İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Arif Koca ve Zübeyde Koca Başvurusu (B. No: 2015/8483)

1. Başvuru, tıbbi hata nedeniyle kişinin maddi ve manevi

Başvuru No2015/8483Tarih15 Ocak 2020Okuma23 dk · 4.564 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Arif Koca Ve Zübeyde Koca Başvurusu

Karar tarihi
15 Ocak 2020
Başvuru Numarası
2015/8483
R.G. Tarih ve Sayı
19/3/2020-31073
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.564 kelime·23 dk okuma·13 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, tıbbi hata nedeniyle kişinin maddi ve manevi

varlığını koruma ve geliştirme hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 21/5/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, başvuru hakkında görüş bildirilmesine

gerek görülmediğini değerlendirmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve ekleri ile başvuruya konu dava dosyası

içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucular, yaşadığı sağlık sorunları nedeniyle 3/5/2012

tarihinde hayatını kaybeden 1987 doğumlu H.K.nın anne ve babasıdır.

A. H.K.nın Tedavi Süreci

ve Ölümü

9. Başvuru formu ve eklerindeki bilgi ve belgelere göre

başvurucuların on beş yaşındaki kızı H.K. 1/1/2002 tarihinde baş ağrısı

şikâyetiyle Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Acil Polikliniğine

götürülmüştür. Burada doldurulan tıbbi müşahade ve muayene kâğıdında;

başvuruculardan anne Zübeyde Koca'nın gece saat 04.00 sıralarında kızı H.K.nın

odasına gittiği ve H.K.yı gözlerini hiç kırpmadan tavana bakar vaziyette

gördüğü, bunun üzerine H.K.yı hastaneye getirdiği, hastaneye getirilen H.K.nın tonik-klonik (tüm vücut kaslarında

meydana gelen kasılma ve gevşeme) kasılmaları ile ishal ve ateşinin olmadığı

ancak on beş kez kustuğu ifade edilmiştir. Tıbbi müşahade ve muayene kâğıdında

ayrıca H.K.nın annesinin 35 yaşında ve sağlıklı olduğu, babasının ise 42 yaşında

olduğu ancak babasında kan pıhtılaşması hastalığının bulunduğu belirtilmiştir.

Son olarak müşahade altına alınan H.K.nın bilgisayarlı beyin tomografisinin

pediatri kliniği tarafından acil olarak istendiği ve çektirildiği ifade

edilmiştir.

10. Beyin tomografisi tetkik raporunda, sağda daha belirgin

olmak üzere her iki sentrum semiovale

düzeyinde enfarktla uyumlu

olabilecek hipoekoik alanlar

(doku bozukluğu) izlendiği belirtilmiştir.

11. Beyin tomografisi ile diğer bazı tetkik ve araştırmalardan

sonra H.K.nın beyin cerrahisi kliniğine devrine karar verilmiştir. Devir

notunda özetle H.K.nın bilincinin açık ancak sol alt ekstremitede (bacak ve ayak) kuvvet azlığı olduğu

belirtilmiştir. Yapılan tetkikler neticesinde H.K.nın abse drenajı ameliyatına alınmasına karar

verilmiştir.

12. Başvuruculardan Arif Koca, üzerinde herhangi bir tarih

bulunmayan "Hastalardan Alınacak

Muvafakatname" başlıklı

bir belgeyi veli sıfatıyla imzalamıştır. Bu belgede "Yapılması Düşünülen Operasyon"

şeklinde bir başlık bulunmakla birlikte bu başlığın karşısında herhangi bir

açıklama yer almamaktadır. Başvuruculardan Arif Koca'nın imzaladığı belgenin

ilgili kısmı şöyledir:

"...Ankara Hastanesi Nöroşirürji Kliniği

mütehassıs tabipleri tarafından yapılmasına lüzum gösterilen cerrahi ameliyeler

ve bu ameliyat esnasında görülmesi melhuz arıza ve ihtilatların dahi fenni

lüzum halinde keza cerrahi ameliyat yapılmak suretiyle tedavisine aklım başımda

olduğum halde muvafakat ederim."

13. H.K. 2/1/2002 tarihinde abse drenajı ameliyatına alınmıştır.

Gerçekleştirilen ameliyattan sonra düzenlenen ameliyat kâğıdında herhangi bir

komplikasyon yaşandığından söz edilmemiştir. Başvuru dosyasındaki 13/1/2002

tarihli tıbbi belgede de hastanın genel durumunun iyi, hayati bulgularının

stabil olduğu ifade edilmiştir. Bununla birlikte H.K. 15/1/2002 tarihinde

ikinci defa ameliyata alınmıştır. Bu ameliyatta sağ pariyeto occipital hemotom ile subtotal kitle eksizyonu yapılmıştır.

14. Beyin cerrahisindeki tedavi sürerken H.K.ya pıhtılaşmaya

eğilimli genetik kan hastalığı tanısı konulmuştur. Bu tanı üzerine H.K.

hastanenin çocuk hematolojisi bölümüne devredilmiştir.

15. Başvurucular bireysel başvuru formunda, pıhtılaşmaya

eğilimli genetik kan hastalığı tanısı kapsamında tedavi gören kızlarının

hastaneden 26/2/2002 tarihinde taburcu edildiğini belirtmişlerdir.

Başvurucular, kızlarını taburcu edildiği tarihten 15/7/2003 tarihine kadar aynı

hastanenin beyin cerrahisi ile çocuk hastalıkları bölümlerine üç ay aralıklarla

kontrole götürdüklerini ifade etmişlerdir. Başvurucular, kızlarının el ve

ayaklarında uyuşma hissi yaşaması ve konuşma yetisini yitirmesi şikâyetiyle

15/7/2003 tarihinde tekrar aynı hastaneye götürdüklerini, kızlarının bu

tarihten sonra bu hastanede birçok defa tedavi gördüğünü belirtmişlerdir. Başvuru

formu ve ekleri bu kapsamda incelendiğinde H.K.nın 2003 yılının Temmuz ayından

2004 yılının başlarına kadar Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesine birçok kez

başvurduğuna ve burada pıhtılaşmaya eğilimli genetik kan hastalığı tanısı

doğrultusunda tedavi edildiğine ilişkin tıbbi bilgi ve belgelerin bulunduğu

görülmüştür.

16. Başvuru formu ve eklerindeki belgeler arasında Ankara

Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesince düzenlenen 19/12/2008 tarihli bir

konsültasyon kâğıdı bulunmaktadır. Bu belgeye göre H.K. konuşma bozukluğu ve

sol alt ektremitede güçsüzlük

şikâyetiyle hastaneye başvurmuş ve burada beyin tomografisi çekilmiştir.

Başvuru formu ve eklerinde ayrıca H.K.nın 2009 yılı içinde Ankara Fizik Tedavi

ve Rehabilitasyon Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile Hacettepe Üniversitesi Tıp

Fakültesi Hastanesinde tedavi gördüğüne ilişkin bilgi ve belgeler yer

almaktadır. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi tarafından

düzenlenen belgelere göre 2009 yılının Şubat ayında çektirdiği MR sonucunda

beyninde tümör olduğu anlaşılan H.K. kendi isteğiyle Hacettepe Üniversitesi Tıp

Fakültesi Hastanesine başvurmuştur. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi

Hastanesince düzenlenen belgelere göre H.K. 16/4/2009 tarihinde hastaneye

yatırılmış ve 26/5/2009 tarihinde taburcu edilmiştir.

17. Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesinin 24/6/2009

tarihli sağlık kurulu raporuna göre H.K.nın anılan tarihteki engel oranı

%92'dir.

18. H.K.3/5/2012 tarihinde hayatını kaybetmiştir.

B. Tam Yargı Davası

Süreci

19. H.K. Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesinde

gerçekleştirilen sağlık hizmetlerinde hizmet kusuru bulunduğunu ileri sürerek

30/11/2006 tarihinde Sağlık Bakanlığına müracaat etmiş ve bu olay nedeniyle

ortaya çıkan zararlarının tazmin edilmesi talebinde bulunmuştur.

20. Sağlık Bakanlığı, H.K.nın talebini reddetmiştir.

21. Sağlık Bakanlığının ret kararı üzerine H.K. 2/2/2007

tarihinde Ankara 15. İdare Mahkemesinde dava açmış ve 86.939,20 TL maddi,

250.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur. H.K. dava dilekçesinde özetle

1/1/2002 tarihinde çeşitli şikâyetlerle Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesine

başvurduğunu, yapılan tetkikler sonucunda "beyninden

apse boşaltılacağı" gerekçesi ile ameliyata alındığını, bu

ameliyattan sonra genel durumunun iyi olduğunun söylendiğini ancak 15/1/2002

tarihinde ikinci bir ameliyata alındığını, bu ameliyatla ilgili olarak ne

kendisine ne de ailesine bilgi verildiğini belirtmiştir. H.K. ikinci

ameliyattan sonra üç gün daha hastanede kaldıktan sonra kan pıhtılaşması

tanısıyla çocuk kliniğine sevk edildiğini, 26/2/2002 tarihine kadar burada

yattığını, daha sonra ise üç ay aralıklarla kontrole gidip geldiğini ifade

etmiştir. H.K. sağ kol ve sağ ayağında uyuşmaların başlaması ve konuşmasında

bazı problemler yaşaması üzerine 2003 yılının Temmuz ayında yine Ankara Eğitim

ve Araştırma Hastanesi Çocuk Polikliniğine başvurduğunu, temmuz ve ağustos

ayında birçok defa hastanenin çocuk polikliniğine gittiğini ve 26/9/2003

tarihinde tekrar hastaneye yatırıldığını belirtmiştir. H.K. anılan hastanede

birçok defa yatarak tedavi gördüğünü, 10/5/2006 tarihli sağlık raporuna göre

%40 oranında engelli olduğunu ifade etmiştir. H.K. dava dilekçesinde ayrıca

2002 yılından 2004 yılının Şubat ayına kadar"C..."

adlı bir ilaç kullandığını, nöbetlerinin artması üzerine bu ilacın

kullanımından vazgeçildiğini, daha sonra bu ilacın yan etkilerinin olduğunu

öğrendiğini ancak çoğu konuda olduğu gibi bu konuda da bilgilendirilmediğini

belirtmiştir.

22. Sağlık Bakanlığı savunma dilekçesinde özetle 1/1/2002

tarihinde Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesine başvuran H.K.nın beyin

tomografisinin çekildiğini ve tomografi sonuçlarının 3 cm ve 5 cm çaplarında

iki adet apseyle uyumlu kistik kitle lezyonuyla ilgili olduğunun

değerlendirildiğini belirtmiştir. Sağlık Bakanlığı H.K.nın bu tanıyla 2/1/2002

tarihinde ameliyata alındığını, ameliyat sonrasında herhangi bir problemle

karşılaşılmadığını ve hastada mevcut olan kuvvet kaybının düzeldiğinin

görüldüğünü ifade etmiştir. Bu ameliyat sırasında çıkarılan parçaların

patolojik incelemeye tabi tutulduğunu, 10/1/2002 tarihli histoloji raporunda

tetkik sonucunun "iltihap",

15/1/2002 tarihli patoloji raporunda ise

"ensefalitis" olarak belirtildiğini, hastanın 15/1/2002

tarihinde ikinci defa ameliyata alındığını ifade etmiştir. Sağlık Bakanlığı,

post-op herhangi bir sorunu olmayan hastanın klinik takibi sırasında genel

durumunun iyi, vital bulgularının stabil olarak tespit edildiğini, 16/1/2002

tarihinde hematolojik pediatri konsültasyonunun yapıldığını, bu konsültasyon

sonrasında gerçekleştirilen DNA tetkikleri sonucunda hastanın "faktör V leiden mutasyonunu heterezigot"

taşıdığının belirlendiğini, bunun üzerine hastanın 18/1/2002-7/2/2002 tarihleri

arasında aynı hastanenin çocuk hastalıkları kliniğine yatırıldığını

belirtmiştir. Hastanın 2003 yılının Ağustos ayından itibaren de hastanede

çeşitli defa tedavi gördüğünü, hastanın tekrar tekrar yatarak tedavi görmesinin

nedeninin faktör V leiden mutasyonunun meydana

getirdiği komplikasyonlar olduğunu ifade etmiştir. Olayların gelişimini anılan

şekilde özetleyen Sağlık Bakanlığı; somut olayda hastaya gerekli tıbbi muayene

ve tetkiklerin yapılmış olduğunu, olayda hizmet kusurunun bulunmadığını

savunmuştur.

23. Başvuru formu ve eklerindeki bilgi ve belgeler

incelendiğinde olay hakkında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi

Çocuk Hematoloji Onkoloji Ana Bilim Dalından bilirkişi raporu alındığı

anlaşılmıştır. 4/2/2009 tarihli bu bilirkişi raporunda "Hasta[nın] faktör V leiden mutasyonunu heterezigot olarak taşıdığı, bu hastalarda

enfeksiyon, cerrahi girişim vb. gibi durumlarda vücutta çeşitli yerlerde

pıhtılar gelişebileceği, bu hastada da beyinde pıhtıların oluştuğunun

anlaşıldığı, pıhtı oluşumunda tedavinin ["H..."] veya ["C..."] ile yapıldığı, pıhtı yönünden yapılan tedavilerin

uygun olduğu" belirtilmiştir.

24. Ankara 15. İdare Mahkemesi ayrıca Ankara Eğitim ve Araştırma

Hastanesinde H.K. hakkında düzenlenen hasta dosyasının tamamını ve çekilen tüm

beyin tomografilerini temin ettikten sonra ekleriyle birlikte tüm dava

dosyasını Adli Tıp Kurumu Başkanlığına göndermiş ve H.K.nın tedavisinde kusur

olup olmadığını sormuştur.

25. Aralarında nöroloji, nöroşirurji, genel cerrahi, çocuk

sağlığı ve hastalıkları uzmanlarının da bulunduğu Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas

Kurulu, olaya ilişkin tüm adli ve tıbbi evrakı dikkate alarak 18/3/2009 tarihli

bir rapor hazırlamıştır. Bu raporun hazırlanmasından önce H.K. Adli Tıp Kurumu

3. İhtisas Kurulu tarafından muayene de edilmiştir. Anılan raporun sonuç kısmı

şöyledir:

"Arif kızı 1987 doğumlu [H.K.] adına düzenlenmiş adli ve tıbbi bilgiler

incelendiğinde, kişinin 01.01.2002 tarihinde Ankara Eğitim ve Araştırma

Hastanesine bayılma şikayeti ile başvurduğu, beyin apsesi tanısı konularak

ameliyatının yapıldığı ve ameliyat sonrası bir şikayetinin kalmadığı, beyin

cerrahi servisinde yattığı süre içerisinde faktör V leiden mutasyonu

(pıhtılaşmaya eğilimli genetik kan hastalığı) tanısı konularak çocuk hematoloji

bölümüne devredildiği ve bu bölümce tedavisi başlanarak takiplerinin yapıldığı,

hastalığına bağlı çeşitli komplikasyonlarla pek çok kez hastanede yatarak da

tedavi gördüğü, ancak hastalığına bağlı olarak tekrarlayan serebral infarktlar

nedeniyle nörolojik defisitlerinin geliştiği, uygun tedaviye rağmen bu

sekellerin gelişebileceği, Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesinde [H.K.ya] uygulanan tanı ve tedavilerinin tıp kurallarına

uygun olduğu oy birliği ile mütalaa olunur."

26. Taraflar, anılan bilirkişi raporuna herhangi bir itirazda

bulunmamışlardır.

27. Ankara 15. İdare Mahkemesi, anılan bilirkişi raporunun hükme

esas alınabilir nitelikte olduğuna kanaat getirmiş ve bu bilirkişi raporu ile

dava dosyasında bulunan diğer bilgi ve belgeleri dikkate alarak 24/12/2009

tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Ankara 15. İdare Mahkemesi hastaya

uygulanan tanı ve tedavilerin tıp kurallarına uygun olduğu, olayda idarenin

hizmet kusurunun bulunmadığı sonucuna ulaşmıştır.

28. H.K. anılan kararın bozulması istemiyle 22/2/2010 tarihinde

temyiz yoluna başvurmuştur. H.K. temyiz dilekçesinde özetle hükme esas alınan

bilirkişi raporunun eksik ve yetersiz olduğunu, Ankara Eğitim ve Araştırma

Hastanesinden alınan 24/6/2009 tarihli sağlık kurulu raporuna göre engel

oranının artarak %92'ye ulaştığını, bu raporda hastalığın multibl skleroz (MS) olarak teşhis

edildiğini, bu teşhisi daha önce yapamayan idarenin kusurunun bulunduğunu, Adli

Tıp Kurumundan alınan raporda MS hastalığının değerlendirilmediğini,

dolayısıyla bu raporun eksik ve hatalı olduğunu belirtmiştir. H.K. temyiz

dilekçesinde ayrıca hastaneye ilk başvuru tarihi olan 1/1/2002 tarihindeki

şikâyetlerin MS hastalığı şikâyetleriyle aynı olduğunu, 1/1/2002 tarihinde MS

hastalığı teşhisi konulamadığından bu tarihten sonra yanlış tedaviler

uygulandığını ifade etmiştir. Son olarak ilerleyen dönemde kendisini tedavi

eden Hacettepe Üniversitesi doktorlarının önceki ameliyatların yapılmaması

gerektiğini, söz konusu ameliyatlardan önce de MS hastası olduğunu, ani bir

kararla ameliyat yapılmasının bugünkü sonuçlara yol açtığını ifade ettiklerini

belirtmiştir.

29. Temyiz süreci devam ederken H.K. 3/5/2012 tarihinde yaşamını

yitirmiştir. Ankara 45. Noterliği tarafından düzenlenen mirasçılık belgesine

göre başvurucuların her biri 1/2 oranında miras payı sahibidir.

30. Danıştay Onbeşinci Dairesi 27/5/2014 tarihinde ilk derece

mahkemesi kararının onanmasına karar vermiştir.

31. Bu karar üzerine başvurucular; kızları H.K.nın 3/5/2012

tarihinde yaşamını yitirdiğini, yasal mirasçıları olarak davaya kendilerinin

devam edeceğini belirterek karar düzeltme yoluna başvurmuşlardır. Başvurucular,

genel olarak temyiz dilekçesinde belirtilen hususları yinelemişlerdir. Ayrıca

15/1/2002 tarihinde yapılan ameliyat için aydınlatılmış rızalarının

alınmadığını, önceden alınan tarihsiz ve gerekçesiz muvafakatnamenin hukuki

hiçbir değerinin olmadığını belirtmişlerdir. Son olarak "C..." adlı ilacın

kullanılmasından sonra kızlarının geçirdiği nöbetlerin arttığını, ameliyat

sonrası gelişen klinik durum ile ölüm arasında nasıl bir ilişki olduğu

hususunun tartışılmadığını ifade etmişlerdir.

32. Danıştay Onbeşinci Dairesi, kararın usul ve yasaya uygun

olduğu gerekçesiyle başvurucuların karar düzeltme talebini 26/2/2015 tarihinde

reddetmiştir.

33. Bu karar 24/4/2015 tarihinde başvurucuların vekiline tebliğ

edilmiştir.

34. Başvurucular 21/5/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

IV. İLGİLİ HUKUK

35. İlgili hukuk için bkz. Ali

Abidin Saruhanoğlu ve diğerleri, B. No: 2014/15478, 6/12/2017, §§

39-42; Fındık Kılıçaslan, B. No:

2015/97, 11/10/2018, §§ 19-27; Fatma Müge

Tekin ve Özge Tekin, B. No: 2014/2504, 20/3/2019.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

36. Mahkemenin 15/1/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

37. Başvurucular; kızlarının baş ağrısı şikâyetiyle geldiği

Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesinden felçli olarak çıktığını, tıp

kurallarının gerektirdiği dikkat ve özen hiçe sayılarak yanlış teşhis ve tedavi

ile kızlarının ölümüne neden olunduğunu, kızlarının MS hastası olduğunun tespit

edilemediğini iddia etmişlerdir. Ayrıca Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi

tarafından yapılan ameliyatlarda aydınlatılmış rızalarının hiçbir surette

alınmadığını belirtmişlerdir. Başvurucular açılan davada kızlarının Ankara

Eğitim ve Araştırma Hastanesine başvurmasından ölümüne kadar olan bütün sürecin

bilirkişi marifetiyle incelenmesi ve buna göre bir rapor hazırlanması

gerekirken derece mahkemelerinin Adli Tıp Kurumu raporu ile yetindiğini,

ameliyat sonrası gelişen klinik durum ile ölüm olayı arasında nasıl bir ilişki

olduğunun derece mahkemelerince incelenmediğini ifade etmişlerdir.

Başvurucular, yukarıdaki gerekçelerle Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına

alınan yaşam hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

B. Değerlendirme

1. Başvuru Ehliyeti ve

Hukuki Nitelendirme Yönünden

38. Başvuruya konu dava, gerçekleştirilen tıbbi müdahaleler

nedeniyle vücut bütünlüğünün zarar gördüğü iddiasıyla H.K. tarafından 2/2/2007

tarihinde açılmıştır. Dava, alınan raporlar doğrultusunda H.K.nın henüz

yaşamını yitirmediği bir dönemde (24/12/2009 tarihinde) ilk derece mahkemesinde

reddedilmiştir. H.K. ilk derece mahkemesince verilen karara karşı temyiz yoluna

başvurmuş ancak temyiz incelemesi henüz sonuçlanmamışken 3/5/2012 tarihinde

yaşamını yitirmiştir. Bunun üzerine başvurucular davaya devam etmiştir.

39. Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere bireysel başvuruya

konu dava, ölüm nedeniyle açılmış bir dava değildir. Dava, H.K.nın sağlığında

kişinin maddi ve manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi hakkı kapsamında

açılmış bir tazminat davasıdır. Dava ölüm nedeniyle açılmış bir dava

olmadığından derece mahkemeleri, H.K.nın iddialarıyla ilgili sınırlı bir

inceleme yapmış; davanın açılmasından önceki dönemde gerçekleştirilen

ameliyatlar ile bu ameliyatlardan on yıl sonra gerçekleşen ölüm olayı arasında

bir illiyet bağı olup olmadığını değerlendirmemiştir. Derece mahkemeleri

taleple bağlı kalarak bir karar vermiştir. Bu durumda başvuruya konu dava ölüm

nedeniyle açılmış bir dava olmadığından ve derece mahkemeleri taleple bağlı

kalarak davayı sadece kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme

hakkı kapsamında incelediğinden mevcut başvuruda Anayasa Mahkemesince yaşam

hakkı yönünden bir inceleme yapılmasının mümkün olmadığı değerlendirilmiştir.

40. Bununla birlikte Danıştay Onbeşinci Dairesi tarafından

H.K.nın açtığı tazminat davasının devam ettirilmesinde başvurucuların meşru bir

menfaatinin bulunduğunun değerlendirildiği ve bu sebeple başvurucuların karar

düzeltme taleplerinin esasının incelendiği anlaşılmaktadır. Gerçekten de

başvurucuların anılan davayı devam ettirmede ve akabinde bireysel başvuruda

bulunmada menfaatlerinin olmadığı söylenemez. Dolayısıyla kızları H.K.nın maddi

ve manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edilip

edilmediğinin tespit edilmesinde başvurucuların meşru menfaatlerinin bulunduğu

sonucuna varılmıştır.

41. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucuların şikâyetleri yukarıda

açıklanan gerekçelerle kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı

kapsamında incelenmiştir.

42. Anayasa'nın iddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak

17. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şöyledir:

"Herkes, yaşama, maddî ve

manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

Tıbbî zorunluluklar ve kanunda yazılı haller

dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve

tıbbî deneylere tâbi tutulamaz."

43. Anayasa’nın 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Devletin temel amaç ve

görevleri, (...) kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve

adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal

engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli

şartları hazırlamaya çalışmaktır.”

44. Anayasa'nın 56. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh

sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi

artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden

planlayıp hizmet vermesini düzenler."

2. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

45. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kişinin

maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

3. Esas Yönünden

a. Genel İlkeler

46. Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasında herkesin maddi

ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu belirtilmektedir.

Bu kapsamda anılan Anayasa hükmü ile kişinin maddi ve manevi varlığının

bütünlüğü gerek kamusal yetkilerle donatılmış kişilerin gerekse özel kişilerin

müdahalelerine karşı güvence altına alınmıştır (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 40).

47. Anayasa’nın 17. maddesinin amacı, esas olarak bireylerin

maddi ve manevi varlığına karşı devlet tarafından yapılabilecek keyfî

müdahalelerin önlenmesidir. Bunun yanı sıra devletin tıbbi müdahaleler

nedeniyle kişilerin maddi ve manevi varlığını etkili olarak koruma, maddi ve

manevi varlığına saygı gösterme şeklinde pozitif yükümlülüğü de bulunmaktadır (Ahmet Acartürk, B. No: 2013/2084,

15/10/2015, § 49). Nitekim Anayasa’nın 56. maddesinde de belirtildiği üzere

pozitif yükümlülük, sağlık alanında yürütülen faaliyetleri de kapsamaktadır (İlker Başer ve diğerleri, B. No:

2013/1943, 9/9/2015, § 44).

48. Devlet, bireylerin yaşam hakkı ile maddi ve manevi

varlıklarını koruma hakkı kapsamında -ister kamu isterse özel sağlık

kuruluşları tarafından yerine getirilsin- sağlık hizmetlerini hastaların

yaşamları ile maddi ve manevi varlıklarının korunmasına yönelik gerekli

tedbirlerin alınabilmesini sağlayacak şekilde düzenlemek zorundadır (Ahmet Acartürk,§ 51).

49. İlke olarak tıbbi ihmallere ilişkin şikâyetler konusunda

temel başvuru yolu, hukuki sorumluluğu tespit adına takip edilecek olan hukuk

veya idari tazminat davası yoludur (Nail

Artuç, B. No: 2013/2839, 3/4/2014, § 38).

50. Maddi ve manevi varlığı koruma hakkı kapsamında hukuki

sorumluluğu ortaya koymak adına adli ve idari yargıda açılacak tazminat

davalarının makul derecede dikkatli ve özenli inceleme şartını yerine getirmesi

gerekmektedir. Derece mahkemelerinin bu tür olaylara ilişkin yürüttükleri

yargılamalarda Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği seviyede derinlik ve

özenle bir inceleme yapıp yapmadıklarının ya da ne ölçüde yaptıklarının da

Anayasa Mahkemesi tarafından değerlendirilmesi gerekmektedir. Zira derece

mahkemeleri tarafından bu konuda gösterilecek hassasiyet, yürürlükteki yargı

sisteminin daha sonra ortaya çıkabilecek benzer hak ihlallerinin önlenmesinde

sahip olduğu önemli rolün zarar görmesine engel olacaktır (Yasin Çıldır, B. No: 2013/8147, 14/4/2016,

§ 57; Tevfik Gayretli, B. No:

2014/18266, 25/1/2018, § 32).

51. Diğer taraftan belirtmek gerekir ki olayların oluşumuna

ilişkin delillerin değerlendirilmesi öncelikle idari ve yargısal makamların

ödevidir (Murat Atılgan, B. No:

2013/9047, 7/5/2015, § 43). Anayasa Mahkemesinin kural olarak bilirkişilerin

vardığı sonuçları, mevcut tıbbi bilgilerden hareketle birtakım tahminlere yer

vererek sahip olduğu bilimsel bakış açılarının doğru olup olmadığı yönünden

irdeleme görevi de bulunmamaktadır (Yasin

Çıldır, § 65). Ancak kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı

kapsamında yerine getirmek zorunda olduğu usul yükümlülüklerinin somut olayda

yerine getirilip getirilmediğinin nesnel bir şekilde değerlendirilmesi için

ilgili anayasal kurallar bağlamında derece mahkemelerinin kendilerine tanınmış

takdir yetkileri çerçevesinde hareket edip etmediklerinin denetlenmesi gerekir.

Bu bağlamda müdahaleyi haklı göstermek için öne sürülen gerekçelerin ilgili ve

yeterli olup olmadığı incelenmelidir (Murat

Atılgan, § 44).

52. Derece mahkemelerinin gerekçeleri, tarafların kanun yoluna

başvuru imkânını etkili şekilde kullanabilmesini sağlayacak surette ayrıntılı

olarak ortaya konulmalı; ulaşılan sonuçlar yeterli açıklıktaki bilimsel görüş

ve raporlar gibi somut, nesnel verilere dayandırılmalıdır (Murat Atılgan, § 45).

53. Tıbbi müdahaleden önce gerektiği şekilde bilgilendirilerek

rızasının alınmaması kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlaline

sebep olabilir. İstisnai hâller dışında tıbbi müdahale, ilgili kişinin ancak

bilgilendirilip rızası alındıktan sonra yapılabilir. Hastaların durumun

farkında olarak karar verebilmelerini sağlamak için uygulanması düşünülen

tedavi ve bununla bağlantılı riskler hakkında kendilerine bilgi verilmiş

olmalıdır. Bunun yanı sıra yapılan bilgilendirme ile tıbbi müdahale arasında

hastanın sağlıklı bir kanaate varmasını sağlayacak kadar uygun bir zaman

aralığı bırakılmış olmalıdır (Ahmet Acartürk,

§ 56).

b. İlkelerin Olaya

Uygulanması

54. Somut olayda başvurucular, Ankara Eğitim ve Araştırma

Hastanesinde gerçekleştirilen tıbbi işlemlerde hata yapıldığı iddiasıyla idare

aleyhine açılan tam yargı davasının reddedilmesi üzerine bireysel başvuruda

bulunmuşlardır. Başvurucular, Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi haricindeki

hastanelerde gerçekleştirilen işlemlere yönelik herhangi bir ihmal ya da kusur

iddiasında bulunmamışlardır. Bu sebeple mevcut başvuru Ankara Eğitim ve

Araştırma Hastanesinde gerçekleştirilen işlemlerle sınırlı olarak

incelenecektir.

55. Somut olayda kişinin maddi ve manevi varlığının korunması

için oluşturulan yasal çerçevenin yetersiz olduğu şeklinde bir iddia ileri

sürülmediği gibi Anayasa Mahkemesi tarafından bu konuda resen gözetilmesi ve

incelenmesi gereken bir hususun da bulunmadığı anlaşılmıştır.

56. Başvurucular, Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesinde

2/1/2002 ve 15/1/2002 tarihlerinde gerçekleştirilen ameliyatlara özellikle

vurgu yapmış ve bu ameliyatlarda tıbbi hata yapıldığını ileri sürmüşlerdir.

Ayrıca anılan ameliyatlar hakkında bilgilendirilmediklerini iddia etmişlerdir.

57. Bu durumda öncelikle Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesinde

gerçekleştirilen ameliyatlarda ve uygulanan tedavilerde tıbbi hata yapıldığı

yönündeki iddianın incelenmesi gerekir.

58. Ankara 15. İdare Mahkemesi, Ankara Eğitim ve Araştırma

Hastanesinde gerçekleştirilen tıbbi işlemlerde kusur bulunup bulunmadığını

tespit edebilmek amacıyla başvurucuların kızları hakkında düzenlenen tıbbi ve

adli evrakı Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kuruluna göndererek bu konuda bir rapor

tanzim edilmesi talebinde bulunmuştur. Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu

başvurucuların kızları hakkında düzenlenen adli ve tıbbi evrakı dikkate alarak

Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesinde uygulanan işlemlerin tıp kurallarına

uygun olduğunu belirtmiştir. Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu raporunun yanı

sıra İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Hematoloji Onkoloji

Ana Bilim Dalı tarafından hazırlanan raporda da başvurucuların kızlarına pıhtı

yönünden yapılan tedavilerin tıp kurallarına uygun olduğu belirtilmiş ve bu

tedavilerde "C..." adlı

ilacın kullanılmasında herhangi bir sorun görülmemiştir.

59. Başvuru formu ve eklerinin incelenmesi neticesinde derece

mahkemelerince hükme esas alınan bilirkişi raporlarındaki söz konusu

değerlendirmelerin güvenilirliğinin sorgulanmasını gerektirecek bir husus

tespit edilememiştir. Dolayısıyla somut olayda Ankara Eğitim ve Araştırma

Hastanesinde gerçekleştirilen işlemlerde kusur bulunduğu yönündeki iddianın

üzerinde daha fazla durulmasının gerekli olmadığı değerlendirilmiştir. Bununla

birlikte 2002 yılında yapılan ameliyatlardan önce başvurucuların rızalarının

alınıp alınmadığı hususunun incelenmesi gerekmektedir. Bazı durumlarda

gerçekleştirilen tıbbi işlemlerde kusur olmasa bile bu işlemler sonrasında

meydana gelen komplikasyonlar neticesinde istenmeyen sonuçların ortaya çıkması

söz konusu olabilir. İstenmeyen sonuçların ortaya çıkması hâlinde ise hasta ya

da hasta yakınları bu konuda daha önceden bilgilendirilmemişse kişinin maddi ve

manevi varlığının korunması hakkı kapsamında devletin sorumluluğunun doğması

söz konusu olabilir.

60. Hasta ya da hasta yakınlarının gerçekleştirilecek tıbbi

işlemler ile bu işlemlerin olası sonuçları hakkında bilgilendirilmesi, diğer

bazı amaçların yanı sıra hasta ya da hasta yakınlarının istenmeyen sonuçlardan

kaçınması amacına da hizmet etmektedir.

61. Hukuken rızayı açıklaması gereken kişinin kural olarak tıbbi

uygulamaya maruz kalacak kişi olması gerektiği kuşkusuzdur. Bu bakımdan reşit

ve ayırt etme gücüne sahip hastanın kendisinin rıza açıklama ehliyetine sahip

olduğu açıktır. Ancak yaş küçüklüğü veya ayırt etme gücüne sahip olmayanlar

bakımından bu kişilerin veli veya vasilerinin rıza açıklama yetkileri

bulunmaktadır (Fındık Kılıçaslan,

§ 49).

62. Ayrıca hukuka uygun rızanın varlığından söz edilebilmesi

için kendisine uygulanacak tıbbi işlemleri, bunların faydaları ve muhtemel

sakıncaları, alternatif tıbbi müdahale usulleri, tedavinin kabul edilmemesi

hâlinde ortaya çıkabilecek muhtemel sonuçları, hastalığın seyri ve neticeleri

konusunda hastanın bilgilendirilmiş olması gerekir. Bunun yanı sıra yapılan

bilgilendirme ile tıbbi uygulama arasında hastanın sağlıklı bir kanaate

varmasını sağlayacak kadar uygun bir zaman aralığı bırakılmış olmalıdır (Fındık Kılıçaslan, § 50).

63. Başvuru formu ve ekleri bu kapsamda incelendiğinde H.K.nın

2002 yılında iki defa beyin ameliyatı olduğu, ilerleyen dönemde 2009 yılında

beyninde kitle tespit edildiği ve 2012 yılında hayatını kaybettiği

anlaşılmaktadır. Başvurucular, başvuru formunda Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesince

yapılan ameliyatlarda aydınlatılmış rızalarının hiçbir surette alınmadığını

ileri sürmüşlerdir.

64. H.K.nın dava dilekçesinde ve başvurucuların karar düzeltme

taleplerine ilişkin dilekçelerinde ileri sürmelerine rağmen ameliyat öncesinde

başvurucuların yeterli bir biçimde aydınlatılıp aydınlatılmadığı ve rızalarının

yöntemince alınıp alınmadığı hususlarının derece mahkemelerince verilen

kararlarda tartışılmadığı anlaşılmaktadır.

65. Başka bir anlatımla derece mahkemeleri, 2/1/2002 tarihli

ameliyattan önce başvurucu Arif Koca'dan alınan muvafakatnamenin yukarıda

belirtilen ilkelere (bkz. §§ 60-62) uygun olup olmadığını tartışmadıkları ve bu

muvafakatnamenin hukuki değeri hakkında herhangi bir açıklamada bulunmadıkları

gibi 15/1/2002 tarihinde yapılan ikinci ameliyattan önce başvurucuların

aydınlatılmış rızalarının alınmadığı yönündeki iddiaları üzerinde de hiç

durmamıştır. Başvuru konusu olayda vücut bütünlüğüne yönelik tıbbi müdahaleler

öncesinde hukuken geçerli nitelikteki bir rızanın alınmadığı ve tıbbi

müdahalelerin riskleri konusunda yetkili makamlarca yeterli bilgilendirme

yapılmadığı yönündeki iddialar hakkında derece mahkemelerince Anayasa'nın 17.

maddesinin gerektirdiği ölçüde bir değerlendirme yapılması gerekli olmasına

rağmen derece mahkemelerinin bu konuda ilgili ve yeterli bir gerekçe ortaya

koymadığı sonucuna varılmıştır. Yargısal makamlarca bu değerlendirmelerin

yapılmaması nedeniyle kişinin maddi ve manevi varlığının korunması ve

geliştirilmesi hakkı bakımından kamu makamlarının pozitif yükümlülüklerini

yerine getirmedikleri kanaatine varılmıştır.

66. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinde güvence

altına alınan kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkının

ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

C. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

67. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının ilgili kısmı ve (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"(1) Esas inceleme

sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar

verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir."

68. Başvurucular, 86.939,20 TL maddi ve 250.000 TL manevi olmak

üzere toplam 336.939, 20 TL tazminat talebinde bulunmuşlardır.

69. Anayasa Mahkemesinin Mehmet

Doğan ([GK], B No: 2014/8875, 7/6/2018). kararında ihlal sonucuna

varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler

belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte

ihlal kararının yerine getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun

ihlalin devamı anlamına geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal

edilmesiyle sonuçlanacağına işaret etmiştir (Aligül

Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).

70. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,

ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların

giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması

gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§

55, 57).

71. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda Anayasa

Mahkemesi, 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa

Mahkemesi İçtüzüğü’nün 79. maddesinin 1 numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca,

ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak

üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan

yasal düzenleme, usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı olarak,

ihlali ortadan kaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve

bireysel başvuruya özgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle

Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılama

kararı verildiğinde, usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan

farklı olarak ilgili mahkemenin yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul

hususunda herhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir

karar kendisine ulaşan mahkemenin yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini

beklemeksizin Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden yargılama

kararı vererek devam eden ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri

yerine getirmektir. (Mehmet Doğan,

§§ 58, 59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2),

§§ 57-59, 66, 67).

72. İncelenen başvuruda 2002 yılında gerçekleştirilen

ameliyatlarda geçerli rızanın bulunup bulunmadığı hususunda derece

mahkemelerince ilgili ve yeterli bir gerekçe ortaya konulmadığından kişinin

maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkının ihlal edildiği sonucuna

ulaşılmıştır. Dolayısıyla ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığı

anlaşılmaktadır.

73. Bu durumda kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama

ise bireysel başvuruya özgü düzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına

yöneliktir. Bu kapsamda yapılması gereken iş yeniden yargılama kararı verilerek

Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında

belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple

kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 15. İdare

Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekmektedir.

74. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılamanın

yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine

karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

75. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 3.000

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.226,90 TL yargılama giderinin

başvuruculara müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan kişinin

maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin maddi ve manevi varlığın korunması

hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama

yapılmak üzere Ankara 15. İdare Mahkemesine (24/12/2009 tarihli ve E.2007/449,

K.2009/1605) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucuların tazminat taleplerinin REDDİNE,

E. 226,90 TL harç ve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

3.226,90 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

15/1/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler : Serdar ÖZGÜLDÜR Hicabi DURSUN Kadir ÖZKAYA Yusuf Şevki HAKYEMEZ Raportör : Halil İbrahim DURSUN Başvurucular : 1. Arif KOCA 2. Zübeyde KOCA Vekili : Av. Defne VARDAR

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2015/8483, 15 Ocak 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. H.K.nın Tedavi Süreci
  7. B. Tam Yargı Davası
  8. IV. İlgili Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Başvurucuların
  11. B. Değerlendirme
  12. C. 6216 Sayılı Kanun'un
  13. B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan kişinin
  14. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve
  15. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  16. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2015/8483
Tarih
15 Ocak 2020

İlgili Kararlar

  • Ali İmancı ve Eşref Aydın Başvurusu (B. No: 2017/15134)
  • Ruhşen Mahmutoğlu Başvurusu (B. No: 2015/22)
  • Ali Taştan Başvurusu (B. No: 2017/5809)
  • İbrahim Kaya Başvurusu (B. No: 2017/29474)
  • İbrahim Çeliktaş Başvurusu (B. No: 2016/63862)
  • Asım Uzun ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2018/26593)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.