İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm
Birinci BölümBaşvuru No: 2013/434Tarih: 26 Şubat 2015

İbrahim Bilmez Başvurusu (B. No: 2013/434)

Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

İBRAHİM BİLMEZ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2013/434)

Karar Tarihi: 26/2/2015

R.G. Tarih-Sayı : 16/4/2015-29328

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, kendisine posta yoluyla gönderilen bir

derginin, Kocaeli 2 No.lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu Eğitim

Kurulu (Eğitim Kurulu) tarafından yasaklanması ve buna ilişkin şikâyet ve

itiraz başvurularını inceleyen yargı mercilerinin kararları sonucunda

Anayasa’nın 5., 10., 17., 26., 36. ve 141. maddelerinin ihlal edildiğini ileri

sürmüş, maddi ve manevi tazminat taleplerinde bulunmuştur.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 24/12/2012 tarihinde İstanbul 4. Ağır Ceza

Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinde belirlenen eksiklikler tamamlatılmış ve Komisyona

sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca, 13/9/2013 tarihinde,

kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme

gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 7/1/2014 tarihinde yapılan toplantıda

başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve

bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmesine karar

verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve olgular 8/1/2014 tarihinde

Bakanlığa bildirilmiştir. Bakanlığın yazılı görüşü 7/3/2014 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunulmuştur.

6. Bakanlık görüş yazısı, başvurucuya 14/3/2014 tarihinde

bildirilmiştir. Başvurucu Bakanlık görüşüne karşı beyanlarını 31/3/2014

tarihinde sunmuştur.

III. OLAYLAR VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2012/64

sayılı dosyası kapsamında tutuklu olup, başvuru tarihi itibarıyla Kocaeli 2

No.lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumunda (Ceza İnfaz Kurumu) bulunmaktadır.

9. Posta yoluyla gönderilmiş olan “Demokratik Modernite”

adlı derginin (Dergi) 2012/2 numaralı sayısı, Eğitim Kurulunun 13/9/2012 tarih

ve 2012/45/44 sayılı kararı gereğince başvurucuya teslim edilmemiştir. Kararın ilgili

kısımları şöyledir:

“İlgili dergide yasa dışı terör örgütünün

sözde lideri Abdullah ÖCALAN'ın yasaklı kitaplarından

alıntılar (Örnk.S.48) yapılmış olup; ÖCALAN'ı ve

örgütü övücü, meşrulaştırıcı (Örnk.S.60-76) ifade ve yorumlar vardır. Ayrıca

ilgili dergi hakkında yine ... Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü Eğitim Kurul

Başkanlığının 18/07/2012 tarih ve 2012/37/32 sayılı verilmemesi yönünde kararı

vardır.

Belirtilen nedenlerden: Ceza İnfaz

Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında

Kanun’un 62. Maddesinin 3. bendinde geçen ‘Kuruma gelen her türlü yayının,

kurum güvenliğini tehlikeye düşüren veya müstehcen haber, yazı, fotoğraf ve

yorumları kapsayan nitelikte olup olmadığına karar vermek.’ ayrıca, Ceza İnfaz

Kurumları ile Tutukevleri Kütüphane ve Kitaplık Yönergesi'nin

11. Maddesinin (b) bendinde geçen ‘Mahkemece yasaklanmamış olsa bile, Kurum

güvenliğini tehlikeye düşürdüğü veya müstehcen haber, yazı, fotoğraf ve

yorumları kapsadığı eğitim kurulu kararıyla tespit edilen hiçbir yayın kuruma

kabul edilmez.’ hükmüne binaen ilgili yayınların arşive kaldırılmasına, adı

geçen hükümlü ve tutuklulara verilmemesine, ...”

10. Başvurucu bu karara karşı Kocaeli İnfaz Hâkimliğine

(İnfaz Hâkimliği) itirazda bulunmuştur. Başvurucunun itirazını inceleyen İnfaz

Hâkimliğinin 31/10/2012 tarih ve E.2012/1885, K.2012/2035 sayılı kararı ile

başvurucunun itirazının reddine karar verilmiştir.

11. Başvurucu, anılan ret kararına karşı Kocaeli 2. Ağır Ceza

Mahkemesine (Ağır Ceza Mahkemesi) itirazda bulunmuştur. Başvurucunun itirazını

inceleyen Ağır Ceza Mahkemesinin 21/11/2012 tarih ve D.İş.2012/1766 sayılı

kararı ile başvurucunun itirazının reddine karar verilmiştir.

12. Ağır Ceza Mahkemesinin kararı başvurucuya 26/11/2012

tarihinde tebliğ edilmiştir.

13. Başvurucu, 24/12/2012 tarihinde, Anayasa Mahkemesine

bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. Başvuruya Konu Dergi

14. “Demokratik Modernite”, merkezi İstanbul’da olan ve üç ayda

bir yayımlanan bir dergidir.

15. Derginin başvuruya konu 2012/2 numaralı sayısının ilgili

kısımları, internet sayfasından temin edilerek incelenmiştir.

16. Derginin 47. vd. sayfalarında yer verilen ve Sercan Aydın

tarafından kaleme alınan “Bir Modernite Masalı: Yüzükteki İktidar” başlıklı

makalede, “kapitalist uygarlığın”

kaderinin Ortadoğu’daki gelişmelere bağlı olduğu, “kapitalist modernitenin” geçirdiği

krizin dönemsel ve sonuncu olmadığı, krizin sebebinin azami kar amacı güden

tekelleşmeye dayalı kapitalizm olduğu, dünyada mevcut durumun bir uygarlık krizi

olduğu, yalnızca iktidar sahiplerinin çıkarlarının korunmasının asıl problemi

oluşturduğu, tarihsel süreçte anaerkil düzenden ataerkil iktidara geçiş

yaşandığı, iktidarın erkeklikle özdeşleştirildiği, erkek egemen toplum

yapısının tesisinde hukuk, askeri düzen ve dinin kullanıldığı, iktidarın,

sorgulayan bireyleri tehlikeli bulduğu ve biat eden toplum yapısı arzuladığı,

hiyerarşinin, erkeğin din ve devlete kutsallık giysisi giydiren bir aklın ürünü

olduğu, hiyerarşik ataerkil düzenle birlikte iktidarın kendini devlet şeklinde

görünür kıldığı, ancak “iktidar eşittir

devlet” olmadığı ve iktidar için devletin “olmazsa olmaz” olmadığı ifade edilmiştir.

17. Makalenin devamında, Abdullah Öcalan’ın “iktidar” kavramına ilişkin olarak “kadim bir gelenek, artık ürünü elde etmeye, artırmaya

ve ele geçirmeye yönelik her türlü toplumsal faaliyet” ve “devlet” kavramına ilişkin olarak “iktidarın hukuksallaşmış biçimidir”

şeklindeki tanımlamalarına yer verildiği; iktidar ve devletin asıl hedefinin

her zaman “toplumsal sömürü”

olduğu, buna itiraz edilmesi halinde savaşlar ve darbelerle toplumun “yola getirilmeye” çalışıldığı, kapitalist

uygarlığın ahlaki bağları çözdüğü ve arzu ettiği şekilde, toplumu bireylerden

oluşan kişiliksiz bir sürü haline getirdiği, kapitalizmin, üzerinde yaşadığımız

gezegeni tehdit eden bir canavar, iktidarın ise onulmaz bir hastalık olduğu,

iktidarın, sahibini kölesi yaptığı ve “iyi

iktidar” olmadığı düşüncelerine yer verilmiştir.

18. Sonraki kısımlarda ise, devletleşmiş iktidarın özelliklerine

yer verilerek, iktidarın, topladığı vergilerin topluma hizmet olarak

yansıtıldığı propagandasını yaptığı, ancak esasen belirli bir zümrenin

zenginleştirildiği, buna karşılık, yönetilenlerin iktidarı içselleştirdikleri,

yegâne baskı yönteminin, şiddet olmadığı, insanların gündelik yaşamlarının

denetlenmesinin de baskının bir türü olduğu, medya gücünün bir silaha

dönüştürüldüğü, egemen ideolojinin etkisi altına giren toplumun kendi

gerçekliğini göstermeye çalışan her türlü sese kulak tıkadığı fikirleri ifade

edilmiştir. Makalenin son kısmında, iktidarların ezici güç ve zihin yıkama

araçlarıyla toplumu kendilerine bağımlı hale getirdikleri, ancak iktidarın

vazgeçilmez olmadığı vurgusu yapılmıştır.

19. İktidar ve devletin vazgeçilmez olmadığı, bilakis bu iki

olgunun insanlık ve toplumun güçsüz kesimleri için zararlı olduğu hususlarının,

makalenin ana fikrini oluşturduğu anlaşılmaktadır. Makalenin yazarı, bu fikrini

kendi perspektifinden ele alırken, terör örgütü lideri olan Abdullah Öcalan’ın

kavramsal tanımlamalarına yer vermiştir.

20. Anılan Derginin 50. sayfasından başlayıp devam eden ve

Ferhat Çiçek tarafından kaleme alınan “Kapitalist

Modernitenin Resmi İdeolojisi: LİBERALİZM”

başlıklı makalenin (Derginin 60. ve 61. sayfalarına tekabül eden) son iki

sayfasında, hiyerarşik-devletçi sistemin, her sistem gibi kendini beyinlere

kazımak istediği, bu işte bir dönem mitolojiyi, dini ve felsefeyi kullandığı,

gelinen noktada dini düşünce yerine din haline getirilen pozitivist düşünüşün

hâkim olduğu, liberalizmin cinsiyetçiliği kullandığı, kadın ve erkeğin

birbirini tamamlayan iki cinsin ötesinde, eşitlik kisvesi altında kadının

cinsel meta haline getirildiği ve erkeğin cinsellik güdüsünü canlı tutmak için

kullanıldığı, bu konuda bir özgürlük yanılsamasının yaşandığı görüşlerine yer

verilmiştir.

21. Derginin, 62 ilâ 71. sayfalarında, Eser Sağlam tarafından

kaleme alınan “Kapitalist Modernite Döneminde Kültür ve Ahlak’ın

Başlıca Özellikleri” başlıklı makalede, ulus-devlet kültürü ve

ahlakın parçalanması, kültürün metalaştırılması, bireycilik kültürü ve toplumun

ahlâki çöküntüye sürüklenmesi, popüler kültür, post

modern kültür, sanal kültür, medya kültürü ve kültür emperyalizmi konularına

temas edilmiştir.

22. Kapitalizm ve “endüstriyalizm”

öncesi uygarlık çağlarında bireylerin kendi aidiyetlerini mensup oldukları

kantona, feodal beye veya aşirete göre tanımladıkları, ulus-devletin bu

anlayışı ortadan kaldırarak vatandaşlık bağını getirdiği, “iyi vatandaş” kavramının, devletin tüm

buyruklarına ve hukuk sistemine kölece boyun eğen “uyruk” olarak anlaşıldığı, ulus-devlet içinde bir ırk, din,

mezhep veya kültürel kümenin hâkim kılındığı, diğerlerinin ise yasaklanıp baskı

altına alındığı, bunun en uç örneğinin Türk ulusal devletindeki “tek devlet, tek millet, tek bayrak, tek dil”

anlayışının bireylere empoze edilmesi olduğu, ulus-devlet ve kapitalist

ilişkilerin, toplumsal kümeler arasında çimento işlevi gören ahlak yerine,

hukuk kriterleri ikame ettiği, bu şekilde toplumun aklı, yargısı, vicdanı,

kendini koruma ve yürütüş ilkesi olan ahlakın bir kenara itildiği, kültür

kapsamı içinde nitelendirilebilecek hemen her şeyin metalaştırıldığı, paranın

istenen her şeyin anahtarı olarak görüldüğü ifade edilmiştir.

23. Bu kapsamda, Abdullah Öcalan’ın Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi (AİHM) önündeki savunmasında geçtiği belirtilen “Para gücünü tanrıyla eşitlemektedir. Yani tanrı=para

formülü en çok kapitalist topluma yakışmaktadır. Para, sistemin ruhunun somut

ifadesi olmaktadır. Sihirli güçtür, çevrilemeyeceği hiçbir değer yoktur.

Toplumun daha önceki biçimlerinde simgeleri totem, tanrı, tanrı-krallar gibi

değerlendirilirken, kapitalist biçimlenişte toplumun en özlü ve güç

yansıtıcısı, bireysel ruhu en çok çeken, uğruna her şeyin göze alındığı,

gerektiğinde tüm insanlığa kan kusturacak savaşlara götüren güç para

olmaktadır. Para etrafında şekillenen bir ruh kimliği geçerli olmaktadır.”

değerlendirmesine yer verilmiştir. “Kapitalist

modernitenin” insan toplumuna dayattığı sosyo-kültürel biçimlenişin bireycilik olduğu,

bireyciliğin, toplumsalın aleyhine toplumun içyapısında sürekli derinleşen bir

çözülmenin mimarı olduğu belirtilerek, Abdullah Öcalan’ın bireycilik kültürünün

yaşamdaki tüm etkileri ve yansımaları bakımından günümüz toplumlarında,

toplumsalı içten içe çürüten bir kanserleşme hali olduğu yönündeki görüşüne

atıf yapılmıştır. Makalenin devamında popüler kültürün anlam kaymasına

uğradığı, asıl anlamı olan “halka ait”in

ötesinde, “bir çok kişi tarafından sevilen veya tercih edilen”

şeklinde algılandığı, popüler kültür kisvesi altında halkın tercih, beğeni ve

eğilimlerinin yönlendirildiğine dikkat çekilmiştir. Sonraki kısımda ise post

modern kültürün özellikleri ve çeşitli sanat dallarına yansımaları ve sanal

kültürün insan bilinci ve toplumsal yaşamdaki etkileri üzerinde durulmuştur.

24. Sanat kültürle ilgili olarak Abdullah Öcalan’ın “Demokratik Toplum Manifestosu” adlı

kitabında geçen “Kapitalizmin zihniyet

hegemonyasında temelde medya organlarınca yürütülen sanal dünya diğer çok

önemli bir zihinsel araçtır. Yaşamın sanallaşması analitik aklın en uç

sınırlarına varmasıdır. Savaş gibi en dehşetli bir olay bile sanal olarak

sunulduğunda ahlakı tek başına yıkması işten bile değildir. İnsan beden ve

zihninin deneyimlemediği yaşama eskiden beri sahte yaşam denirdi. Sanal ismi

takılmakla sahte olmaktan kurtulamaz. Sanal yaşamı olanaklı hale getiren teknik

gelişim kendi başına suçlanmıyor. İstismarı bir kere daha karşımıza birey

zihnini felç eden özellikleriyle değerlendiriliyor. Başıboş teknoloji en

tehlikeli silahtır. Kapitalizmin tekniğe hâkimiyeti ve milyarları yönetme

ihtiyacı sanal yaşamı zorlayan esas etkendir. Yaşam artık yaşanmıyor sürekli

sanallaşıyor. Bir nevi ayakta ölüm oluyor. Simülakiler

sanal yaşamın en somut halidir. Her olayı, ilişkiyi, eseri, simüle

etmekle insan bilgilenmez, aptallaştırılır. Tüm uygarlık eserlerinin taklidi

yapılmakla bir gelişme sağlanmıyor. Taklit kültürünün hegemonyası

gerçekleştiriliyor, yaşamın özünde yatan farklılaşma asla tekrara dayanmaz.

Tarih bile tekerrür etmez. Taklit gelişmenin zıddıdır. Sanal yaşam ise sınırsız

taklide dayanır. Herkes birbirini taklit ederek birbirine benzetilir.

Böylelikle koyun sürüleri yaratılır. Finans çağı sanal yaşam olmadan yaşayamaz.

Ancak sınırsız aptallaşmayla yürüyebilir ki o da sahte sanal yaşamla

gerçekleştirilir.” ifadeleri nakledilmiştir.

25. Yazının devamında, “medya

ve kültür emperyalizmi” üzerinde durularak, “dünyayı yöneten güçlerin”, medya

aracılığıyla dünya hakkında nasıl düşünülmesi gerektiğini belirlediği ve

kitlelerin bu şekilde yönlendirildiği vurgulanmış, tüketim kültürü başlığı

altında medya aracılığıyla tüketmenin yaşamın vazgeçilmezi olarak sunulduğu,

insanların güdü, duygu ve düşünsel dünyasının, tüketim kampanyalarının günlük

kışkırtmaları ve uygulamaları ile tahrik edildiği, daha fazla sermaye

birikimini elde etmek için hiçbir kural, hiçbir toplumsal değer ilkesinin

tanınmadığı, kapitalizmin topluma “ya tüket,

ya da öl” mesajını ilettiği tespitlerine yer verilmiştir.

26. Derginin 72 ilâ 77. sayfalarında Aydın Söğüt tarafından

kaleme alınan “Kapitalist Modernite ile Hesaplaşan Halk: Kürtler” başlıklı

makalenin girişinde Abdullah Öcalan’ın “Direniş,

kendi başına modern hegemonyayı yıkmaya ve alternatif geliştirmeye yetmez,

karşı modernitesini inşa etme ustalığını gerektirir.”

ifadelerine yer verilmiştir. Yazının devamında neolitik dönemde “toplumsal devrime” öncülük ve uygarlıktaki

“siyasal devrime” de zemin teşkil

eden Ortadoğu coğrafyasının bir kez daha evrenselde kritik bir rol oynama

şansının doğduğu, Abdullah Öcalan’ın “yoğunlaşmaları”

sonucunda sözü edilip tartışılan “paradigma

değişikliğinin”, bu sürecin başladığının göstergesi olduğu, “paradigma değişimi” konusunda Abdullah

Öcalan’ın “demokratik komünal”

toplum ile egemenlikçi devlet toplumunu karşılaştırırken “birikim-kopuş denklemi” kullandığı, ama

bunların nitelik olarak farklı olduğu, egemenlikçi uygarlığın tarihteki

gelişiminin birikimci, fakat demokratik uygarlıkla ilişkisinin kopuşlu olduğu,

aynısının “demokratik uygarlık”

açısından da geçerli olduğu, kapitalizmin tüm “vahşiliğine”

rağmen, “hazmedile hazmedile”

yerleştiği, Latin Amerika’daki alternatif deneyimler ve Ortadoğu’daki

bunalımın, “kapitalist modernitenin”

kendini toplumlara tamamen kabul ettiremeyişinin göstergesi olduğu, bu kapsamda

oluşturulan tahribat sonucunda, Türkiye-Suriye ve Türkiye-Irak sınırlarının

çokça tartışıldığı, arada kalan Kürtlerin kıyıma uğradığı, araya çekilen yapay

sınırlarla bir tarafa Türk olması, Türkçe konuşması ve yaşaması dayatılırken,

diğer tarafa Arap olması, Arapça konuşması ve yaşamasının dayatıldığı fikirleri

ortaya konulmuş ve Avrupa’daki muhalefet ile Ortadoğu’daki muhalefetin

mukayesesi yapılmıştır.

27. Yazının sonraki kısımlarında tekelleşmenin ancak ulus-devlet

sınırları ve milliyetçilikle mümkün olduğu, bu sınırların suni homojenliği

gerektirdiği ve sonunun “faşizm”

olduğu, bu yolda büyük paylaşım savaşları yaşandığı, milyonların öldüğü, ancak

çarkın sağlamlaştığı, ancak dünyanın diğer coğrafyalarındaki “uyanış” ve hareketlenmelerle çarkın

teklemeye başladığı, son finansal krizle Ortadoğu’daki ayaklanmaların aynı

zamana denk gelmesinin tesadüf olmadığı ifade edilmiştir. Kürtlerin, diğer

coğrafyalardaki halklardan farklı olarak, “her

türlü fiziki ve kültürel soykırımdan” geçirildikten sonra

varlıkları, tarihleri ve var olma haklarının inkâr edildiği, önceki dönemlerde

belirli bir yeri, rolü, varlığı ve kimliği olan Kürt halkının “modernizmin”

son yüzyılında bunları yitirmiş olmasının, “kapitalist

modernite” ile “özgün bir hesaplaşma” için başlı başına yeterli bir neden

olduğu, diğer topluluklardaki “ödül”

sisteminin Kürtler açısından farklı işlediği, var olmanın, nimetlerden

faydalanmanın, “insan sayılmanın”

yolunun “Kürtlükten kaçıştan”

geçtiği, “hükümet partisine yamanan”

kesimlerin durumunun böyle olduğu, “sömürgeci

inkar ve imha rejiminin hükümetinde” yer alıp aynı zamanda Kürtçülük

yapıldığı, belirtilen coğrafyada Kürtlüğe ve Kürtçe’ye

bir gelecek biçilmediği, “Kürt Özgürlük Hareketi”nin

siyasi partilerinin “dil, özyönetim, özsavunma” gibi hak taleplerine olumsuz yanıt

verenlerin “bir ulus-devlet kurmaktan başka

çareniz yok, gücünüz varsa kurarsınız, yoksa da bu halinize razı olup

şükredersiniz” imasında bulunduklarının farkında olmadıklarını,

mevcut paradigmanın, varlık için yalnızca kendi dizgesinde bir oluşumu kabul

edebileceği, Kürtlerin var olabilmeleri için bir ulus-devlet kurmalarının

gerektiği, bunun ise egemen sistemin o anki çıkar dengesine bağlı olduğu,

halihazırda konjonktürün bir Kürt devletine el vermediği, İran ve Suriye’de

muhalefet oluşturabilmek için “kırk takla

atan” sistemin, “örgütlü ve

iradeli Kürt özgürlük muhalefetini görmezden gelmesi”nin ve “terörist” saymasının güncel bir gerçeklik

olduğu, aynı özgürlük hareketinin çizgisindeki Kürtlerin, sınırın bir tarafında

silah kullandıkları, diğer tarafında ise kullanmadıkları için lanetlendikleri

düşüncelerine yer verilmiştir.

28. Makalenin devamında, Kürt kadınları tarafından yapılan işlere

medyanın duyarsızlığından şikâyet edilmektedir. Paradigma değişimlerine ilişkin

olarak yazar, “Ama bize göre, yani Öcalan’ın

tarihsel toplum bakışına göre bunlar iktidarcı-devlet

toplumu için birikimsel dönüşümler süreçleridir.

Kopuşlu olanı ise aynı süreçlerde ayrıca birikimsel

dönüşümler yaşayan demokratik toplum, demokratik uygarlık ve özgürlük

mücadeleleri serüvenidir. Kürtlerin Ortadoğu’da yaşaması ve gerçekleştirmesi

gereken paradigmal değişim, bu ikinci geleneğe

dayanarak birincisinde(n) kopmak ve (o)na üstünlük

sağlayacak bir yeni ‘modern’ alternatif yaratmaktır.” ifadelerine

yer vermiştir. Devamında Yukarı Mezopotamya coğrafyasının on beş bin yıllık

tarihi nedeniyle çoraklaşan topraklarının, ancak mütevazi bir üretime

dayanabileceği ve Abdullah Öcalan’ın tarım ve enerji projeleri önerisinin

ekolojik dengeye dayalı ve koruyucu bir perspektif taşıdığı, merkezi planlı

barajlar ve HES projelerinin güncel güvenlik politikalarının yanı sıra

yaşanılır olmaktan çıkarma stratejisinin ayakları olduğu ifade edilmiştir.

Yazar, “Kapitalist modernitenin

bölgedeki temel şubelerinde(n) biri olan koskoca bir devlet kıskacına rağmen

köy komünleri, köyler arası komünler, halk meclisleri, kent meclisleri,

dernekleşmeler, konfederal organlar, kadın ve gençlik

hareketleri, öz savunma oluşumları, meşru savunma güçleri, halk (doğrudan)

demokrasisi pratikleri, halk diplomasisi, medyası, siyasal katılımı, öz

yönetimi, dayanışması ve ekolojik paylaşımcı ekonomi deneyimleri ve demokratik

ulus perspektifiyle demokratik uygarlık ve demokratik modernite

paradigmasına yerel boyutta hayat buldurmuştur bile.” ifadeleri ile

Türkiye’nin güneydoğusundaki durumu kendi perspektifinden özetlemiştir.

29. Yazar, başında olduğu gibi sonunda da Abdullah Öcalan’ın

“Kürtler geriye kalan varlık parçalarını

ancak demokratik uygarlık tarihinin ışığı altında daha açık görebilir. (…)

Tarih bir kez daha aynı coğrafyada insanlık adına O’nu toplumsal varlıkları

korumak ve özgür insan kılmak için devrime zorlamakta, demokratik modernitenin inşasına çağırmaktadır. (…) Demokratik modernite kavram ve kuramlarıyla yeniden kurgulanan

Kürdistan devrimi pratik gelişimini layıkıyla sürdürürse, sadece Kürt sorununun

demokratik çözümünü gerçekleştirmekle kalmaz. (…) Devrimin yerel çözümü

evrensel çözümün en sağlam bileşkesi olur. (…) Kürt devrimi potansiyeli ve

boğuştuğu güçler kapsamında hem tarihle hem moderniteyle

hesaplaşmayı gerektirir. Bu yönlü hesaplaşmasını başarı ile yaparsa

evrenselliğe en önemli katkıyı yapmış olur…” ifadeleriyle makaleyi

sonlandırmıştır.

C. İlgili Hukuk

30. 16/5/2001 tarih ve 4675 sayılı İnfaz Hâkimliği Kanunu’nun

“İnfaz hâkimliklerinin görevleri”

kenar başlıklı 4. maddesi şöyledir:

“İnfaz hakimliklerinin görevleri şunlardır:

1. Hükümlü ve tutukluların ceza infaz

kurumları ve tutukevlerine kabul edilmeleri, yerleştirilmeleri,

barındırılmaları, ısıtılmaları ve giydirilmeleri, beslenmeleri, temizliklerinin

sağlanması, bedensel ve ruhsal sağlıklarının korunması amacıyla muayene ve

tedavilerinin yaptırılması, dışarıyla ilişkileri, çalıştırılmaları gibi işlem

veya faaliyetlere ilişkin şikâyetleri incelemek ve karara bağlamak.

2. Hükümlülerin cezalarının infazı, müşahadeye tabi tutulmaları, açık cezaevlerine ayrılmaları,

izin, sevk, nakil ve tahliyeleri; tutukluların sevk ve tahliyeleri gibi işlem

veya faaliyetlere ilişkin şikâyetleri incelemek ve karara bağlamak.

3. Hükümlü ve tutuklular hakkında alınan

disiplin tedbirleri ve verilen disiplin cezalarının kanun, tüzük veya

yönetmelik hükümleri ile genelgelere aykırı olduğu iddiasıyla yapılan

şikâyetleri incelemek ve karara bağlamak.

4. Ceza infaz kurumları ve tutukevleri izleme

kurullarının kendi yetki alanlarına giren ceza infaz kurumları ve

tutukevlerindeki tespitleri ile ilgili olarak düzenleyip intikal ettirdikleri

raporları inceleyerek, varsa şikâyet niteliğindeki konular hakkında karar

vermek.

5. Kanunlarla verilen diğer görevleri yapmak.

Kanunlarda başka bir yargı merciine bırakılan

konulara ilişkin hükümler saklıdır.”

31. 4675 sayılı Kanun’un “İnfaz

hâkimliğince şikâyet üzerine verilen kararlar” kenar başlıklı 6.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Şikayet başvurusu

üzerine infaz hâkimi, duruşma yapmaksızın dosya üzerinden bir hafta içinde

karar verir; ancak, gerek gördüğünde karar vermeden önce şikayet konusu işlem

veya faaliyet hakkında resen araştırma yapabilir ve ilgililerden bilgi ve belge

isteyebilir; ayrıca ceza infaz kurumu ve tutukevi ile ilgili Cumhuriyet

savcısının da yazılı görüşünü alır. (Ek cümle: 22/7/2010-6008 S.K./5.md.) Disiplin

cezasına karşı yapılan şikâyet üzerine infaz hâkimi, hükümlü veya tutuklunun

savunmasını aldıktan ve talep edilen diğer delilleri toplayıp değerlendirdikten

sonra kararını verir. (Ek cümle: 22/7/2010-6008 S.K./5.md.) Hükümlü veya

tutuklu, savunmasını, hazır bulunmak ve vekaletnamesini ibraz etmek koşuluyla

avukatıyla birlikte veya avukatı aracılığıyla yapabilir. (Ek cümle:

22/7/2010-6008 S.K./5.md.) İnfaz hâkimi gerekli görmesi durumunda hükümlü veya

tutuklunun savunmasını ceza infaz kurumunda da alabilir.”

32. 13/12/2004 tarih ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik

Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un “Süreli

veya süresiz yayınlardan yararlanma hakkı” kenar başlıklı 62.

maddesi şöyledir:

“(1) Hükümlü, mahkemelerce yasaklanmamış

olması koşuluyla süreli ve süresiz yayınlardan bedelini ödeyerek yararlanma

hakkına sahiptir.

(2) Resmî kurumlar, üniversiteler, kamu kurumu

niteliğindeki meslek kuruluşları ile mahkemelerce yasaklanmamış olması

koşuluyla Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıflar ve kamu yararına

çalışan dernekler tarafından çıkartılan gazete, kitap ve basılı yayınlar,

hükümlülere ücretsiz olarak ve serbestçe verilir. Eğitim ve öğretimine devam

eden hükümlülerin ders kitapları denetime tâbi tutulamaz.

(3) Kurum güvenliğini tehlikeye düşüren veya

müstehcen haber, yazı, fotoğraf ve yorumları kapsayan hiçbir yayın hükümlüye

verilmez.”

33. 6/4/2006 tarih ve 26131 sayılı Resmî Gazete’de

yayımlanarak yürürlüğe giren Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi İle Ceza ve

Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük’ün “Eğitim kurulunun görev ve yetkileri” kenar

başlıklı 43. maddesinin (1) numaralı fırkasının (ı) bendi şöyledir:

“(1) Eğitim kurulu aşağıda sayılan işleri

yapmakla görevli ve yetkilidir;

…

ı) Kuruma gelen her türlü yayının, kurum

güvenliğini tehlikeye düşüren veya müstehcen haber, yazı, fotoğraf ve yorumları

kapsayan nitelikte olup olmadığına karar vermek,

…”

34. 12/7/2005 tarihli Adalet Bakanı oluru ile yürürlüğe giren

Ceza İnfaz Kurumları Kütüphane ve Kitaplık Yönergesi’nin

“Kuruma kabul edilmeyecek yayınlar”

kenar başlıklı 11. maddesi şöyledir:

“a) Mahkemelerce

yasaklanmış olan,

b) Mahkemelerce yasaklanmamış olsa bile, kurum

güvenliğini tehlikeye düşürdüğü veya müstehcen haber, yazı, fotoğraf ve yorumları

kapsadığı eğitim kurulu kararıyla tespit edilen,

hiçbir yayın kuruma kabul edilmez.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

35. Mahkemenin 26/2/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,

başvurucunun 24/12/2012 tarih ve 2013/434 numaralı bireysel başvurusu incelenip

gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

36. Başvurucu, basım veya dağıtımına ilişkin herhangi bir

yasaklama kararı bulunmayan, kamuya açık alanlarda satışı yapılan ve herkesin

erişimine açık olan Derginin, Eğitim Kurulu tarafından yasaklanmasının

Anayasa’nın 26. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 10.

maddelerine aykırı olduğunu, tutukluluk durumunun, kanunlarda belirtilen

koşullar dışında özgür bireylerden farklı olarak sınırlayıcı yaptırımlar

getirmesinin ayrımcılık niteliğinde olduğunu ve hakkındaki uygulamanın maddi ve

manevi varlığını geliştirmesini engellediğini, ayrıca Eğitim Kurulu kararına

karşı yaptığı başvuruyu inceleyen İnfaz Hâkimliği ve bu karara yönelik itirazı

inceleyen Ağır Ceza Mahkemesi kararlarının gerekçesiz olduğunu ve bu durumun

Anayasa’nın 141. maddesine aykırılık oluşturduğunu, bu çerçevede Anayasa’nın

5., 10., 17., 26., 36. ve 141. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüş,

maddi ve manevi tazminat taleplerinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

37. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp, olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder. Bu bakımdan başvurucunun, Dergiye erişiminin engellenmesi

ile ilgili şikâyetlerinin bir bütün olarak ifade özgürlüğü kapsamında

incelenmesi gerekir. Somut olay bakımından temel sorun, başvurucunun Dergiye

erişiminin engellenmesi olduğundan, başvurucunun diğer şikâyetlerinin ayrıca

incelenmesine gerek görülmemiştir.

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

38. Başvurucu, basım veya dağıtımına ilişkin herhangi bir

yasaklama kararı bulunmayan, kamuya açık alanlarda satışı yapılan ve herkesin

erişimine açık olan Derginin Eğitim Kurulu tarafından yasaklanmasının

Anayasa’nın 26. ve Sözleşme’nin 10. maddelerine aykırı olduğunu, tutukluluk

durumunun, kanunlarda belirtilen koşullar dışında özgür bireylerden farklı

olarak sınırlayıcı yaptırımlar getirmesinin ayrımcılık niteliğinde olduğu ve

hakkındaki uygulamanın maddi ve manevi varlığını geliştirmesini engellediğini

ileri sürmüştür.

39. Bakanlık görüş yazısında, başvurucunun ifade özgürlüğünün

ihlal edildiğine ilişkin şikâyetinin kabul edilebilirliği yönünden görüş

bildirilmemiştir.

40. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanının, haber ve

fikirlere ulaşma hakkını güvence altına aldığı ve dolayısıyla, haber ve

fikirlere ulaşma hakkının, bireysel başvuru incelemesi bakımından, Anayasa

Mahkemesinin konu bakımından yetki alanı içerisinde yer aldığı konusunda

tereddüt bulunmamaktadır.

41. Başvurucunun, açıkça dayanaktan yoksun olmayan ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden bulunmayan ifade

özgürlüğünün ihlal edildiğine dair başvurusunun, kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

42. Başvurucu, basım veya dağıtımına ilişkin herhangi bir

yasaklama kararı bulunmayan, kamuya açık alanlarda satışı yapılan ve herkesin

erişimine açık olan Derginin Eğitim Kurulu tarafından yasaklanmasının

Anayasa’nın 26. ve Sözleşme’nin 10. maddelerine aykırı olduğunu, tutukluluk

durumunun, kanunlarda belirtilen koşullar dışında özgür bireylerden farklı

olarak sınırlayıcı yaptırımlar getirmesinin ayrımcılık niteliğinde olduğunu ve

hakkındaki uygulamanın maddi ve manevi varlığını geliştirmesini engellediğini

ileri sürmüştür.

43. Bakanlık görüş yazısında, başvuruya konu Derginin

başvurucuya verilmemesine ilişkin kararın; iç hukukta açık ve ulaşılabilir bir

yasal dayanağı olduğu, söz konusu kararın suç işlenmesinin önlenmesi ve kamu

emniyeti gibi amaçlarla alındığının anlaşıldığı, Derginin süreli bir yayın

olduğu ve birçok yazar tarafından kaleme alınan makalelerden oluştuğu, Eğitim

Kurulu kararında, Derginin bazı bölümlerinde Abdullah Öcalan’ın yasaklı

kitaplarından alıntılar bulunduğunun, Öcalan’ı ve terör örgütünü övücü,

meşrulaştırıcı ifade ve yorumlar bulunduğunun belirtildiği, ancak başvurucunun

şikâyetinin incelendiği karar ve bu karara karşı itiraz üzerine verilen

kararda, Derginin içeriğinde yer alan hangi ifadelerin bu kapsamda

değerlendirildiğine ilişkin somut ifadelere yer verilmediği, kararlarda 5275

sayılı Kanun’un 62. maddesinin (3) numaralı fıkrası ile Yönerge hükümlerine

dayanıldığı, bu düzenlemelerde geçen “kurum

güvenliğini tehlikeye düşürme veya müstehcen haber, yazı, fotoğraf ve yorumları

kapsayan yayın” kavramlarına ilişkin somut değerlendirmelerin

açıklanmadığı bildirilmiş ve müdahale bakımından demokratik toplumda zorunlu

bir toplumsal ihtiyacın var olup olmadığının değerlendirilmesi bakımından

belirtilen hususlara dikkat çekilmiştir.

44. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyan dilekçesinde,

Derginin verilmemesine dair dayanak gösterilen kanun maddesinin aradığı

koşulların somut olayda mevcut olmadığını, ilgili mercilere hangi koşulların

gerçekleştiği hususuna dair herhangi bir fikir beyan edilmediğini, kurum

güvenliğinin hangi hallerde ve ne şekilde tehlikeye düşeceğinin açıklamaya

muhtaç olduğunu, Derginin, ülke sathında yasal olarak satılan ve dağıtımı

yapılan bir dergi olduğunu, düşünce ve ifade özgürlüğünün AİHM içtihatları

çerçevesinde devlet organları ve toplumun çoğunluğu gibi düşünmeme, düzeni

sorgulama hatta kınamayı da içerdiğini, toplum için şok edici ve rahatsızlık

oluşturan düşünceleri de kapsadığını, Derginin kurum güvenliği bakımından

tehdit oluşturmadığını, bu nedenle müdahalenin meşru olmadığını, araç ve amaç

arasında dengesizlik oluştuğunu, ceza infaz kurumunda olması nedeniyle diğer

insanlardan farklı muameleye tabi tutulduğunu, hatta fikir ve düşünceleri

sebebiyle diğer mahkûmlardan ayrı muameleye tabi tutulduğunu ifade etmiştir.

45. İfade özgürlüğü, insanın serbestçe haber ve bilgilere,

başkalarının fikirlerine ulaşabilmesi, edindiği düşünce ve kanaatlerden dolayı

kınanamaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla

serbestçe ifade edebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına

aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına gelir (B. No: 2013/2602, 23/1/2014, §40).

46. Anayasa’nın “Düşünceyi

açıklama ve yayma hürriyeti” kenar başlıklı 26. maddesinde herkesin,

düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya

toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahip olduğu, bu özgürlüğün resmî

makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek

serbestliğini de kapsadığı hükme bağlanmıştır.

47. Belirtilen Anayasa maddesinde, düşünceyi açıklama ve

yayma özgürlüğünün kullanımında başvurulabilecek araçlar “söz, yazı, resim veya başka yollar” olarak

ifade edilmiş olup, “başka yollar”

ibaresiyle her türlü ifade aracının anayasal koruma altında olduğuna işaret

edilmiştir (B. No: 2013/2602, 23/1/2014, § 43).

48. Sözleşme’nin “İfade

özgürlüğü” kenar başlıklı 10. maddesinde ise, herkesin ifade

özgürlüğü hakkına sahip olduğu ve bu hakkın, kamu makamlarının müdahalesi

olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve

görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsadığı hüküm altına alınmıştır.

49. Haber veya fikirlere ulaşma hakkı, ifade özgürlüğünün

ayrılmaz bir parçasıdır. Anayasa’da ifade özgürlüğüne ilişkin olarak daha

ayrıntılı düzenlemeler de yer almakla birlikte mevcut koşullar altında

başvurunun ifade özgürlüğüne ilişkin temel düzenleme olan Anayasa’nın 26.

maddesi kapsamında incelenmesinin uygun olacağı değerlendirilmiştir.

50. Mutlak olmayan ve sınırlanabilir bir hak niteliğinde olan

ifade özgürlüğü, Anayasa’da yer alan temel hak ve özgürlüklerin sınırlama

rejimine tabidir. İfade özgürlüğüne ilişkin 26. maddenin ikinci fıkrasında “Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu

düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve

milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların

cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin

açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının

yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin

gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.”

şeklinde sınırlama sebeplerine yer verilmiştir. Ancak bu özgürlüğe yönelik sınırlamaların

da bir sınırının olması gerektiği açıktır.

51. Temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasında,

Anayasa’nın 13. maddesindeki “Temel hak ve

hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde

belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu

sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik

Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

ifadeleri ile şekillenen ölçütlerin göz önüne bulundurulması zorunludur. Bu

sebeple, ifade özgürlüğüne getirilen sınırlandırmaların denetiminin Anayasa’nın

13. maddesinde yer alan ölçütler çerçevesinde ve Anayasa’nın 26. maddesi

kapsamında yapılması gereklidir.

52. Açıklanan ilkeler ışığında, başvuruya konu olayda, ifade

özgürlüğünün ihlal edilip edilmediğinin değerlendirilmesinde öncelikle

müdahalenin mevcut olup olmadığının, sonrasında ise müdahalenin haklı sebeplere

dayanıp dayanmadığının belirlenmesi gerekmektedir.

a. Müdahalenin Mevcudiyeti

53. Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu olan başvurucunun, Dergiye

erişiminin engellenmesinin, başvurucunun bilgi ve düşünceleri edinme özgürlüğü

ve dolayısıyla ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahale oluşturduğu açıktır.

b. Müdahalenin Haklı

Sebeplere Dayanması

54. Tespit edilen müdahalenin, Anayasa’nın 26. maddesi

anlamında meşru kabul edilebilmesi için, aynı maddenin ikinci fıkrasında

belirtilen sınırlama nedenlerinden bir veya daha fazlasına dayanması ve hak ve

özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen

güvencelere uygun olması gereklidir. Bu nedenle, sınırlamanın Anayasa’nın 13.

maddesinde öngörülen öze dokunmama, Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilmiş

ve kanunla öngörülmüş olma, Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin

ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama

koşullarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

i. Müdahalenin Kanuniliği

55. Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin temel

ilkelerinden biri “belirlilik”tir.

Bu ilkeye göre, yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi

bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve

uygulanabilir olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı

koruyucu bir takım güvenceler içermesi gereklidir.

Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılı olup; birey, belirli bir

kesinlik içinde, hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya

sonucun bağlandığını, bunların kamu otoritesine hangi müdahale yetkisini

doğurduğunu, kanundan öğrenebilme imkânına sahip olmalıdır. Birey, ancak bu

durumda kendisine düşen yükümlülükleri öngörüp, davranışlarını düzenleyebilir.

Hukuk güvenliği, kuralların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve

işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de kanuni düzenlemelerde bu

güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM,

E.2009/51, K.2010/73, K.T. 20/5/2010; AYM, E.2009/21, K.2011/16, K.T.

13/1/2011; AYM, E.2010/69, K.2011/116, K.T. 7/7/2011; AYM, E.2011/18,

K.2012/53, K.T. 11/4/2012).

56. Kanunilik şartı, hak ve özgürlüklere yönelik

sınırlamaların yalnızca şekli olarak kanunla düzenlenmesi ile sınırlı olmayıp,

bunların içerik olarak da belirli bir amacı gerçekleştirmeye elverişli

olmalarına ilişkin gerekliliği de ifade etmektedir. Bu açıdan kanun metni,

bireylerin, gerektiğinde hukuki yardım almak suretiyle, hangi somut eylem ve

olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını belli bir açıklık ve

kesinlikte öngörebilmelerine imkân verecek düzeyde kaleme alınmış olmalıdır.

Dolayısıyla, uygulanması öncesinde kanun, muhtemel etki ve sonuçlarına dair

yeterli derecede öngörülebilir olmalıdır. Bununla birlikte, kanun metninin tüm

sonuç ve etkileri göstermesi her zaman beklenemeyeceğinden, aranan açıklığın

ölçüsü, söz konusu metnin içeriği, düzenlemeyi hedeflediği alan ile hitap

ettiği kitlenin statü ve büyüklüğü gibi faktörler dikkate alınarak

belirlenebilir. Bu özelliklere sahip kanunun, aynı zamanda kolaylıkla

erişilebilir nitelikte olması gerekir (AYM, E.2011/62, K.2012/2, K.T.

12/1/2012).

57. AİHM içtihatlarına göre de bir kanuni düzenlemenin

bireylerin davranışını ona göre düzenleyebileceği kadar kesinlik içermesi,

kişinin gerektiği takdirde hukuki yardım almak suretiyle, bu kanunun

düzenlediği alanda belli bir eylem nedeniyle ortaya çıkacak sonuçları makul bir

düzeyde öngörebilmesi gerekmektedir. Öngörülebilirliğin mutlak ölçüde olması

gerekmez. Kanunun açıklığı, arzu edilir bir durum olmakla birlikte; bazen aşırı

bir katılığı da beraberinde getirebilir. Oysa hukukun ortaya çıkan

değişikliklere uyarlanabilmesi gerekmektedir. Birçok kanun, işin doğası gereği,

yorumlanması ve uygulanması pratik gerçekliğe bağlı olan yoruma açık formüller

içermektedir (bkz. Kayasu/Türkiye, B. No: 64119/00, 76292/01,

13/11/2008, § 83).

58. 5275 sayılı Kanun’un “Süreli

veya süresiz yayınlardan yararlanma hakkı” kenar başlıklı 62. ve

Ceza İnfaz Kurumları Kütüphane ve Kitaplık Yönergesi’nin

“Kuruma kabul edilmeyecek yayınlar”

kenar başlıklı 11. maddelerinde, yasaklanmış veya yasaklanmamış olmakla

birlikte kurum güvenliğini tehlikeye düşüren veyahut müstehcen içeriğe sahip

yayınların ceza infaz kurumuna kabul edilmeyeceği düzenlemesine yer

verilmiştir.

59. Ceza infaz kurumları ve infazla ilgili mevzuatın, belirli

düzeyde açık ve öngörülebilir olması yanında, özellikle özgürlüğü bağlayıcı

cezanın amacı, kurumun iç disiplininin sağlanması ve benzeri birçok nedenle,

cezaevi idaresine belirli ölçüde takdir yetkisi ve bir hareket alanı sağlaması

da gerekir. Bu nedenle, müdahalenin dayanağı olan düzenlemeler; yeterli düzeyde

açık, belirli, öngörülebilir ve erişilebilir niteliktedir.

60. Eğitim Kurulu kararında, Dergide PKK terör örgütü lideri

Abdullah Öcalan’ın yasaklı kitaplarından alıntılar yapılması, adı geçen ve

örgütü övücü, meşrulaştırıcı ifade ve yorumlara yer verilmesi ve Dergi hakkında

başka bir ceza infaz kurumuna bağlı bir eğitim kurulunun, ilgilisine

verilmemesi yönünde kararının mevcut olması hususlarının, kurum güvenliğini

tehlikeye düşürdüğü gerekçelerine dayanıldığı, şikâyet üzerine bu kararı

denetleyen İnfaz Hâkimliğinin de bu gerekçelere atıfta bulunarak Eğitim Kurulu

kararını hukuka uygun bulduğu anlaşılmaktadır. Gerek Eğitim Kurulu,

gerekse İnfaz Hâkimliği kararlarında, başvuruya konu Dergi içeriğinde, PKK

terör örgütü lideri Abdullah Öcalan’ın yasaklı kitaplarından alıntılar

yapılması ile anılan kişi ve örgütü övücü, meşrulaştırıcı ifade ve yorumlar

bulunması, 5275 sayılı Kanun’un 62. ve Ceza İnfaz Kurumları Kütüphane ve

Kitaplık Yönergesi’nin 11. maddeleri kapsamında

değerlendirilmiştir. Belirtilen hususlar çerçevesinde, başvurucunun haber veya

fikirlere ulaşma hakkına yönelik müdahalenin kanuni dayanağı olduğu açıktır.

ii. Meşru Amaç

61. İfade özgürlüğüne yapılan bir müdahalenin meşru

olabilmesi için Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen millî

güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve

Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların

önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce

belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel

ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya

yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarına yönelik

olması gerekir (B. No: 2013/409, 25/6/2014, § 84).

62. Somut olayda müdahale gerekçesi olarak Dergide, PKK terör

örgütü lideri Abdullah Öcalan’ın yasaklı kitaplarından alıntılar yapılması, adı

geçeni ve örgütü övücü, meşrulaştırıcı ifade ve yorumlara yer verilmesi, Dergi

hakkında başka bir ceza infaz kurumuna bağlı bir eğitim kurulunun, ilgilisine

verilmemesi yönünde kararının mevcut olması hususlarının, kurum güvenliğini

tehlikeye düşürmesi gösterilmiştir.

63. Gerçekten, Aydın Söğüt tarafından kaleme alınan “Kapitalist Modernite ile

Hesaplaşan Halk: Kürtler” başlıklı makalenin ana temasının,

kapitalist anlayışın, Ortadoğu’da ve Türkiye’de yaşayan Kürt halkının,

bölgedeki ulus-devletler aracılığıyla fiziki ve kültürel bir soykırıma tabi

tutulduğu ve Kürtlerin ulus-devlet kurmak suretiyle bu süreçten

kurtulabilecekleri düşüncesine dayandığı, yazarın, bu düşünceleri ortaya

koyarken, Abdullah Öcalan’ın fikirlerinden alıntılar yaparken, anılan kişiyi ve

terör örgütünü övücü, meşrulaştırıcı ifade ve yorumlara yer verdiği

anlaşılmaktadır.

64. Bu tespitler ışığında, başvuruya konu müdahalenin, “kamu düzeni”nin sağlanması kapsamında Devlet tarafından

belirlenen amaçların ve faaliyetlerin bir uzantısı niteliğinde olduğu, bunun da

Anayasa’nın ifade özgürlüğünü güvence altına alan 26. maddesinin ikinci fırkası

anlamında meşru bir amaç taşıdığının kabulü gerekir.

iii. Demokratik Bir Toplumda Gerekli Olma ve Ölçülülük

65. İfade özgürlüğü mutlak olmadığı için bir

takım sınırlamalara tabi tutulabilir. İfade özgürlüğüne ilişkin olarak

Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında sayılan sınırlamaların Anayasa’nın

13. maddesinin güvencesinde olan demokratik toplum düzeninin gerekleri ve

ölçülülük ilkeleriyle bağdaşıp bağdaşmadığı konusunda bir değerlendirme

yapılması gerekmektedir (B. No: 2013/409, 25/6/2014, § 91).

66. Anayasa’da belirtilen demokrasi, çağdaş ve özgürlükçü bir

anlayışla yorumlanmalıdır. “Demokratik

toplum” ölçütü, Anayasa’nın 13. maddesi ile Sözleşme’nin “demokratik toplum düzeninin gerekleri”

ölçütünün bulunduğu 9., 10. ve 11. maddeleri arasındaki uyumu açıkça

yansıtmaktadır. Bu itibarla, demokratik toplum ölçütü, çoğulculuk, hoşgörü ve

açık fikirlilik temelinde yorumlanmalıdır (B. No: 2013/409, 25/6/2014, § 93).

67. Nitekim Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatları

uyarınca, demokrasiler, temel hak ve özgürlüklerin en geniş ölçüde sağlanıp

güvence altına alındığı rejimlerdir. Temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunup

tümüyle kullanılamaz hale getiren sınırlamalar, demokratik toplum düzeninin

gerekleriyle uyum içinde sayılamaz. Bu nedenle, temel hak ve özgürlükler,

istisnaî olarak ve ancak özüne dokunmamak koşuluyla demokratik toplum düzeninin

sürekliliği için zorunlu olduğu ölçüde ve ancak kanunla sınırlandırılabilirler.

(AYM, E.2006/142, K.2008/148, K.T. 24/9/2008). Bir başka ifadeyle, yapılan

sınırlama hak ve özgürlüğün özüne dokunarak, kullanılmasını durduruyor, aşırı

derecede güçleştiriyor veya hak ve özgürlüğü etkisiz hale getiriyorsa veyahut

ölçülülük ilkesine aykırı olarak sınırlama amacı ile müdahalede kullanılan araç

arasında olması gereken orantılılık sağlanamıyorsa, bu durum demokratik toplum

düzenini gerekleri ile bağdaşmaz (AYM, E.2009/59, K.2011/69, K.T. 28/4/2011;

AYM, E.2006/142, K.2008/148, K.T. 17/4/2008; B. No: 2013/409, 25/6/2014, § 94).

68. Hak ve özgürlüklere yapılacak her türlü sınırlamada esas

alınan bir başka güvence de Anayasa’nın 13. maddesinde ifade edilen “ölçülülük ilkesi”dir. Bu ilke, temel hak ve

özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin başvurularda öncelikli olarak dikkate

alınması gereken bir güvencedir. Anayasa’nın 13. maddesinde demokratik toplum

düzeninin gerekleri ve ölçülülük kriterleri iki ayrı ölçüt olarak düzenlenmiş olmakla

birlikte bu iki ölçüt arasında ayrılmaz bir ilişki vardır. Nitekim Anayasa

Mahkemesi önceki kararlarında gereklilik ve ölçülülük arasındaki bu ilişkiye

dikkat çekmiş, amaç ile araç arasında makul bir ilişki ve dengenin bulunması

gerektiğine karar vermiştir (AYM, E.2007/4, K.2007/81, K.T. 18/10/2007; B. No:

2013/409, 25/6/2014, § 96).

69. Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre ölçülülük, temel

hak ve özgürlüklerin sınırlanma amaçları ile araç arasındaki ilişkiyi yansıtır.

Ölçülülük denetimi, ulaşılmak istenen amaçtan yola çıkılarak bu amaca ulaşılmak

için seçilen aracın denetlenmesidir. Bu sebeple ifade özgürlüğü alanında

getirilen müdahalelerde, hedeflenen amaca ulaşabilmek için seçilen müdahalenin

elverişli, gerekli ve orantılı olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir (B.

No: 2012/1051, 20/2/2014, § 84).

70. Bu bağlamda, başvuru konusu olay bakımından yapılacak

değerlendirmelerin temel ekseni, müdahaleye neden olan derece mahkemelerinin

kararlarında dayandıkları gerekçelerin ifade özgürlüğünü kısıtlama bakımından “demokratik bir toplumda gerekli” olduğunu

inandırıcı bir şekilde ortaya koyup koyamadığı olacaktır (B. No: 2013/409,

25/6/2014, § 98).

71. AİHM de konuyla ilgili ilk kararlarından itibaren,

Sözleşme’nin 10. maddesinin ikinci fıkrasında geçen “gerekli” kavramını Anayasa Mahkemesinin yukarıda belirtilen

yaklaşımına benzer bir biçimde açıklamıştır. AİHM’e

göre “gerekli” kavramı, “zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacı” (“pressing social need”)

ifade etmektedir (Handyside/Birleşik Krallık, B. No: 5493/72,

7/12/1976, § 48). O halde ifade özgürlüğüne yargısal veya idari bir

müdahalenin, zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacı karşılayıp karşılamadığına

bakılması gerekecektir. Bu çerçevede müdahale, meşru amaç taşıyan orantılı bir

müdahale olmalıdır; ikinci olarak müdahalenin haklılığı için kamu makamlarının

gösterdikleri gerekçeler konuyla ilgili ve yeterli olmalıdır (Başka bir

bağlamda benzer bir değerlendirme için bkz. B. No: 2013/8463, 18/9/2014, § 56).

72. Dolayısıyla, içeriğinde PKK terör örgütü lideri Abdullah

Öcalan’ın yasaklı kitaplarından alıntılar yapıldığı, adı geçen ve örgütü övücü,

meşrulaştırıcı ifade ve yorumlara yer verildiği tespit edilen Derginin

başvurucuya verilmemesi yoluyla ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin cezaevi

güvenliğinin tehlikeye düşürülmemesi şeklindeki meşru amaçla orantılı olduğunun

kabulü halinde, başvurucunun talebinin reddine ilişkin gerekçelerin inandırıcı,

başka bir deyişle ilgili ve yeterli oldukları sonucuna varılabilir (Aynı yönde

AİHM kararı için bkz. Özgür Gündem/Türkiye,

B. No: 23144/93, 16/3/2000, § 57).

73. Bu noktada belirtmek gerekir ki, Dergide alıntılar

yapıldığı ifade edilen “Demokratik Toplum

Manifestosu” (§ 24), Abdullah Öcalan’ın cezaevine konulduktan sonra

yazdığı beş ciltlik bir seri olup, bu serinin son cildini oluşturan “Kürt Sorunu ve Demokratik Ulus Çözümü”

adlı kitap hakkında verilen el koyma kararı daha önce bireysel başvuruya konu

olmuş ve Anayasa Mahkemesince, tespit edilen müdahalenin demokratik bir

toplumda gerekli ve ölçülü olmadığı, dolayısıyla başvurucunun düşünceyi

açıklama ve yayma özgürlüğü ile basın özgürlüğünün ihlal edildiği sonucuna

ulaşılmıştır (B. No: 2013/409, 25/6/2014, § 108).

74. Yapılacak değerlendirmelerde ifade özgürlüğünün “herkes”e

tanındığının hatırda tutulması gerekir. Yüksek güvenlikli bir cezaevinde

kapatılmış bulunan bir tutuklu olan başvurucunun da herkes gibi, Anayasa’nın

26. maddesi hükmünden yararlanabileceğinde tereddüt bulunmamaktadır. Bununla

beraber, disiplini bozacak ve dolayısıyla cezaevi güvenliğini tehlikeye

düşürecek faaliyetleri önlemeye yönelik hukuki düzenlemeler olmadan bir

cezaevinde düzen ve güvenliğin sağlanması da düşünülemez (B. No: 2013/1821,

5/11/2014, § 50).

75. Diğer yandan, Anayasa Mahkemesi kendi takdirini davada

uygulamadan önce, müdahalenin gözetilen meşru amaçlarla orantılı olması

hususunun, öncelikle kamu gücünü kullanan makamlara ait olduğunun belirtilmesi

gerekir. Bu konuda kamu otoritelerinin bir takdir yetkisi olduğu açıktır. Bu

takdir yetkisinin genişliği birçok unsura, özellikle de söz konusu faaliyetin

niteliğine ve sınırlamaların amacına bağlı olarak değişmektedir (B. No:

2013/1821, 5/11/2014, § 51).

76. Somut olayda, başvurucuya Ceza İnfaz Kurumu tarafından

teslim edilmeyen Dergi hakkında, Eğitim Kurulu tarafından verilen kararda,

anılan Derginin içeriğinde PKK terör örgütü lideri Abdullah Öcalan’ın yasaklı

kitaplarından alıntılar yapıldığı, adı geçeni ve terör örgütünü övücü,

meşrulaştırıcı ifade ve yorumlara yer verildiği belirtilmiş ve bu hususlar karara

gerekçe gösterilmiştir. Bu karara karşı yapılan şikâyet başvurusu üzerine İnfaz

Hâkimliğinin vermiş olduğu ret kararında Eğitim Kurulu kararından alıntı

yapılarak, belirtilen karardaki gerekçelere dayanılmıştır. İtiraz üzerine

Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen kararda ise, İnfaz Hakimliğinin

kararındaki gerekçe yerinde görüldüğünden itirazın reddine karar verilmiştir.

77. Derginin özellikle 72 ilâ 77. sayfalarında Aydın Söğüt

tarafından kaleme alınan “Kapitalist Modernite ile Hesaplaşan Halk: Kürtler” başlıklı

makale, Abdullah Öcalan’ın “Direniş, kendi

başına modern hegemonyayı yıkmaya ve alternatif geliştirmeye yetmez, karşı modernitesini inşa etme ustalığını gerektirir.”

ifadeleri ile başlamaktadır. Makalede sık sık Abdullah Öcalan’ın görüşlerinden

nakiller yapılarak, ileri sürülen düşünceler kuvvetlendirilmeye çalışılmıştır.

Makalenin sonunda da Abdullah Öcalan’ın fikirlerinden alıntı yapılarak “Kürtler geriye kalan varlık parçalarını ancak

demokratik uygarlık tarihinin ışığı altında daha açık görebilir. (…) Tarih bir

kez daha aynı coğrafyada insanlık adına O’nu toplumsal varlıkları korumak ve

özgür insan kılmak için devrime zorlamakta, demokratik modernitenin

inşasına çağırmaktadır. (…) Demokratik modernite

kavram ve kuramlarıyla yeniden kurgulanan Kürdistan devrimi pratik gelişimini

layıkıyla sürdürürse, sadece Kürt sorununun demokrakratik

çözümünü gerçekleştirmekle kalma. (…) Devrimin yerel çözümü evrensel çözümün en

sağlam bileşkesi olur. (…) Kürt devrimi potansiyeli ve boğuştuğu güçler kapsamında

hem tarihle hem moderniteyle hesaplaşmayı gerektirir.

Bu yönlü hesaplaşmasını başarı ile yaparsa evrenselliğe en önemli katkıyı

yapmış olur…” şeklindeki sözlerine yer verilmiştir.

78. Yazının devamında kapitalizmin tüm “vahşiliğine” rağmen, “hazmedile hazmedile”

yerleştiği, Latin Amerika’daki alternatif deneyimler ve Ortadoğu’daki

bunalımın, “kapitalist modernitenin”

kendini toplumlara tamamen kabul ettiremeyişinin göstergesi olduğu, bu kapsamda

oluşturulan tahribat sonucunda, Türkiye-Suriye ve Türkiye-Irak sınırlarının

çokça tartışıldığı, arada kalan Kürtlerin kıyıma uğradığı, araya çekilen yapay

sınırlarla bir tarafa Türk olması, Türkçe konuşması ve yaşaması dayatılırken,

diğer tarafa Arap olması, Arapça konuşması ve yaşamasının dayatıldığı fikirleri

ileri sürülmüş ve Avrupa’daki muhalefet ile Ortadoğu’daki muhalefet mukayese

edilmiştir.

79. Yazının sonraki kısımlarında Kürtlerin, diğer

coğrafyalardaki halklardan farklı olarak, “her

türlü fiziki ve kültürel soykırımdan” geçirildikten sonra

varlıkları, tarihleri ve var olma haklarının inkâr edildiği, önceki dönemlerde

belirli bir yeri, rolü, varlığı ve kimliği olan Kürt halkının “modernizmin”

son yüzyılında bunları yitirmiş olmasının, “kapitalist

modernite” ile “özgün bir hesaplaşma” için başlı başına yeterli bir neden

olduğu, diğer topluluklardaki “ödül”

sisteminin Kürtler açısından farklı işlediği, var olmanın, nimetlerden

faydalanmanın, insan sayılmanın yolunun “Kürtlükten

kaçıştan” geçtiği, “hükümet

partisine yamanan” kesimlerin durumunun böyle olduğu, “sömürgeci inkar ve imha rejiminin hükümetinde”

yer alıp aynı zamanda Kürtçülük yapıldığı, Kürtlüğe ve Kürtçe’ye

bir gelecek biçilmediği, “Kürt Özgürlük Hareketi”nin

siyasi partilerinin “dil, özyönetim, özsavunma” gibi hak taleplerine olumsuz yanıt

verenlerin “bir ulus-devlet kurmaktan başka

çareniz yok, gücünüz varsa kurarsınız, yoksa da bu halinize razı olup

şükredersiniz” imasında bulunduklarının farkında olmadıklarını,

mevcut paradigmanın, varlık için yalnızca kendi dizgesinde bir oluşumu kabul

edebileceği, Kürtlerin var olabilmeleri için bir ulus-devlet kurmalarının

gerektiği, bunun ise egemen sistemin o anki çıkar dengesine bağlı olduğu,

halihazırda konjonktürün bir Kürt devletine el vermediğini, İran ve Suriye’de

muhalefet oluşturabilmek için “kırk takla

atan” sistemin, “örgütlü ve

iradeli Kürt özgürlük muhalefetini görmezden gelmesi”nin ve “terörist” saymasının güncel bir gerçeklik

olduğu, aynı özgürlük hareketinin çizgisindeki Kürtlerin, sınırın bir tarafında

silah kullandıkları, diğer tarafında ise kullanmadıkları için lanetlendikleri

düşüncelerine yer verilmiştir.

80. Makalenin devamında, yazar, “Kapitalist modernitenin bölgedeki temel

şubelerinde(n) biri olan koskoca bir devlet kıskacına rağmen köy komünleri,

köyler arası komünler, halk meclisleri, kent meclisleri, dernekleşmeler, konfederal organlar, kadın ve gençlik hareketleri, öz

savunma oluşumları, meşru savunma güçleri, halk (doğrudan) demokrasisi

pratikleri, halk diplomasisi, medyası, siyasal katılımı, öz yönetimi, dayanışması

ve ekolojik paylaşımcı ekonomi deneyimleri ve demokratik ulus perspektifiyle

demokratik uygarlık ve demokratik modernite

paradigmasına yerel boyutta hayat buldurmuştur bile.” ifadeleri ile

Türkiye’nin güneydoğusundaki durumu kendi perspektifinden özetlemiştir.

81. AİHM’e göre denetim görevi, “demokratik bir toplumu” niteleyen ilkelere

azami dikkat göstermeyi zorunlu kılmaktadır. İfade özgürlüğü, sadece hoşa giden

veya zararsız ya da tepki oluşturmayacak bilgi veya fikirler için değil, fakat

devlete veya halkın bir kısmına ters düşen veya onları şoke eden ya da üzüntüye

sevk edenler için de geçerlidir. Demokratik toplumun “olmazsa olmazları” olan çoğulculuk,

hoşgörü ve açık fikirlilik bunu gerektirir (bkz. Handyside/Birleşik Krallık, B. No: 5493/72, 7/12/1976, § 49).

82. Buna karşılık, milli güvenlik ve ülkenin toprak

bütünlüğünün korunması, kamu düzeninin sağlanması ve terörle mücadelenin bir

yöntemi olarak ifade özgürlüğü kapsamındaki güvencelere bir

takım sınırlamalar getirilmesi mümkündür. Ancak, bu sebeplere dayanarak

özgürlüğe getirilen sınırlama, elde edilmek istenen amaçla kullanılan vasıta

arasında orantı olması ve bu yönde acil bir sosyal ihtiyaç bulunması halinde

ölçülü kabul edilebilecektir (Aynı yöndeki AİHM kararı için bkz. Zana/Türkiye, B. No: 18954/91, 25/11/1997, §§

55-62). Bu noktada gözetilmesi gereken orantı, kişilerin haber veya fikirlere

ulaşma hakkı ile devletin, toplumu terör eylemlerinden koruma ve ceza infaz

kurumlarındaki güvenlik sorunlarını ortadan kaldırma yükümlülüğü arasında olup,

devletin bu konudaki takdir marjını kullanırken, anılan orantının gözetilip

gözetilmediğinin belirlenmesi gerekir. Bu değerlendirmenin ise, ceza infaz

kurumlardaki somut güvenlik sorunları ışığında yapılması gereklidir.

83. Başvurucu tarafından ifade edildiği ve Bakanlık

tarafından da herhangi bir itirazda bulunulmadığı üzere, başvuruya konu Dergi

hakkında herhangi bir genel yasaklama kararı bulunmamaktadır. Somut başvuru

bakımından, kamu otoritesinin sınırlama gerekçesi olan cezaevi güvenliğinin

sağlanması perspektifinde, özellikle terör suçları nedeniyle tutulan kişilere

ulaştırılmasına izin verilecek yayınlara ilişkin sınırlamaların orantılılığı

değerlendirilirken, bu kapsamdaki kişilerin tutuldukları ceza infaz

kurumlarının güvenliği konusundaki somut risk ve tehlikelerin dikkatten uzak

tutulmaması gereklidir.

84. Başvuruya konu olayda, “cezaevi

güvenliği” başlığı altında somutlaşmış olan “kamu düzeninin korunması” meşru amacı

çerçevesinde, başvurucunun Dergiye erişimi engellenmiştir. Gerçekten, Derginin

72 ilâ 77. sayfalarındaki makale incelendiğinde, yazarın, terör örgütünün

yürüttüğü şiddet içeren silahlı faaliyetlerini, “Kürt Özgürlük Hareketi” olarak nitelendirdiği, bu kapsamda

yapılan silahlı şiddet eylemlerini meşrulaştıran ifadeler kullandığı ve terör

örgütünün toplumun değişik tabakalarını hedef alan illegal yapılanmalarını

övdüğü anlaşılmaktadır.

85. Ancak tüm bunlara rağmen, Ceza İnfaz Kurumunun iç

güvenliğinden sorumlu kamu otoritesinin bir parçası olan Eğitim Kurulunun

müdahale oluşturan kararının gerekçesinden, Derginin başvurucuya

ulaştırılmasına izin verilmesinin, Kurum güvenliği bakımından ne tür somut risk

ve tehlikeler taşıdığı anlaşılamamaktadır. Bu bağlamda, anılan kararda

dayanılan, Dergide Abdullah Öcalan’ın kitaplarından alıntılar yapılması

(kıyasen bkz. B. No: 2013/409, 25/6/2014, § 101), adı geçeni ve terör örgütünü

övücü, meşrulaştırıcı ifade ve yorumlara yer verilmesi olarak ifade edilen

gerekçelerin, “cezaevi güvenliği”

bağlamında “ilgili ve yeterli”

olmadığı görülmektedir. Dolayısıyla, Dergiye erişiminin engellenmesi suretiyle

başvurucunun haber veya fikirlere ulaşma hakkına getirilen kısıtlamanın,

demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun ve hedeflenen meşru amaçlarla

orantılı olduğu kanaatine ulaşılamamıştır.

86. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun ifade özgürlüğünün

ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı

Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

87. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar”

kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

88. Başvurucu, bireysel başvurusunun takibi için avukatına

ödediği 5.900,00 TL’nin maddi tazminat olarak ödenmesini, ayrıca, insan onuru

ve saygınlığını zedeleyen ve bilgi alma hakkından mahrum kalmasına yol açan

kararlar sonucunda ortaya çıkan acı ve üzüntüsü nedeniyle 10.000,00 TL manevi

tazminatın kendisine ödenmesini talep etmiştir.

89. Tespit edilen ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması bakımından hukuki yarar bulunduğundan, yeniden yargılama yapılmak

üzere dosyanın ilgili Mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

90. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar görülen

hallerde tazminata hükmedilemeyeceğinden, başvurucunun tazminata ilişkin

taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

91. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler

uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan

1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan

nedenlerle;

A. Başvurucunun, Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan

ifade özgürlüğünün ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR

OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün

İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Tespit edilen ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın ilgili Mahkemeye GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminata ilişkin taleplerinin REDDİNE,

E. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

26/2/2015

tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar

verildi.

Başkan y.

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Nuri NECİPOĞLU

Hicabi DURSUN

Erdal TERCAN

Hasan Tahsin GÖKCAN

Raportör

:

Recep ÜNAL

Başvurucu

:

İbrahim BİLMEZ

Vekili

:

Av. Cengiz YÜREKLİ

Av. Mazlum DİNÇ

Av. Rezan SARICA

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/434, 26 Şubat 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

Karar Bilgileri

  • Mercii: Anayasa Mahkemesi
  • Bölüm: Birinci Bölüm
  • Başvuru No: 2013/434
  • Tarih: 26 Şubat 2015

İlgili Kararlar

  • Ercan Tosun ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/5934)
  • Metin Taşdemir Başvurusu (B. No: 2014/6991)
  • M. T. K. Başvurusu (B. No: 2014/6574)
  • Alper Kınalı Başvurusu (B. No: 2014/8551)
  • Osman Kılıç Başvurusu (B. No: 2014/12837)
  • Bubo Çelik Başvurusu (B. No: 2013/3954)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.