İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Gürhan Nerse Başvurusu (B. No: 2013/5957)

1. Başvurucu, hükme esas alınan bir tanığın karakol ifadesi

Başvuru No2013/5957Tarih30 Aralık 2014Okuma22 dk · 4.434 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Gürhan Nerse Başvurusu

Karar tarihi
30 Aralık 2014
Başvuru Numarası
2013/5957
R.G. Tarih-Sayı
28/3/2015-29309
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.434 kelime·22 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, hükme esas alınan bir tanığın karakol ifadesi

ile yetinildiğini, Baro tarafından atanan zorunlu müdafiden haberdar olmadığını

ve bu kişinin yaptığı usul işlemlerinin geçerli olmadığını, Yargıtay Cumhuriyet

Başsavcılığının tebliğnamesinin kendisine tebliğ

edilmediğini iddia etmiştir. Başvurucu Anayasa’nın 36. maddesinde güvence

altına alınmış olan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş,

maddi ve manevi tazminat talebi ile yeniden yargılanma talebinde bulunmuştur.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 30/7/2013 tarihinde İstanbul 10. Asliye Hukuk

Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinde belirlenen eksiklikler tamamlatılmış Komisyona sunulmasına engel

bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 29/1/2014 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına,

dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. İkinci Bölüm başkanı, 31/3/2014 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin

görüş için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmesine karar vermiştir.

5. Başvuru konusu olay ve olgular 2/4/2014 tarihinde

Bakanlığa bildirilmiştir. Bakanlığın yazılı görüşü 30/5/2014 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunulmuştur.

6. Bakanlık görüş yazısı, başvurucuya 17/6/2014 tarihinde

bildirilmiştir. Başvurucu Bakanlık görüşüne karşı beyanlarını 18/6/2014

tarihinde sunmuştur.

III. OLAYLAR VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru dilekçesi ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu hakkında, çocuğun cinsel istismarı suçundan

dolayı yapılan soruşturma sonucunda Kars Cumhuriyet Başsavcılığının 24/4/2007

tarihli iddianamesiyle kamu davası açılmıştır.

9. Kars Ağır Ceza Mahkemesinin 2007/70 Esas sırasına

kaydedilen davanın ilk celsesi 17/7/2007 tarihinde yapılmış ve başvurucunun

avukat tutacak ekonomik gücü olmadığını beyan etmesi üzerine Baro tarafından

görevlendirilen Av. M.E.K.’nın müdafi olarak kabulüne

karar verilmiştir. Ancak ilk celse müdafi duruşmaya gelmemiştir.

10. 18/10/2007 tarihinde yapılan duruşmada başvurucu baro

tarafından atanan müdafii ile birlikte savunmasını

yapacağını beyan etmiş ve devamında başvurucunun savunması müdafisi huzurunda

alınmıştır. Cumhuriyet Savcısının talebi üzerine tanık S.O.’nun

dinlenilmesine karar verilmiştir.

11. 29/1/2008 tarihli duruşmada başvurucu ve müdafiii hazır bulunmamışlar, sanık müdafisi mazeret

dilekçesi sunmuştur. Aynı celse tanık S.O.’nun

adresinin araştırılmasına karar verilmiştir.

12. 27/3/2008 tarihli duruşmada başvurucu ve müdafii duruşmada hazır bulunmamış; zorunlu müdafiin mazeretsiz olarak duruşmaya gelmemesi nedeniyle

yeni bir müdafi görevlendirmek için Baroya yazı yazılmasına; adresi tespit

edilemeyen tanık S.O.’nun dinlenilmesinden

vazgeçilmesine karar verilmiştir.

13. 8/5/2008 tarihli duruşmada başvurucu hazır bulunmamış;

Baro tarafından tayin edilen Av. M.A.’nın müdafi

olarak duruşmalara kabul edilmesine karar verilmiştir.

14. 19/6/2008 tarihli duruşmada başvurucu hazır bulunmamış,

Cumhuriyet Savcısı esas hakkındaki mütalaasını sunmuş; esas hakkında mütalaaya

karşı başvurucunun yeni müdafii kısa bir savunma

yapmış ve başvurucunun çocuğun cinsel istismarı suçunu işlediği gerekçesiyle 5

yıl 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.

15. Kars Ağır Ceza Mahkemesi kararı başvurucu müdafiinin yüzüne karşı okuması nedeniyle başvurucuya

tebliğ etmemiştir.

16. Başvurucu müdafiinin temyizi

üzerine karar Yargıtay 14. Ceza Dairesinin 5/11/2012 tarihli kararı ile onanmış

ve kesinleşmiştir.

17. Başvurucu, onama kararını 22/7/2013 tarihinde söz konusu

cezanın infazı için yakalandığı tarihte öğrenmiştir.

18. Bireysel başvuru 30/7/2013 tarihinde yapılmıştır.

B. İlgili Hukuk

19. 26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 103.

maddesinin (1), (2), (4) ve (6) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Çocuğu cinsel

yönden istismar eden kişi, üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile

cezalandırılır. Cinsel istismar deyiminden;

a) Onbeş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte

fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara

karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış,

b) Diğer çocuklara

karşı sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı

olarak gerçekleştirilen cinsel davranışlar, anlaşılır.

(2) Cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim

sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, sekiz yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

…

(4) Cinsel istismarın, birinci fıkranın (a) bendindeki

çocuklara karşı cebir veya tehdit kullanmak suretiyle gerçekleştirilmesi

hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.

…

(6) Suçun sonucunda mağdurun beden veya ruh sağlığının

bozulması hâlinde, onbeş yıldan az olmamak üzere

hapis cezasına hükmolunur.”

20. 4/12/2014 tarih ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun

“Kararların açıklanması ve tebliği”

kenar başlıklı 35. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“(2) Koruma tedbirlerine ilişkin olanlar hariç, aleyhine

kanun yoluna başvurulabilecek hâkim veya mahkeme kararları,(…)

hazır bulunamayan ilgilisine tebliğ olunur.”

21. 5271 sayılı Kanun’un “Şüphelinin

veya sanığın müdafi seçimi” kenar başlıklı 149. maddesi şöyledir:

“(1) Şüpheli veya sanık, soruşturma ve kovuşturmanın her

aşamasında bir veya birden fazla müdafiin yardımından

yararlanabilir; kanunî temsilcisi varsa, o da şüpheliye veya sanığa müdafi

seçebilir.

(2) Soruşturma evresinde, ifade almada en çok üç avukat

hazır bulunabilir.

(3) Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında

avukatın, şüpheli veya sanıkla görüşme, ifade alma veya sorgu süresince yanında

olma ve hukukî yardımda bulunma hakkı engellenemez, kısıtlanamaz.”

22. 5271 sayılı Kanun’un “Müdafiin görevlendirilmesi” kenar başlıklı 150. maddesi şöyledir:

“(1) Şüpheli veya sanıktan kendisine bir müdafi seçmesi

istenir. Şüpheli veya sanık, müdafi seçebilecek durumda olmadığını beyan

ederse, istemi halinde bir müdafi görevlendirilir.

(2) Müdafii bulunmayan şüpheli

veya sanık; çocuk, kendisini savunamayacak derecede malul veya sağır ve dilsiz

ise, istemi aranmaksızın bir müdafi görevlendirilir.

(3) Alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren

suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada ikinci fıkra hükmü

uygulanır.

(4) Zorunlu müdafilikle ilgili diğer hususlar, Türkiye

Barolar Birliğinin görüşü alınarak çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.”

23. 5271 sayılı Kanun’un “Müdafi

görevini yerine getirmediğinde yapılacak işlem ve müdafilik görevinden

yasaklanma” başlıklı 151. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları

şöyledir:

“(1) 150 nci

madde hükmüne göre görevlendirilen müdafi, duruşmada hazır bulunmaz veya

vakitsiz olarak duruşmadan çekilir veya görevini yerine getirmekten kaçınırsa,

hâkim veya mahkeme derhâl başka bir müdafi görevlendirilmesi için gerekli

işlemi yapar. Bu durumda mahkeme oturuma ara verebileceği gibi oturumun

ertelenmesine de karar verebilir.

(2) Eğer yeni müdafi savunmasını hazırlamak için yeterli

zaman olmadığını açıklarsa oturum ertelenir.”

24. 5271 sayılı Kanun’un “Müdafi

ile görüşme” başlıklı 154. maddesi şöyledir:

“(1) Şüpheli veya sanık, vekâletname aranmaksızın müdafii ile her zaman ve konuşulanları başkalarının

duyamayacağı bir ortamda görüşebilir. Bu kişilerin müdafii

ile yazışmaları denetime tâbi tutulamaz.”

25. 5271 sayılı Kanun’un “Müdafiin görevlendirilmesinde usul” başlıklı 156. maddesi şöyledir:

“(1) 150 nci

maddede yazılı olan hâllerde, müdafi;

a) Soruşturma evresinde, ifadeyi alan merciin veya sorguyu

yapan hâkimin istemi üzerine,

b) Kovuşturma evresinde, mahkemenin istemi üzerine,

Baro tarafından görevlendirilir.

(2) Yukarıda belirtilen hâllerde müdafi soruşturmanın veya

kovuşturmanın yapıldığı yer barosunca görevlendirilir.

(3) Şüpheli veya sanığın kendisinin sonradan müdafi seçmesi

halinde, baro tarafından görevlendirilen avukatın görevi sona erer”.

26. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun (YCGK) 31/1/2012 tarih ve

E.2011/6-249, K.2012/1 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

“Anayasanın 36.

maddesine göre; “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı

mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma

hakkına sahiptir.” Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin, “adil yargılanma

hakkını” düzenleyen 6. maddesinin 3. fıkrasının b ve c bentlerinde ise; “Her

sanık en azından aşağıdaki haklara sahiptir: a)….; b) Savunmasını hazırlamak

için gerekli zamana ve kolaylıklara sahip olmak; c) Kendi kendini savunmak veya

kendi seçeceği bir avukatın yardımından yararlanmak ve eğer avukat tutmak için

mali olanaklardan yoksunsa ve adaletin selameti gerektiriyorsa mahkemece

görevlendirilecek bir avukatın para ödemeksizin yardımından yararlanabilmek…..”

Buradan çıkarılması gereken sonuç; savunma hakkının, temel

insan hakları arasında yer alan hak arama hürriyetinin bir gereği olduğu ve

avukat tutma hakkının da savunma hakkından ayrı düşünülemeyeceği gerçeğidir. Bu

durumda, mevzuatımızda zorunlu müdafilik sistemini öngören yasanın amacı,

kendisini savunmak için yeterli maddi olanağı bulunmayanların bu hakkı

kullanamamalarından kaynaklanabilecek muhtemel hak kayıplarının önlenmesi,

dolayısıyla da savunma hakkının etkin kullanılabilmesinin sağlanması suretiyle,

adil yargılanmanın gerçekleştirilmesidir. Bunun doğal sonucu olarak, parası

olan sanık nasıl ki vekâletname verdiği avukatı serbestçe tayin edebiliyor,

parası olmayan sanığın da aynı şekilde avukatını serbestçe belirleyebilmesi, en

azından kendisine tayin edilen avukatı beğenmediğinde değiştirme hakkının

bulunması, daha da ötesi, görülmeye başlayacak davada kendisine bir avukat

atanacağının sanığa bildirilmesi gereklidir.

Kendisine avukat atandığını dahi bilmeyen ya da kendisine

avukat atanmakla birlikte beğenmediği takdirde bu avukatın değiştirilmesini

isteme hakkına sahip bulunmayan bir sanığın, atandığını dahi bilmediği veya

beğenmediği halde muhatap olduğu bu avukatın tüm tasarruflarından sorumlu

tutulması gerektiğini veya bu avukatın yaptığı tüm işlemleri peşinen kabul

etmiş sayılacağını söylemek nasıl mümkün değilse, böyle bir durumda savunma

hakkının tam anlamıyla kullanılabileceğini düşünmek de olası değildir.

…

Bunun ötesinde; kendisine zorunlu müdafi atanacağının sanığa

bildirilmiş ve sanığın da buna ses çıkarmamış olduğu durumlarda; zorunlu müdafie yapılan tefhim veya tebliğ işlemlerinin aynen vekâletnameli müdafiide olduğu

gibi geçerli olacağı ve gerek tefhime, gerekse tebliğe

bağlı olan sürelerin işlemeye başlayacağı hususunda duraksama yaşanmamaktadır.

Dolayısıyla, böyle durumlarda Tebligat Yasasının 11. maddesi uyarınca işlem

yapılması gerekeceğinden, tebligat asile değil vekile (müdafie)

yapılmalıdır. Aksi halde, zorunlu müdafiliğe yasanın arzu etmediği anlamda

simgesel bir anlam yüklenmiş olur ki, bu kabul birçok kargaşayı da birlikte

getirecektir.

Konuya bu açıklamalar ışığında bakıldığında şu sonuçlara

varılmaktadır:

(…)

1-Zorunlu müdafii atamasının

yapıldığı tarih itibarıyla yürürlükte bulunan Usul hükümlerine göre tayin

edilmiş zorunlu müdafie yapılan tefhim ve tebliğ,

aynen vekaletnameli müdafie

yapıldığında olduğu gibi hukuki sonuçlarını doğurur. Ancak; bunun ön şartı,

kendisine bir zorunlu müdafii atandığından sanığın

haberdar edilmiş olmasıdır.

2-Sanığın zorunlu müdafii azletme

ve değiştirilmesini isteme hakkı bulunmaktadır.

3-Kendisine zorunlu müdafii

atandığından haberdar olan sanık buna ses çıkarmazsa, zorunlu müdafiin yapmış olduğu ve kendisinin açıkça karşı çıkmadığı

tüm tasarrufların sonuçlarına katlanmak zorundadır.

4-Kendisine zorunlu müdafii

atandığından sanığın haberdar edilmediği durumlarda ise; zorunlu müdafie yapılmış bulunan tefhim ve tebliğ kendisine

bağlanan hukuki sonuçları doğurmaz. Bu durumda, velev ki zorunlu müdafii sanığın lehine gibi görünen bazı işlemleri yapmış

olsa -örneğin temyiz dilekçesi vermiş olsa- dahi, hükmün sanığın kendisine de

tebliğ edilmesi ve kendisine yapılan tebliğ üzerine sanık tarafından temyiz

dilekçesi verilmesi halinde, temyiz davasının kabul edilmesi gerekir.

Somut olayda; zorunlu müdafiinin

yüzüne karşı yapılmış olan tefhim, kendisine zorunlu müdafi atandığından

haberdar edilmeyen sanık C.A. açısından hukuki sonuç doğurmayacağından, temyiz

süresini de başlatmaz. Bu nedenle, temyiz davasının sanık müdafiinin

temyiz isteminin süresinden sonra olduğundan bahisle reddi yerine, gerekçeli

kararın sanığın kendisine de tebliği gerekmektedir. (…) Buna karşılık, kararın

kendisine tebliğ edilmesine rağmen sanık tarafından süresi içinde temyiz

dilekçesi verilmemesi halinde ise sanık müdafiinin

süresinden sonra vaki temyiz isteminin reddine karar verilmeli ve Genel Kurulca

duraksamasız olarak kabul edildiği gibi Özel Dairenin

yaptığının aksine, iadeden önceki temyiz dilekçesine dayalı olarak ta temyiz

davası açılmamalıdır.”

27. 4/4/1929 tarih ve 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usul

Kanunu’nun “Temyiz dilekçe ve layihasının

tebliği ve cevabı” kenar başlıklı 316. maddesinin üçüncü fıkrası

şöyledir:

“Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen tebliğname, hükmü temyiz etmeleri veya aleyhlerine sonuç

doğurabilecek görüş içermesi halinde sanık veya müdafii

ile müdahil, şahsi davacı veya vekillerine dairesince tebliğ olunur. İlgili

taraf tebliğden itibaren yedi gün içinde yazılı olarak cevap verebilir.”

28. YCGK’nun 2/3/2010 tarih ve E.2010/1-19,

K.2010/41 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

“Yargıtay Ceza Genel Kurulunca çözümü gereken uyuşmazlık;

sanığın kendisine yeni bir müdafi seçmesi nedeniyle görevi sona eren zorunlu müdafie yapılan tebliğnamenin

tebliği işleminin geçerli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

İncelenen dosya içeriğine göre;

5271 sayılı CYY’nın 150. maddesi

uyarınca, istem üzerine Çanakkale Barosu tarafından 26.10.2006 tarihinde Av.

Ş.Ç.’ın müdafii olarak

görevlendirildiği, bu müdafiin hükmü 06.02.2008

tarihinde süre tutum dilekçesi ile temyiz ettiği, dosyanın temyiz incelemesi

için Yargıtay'a gönderilmesinden sonra sanığın 21.04.2008 tarihinde Ankara 49.

Noterinin 07544 yevmiye nolu vekaletnamesi ile

kendisine müdafii olarak Av. M.Ö.’ü

seçtiği, Av. M.Ö.'ün sanık N.T. müdafii

olduğuna ilişkin dilekçesini 15.08.2008 tarihinde dosya içerisine sunduğu,

07.10.2008 havale tarihli dilekçesi ile de yeni adresini bildirdiği, Yargıtay C.Başsavcılığınca 07.11.2008 tarihinde düzenlenen tebliğnamenin 18.05.2009 tarihinde baroca görevlendirilen müdafii Av.Ş.Ç.'a tebliğ

edildiği, dosya içerisinde tebliğnamenin sanık N.T.'a ya da vekaletnameli müdafii Av. M.Ö.'e tebliğ

edildiğine veya tebliğnameden haberdar olup cevap

verdiklerine ilişkin bilgi ya da belgenin bulunmadığı anlaşılmaktadır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun yerleşmiş kararlarında da

vurgulandığı üzere; hükmü temyiz etmeleri halinde veya aleyhlerine sonuç

doğurabilecek görüş içermesi halinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca

düzenlenen tebliğnamenin, sanık veya müdafii ile katılan veya vekiline tebliğ olunacağı, 5320

sayılı Yasanın 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte olan 1412 sayılı CYUY’nın 316. maddesinin 3. fıkrasında düzenlenmiş, 5271

sayılı CYY’nın 297. maddesinde de aynı hükme yer

verilmiştir. Adil yargılanma hakkı ve savunma hakkı ile ilgili bulunan bu hüküm

buyurucu nitelikte olup, uyulması zorunludur.

5271 sayılı CYY’nın “Müdafiin görevlendirilmesinde usul” başlıklı 156.

maddesinde soruşturma ve kovuşturma evrelerinde müdafiin

görevlendirme yöntemi gösterildikten sonra, maddenin 3. fıkrasında: “Şüpheli

veya sanığın kendisinin sonradan müdafii seçmesi

halinde, baro tarafından görevlendirilen avukatın görevi sona erer” şeklinde

düzenleme ile görevlen¬dirilen müdafiin

görevinin hangi halde sona ereceği hükme bağlanmıştır. Aynı Yasanın 150/4.

maddesine dayanılarak çıkarılan ve 02.03.2007 gün ve 26450 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren “Ceza Muhakemesi

Kanunu Gereğince Müdafii ve Vekillerin

Görevlendirilmeleri ile Yapılacak Ödemelerin Usul ve Esaslarına İlişkin

Yönetmelik” in “Görevin sona ermesi” başlıklı 7/1-ç. maddesinde de; “ Kişinin kendisine bir müdafii

veya vekil seçmesi, hâllerinde sona erer” denilmektedir.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Yargılama aşamasında istem üzerine baro tarafından CYY’nın 150. maddesi uyarınca görevlendirilen müdafiin görevi, sanığın kendisine vekâletname ile bir müdafii seçmesi nedeniyle sona ermiş bulunmaktadır. Bu

tarihten sonra sanığın savunmasını vekâletname ile görevlendirdiği Av. M.Ö.

yapacağından Yargıtay C.Başsavcılığı

Tebliğnamesinin de bu müdafie

tebliği gerekir. Bu nedenle, tebliğnamenin sanığın

görevlendirdiği müdafii yerine, baro tarafından

atanan ve görevi sona ermiş bulunan müdafie tebliğ

edilerek temyiz incelemesinin yapılması savunma hakkının kısıtlanması anlamına

gelmektedir.

Bu itibarla, itirazının kabulü ile Özel Daire kararının

kaldırılmasına ve Yargıtay C. Başsavcılığı tebliğnamesinin,

sanığın vekâletname ile görevlendirdiği müdafii Av. M.Ö.’e tebliğ edildikten sonra, temyiz incelemesi yapılması

için dosyanın Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

29. Mahkemenin 30/12/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,

başvurucunun 30/7/2013 tarih ve 2013/5957 numaralı bireysel başvurusu incelenip

gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

30. Başvurucu, hükme esas alınan bir tanığın karakol ifadesi

ile yetinildiğini, Baro tarafından atanan zorunlu müdafiden haberdar olmadığını

ve bu kişinin yaptığı usul işlemlerinin geçerli olmadığını, yokluğunda verilen

İlk Derece Mahkemesi kararının kendisine tebliğ edilmediğini, dava tarihinde

yaşı küçük olduğu halde velisinin dava hakkında bilgilendirilmediğini ileri

sürmüştür. Başvurucu ayrıca, çocuk mahkemesinde Cumhuriyet savcısı bulunmadığı

halde kendisinin davasına savcının katıldığını, Yargıtay Cumhuriyet

Başsavcılığının tebliğnamesinin kendisine tebliğ

edilmediğini iddia etmiştir. Başvurucu Anayasa’nın 36. maddesinde güvence

altına alınmış olan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş,

maddi ve manevi tazminat talebi ile yeniden yargılanma talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

31. Başvurucu derece mahkemelerindeki bazı usuli eksiklikler nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüş olup, başvurucunun iddialarının Yargıtay Cumhuriyet

Başsavcısının tebliğnamesinin tebliğ edilmemesi,

müdafi yardımından faydalanamaması ve tanık sorgulama hakkının ihlali

kapsamında incelenmesi uygun görülmüştür.

32. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

başvurunun, kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

a. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının Görüşünün

Tebliğ Edilmediği İddiası

33. Başvurucu, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Tebliğnamesinin kendisine tebliğ edilmeyerek adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

34. Adalet Bakanlığı görüşünde, Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesinin (AİHM) ve YCGK’nun kararları

hatırlatılarak, başvurucunun şikâyetinin işaret edilen kararlar çerçevesinde

değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir. Bakanlık görüşünde ayrıca somut olayda

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen tebliğnamenin

hükmü temyiz etmiş olan sanık müdafiine veya sanığa

tebliğ edildiğine dair UYAP’da herhangi bir bilgi

veya bulguya rastlanmadığı ve temyiz incelemesinin Başsavcılık tebliğnamesinin sanığa veya müdafiine

tebliğ edilmeksizin yapıldığının anlaşıldığı belirtilmiştir.

35. Adil yargılanma hakkının unsurlarından biri de silahların

eşitliği ilkesidir. Silahların eşitliği ilkesi davanın taraflarının usuli haklar bakımından aynı koşullara tabi tutulması ve

taraflardan birinin diğerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddia

ve savunmalarını makul bir şekilde mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahip

olması anlamına gelir. Ceza davalarının yanı sıra medeni hak ve yükümlülüklerle

ilgili uyuşmazlıklara ilişkin hukuk davaları ve idari davalarda da bu ilkeye

uyulması gerekir (B. No: 2013/1134, 16/5/2013, § 32).

36. Çelişmeli yargılama ilkesi, silahların eşitliği ilkesi

ile yakından ilişkili olup, bu iki ilke birbirini tamamlar niteliktedir. Çelişmeli

yargılanma hakkı, kural olarak, bir hukuk ya da ceza davasında tüm taraflara,

gösterilen kanıtlar ve sunulan görüşler hakkında bilgi sahibi olma ve bunlarla

ilgili görüş bildirebilme imkânı vermektedir (B. No: 2012/603, 20/2/2014, § 47). Bu anlamda,

mahkemece tarafların dinlenilmemesi, delillere karşı çıkma imkânı verilmemesi,

yargılama faaliyetinin hakkaniyete aykırı hale gelmesine neden olabilecektir.

Zira çelişmeli yargılama ilkesinin ihlal edilmesi durumunda, davasını

savunabilmesi açısından taraflar arasındaki denge bozulacaktır (B. No:

2013/4424, 6/3/2014, § 21).

37. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının tebliğnamesi,

bir ceza davasının taraflarınca yapılan temyiz başvurularına ilişkin bir

mütalaadır. Söz konusu mütalaa, ilgili Yargıtay dairesinin ne şekilde karar

vermesi gerektiği yönünde bir beyandır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı,

mütalaasında, taraflarca ileri sürülen temyiz sebeplerini nazara alabileceği

gibi ileri sürülen sebeplerle bağlı olmaksızın İlk Derece Mahkemesinin

kararında başka temyiz sebepleri görüp görmediğini ve bu sebeplerin neler

olduğunu gerekçeli olarak ve teker teker bildirir. Somut olayda Yargıtay

Cumhuriyet Başsavcılığı İlk Derece Mahkemesi tarafından hükmedilen cezanın

onanmasına ilişkin mütalaada bulunmuştur. Başsavcının mütalaası bu nedenle

Yargıtay kararını etkileyici niteliktedir (bkz. Göç/Türkiye, 36590/97, 9/11/2000, § 33).

38. Öte yandan 5320 sayılı Yasanın 8. maddesi uyarınca halen

yürürlükte olan 1412 sayılı Kanun’un 316. maddesinin (3) numaralı fıkrası ve

5271 sayılı Kanun’un 297. maddesinin (3) numaralı fıkrasına göre Yargıtay

Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen tebliğnamenin,

hükmü temyiz etmeleri veya aleyhlerine sonuç doğurabilecek görüş içermesi

hâlinde sanık veya müdafii ile katılan veya

vekillerine ilgili dairesince tebliğ olunması gerekmektedir. Yargıtay ceza

daireleri ve Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun yerleşmiş kararlarında da

vurgulandığı üzere adil yargılanma hakkı ve savunma hakkı ile ilgili bulunan bu

hüküm emredici nitelikte olup, uyulması zorunludur (§ 28).

39. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Türk ceza yargılaması

sisteminin bağımsız bir üyesidir ve tebliğnamesi ile Yargıtayın kararını etkilediği tartışmasızdır. Başvurucu

Yargıtay önündeki başarı şansını zedeleyen her türlü mütalaadan haberdar edilme

hakkına sahiptir. Başsavcının tebliğnamesinin

niteliğine rağmen başvurucuya tebliğnameye karşı

yazılı görüş bildirme olanağının tanınmaması göz önünde bulundurulduğunda

başvurucunun silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama hakkının ihlal edildiği

sonucu ortaya çıkmaktadır.

40. Açıklanan nedenlerle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının Yargıtaya sunduğu tebliğnamenin

başvurucuya bildirilmemesi silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama

ilkelerinin ihlali niteliğinde olduğundan, Anayasa’nın 36. maddesinin ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

b. Savunma Hakkının Kısıtlandığı

İddiası

41. Başvurucu, Baro tarafından atanan zorunlu müdafiden

haberdar olmadığını ve bu kişinin yaptığı usul işlemlerinin YCGK’nun

yerleşmiş içtihatları karşısında geçerli olmadığını, haberi olmadan atanan

zorunlu müdafiinin kendisini yeterince savunamamış

olması nedeniyle savunma hakkının kısıtlandığını ileri sürmüştür.

42. Bakanlık görüşünde, atandığından habersiz olunan müdafiinin yaptığı işlemlerin sanık hakkında bağlayıcı

olmadığının Yargıtay içtihatları ile kabul edildiği, AİHM’in

de başvurucunun kendisine müdafii atandığını

öğrenmekten bilinçli olarak kaçınmaması ve davasının takibinde gerekli özeni

göstermesi halinde müdafiinin yaptığı usul

işlemlerinin sanığı bağlamayacağına karar verdiği belirtilmiştir.

43. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin

meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı

veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu

belirtilmiştir. Anayasa’da adil yargılanma hakkının kapsamı düzenlenmediğinden

bu hakkın kapsam ve içeriği, AİHS’in “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.

maddesi çerçevesinde belirlenmelidir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).

44. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes medeni hak ve

yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen

suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız

bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve

açık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir.”

45. Adil yargılamanın zımni gerekleri “hakkaniyete uygun yargılama” kavramından

hareket ederek saptanmıştır. Bu gereklerden en önemlisi Anayasa’nın 36.

maddesinde de açıkça ifade edilmiş olan “savunma

hakkı”dır.

Ceza yargılamasındaki savunma haklarının güvence altına alınması demokratik

toplumun temel bir ilkesidir. Bu sebeple hakkaniyete uygun bir yargılamanın

gerçekleştirilmesi için, yargılamanın yürütülmesi sırasında alınan önlemlerin,

savunma hakkının yeterince ve tam olarak kullanılması ile uyumlu olması ve bu

hakların teorik ve soyut değil, etkili ve pratik olacak şekilde yorumlanması

gerekmektedir (Bkz. B. No: 2013/4784, 7/3/2014, § 32).

46. Sözleşme’nin “Adil

yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin (3) numaralı

fıkrasının (c) bendi şöyledir:

“Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari haklara

sahiptir:

…

c) Kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir müdafinin

yardımından yararlanmak; eğer avukat tutmak için gerekli maddî olanaklardan

yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde, resen atanacak

bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilmek;

…”

47. Sözleşme’nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer

alan “hakkaniyete uygun yargılama”

kavramı, aynı maddenin (3) numaralı fıkrasında yer alan “suç isnat edilmiş kişi”nin asgari haklarıyla

doğrudan bağlantılıdır. Hakkında bir suç isnadı olan kişiye tanınmış anılan fıkradaki

haklar, (1) numaralı fıkrada yer alan hakkaniyete uygun yargılama ilkesinin

somut görünümleridir. Fakat hakkaniyete uygun yargılama çerçevesindeki haklar

ve ilkeler, (3) numaralı fıkradaki kapsamlı olmayan listedeki minimum haklarla

sınırlı değildir. (3) numaralı fıkrada yer alan asgari şüpheli/sanık hakları,

(1) numaralı fıkrada koruma altına alınmış olan daha genel nitelikteki “hakkaniyete uygun yargılanma” hakkının

özel görünüm şekilleridir. Bu nedenle AİHS’in 6.

maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan özel güvencelerin, (1) numaralı

fıkrada yer alan “hakkaniyete uygun

yargılanma hakkı” ışığında değerlendirilmesi gerekir. Diğer taraftan

6. maddenin (3) numaralı fıkrasının (a-e) bentlerinde düzenlenen güvenceler

arasında da bağ bulunmakta olup bunlardan her biri yorumlanırken diğerleri de

dikkate alınmalıdır. Bu nedenle yalnızca (3) numaralı fıkrada sayılan haklara

uygun olarak yapılan bir ceza yargılamasının, (1) numaralı fıkrada yer alan “hakkaniyete uygun yargılanma hakkı”

ışığında değerlendirilmeden, hakkaniyete uygun ve dolayısıyla adil olduğu

söylenemez (bkz. B. No: 2013/4784, 7/3/2014, § 34).

48. Sözleşme’nin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (c)

bendinde hakkında bir suç isnadında bulunulan kişinin “Kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir müdafiinin yardımından yararlanmak; eğer avukat tutmak için

gerekli maddî olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli

görüldüğünde, resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak

yararlanabilmek” hakkı bulunduğu belirtilmiştir. Sanık kendisini

bizzat savunma hakkına sahip olduğu gibi bir müdafi yardımıyla savunma hakkına

da sahiptir. Ancak müdafi ile temsil edilme hakkı bakımından önemli olan,

yargılamaya bir bütün olarak bakıldığında, başvurucunun müdafi yardımından

etkili bir biçimde yararlanmış olmasıdır (bkz. B. No: 2013/4784, 7/3/2014, §

40).

49. Müdafi ile temsil edilme hakkının bir gereği olarak 5271

sayılı Kanun’un 150. maddesinde, hakkında suç isnadı bulunan bir kimsenin

kendisi bir müdafi seçebileceği gibi müdafi seçebilecek durumda olmadığını

beyan eder ve kendisine bir müdafi atanmasını talep ederse mali imkânlardan

yoksun olup olmadığına bakılmaksızın bu kişiye müdafi atanacağı kuralı kabul

edilmiştir. Yine aynı maddeye göre sanığa isnat edilen suçun kanunda öngörülen

cezasının alt sınırının beş yıldan çok olması ve kendisine bir müdafi seçmemiş

olması halinde sanığın istemi aranmaksızın resen bir müdafi tayin edilmektedir.

Ayrıca 5271 sayılı Kanun’un 151. maddesine göre görevlendirilen müdafi, duruşmada

hazır bulunmaz veya vakitsiz olarak duruşmadan çekilir veya görevini yerine

getirmekten kaçınırsa, hâkim veya mahkeme derhâl başka bir müdafi

görevlendirilmesi için gerekli işlemi yapmak zorundadır.

50. Yukarıda zikredilen hükümleri ve diğer mevzuatı

yorumlayan Yargıtay, kendisine bir zorunlu müdafi atandığından sanığın haberdar

edilmiş olması şartıyla tayin edilmiş zorunlu müdafie

yapılan tefhim ve tebliğin, aynen vekâletnameli müdafie yapıldığında olduğu gibi hukuki sonuçlarını

doğurduğuna karar vermiştir. Yargıtay’a göre sanığın zorunlu müdafii azletme ve değiştirilmesini isteme hakkı

bulunmaktadır ve kendisine zorunlu müdafi atandığından haberdar olan sanık buna

ses çıkarmazsa, zorunlu müdafiin yapmış olduğu ve

kendisinin açıkça karşı çıkmadığı tüm tasarrufların sonuçlarına katlanmak

zorundadır. Sanığın kendisine zorunlu müdafi atandığından haberdar edilmediği

durumlarda ise; zorunlu müdafie yapılmış bulunan

tefhim ve tebliğ kendisine bağlanan hukuki sonuçları doğurmaz (§ 26).

51. Somut olayda, isnat edilen suçun kanunda öngörülen

cezasının alt sınırının beş yıldan fazla olması ve başvurucunun kendisinin bir

müdafi seçmemiş olması nedeniyle başvurucuya 17/7/2002 tarihli ilk duruşmada

resen müdafi tayin edilmiştir. 18/10/2007 tarihli duruşmada başvurucu müdafii ile birlikte savunmasını yapmıştır. 29/1/2008

tarihli duruşmada ise başvurucu ve müdafii hazır

bulunmamışlar, sanık müdafii mazeret dilekçesi

vermiştir. 27/3/2008 tarihli duruşmada başvurucu ve müdafii

duruşmada hazır bulunmamışlar; zorunlu müdafiin

mazeretsiz olarak duruşmaya gelmemesi nedeniyle yeni bir müdafi

görevlendirilmesi için Baroya yazı yazılmıştır. 8/5/2008 tarihli duruşmada da

başvurucu hazır bulunmamış, Baro tarafından tayin edilen yeni müdafi huzurunda

duruşma yapılmıştır. 19/6/2008 tarihli duruşmada başvurucu duruşmada hazır

bulunmamış, iddia makamının esas hakkındaki mütalaasına ve diğer yargılama

işlemlerine karşı yeni atanan müdafi beyanlarda bulunmuş ve aynı gün

başvurucunun cezalandırılmasına karar verilmiştir. Mahkumiyet

hükmü atanan ikinci müdafii tarafından 17/7/2008

tarihinde temyiz edilmiştir.

52. Sonuç olarak, zorunlu müdafiinin

yüzüne karşı yapılmış olan tefhim, kendisine zorunlu müdafi atandığından

haberdar edilmeyen başvurucu açısından hukuki sonuç doğurmayacağından, temyiz

süresini de başlatmamıştır. Dolayısıyla buna bağlı olarak yapılan sonraki tüm

usul işlemlerinin hukuka uygun olduğunu söylemek de olanaklı değildir.

53. Öte yandan başvurucunun kendisine müdafi atandığını

öğrenmekten bilinçli olarak kaçınıp kaçınmadığının veya davasını gerekli özeni

göstererek takip edip etmediğinin değerlendirilmesinde olayların geçtiği

tarihte başvurucunun yaşı da göz önünde bulundurulmalıdır. Başvurucu, isnat

edilen suçu işlediği iddia edilen tarihte yaklaşık 14 yaşında, İlk Derece

Mahkemesinin kararını verdiği tarihte ise yaklaşık 16 yaşındadır. Sonuç olarak

somut olayda olayların geçtiği tarihte yaşı küçük olan başvurucuya yeni bir

müdafi atandığı bildirilmemiştir. Kendisine avukat atandığını bilmeyen,

kendisine atanan avukatı beğenmediği takdirde bu avukatın değiştirilmesini

isteme hakkına sahip bulunan başvurucu, atandığını bilmediği bir avukatın

tasarruflarından sorumlu tutulamaz ve bu avukatın yaptığı tüm işlemleri peşinen

kabul etmiş sayılacağını söylemek mümkün değildir (bkz. § 26).

54. Ayrıca, başvurucuya atanan müdafi ile başvurucu yargılama

sürecinde hiçbir zaman bir araya gelmediklerine göre müdafiin

dosyayı çalışmak, savunma hazırlamak ve gerektiği taktirde başvurucuya danışmak

için yeterli zaman, imkan ve kolaylıklara sahip olduğu

söylenemez (benzer bir değerlendirme için bkz. Goddi/İtalya, B. No: 8966/80, 9/4/1984, § 31). Böyle bir durumda

da başvurucunun savunma haklarını tam anlamıyla kullanabileceği düşünülemez.

55. Belirtilen nedenlerle, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence

altına alınan bir müdafiin yardımından yararlanma

hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

56. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının Yargıtaya

sunduğu tebliğnamenin başvurucuya bildirilmemesi

nedeniyle silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri ile bir müdafiin yardımından yararlanma hakkının ihlal edildiği

sonucu göz önüne alındığında, başvurucunun bir tanığı sorgulayamaması ve diğer

bazı usul güvencelerinin yerine getirilmemesi nedeniyle adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetlerinin ayrıca incelenmesine gerek

görülmemiştir. Başvurucunun diğer şikayetlerini, ihlalin ve sonuçlarının

ortadan kaldırılması bakımından yeniden yargılama yapıldığı sırada İlk Derece

Mahkemesinde ileri sürmesi mümkündür.

3. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi

Yönünden

57. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar”

kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal

bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

58. Başvurucu, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği

iddiası yönünden yargılamanın yenilenmesine karar verilmesini talep etmiştir.

59. Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmakta

olup, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması bakımından hukuki yarar

bulunduğundan, yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın ilgili mahkemeye

gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

60. Başvurucu, 10.000,00 TL maddi ve 40.000,00 TL manevi

tazminata hükmedilmesini talep etmiştir. Başvurucu ayrıca, avukatlık ücreti ve

ödenen harç ile yapılan diğer masrafların ödenmesini de talep etmiştir.

61. Adalet Bakanlığı, başvurucu tarafından talep edilen

tazminat miktarları konusunda herhangi bir beyanda bulunmamıştır. Başvurucu

maddi zararlarına ilişkin her hangi bir kanıt

sunmadığından maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

62. İhlal tespitinin yeterli tatmin sağladığı

değerlendirildiğinden manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesi

gerekir.

63. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler

uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan

1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1.

Adil yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2.

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

SONUÇ / HÜKÜM

B. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması bakımından yeniden

yargılama yapılmak üzere dosyanın ilgili Mahkemeye GÖNDERİLMESİNE,

C. Başvurucunun tazminata ilişkin taleplerinin REDDİNE,

D. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

30/12/2014 tarihinde OY

BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör : Yunus HEPER Başvurucu : Gürhan NERSE Vekili : Av. Hüseyin YILMAZ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/5957, 30 Aralık 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru Süreci
  6. III. Olaylar Ve
  7. Olgular
  8. A. Olaylar
  9. B. İlgili Hukuk
  10. IV. İnceleme Ve
  11. Gerekçe
  12. A. Başvurucunun
  13. B. Değerlendirme
  14. V. Hüküm
  15. E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  16. M. Emin KUZ
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/5957
Tarih
30 Aralık 2014

İlgili Kararlar

  • Emine Karagülmez Başvurusu (B. No: 2013/3673)
  • Süreyya İlhan Başvurusu (B. No: 2014/2617)
  • G.k. Başvurusu (B. No: 2014/14580)
  • Nilgün Kaya Başvurusu (B. No: 2012/1146)
  • A.v. Başvurusu (B. No: 2013/216)
  • Necmiye Çiftçi ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/1301)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.