüketme kuralı ne kesin ne şeklî olarak uygulanabilir

bir kural olup, bu kurala riayetin denetlenmesinde münferit başvurunun

koşullarının dikkate alınması esastır. Bu anlamda, yalnızca hukuk sisteminde

bir takım başvuru yollarının varlığının değil, aynı zamanda bunların uygulama

şartları ile başvurucunun kişisel koşullarının gerçekçi bir biçimde ele

alınması gerekmektedir. Bu nedenle başvurucunun, kendisinden başvuru yollarının

tüketilmesi noktasında beklenebilecek her şeyi yerine getirip getirmediğinin

başvurunun özellikleri dikkate alınarak incelenmesi gerekir (B. No: 2013/2355, 7/11/2013, § 28; B. No:

2013/2284, 15/4/2014, § 42; Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. İlhan /Türkiye, B. No. 22277/93,

27/7/2000, §§ 56–64).

61. Bireyin fiziksel ve zihinsel

bütünlüğü, Anayasa’nın 17. maddesinde yer verilen “maddi ve manevi varlık” kapsamında yer almaktadır. Devlet,

bireyin maddi ve manevi varlığının bir parçası olan fiziksel ve zihinsel

bütünlüğe keyfi olarak müdahale etmemek ve üçüncü kişilerin saldırılarını

önlemekle yükümlüdür. Ancak Devletin, bireylerin maddi ve manevi varlığına

yönelik olarak yapılan müdahalelere karşı etkili mekanizmalar kurma

çerçevesindeki pozitif yükümlülüğü, tüm müdahale türleri açısından mutlaka

cezai soruşturma ve kovuşturma yapılmasını gerekli kılmaz. Belirtilen haksız

müdahalelere karşı bireyin korunması hukuk muhakemesi yoluyla da mümkündür.

Nitekim fiziksel ve zihinsel bütünlüğe yapılan müdahaleler için ülkemizde hem

cezai hem de hukuki koruma öngörülmüştür. Ancak hukukumuz açısından, mobbing teşkil eden ve psikolojik taciz, şiddet ve yıldırma

türünden davranış grubu olarak kabul edilen ve somut başvuruya konu eylemlere

benzer eylemlerin içinde ceza hukuku anlamında suç teşkil eden fiillerin yer

alması durumunda, bu alandaki yaptırımlara tabi tutulma olanağı bulunmakla

beraber, özel hukuk anlamında bu tür fillerin tazminat davasına konu

edilebildiği görülmektedir. Yargı kararları nazara alındığında, belirtilen

tazmin imkanının, kişinin kamu görevlisi veya özel hukuka tabi bir hizmet

sözleşmesi çerçevesinde görev yapması nazara alınarak, hem idari yargı hem de

adli yargı alanında yer alan yargısal makamlarca sağlandığı anlaşılmaktadır

(YHGK, 25/9/2013 tarih ve E.2012/9-1925, K.2013/1407 sayılı; Danıştay 8.

Dairesi, 16/4/2012 tarih ve E.2008/10606, K.2012/1736 sayılı kararlar).

Dolayısıyla somut başvuruda belirtilen fiillere benzer eylemler vasıtasıyla

fiziksel ve zihinsel bütünlüğüne müdahale edildiği iddiasıyla bireyin, hukuk

davası yoluyla daha etkin bir giderim sağlaması mümkündür (B. No: 2013/2284,

15/4/2014, § 43).

62. Hukuka veya sözleşmeye aykırı

bir fiil nedeniyle başkasına verilmiş olan zararın tazmin edilmesi

yükümlülüğünü ifade eden hukuki sorumluluk, ceza hukuku alanında suç olarak

adlandırılan insan davranışına göre daha geniş bir hukuka aykırı davranış

grubunu kapsamaktadır. Bir eylemin suç teşkil edebilmesi için ilgili kanunda

açıkça tanımlanması gerekirken haksız fiil için böyle bir sınırlamaya yer

verilmemektedir. Ayrıca, ceza hukuku alanında taksire dayalı sorumluluğun

istisnai nitelik taşımasına rağmen, kasten veya taksirle başkalarına verilen

zararın hukuki sorumluluk kapsamında giderim imkânının daha fazla olduğu, ceza

hukuku alanında objektif sorumluluğa yer verilmezken hukuki sorumluluk alanında

objektif sorumluluk esasının da etkin şekilde uygulandığı ve hukuki sorumluluk

alanında aynı maddi vakıalar çerçevesinde daha düşük bir ispat standardı

kullanılarak kişisel sorumluluğun söz konusu olabildiği anlaşılmaktadır. Bunun

yanı sıra, hukuk sistemimizde ceza muhakemesinde şahsi hak iddiasında bulunma

imkânı ortadan kaldırılırken, hukuki sorumluluk alanındaki tazmin

yükümlülüğünün asıl gayesinin zarar görenin zararının telafi edilmesi olduğu

nazara alındığında, özellikle somut başvuruya konu ihlal iddiasına benzer

uyuşmazlıklar açısından, hukuki tazmin yolunun daha yüksek başarı şansı sunabilecek,

kullanılabilir ve etkili bir başvuru yolu olduğu anlaşılmaktadır (B. No:

2013/2284, 15/4/2014, § 44).

63. Başvuruya konu olayda

başvurucu, sicil amiri olan N.M. tarafından işlendiğini iddia ettiği cinsel

saldırı eylemi ile ilgili olarak, amirlerine yazılı ve sözlü şikâyetlerini

iletmesi nedeniyle amirleri tarafından şahsına yönelik farklı tarihlerde onur

ve haysiyetini rencide edici davranışlarda bulunulmak ve atama, disiplin cezası

ve düşük sicil notu verilmesi gibi idari işlemler tesis edilmek suretiyle “mobbing”

uygulandığını, bu eylem ve uygulamalar neticesinde psikolojisinin bozulduğunu,

bu sebeple tedavi görmekte olduğunu, bu olaylar nedeniyle Cumhuriyet

Başsavcılığına şikâyette bulunulduğu, yürütülen soruşturma sonucunda şüpheli

hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğini belirtmekle birlikte,

somut başvuru açısından daha etkili bir giderim yolu olan hukuk davası açma

yoluna gitmediği anlaşılmaktadır.

64. Yukarıda yer verilen

tespitler çerçevesinde, fiziksel ve zihinsel bütünlüğe ait unsurlara karşı

yapıldığı iddia edilen müdahaleler ile ilgili olarak, başvurucu tarafından

yalnızca ceza muhakemesi yoluna başvurulmuş olduğu nazara alındığında, Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için tüm başvuru yollarının

tüketilmesi koşulunun yerine getirildiği söylenemez (B. No: 2013/2284,

15/4/2014, § 46).

65. Açıklanan nedenlerle,

başvurucu tarafından fiziksel ve zihinsel bütünlüğüne ait unsurlara karşı

yapıldığı iddia edilen müdahaleler ile ilgili olarak yalnızca ceza muhakemesi

yoluna başvurulduğu ve somut başvuru açısından daha etkili bir giderim yolu

olan hukuk davası açma imkânı kullanılmaksızın bireysel başvuruda bulunulduğu anlaşıldığından,başvurunun bu kısmının “başvuru yollarının tüketilmemesi”nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

nedenlerle;

A. Başvurucunun,

1. Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki

iddialarının “konu bakımından yetkisizlik”,

2. Cinsel saldırı suçunun

işlendiği şüphesiyle Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma

kapsamında, Anayasa’nın 17. maddesinin ihlal edildiği yönündeki iddiasının, “açıkça dayanaktan yoksun olması”,

3. “Mobbing” oluşturduğunu ileri

sürdüğü uygulamalar nedeniyle Anayasa’nın 17. maddesinin ihlal edildiği

yönündeki iddiasının, “başvuru yollarının

tüketilmemesi”,

nedenleriyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerine bırakılmasına,

26/2/2015

tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar

verildi.

Başkan y.

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Nuri NECİPOĞLU

Hicabi

DURSUN

Erdal TERCAN Hasan Tahsin GÖKCAN Raportör : Recep ÜNAL Başvurucu : Ümit YALÇIN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/12984, 26 Şubat 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. Dursun
  16. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/12984
Tarih
26 Şubat 2015

İlgili Kararlar

  • Murat Boynuz Başvurusu (B. No: 2014/7478)
  • AYM Bireysel Başvuru B. No: 2013/2264
  • Adem Ülgen ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/6581)
  • Burak Günay Başvurusu (B. No: 2013/6217)
  • Zekerriya Demir Başvurusu (B. No: 2014/19435)
  • Osman Kavaklı Başvurusu (B. No: 2013/3947)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.