İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Arzu Aydın Margi Başvurusu (B. No: 2014/10007)

1. Başvuru; iş akdinin geçerli bir nedene dayanmaksızın feshi

Başvuru No2014/10007Tarih18 Mayıs 2016Okuma28 dk · 5.630 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Arzu Aydın Margi Başvurusu

Karar tarihi
18 Mayıs 2016
Başvuru Numarası
2014/10007
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.630 kelime·28 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; iş akdinin geçerli bir nedene dayanmaksızın feshi

üzerine feshin geçersizliğinin tespiti ve işe iade istemiyle açılan davada

verilen davanın kabulüne ilişkin hükmün Yargıtay ilgili dairesince ortadan

kaldırılarak davanın reddine karar verilmesi, dairenin ilk derece mahkemesinin

yerine geçerek nihai kararı vermesi, benzer davalarda davanın kabulüne ilişkin

kararların Yargıtayın farklı dairelerince onanmasına

rağmen başvurucularca açılan davaların reddedilmesi nedenleriyle

adil yargılanma, çalışma ve sosyal güvenlik hakları ile eşitlik ilkesinin ihlal

edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 18/6/2014 tarihinde İzmir 10. Asliye Hukuk Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca 23/6/2015 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 02/09/2015 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 16/10/2015 tarihli yazısında Anayasa

Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen

başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu, THY DO&CO İkram Hizmetleri A.Ş.de (Şirket)

işçi statüsünde çalışmakta iken iş akdi işveren tarafından feshedilmiştir.

8. Başvurucu, Şirket aleyhine İzmir 4. İş Mahkemesinde açtığı

davada feshin geçerli sebebe dayanmadığını ileri sürerek feshinin

geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini talep etmişlerdir.

9. Yargılama sürecinde tarafların tanıkları dinlenmiş ve

bilirkişiden rapor alınmıştır.

10. Bilirkişi, tüm delilleri değerlendirerek takdirin Mahkemeye

ait olduğunu, feshin geçerli nedene dayandığının kabulü hâlinde davanın

reddine, geçerli bir neden olmadığının tespiti hâlinde ise feshin

geçersizliğine ve başvurucunun işe iadesine karar verilmesi gerektiğini

bildirmiştir.

11. İzmir 4. İş Mahkemesinin 19/9/2013 tarihli ve E.2011/833,

K.2013/183 sayılı kararı ile feshin geçersizliğine ve başvurucunun işe iadesine

karar verilmiştir. Karar gerekçesinin bir bölümü şöyledir:

"... taraf vekillerinin beyanlarından da

ortaya çıktığı üzere bu fesihe neden gösterilen

karardan kısa bir süre sonra tekrar davacının yaptığı işi yapacak nitelikte

işçilerin daha düşük ücretle alındığı ve hatta bir kısım davacıyla birlikte

çıkarılan işçilerin dahi daha düşük ücretle tekrar geri alındığı taraf

vekillerinin beyanları ve emsal dosyalar ile SGK işyeri kayıt ve belgeleri ile

THY da daha sonradan çok kısa bir süre sonra yani bir kaç ay içerisinde tekrar

davalı işyeri havaalanında ikram yüklemelerinin yapılmaya başladığı anlaşılmıştır.Davacıya İzmir ilinde başka illerde çalışma teklif

edildiğine dair yazılı bir belgenin mevcut olmadığı davacı tanıklarınca bu

yönde davacıya teklif yapılmadığının beyan edildiği,keza

tarafların tanıklarının ortak anlatımlarına göre THY'nin sadece iç hatlar

seferinde ikram yüklemelerinin kaldırılıp dış hatlara yönelik seferlerde ikram

yüklemelerinin yapılmasına devam edildiği sabittir. (Keza fesihten kısa bir

süre sonra İzmir ilinde yeniden THY'nin iç hatlar seferinde ikram yüklemelerine

yeniden başlandığı,eski

çalışan işçiler ile yeni sözleşme yapıp daha düşük ücretle çalıştırılmaya devam

edildiği anlaşılmaktadır.

Mahkememizce ayrıca davacının iş akdinin

davalı tarafından feshedilmesinde feshe son çare olarak bakılıp bakılmadığı

hususu incelenmiştir. İş veren amaç ve içeriğini belirlemekte serbest olduğu işletmesel kararlar alabilir. Ancak işletmesel

karar sonucunda,tedbir

olarak düşünülen feshin zorunlu hale gelmiş olması gerekir, işletmesel

kararla varılmak istenen hedefe fesihten başka bir yolla ulaşmak mümkün ise

fesih için geçerli bir nedenden söz edilemez. İşçinin rızası ile esnek çalışma

biçimleri getirilerek işçiyi başka bir işte çalıştırmak yada

meslek içi eğitime tabi tutarak amaca ulaşma olanağı var iken feshe

başvurulmaması gerekir. Kısaca fesih, son çare olmalıdır kuralı bu dava

yönünden gerçekleşmemiş mahkememizce de davalının ve davalının işini yaptığı

THY birkaç ay kadar kısa süren karar değiştirip aynıhizmetlerini

davalı işyerinde tekrar birkaç ay içinde sürdürmesi yeni işçiler ve hatta eski

işçileri daha düşük ücretle geri alması hususları birlikte değerlendirildiğinde

feshin haklı bir nedene dayanmadığı anlaşılmış, emsal 8. İş Mahkemesinin

dosyada bulunan davacı ile aynı tarihli yani 01/11/2011 tarihinde aynı nedenle

iş akdi feshedilen ve emsal olacak vasıf ve nitelikteki davacılara ait Yargıtay

9. Hukuk dairesinin 2012/646 E sayılı ve 11/02/2013 tarihli onama kararı ile

onanarak kesinleşen ilamı da dikkate alındığında davanın kabulüne..."

12. Davalının temyizi üzerine Yargıtay 22. Hukuk Dairesi

17/2/2014 tarihli ve E.2014/2409, K.2014/2613 sayılı ilamıyla hükmü bozarak

ortadan kaldırmış ve davanın reddine kesin olarak karar vermiştir.

13. Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin söz konusu kararının ilgili

kısmı şöyledir:

"...Dosya içeriğinden, davacının

01.01.2007–31.10.2011 tarihleri arasında aşçı olarak çalıştığı, iş

sözleşmesinin 21.10.2011 tarihinde Türk Hava Yolları tarafından bazı illerde

ikram yüklemelerinin kaldırılıp bunun İstanbul’dan yapılmasının istenmesi,

bunun sonucunda önemli miktarda iş kaybının olduğu, tasarruf önlemlerinin alınması

gerektiği ayrıca yapılan duyuruya rağmen İstanbul ünitesinde görev almak

konusunda herhangi bir başvurunun olmaması ve başka bir boş kadroda

istihdamının mümkün olmaması sebebiyle 4857 sayılı Kanunu’nun 17 ve 18.

maddeleri uyarınca feshedildiği anlaşılmaktadır.

Somut olayda, davalı işveren fesih

bildiriminde belirttiği hususları 20.10.2011 tarihinde işyerinde tüm

çalışanlarına duyuru şeklinde bildirmiştir. Dosya kapsamından anlaşılacağı

üzere yapılan duyuru neticesinde İstanbul ünitesinde çalışmayı kabul edip orda

işe başlayan işçiler olmuştur. Davacı ise yapılan bu iş teklifine başvuruda

bulunmamıştır. Bu kapsamda işveren işletmesel bir

karar aldığını, bu kararın istihdam fazlası meydana getirdiğini, tutarlı

şekilde uyguladığını ve feshe son çare olarak başvurduğunu ispatlamıştır. Fesih

geçerli sebebe dayanmaktadır. Davanın reddi yerine kabulüne karar verilmesi

hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir. Belirtilen sebeplerle, 4857 sayılı

Kanun'un 20. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, hükmün bozulmak suretiyle ortadan

kaldırılması ... gerekmiştir.”

14. Yargıtay ilamı, başvurucuya 20/5/2014 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

15. Bireysel başvuru 18/6/2014 tarihinde yapılmıştır.

B. İlgili Hukuk

16. 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu’nun 20. maddesi

şöyledir:

“İş sözleşmesi feshedilen işçi, fesih

bildiriminde sebep gösterilmediği veya gösterilen sebebin geçerli bir sebep

olmadığı iddiası ile fesih bildiriminin tebliği tarihinden itibaren bir ay

içinde iş mahkemesinde dava açabilir. (İptal bölüm: Anayasa Mah. 2003/66 E,

2005/72 K. ve 19.10.2005 tarihli iptal kararı ile) ... taraflar anlaşırlarsa

uyuşmazlık aynı sürede özel hakeme götürülür.

Feshin geçerli bir sebebe dayandığını ispat

yükümlülüğü işverene aittir. İşçi, feshin başka bir sebebe dayandığını iddia

ettiği takdirde, bu iddiasını ispatla yükümlüdür.

Dava seri muhakeme usulüne göre iki ay içinde

sonuçlandırılır. Mahkemece verilen kararın temyizi halinde, Yargıtay bir ay

içinde kesin olarak karar verir.”

17. 4857 sayılı Kanun’un 22. maddesi şöyledir:

“İşveren, iş sözleşmesiyle veya iş

sözleşmesinin eki niteliğindeki personel yönetmeliği ve benzeri kaynaklar ya da

işyeri uygulamasıyla oluşan çalışma koşullarında esaslı bir değişikliği ancak

durumu işçiye yazılı olarak bildirmek suretiyle yapabilir. Bu şekle uygun

olarak yapılmayan ve işçi tarafından altı işgünü içinde yazılı olarak kabul

edilmeyen değişiklikler işçiyi bağlamaz. İşçi değişiklik önerisini bu süre

içinde kabul etmezse, işveren değişikliğin geçerli bir nedene dayandığını veya

fesih için başka bir geçerli nedenin bulunduğunu yazılı olarak açıklamak ve

bildirim süresine uymak suretiyle iş sözleşmesini feshedebilir. İşçi bu durumda

17 ila 21 inci madde hükümlerine göre dava açabilir.

Taraflar aralarında anlaşarak çalışma

koşullarını her zaman değiştirebilir. Çalışma koşullarında değişiklik geçmişe

etkili olarak yürürlüğe konulamaz.”

18. 4857 sayılı Kanun’un 29. maddesi şöyledir:

“İşveren; ekonomik, teknolojik, yapısal ve

benzeri işletme, işyeri veya işin gerekleri sonucu toplu işçi çıkarmak

istediğinde, bunu en az otuz gün önceden bir yazı ile işyeri sendika

temsilcilerine, ilgili bölge müdürlüğüne ve Türkiye İş Kurumuna bildirir.

İşyerinde çalışan işçi sayısı:

a) 20 ile 100 işçi arasında ise, en az 10 işçinin,

b) 101 ile 300 işçi arasında ise, en az yüzde on oranında işçinin,

c) 301 ve daha fazla ise, en az 30 işçinin,

İşine 17 nci

madde uyarınca ve bir aylık süre içinde aynı tarihte veya farklı tarihlerde son

verilmesi toplu işçi çıkarma sayılır.

Birinci fıkra uyarınca yapılacak bildirimde

işçi çıkarmanın sebepleri, bundan etkilenecek işçi sayısı ve grupları ile işe

son verme işlemlerinin hangi zaman diliminde gerçekleşeceğine ilişkin

bilgilerin bulunması zorunludur.

Bildirimden sonra işyeri sendika temsilcileri

ile işveren arasında yapılacak görüşmelerde, toplu işçi çıkarmanın önlenmesi ya

da çıkarılacak işçi sayısının azaltılması yahut çıkarmanın işçiler açısından

olumsuz etkilerinin en aza indirilmesi konuları ele alınır. Görüşmelerin

sonunda, toplantının yapıldığını gösteren bir belge düzenlenir.

Fesih bildirimleri, işverenin toplu işçi

çıkarma isteğini bölge müdürlüğüne bildirmesinden otuz gün sonra hüküm doğurur.

İşyerinin bütünüyle kapatılarak kesin ve

devamlı suretle faaliyete son verilmesi halinde, işveren sadece durumu en az

otuz gün önceden ilgili bölge müdürlüğüne ve Türkiye İş Kurumuna bildirmek ve

işyerinde ilan etmekle yükümlüdür. İşveren toplu işçi çıkarmanın

kesinleşmesinden itibaren altı ay içinde aynı nitelikteki iş için yeniden işçi

almak istediği takdirde nitelikleri uygun olanları tercihen işe çağırır.

Mevsim ve kampanya işlerinde çalışan işçilerin

işten çıkarılmaları hakkında, işten çıkarma bu işlerin niteliğine bağlı olarak

yapılıyorsa, toplu işçi çıkarmaya ilişkin hükümler uygulanmaz.

İşveren toplu işçi çıkarılmasına ilişkin

hükümleri 18, 19, 20 ve 21 inci madde hükümlerininuygulanmasını

engellemek amacıyla kullanamaz; aksi halde işçi bu maddelere göre dava

açabilir.”

19. 30/1/1950 tarihli ve 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun

1. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“İş Kanununa göre

işçi sayılan kimselerle (o kanunun değiştirilen ikinci maddesinin Ç, D ve E

fıkralarında istisna edilen işlerde çalışanlar hariç) işveren veya işveren

vekilleri arasında iş akdinden veya iş Kanununa dayanan her türlü hak

iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözülmesi ile görevli olarak lüzum

görülen yerlerde iş mahkemeleri kurulur.”

20. 5521 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesi şöyledir:

“Bölge adliye mahkemelerinin, 26.9.2004

tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye

Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca Resmî

Gazetede ilân edilecek göreve başlama tarihinden önce verilen kararlar hakkında

yapılan temyiz başvuruları, kesinleşinceye kadar Yargıtay tarafından

sonuçlandırılır. Bu kararlar hakkında İş Mahkemeleri Kanununun bu Kanunla

yapılan değişiklikten önceki temyize ilişkin hükümleri uygulanır.”

21. 5521 sayılı Kanun’un 2/3/2005 tarihli ve 5308 sayılı Kanun

ile yapılan değişiklikten önceki 8. maddesi şöyledir:

“İş Mahkemesinin nihai kararları tefhim

tarihinden itibaren sekiz gün içinde temyiz olunabilir.

İş Mahkemelerinden verilen kararlar, Yargıtayca iki ay içinde tetkik olunarak karara bağlanır.

Yargıtay’ın bu kararlarına karşı karar tashihi

istenemez.”

22. 5521 sayılı Kanun’un 15. maddesi şöyledir:

“Bu Kanunda sarahat bulunmıyan

hallerde Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu hükümleri uygulanır.”

23. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu’nun 316. maddesi şöyledir:

“(1) Basit yargılama usulü, kanunlarda açıkça

belirtilenler dışında, aşağıdaki durumlarda uygulanır:

…

d) Hizmet ilişkisinden doğan davalar.

…

g) Diğer kanunlarda yer alan ve yazılı

yargılama usulü dışındaki yargılama usullerinin uygulanacağı belirtilen dava ve

işler.”

24. 6100 sayılı Kanun’un 447. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

“(1) Diğer kanunların sözlü yahut seri

yargılama usulüne atıf yaptığı hâllerde, bu Kanunun basit yargılama usulü ile

ilgili hükümleri uygulanır.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

25. Mahkemenin 18/5/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

26. Başvurucu; feshin geçersizliğinin tespiti ve işe iade

istemiyle açtığı davanın yerel Mahkeme tarafından kabul edildiğini, temyiz

üzerine Yargıtay 22. Hukuk Dairesince bu kararın bozularak ortadan

kaldırılmasına ve davanın reddine kesin olarak karar verildiğini, Yargıtayın İlk Derece Mahkemesinin yerine geçerek hüküm

kurmasının kanuni hâkim güvencesine aykırı olduğunu, bu kararın esas yönünden

de isabetli olmadığını, İzmir ilinde çalıştığı sırada işverenin İstanbul ilinde

çalışmaları yönünde duyuru yaptığını, iş şartlarında esaslı değişiklik

oluşturan bu durumun 4857 sayılı Kanun’un 22. maddesine göre yazılı olarak

bildirilmesi gerektiğini, bu emredici hükme aykırı olarak nereye ve kaç gün

süreyle asıldığı belli olmayan duyuru nedeniyle yapılan feshin geçerli

olmayacağını, iş yerine aynı nitelikte işçi alındığını beyan eden tanık H.G.nin beyanlarının değerlendirilmediğini, iş akdinin

feshinden sonra aynı iş yerinde yeni işçilerin daha düşük ücretlerle işe

başlatıldığını, davalı Şirketin işletmesel karar

almasını gerektiren mali güçlüğünün de bulunmadığını, iş yerinde aynı anda

yaklaşık elli işçinin işine son verildiğini, toplu şekilde işçi çıkarmanın 4857

sayılı Kanun’un 29. maddesine de aykırı olduğunu, fesihlerin esas amacının

ücretleri düşürmek olduğunu, ayrıca benzer davalarda Yargıtay 7. ve 9. Hukuk

Daireleri tarafından, İlk Derece Mahkemelerince verilen işe iade davalarının

kabulüne dair kararların onanmasına rağmen kendi açtığı davalar sonunda verilen

kararlarınYargıtay 22. Hukuk Dairesince ortadan

kaldırılmasına ve davaların reddine karar verildiğini belirterek adil

yargılanma, çalışma ve sosyal güvenlik hakları ile eşitlik ilkesinin ihlal

edildiğini ileri sürmüş; yoksun kaldığı aylık ücretlerine ve yaptığı yargılama

giderlerine karşılık tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

27. Başvurucunun iddialarının özü, iş akdinin geçerli bir nedene

dayanmaksızın feshedilmesi üzerine açtığı işe iade davasının haksız şekilde

reddedilmesiyle anayasal haklarının ihlal edildiğine ilişkindir.

28. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun iddiaları, Yargıtay tarafından

verilen kararın gerekçesiz olması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal

edildiği iddiası kapsamında kabul edilerek bu yönden değerlendirme yapılmıştır.

Başvurucunun, Yargıtay tarafından davanın kesin olarak reddine karar verilmesi

nedeniyle adil yargılanma haklarının ihlal edildiği iddiası ayrıca

incelenmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

a. Nihai Kararın Yargıtay

Tarafından Verilmesi Nedeniyle Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

29. Başvurucu, iş akdinin geçerli bir nedene dayanmaksızın

feshedilmesi üzerine açtığı işe iade davasında verilen davanın kabulüne dair

kararın temyizi üzerine Yargıtay 22. Hukuk Dairesince İlk Derece Mahkemesinin

kararı ortadan kaldırılarak davanın kesin olarak reddine karar verildiğini, Yargıtayın İlk Derece Mahkemesinin yerine geçerek hüküm

kurmasının kanuni hâkim güvencesine aykırı olduğunu belirterek adil yargılanma

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

30. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile

adil yargılanma hakkına sahiptir.”

31. Anayasa’nın 141. maddesinin son fıkrası şöyledir:

“Davaların en az giderle ve mümkün olan

süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.”

32. Anayasa’nın 142. maddesi şöyledir:

“Mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri,

işleyişi ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir.”

33. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, ... açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

34. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında

açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine karar

verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa Mahkemesi; adil yargılanma hakkının

ihlaline yönelik açık ve görünür bir belirti bulunmadığı hâllerde açık ve

görünür bir ihlalin olmadığı gerekçesiyle açıkça dayanaktan yoksunluk kararı

verebilir.

35. Anayasa’da mahkemelerin kuruluşunun, görev ve yetkilerinin,

işleyişinin ve yargılama usullerinin kanunla düzenlenmesi öngörülmüştür. Buna

göre usul kanunlarının Anayasa’ya uygun olmak koşuluyla düzenlenmesi kanun

koyucunun takdirine bırakılmıştır (Tufan

Şahin, B. No: 2012/799, 26/3/2013, § 19).

36. Başvuru konusu olayda iş akdi feshedilen başvurucunun,

feshin geçerli olmadığını ileri sürerek açtığı davada iş uyuşmazlığı bulunmakta

olup Anayasa’nın 36. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme)

6. maddesi uyarınca somut yargılama faaliyetinin medeni hak ve yükümlülükleri

konu alan bir yargılama olduğunda kuşku bulunmamaktadır.

37. Adil yargılanma hakkı, devlete uyuşmazlıkların makul süre

içinde nihai olarak sonuçlandırılmasını garanti edecek bir yargı sistemi kurma

ödevi yükler. İş akdinin işveren tarafından haksız yere feshedildiğini düşünen

bir çalışanın bu işlemin hukuka uygunluğu hakkında bir yargı kararının derhâl

verilmesinde önemli bir kişisel yararı bulunmaktadır. Zira işten çıkarılmak

suretiyle geçim kaynağını kaybeden bir bireyin hukuki durumunun ivedilikle

açıklığa kavuşturulması gerekir. Bir bireyin geçim kaynağı olmaksızın hukuki

durumunun uzun süre belirsiz bırakılması hâlinde birey bu durumdan olumsuz

etkilenecektir. Bu nedenle iş uyuşmazlıklarının ivedilikle çözülmesi hususunda

yargı organlarının özel bir itina göstermesi gerekir (Nesrin Kılıç, B. No: 2013/772, 7/11/2013,

§ 59).

38. Bu nedenle kanun koyucu iş hukukunun çalışanı koruyucu

niteliğini ve iş davalarının özelliklerini dikkate alarak genel mahkemelerin

dışında özel bir iş yargılaması sistemi oluşturmuş ve iş davalarının, konunun

uzmanı mahkemelerce mümkün olduğunca hızlı, basit ve ucuz bir biçimde

sonuçlandırılmasını amaçlamıştır. Özellikle işe iade davalarında yargılamanın

uzaması her iki taraf için de hukuki belirsizliğin devamına sebep olduğundan bu

davaların ivedilikle sonuçlandırılması ayrı bir öneme sahiptir. Bu durum iş

sözleşmesi feshedilen fakat bir an önce eski işine dönme beklentisi taşıyan ve

bu yüzden yeni bir işe başlamakta tereddüt eden işçi açısından önemli olduğu

gibi sözleşmesini feshettiği işçi yerine yeni bir işçi istihdam ederek iş

organizasyonunu tamamlamak isteyen işveren açısından da önemlidir. Dolayısıyla

iş sözleşmesinin feshine ilişkin uyuşmazlıkların kısa sürede sonuçlandırılması

hem çalışan hem de işverenin yararınadır (Nesrin

Kılıç, § 60).

39. Kanun koyucu, feshe itiraz davalarının özel önemini dikkate

alarak diğer iş davalarına oranla daha hızlı bir şekilde karara bağlanması için

4857 sayılı Kanun’un 20. maddesinde özel hükümlere yer vermiştir. 4857 sayılı

Kanun’un “Fesih bildirimine itiraz ve usulü”

kenar başlıklı 20. maddesine göre iş güvencesi hükümlerine tabi işçinin

belirsiz süreli iş sözleşmesi işveren tarafından feshedilirse işçi, bu feshin

geçerli nedene dayanmadığı iddiasıyla feshin kendisine tebliğ edildiği tarihten

itibaren bir aylık hak düşürücü süre içinde iş mahkemesinde feshin

geçersizliğinin tespiti ve işe iade davası açabilmektedir. Kanun koyucu, işe

iade davalarının yukarıda bahsedilen özel önemine binaen 4857 sayılı Kanun’un

20. maddesi gereğince seri muhakeme usulüyle mahkemelerce iki ay içinde, bu

davaların temyiz incelemesinin de bir ay içinde sonuçlandırılması yönünde

düzenleme yapmıştır.

40. Taraflar için 4857 sayılı Kanun’da belirtilen süreler kural

olarak kesin ve hak düşürücü nitelikte olmasına rağmen Kanun’un 20. maddesinde

mahkemeler için öngörülen süreler hak düşürücü nitelikte değildir. İşe iade

davalarının sonuçlandırılması için öngörülen iki aylık süre, mahkemelere

yönelik bir süre olduğundan düzenleyici nitelikte olup mahkemeler bu sürede

davayı sonuçlandıramasalar da daha sonra verdikleri kararların geçerli olduğuna

şüphe yoktur (Bayram Özkaptanoğlu

[GK], B. No: 2013/1015, 8/4/2015, § 42).

41. Bunun yanında 6100 sayılı Kanun’un 30. maddesinde

uyuşmazlıkların makul sürede çözümlenmesi gerektiği belirtilmiş, bu amaçla 6100

sayılı Kanun’un 447. maddesiyle 4857 sayılı Kanun’un 20. maddesinde olduğu gibi

daha önce yürürlüğe girmiş olan kanunlarda yer alan sözlü ve seri yargılama

usulleri kaldırılmış, bunun yerine iş hukuku uyuşmazlıklarına da uygulanmak

üzere basit yargılama usulü getirilmiştir. Bu durumda işe iade davalarında da

takip edilmesi gereken yargılama usulü 6100 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği

1/10/2011 tarihinden itibaren basit yargılama usulü olmuştur.

42. Basit yargılama usulü 6100 sayılı Kanun’un 316. maddesinde

yer alan davalar ile kanunlarda açıkça belirtilen bazı davalarda uygulanan ve

yazılı yargılama usulünden daha basit ve çabuk işleyen, daha kısa bir

incelemeye ihtiyaç duyan ve daha kolay bir inceleme ile sonuçlandırılabilecek

dava ve işler için kabul edilmiş bir yargılama usulüdür.

43. Temyiz incelemesinde ilke olarak temyiz mercii, ilk derece

mahkemesi kararının hukuka ve kanuna uygunluğunu denetler ve herhangi bir

aykırılık tespit etmesi hâlinde hükmü bozarak yeniden karar verilmek üzere

dosyayı ilk derece mahkemesine geri gönderir. Bu genel ilke, kanun koyucunun

düzenlediği usul kanunları çerçevesinde tespit edildiği gibi yine usul

kanunları ile bu genel ilkeye bazı hâllerde istisnalar getirilmesi mümkündür.

Anayasa ve Sözleşme’de yer verilen adil yargılanma

hakkı kapsamında temyiz incelemesi sonucunda kararın hukuka aykırılığının

tespit edilmesi hâlinde yeniden karar verilmesi için dosyanın mutlaka ilk

derece mahkemesine geri gönderilmesine yönelik bir hak bulunmamaktadır (Bayram Özkaptanoğlu,

§ 45).

44. Yukarıda da belirtildiği üzere işe iade davaları başta olmak

üzere iş hukukuna dayalı davalar, işçinin korunması ve mağduriyetinin önlenmesi

amacıyla kısa sürede bitirilmesi öngörülen uyuşmazlıklardır. Bu amaçla kanun

koyucu işe iade davalarının daha hızlı sonuçlandırılmasına yönelik birtakım

özel düzenlemeler yapmıştır. Bu çerçevede 4857 sayılı Kanun’un 20. maddesinin

üçüncü fıkrası çerçevesinde işe iade davalarının temyiz aşamasında, ilk derece

mahkemesinin kararının yerinde olmadığı kanaatine varıldığında araştırılması

gereken başkaca bir husus da bulunmadığının tespiti durumunda Yargıtay tarafından

işe iade talebi hakkında kesin olmak üzere karar verilmektedir.

45. Başvuruya konu davada, taraflarca bildirilen tanıklar

dinlenip alınan bilirkişi raporu ile taraflarca sunulan diğer deliller

toplanmış; Yargıtayca araştırılması gereken başkaca

bir husus bulunmadığına kanaat getirilerek işe iade talepleri hakkında kesin

hüküm kurulmuştur.

46. 4857 sayılı Kanun’un 20. maddesinin üçüncü fıkrasında yer

verilen “mahkemece verilen kararın temyizi

halinde Yargıtay ilgili Dairesinin vereceği kararın kesin olması”

kuralı ile amaçlanan husus, işe iade davalarının işçi açısından taşıdığı değer

ve işçinin kişisel menfaati gereği hızlı sonuçlandırılması ve işçinin

korunmasıdır. Yargıtay tarafından hukuka uygun olmayan derece mahkemesi

kararlarının bozulması hâlinde dava dosyasıyla ilgili olarak araştırılması

gereken başka bir husus kalmadığı ve delillerin tamamlandığı anlaşıldığında

davanın esasına yönelik olarak kesin karar verilmesi, yargılama sürecini

hızlandırma amacına yöneliktir. Kanunla getirilen söz konusu kuralın

uygulanmasının tek başına adil yargılanma hakkını ihlal ettiğinden söz

edilemez. Yargıtay tarafından işin esasına girilerek kesin olarak nihai karar

verilmesi hukuka aykırı ve keyfî bir uygulama niteliğinde de değildir.

47. Başvurucu ayrıca Yargıtayın İlk

Derece Mahkemesinin yerine geçerek hüküm kurmasının kanuni hâkim güvencesine

aykırı olduğunu ileri sürmüştür.

48. Kanuni hâkim güvencesi, mahkemelerin kuruluş ve yetkileri

ile izleyecekleri yargılama usulünün yasal düzenleme ile ve dava konusu olay

ortaya çıkmadan önce belirlenmesini gerektirir. Bu düzenleme Anayasa Mahkemesi

kararlarında, kişinin hangi mahkemede yargılanacağını önceden ve kesin olarak

bilmesini gerektiren doğal hâkim ilkesini koruyan bir hüküm olarak ele

alınmaktadır (Tahir Gökatalay,

B. No: 2013/1780, 20/3/2014, § 79; AYM, E.2002/170, K.2004/54, 5/5/2004;

E.2005/8, K.2008/166,20/11/2008).

49. Kanuni hâkim güvencesi, sadece mahkemelerin yargı yetkisi

içinde yer alan konuların belirlenmesini değil; her bir mahkemenin kuruluşu ve

yer bakımından yargı yetkisinin belirlenmesi de dâhil olmak üzere mahkemelerin

organizasyonlarına ilişkin tüm düzenlemeleri ifade etmekte; mahkemelerin görev

ve yetki alanlarının açık ve anlaşılır biçimde tespit edilmesi gereğini ortaya

koymaktadır (Tahir Gökatalay,

§ 80).

50. Bu güvence, suçun işlenmesinden veya çekişmenin doğmasından

önce davayı görecek yargı yerini yasanın belirlemesi şeklinde tanımlanmaktadır.

Kanuni hâkim güvencesi yargılama makamlarının suçun işlenmesinden veya

çekişmenin meydana gelmesinden sonra kurulmasına veya yargıcın atanmasına,

başka bir ifadeyle sanığa veya davanın taraflarına göre hâkim atanmasına engel

oluşturur (AYM, E.2014/164, K.2015/12, 14/1/2015).

51. Başvurucunun taraf olduğu uyuşmazlık, ilgili kanun hükümleri

çerçevesinde kurulmuş olan mahkemede yine daha önceden belirlenmiş usul

kurallarına göre yürütülmüş ve sonuçlandırılmıştır. Dolayısıyla Yargıtayın İlk Derece Mahkemesinin yerine geçerek hüküm

kurmasının kanuni hâkim güvencesine aykırı olduğu söylenemez.

52. Açıklanan nedenlerle başvurucunun nihai kararın Yargıtay

tarafından verilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği

iddiasının açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Gerekçeli Karar

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

53. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir nedenin de bulunmadığı anlaşılan,

Yargıtay 22. Hukuk Dairesince verilen davanın reddine dair kararın gerekçesiz

olması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

54. Başvurucu; feshin geçersizliğinin tespiti ve işe iade

istemiyle açtıkları davanın İlk Derece Mahkemesince kabul edildiğini, temyiz

üzerine Yargıtay 22. Hukuk Dairesince bu kararın bozularak ortadan

kaldırılmasına ve davanın reddine kesin olarak karar verildiğini, İzmir ilinde

çalıştığı sırada işverenin İstanbul ilinde çalışmaları yönünde duyuru

yaptığını, iş şartlarında esaslı değişiklik oluşturan bu durumun 4857 sayılı

Kanun’un 22. maddesine göre yazılı olarak bildirilmesi gerektiğini, bu emredici

hükme aykırı olarak nereye ve kaç gün süreyle asıldığı belli olmayan duyuru

nedeniyle yapılan feshin geçerli olmayacağını, iş yerine aynı nitelikte işçi

alındığını beyan eden tanık H.G.nin beyanlarının

değerlendirilmediğini, iş akitlerinin feshinden sonra aynı iş yerinde yeni

işçilerin daha düşük ücretlerle işe başlatıldığını, davalı Şirketin işletmesel karar almasını gerektiren mali güçlüğünün de

bulunmadığını, iş yerinde aynı anda yaklaşık elli işçinin işine son

verildiğini, toplu şekilde işçi çıkarmanın 4857 sayılı Kanun’un 29. maddesine

de aykırı olduğunu, fesihlerin esas amacının ücretleri düşürmek olduğunu,

ayrıca benzer davalarda Yargıtay 7. ve 9. Hukuk Daireleri tarafından İlk Derece

Mahkemelerince verilen işe iade davalarının kabulüne dair kararların onanmasına

rağmen kendi açtığı dava sonunda verilen kararın Yargıtay 22. Hukuk Dairesince

ortadan kaldırılmasına ve davanın reddine karar verildiğini belirterek adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

55. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti”

kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile

adil yargılanma hakkına sahiptir.”

56. Anayasa’nın “Duruşmaların

açık ve kararların gerekçeli olması” kenar başlıklı 141. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

“Bütün mahkemelerin her türlü kararları

gerekçeli olarak yazılır.”

57. Sözleşme’nin “Adil

yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile

ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar

konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme

tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak

görülmesini isteme hakkına sahiptir.”

58. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin yargı

organlarına davacı veya davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu olarak

da iddiada bulunma, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır.

Maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü -kendisi bir temel hak

niteliği taşımasının ötesinde- diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken

şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden

biridir. Bu bağlamda Anayasa’nın, bütün mahkemelerin her türlü kararlarının

gerekçeli olarak yazılmasını ifade eden 141. maddesinin de hak arama

hürriyetinin kapsamının belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır (Vedat Benli, B. No: 2013/307, 16/5/2013, §

30).

59. Yapılan yargılama sırasında tanık dinletme hakkı da dâhil

olmak üzere delillerin ibrazı ve değerlendirilmesi adil yargılanma hakkının

unsurlarından biri olarak kabul edilen silahların eşitliği ilkesi kapsamında

kabul edilmekte olup bu hak ve gerekçeli karar hakkı da makul sürede yargılanma

hakkı gibi adil yargılanma hakkının somut görünümleridir. Anayasa Mahkemesi de

Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında, ilgili

hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadı

ışığında yorumlamak suretiyle Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM

içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen gerekçeli karar

hakkı ve silahların eşitliği ilkesi gibi ilke ve haklara Anayasa’nın 36.

maddesi kapsamında yer vermektedir (Güher

Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).

60. Mahkeme kararlarının gerekçeli olması adil yargılanma

hakkının unsurlarından biri olmakla beraber bu hak, yargılamada ileri sürülen

her türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi şeklinde

anlaşılamaz. Bu nedenle gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı kararın niteliğine

göre değişebilir. Bununla birlikte başvurucunun ayrı ve açık bir yanıt

verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddialarının cevapsız bırakılmış

olması bir hak ihlaline neden olacaktır (Muhittin

Kaya ve diğerleri, B. No: 2013/1213, 4/12/2013, § 26). Gerekçenin

ayrıntısı davanın niteliğine göre değişmekle birlikte kararın hüküm kısmına

dayanak oluşturacak hukuki bir gerekçenin özet de olsa bulunmasının zorunlu

olduğu açıktır (Vesim Parlak, B. No: 2012/1034, 20/3/2014, §

33).

61. Kararların gerekçeli olması, davanın taraflarının mahkeme

kararının dayanağını öğrenerek mahkemelere ve genel olarak yargıya güven

duymalarını sağladığı gibi tarafların kanun yoluna etkili başvuru yapmalarını

mümkün hâle getiren en önemli faktörlerdendir. Gerekçesi bilinmeyen bir karara

karşı gidilecek kanun yolunun etkin kullanılması mümkün olmadığı gibi

bahsedilen kanun yolunda yapılacak incelemenin de etkin olması beklenemez (Vesim Parlak, § 34).

62. Mahkemeler, kararlarını hangi temele dayandırdıklarını

yeterince açık olarak belirtme yükümlülüğü altındadır. Bu yükümlülük,

tarafların temyiz hakkını kullanabilmeleri için gerekli olmasının yanı sıra

tarafların muhakeme sırasında ileri sürdükleri iddialarının kurallara uygun bir

biçimde incelenip incelenmediğini bilmeleri için de gereklidir. Kararda tam

olarak hangi unsurların bulunması gerektiği davanın niteliğine ve koşullarına

bağlıdır. Bununla birlikte yargılama sırasında açık ve somut biçimde öne

sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili olması, başka bir deyişle

davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte bulunması hâlinde davayla doğrudan

ilgili olan bu hususlara mahkemelerce makul bir gerekçe ile yanıt verilmesi

gerekir. Ancak mahkemelerin davanın taraflarınca ileri sürülen iddia ve

savunmalara şeklen cevap vermiş olmaları yeterli olmayıp iddia ve savunmalara

verilen cevapların dayanaksız olmaması, mantıklı ve tutarlı olması da gerekir.

Başka bir ifadeyle mahkemelerce belirtilen gerekçeler, davanın şartları dikkate

alındığında makul olmalıdır (Sencer Başat ve

diğerleri [GK], B. No:

2013/7800, 18/6/2014, §§ 34-36).

63. Makul gerekçe; davaya konu olay ve olguların mahkemece nasıl

nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere

dayandırıldığını ortaya koyacak, olay ve olgular ile hüküm arasındaki

bağlantıyı gösterecek nitelikte olmalıdır (İbrahim

Ataş, B. No.2013/1235, 13/6/2013, § 24).Mahkemenin davanın sonucuna

etkili olduğunu kabul ettiği bir husus hakkında ilgili ve yeterli bir yanıt

vermemesi veya yanıt verilmesini gerektiren usul ve esasa dair iddia veya

savunmaların cevapsız bırakılması, gerekçeli karar hakkı kapsamında adil

yargılanma hakkının ihlaline neden olabilir.

64. Yargılama makamları yargılamanın taraflarınca ileri sürülen

iddiaları ve gösterdikleri delilleri gereği gibi incelemek zorundadır. Bununla

birlikte belirli bir davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirme ve

gösterilmek istenen delilin davayla ilgili olup olmadığına karar verme yetkisi

esasen derece mahkemelerine aittir (Yüksel

Hançer, B. No: 2013/2116, 23/1/2014, § 19). Delillerin kabul

edilebilirliği, öncelikle ulusal hukuk kurallarına göre millî mahkemelerce

değerlendirilir. AİHM, yargılama sürecini bütün olarak dikkate alarak bu

süreçte delillerin nasıl sunulduğu da dâhil olmak üzere tüm deliller yönünden

hakkaniyetsiz bir değerlendirme yapılıp yapılmadığını inceler (Schuler-Zgraggen/İsviçre, B. No: 14518/89, 24/6/1993, §

66).

65. Başvuru konusu davada başvurucu, iş akdinin işveren

tarafından haklı ve geçerli bir nedene dayanılmaksızın feshedildiğini ileri

sürerek işe iadesine karar verilmesini talep etmiş; davalı işveren, feshin

işyerinin gereklerinden kaynaklanan geçerli bir nedene dayandığını ileri

sürerek davanın reddini istemiştir.

66. Mahkemece tarafların bildirdikleri tanıklar dinlenmiş,

bilirkişi raporu değerlendirilmiş; Yargıtay 9. Hukuk Dairesince benzer

davalarda işe iade kararlarının onandığı dikkate alınarak başvurucunun iş akdi

sona erdirilmeden önce başka bir işte çalıştırma hakkında kendilerine bir

teklif yapılmadığı, diğer iş yerlerinde istihdam olanağının bulunup bulunmadığı

yönünde herhangi bir çalışma yapılmaksızın başvurucunun iş akdinin sona

erdirildiği, ispat yükü davalı işverene ait olmasına rağmen davalının bu

konudaki ispat külfetini yerine getirmediği; başvurucunun iş akdinin feshedilmesinin

geçerli bir nedene dayanmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne, davalı tarafından

yapılan feshin geçersizliğine ve davacının işe iadesine karar verilmiştir.

67. Davalının temyizi üzerine Yargıtay 22. Hukuk Dairesince “Dosya içeriğinden, davacının 01.01.2007–31.10.2011

tarihleri arasında aşçı olarak çalıştığı, iş sözleşmesinin 21.10.2011 tarihinde

Türk Hava Yolları tarafından bazı illerde ikram yüklemelerinin kaldırılıp bunun

İstanbul’dan yapılmasının istenmesi, bunun sonucunda önemli miktarda iş

kaybının olduğu, tasarruf önlemlerinin alınması gerektiği ayrıca yapılan

duyuruya rağmen İstanbul ünitesinde görev almak konusunda herhangi bir

başvurunun olmaması ve başka bir boş kadroda istihdamının mümkün olmaması

sebebiyle 4857 sayılı Kanunu’nun 17 ve 18. maddeleri uyarınca feshedildiği

anlaşılmaktadır. Somut olayda, davalı işveren fesih bildiriminde belirttiği

hususları 20.10.2011 tarihinde işyerinde tüm çalışanlarına duyuru şeklinde

bildirmiştir. Dosya kapsamından anlaşılacağı üzere yapılan duyuru neticesinde

İstanbul ünitesinde çalışmayı kabul edip orda işe başlayan işçiler olmuştur.

Davacı ise yapılan bu iş teklifine başvuruda bulunmamıştır. Bu kapsamda işveren

işletmesel bir karar aldığını, bu kararın istihdam

fazlası meydana getirdiğini, tutarlı şekilde uyguladığını ve feshe son çare

olarak başvurduğunu ispatlamıştır. Fesih geçerli sebebe dayanmaktadır. Davanın

reddi yerine kabulüne karar verilmesi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.

Belirtilen sebeplerle, 4857 sayılı Kanun'un 20. maddesinin 3. fıkrası uyarınca,

hükmün bozulmak suretiyle ortadan kaldırılması ... gerekmiştir.”

gerekçeleriyle davaların reddi yerine kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğu

ve bozmayı gerektirdiği belirtilerek 4857 sayılı Kanun’un 20. maddesinin üçüncü

fıkrası uyarınca hükümlerin bozularak ortadan kaldırılmasına ve davaların

reddine kesin olarak karar verilmiştir.

68. Bir davada maddi olguları bildirmek tarafların, bunları

hukuksal nitelendirmeye tabi tutmak hâkimin görevidir. Taraflarca bildirilip

iddia ve savunmaya dayanak yapılan maddi olgular mahkemece tam olarak

saptanmalı ve maddi olguların hukuksal nitelendirmesi yapılıp ilgili hukuk

kuralları uygulanmalıdır.

69. Bir mahkeme kararının gerekçesi o davaya konu maddi

olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve

hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyar; maddi olgular ile hüküm

arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterir. Tarafların hangi nedenle haklı veya

haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve hukuka uygunluk

denetimini yapabilmeleri için ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün

hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini kuşkuya yer vermeyecek açıklıkta

gösteren bir gerekçe bölümünün bulunması zorunludur (Bayram Özkaptanoğlu, § 78).

70. Başvurucunun açtığı davada İlk Derece Mahkemesi, 4857 sayılı

Kanun’un 22. ve 29. maddelerine uygun bildirimin yapılmadığını kabul ederek

feshe son çare olarak başvurmadığı sonucuna varmış ise de Yargıtay 22. Hukuk

Dairesince, davalı Şirketin fesih bildiriminde belirttiği hususları duyuru

şeklinde iş yerindeki tüm çalışanlarına bildirdiği, bu duyuru neticesinde de

Şirketin İstanbul ünitesinde çalışmayı kabul edip orada işe başlayan işçilerin

olduğu, başvurucunun ise iş teklifine müracaat etmediği, davalı işverenin işletmesel bir karar aldığı ve bu kararın istihdam fazlası

meydana getirdiği, davalının kararı tutarlı bir şekilde uyguladığı ve feshe son

çare olarak başvurduğu, dolayısıyla fesihlerin geçerli bir sebebe dayandığı

belirtilerek davaların reddine karar verilmiştir.

71. Tebliğ kelimesi bildirme, duyurma, anlatma, haber verme

anlamlarına gelmektedir. Hukuki bir terim olarak tebliğ, hukuki sonuç doğurmaya

elverişli bir hususun muhatabına bildirilmesi işlemidir. Tebliğ, konusuna göre

ilgili mevzuatta resmî ya da özel yöntemlerle ve biçimsel olarak da yazılı veya

ilan yöntemiyle ya da posta veya iletişim araçları yolu ile yapılması gereken

usul işlemi olarak düzenlenmiştir. Tebliğ, muhataba ulaştırılış şekline göre de

doğrudan doğruya tebliğ ve vasıtalı tebliğ olarak ikiye ayrılmaktadır. Tebliğin

hukuken geçerli kabul edilebilmesi için ilgili mevzuatta öngörülen yönteme

uygun olarak yerine getirilmesi gerekmektedir. İncelenen uyuşmazlık için 4857

sayılı Kanun’un 22. maddesinde “İşveren, ...

çalışma koşullarında esaslı bir değişikliği ancak, durumu işçiye yazılı olarak

bildirmek suretiyle yapabilir.” denmeksuretiyle

tebliğin yöntemi bakımından işçiyi muhatap alan “yazılı bildirim” esası benimsenmiştir. Anılan cümlenin

devamında “bu şekle uygun olarak yapılmayan

... değişiklikler işçiyi bağlamaz.” denilerek belirlenen tebligat

yöntemi, maddede düzenlenen işçi haklarının kanuni güvencesi olarak

düzenlenmiştir.

72. Davalı işverenin temyizi üzerine Yargıtay 22. Hukuk Dairesi

tarafından başka bir araştırma yapılmadan ve dosyadaki aynı deliller

değerlendirilmek suretiyle İlk Derece Mahkemesince verilen karar ortadan

kaldırılarak davanın reddine karar verildiği anlaşılmıştır. Başvurucunun,

tebliğin kanuna uygun yapılmadığına yönelik iddiasına karşılık Yargıtay 22.

Hukuk Dairesince 4857 sayılı Kanun’un 22. maddesinin ilk cümlesindeki “İşveren....çalışma koşullarında esaslı bir

değişikliği ancak durumu işçiye yazılı olarak bildirmek suretiyle

yapabilir....” şeklindeki hükmün yorumlanması ve yazılı bildirimin

şekli konusunda açıklama yapılmamış; başvurucunun iş akdine son verilmesinden

sonra iş yerine yeni işçi alınıp alınmadığı konusunda dosyaya sunulan bilirkişi

raporundaki verilerin değerlendirilmediği, aynı konuda beyanda bulunan

tanıkların ifadelerinin tartışılmadığı anlaşılmıştır. Bu durum, başvurucunun

adil yargılanma hakkı kapsamında gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği

sonucunu doğurmaktadır.

73. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan adil yargılanma haklarının ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un

50. Maddesi Yönünden

74. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

75. Başvurucu yoksun kaldıkları aylık ücretleri ve yaptıkları

yargılama giderlerine karşılık tazminat talebinde bulunmuştur.

76. Adil yargılanma hakkı kapsamında gerekçeli karar hakkının

ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

77. Adil yargılanma hakkı kapsamında gerekçeli karar hakkının

ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunduğundan kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak

üzere Yargıtay 22. Hukuk Dairesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

78. İhlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden

yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin Yargıtay 22. Hukuk Dairesine

gönderilmesine karar verildiğinden Yargıtay 22. Hukuk Dairesince

değerlendirilebilecek olan başvurucunun tazminat talebinin reddine karar

verilmesi gerekir.

79. Dosyadaki belgelerden tespit edilen yargılama gideri olarak

206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL'nin

başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Nihai kararın Yargıtay tarafından verilmesi nedeniyle adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Gerekçeli karar

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere

Yargıtay 22. Hukuk Dairesine GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,

E. Başvurucu tarafından yapılan

206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL

yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini

takiben başvurucuların Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay

içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği

tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet

Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

18/5/2016tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh KALELİ

Nuri

NECİPOĞLU

Kadir ÖZKAYA

Rıdvan GÜLEÇ

Raportör Yrd.

:

Hikmet Murat

AKKAYA

Başvurucu

:

Arzu Aydın

MARGİ

Vekili

:

Av. Hüseyin

PEHLİVAN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/10007, 18 Mayıs 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil
  12. C. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin
  13. E. Başvurucu tarafından yapılan
  14. F. Ödemenin, kararın tebliğini
  15. G. Kararın bir örneğinin Adalet
  16. Necipoğlu
  17. Akkaya
  18. Margi
  19. Pehlivan
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/10007
Tarih
18 Mayıs 2016

İlgili Kararlar

  • Aykut Sancaktar Başvurusu (B. No: 2014/898)
  • Orhan Çelik Başvurusu (B. No: 2014/119)
  • İbrahim Ünal Başvurusu (B. No: 2014/2554)
  • Bilal Canpolat Başvurusu (B. No: 2014/983)
  • Z. C. Başvurusu (B. No: 2013/3262)
  • Farah Abdulhameed M. Ali Al-Mudhafar Başvurusu (B. No: 2015/13854)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.