İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Necmiye Çiftçi ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/1301)

1. Başvurucular, kendilerine ait

Başvuru No2013/1301Tarih30 Aralık 2014Okuma21 dk · 4.157 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Necmiye Çiftçi Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
30 Aralık 2014
Başvuru Numarası
2013/1301
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.157 kelime·21 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvurucular, kendilerine ait

taşınmazda kum-çakıl ocağı işletmek üzere yaptıkları başvurunun idarece

reddedilmesi sonrasında idari işlemin iptali için açtıkları davada mahkemenin

usulen inceleme yapması gerekirken işin esasını incelediğini ve davayı

reddettiğini, bu nedenle kendi mülklerinden yararlanma haklarının ve adil

yargılanma haklarının ihlal ettiğini ileri sürerek ihlalin tespitiyle

yargılamanın yenilenmesini veya kendilerine uygun tazminat ödenmesine karar

verilmesini talep etmişlerdir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 7/2/2013 tarihinde

Sakarya 2. İdare Mahkemesi aracılığıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari

yönden yapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin

bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca, 17/7/2013

tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına,

dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 24/7/2014

tarihinde kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir

örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Adalet Bakanlığının 21/8/2014

tarihli görüş yazısı 1/9/2014 tarihinde başvuruculara tebliğ edilmiştir.

Başvurucular Adalet Bakanlığı cevabına karşı beyanlarını yasal süresi içinde 15/9/2014 tarihinde ibraz etmişlerdir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve ekleri ile ilgili dava dosyasında yer

aldığı şekliyle olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucuların murisi Orhan ÇİFTÇİ, kendisine ait Sakarya

ili Merkez Adliye köyü G24C13A1A paftada yer alan 40.890 m2’lik alanda

kum-çakıl ocağı işletmek üzere 19/12/2005 tarihinde

Sakarya İl Özel İdaresine (idare) başvurmuştur.

8. İl Özel İdaresi, 12/2/2006

tarihli yazısıyla ilgili kurumlardan mevzuatı gereği ruhsat başvurusuna görüş

vermesini talep etmiş, 23/6/2006 tarihinde kurum görevlileri araziyi incelemiş

ve müteakiben görüşlerini sunmuşlardır. Diğer kurumlar olumlu görüş verirken

Tarım İl Müdürlüğü 7/8/2006 tarihli yazıyla Toprak

Koruma Kurulu’nun 2/2 nolu kararı gereği olumsuz

görüş bildirmiş ve İl Özel İdaresi de başvurucunun talebini reddetmiştir.

9. Başvurucuların murisi 4/10/2006

tarihinde Sakarya 2. İdare Mahkemesinde (Mahkeme) yönetmelik gereği kurum

görüşlerinin 30 gün içinde bildirilmesi gerektiği, görüş bildirilmemesi halinde

olumlu görüş olarak değerlendirileceği, Tarım İl Müdürlüğünün üç ay sonra

olumsuz görüş bildirmesinin mevzuata aykırı olduğu, uyuşmazlık konusu alanda

komşu parsellerde kum-çakıl ocağı işletildiği ve idarenin işleminin hukuka

aykırı olduğu iddiasıyla idari işlemin iptali için dava açmıştır.

10. Mahkeme, 14/12/2007 tarihinde

bilirkişi eşliğinde dava konusu taşınmazda keşif yapmıştır. Bilirkişilerce

hazırlanan 2/1/2008 ve 4/4/2008 tarihli raporlarla

arazinin Sakarya Nehri kıyısındaki alanın alüvyonlu toprak bölümünün tarım

açısından elverişli toprak olduğu, bu toprağın alınması halinde kum-çakıl

açısından potansiyel rezerv oluşturduğu, aynı ada içinde kum-çakıl ocağı

bulunduğu, dava konusu taşınmazlardan 28, 29, 31, 32 numaralı parsellerin

koruma bandı dışında kalan kısımları, haritada ocak alanı olarak gösterilen 25,

26, 38, 40, 42, 44, 45 numaralı parseller ile park ve depolama alanı olarak

gösterilen 37 numaralı parselin tarım arazisi niteliğinde olduğu, toplam 40.890

m2 genişliğindeki taşınmazın 5.000 m2’lik alan dışında kalan büyük kısmının

tarım arazisi niteliğinde olduğu, kum-çakıl ocağı işletilmesi halinde tarım

arazisi niteliğinin ortadan kalkacağı ve çevresindeki parselleri olumsuz

etkileyeceği DSİ koruma bandında yer alan kısımdan kontrollü biçimde malzeme

alınması durumunda çevre arazilerin tehdit edilmeyeceği şeklinde görüş

verilmiştir.

11. Mahkeme, 5/6/2008 tarih ve

E.2006/244, K.2008/476 sayılı kararıyla bilirkişi raporuna atıf yaparak ve

arazinin büyük kısmının tarım arazisi niteliğinde olduğu ve ruhsat istenen alan

bütün olarak değerlendirildiğinde bu haliyle ruhsat verilmesi durumunda tarım

arazilerinin zarar göreceği gerekçesiyle davayı reddetmiştir.

12. Başvurucuların murisi Orhan ÇİFTÇİ 26/3/2009

tarihinde vefat etmiştir.

13. Temyiz edilen kararı inceleyen Danıştay 8. Dairesi 22/3/2012 tarih E.2008/8775, K.2012/1227 sayılı kararıyla

ilk derece mahkemesi kararını usul ve yasaya uygun olduğu ve bozulmasını

gerektirir bir neden olmadığı gerekçesiyle onamıştır.

14. Karar düzeltme istemi aynı Dairenin 16/11/2012

tarih ve E.2012/5153, K.2012/9524 sayılı kararıyla reddedilmiş ve karar aynı

tarihte kesinleşmiştir. Kesinleşen karar başvuruculara 22/1/2013

tarihinde tebliğ edilmiştir.

15. Başvurucular 7/2/2013 tarihinde

bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

B. İlgili Hukuk

16. 4/6/1985 tarihli ve 3213 sayılı Maden

Kanunu’nun 7. maddesinin 1. fıkrası şöyledir:

“Madencilik faaliyetlerinin yapılması ve

ruhsatlandırma işlemlerinin yürütülmesi ile ilgili olarak yeni verilecek ruhsat

alanlarına maden işletme yöntemi, faaliyetin yapıldığı bölge, madenin cinsi,

yapılacak yatırımın çevresel etkileri, şehirleşme ve benzeri hususlar dikkate

alınarak, temdit talepleri dahil ruhsat verilen

alanlarda kazanılmış haklar korunmak kaydıyla, ilgili kurumların görüşleri

alınarak Bakanlık tarafından kısıtlama getirilebilir.”

17. 3213 sayılı Kanun’un 16. maddesinin 2. fıkrası şöyledir:

“I. Grup (a) bendi madenler için alanlar il

özel idarelerince ihale edilerek işletme ruhsatı verilir. İhale edilecek

alanlar Genel Müdürlüğün uygun görüşü alınarak belirlenir…”

18. 3/2/2005 tarih ve 25716 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Maden Kanunu’nun I (A) Grubu Madenleri

İle İlgili Uygulama Yönetmeliği’nin ruhsat başvurusunun yapıldığı dönemde

yürürlükte bulunan 8. maddesinin 1. fıkrası şu şekildedir:

“Kendi mülkü içinde I (a) Grubu maden ruhsatı

almak isteyen gerçek veya tüzel kişiler,İl

Özel İdaresine ilk müracaat harcı ile müracaat ederek ruhsat talebinde bulunur.

İl özel idaresince Genel Müdürlüğün uygun görüşü alınarak bu alanların yerinde

tetkiki için ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının yetkililerinden oluşan bir

heyet oluşturulur. Bu heyet tetkik sonucu yazılı görüşlerini otuz gün içinde il

özel idaresine bildirir. Bu süre içinde görüş bildirilmemesi olumlu görüş

olarak değerlendirilir. Yapılan incelemelerde uygun görülen alanlara ihale

edilmeden ruhsat verilir…”

19. 3/7/2005 tarihli ve 5403 sayılı Toprak

Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’nun 13. maddesinin 1.fıkrası şöyledir:

“Mutlak tarım arazileri, özel ürün arazileri,

dikili tarım arazileri ile sulu tarım arazileri tarımsal üretim amacı dışında

kullanılamaz…”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

20. Mahkemenin 30/12/2014 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 7/2/2013 tarih ve 2013/1301 numaralı

bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların İddiaları

21. Başvurucular, kendilerine ait taşınmazda kum-çakıl ocağı

işletmek üzere yaptıkları ruhsat başvurusunda görüş vermesi gereken diğer

kurumlar olumlu görüş verirken ilgili kanun ve yönetmelik gereği 30 gün içinde

cevap vermesi gereken Tarım İl Müdürlüğü’nün bundan üç ay sonra 7/8/2006 tarihli yazıyla olumsuz görüş verdiğini ve sürenin

geçmesine rağmen bu görüş dikkate alınarak taleplerinin İdare tarafından

reddedildiğini, açtıkları idari işlemin iptali davasında bu durumun Mahkemece

gözetilmediğini, yine Mahkemece bilirkişi raporunun kısmen kum-çakıl ocağı

işletilebilir görüşüne de itibar edilmediğini, aynı yer ve mevkide benzer nitelikli

komşu taşınmaz sahiplerine işletme ruhsatı verildiğini, mahkemenin başvuru

süresi ve cevap süresi ile ilgili koşulların yerine getirilip getirilmediğini

incelemek yerine kendini ruhsat veren idare yerine koyarak ve keşif yaparak

işin esasını incelediğini belirterek mülkiyet ve adil yargılanma haklarının

ihlal ettiğini ileri sürmüş ve ihlalin tespitiyle yargılamanın yenilenmesini

veya kendilerine uygun tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmişlerdir.

B. Değerlendirme

22. Başvurucular, somut başvuruya konu ruhsat vermeme

işleminin iptali konulu davada Mahkemenin koşulların yerine getirilip

getirilmediğiyle sınırlı bir inceleme yapması gerekirken işin esasını

inceleyerek ve davayı reddederek mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal

edildiğini ileri sürmüşlerdir. Anayasa Mahkemesi, başvurucuların ihlal

iddialarına ilişkin nitelendirmesi ile bağlı olmayıp, somut dava ve buna bağlı

olayların özelliklerine göre olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir

eder.

23. Başvurucuların Mahkemenin koşulların yerine getirilip

getirilmediğiyle sınırlı bir inceleme yapması gerekirken işin esasını inceleme

yapmasına ilişkin şikâyetleri Mahkeme kararının keyfilik taşıdığı iddiası

kapsamında adil yargılanma hakkı yönünden; ruhsat alamamaları nedeniyle

mülkiyet haklarının ihlal edildiği şikâyetleri ise mülkiyetin kullanımının

kontrolü kapsamında incelenecektir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Adil Yargılanma

Hakkının İhlali İddiası

24. Başvurucular, kendilerine ait taşınmazda kum-çakıl ocağı

işletmek üzere yaptıkları ruhsat başvurusunda görüş vermesi gereken diğer

kurumlar olumlu görüş verirken ilgili kanun ve yönetmelik gereği 30 gün içinde

cevap verilmesi gerekirken Tarım İl Müdürlüğü’nün bundan üç ay sonra 7/8/2006 tarihli yazıyla olumsuz görüş verdiğini ve sürenin

geçmesine rağmen bu görüş dikkate alınarak taleplerinin idare tarafından

reddedildiğini, açtıkları idari işlemin iptali davasında bu durumun mahkemece

gözetilmediğini, yine mahkemece bilirkişi raporunun kısmen kum-çakıl ocağı işletilebilir

görüşüne de itibar edilmediğini, aynı yer ve mevkide benzer nitelikli komşu

taşınmaz sahiplerine işletme ruhsatı verildiğini, mahkemenin başvuru süresi ve

cevap süresi ile ilgili koşulların yerine getirilip getirilmediğini incelemek

yerine kendini ruhsat veren idare yerine koyarak ve keşif yaparak işin esasını

incelediğini belirterek mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal ettiğini

ileri sürmüşlerdir.

25. Adalet Bakanlığı, ilgili uygulama

yönetmeliğinin 8. maddesinin 1. fıkrasında yer alan 30 günlük sürede görüş

vermeye dair düzenlemenin usuli bir düzenle olduğu,

bahsedilen görüşlerle beraber tüm bilgi ve belgeler toplandıktan sonra idarece

ruhsat verme talebine cevap verildiği, somut davada idarenin ruhsat talebini

reddettiği ve Mahkemenin de kum-çakıl ocağı için gerekli şartların bulunup

bulunmadığını tespit için bilirkişiler eşliğinde keşif yaptığı ve bu işlemin

hukuka uygunluğunu usulüne uygun bir şekilde değerlendirerek keyfilikten uzak,

adalet ve hakkaniyete uygun bir karar verdiğini, başvurucuların şikâyetinin

kanun yolu niteliğinde olduğunu, Anayasa Mahkemesinin ilave bir temyiz mercii

olmadığını belirtir görüş bildirmişlerdir.

26. Başvurucular ise Adalet Bakanlığı

görüşüne karşı Tarım İl Müdürlüğünün 30 gün sonrasında görüş bildirmesi

nedeniyle olumlu görüş bildirdiğinin kabul edilmesi gerektiği, Mahkemenin bunun

yerine yerindelik denetimi yaptığını, Mahkemenin ilk bilirkişi raporuna göre

hüküm vermesi gerekirken ek rapor aldırdığını, yerindelik denetimi yapılması

nedeniyle adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini beyan etmişlerdir.

27. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi

gereken hususlarda inceleme yapılamaz.”

28. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa

Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça

dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

29. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine

karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü

fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular kapsamında değerlendirilen

kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel

başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

30. Anılan kurallar uyarınca, ilke olarak derece mahkemeleri

önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece

mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup

olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece

mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda

açıkça keyfilik veya bariz takdir hatası içermesi ve bu durumun kendiliğinden

bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu

çerçevede, kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular, açık keyfilik veya

bariz takdir hatası bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince incelenemez (B. No:

2012/1027, 12/2/2013, § 26).

31. Mahkemenin gerekçesi ve başvurucunun yukarıdaki iddiaları

incelendiğinde, iddiaların özünün Derece Mahkemesi tarafından delillerin

değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına,

derece mahkemelerinin uyuşmazlığa getirdiği çözümünün âdil olmamasına ve esas

itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.

32. Maden Kanunu’nun I (A) Grubu Madenleri İle İlgili

Uygulama Yönetmeliği 8. maddesinin 1. fıkrasında; “ … Bu heyet… yazılı görüşlerini otuz gün

içinde bildirir. Bu süre içinde görüş bildirilmemesi olumlu görüş olarak

değerlendirilir. Yapılan incelemelerde uygun görülen alanlara ihale edilmeden

ruhsat verilir…” hükmü yer almaktadır. Öngörülen 30 günlük süre,

idarelere yönelik bir süre olduğundan düzenleyici nitelikte olup, hak düşürücü

nitelikte değildir. Ruhsat işlemlerinin tamamlanmasından önce fakat 30 günden

sonra idarelerce bildirilen görüşlerin değerlendirilmeye alınmayacağına ilişkin

herhangi bir düzenlemeye rastlanmamaktadır. Kanuna göre ruhsat verme işlemine

yetkili organ diğer kurumların görüşünü aldıktan sonra il özel idareleridir. Bu

nedenle 30 günlük sürede cevap verilmemiş olmasının doğrudan ruhsat hakkı

kazandırdığına dair bir yasal dayanak bulunmamaktadır.

33. Somut başvuruya konu davada Mahkeme, başvuruculara

haklarını savunabilmek için kendi görüşlerini sunma imkânı tanımış,

başvurucular konuya ilişkin iddialarını Mahkemeye sunuşlar ve Mahkeme bu

iddiaları incelemiştir. Mahkemece, kum-çakıl ocağı ruhsatı için yasal şartların

bulunup bulunmadığı ve arazinin tarım dışı amaç için kullanılmaya uygun olup

olmadığının tespiti için keşif kararı verilmiştir. Başvurucuların avukatı da

keşfe iştirak etmiştir. Keşif sonrası hazırlanan bilirkişi raporu taraflara

tebliğ edilmiştir. Mahkemece bilirkişi heyetinden ek rapor alınması cihetine

gidilmiş ve netice olarak maden ruhsatı istenilen arazinin büyük kısmının tarım

arazisi niteliğinde olduğu sonucuna varılarak hüküm tesis edilmiştir.

34. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun belirtilen

iddialarının kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin olduğu, derece

mahkemesi kararlarının bariz takdir hatası veya açıkça keyfilik de içermediği

anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları

yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan

yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

b. Mülkiyet

Hakkının İhlali İddiası

35. Başvurucular kendilerine ait taşınmazı kum-çakıl ocağı

olarak kullanmalarının engellenmesi nedeniyle mülkiyet haklarının ihlal

edildiği şikâyeti açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi bu şikâyet için diğer

kabul edilemezlik nedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Bu nedenle,

başvuruya ilişkin olarak kabul edilebilirlik kararı verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

36. Başvurucular, kendilerine ait taşınmazda kum-çakıl ocağı

işletme taleplerinin reddedilmesi nedeniyle kendilerine ait mülklerini

istedikleri şekilde kullanamadıklarından ve mülklerinden gelir elde

edemediklerinden şikâyet etmektedirler.

37. Adalet Bakanlığı, başvurucuların

kendilerine ait taşınmazda kum-çakıl ocağı işletme taleplerinin reddedilmesine

dair şikâyetlerinin mülkiyet hakkının üçüncü kuralı kapsamında incelenmesi

gerektiği, buna göre, devletlerin, uygun gördükleri yasalarla mülkiyetin

kullanılmasını kamu yararı amacıyla sınırlandırabilecekleri, tarım arazilerinin

tarımsal üretim amacı dışında kullanılamayacağına ilişkin sınırlandırmanın kamu

yararı amacıyla getirilmiş bir düzenleme olduğu, hukuken öngörülmüş olma

koşulunun da gerçekleşmiş olduğu, başvurucuların mülkiyetindeki arazinin tarım

arazisi vasfında olması nedeniyle söz konusu araziden tarımsal amaçla

yararlanılmasının asıl olduğu, sonuç olarak mülkiyet hakkına getirilen

sınırlandırmanın “adil dengeyi”

bozmadığı yönünde görüş bildirmiştir.

38. Başvurucular ise Adalet Bakanlığı görüşüne karşı

bilirkişi raporuyla taşınmazlarının tamamının tarım arazisi olarak

nitelendirildiğini, davanın kısmen kabul edilebilmesi mümkün olduğu halde

reddedildiğini bu nedenle mülkiyet haklarının ihlal edildiğini beyan

etmişlerdir.

39. Anayasa’nın “Mülkiyet

Hakkı” kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz.”

40. Anayasa'nın “Temel hak

ve hürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

41. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (Sözleşme) Ek (1)

No.lu Protokol’ün “Mülkiyetin korunması”

kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:

“Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk

dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak

kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun

genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin

kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da

başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli

gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”

42. Anayasa'nın “Toprak mülkiyeti” kenar başlıklı 44. maddesinin 1.

fıkrası şöyledir:

“Devlet, toprağın verimli olarak işletilmesini

korumak ve geliştirmek, erozyonla kaybedilmesini önlemek ve topraksız olan veya

yeter toprağı bulunmayan çiftçilikle uğraşan köylüye toprak sağlamak amacıyla

gerekli tedbirleri alır. Kanun, bu amaçla, değişik tarım bölgeleri ve

çeşitlerine göre toprağın genişliğini tesbit

edebilir. Topraksız olan veya yeter toprağı bulunmayan çiftçiye toprak

sağlanması, üretimin düşürülmesi, ormanların küçülmesi ve diğer toprak ve

yeraltı servetlerinin azalması sonucunu doğuramaz.”

43. Anayasa'nın “Tarım, hayvancılık ve

bu üretim dallarında çalışanların korunması” kenar başlıklı 45. maddesinin 1. fıkrası şöyledir:

“Devlet, tarım arazileri ile çayır ve mer'aların amaç dışı kullanılmasını ve tahribini önlemek,

tarımsal üretim planlaması ilkelerine uygun olarak bitkisel ve hayvansal

üretimi artırmak maksadıyla, tarım ve hayvancılıkla uğraşanların işletme araç

ve gereçlerinin ve diğer girdilerinin sağlanmasını kolaylaştırır.”

44. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvence

altına alınmış olan mülkiyet hakkı kişiye başkasının hakkına zarar vermemek ve

yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla, sahibi olduğu şeyi dilediği

gibi kullanma, ürünlerinden yararlanma ve tasarruf etme olanağı veren bir

haktır. Anayasa’ya göre bu hakka ancak kamu yararı nedeniyle ve kanunla

sınırlama getirilebilir. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkının mutlak

bir hak olmadığı ve kamu yararı amacıyla sınırlandırılabileceği belirtilmiştir

(B. No: 2013/817, 19/12/2013, §§ 28, 32).

45. Anayasa’nın 35. maddesi ve (1) No.lu Protokol’ün 1.

maddesi benzer düzenlemelerle mülkiyet hakkına yer vermiştir. Her iki düzenleme

de üç kural ihtiva etmektedir. Sözleşmenin ilk cümlesi herkese mülkünden

barışçıl yararlanma hakkı verirken Anayasa daha geniş manada mülkiyet hakkını

tanımaktadır. Düzenlemelerin ikinci cümleleri ise kişilerin hangi koşullarda

mülkünden yoksun bırakılabileceğini ya da kişilere ait mülkiyetin hangi

koşullarla sınırlandırılabileceğini hüküm altına almaktadır.

46. Her iki düzenlemenin üçüncü cümlelerinde ise mülkiyetin

kullanımının kontrolü ya da düzenlenmesine ilişkindir. Anayasa’nın

35. maddesinin son fıkrası mülkiyet hakkının kullanımının toplum yararına

aykırı olamayacağı şeklinde hakkın kullanımına ilişkin genel bir ilkeye yer

verirken, Sözleşmeye Ek (1) numaralı protokolün birinci maddesinin ikinci

fıkrası devletlere mülkiyeti kamu yararına düzenleme ile vergiler ve diğer

katkılar ile cezaların tahsili konusunda gerekli gördükleri yasaları uygulama

konusundaki haklarını saklı tutarak taraf devletlerin genel yarara uygun olarak “mülkiyetin kullanımını kontrol” yetkisine

sahip olduklarını kabul etmektedir. Bununla beraber

Anayasa’nın birçok maddesi ilgili olduğu hususta devlete mülkiyetin

kullanımının kontrolü ya da mülkiyeti düzenleme yetkisi vermektedir.

47. AİHM’ne göre ikinci ve üçüncü kurallar, mülkiyetten

barışçıl yararlanma ilkesi şeklinde ifade edilen birinci kuralın özel görünüm

şekilleridir ve bu nedenle genel nitelikli birinci kuralın ışığı altında

anlaşılmaları gerekmektedir (James ve

Diğerleri/Birleşik Krallık, B. No: 8793/79, 21/2/1986,

§ 37).

48. Anayasa’da ve Sözleşme’de yer

alan ve yukarıda yer verilen üçüncü kurallar devlete mülkiyetin kullanımı veya

mülkiyetten yararlanma hakkını kontrol etme ve bu konuda düzenleme yetkisi

vermektedir. Mülkiyeti sınırlamaya göre daha geniş takdir yetkisi veren

düzenleme yetkisinin kullanımında da yasallık, meşruluk ve ölçülülük

ilkelerinin gereklerinin karşılanması kural olarak aranmaktadır (Benzer yönde

AİHM kararı için bkz. Depalle/Fransa [BD], B. No: 34044/02, 29/3/2010, § 83, 84). Buna göre mülkiyet hakkının

düzenlenmesi yetkisi de kamu yararı amacıyla ve kanunla kullanılmalıdır. Bunun

yanında ölçülülük ilkesi gereği mülkiyetten yoksun bırakmada aranan tazminat

ödeme yükümlülüğü, davanın koşullarına göre düzenleme yetkisinin kullanıldığı

her durumda gerekmeyebilmektedir (Bkz. AİHM, Depalle/Fransa [BD], B. No: 34044/02, 29/3/2010,

§ 91).

49. Devlet, düzenlemeyi bireylerin veya tüzelkişilerin olumlu

eylemlerde bulunmalarını zorunlu tutarak veya faaliyetlerine kısıtlamalar

getirerek gerçekleştirebilir. Bu tür düzenlemeler, mevzuatı kabul edilemez

duruma getirecek kadar alışılmışın dışında sonuçlar doğurmadığı sürece devletin

takdir yetkisi içinde kabul edilmektedir (Denev/İsveç, B. No: 12570/86, 18/1/1989;

J.A. Pye (Oxford) Ltd And J.A. Pye

(Oxford) Land Ltd./Birleşik Krallık, 44302/02, 30/7/2007, § 83).

50. Nitekim Anayasa Mahkemesi, 6570 sayılı Kanuna 4531 sayılı

Kanunla ilave edilen geçici 7. maddeyle kira artışlarını ilk yıl %25 takip eden

yıl %10’la sınırlayan hükmü, “Taşınmaz mal

darlığının, Devletçe önlem alınmaması durumunda kiraların normalin üstünde

artacağı açıktır. Kira olgusunun bu bakımdan toplumsal bir sorun olduğu kabul

edildiğinde Devletin kira konusunda kamu yararı amacıyla kimi hak ve

özgürlükleri sınırlandırmasında Anayasa'nın 2., 13.,

35. ve 48. maddelerine aykırılık yoktur.” gerekçesiyle Anayasa’nın

diğer hükümleri yanında mülkiyet hakkına da aykırı bulmayarak iptal istemini

reddetmiştir (AYM, E.2000/26, K.2000/48, K.T. 16/11/2000).

51. Başvurucular, kendilerine ait taşınmazda kum-çakıl ocağı

işletme taleplerinin reddedilmesi nedeniyle kendilerine ait mülklerini

istedikleri şekilde kullanamadıklarından ve mülklerinden gelir elde

edemediklerinden şikâyet etmektedirler.

52. Başvurucuların maliki oldukları taşınmazı diledikleri

şekilde kullanma hakları Anayasa’nın 35. maddesinde yer alan mülkiyet hakkının

kapsamına dâhil olmakla beraber, devletin bu kullanımı kontrol/düzenleme

yetkisi vardır. Somut başvuru konusu olayda başvurucuların kendilerine ait

taşınmazları kum-çakıl ocağı işleterek kullanma ve bu yolla gelir elde etmeleri

idarenin taleplerini reddetmesi ve başvurucuların idari işlemin iptali amacıyla

açtıkları davanın da Mahkemece reddedilmesi nedeniyle mümkün olamamıştır. Somut

başvuruda başvurucuların kendilerine ait taşınmazlarının kullanımını kontrol eden/düzenleyen

müdahalenin başvurucuların mülkiyet hakkını ihlal edip etmediğinin tespit

edilmesi için müdahalede kanuniliğin, kamu yararının ve adil dengenin korunup

korunmadığının incelenmesi gerekmektedir.

53. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvence

altına alınmış olan mülkiyet hakkı kişiye başkasının hakkına zarar vermemek ve

yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla, sahibi olduğu şeyi dilediği

gibi kullanma, ürünlerinden yararlanma ve tasarruf etme (başkasına devretme, biçimini

değiştirme, harcama ve tüketme hatta yok etme) olanağı veren bir haktır

(E.1988/34, K.1989/26, K.T. 21/6/1989; E.2011/58,

K.2012/70, K.T. 17/5/2012).

54. Anayasa’nın 35. ve 13. maddeleri mülkiyet hakkına

getirilecek sınırlamaların kamu yararı amacıyla ve kanunla yapılması

gerektiğini hüküm altına almaktadır. AİHM, yasada öngörülen koşulları, bir

diğer ifadeyle hukukiliği geniş yorumlayarak istikrar kazanmış yargı

kararlarına dayanan içtihat yoluyla geliştirilmiş ilkelerin de hukukilik

şartını karşılayabildiğini kabul ederken (bkz. Malonei/İngiltere, B. No: 8691/79, 2/8/1984,

§§ 66-68) Anayasa, tüm sınırlandırmaların mutlak manada kanunla yapılacağını

öngörerek Sözleşme’den daha geniş bir koruma

sağlamaktadır (B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 31).

55. Kanunun varlığı kadar kanun metninin ve uygulamasının da

bireylerin davranışlarının sonucunu önceden öngörebilecekleri kadar hukuki

belirlilik taşıması gerekir. Bir diğer ifadeyle kanunun kalitesi de kanunilik

koşulunun sağlanıp sağlanmadığının tespitinde önem arz etmektedir.

56. Hukuki güvenlik ile belirlilik ilkeleri, hukuk devletinin

önkoşullarındandır. Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki

güvenlik ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem

ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde

bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.

Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden

herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır

ve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına

karşı koruyucu önlem içermesini ifade etmektedir. Bu bakımdan, kanunun metni,

bireylerin, gerektiğinde hukuki yardım almak suretiyle, hangi somut eylem ve

olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını belli bir açıklık ve

kesinlikte öngörebilmelerine imkân verecek düzeyde kaleme alınmış olmalıdır.

Dolayısıyla, uygulanması öncesinde kanunun, muhtemel etki ve sonuçlarının yeterli

derecede öngörülebilir olması gereklidir (AYM, E.2013/39, K.2013/65, K.T. 22/5/2013).

57. “Belirlilik”

ilkesi yalnızca yasal belirliliği değil, daha geniş anlamda hukuki belirliliği

ifade etmektedir. Erişilebilir, bilinebilir ve öngörülebilir gibi niteliksel

gereklilikleri karşılaması koşuluyla yasalar, mahkeme içtihatları ve yürütmenin

düzenleyici işlemleri ile de hukuki belirlilik sağlanabilir. Aslolan muhtemel muhataplarının mevcut şartlar altında

belirli bir işlemin ne tür sonuçlar doğurabileceğini öngörmelerini mümkün

kılacak bir normun varlığıdır (AYM, E.2009/9, K.2011/103, K.T. 16/6/2011).

58. Somut olay bakımından mülkiyetin

kullanımını kontrol/düzenleme şeklindeki müdahalenin 3213 sayılı Kanunu’nun 7.

maddesinin 1. fıkrası ve 16. maddesinin 2. fıkrası ile ilgili uygulama

yönetmeliğinin 8. maddesinin 1. fıkrası ve 5403 sayılı Kanunun 13. maddesinin

1. fıkrası hükümlerine dayanılarak gerçekleştirildiği, ilgili düzenlemelerin

yeterince açık olduğu, tarım arazilerinin tarım dışı faaliyetler için

kullanılamayacağı, kum-çakıl ocağı işletme taleplerinin il özel idarelerince

ilgili kurumların görüşü alındıktan sonra karara bağlandığı konusunda yeterli

açıklıkta hüküm bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda müdahalenin hukuki

dayanağının yeterli açıklıkta bulunduğuna şüphe yoktur. Ayrıca mevcut

düzenlemeler başvurucuların mevcut koşullarda makul kabul edilebilecek bir

ölçüde davranışlarının sonuçlarını önceden öngörmelerini sağlamaya yetecek

hukuki belirlilik taşımaktadır.

59. Bu durumda kanuni dayanağı bulunan müdahalenin kamu

yararı meşru amacının bulunup bulunmadığının tespiti gerekmektedir.

60. Kamu yararı kavramı, genel bir ifadeyle özel veya

bireysel çıkarlardan ayrı ve bunlara üstün olan toplumsal yararı ifade

etmektedir. Bütün kamusal işlemler, nihai olarak kamu yararını gerçekleştirmek

hedefine yönelmek durumundadır. Kamu yararı doğası gereği geniş bir kavramdır.

Yasama ve yürütme organları toplumun ihtiyaçlarını dikkate alarak neyin kamu

yararına olduğunu belirlemede geniş bir takdir yetkisine sahiptirler. Kamu

yararı konusunda bir uyuşmazlığın çıkması halinde ise uzmanlaşmış ilk derece ve

temyiz yargılaması yapan mahkemelerin uyuşmazlığı çözmek konusunda daha iyi

konumda oldukları açıktır. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru incelemesinde

açıkça temelden yoksun veya keyfi olduğu anlaşılmadıkça yetkili kamu

organlarının kamu yararı tespiti konusundaki takdirine müdahalesi söz konusu

olamaz (B. No: 2013/817, 19/12/2013, §§ 34, 35, 36).

61. Anayasa’nın 44. maddesinin 1. fıkrası devlete toprağın

verimli olarak işletilmesini korumak ve geliştirmek şeklinde, 45. maddesinin 1.

fıkrası ise tarım arazileri ile çayır ve meraların amaç dışı kullanılmasını ve

tahribini önlemek şeklinde ödev yüklemektedir. 5403 sayılı Kanun’un 13.

maddesinin 1.fıkrası: “Mutlak tarım

arazileri, özel ürün arazileri, dikili tarım arazileri ile sulu tarım arazileri

tarımsal üretim amacı dışında kullanılamaz…” hükmünü

barındırmaktadır. Toprağın korunması, geliştirilmesi, tarımsal arazi ve yeter

gelirli tarımsal arazilerin çevre öncelikli sürdürülebilir kalkınma ilkesine

uygun olarak planlı kullanımını sağlayacak tedbirlerin alınması toplumun genel

yararınadır.

62. Kanun koyucu, tarım arazilerini

korumak amacıyla bu nitelikteki arazilerin başka amaçla kullanılmasını

yasaklayan ve bireylerin sahibi olduğu taşınmazlarında kum-çakıl ocağı işletme

taleplerini yine belirli nitelikteki arazileri korumak ve bu tür işletmelerin

çevreye olan olumsuz etkilerini azaltmak ve/veya tümüyle gidermek amacıyla

mevzuatta gösterilen belirli izin sistemlerine ve konuyla ilgili kurumların

iznine bağlayan düzenlemeler yapmasının açıkça temelden yoksun veya keyfi

olmadıkça mülkiyet hakkını ihlal ettiği söylenemez.

63. Ancak mülkiyetin kullanımını düzenleyen kanun ve

uygulamaların da elde edilmek istenen kamu yararıyla bireysel menfaatler

arsında adil bir denge kurması, yani ölçülü olması gerekir. Ne var ki

mülkiyetin zararlı kullanımını önlemeyi hedefleyen bu tür müdahalelerde bireyin

kişisel hakları ile toplumun genel menfaati arasında dengeyi sağlamak için her

zaman tazminat ödenmesi zorunlu görülemez.

64. Başvurucuların mülkiyetindeki arazinin tarım arazisi

vasfında olması nedeniyle söz konusu araziden tarımsal amaçla yararlanılması

asıldır. Başvurucular bu amaçla araziden yararlanmadıklarına dair bir şikâyeti

dile getirmemekte ve bu konuda bilgi ve belge sunmamaktadırlar. Başvurucular,

somut başvuruya konu davada bu taleplerini reddeden idari işlemin iptal

edilmemesinden şikâyet etmektedirler. Başvurucuların başvuru dilekçesine

ekledikleri evraklarda somut davaya konu arazilerde kum-çakıl

işletilebileceğine ilişkin daha önce aldıkları bir izin veya ruhsat

sunmamışlardır. Dolayısıyla başvurucuların sahibi oldukları bir ruhsat veya

izne bağlı olarak dava konusu taşınmazlar üzerinde kum-çakıl ocağı işletmek

konusunda kazanılmış bir haklarının veya meşru bir beklentilerinin de olmadığı

anlaşılmaktadır. Başvurucular izin taleplerinin reddedilmesinin taşınmazın

mevcut kullanım şeklini etkileyeceği ya da taşınmazın değerini düşüreceği şeklinde

bir iddia da ileri sürmemektedirler.

65. Bu durumda başvurucuların sahibi

oldukları tarımsal nitelikli taşınmazlarını kullanıma yönelik kısıtlamanın

ilgili Anayasa ve kanun hükümlerine göre tarım arazilerinin korunması amacıyla

kum-çakıl işletme taleplerinin reddedilmesiyle sınırlı olduğu, başvurucuların

talep ettikleri kullanım şekline daha önce hak kazanmadıkları, başvurucuların

diledikleri takdirde sahibi oldukları taşınmazı tarım amaçlı kullanabilecekleri

ya da kiraya vermek suretiyle gelir elde edebilecekleri, tarım arazilerinin

tarım amacı dışında kullanılamayacağına ilişkin düzenlemedeki korunan hukuki

yarar dikkate alındığında başvurucuların mülkiyet hakkını kullanmalarına

getirilen sınırlandırmanın, mevcut yararlanma şekillerini engelleyen, mevcut

gelir elde etme imkânlarını kısıtlayan ya da taşınmazın değerini düşüren bir

sınırlandırma olmadığı ve başvurucular üzerine ulaşılmak istenen kamu yararı

ile kıyaslandığında aşırı bir yük getirmediği, dolayısıyla “adil dengeyi” bozmadığı sonucuna

ulaşılmıştır.

66. Başvurucuların taşınmazları üzerinde kanunlar

çerçevesinde mülkiyet haklarını kullanabilecekleri ve izin talebinin reddinin

mevcut kullanım şeklini değiştirerek başvurucuların zararına yol açmadığı

dikkate alındığında somut başvuruya konu müdahalenin başvurucuların önemli

ölçüde zararına sebebiyet vereceği söylenemez.

67. Başvurunun değerlendirilmesi neticesinde, başvurucuların

sahibi oldukları tarımsal nitelikte arazilerinde kum-çakıl ocağı işletme

taleplerinin reddedilmesinin hukuki dayanağı olduğu ve meşru bir kamu yararına

dayandığı, başvurucuların kişisel yararı ile toplumun genel yararı arasında

başvurucular aleyhine ölçüsüz ve ağır bir yüke sebep olan bir uygulamanın da

olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

68. Belirtilen nedenlerle, başvurucuların Anayasa’nın 35.

maddesinde güvence altına alınan mülkiyet haklarının ihlal edilmediğine karar

verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan nedenlerle;

A. Başvurunun,

1. Yargılamanın sonucunun adil olmadığı iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması”,

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Mülkiyet hakkına ilişkin iddialarının KABUL EDİLEBİLİR

OLDUĞUNA,

B. Başvurucuların Anayasa’nın 35.

maddesinde güvence altına alınan mülkiyet haklarının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Başvurucuların tazminata ilişkin

taleplerinin REDDİNE,

D. Yargılama giderlerinin başvurucular

üzerinde bırakılmasına,

30/12/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Serruh KALELİ

Üyeler

:

Hicabi DURSUN

Erdal TERCAN

Zühtü ARSLAN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Raportör

:

Selami ER

Başvurucular

:

Necmiye

ÇİFTÇİ

Haluk ÇİFTÇİ

Faruk ÇİFTÇİ

Hasan Tarık

ÇİFTÇİ

Vekilleri

:

Av. Nadir

KURTDERE

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/1301, 30 Aralık 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucuların İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. C. Başvurucuların tazminata ilişkin
  12. D. Yargılama giderlerinin başvurucular
  13. Gökcan
  14. Çiftçi
  15. Çiftçi
  16. Kurtdere
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/1301
Tarih
30 Aralık 2014

İlgili Kararlar

  • Mehmet Hasan Altan Başvurusu (B. No: 2013/6947)
  • Ali Rıza Telek Başvurusu (B. No: 2013/2630)
  • İsmail Ediş Başvurusu (B. No: 2012/354)
  • Korkut Bahadır Başvurusu (B. No: 2014/4025)
  • Cafer Karataş Başvurusu (B. No: 2014/2369)
  • Sadun Özkaya Başvurusu (B. No: 2013/2697)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.