İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Arif Ekim ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2016/9276)

1. Başvuru, Karbon Elyaf Üretim Tesisi Kapasite Artışı projesi

Başvuru No2016/9276Tarih8 Eylül 2020Okuma21 dk · 4.297 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Arif Ekim Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
8 Eylül 2020
Başvuru Numarası
2016/9276
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.297 kelime·21 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, Karbon Elyaf Üretim Tesisi Kapasite Artışı projesi

için verilen Çevresel Etki Değerlendirmesi

olumlu kararının iptali istemiyle açılan davada menfaat koşulunun

bulunmadığı gerekçesiyle uyuşmazlığın esasının incelenmemesi nedeniyle

mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 12/5/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

8. Başvuruculardan Safiye Yüksel, Yalova'nın Altınova ilçesi

Çavuşçiftliği köyünde; diğer başvurucular ise Yalova il merkezinde ikamet

etmektedirler.

9. Başvurucular Yalova'nın Çiftlikköy ilçesi Denizçalı köyü

sınırları içinde kurulması planlanan Karbon Elyaf Üretim Tesisi Kapasite Artışı

projesi ile ilgili olarak alınan Çevresel

Etki Değerlendirmesi (ÇED) olumlu kararının hukuka aykırı olduğunu

ileri sürerek iptali talebiyle Bursa 3. İdare Mahkemesinde (Mahkeme) dava

açmışlardır. Dava dilekçesinde; davaya konu projenin tarımsal niteliği

korunacak alanda kaldığı, ÇED raporunda sağlık koruma bandının önerilmediği,

çevredeki kimyasal sanayi kuruluşlarının meydana getireceği risklerin kümülatif

değerlendirmesinin yapılmadığı belirtilmiştir. Bu durumun çevre ve toplum

sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri kontrol edilemez bir biçimde artırdığı

vurgulanmıştır.

10. Mahkeme tarafından 23/3/2015 tarihinde keşif ve bilirkişi

incelemesi yaptırılmıştır. 17/4/2015 tarihli bilirkişi raporunda; proje kapsamında,

alev alması durumunda çevre için olumsuz etkileri bilinen akrilonitril için

yeni depolar yapılmayacak olması, yeni tesis için oluşabilecek risklerin etki düzeyini

değiştirmeyeceği, 1988 yılında akrilonitril tankları esas alınarak önerilen ve

bugün itibarıyla ihlal edilmiş olan 1200 m güvenlik bandının söz konusu olduğu,

başka kimya sanayi kuruluşlarının da bulunduğu alanda planlanan proje için

kümülatif bir çevresel etki değerlendirmesinin yapılmadığı, proje alanının

Yalova'ya 12 km mesafede olduğu, AKSA ve AKKİM fabrikalarına bitişik bir sahada

bulunduğu, tesis sahasının İzmit-Yalova kara yolunun kenarında olduğu

belirtilmiştir. Ayrıca raporda sonuç olarak hazırlanan nihai ÇED raporunda,

kapasite artışı için inşa edilecek tesisten kaynaklanabilecek olumsuz çevresel

etkilerinin mevcut tesisin oluşturduğu çevresel etkilerle birlikte

değerlendirilmediği vurgulanmıştır.

11. Mahkeme 17/9/2015 tarihli kararla davanın kabulüne karar

vermiştir. Mahkeme kararında keşif ve bilirkişi incelemesi neticesinde yapılan

tespitlerin dikkate alınması suretiyle nihai ÇED raporunda kapasite artışı için

inşa edilecek tesisten kaynaklanabilecek olumsuz çevresel etkilerin mevcut

tesisin oluşturduğu çevresel etkilerle birlikte değerlendirilmediği

belirtilerek dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı ifade edilmiştir.

12. Davalı idarenin temyiz istemi Danıştay Ondördüncü Dairesinin

(Daire) 11/2/2016 tarihli kararı ile kabul edilerek, kararın bozulmasına ve

davanın reddine karar verilmiştir. Gerekçede, dosyadaki bilgi ve belgeler ile

Ulusal Yargı Ağı Portalı (UYAP) üzerinden yapılan incelemede; başvurucuların

projenin yapımının planlandığı yörede ve etki alanında ikamet etmemeleri, o

yörede taşınmazlarının da bulunmaması nedeniyle başvurucuların kişisel, güncel

ve meşru menfaatlerinin ihlal edildiğinden söz edilemeyeceğinden davanın

ehliyet nedeniyle reddine hükmedildiği açıklanmıştır. Ayrıca 6/1/1982 tarihli

ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "İvedi yargılama usulü" kenar başlıklı 20/A maddesinin ikinci fıkrasının

(i) bendi uyarınca karar düzeltme yolunun kapalı olduğu bildirilmiştir.

13. Nihai karar 13/4/2016 tarihinde tebliğ edilmiştir.

14. Başvurucular 12/5/2016 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuşlardır.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

15. 2577 sayılı Kanun'un "İdari

dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı"kenar başlıklı 2.

maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"1. İdari dava türleri şunlardır:

a) İdari işlemler hakkında

yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı

olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından

açılan iptal davaları..."

16. 2577 sayılı Kanun'un

"Dilekçeler üzerine ilk inceleme" kenar başlıklı 14.

maddesinin (3) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"Dilekçeler,

...

c) Ehliyet,

...

yönlerinden sırasıyla incelenir."

17. 2577 sayılı Kanun'un "İlk

inceleme üzerine verilecek kararlar" kenar başlıklı 15.

Maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"Danıştay veya idare ve

vergi mahkemelerince yukarıdaki maddenin 3 üncü fıkrasında yazılı hususlarda

kanuna aykırılık görülürse, 14 üncü maddenin;

...

b) 3/c, 3/d ve 3/e bentlerinde yazılı hallerde

davanın reddine,

...

Karar verilir."

18. 9/8/1983 tarihli ve 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun

"Tanımlar" kenar başlıklı 2. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Bu Kanunda geçen terimlerden;

...

Çevresel etki değerlendirmesi:

Gerçekleştirilmesi plânlanan projelerin çevreye olabilecek olumlu ve olumsuz

etkilerinin belirlenmesinde, olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye

zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin, seçilen

yer ile teknoloji alternatiflerinin belirlenerek değerlendirilmesinde ve

projelerin uygulanmasının izlenmesi ve kontrolünde sürdürülecek çalışmaları,

...

ifade eder."

19. 25/11/2014 tarihli ve 29186 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanarak yürürlüğe giren Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği'nin

(Yönetmelik) "Tanımlar ve

kısaltmalar" "kenar başlıklı 4. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"(1) Bu Yönetmelikte geçen;

...

h) Çevresel etki değerlendirmesi olumlu

kararı: Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu hakkında Komisyon tarafından

yapılan değerlendirmeler dikkate alınarak, projenin çevre üzerindeki muhtemel

olumsuz etkilerinin, alınacak önlemler sonucu ilgili mevzuat ve bilimsel

esaslara göre kabul edilebilir düzeylerde olduğunun belirlenmesi üzerine

projenin gerçekleşmesinde çevre açısından sakınca görülmediğini belirten

Bakanlık kararını,

...

ifade eder."

20. Yönetmelik'in "Yetki"

"kenar başlıklı 5. maddesi şöyledir:

"(1) Bu Yönetmeliğe tabi projeler

hakkında 'ÇED Olumlu', 'ÇED Olumsuz', 'ÇED Gereklidir' veya 'ÇED Gerekli

Değildir' kararlarını verme yetkisi Bakanlığa aittir. Ancak Bakanlık gerekli

gördüğü durumlarda 'ÇED Gereklidir' veya 'ÇED Gerekli Değildir' kararının

verilmesi konusundaki yetkisini, sınırlarını belirleyerek yetki genişliği

esasına göre Valiliklere devredebilir."

B. Uluslararası Hukuk

1. Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi

21. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 6. maddesinin

(1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"Herkes davasının,

medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ... konusunda karar

verecek olan,... bir mahkeme tarafından ... görülmesini isteme hakkına

sahiptir..."

2. Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi İçtihadı

22. İlgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadı için

bkz. Kemal Çakır ve diğerleri [GK],

B. No: 2016/13846, 5/3/2020, §§ 24-27.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

23. Mahkemenin 8/9/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

24. Başvurucular projenin etki alanında ikamet ettiklerini,

karbon elyaf üretimi için gerekli olan ham maddenin yanıcı ve parlayıcı

özelliğinin yüksek olduğunu, projenin yanında bulunan AKSA fabrikasının da

yangın riskinin yüksek olduğunu belirtmişlerdir. Başvurucular ayrıca

İzmit-Yalova yolunda bulunan projenin Yalova merkezi ile Altınova ilçesi ile

Taşköprü, Tavşanlı ve Subaşı beldelerinin bağlantı yollarının da bu yoldan

sağlandığını, başvuruculardan Safiye Yüksel'in söz konusu tesise 4,5 km

mesafede bulunan Altınova ilçesine bağlı Çavuşçiftliği köyünde ikamet ettiğini,

bu nedenlerle davayı açmakta menfaatlerinin olduğunu belirterek adil

yargılanma, sağlıklı çevrede yaşama hakkı ve yaşam haklarının ihlal edildiğini

ileri sürmektedirler.

B. Değerlendirme

25. Anayasa'nın "Hak

arama hürriyeti" kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"Herkes, meşru vasıta ve yollardan

faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve

savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."

26. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucuların yukarıda yer verilen

şikâyetlerinin özü, idari işlemin iptali istemiyle açtıkları davada uyuşmazlığa

konu işlemle kişisel, güncel ve meşru bir menfaat ilişkileri bulunmadığı

gerekçesiyle davanın esasının incelenmemesidir. Bu itibarla başvurucuların

ihlal iddiaları adil yargılanma hakkının güvencelerinden biri olan mahkemeye

erişim hakkı kapsamında incelenmiştir.

1. Uygulanabilirlik

Yönünden

27. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011

tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri

Hakkında Kanun'un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre Anayasa

Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için kamu

gücü tarafından müdahale edildiği ileri sürülen hakkın Anayasa'da güvence

altına alınmış olmasının yanı sıra Sözleşme ve Türkiye'nin taraf olduğu ek

protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle Anayasa ve

Sözleşme'nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren

başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049,

26/3/2013, § 18).

28. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında; herkesin yargı

organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme, bunun doğal sonucu olarak da

iddiada bulunma, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır.

3/10/2001 tarihli ve 4709 sayılı Kanun'un Anayasa'nın 36. maddesinin birinci

fıkrasına adil yargılanma

ibaresinin eklenmesine ilişkin 14. maddesinin gerekçesinde "değişiklikle Türkiye Cumhuriyeti'nin taraf

olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınmış olan adil yargılama

hakkı[nın] metne dahil"

edildiği belirtilmiştir. Dolayısıyla Anayasa'nın 36. maddesine söz konusu

ibarenin eklenmesinin amacının Sözleşme'de düzenlenen adil yargılanma hakkını

anayasal güvence altına almak olduğu anlaşılmaktadır (Yaşar Çoban [GK], B. No: 2014/6673,

25/7/2017, § 54). Bu itibarla Anayasa'da güvence altına alınan adil yargılanma

hakkının kapsam ve içeriği belirlenirken Sözleşme'nin "Adil yargılanma hakkı" kenar başlıklı 6.

maddesinin ve buna ilişkin AİHM içtihadının da gözönünde bulundurulması gerekir

(Onurhan Solmaz, § 22).

29. Sözleşme, bir kişinin sahip olduğunu ileri sürebileceği tüm

hak ve yükümlülükler bakımından adil yargılanma hakkını güvenceye almamaktadır.

Sözleşme'nin adil yargılanma hakkını düzenleyen 6. maddesinde adil yargılanmaya

ilişkin hak ve ilkelerin medeni hak ve

yükümlülükler ile ilgili uyuşmazlıkların ve bir suç isnadının esasının karara bağlanması

esnasında geçerli olduğu belirtilerek hakkın kapsamı bu konularla

sınırlandırılmıştır. Hak arama hürriyetinin ihlal edildiği gerekçesiyle

bireysel başvuruda bulunabilmek için ya başvurucunun medeni hak ve

yükümlülükleriyle ilgili bir uyuşmazlığın tarafı olması ya da başvurucuya

yönelik bir suç isnadının esası hakkında karar verilmiş olması gerektiği

anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bahsedilen hâller dışında kalan adil yargılanma

hakkının ihlali iddiasına dayanan başvurular Anayasa ve Sözleşme'nin ortak

koruma alanı kapsamı dışında kalacağından bireysel başvuruya konu olamaz (Onurhan Solmaz, § 23).

30. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı suç isnadına bağlı yargılamaların yanında bir kimsenin medeni hak ve yükümlülüklerinin karara

bağlanmasıyla ilgili yargılamalarda da uygulanır. Anayasa'nın 36. maddesinin

(1) numaralı fıkrasının medeni

meselelerde uygulanabilmesi için ortada hukuk düzeni tarafından kişiye tanınmış

veya en azından savunulabilir temeli bulunan bir hakkın bulunması gerekir. Bu hakkın Anayasa'da doğrudan veya

dolaylı olarak tanımlanan ve güvence altına alınan bir hakka ilişkin olması

zorunlu değildir. Bu bakımdan kanunla kişilere tanınan hak ve ayrıcalıklar da

-mahkemelerde ileri sürülebilmesi koşuluyla- Anayasa'nın 36. maddesi bağlamında

hak kavramına dâhildir. İkinci olarak bu hakla ilgili olarak ilgili kişinin

menfaatini etkileyen bir uyuşmazlık mevcut olmalıdır. Öte yandan bu uyuşmazlık

ihtilaf konusu hakkın tespiti ve bu haktan yararlanılması bakımından

belirleyici bir nitelik arz etmelidir (Mehmet

Güçlü ve Ramazan Erdem, B. No: 2015/7942, 28/5/2019, § 28).

31. Davaya konu edilmesine imkân bulunmayacak derecede önemsiz

birtakım hak ve menfaatlerin ise Anayasa'nın 36. maddesi bağlamında hak olarak

nitelendirilmesi mümkün değildir (Mehmet

Güçlü ve Ramazan Erdem, § 30).

32. Somut başvuruya esas davanın konusu Karbon Elyaf Üretim

Tesisi Kapasite Artışı projesi ile ilgili olarak alınan ÇED olumlu kararıdır. 2872 sayılı Kanun'un

2. maddesinin birinci fıkrasına göre ÇED, gerçekleştirilmesi planlanan

projelerin çevreye olabilecek olumlu ve olumsuz etkilerinin belirlenmesi ve

varsa olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde

en aza indirilmesi için alınacak önlemlere yönelik çalışmaları ifade

etmektedir. Bu Kanun'a dayanılarak çıkarılan Yönetmelik'te Çevre ve Şehircilik

Bakanlığının bazı projeler için ÇED olumlu kararı

vermesine imkân tanınmaktadır. Buna göre projenin çevre üzerindeki muhtemel

olumsuz etkilerinin, alınacak önlemler sonucu ilgili mevzuat ve bilimsel

esaslara göre kabul edilebilir düzeylerde olduğunun belirlenmesi hâlinde Çevre

ve Şehircilik Bakanlığı tarafından projenin gerçekleşmesinde çevre açısından

sakınca görülmediği anlamına gelen ÇED

olumlu kararı verilebilecektir. ÇED

olumlu kararı verilen projeler için gerekli izinler alınarak

yatırıma başlanmasında sakınca yoktur (bkz. § 19).

33. Başvurucuların amacı, bu davayla projenin kendi taşınmazları

ile proje alanında bulunan yerler üzerindeki olumsuz etkilerinin ÇED raporunda

değerlendirilmemiş olması sebebiyle ÇED olumlu

kararını iptal ettirmektir. Projenin başvurucuların taşınmazlarına

tesirinin bulunduğunun tespiti hâlinde başvurucuların başta mülkiyet hakkı

olmak üzere birtakım medeni haklarını etkilediği söylenebilecektir. Bu iddianın

savunulabilirliği yönünden ise başvuruculardan argümanlarını desteklemek için

projenin kendi taşınmazları üzerindeki etkilerini somutlaştırmalarını beklemek

somut başvuru özelinde makul bir beklenti olmayacaktır. Zira başvurucular tam

da bu etkilerin tespit edilebilmesi maksadıyla somut davayı açmışlardır. Bu

durumda proje sahasına yakın konumdaki taşınmazların maliki olan başvurucuların

proje hakkındaki ÇED olumlu

kararına karşı dava açma konusunda medeni hak kapsamında kalan bir

menfaatlerinin bulunup bulunmadığı ve Anayasa'nın 36. maddesinin

uygulanabilirliği konusunda daha ileri bir inceleme yapılmasına gerek

görülmemiştir.

2. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

34. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

3. Esas Yönünden

a. Müdahalenin Varlığı ve Hakkın Kapsamı

35. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma

hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı,

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir

unsurudur. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine "adil yargılanma" ibaresinin

eklenmesine ilişkin gerekçede Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası

sözleşmelerle de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine

dâhil edildiği vurgulanmıştır. Sözleşme'yi yorumlayan AİHM, Sözleşme'nin 6.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının mahkemeye erişim hakkını içerdiğini belirtmektedir

(Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve

Tic. Ltd. Şti., B. No: 2014/13156, 20/4/2017, § 34).

36. Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı ve uyuşmazlık

kapsamında bir talebi mahkeme önüne taşıyabilmek ve bunların etkili bir şekilde

karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir (AYM, E.2013/40,

K.2013/139, 28/11/2013).

37. Bireyin kamu makamları tarafından kamu gücü kullanılarak

hakkında gerçekleştirilen ve sonuçları itibarıyla hukuksal durumunu,

dolayısıyla menfaatini etkileyen bir idari işlemle ilgili uyuşmazlığın mahkeme

önünde incelenmesi imkânından yoksun bırakılması mahkemeye erişim hakkına

müdahale teşkil edebilir (Levent Tütüncü,

B. No: 2015/3690, 18/7/2018, § 40).

38. Bireysel başvuruya konu olayda başvurucuların ikamet ettiği

ilde ÇED olumlu kararının

uyuşmazlık konusu edildiği bir idari dava söz konusudur. Söz konusu idari

işlemin iptali istemiyle açılan davada başvurucuların proje kapsamına giren

alanda taşınmaz sahibi olmadıkları ve proje etki alanında bulunmamaları

sebebiyle dava konusu işlemde menfaat ihlali bulunmadığı gerekçesiyle

uyuşmazlığın esasının incelenmemesi nedeniyle başvurucuların mahkemeye erişim

haklarına yönelik bir müdahalenin bulunduğu görülmektedir.

b. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

39. Anayasa'nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

40. Anayasa'nın 36. maddesinde hak arama özgürlüğü için herhangi

bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte bunun hiçbir şekilde

sınırlandırılması mümkün olmayan mutlak bir hak olduğu söylenemez. Özel

sınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da hakkın doğasından kaynaklanan bazı

sınırları bulunduğu kabul edilmektedir. Ayrıca hakkı düzenleyen maddede

herhangi bir sınırlama nedenine yer verilmemiş olsa da Anayasa'nın başka

maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak bu hakların sınırlandırılması

mümkün olabilir. Dava açma hakkının kapsamına ve kullanım koşullarına ilişkin

bir kısım düzenlemenin hak arama özgürlüğünün doğasından kaynaklanan sınırları

ortaya koyan ve hakkın norm alanını belirleyen kurallar olduğu açıktır. Ancak

bu sınırlamalar Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan güvencelere aykırı olamaz (Yusuf Bilin, B. No: 2014/14498,

26/12/2017, § 53; AYM, E.2015/96, K.2016/9, 10/2/2016, § 10).

41. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa'nın 13. maddesinde

belirtilen koşullara uygun olmadığı takdirde Anayasa'nın 36. maddesinin

ihlalini teşkil edecektir.

42. Bu sebeple müdahalenin Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen

ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, haklı bir sebebe

dayanma, ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının

belirlenmesi gerekir.

i. Kanunilik

43. Somut başvuruda davanın esasının incelenmemesi yönündeki

mahkeme kararının idari işlemlere karşı iptal davası açılabilmesi için

öngörülen menfaat koşulunun

bulunmadığı gerekçesine dayandığı görülmektedir. Belirtilen koşulun idari

yargıya ilişkin usul hukuku kuralları kapsamında dava açma ehliyetinin unsurlarından biri olduğu ve bu

müesseseyle ilgili düzenlemelere de 2577 sayılı Kanun'un 14. ve 15.

maddelerinde yer verildiği görülmektedir. Dolayısıyla başvurucunun mahkemeye

erişim hakkına yönelik müdahalenin kanuni dayanağının mevcut olduğu

anlaşılmıştır.

ii. Meşru Amaç

44. İdari makamlar tarafından gerçekleştirilen ancak bireyin

menfaatini etkilemeyen, bir başka ifadeyle birey üzerinde herhangi bir hukuksal

sonuç doğurmayan işlemlerin uyuşmazlık konusu yapılarak hem yargının hem de

idarenin sürekli ve gereksiz bir biçimde meşgul edilip işleyemez hâle gelmesini

engellemek, bu suretle gerek yargı hizmetinin gerekse idarenin asli görevi olan

kamu hizmetlerinin hızlı, düzenli ve etkin biçimde yürütülmesini sağlamak

düşüncesiyle davacı ile arasında menfaat bağı kurulamayan işlemlerden doğan

uyuşmazlıkların esasının incelenmemesi idari yargıya ilişkin bir usul kuralı

olarak düzenlenmiştir (Levent Tütüncü,

§ 47).

45. Yargılama usullerinin düzenlenmesinde usul ekonomisinin

gözetilmesi, bu suretle iyi adalet yönetiminin de sağlanarak kamu yararının

gerçekleştirilmesi Anayasa'nın 2. maddesinde düzenlenen hukuk devleti ilkesinin

gereklerinden biridir. Dolayısıyla usul ekonomisi ile iyi adalet yönetimi

ilkesi gözetilerek idari işlemlerin dava konusu edilebilirliğinin belli

koşullara bağlanması mümkündür (Levent

Tütüncü, § 48).

46. Somut olayda usul kurallarını yorumlayan derece mahkemesinin

başvurucuların dava konusu işlemin iptalini istemekte menfaatlerinin

bulunmadığı gerekçesiyle idari işleme karşı açılan iptal davasının esasını

incelememesinin yukarıda değinilen kamu yararının gerçekleştirilmesine yönelik

meşru bir amaca dayandığı sonucuna ulaşılmıştır.

iii. Ölçülülük

(1) Genel İlkeler

47. Anayasa Mahkemesi; bireysel başvuru kapsamında yaptığı

değerlendirmelerde kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme

kararını anlamsız hâle getiren, bir başka anlatımla mahkeme kararını önemli

ölçüde etkisizleştiren sınırlamaların mahkemeye erişim hakkını ihlal edebileceğini

ifade etmiştir (Özkan Şen, B. No:

2012/791, 7/11/2013, § 52).

48. Ehliyet kavramı, taraf ehliyeti ve dava ehliyeti kurumlarını

kapsamaktadır. Öğretide ve uygulamada birleşildiği üzere dava ehliyeti, gerçek

ve tüzel kişilerin medeni hakları kullanma yeterliğinin usul hukukunda

somutlaşması, biçime dönüşmesidir. Taraf ehliyeti ise davada bir yan olma

yeterliğini anlatır ve medeni haklardan yararlanma yeterliğinin usul hukukunda

biçimlenişidir (AYM, E.1987/30, K.1988/5, 15/3/1988).

49. Ölçülülük ilkesi elverişlilik,

gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden

oluşmaktadır. Elverişlilik

öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli

olmasını, gereklilik ulaşılmak

istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif

bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile

ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini

ifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2016/16, K.2016/37,

5/5/2016; Mehmet Akdoğan ve diğerleri,

B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 38).

50. Ölçülülüğün üçüncü alt ilkesi olan orantılılık, hakkın

sınırlandırılması hâlinde elde edilmek istenen kamu yararı ile bireyin hak ve

özgürlükleri arasında adil bir dengenin sağlanmasını gerektirmektedir.

Öngörülen tedbirin bireyi olağan dışı ve aşırı bir yük altına sokması durumunda

müdahalenin orantılı ve dolayısıyla ölçülü olduğundan söz edilemez. Bu itibarla

uygulanan tedbirle başvuruculara aşırı ve orantısız bir yük yüklenmemesi

gerekmektedir (Levent Tütüncü, §

52).

51. Dava konusu edilen bir idari işlemin bireyin menfaatini

ihlal edip etmediğini belirleme ve mevzuatı bu yönüyle yorumlama görevi esasen

derece mahkemelerine aittir. Derece mahkemeleri, önlerindeki uyuşmazlığın

niteliğini ve ilgili mevzuat hükümlerini gözönünde bulundurarak dava konusu

işlemin davacının hukuki durumu üzerinde yaratabileceği etki ve sonuçlardan

hareketle menfaatini ihlal edip etmediğini değerlendirir. Bireysel başvurunun

ikincillik ilkesi gereği, dava konusu edilen işlemin başvurucunun menfaatini

ihlal edip etmediğinin belirlenmesi noktasında Anayasa Mahkemesinin bir görevi

bulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesinin bu hususta üstleneceği rol, idari işlemin

bireyin menfaatini etkilemediğiyle ilgili derece mahkemelerinin yorumlarının

mahkemeye erişim hakkına etkisini somut olayın koşulları ışığında incelemektir

(Levent Tütüncü, § 53).

52. Derece mahkemeleri, dava konusu edilen işlemin bireyin

menfaatini ihlal edip etmediğini irdelerken ve buna dair usul kurallarını

uygularken söz konusu düzenlemenin getirilmesiyle ulaşılmak istenen kamu yararı

ile bireyin menfaatleri arasında adil bir denge gözetmelidir. Bu bağlamda

menfaat ihlali koşulundan hareketle uyuşmazlığın esasının incelenebilirliğinin

değerlendirilmesinde kamu yararı ile bireyin menfaatleri arasındaki denge

kurulurken dava konusu edilen işlemin mahiyeti, başvurucunun hukuki durumuna ve

gelecek yaşantısına ne şekilde etkilerinin olduğu, işlemin hukuka uygunluk denetiminin

gerçekleştirilmemiş olması dolayısıyla bertaraf edilemeyen bu etkilerin

başvurucuya bir külfet yükleyip yüklemediği gibi hususlar gözönünde

bulundurulabilir (Levent Tütüncü,

§ 54).

53. Bu kapsamda bireyin hukuki durumu üzerinde birtakım etki ve sonuçlar

doğurduğu, dolayısıyla hak ve menfaatlerini etkilediği çok açık olan bir idari

işlemi yargı mercileri önünde uyuşmazlık konusu etme olanağından yoksun

bırakılması bu konuda mahkemeye erişimini imkânsız hâle getirebileceğinden

ölçülülük ilkesini zedeleyebilir (Levent

Tütüncü, § 55).

(2) İlkelerin Olaya

Uygulanması

54. Bireysel başvuruya dayanak olan davada uyuşmazlık konusu,

başvurucuların ikamet ettikleri ilde yapılması planlanan Karbon Elyaf Üretim

Tesisi Kapasite Artışı projesi için verilen ÇED

olumlu kararıdır. Daire, başvurucuların anılan projenin planlandığı

yörede ve etki alanında ikamet etmemeleri sebebiyle davanın ehliyet yönünden

reddine karar vermiş, uyuşmazlığın esasını incelememiştir (bkz. § 12).

55. Bireyin menfaatini etkilemeyen uyuşmazlıkların esası

hakkında karar verilmemesi suretiyle mahkemeye erişim hakkına yapılan

müdahalenin usul ekonomisi ile iyi adalet yönetimi ilkesinin sağlanarak kamu

yararı amacının gerçekleştirilmesi bakımından elverişli ve gerekli olmadığı

söylenemez. Somut olaydaki müdahalenin ölçülülüğünün değerlendirilmesi

bakımından asıl önem taşıyan ölçüt ise orantılılıktır. Bu itibarla uygulanan

tedbirle başvurucuya aşırı ve orantısız bir külfet yüklenip yüklenmediğinin

tespiti gerekmektedir (Kemal Çakır ve diğerleri,

§ 58).

56. Mahkeme tarafından esasa ilişkin yargılama yapılmış; dosya

kapsamında alınan bilirkişi raporuna göre başka kimya sanayi kuruluşlarının da

bulunduğu alanda planlanan proje için kümülatif bir çevresel etki

değerlendirmesinin yapılmadığı, proje alanının Yalova'ya 12 km mesafede olduğu,

AKSA ve AKKİM fabrikalarına bitişik bir sahada bulunduğu, tesis sahasının

İzmit-Yalova kara yolunun kenarında olduğu, sonuç olarak hazırlanan nihai ÇED

raporunda kapasite artışı için inşa edilecek tesisten kaynaklanabilecek olumsuz

çevresel etkilerin mevcut tesisin oluşturduğu çevresel etkilerle birlikte

değerlendirilmediği tespit edilmiştir.

57. Yukarıda anılan bilirkişi raporunda ve bu rapordaki

tespitler doğrultusunda verilen mahkeme kararında, projenin çevresel etkisinin

çevresinde bulunan fabrika ve tesisler ile birlikte bütüncül bir şekilde ele

alınması gerektiği vurgulanmıştır. Bu durumda projenin etki alanının ne

olduğuna ilişkin net bir tespitin yapılamamış olduğu görülmektedir. Daire

kararında da projenin etki alanının ne olduğu belirtilmeden başvurucuların

projenin etki alanında ikamet etmedikleri gerekçesine dayanıldığı görülmüştür.

Ayrıca Daire kararında yapılması planlanan projeye diğer başvuruculardan daha

yakın mesafede ikamet eden başvurucu (Safiye Yüksel) için de ayrıca bir

değerlendirme yapılmadığı tespit edilmiştir.

58. Bireysel başvuruya konu Daire kararında belirtilen hususta

herhangi bir irdelemeye gidilmeksizin salt projenin etki alanı kapsamına giren

alanda başvurucuların taşınmazlarının bulunmadığı veya ikamet etmemeleri

sebebiyle idari işlemin iptal edilmesinde başvurucuların menfaatlerinin

bulunmadığı yönünde şekilci bir yaklaşımla hareket edilmek suretiyle söz konusu

işlemin hukuka uygunluk denetiminin yapılmadığı görülmektedir.

59. Yukarıda yer verilen tespitlere göre Dairenin somut davada

dava konusu işlemin iptal edilmesinde başvurucuların menfaatinin bulunup

bulunmadığını değerlendirmesiyle ve buna dair usul kurallarını uygulamasıyla

ilgili olarak bu şekilci yorumunun başvurucuların hukuksal durumunu etkileyen

idari işlemden doğan uyuşmazlığın mahkeme önünde karara bağlanmasını

engellediği görülmektedir. Bu suretle belirtilen işlemin hukuka uygun olup

olmadığının yargı denetimi yolu ile ortaya konulması imkânından yoksun

bırakılmasının ise söz konusu işlemlerin yukarıda yer verilen etki ve sonuçları

dikkate alındığında başvuruculara ağır bir külfet yüklediği

değerlendirilmiştir.

60. Bu sebeple başvurucuların mahkemeye erişim hakkına yapılan

müdahalenin ölçüsüz olduğu sonucuna varılmıştır.

61. Anayasa Mahkemesinin yukarıda aktarılan değerlendirmesi ve

vardığı sonuç yalnızca mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin olup

davanın esasına ilişkin bir unsur içermemektedir.

62. Açıklanan gerekçelerle başvurucuların Anayasa'nın 36.

maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye

erişim haklarının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

4. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

63. 30/11/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

64. Başvurucular ihlalin tespit edilmesini istemiş ve manevi

tazminat talebinde bulunmuşlardır.

65. Anayasa Mahkemesinin Mehmet

Doğan kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan

kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir (B. No: 2014/8875,

7/6/2018, [GK]). Mahkeme diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal

kararının yerine getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin

devamı anlamına geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle

sonuçlanacağına da işaret etmiştir (Aligül

Alkaya ve diğerleri (2), B.No: 2016/12506, 7/11/2019).

66. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,

ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların

giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması

gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§

55, 57).

67. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veya mahkemenin

ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı Kanun’un 50.

maddesinin (2) numaralı fıkrası ile İçtüzük’ün 79. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının (a) bendi uyarınca, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması

için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye

gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme, usul hukukundaki benzer hukuki

kurumlardan farklı olarak, ihlali ortadan kaldırmak amacıyla yeniden yargılama

sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya özgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir.

Bu nedenle Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden

yargılama kararı verildiğinde, usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi

kurumundan farklı olarak ilgili mahkemenin yeniden yargılama sebebinin

varlığını kabul hususunda herhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır.

Dolayısıyla böyle bir karar kendisine ulaşan mahkemenin yasal yükümlülüğü,

ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı nedeniyle

yeniden yargılama kararı vererek devam eden ihlalin sonuçlarını gidermek üzere

gereken işlemleri yerine getirmektir (Mehmet

Doğan, §§ 58-59; Aligül Alkaya ve

diğerleri (2), §§ 57-59, 66-67).

68. İncelenen başvuruda başvurucuların açtığı davanın menfaat

koşulunun bulunmadığı gerekçesiyle esasının incelenmemesi nedeniyle Anayasa’nın

36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki

mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla

ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığı anlaşılmıştır.

69. Bu durumda mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgü

düzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına

göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda

yapılması gereken iş yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesini

ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere

uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin

yeniden yargılama yapılmak üzere Bursa 3. İdare Mahkemesine gönderilmesine

karar verilmesi gerekmektedir.

70. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden

yargılamanın yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin

reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

71. Dosyadaki belgelerden tespit edilen, başvuru harcı olarak

ödenen 239,50 TL harç ve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.239,50 TL

yargılama giderinin başvuruculara müştereken ödenmesine karar verilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin adil yargılanma hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması suretiyle yeniden yargılama yapılmak üzere

Danıştay Ondördüncü Dairesine gönderilmek üzere Bursa 3. İdare Mahkemesine

(E.2014/1469, K.2015/998) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucuların tazminat taleplerinin REDDİNE,

E. 239,50 TL harç ve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

3.239,50 TL yargılama giderinin başvuruculara MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

8/9/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler : Serdar ÖZGÜLDÜR Burhan ÜSTÜN Muammer TOPAL Selahaddin MENTEŞ Raportör : Tuğba TUNA IŞIK Başvurucular : 1. Arif EKİM 2. Hakim MENTEŞ 3. İrem TÜNAY 4. Lale DONDURMACIOĞULLARI 5. Mehmet KARAAHMETOĞLU 6. Merthan ÖZCAN 7. Özlem MORGÜL 8. Sabri KARAÇAM 9. Safiye YÜKSEL Başvurucular Vekili : Av. Safiye YÜKSEL

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2016/9276, 8 Eylül 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Başvurucuların
  11. B. Değerlendirme
  12. A. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının
  13. B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil
  14. C. Kararın bir örneğinin adil yargılanma hakkının ihlalinin
  15. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve
  16. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2016/9276
Tarih
8 Eylül 2020

İlgili Kararlar

  • Nurdan Şahin Başvurusu (B. No: 2018/10377)
  • Ahmet Akpolat ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2019/2183)
  • Mehmet Gülhan Başvurusu (B. No: 2017/31780)
  • Necmettin Taştan Başvurusu (B. No: 2019/19897)
  • Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Karar Serkan Noğay Başvurusu (B. No: 2018/16355)
  • Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Karar Armasan Vakum Ambalaj San. ve Tic. Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2017/22937)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.