İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

AYM Bireysel Başvuru B. No: 2012/928

1. Başvurucular, 17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı mülga Sosyal Sigortalar

Başvuru No2012/928Tarih11 Aralık 2014Okuma45 dk · 9.055 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Ülkü Tunca Ve Diğerleri

Karar tarihi
11 Aralık 2014
Başvuru Numarası
2012/928
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

9.055 kelime·45 dk okuma·25 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucular, 17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı mülga Sosyal Sigortalar

Kanunu’nun geçici 20. maddesine, 13/2/2011 tarihli ve 6111 sayılı Kanunla

eklenen beşinci fıkra ile devam eden yargı süreçlerine müdahale edilerek adil

yargılanma, sosyal güvenlik ve mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri

sürmüş ve tazminat talebinde bulunmuşlardır.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Ekli listede sıralanan

başvurulara ait başvuru formları ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemelerinde, belirlenen eksiklikler tamamlatılmış ve Komisyona

sunulmalarına engel eksikliklerinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Konularının aynı olması

nedeniyle, ekli tablonun (B) sütununda numaraları belirtilen başvuru

dosyalarının, aynı tablonun (1) numaralı satırında yer alan 2012/928 numaralı

bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmesine ve incelemenin bu dosya

üzerinden yapılmasına karar verilmiştir.

4. Komisyonlarca, kabul

edilebilirlik incelemesinin Bölümler tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından 24/10/2014 tarihinde başvurunun kabul edilebilirlik ve esas

incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmesine karar verilmiştir.

6. Bakanlığın 28/11/2014 tarihli yazısıyla ek süre talep edilmiş olup,

Bölüm Başkanı tarafından 1/12/2014 tarihinde, Bakanlığa tanınan sürenin 30 gün

uzatılmasına karar verilmiştir.

7. Aynı konuya ilişkin bir

içtihadın (B. No: 2012/931, 26/6/2014) mevcut olması

nedeniyle, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 71.

maddesinin (2) numaralı fıkrası gereğince başvuru, Bakanlık cevabı

beklenmeksizin kabul edilebilirlik ve esas yönünden incelenmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

8. Başvuru formu ve eklerinde

ifade edildiği şekliyle ve UYAP aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucular, Vakıflar

Bankası Türk Anonim Ortaklığında (Banka) çalıştıkları süre zarfında, 506 sayılı

Kanun’un geçici 20. maddesi uyarınca kurulmuş bulunan T. Vakıflar Bankası

T.A.O. Memur ve Hizmetlileri Emekli Sağlık Yardım Sandığı Vakfına (Vakıf)

ödedikleri primler karşılığında emekliliğe hak kazanmışlardır.

10. Vakıf, kanunla kurulan

sosyal güvenlik kurumları dışında kalan, ancak onlara denk kabul edilen bir

tüzel kişilik olup, sandık mensupları bakımından zorunlu sosyal güvenlik kurumu

niteliğindedir.

11. Vakfın amacı, Vakıf Senedi’nin 4. maddesinde şöyle ifade edilmiştir.

“...

a) İş bu vakıf senedi hükümleri dairesinde üyelerin

emeklilik, malullük, ölüm, hastalık, analık, iş kazaları ve meslek hastalıkları

hallerinde ve eş ve çocukları ile üyenin geçindirmekle yükümlü bulunduğu ana ve

babasının hastalıklarında, Sosyal Sigortalar Kanunları ile temin edilen

yardımlardan az olmamak üzere hak sahiplerine yardımda bulunmak;

…”

12. Vakfın gelirleri, sandık

üyelerinin aylıklarından yapılan prim kesintilerinden ve diğer gelirlerden

oluşmaktadır. Banka da her ay, aynı esaslar çerçevesinde hesaplanan tutarı

işveren hissesi olarak Vakfa aktarmaktadır.

13. Vakıf, üyelerine yapacağı

yardımın miktarını ve dolayısıyla emekli aylıklarına ilişkin artışları, Vakıf Senedi’nde yazılı hükümler çerçevesinde tek taraflı olarak

belirlemekte olup, bunun 506 sayılı Kanunla belirlenmiş asgari standardın

altına düşmemesi gerekmektedir.

14. Sandık üyeleri, yapılan

artışların 506 sayılı Kanun’un geçici 20. maddesine uygun bir şekilde

yapılmadığı gerekçesiyle Vakıf aleyhine iş mahkemeleri önünde alacak davaları

açmışlardır. Bu davalar sonucunda 506 sayılı Kanun’un geçici 20. maddesinin

nasıl anlaşılıp uygulanacağı konusunda bir yargısal içtihat yerleşmiştir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun (HGK) bu çerçeveyi çizen, 24/3/2010

tarih ve E.2010/10-155, K.2010/170 sayılı kararı şöyledir:

“Görüldüğü gibi, 506 Sayılı Yasa, banka zorunlu sandıkları

için bir alt sınır oluşturur.

Bu husus, 506 Sayılı Yasa’nın Geçici 20. Maddesinde; ‘…’

hükmünden anlaşılmaktadır.

Öte yandan çözülmesi gereken sorun, anılan maddede değinilen

alt sınırın ne anlama geldiği hususudur. Yani bu alt sınırın belirlenmesinde

Yerel Mahkemece belirtildiği gibi fiilen ödenen yaşlılık aylığı miktarı bazında

mı düşünülecek, yoksa Özel Daire bozma ilamında değinildiği üzere, yaşlılık

aylığı artış oranlarının kıyaslanması suretiyle mi hareket edilecektir?

Sosyal hukuk devleti ilkesi içerisinde Devletin görevi,

zorunlu yardım sandıklarını, başı boş bırakmak değil,

onların güçlenmesini sağlamak ve bu yolla ilgililerin sosyal güvenlik haklarını

güvence altına almaktır. Bu kuruluşlar, Devletin asli görevi olan sosyal

güvenliği sağlama yükümünü, onun adına yerine getirdiğine göre, devletin bu

sandıklar üzerinde, tesis senetlerinden ve senetlerin içeriğinden, mali durumlarına

kadar geniş bir alanda denetim ve gözetim hakkının bulunması da olağandır.

Davalı Vakfın gayesi gözetildiğinde, yıllarca yüksek prim

ödeyerek emekli olan davalı sandık mensuplarının aylıklarına daha düşük

oranlarda zam yapılarak, yaşlılık aylıklarının daha düşük prim ödeyerek emekli

olan 506 Sayılı Yasa’ya tabi olarak yaşlılık aylığı alanların aylıkları ile

eşitlenmesi düşünülemez. Geçici 20. madde zorunlu banka sandıkları için bir

güvence getirdiğine göre, bu durum mensuplarına yapılacak yaşlılık aylığı

artışlarının da en az 506 Sayılı Yasa’ya tabi olanlara uygulanacak artış

oranları kadar olması sonucunu doğuracaktır.

Kaldı ki, yargılama sırasında 16.6.2006 tarihinde yürürlüğe

giren 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun Geçici

20. maddesinde ‘…506 Sayılı Yasa’nın Geçici 20. maddesi kapsamındaki

sandıkların bu maddenin yayımı tarihinden itibaren 3 yıl içinde Sosyal Güvenlik

Kurumu’na devredileceği ve bu kanun kapsamına alınacağı…’ hususu

düzenlenmiştir. Anılan madde hükmü de gözetildiğinde, 506 Sayılı Yasa

mensuplarına sağlanan aylık artış oranlarına ilişkin hakların davalı sandıklara

tabi olanlara uygulanmasının 506 Sayılı Yasa’nın Geçici 20. maddesinin konuluş

ruhuna aykırı olmayacaktır.

Neticeten, Özel Daire bozma ilamında da belirtildiği gibi,

Hukuk Genel Kurulu görüşmeleri sonucunda, 506 Sayılı Yasa’nın Geçici 20.

maddesinde değinilen alt sınır belirlenmesinde, davalı Vakfın bağladığı

aylıklara yapılan artış oranlarının, SGK (Devredilen SSK) sigortalılarına

bağlanan yaşlılık aylıklarına yapılan artış oranları ile karşılaştırılması

suretiyle bulunması gerektiği, artış oranının, 506 sayılı Yasa uyarınca

yaşlılık aylığı alanlara yapılan artış oranından daha az olması durumunda,

davalı Sandık yönünden yaşlılık aylığı artış oranı konusunda ek yükümlülük

doğacağından, Vakıf Senedindeki düzenlemelere göre aylıklarında artış olan

kimselerin, ayrıca 506 Sayılı Yasa’nın aylık artışlarına dair hükümlerinden de

yara(r)lanmaları gerekeceği kanaatine varılmıştır.”

15. Başvurucular, muhtelif tarih

aralıklarında emekli aylıklarına artış yapılmaması nedeniyle Ankara İş

Mahkemelerinde alacak davaları açmışlardır.

16. Örnek olarak, (1) numaralı

başvurucu yönünden, 1/7/2002 tarihinden 2005 yılının

sonuna kadar başvurucunun emekli aylığında artış yapılmamış ve başvurucu bu

nedenle Ankara 4. İş Mahkemesinde (İş Mahkemesi) Vakıf aleyhine 2/4/2009

tarihinde açtığı alacak davası ile “eksik

ödenen yaşlılık aylıklarının tespit edilerek davalıdan tahsiline karar

verilmesini” talep etmiştir.

17. Bilirkişi tarafından İş

Mahkemesine sunulan 14/2/2011 tarihli raporda,

başvurucu ile ilgili olarak dava tarihine kadar birikmiş fark alacağının

42.357,72 TL olduğu tespit edilmiştir.

18. 13/2/2011 tarihli ve 6111 sayılı Bazı

Alacakların Yeniden Yapılandırılması İle Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık

Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde

Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 53. maddesiyle 506 sayılı Kanun’un

geçici 20. maddesine eklenen beşinci fıkra ile aynı maddenin sandık

emeklilerine yapılacak yardımların düzenlendiği birinci fıkrasının (b) bendinin

uygulanmasında, yardımların sağlanması ve bağlanması yönünden alt sınırın

belirlenmesinde muadil miktar karşılaştırmasının esas alınacağı, bunun mevcut

davalara da uygulanacağı düzenlenmiştir.

19. 6111 sayılı Kanun, 25/2/2011 tarih ve 27857 mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

20. Bilirkişi tarafından İş

Mahkemesine sunulan 28/1/2012 tarihli ikinci raporda

ise, başvurucu ile ilgili olarak dava tarihine kadar birikmiş fark alacağının

26.573,51 TL olduğu tespit edilmiştir.

21. İş Mahkemesinin 8/3/2012 tarih ve E.2009/341, K.2012/525 sayılı kararı ile

6111 sayılı Kanun’un 53. maddesi ile 506 sayılı Kanun’un geçici 20. maddesine

eklenen fıkradaki düzenleme nedeniyle başvurucunun davasının reddine karar

verilmiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:

“… 25.02.2011 tarih 27857 sayılı Resmi

Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6111 sayılı Kanunun 53. maddesi ile 506

sayılı Kanunun geçici 20. maddesine eklenen yeni fırka ile ‘…’ hükmünün

öngörülmesi karşısında, alt sınırın belirlenmesinde, Vakıf emeklisi ile emsal

durumda bulunan SSK emeklisine ödenen yaşlılık aylığı miktarı ile Vakıf

emeklisine ödenen yaşlılık aylığı miktarlarının karşılaştırılmasının

yapılmasına, yapılacak karşılaştırma sonucu SSK emeklisine ödenen aylığın Vakıf

emeklisine ödenen aylıklardan fazla olması durumunda, davalı Vakıf yönünden

yaşlılık aylığı miktarı konusunda ek yükümlülük doğacağından aradaki farkın

Vakıf emeklisine ödenmesi… gerekir.

… tüm dosya kapsamından, dava konusu dönemde Vakıf emeklisi

davacıya, Vakıf senedi hükümlerine uygun olarak ödenen aylıkların, emsali

durumda olan SSK emeklisine ödenen aylığın ve uygulanan maaş artışlarının

altına düşmediği kanaatine varılmış ve mahkememizce verilen benzer dosyalardaki

bilirkişi raporları ile kararlar da dikkate alınarak bu dosyamız için sunulan bilirkişi … rapor ve ek

raporlarının dosya kapsamına uygun bulunmadığı sonucuna varılıp açılan davanın

reddine …”

22. Başvurucunun temyiz yoluna

başvurması üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 9/10/2012 tarih ve E.2012/11761, K.2012/18106 sayılı

ilamıyla, anılan İş Mahkemesi kararının “düzeltilerek

onanmasına” karar verilmiştir. Yargıtayın

düzelterek onama gerekçesi şöyledir:

“…

Ancak, açıldığı tarihteki mevzuat hükümlerine uygun olan

davanın, yasal dayanağını oluşturan düzenlemenin, yargılama sürecindeki yasa

değişikliğiyle ortadan kalkması nedeniyle reddinde, tarafların sorumluluğu

bulunmadığı halde; her davanın açıldığı tarihteki koşullara göre

değerlendirileceği yönündeki usul kuralından hareketle davacının, davada haksız

çıkan taraf olarak nitelenip vekalet ücretiyle

sorumluluğuna hükmedilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

Ne var ki, bu yanlışlığın giderilmesi, yeniden yargılamayı

gerektirmediğinden, hüküm bozulmamalı, … 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri

Kanununun 438. maddesi gereğince düzeltilerek onanmalıdır.

…”

23. Onama kararı başvurucuya 8/1/2013 tarihinde tebliğ edilmiş olup başvurucu bu tarihten

önce, 15/11/2012 tarihinde, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

24. 25/2/2011 tarihinden önce açılan ve

başvurulara konu olan diğer davalarda da başvurucular, yukarıdaki sürece benzer

şekilde davaları kaybetmişler ve süresi içerisinde muhtelif tarihlerde bireysel

başvuruda bulunmuşlardır.

25. Ekli tablonun ikinci

satırında yer alan başvurucu Sema Nur Dincel’e ait

bireysel başvuru formunda ise, yaşlılık aylığının tespiti ve eksik ödendiğini

iddia ettiği yaşlılık aylıklarının yasal faiziyle davalı Vakıftan tahsili

istemiyle hem Ankara 10. İş Mahkemesinde E.2011/308 sayılı dosya ile 23/2/2011 tarihinde, hem de Ankara 9. İş Mahkemesinde

E.2011/309 sayılı dosya ile 3/3/2011 tarihinde dava açıldığı belirtilmiştir.

Anılan Mahkemelerce davaların reddine karar verilmiş olup, Yargıtay 10. Hukuk

Dairesinin 16/4/2013 tarih ve E.2013/698, K.2013/7995

sayılı kararıyla Ankara 10. İş Mahkemesinin; 11/12/2012 tarih ve E.2012/16838,

K.2012/25219 sayılı kararıyla da Ankara 9. İş Mahkemesinin kararı onanmıştır.

Her iki yerel mahkeme kararını da dosyaya sunması nedeniyle adı geçen

başvurucuya eksiklik yazısı tebliğ edilmiş olup, başvurucu, bireysel

başvurusunun 3/3/2011 tarihinde açılan dava esas

alınarak incelenmesini talep etmiştir.

B. İlgili

Hukuk

26. 506 sayılı Kanun’un geçici

20. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi şöyledir:

“…b) Bu personelin, iş kazalariyle

meslek hastalıkları, hastalık, analık, malûllük, yaşlılık

ve ölüm, eşlerinin analık, eş ve çocuklarının hastalık hallerinde, en az bu kanunda belirtilen yardımları sağlıyacak…,”

27. 506 sayılı Kanun’un geçici

20. maddesine, 6111 sayılı Kanun’un 53. maddesiyle eklenen (beşinci) fıkra

şöyledir:

“… Birinci fıkranın (b) bendinin uygulanmasında, yardımların

sağlanması ve bağlanması yönünden alt sınırın

belirlenmesinde muadil miktar karşılaştırması esas alınır. Ancak,

gelir ve aylıkların artırılmasında 506 sayılı Kanuna göre bağlanan gelir ve

aylıkların artırımına ilişkin hükümler devir tarihine kadar uygulanmaz. 5510

sayılı Kanunun geçici 20 nci maddesinin onikinci fıkrasında yer alan sınırlama dâhilinde

sandıkların kuruluş senetlerinde yer alan hükümler ve sandıkların uygulamaları

saklıdır. Bu hüküm, yürürlüğe girdiği

tarihten önceki artışlarda ve görülmekte olan davalar hakkında da uygulanır…”

28. Anılan kanuni düzenlemenin

iptali için Anayasa Mahkemesine dava açılmış olup, Anayasa Mahkemesi Genel

Kurulunun 9/5/2013 tarihli toplantısında, E.2011/42

sayılı dosya kapsamında iptal başvurusu görüşülmüştür. Anayasa Mahkemesinin

kararı şöyledir:

“2- Anayasa’ya Aykırılık

Sorunu

Dava dilekçesinde, 506 sayılı Kanun’un geçici 20. maddesinde

belirtilen sandıkların, bağlı bulundukları kuruluşların personeli hakkında

yasal düzenleme alanı içinde SGK’nın yüklendiği

görevleri, sağladığı hakları, o düzeyin altına düşmemek üzere yüklenmiş

kuruluşlar olduğu, bunların görev ve yükümlülüklerinin kanunla belirlendiği,

mahkemeler tarafından vakıf sandıklarınca bağlanan aylıklara yapılan artışın

oran olarak alt sınırının 506 sayılı Kanun uyarınca aylık alanlara yapılan

artış oranından az olmaması gerektiği yönünde kararlar verildiği, eklenen fıkra

ile alt sınırın belirlenmesinde miktar karşılaştırmasının esas alınmasının öngörüldüğü,

bunun ise kazanılmış hakları ortadan kaldırdığı, yasaların geriye yürümeyeceği

ilkesine aykırı olduğu ve görülmekte olan davaları geçersiz kıldığı, sandık

kapsamındaki sigortalıların emekli maaş artışı konusunda açmış oldukları

davalardan bir kısmının kesinleştiği bir kısmının ise hâlen devam ettiği ve

düzenleme ile görülmekte olan davaların ortadan kaldırıldığı belirtilerek

kuralın, Anayasa’nın 2. ve 138. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve

işlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup

güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren,

Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla

kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.

Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devleti ilkesinin

vazgeçilmez unsurlarından birisi kanunların hukuk güvenliğini sağlaması, bu

doğrultuda geleceğe yönelik, öngörülebilir kurallar içermesi gerekliliğidir. Bu

nedenle, hukuk devletinde güven ve istikrarın korunabilmesi için kural olarak

kanunlar, yürürlüğe girdikleri tarihten sonraki olaylara uygulanırlar.

Kanunların geriye yürümezliği ilkesi uyarınca, kanunlar kamu yararı ve kamu

düzeninin gereği, kazanılmış hakların korunması, mali haklarda iyileştirme gibi

kimi ayrıksı durumlar dışında ilke olarak yürürlük tarihlerinden sonraki olay,

işlem ve eylemlere uygulanmak üzere çıkarılırlar. Yürürlüğe giren kanunların

geçmişe ve kesin nitelik kazanmış hukuksal durumlara etkili olmaması hukukun

genel ilkelerindendir.

Kazanılmış haklara saygı ilkesi, hukukun genel ilkelerinden

birisi olup, hukuk güvenliği ilkesinin bir sonucudur. Kazanılmış bir haktan söz

edilebilmesi için bu hakkın, yeni kanundan önce yürürlükte olan kurallara göre

bütün sonuçlarıyla fiilen elde edilmiş olması gerekir. Kazanılmış hak, kişinin

bulunduğu statüden doğan, kendisi yönünden kesinleşmiş ve kişisel niteliğe

dönüşmüş haktır. Bir statüye bağlı olarak ileriye dönük, beklenen haklar ise bu

nitelikte değildir. Kanunlarda yapılan değişiklikler kazanılmış hakları

etkilemediği ve hukuk güvenliğini zedelemediği sürece bu değişikliklerin hukuk

devleti ilkesine aykırı oldukları ileri sürülemez.

Anayasa’nın 138. maddesinde hâkimlerin görevlerinde bağımsız

oldukları, Anayasa, kanun ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre

hüküm verecekleri, hiç bir organ, makam, merci veya kişinin yargı yetkisinin

kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremeyeceği, genelge

gönderemeyeceği, tavsiye ve telkinde bulunamayacağı, görülmekte olan bir dava

hakkında Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru

sorulamayacağı, görüşme yapılamayacağı veya herhangi bir beyanda

bulunulamayacağı, yasama ve yürütme organları ile idarenin mahkeme kararlarına

uymak zorunda bulundukları, bu organlar ve idarenin mahkeme kararlarını hiçbir

suretle değiştiremeyeceği ve bunların yerine getirilmesini geciktiremeyeceği

hükme bağlanmıştır.

Yasama organının mahkeme kararlarını değiştirememesi ilkesi

yasama organının kanun yoluyla kesinleşmiş olan kararları ortadan kaldıramaması

anlamına gelir. Mahkeme kararının kanun yoluyla değiştirilememesi ilkesi, maddi

hukukta herhangi bir değişiklik yapmaksızın sadece somut mahkeme kararlarının

kanun yoluyla değiştirilmesi ya da uygulanmasının engellenmesi hâlleri için söz

konusu olacaktır.

506 sayılı Kanun’un geçici 20. maddesinde, bazı kuruluşlara

personelinin sosyal güvenliğini sağlaması amacıyla vakıf veya dernek şeklinde

sandık kurabilme yetkisi verilmiştir. Maddenin birinci fıkrasının (b) bendinde,

bu madde uyarınca kurulan sandıkların üyelerine en az 506 sayılı Kanun’da

belirtilen yardımları sağlayacağı belirtilmiştir.

Kural, sandıklarca sağlanan yardımların SGK sigortalısına

sağlanan yardımlardan aşağı olmaması yönündeki hükmün uygulanmasında, yardım

miktarları dışında aylık artış oranlarının da SGK sigortalısının aylık artış

oranlarından aşağı olamayacağı yönünde ortaya çıkan ihtilafların giderilmesi

amacıyla getirilmiştir. Düzenlemeyle, sandıkların sağladıkları yardımın alt

sınırının belirlenmesinde muadil miktar karşılaştırmasının esas alınacağı

belirtilmek suretiyle mevcut hükümden ne anlaşılması gerektiği ve maddenin

lafzına ve amacına uygun nasıl uygulanacağı konusu açıklığa kavuşturulmuştur.

Vakıf senedi gereği üyelerine sağladıkları yardımlardaki

artış oranını SGK tarafından uygulanan oranın altında tutan vakıf sandıklarının

bu uygulamasını onun mali yapısını ve aktüeryal

dengesini sağlam tutmaya yönelik bağımsız bir kararı olarak görmek

gerekmektedir. Dolayısıyla, sandıkların alt sınır kuralını ihlal etmedikleri

sürece, sağladıkları yardımlar için SGK’dan daha

düşük artış oranı belirleyebilmeleri mümkün görülmelidir. Aksi hâlde sandığın

asli görevi olan üyelerinin sosyal güvenliğini sağlama fonksiyonu tehlikeye

girecektir.

Kanunların, kamu yararının sağlanması amacına yönelik

olması, genel, objektif, adil kurallar içermesi ve hakkaniyet ölçütlerini

gözetmesi ve kazanılmış hakları ihlal etmemesi Anayasa’nın 2. maddesinde

belirtilen hukuk devleti olmanın gereğidir. Bu nedenle kanun koyucunun hukuki

düzenlemelerde kendisine tanınan takdir yetkisini anayasal sınırlar içinde

adalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini göz önünde tutarak kullanması

gerekir.

Vakıf sandıklarının mali yapısını ve aktüeryal

dengesini sağlam tutarak üyelerinin sosyal güvenliğini sağlama yönündeki asli

görevini yerine getirebilmesinin tehlikeye girmemesi için mevcut kanun hükmünün

uygulanmasına ilişkin olarak ortaya çıkan ihtilafların giderilmesi amacıyla

yapıldığı hususu göz önünde bulundurulduğunda, yeni bir uygulama getirmeyen ve

sadece sandıkların sağladıkları yardımın alt sınırı belirlenirken muadil miktar

karşılaştırmasının esas alınacağı belirtilmek suretiyle mevcut hükümden ne anlaşılması

gerektiğini açıklığa kavuşturan kural, kamu yararı amacıyla getirilmiş olup,

Anayasa’ya aykırı bir yönü bulunmamaktadır.

Diğer taraftan, söz konusu sandıklar tarafından bağlanan

aylık ve gelirlerin artırılmasında muadil miktar karşılaştırmasının esas

alınmasının sağlanmasına yönelik düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten önceki

artışlarda da uygulanacağı öngörülerek geriye yürütülmesi, sandık tarafından

yapılan yardımlarda alt sınırın hatalı belirlenmesi sonucu aleyhine uygulamada

bulunulan sandık üyelerinin haklarının ihlal edilmemesi amacıyla kabul edildiği

anlaşıldığından, hukuk güvenliği ilkesini ihlal eden bir durum da

bulunmamaktadır.

Kanun koyucu tarafından bir kanun hükmünün farklı

yorumlanmasından kaynaklanan ihtilafları gidermek amacıyla yapılan

düzenlemelerin söz konusu ihtilaf nedeniyle açılmış ve düzenlemenin yürürlüğe

girdiği tarih itibarıyla henüz sonuçlanmamış davalar hakkında da uygulanmasını

sağlamak amacıyla getirilen kuralın, yargılamanın ne yönde yapılacağı veya

belirli somut bir uyuşmazlığı nasıl karara bağlayacağı hususunda bir ifade

içermediği gibi hâkimlerin görevlerini bağımsızlık içinde yapmalarını,

Anayasa’ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm

vermelerini engelleyen ve yargı yetkisinin kullanılması bakımından mahkemelere

ve hâkimlere emir ve talimat verilmesine yol açan bir yönü de bulunmamaktadır.

Her kanunun muhatapları ve uygulayıcılar açısından uyulması

zorunlu emirler niteliğinde olması hukuk kurallarının normatif doğasından

kaynaklanır. Bir hukuk devletinde her kamusal yetkinin hukuka uygun

kullanılması gerektiği gibi mahkemelerin de önlerine gelen uyuşmazlıklar

hakkında karar verirken ilgili kanunlara uyma yükümlülüğü vardır. Bu nedenle

sandıklarca yapılacak yardımlardan kaynaklanan uyuşmazlıkları karara bağlarken

mahkemelerin uymaları gereken esasları belirleyen kuralın yargı bağımsızlığını

ihlal edici nitelikte olduğu söylenemez.

Öte yandan, sandıkça ödenecek gelir ve aylıklar nedeniyle

açılacak davaların kazanılmış hak doğurması, davada, sigortalı lehine karar

verilmesi ve bu kararın kesinleşmesiyle söz konusu olacaktır. Anılan

uyuşmazlıklarla ilgili olarak dava açılmış olması, o ihtilafın sigortalı lehine

sonuçlanacağı anlamına gelmeyeceği gibi bu kişiler için kazanılmış herhangi bir

haktan da söz edilemez.

Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa’nın 2. ve

138. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.

Serdar ÖZGÜLDÜR maddenin tümü yönünden; Mehmet ERTEN ile

Osman Alifeyyaz PAKSÜT maddenin dördüncü cümlesi

yönünden; Serruh KALELİ ile Zehra Ayla PERKTAŞ ise

maddenin dördüncü cümlesinin ‘…yürürlüğe girdiği tarihten önceki artışlarda

ve…’ bölümü yönünden bu görüşe katılmamışlardır.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

29. Mahkemenin 11/12/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,

başvurucuların 2012/928 başvuru numarası altında birleştirilen başvuruları

incelenerek gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

30. Başvurucular, yüksek

miktarda prim ödemelerine rağmen daha düşük miktarda prim ödeyenlerle aynı

miktarda emekli aylığı almak zorunda bırakıldıklarını, bu çerçevede 6111 sayılı

Kanun’un 53. maddesi ile 506 sayılı Kanun’un geçici 20. maddesine eklenen fıkra

ile Vakfa ödenen primlere el konulduğunu ve belirtilen kanuni düzenlemenin

devam eden davalara da uygulanmasına ilişkin hükmünün İş Mahkemelerinde

açtıkları alacak davalarının dayanağı olan ve lehe olan Yargıtay içtihatlarını

uygulanamaz hale getirdiğini, sonradan çıkarılan Kanunla devam eden yargı

süreçlerine müdahale edildiğini, sonuç itibarıyla kendilerinden tahsil edilen

primlerin yarısının emekli aylıklarına yansıtılmadığını belirterek Anayasa’da

güvence altına alınan adil yargılanma, mülkiyet ve sosyal güvenlik haklarının

ihlal edildiğini ileri sürmüşler ve anılan Kanun hükmünün iptali ile tazminat

taleplerinde bulunmuşlardır.

B. Değerlendirme

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

a. Mülkiyet

Hakkının İhlal Edildiği İddiası

31. Başvurucular, yüksek

miktarda prim ödemelerine rağmen daha düşük miktarda prim ödeyenlerle aynı miktarda

emekli aylığı almak zorunda bırakıldıklarını, bu çerçevede 6111 sayılı Kanun’un

53. maddesi ile 506 sayılı Kanun’un geçici 20. maddesine eklenen fıkra ile

Vakfa ödedikleri primlere el konulduğunu belirterek, Anayasa’da güvence altına

alınan mülkiyet ve sosyal güvenlik haklarının ihlal edildiğini ileri

sürmüşlerdir. Başvurucuların aynı olay ve olgulara dayanan ihlal iddialarının,

mülkiyet hakkı çerçevesinde incelenmesi gerekir.

32. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü ve 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası hükümlerine

göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının

incelenebilmesi için, kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen

hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin

kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı

dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun esasının incelenmesi

mümkün değildir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).

33. Başvurucuların ihlal

iddialarına konu olan mülkiyet hakkı, Anayasa’nın 35. ve Sözleşme’ye

Ek 1 No’lu Protokol’ün (1 No’lu

Protokol) 1. maddesinde düzenlenmiştir.

34. Anayasa’nın “Mülkiyet hakkı” kenar başlıklı 35. maddesi

şöyledir:

“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı

olamaz.”

35. 1 No’lu

Protokol’ün 1. maddesi şöyledir:

“Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına

saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı

sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel

ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına

uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların

veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları

uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”

36. Anayasa’nın 35. maddesi

kapsamındaki mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri süren başvurucular, böyle

bir hakkın varlığını kanıtlamak zorundadır. Bu nedenle, öncelikle

başvurucuların, Anayasa’nın 35. maddesi uyarınca korunmayı gerektiren mülkiyete

ilişkin bir menfaate sahip olup olmadığı noktasındaki hukuki durumunun

değerlendirilmesi gerekir (B. No. 2013/382, 16/4/2013,

§ 26).

37. Mülkiyet hakkı kişinin

şahsında mündemiç olmayıp, Anayasa’nın 35. maddesi kapsamında hukuki korumadan

istifade edilebilmesi açısından, öncelikle mülkiyet hakkının var olması aranır.

Anayasa’nın 35. maddesi ile 1 No’lu Protokol’ün 1.

maddesi mülk edinme talebini değil, kişinin var olan mülkiyet hakkını güvence

altına almaktadır. Bu durum hakkın kazanılmış olması veya mevcut olması

şeklinde de ifade edilebilir.

38. Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi (AİHM) içtihatlarında, nelerin mülkiyet hakkına konu olabileceği

hususunda, mevzuat hükümlerinden ve derece mahkemelerinin bunlara ilişkin yorumundan

bağımsız olarak “özerk bir yorum”

esas alınmaktadır (bkz. Depalle/Fransa [BD], B. No: 34044/02, 29/3/2010 § 62; Anheuser-Busch Inc./Portekiz

[BD], B. No: 73049/01, 11/1/2007, § 63; Öneryıldız/Türkiye [BD], B. No: 48939/99,

30/11/2004, § 124; Broniowski/Polonya [BD], B. No: 31443/96, 22/6/2004,

§ 129; Beyeler/İtalya [BD], B.

No: 33202/96, 5/1/2000, § 100; Iatridis/Yunanistan

[BD], B. No: 31107/96, 25/3/1999, § 54).

39. Anayasa’nın 35. maddesi ile

1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin koruma alanı içinde

yer alan menfaatlerin kapsamına, mevcut bir mülk (“existing possessions”) girebileceği gibi

alacak hakları (AYM, E.2000/42, K.2001/361, K.T. 10/12/2001;

AYM, E.2006/142, K.2008/148, K.T. 24/9/2008) veya kesin bir şekilde tanımlanmış

talep hakları (“claims”)

da girebilir. Bu kapsamda bir alacak hakkı ya da talebin, mülkiyet hakkı

kapsamında korunması için mahkeme hükmü, hakem kararı veya idari karar gibi

yeterli derecede icra edilebilir kılınması halinde bir “mülk” teşkil edebilir (Benzer yöndeki AİHM

kararı için bkz. Krstıć/Sırbistan, B. No: 45394/06, 10/12/2013, § 76). Ancak, hakkın tam olarak kazanılmamış

olduğu bazı hallerde, özellikle ekonomik hayatın gerekleri ve hukuki güvenlik

anlayışı, hakkın ileride mevcut olacağına dair hukuki umudu ifade eden bir

kısım meşru beklenti hallerinin de mülkiyet hakkının güvence kapsamına dahil edilmesi gereğini ortaya koymaktadır. Ancak bu

hallerde, hakkın kazanılacağı yönünde salt bir umudun ötesinde kişinin, hakkın

mevcudiyeti yönünde meşru bir beklentisi olması gerekir (Benzer yöndeki AİHM

kararı için bkz. Maltzan ve Diğerleri/Almanya (k.k.)

[BD], B. No: 71916/01, 71917/01, 10260/02, 2/3/2005, §

74).

40. Bu şekildeki bir beklentiye

vücut verebilecek ve talep halindeki bir malvarlığı yararının Anayasa’nın 35.

maddesi anlamında kıymet oluşturmasını sağlayabilecek unsurlardan biri, bu

talebi destekleyen yerleşik içtihat gibi bir hukuksal temelin bulunmasıdır.

Ancak sırf bir yargı yerine başvurularak dile getirilen talepler yeterli temel

sağlamaktan uzaktır. Önemli olan, bahsedilen hukuki dayanağın Anayasa’nın 35.

maddesi kapsamında sağlanan güvenceyi aktif hale getirebilecek yeterlilikte

olmasıdır (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Kopecky/Slovakya, B. No: 44912/98, 28/9/2004,

§ 52; Draon/Fransa [BD], B. No: 1513/03, 6/10/2005, §

68; Maurice/Fransa [BD], B. No:

11810/03, 6/10/2005, § 66; Özden/Türkiye,

B. No: 11841/02, 3/5/2007, § 27).

41. Yukarıda yer verilen

tespitler uyarınca, başvurucular tarafından hakkın mevcudiyeti veya bu yönde

meşru beklentilerinin bulunduğu ortaya konulmalıdır.

42. Başvuruların konusu,

başvurucuların daha önce tahakkuk etmiş olan emekli aylıkları veya bu

aylıkların miktarından öte, aylıklara daha önce yapılması gerekirken

yapılmadığını iddia ettikleri artış oranından kaynaklanan fark nedeniyle oluşan

alacak haklarına ilişkin beklentilerinin karşılanmamasıdır. Mülkiyet hakkını

güvence altına alan Anayasa’nın 35. maddesinin, belirli bir miktar emekli

aylığı almaya ilişkin olarak bireylere talep hakkı sağlamadığı açıktır. Ancak

bu yöndeki bir talebin, kanuni düzenleme ve içtihatlarda yeterli dayanağa sahip

olması halinde, Anayasa’nın 35. maddesi kapsamında olduğu değerlendirilebilir.

Bir başka ifadeyle mülk edinme yönündeki bir beklenti, ancak hukuken belli bir

dayanağa sahip olduğu takdirde, belli koşullar altında mülk olarak

nitelendirilebilir. Aynı doğrultuda, hukuk sistemi bireylere sosyal güvenlik

hakkı ve buna ilişkin menfaatleri sağlamaya yönelik düzenlemeler içerdiği

takdirde bu konuda bir mülkiyet hakkı oluşmakta, yargısal içtihatlara paralel

olarak, Anayasa’nın 35. maddesi kapsamına giren mülkiyetle ilgili bir

menfaatin, mevzuatın aradığı şartları yerine getiren birey yönünden doğduğunun

kabulü gerekir (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Arras ve Diğerleri/İtalya, B. No: 17972/07, 14/2/2012,

§ 76; Klein/Avusturya, B. No. 57028/00, 3/3/2011, §

41-47). Bu noktada değerlendirilmesi gereken husus, başvurucuların aylıklarına

yapılması gerektiğini iddia ettikleri artış oranlarına ilişkin hukuki

beklentilerinin, Anayasa’nın 35. maddesi kapsamındaki güvence hükmüne uygulama

alanı sağlayacak yeterlilikte olup olmadığıdır.

43. Başvurucular bahse konu

beklentilerini, Ankara İş Mahkemelerinde açtıkları alacak davaları ile

somutlaştırmış olup, başvurucuların ileri sürmüş oldukları beklentilerinin,

Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin, açıldığı

tarihteki mevzuat hükümlerine uygun olan davanın kanuni dayanağını oluşturan

düzenlemenin, yargılama sürecindeki kanun değişikliğiyle ortadan kalkması

nedeniyle davanın reddedildiğini vurgulayan 9/10/2012

tarih ve E.2012/11761, K.2012/18106 sayılı ilamı çerçevesinde, talepleri

destekleyen yerleşik içtihat şeklinde bir hukuksal temelinin bulunduğu açık

olup, bu karar Dairenin daha sonraki kararları için de emsal olmuştur (Ayrıca

bkz. § 14’te nakledilen HGK kararı).

44. Başvurucuların belirtilen

kanun değişikliğinden önce mevzuat ve yargısal uygulamaya uygun olarak gündeme

gelmiş olan güncel taleplerinin, başvurucular lehine bir meşru beklentiye vücut

verdiği ve başvurucuların ihlal iddiasına konu söz konusu beklentilerinin,

Anayasa’nın 35. maddesi ile 1 No’lu Protokol’ün 1.

maddesinin güvence kapsamında yer aldığı anlaşılmaktadır.

45. Açıklanan nedenlerle,

Anayasa Mahkemesinin konu bakımından yetkisi kapsamında yer alan, açıkça

dayanaktan yoksun olmayan ve kabul edilemezliğine karar verilmesini

gerektirecek başka bir neden bulunmayan başvuruların, mülkiyet hakkının

incelenmesi yönünden kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Adil

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası

46. Başvurucular, 506 sayılı

Kanun’un geçici 20. maddesine eklenen beşinci fıkra ile devam eden yargı

süreçlerine müdahale edilerek adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri

sürmüşlerdir.

47. Yasama organı tarafından

çıkarılan bir kanunla, devam etmekte olan yargısal sürece müdahale edilerek,

başvurucuların davalı Vakıf karşısında dezavantajlı duruma düşürüldüğü olgusuna

dayanan ihlal iddialarının, adil yargılanma hakkının bir unsuru olan silahların

eşitliği ilkesi çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir.

48. Anayasa Mahkemesine yapılan

bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için, kamu gücü tarafından

müdahale edildiği iddia edilen hakkın Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma

alanı kapsamında yer alması gerekir (§ 32).

49. Anayasa’nın 36. maddesinin

birinci fıkrasında herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil

yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Anayasa’da adil yargılanma

hakkının kapsamı düzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriğinin,

Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı”

kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesinde belirlenmesi gerekir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 22). Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin (1)

numaralı fıkrası şöyledir:

“1. Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili

uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda

karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme

tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak

görülmesini istemek hakkına sahiptir. …”

50. Sosyal güvenlik hukukuna ilişkin

olan somut uyuşmazlığın, özel kişiler arasında veya özel kişiler ile devlet

arasındaki hak ve yükümlülüklere ilişkin olması ve Sözleşme’nin 6. maddesinde

ifade edilen “medeni hak ve yükümlülükler”

kavramı içerisinde yer alması itibarıyla, Anayasa ve Sözleşme’de

düzenlenen adil yargılanma hakkının koruma alanı kapsamında yer aldığı

konusunda tereddüt yoktur.

51. Açıklanan nedenlerle,

Anayasa Mahkemesinin konu bakımından yetkisi kapsamında yer alan, açıkça

dayanaktan yoksun olmayan ve kabul edilemezliğine karar verilmesini

gerektirecek başka bir neden bulunmayan başvuruların, adil yargılanma hakkı

kapsamında kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

a. Mülkiyet

Hakkının İhlal Edildiği İddiası

52. Başvurucular, yüksek

miktarda prim ödemelerine rağmen daha düşük miktarda prim ödeyenlerle aynı

miktarda emekli aylığı almak zorunda bırakıldıklarını, bu çerçevede 6111 sayılı

Kanun’un 53. maddesi ile 506 sayılı Kanun’un geçici 20. maddesine eklenen fıkra

ile Vakfa ödenen primlere el konulduğunu belirterek, Anayasa’da güvence altına

alınan mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir (§ 30).

53. Mülkiyet hakkının

sınırlamaları ve güvenceleri açısından Anayasa’nın 35. maddesinin 13. maddeyle

birlikte değerlendirilmesinden doğan genel rejim yanında, Anayasa’nın başka

maddelerinde de mülkiyete ilişkin ek güvence ve sınırlama hükümlerine yer

verilmekle birlikte, bunlardan en önemlisi şüphesiz mülkiyeti bir hak olarak

tanımlayan 35. maddedir. Maddenin birinci fıkrasında genel olarak hak

tanınmakta, ikinci ve üçüncü fıkralarda ise sınırlama ve güvence ölçütleri

gösterilmektedir. Bu sınırlama ve güvence ölçütlerinin Anayasa’nın 13. maddesi

ışığında yorumlanması gerekir. Bu kapsamda mülkiyet hakkı, özüne

dokunulmaksızın, kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlanabilir. Ayrıca yapılan

sınırlamalar Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzenine ve

ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.

54. Kanunla sınırlama ilkesi,

anayasal temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasında vazgeçilmez bir unsur

olup, bu koşulun sağlanmaması durumunda diğer güvence ölçütlerinin

değerlendirilmesinin bir anlamı yoktur.

55. Toplum yararı, ortak çıkar,

genel yarar gibi birbirinin yerine kullanılan kavramlarla ifade edilen ve

bireysel çıkardan farklı, onun üstünde ortak bir yarar olan kamu yararı amacı

35. maddenin mülkiyet hakkı açısından öngördüğü özel sınırlandırma sebebi olup,

genel yarar ve toplumsal yarar gibi ifadeleri de kapsayacak şekilde geniş

yorumlanmaktadır (AYM, E.1999/46, K.2000/25, K.T. 20/9/2000).

Kamu yararı kavramı, devlet organlarının takdir yetkisini de beraberinde

getiren bir unsur olup, objektif bir tanımlamaya elverişli olmayan bu ölçütün

her somut olay temelinde ayrıca değerlendirilmesi asıldır.

56. Mülkiyet hakkının

Anayasa’nın sözüne ve ruhuna uygun biçimde sınırlandırılması, bu kapsamda,

Anayasa’nın bütünü dikkate alınmak suretiyle bu hak için öngörülen ek

güvencelere riayet edilmesi ve kamu yararı dışında amaçlarla

sınırlandırılmaması, ayrıca hakkın özüne dokunulmadan ve ölçülülük ilkesine

riayet edilerek sınırlandırılması gerekmektedir. Mülkiyet hakkına ilişkin

Anayasa Mahkemesi kararlarında söz konusu ölçütler çoğunlukla birlikte

uygulanmakta ve bireyin hakkıyla kamu yararı arasında kurulması gereken adil

dengeye vurgu yapılmaktadır (AYM, E.1999/33, K.1999/51, K.T. 29/12/1999).

Bu noktada, ihlal teşkil ettiği iddia edilen önlemin temelini oluşturan kamu

yararı karşısında, bireye düşen fedakârlığın ağırlığı göz önünde

bulundurulmalıdır.

57. Başvurucular, belli bir

tarih aralığında emekli aylıklarına artış yapılmaması nedeniyle Vakıf aleyhine

değişik tarihlerde alacak davaları açmışlardır. Yargılama süreçleri devam

ederken 25/2/2011 tarihinde yürürlüğe giren 6111

sayılı Kanun’un 53. maddesi ile 506 sayılı Kanun’un geçici 20. maddesine

eklenen beşinci fıkranın dördüncü cümlesinde, yardım sandıklarından emekli

olanlara yapılacak yardımlar ve dolayısıyla emekli aylıklarındaki artışlar

bakımından alt sınırın muadil miktar karşılaştırması esas alınarak

belirleneceği ve bu düzenlemenin Kanun’un yürürlüğe girmesinden önceki artışlar

ve görülmekte olan davalarda da uygulanacağı kurala bağlanmıştır. Bu düzenleme

nedeniyle, başvurucuların açmış oldukları davalar reddedilmiştir.

58. Meşru beklenti kategorisinde

yer alan hukuksal çıkarların büyük bir kısmına temel olan hukuki güvenlik ve bu

ilkenin gerekleri olan öngörülebilirlik ve belirlilik unsurları, kişiye hakka

sahip olacağı noktasında objektif olarak makul nedenler sağlayacağı için,

öngörülebilirlik niteliğini taşımayan geriye yürür nitelikte hukuki işlemler,

lehe olan kararlara ya da işlemlere dayanan meşru beklentilere açık bir

müdahale oluşturacaktır. Bu müdahalenin haklılığı ise, ancak yukarıda yer verilen

sınırlama ve güvence ölçütlerine riayetle sağlanabilir.

59. Sosyal güvenlik, devlet

tarafından üstlenilen önemli bir sorumluluk olup, bu sorumluluğun gereklerinin

sağlıklı bir şekilde yerine getirilebilmesi için bir takım düzenlemeler

yapılması kaçınılmazdır. Dolayısıyla devletin sosyal güvenlik alanına ilişkin

takdir yetkisi geniştir. AİHM de sosyal güvenliğe ilişkin düzenlemelerin

değiştirilmeye açık olduğunu, yasama organının bu konuda engellenemeyeceğini,

kanunlara veya mahkeme kararlarına dayalı olarak tanınmış emeklilik haklarının,

geçmişe etkili yeni kanunlarla değiştirilebileceğini, bu kapsamdaki bir

düzenlemenin, açıkça keyfi olduğu tespit edilmedikçe, kanunilik şartını

sağlayacağını kabul etmektedir (Bkz. Arras ve Diğerleri/İtalya, B. No: 17972/07, 14/2/2012,

§ 81; Maggio ve Diğerleri/İtalya B. No: 46286/09,

52851/08, 53727/08, 54486/08, 56001/08, 31/5/2011, § 60; Maurice/Fransa [BD], B. No: 11810/03,

6/1/2005, § 81; Draon/Fransa [BD], B. No: 1513/03, 6/1/2005, §

73; Kuznetsova/Rusya [BD], B. No: 67579/01, 7/6/2007, §

50). Belirtilen tespitler, başvurulara konu müdahalenin dayanağı olan kanuni

düzenleme bakımından da geçerli olup, bu kapsamda, somut olay açısından

müdahalenin hukukiliği şartının sağlanmış olduğu sonucuna varılmaktadır.

60. Meşru beklentiye yönelik

müdahale oluşturan düzenlemenin, meşru kabul edilebilmesi bakımından, kamu

yararını gerçekleştirme amacını taşıması ve müdahale sonucunda ortaya çıkan

yeni durumun ve bozulan yararlar dengesinin, birey açısından tahammül edilemez

bir boyuta ulaşmaması gerekir.

61. 506 sayılı Kanun’un geçici

20. maddesinde değişiklik yapan 6111 sayılı Kanun’un 53. maddesinin

gerekçesinde, anılan geçici madde kapsamındaki sandıklar tarafından bağlanan

aylık ve gelirlerin artırılmasında 506 sayılı Kanun’a göre bağlanan aylıklara

uygulanan artışların söz konusu sandıkların aktüeryal

dengelerini bozmasından dolayı, aylık ve gelirlerde yapılacak artışlarda muadil

miktar karşılaştırmasının esas alınmasının sağlanması ve bu nedenle doğmuş ve

doğacak olan uyuşmazlıkların giderilmesi amacıyla yeni bir düzenleme yapılması

gereğinden bahsedilmek suretiyle, başvurulara konu olan düzenlemenin kamu

yararına yönelik meşru amacına işaret edilmektedir.

62. Bu gerekçeye göre, düzenlemenin

amacının esas itibarıyla, sözü edilen sandıkların 506 sayılı Kanun’a göre

bağlanan aylıklara uygulanan artışlar nedeniyle aktüeryal

dengelerinin bozulmasını engellemek olduğu anlaşılmaktadır. Sosyal

güvenlik hizmetlerinde aktüeryal denge, mevcut ve

gelecekteki varlıkların toplamının yine mevcut ve gelecekteki yükümlülüklerin

toplamına eşit olması ve sistemdeki bireylere verilen taahhütlerin, sistem

tarafından karşılanabilir olması anlamına gelmekte olup, 5510 sayılı Kanun’un

geçici 20. maddesi gereğince belirli bir süre sonra Sosyal Güvenlik Kurumuna

(SGK) devredilecek olan bu sandıkların mali dengelerinin korunmasında, genel

sosyal güvenlik sisteminin mali yapısının korunması ve sosyal güvenlik

planlaması çerçevesinde toplumun korunmaya daha çok muhtaç olan fertlerinin de

bu sosyal güvenlik şemsiyesi altına alınması bakımından zorlayıcı nitelikte

kamu yararı olduğu açıktır.

63. Somut başvurular açısından,

506 sayılı Kanun’un geçici 20. maddesinde değinilen alt sınırın

belirlenmesinde, davalı Vakfın bağladığı aylıklara yapılan artış oranlarının,

SGK sigortalılarına bağlanan yaşlılık aylıklarına yapılan artış oranları ile

karşılaştırılması suretiyle tespit edilmesi gereğini, yardımların sağlanması ve

bağlanması yönünden alt sınırın belirlenmesinde muadil miktar

karşılaştırmasının esas alınması şeklinde değiştiren kanuni düzenleme

neticesinde başvurucuların, büsbütün emekli aylıklarından veya aylık

miktarlarının belirli bir asgari standardın altına düşmemesine ilişkin

güvenceden mahrum bırakılmış olmadıkları, yalnızca kanunda öngörülen alt

sınırın belirlenmesinde, SGK sigortalılarına bağlanan yaşlılık aylıklarına

yapılan artış oranları ile karşılaştırılma ölçütü yerine, muadil miktar

karşılaştırması esasının getirildiği, bu durumun da meşru beklentisine konu

olan eksik ödemelere ilişkin alacağın başvuruculara ödenmemesi ile sınırlı bir

sonuç doğurduğu, bu çerçevede, yukarıda ifade edilen zorlayıcı nitelikte kamu

yararı amacına dayanan düzenlemenin, başvurucuları ağır ve tahammül edilemez

bir yük altına sokmadığı, müdahalenin amacı ile başvuruculara yüklenen külfetin

orantılı olduğu sonucuna varılmıştır.

64. Yukarıda açıklanan

nedenlerle, belirtilen sınırlama ve güvence ölçütlerine aykırı olmadığı

anlaşılan, başvurulara konu müdahale sonucunda, Anayasa’nın 35. maddesinde

güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi

gerekir.

b. Adil

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası

65. Başvurucular, 6111 sayılı

Kanun’un 53. maddesi ile 506 sayılı Kanun’un geçici 20. maddesine eklenen

fıkranın devam eden davalara da uygulanmasına ilişkin ibaresiyle İş

Mahkemelerinde açtıkları alacak davalarının dayanağı olan ve kendilerini haklı

kılan Yargıtay içtihatlarının ortadan kaldırıldığını, çıkarılan kanunla devam

eden yargı süreçlerine müdahale edildiğini belirterek Anayasa’nın 36.

maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen adil yargılanma haklarının ihlal

edildiğini ileri sürmüşlerdir (§ 30).

66. Başvurucular, belli bir

tarih aralığında emekli aylıklarında artış yapılmaması nedeniyle Vakıf aleyhine

değişik tarihlerde alacak davaları açmışlardır. Başvurucular tarafından açılan

davalar, yargılama süreçleri devam ederken 25/2/2011

tarihinde yürürlüğe giren 6111 sayılı Kanun’un 53. maddesiyle 506 sayılı

Kanun’un geçici 20. maddesine eklenen beşinci fıkra nedeniyle İş Mahkemeleri

tarafından reddedilmiştir. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 9/10/2012

tarihli düzelterek onama kararının (§ 22) düzeltme gerekçesinde temas edilen

hususlar çerçevesinde, davaların açıldığı sırada başvurucuların iddialarının

dayanağı mevcut olup, davalarının başarı şansı yüksektir. Bu çerçevede,

başvurucuların yerleşik Yargıtay içtihadına dayanarak başlattıkları yargısal

süreçlere kanunla yapılan müdahalenin, silahların eşitliği ilkesine ve

dolayısıyla adil yargılanma hakkına yönelik bir ihlal oluşturup oluşturmadığı

sorunu, esas incelemesinin özünü oluşturmaktadır.

67. Öncelikle, Anayasa

Mahkemesince yapılan bireysel başvuru incelemesinde norm denetimden farklı

olarak, kanunun Anayasa’ya uygunluğunun değil, kanuna dayalı somut uygulamanın

Anayasa’ya uygunluğunun denetlendiği belirtilmelidir.

68. Sözleşme’nin 6. maddesindeki

“Herkes, … medeni hak ve yükümlülükleri ile

ilgili uyuşmazlıklar … konusunda …

davasının … hakkaniyete uygun …

olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir.”

ifadesi ile işaret olunan hakkaniyete uygun yargılama ilkesinin bir gereği de

yargılama kapsamında taraflar arasında silahların eşitliğinin sağlanmasıdır.

69. Medeni hak ve yükümlülüklere

ilişkin uyuşmazlıklarda, uyuşmazlığın adil bir çözüme kavuşturulması, taraflar

arasındaki yargılamanın hakkaniyete uygun bir şekilde yürütülebilmesine

bağlıdır. Bu kapsamda, tarafların yargılamadaki konumları ile paralel olarak,

tez ve antitezlerini ileri sürerken eşit şartlar altında olmaları, birinin

diğerine nazaran dezavantajlı olmaması gerekir.

70. Devletin, kendisi taraf

olsun ya da olmasın, davanın taraflarından birini diğerine nazaran önemli

ölçüde avantajlı hale getiren kanuni düzenlemeler yapması, silahların eşitliği

ilkesi ve dolayısıyla yargılamanın hakkaniyete uygun yürütülmesi kuralına

aykırılık oluşturur (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Arras ve Diğerleri/İtalya, B. No: 17972/07, 14/2/2012,

§ 43; Ducret/Fransa, B. No: 40191/02, 12/6/2007, §

33). Bir başka ifadeyle yasama organının, yargılamadaki taraflardan biri lehine

sonuç doğuracak şekilde kanun çıkarttığı durumlarda, davanın taraflarının eşit

konumda olduğu söylenemez. Bunun için, yargısal süreci etkilediği iddia edilen

düzenlemenin taraflardan birinin davadaki başarı şansını önemli ölçüde

azaltması, ortaya çıkan bu sonuç ile kanuni düzenleme arasında bir illiyet bağı

bulunması ve bu illiyet bağını kesen veya zayıflatan başka etken ortaya

çıkmamış olması gerekir.

71. Özetle, yasama müdahalesi

ile ilgili olarak silahların eşitliği güvencesi değerlendirilirken, yapılan

müdahalenin yargılamanın taraflarından birinin konumunda, diğer tarafa nazaran

orantısız ve açık bir dengesizlik veya dezavantaj oluşturup oluşturulmadığının

tespit edilmesi gerekmektedir.

72. Bu açıklamalar çerçevesinde

başvurulara konu olan davaların özel koşullarına bakıldığında, başvurucuların

dava açmadan önceki dönemlerde ve davalarının ilk aşamalarında, mevcut Yargıtay

içtihatları çerçevesinde önemli ölçüde başarı şansı olan davaları, 6111 sayılı

Kanun’un 53. maddesiyle 506 sayılı Kanun’un geçici 20. maddesine eklenen

beşinci fıkra nedeniyle reddedilmiştir. Buna göre başvurucular, başlangıçta

başarı şansı oldukça yüksek olan davalarını, değişikliğin devam etmekte olan

davalara da uygulanacağını içeren sözü edilen kanun değişikliği nedeniyle

kaybetmişlerdir. Yasama organınca kabul edilen Kanun’un başvurulara konu olan

davaların sonucunu doğrudan etkilediği, başvurucuların davalı Vakıf karşısında

önceki konumlarıyla mukayese edilemeyecek ölçüde dezavantajlı duruma

düşürüldüğü anlaşılmaktadır. Daha net bir ifadeyle, 6111 sayılı Kanun’un 53.

maddesi, uyuşmazlığın esasına ilişkin sonucu belirlemiş, başvurucuların dava

açmış olmalarını ve dolayısıyla davayı devam ettirmelerini anlamsız hale getirmiştir.

Bu durumun silahların eşitliği ilkesine ve dolayısıyla adil yargılanma hakkına

müdahale oluşturduğu açıktır.

73. Anayasa’nın 36. maddesinde,

adil yargılanma hakkı için herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla

birlikte, bunun hiçbir şekilde sınırlandırılması mümkün olmayan mutlak bir hak

olduğu söylenemez. Özel sınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da hakkın

doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunduğu kabul edilmektedir. Ayrıca

hakkı düzenleyen maddede herhangi bir sınırlama nedenine yer verilmemiş olsa

da, Anayasa’nın başka maddelerinde yer alan kurallara dayanarak bu hakların

sınırlandırılması da mümkün olabilir. Adil yargılanma hakkının kapsamına ve

kullanım koşullarına ilişkin bir kısım düzenlemelerin özgürlüğün doğasından

kaynaklanan sınırları ortaya koyan ve hakkın norm alanını belirleyen kurallar

olduğu açıktır. Ancak bu sınırlamalar Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan

güvencelere aykırı olamaz (AYM, E.2010/83, K.2012/169, K.T. 1/11/2012).

Silahların eşitliği ilkesi de adil yargılanma hakkının bir unsuru olarak mutlak

bir ilke olmayıp meşru kabul edilebilecek bir takım sınırlamalara tabi

tutulabilir.

74. Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması”

kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca

Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak

kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna,

demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine

aykırı olamaz.”

75. Belirtilen Anayasa kuralına

göre, silahların eşitliği ilkesi ve dolayısıyla adil yargılanma hakkına yönelik

kanuni sınırlamanın, hakkın özüne dokunmaması, Anayasa’nın sözüne ve ruhuna,

demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük

ilkelerine aykırı nitelikte olmaması gereklidir.

76. AİHM de yargılama sürecine

yönelik yasama müdahalesi çerçevesinde silahların eşitliği ilkesinin mutlak

olmadığını ve bazı şartlar altında müdahalenin meşru görülebileceğini kabul

etmektedir. Bunun için müdahalenin öngörülebilir nitelikte olması, yasama

organının böyle bir müdahalede bulunmak için zorlayıcı bir kamu yararı

gerekçesinin bulunması ve kanuni düzenlemenin taraflar arasında yargılama

aşamasına geçilmeden yapılmış olması gerekir. Bu şartlardan en az birinin

gerçekleşmemiş olması, müdahalenin hak ihlali olarak nitelendirilmesi için

yeterlidir (The National &

Provincial Building Society, The Leeds Permanent Building Society And The

Yorkshire Building Society/Birleşik Krallık, B. No: 21319/93, 21449/93,

21675/93, 23/10/1997, § 112).

77. Benzer bir başvuruda AİHM,

zorlayıcı kamu yararı gerekçesini tekrarlamıştır. Homojen nitelikte bir emeklilik

sisteminin tesisi için, belirli bir emekli kategorisine tanınmış bir imtiyazı

ortadan kaldıran kanuni düzenlemenin genel olarak kamu yararı kapsamında

değerlendirilebileceğini ancak hükümet gerekçesinin, kanunun devam etmekte olan

davalara etki edecek şekilde geçmişe yürütülmesine ilişkin sakıncaları ortadan

kaldıracak derecede yeterli olduğunun ispatlanması gerektiği yönünde bir

içtihat ortaya koymuştur (Arras ve Diğerleri/İtalya, B. No: 17972/07, 14/2/2012, § 49).

78. Adil yargılanma hakkının bir

unsuru ve hakkaniyete uygun yargılamanın bir gereği olan silahların eşitliği

ilkesine ilişkin AİHM içtihatları çerçevesinde beliren yukarıdaki ilkeler ve

müdahaleyi meşru kılan nedenler, Anayasa’nın 13. maddesindeki sınırlama

ilkeleri ile paralel olup, silahların eşitliği hakkına yönelik müdahalenin

meşru olup olmadığının bu şartlar çerçevesinde incelenmesi gerekmektedir.

79. 506 sayılı Kanun’un geçici

20. maddesinin amacı, vakıf sandıklarına üye personele ödenen aylık ve gelir

miktarının, belirli bir alt sınırın altında kalmamasını sağlamak olmakla

birlikte, uygulamada, yardım miktarları dışında aylık artış oranlarının da

Sosyal Sigortalar Kurumunun aylık artış oranlarından aşağı olamayacağı yönünde

ihtilaflar çıktığı görülmüş, bunun da ilgili vakıfların “aktüeryal” dengelerini olumsuz

olarak etkileyebileceği düşünülerek, anılan beşinci fıkra 506 sayılı Kanun’un

geçici 20. maddesine eklenmiştir.

80. Sosyal güvenlik kurumlarının

tek bir çatı altında toplanmasını amaçlayan 5510 sayılı Kanun yürürlüğe girinceye

kadar Devlet, sosyal güvenlik hakkı ile ilgili anayasal yükümlülüğünü,

çıkardığı kanunlarla ve sosyal güvenlik kurumları eliyle, mali imkânlar

nispetinde yerine getirmiştir. Devlet, bu fonksiyonunu tamamlaması bakımından,

banka ve sigorta sandıklarının da vakıf tüzel kişiliği altında sosyal güvenlik

sistemi dışında sosyal güvenlik hizmeti vermesine imkân tanıyan hukuki

düzenlemeler yapmış ve bu alandaki hizmetlerin sağlıklı yürütülebilmesi için

bir takım önlemler almıştır. Bu kapsamda 506 sayılı Kanun’un geçici 20. maddesi

ile bir taraftan genel sosyal güvenlik sisteminden daha gelişmiş sosyal

güvenlik imkânları sağlayan yardım vakıfları kurulmasının önü açılmış ve bu

kuruluşlarla ilgili bir takım düzenlemeler yapılarak hizmetlerinin belirli bir standarda

kavuşturulması amaçlanmıştır. Bu doğrultuda, 506 sayılı

Kanun’un geçici 20. maddesi kapsamındaki sandıklar için, “en az bu Kanun’da belirlenen yardımları sağlama”

yükümlülüğü öngörülmüş ve sosyal güvenlik sistemi açısından bir nevi “sigorta” olarak kabul edilebilecek olan

aynı Kanun’un 36. maddesi hükmü ile bu asgari standardı sağlayamayan

sandıkların tasfiye edileceği ve ilgili kuruma devredileceği düzenlemesine yer

verilmiştir. Buna karşılık sözü edilen sandıklara genel sosyal güvenlik

sisteminin sağladığı standardın üzerine çıkma görevi yüklenmediği gibi aksi

yönde bir sınırlama da öngörülmemiştir.

81. Sandıkların, üyelerine

ödeyecekleri aylıklara ilişkin artışların oransal olarak denetime tabi

tutulması, bu kurumların mali istikrarlarının bozulmasına yol açabileceği gibi,

öngörülmesi mümkün olmayan bir mali yükün altına girmelerine de neden

olabilecektir. Bu durum, sandığın asli görevi olan üyelerinin sosyal

güvenliğini sağlama fonksiyonunu tehlikeye sokabilecek ve kendisinden beklenen

standartları sağlayamayan sandıkların tasfiye edilerek ilgili kamu kurumuna

devredilmesine neden olacaktır. Ayrıca 5510 sayılı Kanun’un geçici 20.

maddesine göre söz konusu sandıkların tamamı belirli bir süre sonra Sosyal

Güvenlik Kurumuna devredileceğinden, mali yapıları ve aktüeryal

dengeleri bozulmuş sandıkların yükünü Sosyal Güvenlik Kurumu ve dolayısıyla

genel sosyal güvenlik sistemine tâbi, çalışan ve emekliler çekmek zorunda

kalabilecektir.

82. Tüm bu hususlar göz önünde

bulundurulduğunda, 6111 sayılı Kanunla yapılan düzenlemenin “… aylıklara uygulanan

artışların söz konusu sandıkların aktüeryal

dengelerini bozması …” şeklinde ifade edilen gerekçesinin, genel

sosyal güvenlik sisteminin istikrarını koruma kaygısını yansıttığı ve

dolayısıyla belirtilen geriye etkili düzenlemenin tüm toplumu ilgilendiren

zorlayıcı kamu yararını hedeflediği sonucuna ulaşılmıştır.

83. 506 sayılı Kanun’un geçici

20. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde sandıkların “… iş kazalariyle

meslek hastalıkları, hastalık, analık, malûllük,

yaşlılık ve ölüm, eşlerinin analık, eş ve çocuklarının hastalık hallerinde, en

az bu kanunda belirtilen yardımları…” sağlama yükümlülüğü öngörülmüş

olup, bu hüküm, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu tarafından (§ 14) “506 Sayılı Yasa’nın Geçici 20. maddesinde değinilen

alt sınır belirlenmesinde, davalı Vakfın bağladığı aylıklara yapılan artış

oranlarının, SGK (Devredilen SSK) sigortalılarına bağlanan yaşlılık aylıklarına

yapılan artış oranları ile karşılaştırılması suretiyle bulunması gerektiği”

şeklinde yorumlanmış ve bu yöndeki içtihat yerleşik hale gelmiştir. Örneğin,

başvurucu Ülkü Tunca’nın temyizi üzerine ilk derece mahkemesinin kararını

inceleyen Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin düzelterek onama kararında (§ 22) yer

verilen “… açıldığı

tarihteki mevzuat hükümlerine uygun olan davanın, yasal dayanağını oluşturan

düzenlemenin, yargılama sürecindeki yasa değişikliğiyle ortadan kalkması

nedeniyle …” ifadelerinden, davanın açıldığı tarih itibarıyla

yerleşik Yargıtay içtihadına dayandığı ve başarı şansının yüksek olduğu

anlaşılmaktadır. 506 sayılı Kanun’un geçici 20. maddesinin birinci fıkrasının

(b) bendi farklı bir şekilde yorumlanmaya, hatta 6111 sayılı Kanun’un 53.

maddesiyle eklenen beşinci fıkrada ifade edilen “muadil miktar karşılaştırması” şeklinde anlaşılmaya müsait

ise de, belirtilen Yargıtay kararları çerçevesinde, 6111 sayılı Kanunla eklenen

fıkranın 25/2/2011 tarihinden önce dava açan

başvurucular açısından öngörülebilir olduğunu söylemek mümkün değildir.

84. Sema Nur Dincel dışındaki başvurucular

tarafından değişik tarihlerde açılmış olan alacak davaları sonrasında (25/2/2011 tarihinde) yürürlüğe giren kanuni düzenlemenin,

taraflar arasında yargılama süreci başladıktan sonra yapıldığı anlaşılmaktadır.

85. Görüldüğü üzere, her ne kadar

kanun koyucunun, mevcut davalara etkili kanun çıkararak görülmekte olan davaya

müdahale etmesinde zorlayıcı bir kamu yararı olduğu kanaatine ulaşılmışsa da

yasamanın müdahalesinin (başvurucu Sema Nur Dincel’in

davası dışında) taraflar arasında yargılama başladıktan sonra gerçekleştiği ve

davaların esasına ilişkin sonucu belirlediği, müdahale sonucunda başvurucuların

davalarını kazanmalarının imkânsız hale geldiği, oysa davaların açıldığı

tarihte yerleşik içtihat çerçevesinde başvurucuların davalarını kazanmalarının

kuvvetle muhtemel olduğu, bu çerçevede öngörülebilir olmayan müdahalenin meşru

kabul edilemeyeceği, müdahale sonucunda davalı Vakfın, başvuruculara nazaran

önemli ölçüde avantajlı hale geldiği, bu şekilde yararlar dengesinin

başvurucular aleyhine bozulduğu ve bu durumun silahların eşitliği hakkına

yönelik orantısız bir müdahale oluşturduğu açıktır.

86. Açıklanan nedenlerle, Sema

Nur Dincel haricindeki başvurucuların Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına

alınan adil yargılanma haklarının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.

87. Başvurucu Sema Nur Dincel’in, aynı konuya ilişkin 23/2/2011

ve 3/3/2011 tarihlerinde olmak üzere İş Mahkemelerinde iki ayrı dava açtığı

anlaşılmış olup, kendisine gönderilen eksiklik yazısına verdiği cevapta, başvurusunun

3/3/2011 tarihinde açtığı dava esas alınarak incelenmesini talep etmiştir. Buna

göre 25/2/2011 tarihinde yürürlük kazanan kanuni

düzenlemenin adı geçen başvurucunun davası yönünden taraflar arasında yargılama

süreci başladıktan önce yapıldığı anlaşılmakta olup, bu nedenle adı geçen

başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma

hakkının ihlal edilmediği sonucuna ulaşılmıştır.

3. 6216 Sayılı

Kanunun 50. Maddesi Yönünden

88. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa,

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere

dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel

mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla

yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

89. Başvurucular, lehlerine maddi ve/veya manevi tazminata hükmedilmesini talep etmişlerdir.

90. Başvurucular, tespit edilen

ihlal sonucunda başarı şansı yüksek olan davalarını kaybetmişlerdir. Bu şartlar

altında başvurucuların salt ihlal tespitiyle giderilemeyecek zararlara

uğradıkları açıktır. Bu çerçevede, tespit edilen ihlal nedeniyle her bir

başvurucu için, dosyalarda mübrez bilirkişi raporları

da nazara alınarak hakkaniyet temelinde belirlenen ve ekli tablonun (G)

sütununda gösterilen miktarlardaki net tazminatların başvuruculara ödenmesine

karar verilmesi gerekir.

91. Başvurucu Sema Nur Dincel

tarafından yapılan yargılama giderlerinin adı geçen başvurucu üzerinde

bırakılmasına, diğer başvurucular yönünden ekli tablonun (H) sütununda

gösterilen miktarlardaki başvuru harçlarının başvuruculara ayrı ayrı ödenmesine

karar verilmesi gerekir.

92. Toplam 1.500,00 TL vekâlet

ücretinin, Sema Nur Dincel, Rafet Hatıpoğlu ve

Mustafa Kemal Tekbaş dışındaki başvuruculara müştereken ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

93. Başvurucular Sebahat

Güvenli, Serkan Güvenli, Osman Serdar Güvenli ve Çetin Güvenli’ye

tazminat ve yargılama giderlerine ilişkin ödemelerin müştereken yapılmasına karar

verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

nedenlerle;

A. Başvurucuların,

1. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına

alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönündeki başvurularının,

2. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına

alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki silahların eşitliği ilkesinin ihlal

edildiği yönündeki başvurularının,

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının tüm başvurucular yönünden İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma

hakkının,

1. Başvurucu Sema Nur Dincel yönünden İHLAL

EDİLMEDİĞİNE,

2. Diğer tüm başvurucular yönünden İHLAL

EDİLDİĞİNE,

D. Adil yargılanma haklarının ihlal edildiğine karar verilen

başvuruculara, ekli tablonun (G) sütununda gösterilen miktarlarda net TAZMİNAT

ÖDENMESİNE,

E. Başvurucuların tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,

F. Başvurucu Sema Nur Dincel tarafından yapılan yargılama

giderlerinin adı geçen başvurucu üzerinde bırakılmasına, diğer başvurucular

yönünden ekli tablonun (H) sütununda gösterilen miktarlardaki başvuru

harçlarının BAŞVURUCULARA AYRI AYRI ÖDENMESİNE,

G. Toplam 1.500,00 TL vekâlet ücretinin, Sema Nur Dincel, Rafet Hatıpoğlu ve Mustafa Kemal Tekbaş dışındaki başvuruculara

MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

H. Başvurucular Sebahat Güvenli, Serkan Güvenli, Osman Serdar

Güvenli ve Çetin Güvenli’ye tazminat ve yargılama

giderlerine ilişkin ödemelerin müştereken yapılmasına,

İ. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben ilgili başvurucuların

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına;

ödemede gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

11/12/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Serruh KALELİ

Üyeler

:

Hicabi DURSUN

Erdal TERCAN

Zühtü ARSLAN

Hasan Tahsin GÖKCAN

Raportör

:

Recep ÜNAL

Raportör Yrd.

:

Hikmet Murat AKKAYA

Başvurucular

:

Ülkü TUNCA ve Diğerleri [Bkz. Ekli Tablonun (C) ve (D)

Sütunları]

Vekilleri

:

[Bkz. Ekli Tablonun (E) Sütunu]

A

B

C

D

E

F

G

H

Sıra Başvuru Numarası Başvurucu T.C. Kimlik No. Vekili Dava Tarihi Hükmedilen NET Tazminat (TL) Başvuru Harcı (TL) 1 2012/928 Ülkü TUNCA - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 2/4/2009 21.200,00 172,50 2 2013/1569 Sema Nur DİNCEL - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 3/3/2011 - - 3 2012/927 Sevgi Melek TİRKEŞ - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 2/4/2009 4.800,00 172,50 4 2012/929 Hüseyin YANIK - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 30/1/2009 20.000,00 172,50 5 2012/930 Ayşe Semra UTKU - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 2/4/2009 9.000,00 172,50 6 2012/932 Sabahattin IŞIKDERE - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 23/2/2011 30.200,00 172,50 7 2012/933 Erdinç BABAN - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 23/2/2011 25.800,00 172,50 8 2012/934 Kamile ÖNCEL - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 30/1/2009 15.200,00 172,50 9 2012/935 Ayşe GÜLTEKİN - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 30/1/2009 17.300,00 172,50 10 2012/936 Birsel KARAKUŞ - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 30/1/2009 18.200,00 172,50 11 2012/937 Emel YILMAZ - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 30/1/2009 20.000,00 172,50 12 2012/938 Sevim ASLAN - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 2/4/2009 7.400,00 172,50 13 2012/939 Nuran BOZKURT - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 30/1/2009 17.000,00 172,50 14 2012/940 Dürdane ARIKAN - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 2/4/2009 23.800,00 172,50 15 2012/941 Ayşen OZAN - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 2/4/2009 8.300,00 172,50 16 2012/942 Ruhiye SAATCI - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 30/1/2009 16.500,00 172,50 17 2012/948 Gülnazik TANSUK - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 2/4/2009 9.200,00 172,50 18 2012/975 Birgül GÜNEŞ - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 2/4/2009 9.100,00 172,50 19 2012/976 Durdane BAŞANDAÇ - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 30/1/2009 18.200,00 172,50 20 2012/977 Hanife Nursen ALTAN - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 30/1/2009 16.300,00 172,50 21 2012/978 Fatma Çağlayan ÖZAK - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 2/4/2009 8.100,00 172,50 22 2012/979 Zuhal ÇOKKESKİN - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 2/4/2009 9.500,00 172,50 23 2012/980 Suna TEKOĞLU - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 31/12/2008 23.700,00 172,50 24 2013/1026 Rasim KAVAK - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 24/2/2011 26.700,00 198,35 25 2013/1029 Serpil UÇKAN - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 11/6/2010 23.200,00 198,35 26 2013/1030 Avni EREN - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 11/6/2010 25.300,00 198,35 27 2013/1031 Remziye DOĞAN - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 11/6/2010 23.300,00 198,35 28 2013/1032 Sıdıka Ceyhan SAVUR - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 25/1/2008 10.400,00 198,35 29 2013/1033 Sahir DÖNMEZ - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 11/6/2010 27.800,00 198,35 30 2013/1034 Ayşe Nurdan ÖZTÜRK - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 25/1/2008 8.200,00 198,35 31 2013/1035 Münevver BÜKÜLMEZ - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 11/6/2010 23.000,00 198,35 32 2013/1036 Aynur MEMİŞ - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 24/2/2011 24.300,00 198,35 33 2013/1039 İsmail ÖZBAKAN - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 11/6/2010 28.500,00 198,35 34 2013/1040 Meral HELVACI - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 11/6/2010 23.200,00 198,35 35 2013/1041 Vildan SELÇUK - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 24/2/2011 21.200,00 198,35 36 2013/1042 Turgut ZENGİ - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 26/5/2009 8.200,00 198,35 37 2013/1043 Mesut MEMİŞ - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 24/2/2011 21.200,00 198,35 38 2013/1086 Nurten ALPER - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 24/2/2011 25.800,00 198,35 39 2013/1087 Ayten ÇINAR - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 17/8/2010 25.700,00 198,35 40 2013/1088 Çiğdem KUŞÇU - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 17/8/2010 1.200,00 198,35 41 2013/1090 Hüseyin TEKOĞLU - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 31/12/2008 23.700,00 198,35 42 2013/1092 Mustafa YAMAN - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 17/8/2010 18.300,00 198,35 43 2013/1094 Osman Nuri YÜĞRÜK - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 24/2/2011 26.700,00 198,35 44 2013/1095 Gülfer ŞAHİN - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 31/12/2008 8.900,00 198,35 45 2013/1097 Huriye Bilge ÖZDOĞAN - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 3/4/2009 21.900,00 198,35 46 2013/1099 Gönül AÇIKBAŞ - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 3/4/2009 15.500,00 198,35 47 2013/1101 Eşref UÇAR - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 17/8/2010 14.500,00 198,35 48 2013/1102 Abdulaziz GÜRBÜZ - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 17/8/2010 24.700,00 198,35 49 2013/1105 Hatice Yasemin İNANÇ - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 24/2/2011 26.800,00 198,35 50 2013/1348 Abdulcelil ALTINTAŞ - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 17/8/2010 17.500,00 198,35 51 2013/1349 Füsun EROL - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 30/1/2009 21.500,00 198,35 52 2013/1350 Kemal ZELVİ - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 11/6/2010 25.900,00 198,35 53 2013/1351 Rukiye ÖZDEMİR - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 17/8/2010 14.500,00 198,35 54 2013/1352 Mehmet KÖKSAL - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 31/12/2008 8.500,00 198,35 55 2013/1353 Mihriban Hülya ŞAPÇIOĞLU - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 9/3/2007 4.300,00 198,35 56 2013/1354 Songül KIYAK - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 30/1/2009 21.100,00 198,35 57 2013/1355 Sevim SELÇUKTEKİN - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 30/1/2009 21.700,00 198,35 58 2013/1356 Hacer Yasemin OSMANAĞAOĞLU - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 9/3/2007 10.800,00 198,35 59 2013/1357 Hüseyin AKKOYUN - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 11/6/2010 15.300,00 198,35 60 2013/1358 Mahmut KURT - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 11/6/2010 26.900,00 198,35 61 2013/1359 Süleyman Ferit ÖZBATURLAR - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 11/6/2010 18.100,00 198,35 62 2013/1360 Gülen Serap SELEN - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 30/1/2009 23.000,00 198,35 63 2013/1362 Nazire DOĞAN - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 31/12/2008 19.000,00 198,35 64 2013/1363 Fatma Zinnur BAŞARIR - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 24/2/2011 26.800,00 198,35 65 2013/1364 Sebahat GÜVENLİ - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 11/6/2010 25.700,00 198,35 Serkan GÜVENLİ - Osman Serdar GÜVENLİ - Çetin GÜVENLİ - 66 2013/1365 Nurhayat ÖZDEMİR - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 3/4/2009 15.900,00 198,35 67 2013/1367 Şerife AŞIK - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 17/8/2010 21.100,00 198,35 68 2013/1368 Mehmet Raci MUNGAN - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 24/2/2011 27.200,00 198,35 69 2013/1369 Rahile HELVACI - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 30/1/2009 21.500,00 198,35 70 2013/1370 Zekiye TAŞ - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 30/1/2009 21.700,00 198,35 71 2013/1371 Rabia ERBEK - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 24/2/2011 22.800,00 198,35 72 2013/1373 Leyla CEYHAN - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 30/1/2009 22.800,00 198,35 73 2013/1374 Beyhan TONĞ - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 30/1/2009 21.500,00 198,35 74 2012/926 Belgin KAYIŞLI - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 2/4/2009 8.000,00 172,50 75 2013/1570 Neriman PEKMEZCİ - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 23/2/2011 26.800,00 198,35 76 2013/1571 Saliha TURGUT - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 23/2/2011 24.600,00 198,35 77 2013/1575 Nurten ERGÜNEŞ - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 24/2/2011 12.600,00 198,35 78 2013/1576 Kamber ÖRENCİK - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 3/4/2009 17.700,00 198,35 79 2013/1727 Keziban EVCİ - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 24/2/2011 12.600,00 198,35 80 2013/1729 Renin Dilek TAN - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 31/12/2008 8.700,00 198,35 81 2013/1730 Ahmet SULAR - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 31/1/2008 16.100,00 198,35 82 2013/1731 Gülesin OZULUOĞLU - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 20/7/2009 24.600,00 198,35 83 2013/1732 Yüksel ÇETİN - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 20/12/2010 4.900,00 198,35 84 2013/1733 Sevinç TOZLU - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 4/1/2010 20.300,00 198,35 85 2013/1734 Hatice YALÇIN - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 4/1/2010 24.700,00 198,35 86 2013/1736 Tahsin SANDIKCIOĞLU - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 11/6/2010 24.800,00 198,35 87 2013/1737 Bircan ARMAĞAN - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 31/12/2008 14.500,00 198,35 88 2013/2077 Sebahat UĞUR - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 11/6/2010 23.000,00 198,35 89 2013/2078 Doğan Mecit AYBAR - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 11/6/2010 24.800,00 198,35 90 2013/2816 Rafet HATIPOĞLU - - 1/6/2010 23.300,00 198,35 91 2013/2821 Yurdagül KAYA - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 29/12/2010 25.200,00 198,35 92 2013/2822 Hatice Semra KURDOĞLU - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 29/12/2010 23.400,00 198,35 93 2013/2823 Nezahat KUTAY - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 29/12/2010 26.100,00 198,35 94 2013/2824 Fatma YURDAKUL - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 29/12/2010 29.500,00 198,35 95 2013/2825 Halim TANRIVERDİ - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 11/6/2010 25.500,00 198,35 96 2013/2826 Serap BASMACI - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 23/1/2008 10.900,00 198,35 97 2013/2829 Hayriye USTA - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 29/12/2010 24.000,00 198,35 98 2013/2830 Mehmet GÜLAY - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 29/12/2010 27.600,00 198,35 99 2013/2831 Saadet BAKIR - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 29/12/2010 23.400,00 198,35 100 2013/2832 Ruhan YAVRU - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 29/12/2010 25.200,00 198,35 101 2013/2835 Mülkiye OZAN - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 9/3/2007 9.500,00 198,35 102 2013/2978 Asuman ÇETİN - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 3/4/2009 16.200,00 198,35 103 2013/2979 Beyhan ÇERENÇE - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 23/1/2008 15.000,00 198,35 104 2013/2980 Sibel Aydın ÖÇTEN - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 23/2/2011 2.000,00 198,35 105 2013/3636 Ahmet KURBAN - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 29/12/2010 21.500,00 198,35 106 2013/9847 Mustafa SOĞUKPINAR - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 4/12/2009 33.100,00 198,35 107 2013/9848 Hülya BİLGİÇ - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 26/11/2010 17.000,00 198,35 108 2013/9849 Ruhkat Rikkat EREN - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 30/12/2008 22.100,00 198,35 109 2013/9850 Berrin GİRGİN - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 26/11/2010 3.700,00 198,35 110 2013/9851 Mustafa Cahit ENİŞTEGİL - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 23/2/2011 15.800,00 198,35 111 2013/9852 Ahmet Eltaf ALPASLAN - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 30/12/2008 25.700,00 198,35 112 2013/9853 Ahmet AYAN - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 20/12/2010 7.100,00 198,35 113 2013/9854 Fahrunnisa TOK - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 7/2/2011 23.800,00 198,35 114 2013/9855 Gülbin KÖKTÜRK - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 24/2/2011 12.600,00 198,35 115 2013/9856 Abdulkadir ERDEM - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 7/2/2011 28.200,00 198,35 116 2013/9857 Veli KESİK - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 30/1/2008 16.100,00 198,35 117 2013/9858 Şadan YAHLIER - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 9/3/2007 14.400,00 198,35 118 2013/9859 Yılmaz ÖZTÜRK - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 27/5/2009 12.900,00 198,35 119 2013/9860 Hikmet ATAYETER - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 30/12/2010 21.500,00 198,35 120 2013/9861 İlhan BİNİCİ - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 18/5/2009 21.000,00 198,35 121 2013/9863 Sıtkı TOPCU - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 28/12/2010 14.600,00 198,35 122 2013/9866 Dinçer ŞARERLEL - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 26/11/2010 5.000,00 198,35 123 2013/9867 Gönül BABAOĞLU - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 28/12/2010 8.600,00 198,35 124 2013/9869 Güzin KOKU - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 24/2/2011 12.648,10 198,35 125 2013/9870 Refik PARMAKSIZ - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 24/2/2011 12.600,00 198,35 126 2013/9872 Mehmet GEZER - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 20/12/2010 14.300,00 198,35 127 2013/9873 Mustafa AYGÜRLER - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 24/2/2011 12.600,00 198,35 128 2013/9874 Elavettin ABLAY - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 26/11/2010 38.200,00 198,35 129 2013/9875 Nesibe Bahar ŞARERLER - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 26/11/2010 11.200,00 198,35 130 2013/9876 Filiz BEDÜK - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 26/11/2010 18.600,00 198,35 131 2013/9877 Gülgün TİRELİ - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 28/12/2010 18.700,00 198,35 132 2013/9878 Durali ÖZKAN - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 20/12/2010 6.900,00 198,35 133 2013/1104 Süeda MIZRAPOĞLU - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 30/1/2008 13.700,00 198,35 134 2013/9865 Naime Nur ÖZYİRMİDOKUZ - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 23/2/2011 19.000,00 198,35 135 2013/9868 Pervin ÖZTEKİN - Ebru TARAKÇI ÇİMEN 26/11/2010 1.300,00 198,35 136 2013/1431 Mustafa Kemal TEKBAŞ - - 11/2/2011 26.700,00 198,35

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2012/928, 11 Aralık 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucuların
  14. B. Değerlendirme
  15. B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet
  16. D. Adil yargılanma haklarının ihlal edildiğine karar verilen
  17. F. Başvurucu Sema Nur Dincel tarafından yapılan yargılama
  18. H. Başvurucular Sebahat Güvenli, Serkan Güvenli, Osman Serdar
  19. İ. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben ilgili başvurucuların
  20. A
  21. B
  22. C
  23. D
  24. E
  25. F
  26. G
  27. H
  28. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2012/928
Tarih
11 Aralık 2014

İlgili Kararlar

  • Seyfi Yayla ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/829)
  • Ali Kederli Başvurusu (B. No: 2014/16355)
  • Murat Ergün Başvurusu (B. No: 2014/3798)
  • Gürhan Nerse Başvurusu (B. No: 2013/5957)
  • Emine Karagülmez Başvurusu (B. No: 2013/3673)
  • Süreyya İlhan Başvurusu (B. No: 2014/2617)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.