İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

AYM Bireysel Başvuru B. No: 2013/2264

1.

Başvuru No2013/2264Tarih26 Şubat 2015Okuma18 dk · 3.639 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Cemal Bayseferoğulları Başvuru I. Başvurunun Konusu

Karar tarihi
26 Şubat 2015
Başvuru Numarası
2013/2264
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.639 kelime·18 dk okuma·3 bölüm

1.

Başvurucu, hakkında tarh edilen katma değer vergisi (KDV) ve

vergi ziyaı cezasına ilişkin açtığı davada verilen karar nedeniyle Anayasa’nın

18., 36. ve 55. maddelerinde düzenlenen haklarının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

II.

BAŞVURU SÜRECİ

2.

Başvuru, 2/4/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır.

İdari yönden yapılan ön incelemede belirlenen eksiklikler tamamlatılmış ve

başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit

edilmiştir.

3.

Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca, 26/2/2014 tarihinde kabul

edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme

gönderilmesine karar verilmiştir.

4.

Bölüm Başkanı tarafından 29/5/2014 tarihinde, başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş

için Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.

5.

Adalet Bakanlığının 25/7/2014 tarihli görüş yazısı 30/9/2014

tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiştir. Başvurucu Bakanlık görüşüne karşı

beyanda bulunmamıştır.

III.

OLAY VE OLGULAR

A.

Olaylar

6.

Başvuru formu ve ekleri ile Adalet Bakanlığının görüşünde ifade

edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

7.

2003 yılı Ekim, Kasım ve Aralık dönemi için sahte belge

kullandığı gerekçesiyle 27/12/2004 tarihli üç adet ihbarnameyle başvurucu aleyhine

353.342,25 TL KDV ve bu tutar üzerinden 1.287.972,30 TL vergi ziyaı cezası tarh

edilmiş ve ihbarnameler 4/1/2005 tarihinde tebliğ edilmiştir.

8.

Başvurucu tarafından ihbarnamelerin terkini istemiyle 16/3/2005

tarihinde açılan davada, Ankara 3. Vergi Mahkemesi 4/2/2005 tarih ve

E.2005/176, K.2005/1296 sayılı kararıyla dava dilekçesinin reddine karar

vermiştir.

9.

Başvurucu tarafından yenilenen davanın ardından Ankara 3. Vergi

Mahkemesi, 9/11/2005 tarih ve E.2005/319, K.2005/1049 sayılı tek hakim kararı

ile davanın kabulüne karar vermiş ise de Ankara Bölge İdare Mahkemesi kararın

tek hakimle verilmiş olması nedeniyle 15/6/2006 tarih ve E.2006/2719,

K.2006/3250 sayılı kararı ile belirtilen kararı bozmuştur.

10.

Bozma kararına uyan Ankara 3. Vergi Mahkemesi, 26/9/2006 tarih

ve E.2006/1514, K.2006/1248 sayılı kararı ile davanın kabulüne karar vermiş ve

275,00 TL maktu vekalet ücretinin davalı idare olan Hitit Vergi Dairesinden

alınarak başvurucuya verilmesine hükmetmiştir.

11.

Karar, davalı idare tarafından temyiz edilmiş, Danıştay Dördüncü

Dairesi, yeterli araştırma yapılmadan karar verildiği gerekçesiyle 9/4/2008

tarih ve E.2007/566, K.2008/1269 sayılı kararıyla İlk Derece Mahkemesi kararını

bozmuştur.

12.

İlk Derece Mahkemesi 19/11/2008 tarih ve E.2008/1466,

K.2008/1647 sayılı kararıyla yeniden davanın kabulüne, ihbarnameye konu vergi

ve cezaların terkinine ve 350,00 TL maktu vekalet ücretinin davalı idareden

alınarak başvurucuya verilmesine karar vermiştir.

13.

Davalı idare davanın reddi gerektiği gerekçesiyle, başvurucu ise

nispi vekalet ücretine hükmedilmediği gerekçesiyle kararı temyiz etmiş,

Danıştay Dördüncü Dairesi her iki tarafın temyiz talebini reddederek,

24/12/2009 tarih ve E.2009/2583, K.2009/7070 sayılı kararı ile İlk Derece Mahkemesi

kararının onanmasına karar vermiştir.

14.

Bu karara karşı başvurucu tarafından karar düzeltme talebinde

bulunulmuş, Danıştay Dördüncü Dairesi 31/1/2013 tarih ve E.2010/4764,

K.2013/227 sayılı kararı ile talebi reddetmiş, ret kararı başvurucuya 21/3/2013

tarihinde tebliğ edilmiştir.

15.

Başvurucu, 2/4/2013 tarihinde bireysel başvuru yapmıştır.

B.

İlgili Hukuk

16.

13/12/2006 tarih ve 26375 sayılı Resmî Gazetede yayımlanarak

yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin İkinci Kısım, Birinci Bölüm

(4) numaralı bendi şöyledir:

“Yargı

Yerlerinde, İcra ve İflas Dairelerinde Yapılan ve Konusu Para Olsa veya Para

ile Değerlendirilebilse Bile Maktu Ücrete Bağlı Hukuki Yardımlara Ödenecek

Ücret

…

Vergi

mahkemelerinde takip edilen dava ve işler için

a)

Duruşmasız ise 350,00 YTL

b)

Duruşmalı ise 500,00 YTL”

17.

Aynı Tarife’nin İkinci Kısım İkinci Bölüm (14) numaralı bendi

şöyledir:

“Yargı

Yerleri ile İcra ve İflas Dairelerinde Yapılan ve Konusu Para Olmayan veya Para

ile Değerlendirilemeyen Hukuki Yardımlara Ödenecek Ücret

…

İdare

ve vergi mahkemelerinde takip edilen davalar için

(a)

Duruşmasız ise 325,00 YTL

(b)

Duruşmalı ise 400,00 YTL”

18.

13/12/2007 tarih ve 26729 sayılı Resmî Gazetede yayımlanarak

yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin İkinci Kısım, Birinci Bölüm

(4) numaralı bendi şöyledir:

“Yargı

Yerlerinde, İcra ve İflas Dairelerinde Yapılan ve Konusu Para Olsa veya Para

ile Değerlendirilebilse Bile Maktu Ücrete Bağlı Hukuki Yardımlara Ödenecek

Ücret

…

Vergi

mahkemelerinde takip edilen dava ve işler için

a)

Duruşmasız ise 390,00 YTL

b) Duruşmalı

ise 550,00 YTL”

19.

Aynı Tarife’nin İkinci Kısım İkinci Bölüm (14) numaralı bendi

şöyledir:

“Yargı

Yerleri ile İcra ve İflas Dairelerinde Yapılan ve Konusu Para Olmayan veya Para

ile Değerlendirilemeyen Hukuki Yardımlara Ödenecek Ücret

…

İdare

ve vergi mahkemelerinde takip edilen davalar için

(a)

Duruşmasız ise 350,00 YTL

(b)

Duruşmalı ise 450,00 YTL”

20.

Danıştay Sekizinci Dairesinin 23/1/2008 tarih ve E.2007/1110,

K.2008/332 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

“Avukatlık

Asgari Ücret Tarifesinin ikinci kısmının ikinci bölümünde yer alan dava konusu

düzenleme ile vergi mahkemelerinde görülecek uyuşmazlıklar için ödenecek

avukatlık ücreti belirlenmiş ancak, Tarifenin başka bir kısmında yer almayan

bir şekilde azami bir sınır getirilmiştir. Ayrıca yukarıda ifade edildiği gibi

Tarifenin ikinci Kısmının, İkinci Bölümünde konusu para olmayan veya para ile

değerlendirilemeyen uyuşmazlıklar için vergi mahkemelerinde ödenecek avukatlık

ücreti ayrıca sabit olarak belirlenmiş ve 12. maddede yapılan düzenleme ile

konusu para olan veya para ile değerlendirilebilen uyuşmazlıklar için vergi

mahkemelerinde ödenecek ücretin üçüncü kısımdaki nisbi oranlar üzerinden hesaplanacağı

belirtilmiştir. Dolayısıyla dava konusu düzenleme gözönüne alındığında vergi

mahkemelerinde görülen uyuşmazlıklarda alınacak avukatlık ücretleri için

Tarifenin bütünlüğü içindeki tutarlılığı bozacak şekilde düzenlemeler yapıldığı

anlaşılmaktadır.

Diğer

taraftan dava konusu düzenleme, konusu para olsa ve parayla değerlendirilse

bile maktu ücrete bağlı hukuki yardımlar başlığı altında düzenlendiği halde

anılan hüküm ile konusu para olan ve parayla değerlendirilebilen

uyuşmazlıklarda olduğu gibi nisbi oranlar üzerinden yapılacak hesaplama için

üst sınır getirilmiştir.

Bu

durumda, Tarifenin kendi bütünlüğü içindeki tutarlılığı bozacak şekilde vergi

uyuşmazlıklarında nisbi olarak hesaplanacak avukatlık ücretine dava konusu miktar

baz alınarak üst sınır getirilmesine ilişkin düzenlemede hukuka uyarlık

görülmemiştir.”

21.

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 23/1/2008 tarih ve

E.2008/776, K.2009/1605 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

“Vergi uyuşmazlıklarına ilişkin davaların büyük bir kısmında, uyuşmazlık

konusu meblağın yüksek olması nedeniyle, bu tür davalardaki hukuki yardımlar

için ödenecek avukatlık ücretinin tarifenin üçüncü kısmına göre, nispi olarak

hesaplanması halinde, dava aleyhine sonuçlanan tarafın yüksek miktarda

avukatlık ücreti ödeyeceği, bu durumun da haksız vergi salındığını düşünen

kişilerin hak arama yoluna başvurusunu engelleyeceği tartışmasızdır.

Nitekim

vergi davalarının bu niteliği dikkate alınarak, vergi uyuşmazlıklarının konusu

para olmasına karşın, vergi mahkemelerinde görülmekte olan dava ve işlerde

yapılacak hukuki yardımlarda ödenecek avukatlık ücreti, dava konusu düzenleme

ile maktu olarak belirlenmiştir.

İdarenin

düzenleyici işlemlerindeki bir kuralın, hukuka aykırılığı ortaya konulmadıkça,

aynı düzenlemede yer alan diğer bir kurala aykırılığından bahisle iptali söz

konusu olamaz.

Bu

durumda, vergi davalarının niteliği göz önüne alındığında, dava konusu istisnai

düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığından, bu düzenlemenin Tarifenin

bütünlüğünü bozduğundan da söz edilemeyeceği açıktır.

Yukarıda

yer verilen yasal düzenleme uyarınca, ülke çapında kurulu bulunan tüm baro

yönetim kurullarının hazırlayarak Türkiye Barolar Birliğine sundukları

tarifeler dikkate alınarak anılan Birlikçe son şekli verilen ve Adalet Bakanlığının

da incelemesinden geçerek yayımlanan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin İkinci

Kısım, Birinci Bölüm 4 no'lu alt bendinde; ülkenin ekonomik ve sosyal durumu,

avukatların davanın görümü sırasında harcadığı çaba, gayret ve emeğin karşılığı

ile kişilerin hak arama özgürlüğünün önünün açılması hususu dikkate alındığında

hukuka aykırılık bulunmadığından, Dairenin iptal kararında hukuka uyarlık

görülmemiştir.

Açıklanan

nedenlerle, davalı idarelerden Adalet Bakanlığı'nın temyiz isteminin kabulü ile

Danıştay Sekizinci Dairesinin 23.1.2008 günlü, E:2007/1110, K:2008/332 sayılı

kararının bozulmasına…”

22.

6/1/1982 tarih ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun

1. maddesinin (2) numaralı fıkrası, 14. maddesinin (3) ve (4) numaralı

fıkraları, 20. maddesinin (5) numaralı fıkrası, 49. maddesinin (3) numaralı

fıkrası ile 60. maddesi.

IV.

İNCELEME VE GEREKÇE

23.

Mahkemenin 26/2/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,

başvurucunun 2/4/2013 tarih ve 2013/2264 numaralı bireysel başvurusu incelenip

gereği düşünüldü:

A.

Başvurucunun İddiaları

24.

Başvurucu, Danıştay Sekizinci Dairesinin 23/1/2008 tarih ve

E.2007/1110, K.2008/332 sayılı kararıyla 13/12/2006 tarihli Resmî Gazete'de

yayımlanan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin İkinci Kısım Birinci Bölümdeki

"Vergi Mahkemelerinde takip edilen dava ve işler için" üst

sınır vekalet ücreti belirlenmesine dair hükmü iptal ettiğini, bu karar üzerine

Tarife’de yapılan ve 23/5/2008 tarih ve 26884 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan

değişiklik ile anılan hükmün yürürlükten kaldırıldığını, buna göre İlk Derece Mahkemesinin

19/11/2008 tarihli kararında nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken

maktu vekalet ücretine hükmedilmiş olmasının eşitlik ve tarafsızlık ilkelerine,

Anayasa'nın 18. maddesinde düzenlenen angarya yasağına, yine Anayasa’nın 55. maddesinde

düzenlenen ücrette adaletin sağlanmasına aykırı olduğunu, yargılamanın makul

sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş, yeniden yargılama

yapılmasına karar verilmesi talebinde bulunmuştur.

B.

Değerlendirme

25.

Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki

tavsifi ile bağlı değildir. Başvurucunun vekâlet ücretine yönelik hak ihlali şikâyetlerinin

mülkiyet hakkı yönünden, yargılamanın makul sürede bitirilmediği şikayetinin

ise adil yargılanma hakkı yönünden incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Mülkiyet Hakkının İhlali İddiası

26.

Başvurucu, 23/5/2008 tarih ve 26884 Resmî Gazete'de yayımlanan

değişiklik ile konusu para olan davalarda vergi mahkemelerinde üst sınır

vekalet ücreti ödenmesi düzenlemesinin kaldırılmasına karşın, İlk Derece Mahkemesinin

19/11/2008 tarihli kararında maktu vekalet ücretine hükmetmesi nedeniyle

mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

27.

Adalet Bakanlığı görüşünde, Avrupa İnsan Hakleri Sözleşmesi’nin

(AİHS) Ek (1) No'lu Protokolün 1. maddesi kapsamında ihlal iddiasında

bulunabilmesi için verilen kararların başvurucuların kendi mülkleriyle ilgili

olması gerektiği, AİHS’in, sadece mevcut mülke ve varlıklara koruma sağladığı,

bir kişinin hâlihazırda sahip olmadığı bir varlığın mülkiyetini kazanma

hakkının, kişinin bu konudaki menfaati ne kadar güçlü olursa olsun, mevcut

mülke sağlanan bu korumadan yararlanamayacağını, başvuru konusu olayda, başvurucunun

hali hazırda Anayasa tarafından korunan mülkü bulunup bulunmadığının

değerlendirilmesi sırasında göz önüne alınmak üzere yukarıda açıklanan

hususların göz önünde bulundurulması gerektiği bildirilmiştir.

28.

Anayasa’nın “Mülkiyet hakkı” kenar başlıklı 35. maddesi

şöyledir:

“Herkes,

mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu

haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.

Mülkiyet

hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.”

29.

Anayasa'nın “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması”

kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

“Temel

hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili

maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir.

Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve

lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

30.

AİHS’e Ek (1) No.lu Protokol’ün “Mülkiyetin korunması”

kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:

“Her

gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini

isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen

koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve

mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki

hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını

düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının

ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip

oldukları hakka halel getirmez.”

31.

Anayasa’nın 35. maddesinde herkesin, mülkiyet hakkına sahip

olduğu, bu hakkın ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabileceği,

mülkiyet hakkının kullanılmasının toplum yararına aykırı olamayacağı hükme

bağlanmıştır. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ve 6216 sayılı

Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası hükümlerine göre, Anayasa

Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için, kamu

gücü tarafından ihlal edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altına

alınmış olmasının yanı sıra AİHS ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin

kapsamına da girmesi gerekir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).

32.

Anayasa ve AİHS’in ortak koruma alanında yer alan mülkiyet

hakkı, mevcut mal, mülk ve varlıkları koruyan bir güvencedir. Bir kişinin

hâlihazırda sahibi olmadığı bir mülkün, bu mülkte gelecekteki değer artışını da

içerecek şekilde mülkiyetini kazanma hakkı, kişinin bu konudaki menfaati ne

kadar güçlü olursa olsun Anayasa ve Sözleşme’yle korunan mülkiyet kavramı

içerisinde değildir. Gelecekte elde edileceği iddia edilen bir kazanç,

kazanılmadığı veya bu kazanca yönelik icrası mümkün bir alacak mevcut olmadığı

sürece mülk olarak değerlendirilemez (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Denimark

Ltd/Birleşik Krallık, B. No: 37660/97, 26/9/2000; Kopecky/Slovakya,

B. No: 44912/98, 28/9/2004, § 35).

33.

Yukarıdaki hususun istisnası olarak belli durumlarda, bir “ekonomik

değer” veya icrası mümkün bir “alacak” iddiasını elde etmeye yönelik

“meşru bir beklenti”, Anayasa’nın ve Sözleşme’nin ortak koruma alanında

yer alan mülkiyet hakkı güvencesinden yararlanabilir. Meşru beklenti, makul bir

şekilde ortaya konmuş icra edilebilir bir alacağın doğurduğu, ulusal mevzuatta

belirli bir kanun hükmüne veya başarılı olma şansının yüksek olduğunu gösteren

yerleşik ve istikrarlı bir yargı içtihadına dayanan, yeterli somutluğa sahip

nitelikteki bir beklentidir. Temelsiz bir hak kazanma beklentisi veya sadece

ulusal hukukta mülkiyet hakkı kapsamında savunulabilir bir iddianın varlığı

meşru beklentinin kabulü için yeterli değildir. (Bu konudaki AİHM kararları

için bkz. Kopecky/Slovakya, B. No: 44912/98, 28/9/2004, § 52; Saghinadze/Gürcistan,

B. No: 18768/05, 27/5/2010, § 103,; SA Dangeville/Fransa, B. No:

36677/97, 16/4/2002, §§ 44-45).

34.

Yukarıda belirtilen Mahkeme içtihatları gereği, mülkiyet

hakkının ihlal edildiğini ileri süren başvurucunun, öncelikle böyle bir

hakkının var olduğunu, en azından bu hakkın varlığına dair meşru bir beklenti

içinde olduğunu kanıtlaması gerekmektedir (B. No: 2013/5049, 28/5/2014, § 27).

35.

Başvuru konusu olayda, başvurucu tarafından açılan dava İlk

Derece Mahkemesinde devam ederken, vergi uyuşmazlıklarındaki hukuki yardımlar

karşılığında ödenecek avukatlık ücreti için üst sınır belirleyen 13/12/2006 tarih

ve 26375 sayılı Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 2007 yılı Avukatlık

Asgari Ücret Tarifesi’nin İkinci Kısım, Birinci Bölüm (4) numaralı bendinin iptali

istemiyle Danıştay Sekizinci Dairesinde açılan davada, Daire, 23/1/2008 tarih

ve E.2007/1110, K.2008/332 sayılı kararıyla anılan bendin iptaline karar

vermiştir. Bu karar üzerine Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı 23/5/2008 tarih

ve 26884 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Tarife değişikliği ile 2008 yılı Avukatlık

Asgari Ücret Tarifesi’nin İkinci Kısım, Birinci Bölüm (4) numaralı bendini

yürürlükten kaldırmıştır.

36.

Danıştay Sekizinci Dairesi tarafından 2007 yılı Avukatlık Asgari

Ücret Tarifesi hakkında verilen karara karşı yapılan temyiz başvurusu üzerine

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu 23/1/2008 tarih ve E.2008/776, K.2009/1605

sayılı kararı ile Daire kararının bozulmasına karar vermiş, Danıştay Sekizinci

Dairesi de 21/6/2010 tarih ve E.2009/9947, K.2010/3668 sayılı kararıyla

tarifeye yönelik açılan davayı reddetmiştir.

37.

Bireysel başvuruya konu olan İlk Derece Mahkemesinin 19/11/2008

tarihli kararında, 2008 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin İkinci Kısım

İkinci Bölüm (14) numaralı bendi (§ 19) uyarınca vergi mahkemelerinde

duruşmasız takip edilen davalar için öngörülen 350,00 TL vekalet ücretinin

başvurucuya verilmesine karar verilmiş, Danıştay Dördüncü Dairesi, başvurucu

tarafından vekalet ücreti yönünden yapılan temyiz talebini 24/12/2009

tarihinde, karar düzeltme talebini ise 31/1/2013 tarihinde reddetmiştir.

38.

Bunun yanında, 18/12/2008 tarih ve 27085 sayılı Resmî Gazete’de

yayımlanan 2009 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nde ve 24/12/2009 tarih ve

27442 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 2010 yılı Avukatlık Asgari Ücret

Tarifesi’nde vergi uyuşmazlıkları için maktu vekalet ücretine hükmedileceği

kural altına alınmıştır.

39.

Görüldü üzere İlk Derece Mahkemesinin karar verdiği 19/11/2008 tarihi

itibarıyla Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin vergi uyuşmazlıklarındaki hukuki

yardımlar karşılığında ödenecek avukatlık ücreti için üst sınır belirleyen 2008

yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin İkinci Kısım, Birinci Bölüm (4) numaralı

bendi Danıştay Sekizinci Dairesinin kararı gereğince yürürlükten kaldırılmış,

aynı Tarifenin İkinci Kısım İkinci Bölüm (14) bendi uyarınca başvurucu lehine

maktu vekâlet ücreti ödenmesine karar verilmiş, daha sonra yayımlanan

Tarifelerde vergi uyuşmazlıkları için maktu vekalet ücreti öngörülmüş, Danıştay

Dördüncü Dairesine yapılan ve vekalet ücreti yönünden kararın bozulması istenen

temyiz başvurusu hakkında Dairenin karar verdiği tarih itibarıyla yürürlükte

bulunan Tarife’ye göre vergi uyuşmazlıkları için maktu vekalet ücreti öngörülmüş,

diğer taraftan Danıştay Sekizinci Dairesinin vergi uyuşmazlıkları için üst

sınır belirlenmesinin hukuka aykırı olduğuna yönelik verdiği karar, Danıştay

İdari Dava Daireleri Kurulunca bozulmuştur.

40.

Bu durumda, İlk Derece Mahkemesinin karar verdiği tarih

itibarıyla yürürlükte bulunan Tarife’de, vergi uyuşmazlıkları için bir üst

sınır getirilmemiş olmakla birlikte, Tarife’de buna ilişkin kuralın

bulunmamasının nedeninin Danıştay Sekizinci Dairesinin kararı olduğu, bu

kararın daha sonra Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca hukuka aykırı

bulunarak bozulduğu ve Dairenin bozma kararı sonrasında üst sınıra ilişkin

kurala karşı açılan davanın reddine karar verdiği, diğer taraftan bireysel

başvuruya konu İlk Derece Mahkemesi kararına karşı yapılan temyiz ve karar

düzeltme talepleri hakkında Danıştay Dördüncü Dairesince taleplerin reddine

ilişkin kararların verildiği tarih itibarıyla yürürlükte bulunun Tarifelerde de

vergi uyuşmazlıkları için maktu vekâlet ücretine hükmedileceği şeklinde

kuralların mevcut olduğu görülmekle, başvuru konusu olayda, başvurucu mülkiyet

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ise de; iddia ettiği hakkı elde etme

konusunda başvurucuyu meşru bir beklentiye sevk edecek bir kanun hükmü veya

yerleşik yargısal bir içtihat bulunmadığından, başvurucunun, Anayasa'nın 35.

maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkına ilişkin korumadan yararlandırılması

mümkün değildir.

41.

Açıklanan nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 35. maddesi

kapsamına giren korunmaya değer bir menfaatinin bulunmadığı anlaşıldığından,

başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden

incelenmeksizin “konu bakımından yetkisizlik” nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Yargılamanın Makul Sürede Sonuçlandırılmadığı İddiası

42.

Başvuru formu ile eklerinin incelenmesi sonucunda, açıkça

dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini

gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun bu kısmının kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

43.

Başvurucu 2005 yılında açmış olduğu davaya ilişkin yargılamanın makul

sürede tamamlanmayarak, Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan adil yargılanma hakkının

ihlal edildiğini iddia etmiştir.

44.

Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) ortak

koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün olmayıp (B. No: 2012/1049,

26/3/2013, § 18), Sözleşme metni ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarından

ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve

haklar, esasen Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının

da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme

yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı

ışığında yorumlamak suretiyle, Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM

içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara,

Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir Somut başvurunun dayanağını

oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca

adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle

ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten

Anayasa’nın 141. maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul

sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması

gerektiği açıktır (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38–39).

45.

Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,

tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun

davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir

davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması

gereken kriterlerdir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).

46.

Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca,

medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede karara

bağlanması gerekir. Hukuk sisteminde yer alan mevzuat hükümleri gereğince “kamu

hukuku” alanına dâhil olan, ancak sonucu itibarıyla özel nitelikteki haklar

ve yükümlülükler üzerinde belirleyici olan uyuşmazlıkları konu alan davalar da,

Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesinin koruması kapsamına

girmektedir. Bu anlamda, belirtilen düzenlemelerde yer verilen güvenceler,

başvurucunun haklarına zarar verdiği iddia edilen idari bir kararın iptali

talebiyle açılan davalara da uygulanacaktır.

47.

Makul süre değerlendirmesinde, sürenin başlangıcı kural olarak,

uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı tarih

olmakla beraber, bazı özel durumlarda girişimin niteliği göz önünde tutularak

uyuşmazlığın ortaya çıktığı daha önceki bir tarih başlangıç tarihi olarak kabul

edilebilmektedir (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. König/Almanya,

B. No: 51963/99, 23/5/2007, § 24; Poiss/Avusturya, B. No: 8163/07, 2/4/2013,

§ 21). Somut başvuru açısından benzer bir durum söz konusu olup, makul süre

değerlendirmesinde nazara alınacak zaman diliminin başlangıç tarihi,

başvurucuya vergi ziyaı cezalı KDV tarhiyatlarına ilişkin ihbarnamelerin tebliğ

edildiği, 4/1/2005 tarihidir (B. No: 2013/596, 8/5/2014, § 52).

48.

Sürenin bitiş tarihi ise, çoğu zaman icra aşamasını da

kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihidir. Bu kapsamda, somut

yargılama faaliyeti açısından sürenin bitiş tarihinin, başvurucunun karar

düzeltme talebi hakkında verilen Danıştay Dördüncü Dairesinin E.2010/4764,

K.2013/227 sayılı karar tarihi olan 31/1/2013 tarihi olduğu anlaşılmaktadır.

49.

Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesinde, vergi ziyaı

cezalı KDV tarhiyatlarına ilişkin ihbarnameler 4/1/2005 tarihinde tebliğ

edilmiş, 16/3/2005 tarihinde tarhiyatın kaldırılması için dava açılmış,

9/11/2005 tarihinde davanın kabulüne karar verilmiş, 15/6/2006 tarihinde Ankara

Bölge İdare Mahkemesince karar bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi 26/9/2006

tarihinde davanın yeniden kabulüne karar vermiş, Danıştay Dördüncü Dairesi

9/4/2008 tarihinde temyiz talebini kabul ederek İlk Derece Mahkemesi kararını

bozmuş, İlk Derece Mahkemesi 19/11/2008 tarihli kararı ile yeniden davanın

kabulüne karar vermiş, Danıştay Dördüncü Dairesi 24/12/2009 tarihli kararı ile

temyiz taleplerini reddederek İlk Derece Mahkemesi kararını onamış, 31/1/2013

tarihli kararı ile de karar düzeltme talebinin reddine karar vermiştir.

50.

İlgili yargılama evrakının incelenmesinden, 2577 sayılı Kanun’da

yer alan usul hükümlerine tabi bir yargılama faaliyetinin söz konusu olduğu ve

idari yargı alanına dâhil uyuşmazlıkları konu alan yargılama faaliyetleri için

geçerli genel usuli hükümler içeren 2577 sayılı Kanun’un muhtelif maddelerinin,

uyuşmazlıkların makul sürede çözümlenmesi gerekliliğini ortaya koyduğu anlaşılmaktadır

(§ 22).

51.

Hukuk sistemimizde idari yargı alanında yer alan uyuşmazlıklara

ilişkin dava sürelerinin makul yargılama süresini aştığı yönündeki tespitlere,

AİHM tarafından verilen birçok ihlal kararında yer verilmiş olup, özellikle

idari yargı alanındaki yapısal sorunlar ve Danıştay nezdinde temyiz ve karar

düzeltme incelemelerinde geçirilen uzun yargılama sürelerinin ihlal kararlarına

temel oluşturduğu anlaşılmaktadır. Bu kapsamda idari yargı makamları nezdindeki

yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce

bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesi tarafından, özellikle 2577

sayılı Kanun’da yer alan usul hükümleri de göz önünde bulundurularak makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde karar verilmiştir (B. No:

2012/1198, 7/11/2013, § 54-60).

52.

Başvuruya konu davada yer alan kişi sayısı ve davanın mahiyeti

nedeniyle icrası gereken usul işlemlerinin niteliği başvuruya konu yargılamanın

karmaşık olduğunu ortaya koymakla birlikte, davaya bütün olarak bakıldığında, 2577

sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine tabi bir yargılama sürecine ilişkin

somut başvuru açısından farklı bir karar verilmesini gerektirecek bir yön

bulunmadığı ve söz konusu sekiz yıl yirmi yedi gün süren yargılamada makul

olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

53.

Açıklanan nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi Yönünden

54.

Başvurucu, yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmamasına

yönelik tazminat talebinde bulunmamıştır.

55.

6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit

edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını

ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye

gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde

başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması

yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

56.

Başvuruda, başvurucu tarafından tazminat talebinde bulunulmaması

nedeniyle, yalnızca Anayasa’nın 36. maddesinin ihlal edildiği tespitinin

yapılması gerekmiştir.

57.

Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler uyarınca

tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan 1.698,35

TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

V.

SONUÇ / HÜKÜM

HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A.

Başvurucunun,

1. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının "konu bakımından yetkisizlik"

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR

OLDUĞUNA,

3. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

B.

Başvurucu tarafından yapılan 198,35 harç ve 1.500,00 TL vekâlet

ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

C.

Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

26/2/2015 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan y. : Burhan ÜSTÜN Üyeler : Nuri NECİPOĞLU Hicabi DURSUN Erdal TERCAN Hasan Tahsin GÖKCAN Raportör : Bahadır YALÇINÖZ Başvurucu : Cemal BAYSEFEROĞULLARI Vekili : Av. Nedim ERKUŞ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/2264, 26 Şubat 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. Başvuru Süreci
  4. Olay Ve Olgular
  5. İnceleme Ve Gerekçe
  6. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/2264
Tarih
26 Şubat 2015

İlgili Kararlar

  • Adem Ülgen ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/6581)
  • Burak Günay Başvurusu (B. No: 2013/6217)
  • Zekerriya Demir Başvurusu (B. No: 2014/19435)
  • Osman Kavaklı Başvurusu (B. No: 2013/3947)
  • İbrahim Bilmez Başvurusu (B. No: 2013/434)
  • Ercan Tosun ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/5934)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.