İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Aydın Mersin Başvurusu (B. No: 2015/6905)

1. Başvuru, terör olayı nedeniyle uğranılan manevi zararın

Başvuru No2015/6905Tarih7 Şubat 2019Okuma14 dk · 2.796 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Aydın Mersin Başvurusu

Karar tarihi
7 Şubat 2019
Başvuru Numarası
2015/6905
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

2.796 kelime·14 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, terör olayı nedeniyle uğranılan manevi zararın

tazmin edilmesi istemiyle açılan tam yargı davasının esası görüşülmeden

reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 17/4/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş sunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucunun yaz aylarında kullandığını belirttiği Bingöl ili

Yayladere ilçesi Sürmelikoç köyü Çay mezrasında

bulunan evine sızan PKK terör örgütü mensupları ile güvenlik güçleri arasında

15/12/2011 tarihinde silahlı çatışma yaşanmıştır. Terör örgütü mensupları

çatışmadan sonra bu evde ölü ele geçirilmişlerdir. Jandarma görevlileri

tarafından başvurucu nezdinde 16/12/2011 tarihinde olaya ilişkin tutanak

tutulmuştur.

9. Başvurucu 20/12/2011 tarihinde Bingöl Valiliği Terör ve

Terörle Mücadeleden Doğan Zarar Tespit Komisyonuna (Komisyon) başvurmuş ve

evininin içindeki eşyalarla birlikte kullanılamaz hâle geldiğini, meydana gelen

toplam zararın 150.000 TL'yi aştığını belirterek evinde oluşan 150.000 TL

zararının tazmin edilmesini istemiştir. Komisyon tarafından cevap

verilmemiştir.

10. Başvurucu 80.000 TL maddi ve 30.000 TL manevi tazminat

ödenmesine karar verilmesi istemiyle İçişleri Bakanlığı aleyhine 3/4/2012 tarihinde

dava açmıştır. Başvurucu dava dilekçesinde, Anayasa Mahkemesinin 25/6/2009

tarihli ve E.2006/79, K.2009/97 sayılı kararına (bkz. § 22)da yer vererek 5233

sayılı Kanun'un manevi tazminat yolunu kapatmadığını da belirtmiştir.

11. Elazığ 2. İdare Mahkemesi, terörle

mücadeleden kaynaklanan maddi zararın tazmini istemiyle açılan davalarda yargı

yerince 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden

Kaynaklanan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun uyarınca manevi tazminat

hususunda ise genel hükümlere göre inceleme yapılacağından maddi ve manevi

tazminat taleplerine karşı ayrı ayrı dava açılması gerektiği gerekçesiyle

8/5/2012 tarihinde dilekçenin reddine karar vermiştir.

12. Başvurucu otuz günlük süresi içinde davasını yenileyerek

ayrı ayrı maddi ve manevi tazminat davası açmıştır. Manevi tazminata ilişkin

davada Elazığ 2. İdare Mahkemesi 9/8/2012 tarihli kararıyla başvurucunun

Komisyona maddi tazminat başvurusu bulunduğunu ancak manevi tazminat talebi

bulunmadığını belirterek 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü

Kanunu’nun 13., 14. ve 15. maddeleri uyarınca dilekçenin merciine (İçişleri Bakanlığına)tevdiine karar vermiştir.

13. İçişleri Bakanlığı tarafından cevap verilmemesi üzerine

başvurucu 10/12/2012 tarihinde 30.000 TL manevi tazminat ödenmesi istemiyle

dava açmıştır.

14. Elazığ 1. İdare Mahkemesi 14/3/2013

tarihli kararıyla davayı süre aşımı gerekçesiyle reddetmiştir. Mahkemenin

gerekçesine göre başvurucu söz konusu zarar verici olaydan 16/12/2011 tarihinde

imzalanan ayrıntılı tutanakla haberdar olmuştur. 5233 sayılı Kanun'un 6.

maddesine göre bu tarihten itibaren altmış gün içinde başvurucunun idareye

başvurarak manevi zararlarının karşılanmasını istemesi gerekmektedir. Ancak

somut olayda bu süre geçirildikten sonra doğrudan Elazığ

2. İdare Mahkemesinin E.2012/1138 sayılı dosyasında 3/4/2012 tarihinde dava

açılmıştır. Dolayısıyla manevi tazminat talebi hakkında 5233 sayılı Kanun'da

öngörülen altmış günlük süre içinde başvuruda bulunulmadığı veya dava

açılmadığı için davanın esasının incelenebilmesi mümkün değildir. İdare

Mahkemesine göre başvurucunun Bingöl Valiliği Zarar Tespit Komisyonuna yaptığı

20/12/2011 tarihli başvurusunun evinde oluştuğu öne sürülen 150.000,00 TL maddi

zarara münhasır olması karşısında söz konusu başvurunun manevi tazminat

talebiyle açılan bu davada süre aşımını durdurması mümkün değildir.

l5. Başvurucu, kararı temyiz

etmiştir. Danıştay Onbeşinci Dairesi (Daire), kararı

farklı bir gerekçeyle onamıştır. Daireye göre dava süresinde açılmakla birlikte

somut olay, idarenin kusurlu ve kusursuz sorumluluk hâllerinin herhangi biri

kapsamında kalmadığından 5233 sayılı Kanun çerçevesinde incelenmelidir. 5233

sayılı Kanun ise manevi zararları kapsamadığından davanın bu gerekçe ile

reddedilmesi gerekmektedir.Dolayısıyla

davanın reddine dair Mahkeme kararı sonucu itibarıyla yerindedir.

16. Başvurucunun karar düzeltme istemi, aynı Dairenin 12/2/2015

tarihli kararıyla reddedilmiştir. Bu karar 23/3/2015 tarihinde başvurucu

vekiline tebliğ edilmiştir.

17. Başvurucu 17/4/2015 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

18. 5233 sayılı Kanun'un 1., 2., 4., 6., 7., 8., geçici 1.,

geçici 4. maddeleri (bkz. Celal Demir,

B. No: 2013/3309, 6/2/2014, §§ 15-21, 23).

19. 5233 sayılı Kanun'un 6. maddesinin birinci fıkrasının ilgili

kısmı şöyledir:

"Zarar gören veya

mirasçılarının veya yetkili temsilcilerinin zarar konusu olayın öğrenilmesinden

itibaren altmış gün içinde, her hâlde olayın meydana

gelmesinden itibaren bir yıl içinde zararın gerçekleştiği veya zarar konusu

olayın meydana geldiği il valiliğine başvurmaları hâlinde gerekli işlemlere

başlanır. Bu sürelerden sonra yapılacak başvurular kabul edilmez."

20. 2577 sayılı Kanun’un 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

ilgili kısmı şöyledir:

“1. İdari

dava türleri şunlardır:

...

b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel

hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam

yargı davaları,

...”

21. 2577 sayılı Kanunu’nun 13. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

“İdari

eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu

eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka süretle

öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren

beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini

istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu

konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış

gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren,

dava süresi içinde dava açılabilir.”

22. Anayasa Mahkemesinin 25/6/2009 tarihli ve E.2006/79,

K.2009/97 sayılı kararı şöyledir:

"5233 sayılı Yasa,

terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler

nedeniyle zarar gören kişilerin maddi zararlarının özellikle yargı yoluna

gitmelerine gerek kalmadan, idarece en kısa süre içinde ve sulh yoluyla

karşılanması amacıyla hazırlanmış bir yasadır. Yasa bu yönüyle zarara uğrayan

vatandaş ile devlet arasındaki uyuşmazlıkta yargı yoluna gidilmeden alternatif

bir çözüm yöntemi getirmiştir. Yasakoyucu bu amaca

uygun olarak yargılama hukuku kurallarından farklı hükümler öngörerek buna

ilişkin esasları Yasa'da ayrıntılı olarak kurala bağlamıştır.

İdare, yürüttüğü hizmetin doğrudan sonucu

olan, nedensellik bağı kurulabilen zararları kusur sorumluluğu ilkesi uyarınca

tazminle yükümlüdür. Ancak bazen idare, kusur koşulu ve nedensellik bağı

aranmadan da meydana gelen bazı zararlardan sorumlu olabilmektedir. Bunlar,

idarenin kendi faaliyet alanıyla ilgili önlemekle yükümlü olduğu halde

önleyemediği zararlardır. 5233 sayılı Yasa'da yer alan sorumluluğun dayanağını

da kusursuz sorumluluğun bir türü olan ve bilimsel ve yargısal içtihatlarla

geliştirilen 'sosyal risk ilkesi' oluşturmaktadır.

Terör ve terörle mücadeleden doğan ancak idari

bir eylem veya işlemle nedensellik bağı bulunmayan maddi zararların

karşılanmasına ilişkin 5233 sayılı Yasa'daki düzenlemeler, yasakoyucunun

sosyal hukuk devletinin gereği olarak sorumluluk hukukunun genel ilkelerine

yasayla getirdiği bir istisnadır. İdarenin kusurunun bulunmadığı ancak 'sosyal

risk ilkesi' gereği sulh yoluyla karşılanması gereken zararların nelerden

ibaret olduğunun tespiti, yasakoyucunun takdir

yetkisi içindedir. İtiraz konusu kurallarda yer alan maddi zararların öncelikle

sulh yoluyla karşılanmasına ilişkin hükümlerin bulunmasını bu kapsamda

değerlendirmek gerekir.

5233 sayılı Yasa, idarenin eylem ve işleminin

sonucu olmayan ve herhangibir idari işlem veya

eylemle doğrudan nedensellik bağı da bulunmayan, ancak terör ve terörle

mücadele sırasında meydana gelen zararların da tazmini yolunu açan, bu anlamda

idarenin kusursuz sorumluluk alanını genişleten bir yasadır. Bu Yasa idarenin

kusursuz sorumluluk alanını genişletmekle birlikte, aynı zamanda terör ve

terörle mücadele sırasında meydana gelen zararlardan sadece 'maddi' olan

kısmının sulh yoluyla tazminine ilişkin esas ve usulleri belirlemektedir.

Yasa'da bu zararlardan 'manevi' olan kısmın idareden talep edilemeyeceğine

ilişkin bir hükme yer verilmediği gibi, 12. maddede 'sulh yoluyla çözülemeyen

uyuşmazlıklarda ilgililerin yargı yoluna başvurma hakları saklıdır' denilerek

Anayasa'nın 125. maddesinin birinci fıkrasına paralel bir düzenlemeye yer

verilmiştir. Bu nedenle itiraz konusu ibare, idarenin sorumluluk alanını

daraltan veya idari işlem veya eylemlere karşı yargı yolunu kapatan bir hüküm

içermemektedir."

23. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 26/3/2014 tarihli ve

E.2013/1489, K.2014/1219 sayılı ilamının ilgili kısımları şöyledir:

“5233 sayılı Yasa, idarenin terör olaylarına

dayalı kusursuz sorumluluk alanını genişleten, oluşan zararların yargı yoluna

başvurmadan sulh yoluyla ödenmesine öngören, bu yönüyle uyuşmazlığın sadece

maddi zararlara ilişkin kısmının yargı dışı alternatif bir yöntemle

giderilmesini sağlayan, ancak manevi zararların karşılanmasını da engellemeyen

nitelikte bir yasadır.

Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin

18888/02 nolu başvuruya konu 12/01/2006 günlü Aydın İçyer -

Türkiye kararının 81. paragrafında, 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden

Kaynaklanan Zararların Karşılanması Hakkında Kanunla ilgili olarak “Tazminat

Kanun’unda yalnız maddi zararlar için tazminat talep etme olanağının bulunduğu

doğru olsa da Kanun’un 12. maddesinin idari mahkemelerde manevi zarar için

tazminat talep etme olanağı verdiği görülmektedir.” ifadesine yer verilmiştir.

Bu durumda, terör olayları nedeniyle meydana

gelen ve sosyal risk ilkesi kapsamında bulunup 5233 sayılı Yasa uyarınca

karşılanmayan ilgililerin ileri sürdükleri manevi zarara bağlı tazminat

taleplerine ilişkin uyuşmazlıklarda, idare hukukunun tazminata ilişkin ilke ve

kuralları çerçevesinde 2577 sayılı Yasanın öngördüğü usullere tabi olarak

manevi tazminat ödenip ödenmeyeceğine ilişkin yargısal incelemesinin yapılması

gerekmektedir.”

V. İNCELEME VE GEREKÇE

24. Mahkemenin 7/2/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

25. Başvurucu; yaşanan çatışmada köydeki evinin tamamen

kullanılamaz hâle geldiğini, içindeki eşyalarının yandığını, ayrıca çatışma

sonrasında evden sekiz teröristin cesedinin çıkması nedeniyle hakkında terör

örgütü yandaşı algısının oluştuğunu oysa vatanına bağlı ve toplumda belirli bir

statü sahibi olduğunu, dolayısıyla olay nedeniyle manevi zarara uğradığını

ileri sürmüştür. Başvurucu, Anayasa Mahkemesinin 25/6/2009 tarihli kararına

göre (bkz. § 22) idari yargıda tam yargı davası açılarak manevi tazminat

istenebileceğini, nitekim Elazığ 2. İdare Mahkemesinin 8/5/2012 tarihli

kararında maddi tazminatın 5233 sayılı Kanun'a, manevi tazminatın ise genel hükümlere

göre sonuçlandırılması gerektiği gerekçesiyle dilekçenin reddine karar

verdiğini oysa Danıştayca manevi tazminatın 5233

sayılı Kanun kapsamında olmadığının belirtilmesi ile yetinilerek manevi

zararlarının karşılanmadığını, bu durumun Anayasa'nın 2. maddesinde güvence

altına alınan hukuk devleti ilkesi ile 125. maddesinde belirtilen idarenin her

türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu ilkesini ihlal

ettiğini iddia ederek ihlalin tespitini istemiştir.

B. Değerlendirme

26. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu; Mahkemece hatalı değerlendirme

yapılarak davasının reddi yönünde karar verildiğini, bu nedenle manevi

zararları hakkında idare hukuku genel hükümleri kapsamında inceleme yapılarak

bir giderim sağlanması imkânının kendisine tanınmadığını belirterek Anayasa’nın

2. ve 125. maddelerinde güvence altına alınan ilkelerin ihlal edildiğini iddia

etmiştir. Manevi tazminat isteminin reddedilmesi ile ortaya çıkan temel sorun

başvurucunun mahkemeye etkili erişiminin engellenmesi olduğundan başvurucunun

manevi tazminat istemi hakkındaki iddiasının adil yargılanma hakkı kapsamındaki

mahkemeye erişim hakkı yönünden incelenmesi uygun görülmüştür (benzer yönde

değerlendirme için bkz. Mehmet Emin Timurtaş,

B. No: 2014/2008, 22/11/2017, § 46).

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

27. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

28. 5233 sayılı Kanun Anayasa Mahkemesi ve Danıştay İdari Dava

Daireleri Kurulunun verdiği kararlarda da belirtildiği üzere maddi zararların

özel bir giderim usulü olmakla birlikte manevi zararların genel hükümlere göre

karşılanmasına da engel olmayan bir yasadır. 2577 sayılı Kanun'un 12. ve 13.

maddelerinde idarenin işlem veya eyleminden kaynaklı olarak hakları ihlal

edilenlere tazminat talebinde bulunabilme imkânı tanınmaktadır. Bu yol 5233

sayılı Kanun dışında idari yargıda genel hükümlere başvurularak uğranılan

zararın tazminine imkân sağlamaktadır (Abbas

Emre, B. No: 2014/5005, 6/1/2016, § 81).

29. Anılan içtihatta ortaya konulduğu üzere 5233 sayılı Kanun

manevi zararların karşılanmasını öngörmemekle birlikte genel hükümlere göre açılacak

tam yargı davasında manevi tazminat istenmesini de engellememektedir. Bir başka

ifadeyle kişiler manevi tazminat taleplerini 5233 sayılı Kanun kapsamında değil

5233 sayılı Kanun'dan bağımsız olarak tazminat hukukunun genel prensiplerine

göre açacakları davalarda dile getirebilirler.

30. Bu durumda başvurucuların idare mahkemelerinde açtıkları

davaların niteliği ve manevi tazminata ilişkin taleplerini dile getiriliş

biçimleri özel önem taşır. Bir başka deyişle davanın yukarıda belirtilen

içtihada uygun şekilde yani genel hükümler çerçevesinde 2577 sayılı Kanun'un

ilgili maddelerinde belirtilen usullere göre mi açıldığı yoksa manevi tazminat

talebinin 5233 sayılı Kanun'a mı dayandırıldığının ortaya konulması gerekir.

31. Diğer taraftan, Anayasa Mahkemesinin (Emir Ağgül ve diğerleri,

B. No: 2014/16320, 21/11/2017) kararında belirtildiği üzere bir tazminat veya

tam yargı davasına konu olan alacağa ilişkin mevzuat hükümleri kapsamında

yürütülen yargılamada, kişilerin taleplerini başlattıkları usulde hataya

düşülerek incelemenin yapılacağı mevzuat kaynaklarının daraltılmasının

belirtilen anlamda dava açılması ile ilgili bir kısıtlama olarak

değerlendirilmesi ve bu müdahalenin mahkemeye erişim hakkı kapsamında

incelenmesi gerekmektedir.

32. Nitekim, 5233 sayılı Kanun kapsamında manevi tazminat

ödenmesine ilişkin benzer iddialar daha önce bireysel başvuruya konu olmuş ve

Anayasa Mahkemesi, terör ve terörle mücadele kapsamında gerçekleşen zararlara

ilişkin manevi tazminat taleplerinin karşılanması için 5233 sayılı Kanun’da

hüküm bulunmamakla birlikte idare hukukunun genel hükümleri kapsamında

başvurucuların anılan talep hakkına sahip olduklarını belirtmiştir. Anayasa

Mahkemesi, 5233 sayılı Kanun'un maddi zararların özel bir giderim usulü olmakla

birlikte manevi zararların karşılanmasına da engel olmayan bir kanun olduğunu,

2577 sayılı Kanun’un 12. ve 13.maddelerinde, idarenin işlem veya eyleminden

kaynaklı olarak hakları ihlal edilenlere tazminat talebinde bulunabilme imkânı

tanındığını belirterek idareye yaptıkları başvuru ve açtıkları davayı tazminat

hukukunun genel hükümlerine göre inceletme imkânından mahrum kalan

başvurucuların mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir (Özden Sayar ve Deren Dilara Sayar, B. No:

2013/4022, 13/4/2016, §§ 51-76).

33. Somut olayda başvurucu, idare hukuku genel hükümleri

kapsamında manevi tazminat ödenmesi istemiyle ve gerekli karar harcını da

ödeyerek doğrudan tam yargı davası açmıştır (bkz. § 11).Elazığ

2. İdare Mahkemesi davayı süresinde görmüş ve fakat idari karar alınması

gerektiğinden dilekçenin merciine tevdiine karar vermiştir. Merciin zımni ret

kararının ardından başvurucu öngörülen sürede davasını açmıştır. Ancak zımni

ret üzerine açılan davayı inceleyen Elazığ 1. İdare

Mahkemesi genel hükümler yerine 5233 sayılı Kanun'un 6. maddesindeki altmış

günlük süreyi esas alarak olaya ilişkin tutanağın tutulduğu tarih (16/12/2011)

ile ilk davanın açıldığı tarih (3/4/2012) arasında altmış günlük sürenin

geçirilmiş olduğu sonucuna vararak davayı süre aşımı gerekçesiyle reddetmiştir.

İdare Mahkemesine göre, başvurucunun Komisyon'a yaptığı 20/12/2011 tarihli

başvuru maddi zarara münhasır olduğundan manevi tazminat talebiyle açılan

davada süre hesabında dikkate alınamaz. Danıştay da davayı 5233 sayılı Kanun hükümlerine

göre incelemiş ve 5233 sayılı Kanun'a göre manevi tazminata hükmedilemeyeceği

gerekçesiyle davanın reddine ilişkin kararı onamıştır.

34. Oysa manevi tazminat istemiyle tazminat hukukunun genel

prensiplerine göre açılan davada 5233 sayılı Kanun’un 12. maddesinin son

fıkrasındaki, 2577 sayılı Kanun’un 2. ve 13. maddelerindeki (bkz. §§ 20, 21)

açık düzenlemeler ile Danıştay (bkz. § 23) ve Anayasa Mahkemesi (bkz. § 22)

içtihatları dikkate alındığında başvurucunun manevi tazminat talebi hakkında

idare hukukunun genel hükümleri kapsamında inceleme yapılarak bir karar

verilmesi yoluyla başvurucunun mahkemeye erişimine olanak sağlanmalıdır.

Nitekim Elazığ 2. İdare Mahkemesinin ilk aşamada gerek

maddi ve manevi tazminat istemlerine ayrı ayrı dava açılması istemiyle

dilekçenin reddine karar vermesinin gerekse manevi tazminat istemiyle yenilenen

davada dilekçenin merciine tevdiine karar vermesinin başvurucunun manevi

tazminat istemini genel hükümlere göre inceleme amacına dönük olduğu

anlaşılmaktadır.

35. Ancak, merciin zımni ret kararı üzerine açılan davayı

inceleyen Elazığ 1. İdare Mahkemesi ve sonrasında

Danıştay Onbeşinci Dairesi, davayı 5233 sayılı Kanun

kapsamında inceleyerek başvurucunun mahkemeye erişim hakkına müdahalede

bulunmuşlardır. Yukarıdaki belirtilen ilkeler ışığında yapılan incelemede

başvurucuyu manevi tazminat davasını tazminat hukukunun genel hükümlerine göre

inceletme imkânından mahrum bırakan müdahale yönünden yukarıda değinilen

içtihatlardan (Örneğin diğerleri arasından Emir

Ağgül ve diğerleri, Mehmet Emin Timurtaş başvuruları)

ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmadığı ve ölçüsüz müdahalenin başvurucunun

mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiği sonucuna varılmaktadır.

36. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine

karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

37. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1)

Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da

edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2)

Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili

mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan

hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava

açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

38. Başvurucu, ihlalin tespit edilmesi talebinde bulunmuştur.

39. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna

varılmıştır. Dolayısıyla somut başvuruda ihlalin mahkeme kararından

kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

40.

Bu durumda adil yargılanma hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması

için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Buna göre

yapılacak yeniden yargılama ise 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2)

numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına

yöneliktir. Bu kapsamda derece mahkemelerince yapılması gereken iş, öncelikle

ihlale yol açan mahkeme kararının ortadan kaldırılması ve nihayet ihlal

sonucuna uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir

örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Elazığ 1.

İdare Mahkemesine (E.2013/133, K.2013/259) gönderilmesine karar verilmesi

gerekir.

41. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 2.475

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.701,90 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Elazığ 1. İdare Mahkemesine (E.2013/133, K.2013/259)

GÖNDERİLMESİNE,

D. 226,90 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.701,90

TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin bilgi için Danıştay Onbeşinci

Dairesine GÖNDERİLMESİNE,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

7/2/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Serruh KALELİ

Kadir ÖZKAYA

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör

:

Mehmet Sadık

YAMLI

Başvurucu

:

Aydın MERSİN

Vekili

:

Av. Erhan

MERSİN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2015/6905, 7 Şubat 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. V. İnceleme Ve Gerekçe
  8. A. Başvurucunun İddiaları
  9. B. Değerlendirme
  10. A. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın
  11. B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil
  12. C. Kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkının ihlalinin
  13. E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve
  14. F. Kararın bir örneğinin bilgi için Danıştay Onbeşinci
  15. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  16. Özgüldür
  17. Hakyemez
  18. Yamlı
  19. Mersin
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2015/6905
Tarih
7 Şubat 2019

İlgili Kararlar

  • Fatma Candaş ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/18251)
  • Rıfat Gegin Başvurusu (B. No: 2018/14909)
  • Nevzat Dereli Başvurusu (B. No: 2015/4521)
  • Hasibe Meşe Başvurusu (B. No: 2015/7748)
  • Melek Günebak ve Sabahat Günebak Başvurusu (B. No: 2015/1787)
  • Hayriye Bozan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/4203)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.